Köşe Yazıları

“GEMLİKTE TRAFİK PARK SORUNU ÇÖZÜM BEKLİYOR VE ŞİİR’İM”

“GEMLİKTE TRAFİK PARK SORUNU ÇÖZÜM BEKLİYOR VE ŞİİR’İM”

Uzun yıllardır, Gemlik’te trafik ve park benzeri sorunların çözümsüzlüğünün nedenlerini anlamakta zorlanıyorum ve sorunun ana kaynağı olarak bilindiği halde ilgili yetkililer neden çözüm üretemiyor, bir anlam veremiyorum. Neyi beklerler daha fazla can kaybı sakatlanmalar ve mal kaybı olmasını mı beklerler. Zaten yıllarca, Gemlik trafiğinin sorunları yüzünden birçok can kaybı sakatlanmalar ve mal kaybı olması yetmiyor mu, ilgili yetkililerden Gemlik insanı bu açıl konunun çözümünü bekliyor…

*

09.Haziran 2020. Pazartesi 19.20 de; Gemlik Orhan-iye mahallesinde kumla caddesi yolunda meydana gelen o elim bisiklet kazası gencecik bir can “Mehmet” gitti ve o cadde kenarında oturan insanların çoğunluğu o caddede bu gibi kazaların çok olması söylemlerinden çıkan istekleri; gidiş tek yönlü yolun olması, onarılarak düzeltilmesi ve kamara sisteminin yapılmasıyla sorunlar çözülür ve mahalle sakinleri olarak rahat etmiş oluruz. Gemlik ilçemizi yöneten ilgili tüm yetkililerinden bu konuda çözüm beklemektedirler. İlgililerden önemli çözüm ve istektir. Gemlik’te Ambulans yetersizliği ve olay yerlerine geç gelişler konusudur.

*

Çağımızda teknolojik gelişmeler toplum ve insan yaşamını çok boyutlu olarak etkilemiş yaşam standartları yeni teknoloji ve araçlar sayesinde yükseliş göstermiş olup, dünyadaki tüm ülkelerde ve özellikle de gelişmekte olan ülkelerde şehirde nüfusun ve otomobil sayısının hızlı artışıyla bu hıza yetişemeyen alt yapı faaliyetleri trafik kazalarının artışını beraberinde getirerek trafikte ve ulaştırmada ana unsur insan olması toplumumuzda trafik kazalarının asgariye indirilmesi düzenli ve güvenli bir trafik ortamının tesis edilmesi, trafik kurallarına alışkanlık kazandırılması ancak insanın trafik kültürünün kavraması ile mümkündür…

*

Ülkemizde son 15 yılda meydana gelen trafik kazaları nedeni ile 150.000 yakın vatandaşımız yaşamını yitirmiş ve yaklaşık 1.5 milyonu aşkın vatandaşımız yaralanmış yada sakat kalmış ve toplumsal bir sorun haline gelen trafik kazalarına sebep olan faktörler, insan, taşıt, yol, çevre, iklim vb. olarak sayılabiliriz. Ülkeyi yöneten siyaset ve tüm kurumlarıyla yapması gereken şehir içi trafik konularını genelde ve yerelde acil çözümüdür.

Kazaların azaltılabilmesi için ilk şart insanları trafik konusunda bilinçlendirmek ve eğitmektir. Trafik kurallarına uyumu sağlamanın önemli bir unsuru eğitimdir. Eğitilmiş insan toplum kurallarına uyan insandır. Trafik eğitiminde sürücülerde beklenilen yönde değer, tutum ve davranış değişikliğinin sağlanması ve insanlarımıza yeni bir bakış anlayış ve uygun ahlaki değerler kazandırılması için programlarında yenilenmesi kaçınılmaz olması ve trafik sorununa çözüm getirilmesi demek insan unsuruna yatırım yapılması demektir.

*

Trafik sorununun kültür yönünden değerlendirilmesi sonucunda, kurallara uyumu sağlamak için “eşitlik ilkesi” doğrultusunda hukukun, adaletin ön planda olması hiçbir makam siyasi faktör gözetmeksizin devletin ve halkın bütününün kurallara uymasının sağlanması gerekmektedir. Uygulamada insana değer veren ahenk ve ortaklık içinde çalışan sistem yaklaşımı boyutunda yapılanma gerektirmektedir. Günümüzde sık kullanılan “Trafik Terörü ve Trafik Canavarı” söylemleri, toplumun trafik konusunda yanlış değerlendirmeleri sonucu ortaya çıkan ifadelerdir.

*

Bu çeşit söylemler, halkımızın trafik konusundaki sorumluluğunu yok sayan, bir insan tipini oluşturmaktadır. Bunun aksine herkesi potansiyel suçlu yapmak yerine kurallara uyulmama nedenleri bilimsel olarak araştırmalı ve bu sorun Toplum Destekli Polislik Yaklaşımları ile çözülmelidir. İşte bu bilinç ve yaklaşımlarla, çağdaş Türkiye’nin görev yapan Trafik personeli olarak hizmetlerin en iyi şekilde yürütülmesi için toplam kalite anlayışı içerisinde müşteri odaklılık temel alınmalıdır.

*

Trafik sorununu, toplumla birlikte düşüncesinden hareketle, toplumdaki tüm birey, kurum, kuruluş, basın, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve başta herkesin trafik bilincine erişip sorunları paylaşmasıyla çözülebileceğine inanarak, bu anlamda toplumun her kesiminde sorumluluklarımızı bilerek en iyi şekilde yerine getirmektir. Sonuç olarak Trafik Kazaları tamamen ortadan kaldırılamaz, ancak minimum seviyeye indirmek adına, toplumdaki her kesimin üzerine düşen görevi layığı ile yapması ve her gün bir kaç saatin geçirildiği trafik ortamında kurallara riayet edilmesi muhakkaktır. Hepinize kazasız günler diliyorum…”Saygılarımla”

“ACILARA KARŞI SABIR OLSUN İLACI ”

Ey Hayat! Yordun yorduğun kadar,

Fazlasıyla ödettiğin gitti bedeni.

Hep sabrın bilinen sebebimi,

Acılara karşı sabır olsun ilacı.

*

Baba kaybeder genç evladını,

Açılar içinde çaresiz kaldığını,

Bir kaza haberiyle yıkıldığını,

Tek çare sabır olsun ilacı.

*

Veren, alanda sebep Allah’tan,

İnandık billahi dedik imandan,

Dünya bir imtihandır yerinden,

Çare sabır, şükrün olsun ilacı.

Y.T:09.06.2020

Bursa spor’un Kuruluşu ve Bir Anı

Bursa spor’un Kuruluşu ve Bir Anı

Bursaspor 1 Haziran 1963 de kuruldu. Çok çekişmeli geçen 1962-1963 sezonundan sonra Akınspor, Acar İdman, İstiklal spor, Panayır spor ve Çelik sipr birleşerek 5 yıldızlı bir logo ile Bursa Sporu kurdular.

Tabloda nerede ise 100 sporcuya ulaşan bir futbolcu ordusu oluşmuştu. Akınspor dan Mesut Şen vardı. Hatve lakaplı Cengiz de akla gelen ilk isimlerdendi. Geniş kadroda iki adet de koçero lakaplı futbolcu vardı.   Bir tanesi Çelik sporda diğeri ise Acar İdman sporda oynuyordu.  Taraftaralr bu iki futbulcuya bu lakabı takmıştı.

 

Bursa spor'un Kuruluşu ve Bir Anı
Bursa spor’un Kuruluşu ve Bir Anı

O tarihlerde Yugoslav göçmeni sporcular da Bursa futboluna katkı sağlamıştı. Adapazarında parlayan gençlerin yeni adresi Merinos Spor ve Mensucat takımlarıydı. İnegölde parlayan gençlerin ise tercihi daha çok Eskişehir ve Ankara takımlarıydı. O yıllarda Gemlik Sümer Spor da müthiş bir kadroya sahipti.  Burtsanın duayen futbolcusu Bab İSmet  Sümer Spor’un hocası idi. Baba İsmet kaleci Eser Kardeşlerin babası ve bu günün ünlü hakemi Arda Kardeşlerin de dedesidir. Sümer Sporda  oynayan Neyir ve Coşkun dönemimim en iyi futbolcularındandır.

Bursa Sporun kuruluş çalışmaları devam ederken Merinos Spor’a Suriyeden maç teklifi gelmişti.  Maç için yapılacak seyahatten kısa süre önce General Hafız Esad darbe yapmış ve yönetime el koymuştu.  Bu gelişmeler sahada rakibimizin Suriye Ordu tyakımı olması sonucunu doğurmuştu. Çalınan milli marşlardan sonra oynanan maçta trübündeler tamamen askerlerle doluydu ve biz maçı 3-1 kaybetmiştik. Maç sonrası; Şam, Halep, Lazkiye ve Beyrut üzerinden ülkemize dönmüştük.

Ülkeye döndüğümüzde Bursa  Spor kurulmuş ve ilk hazırlık maçı da Sümer  Spora teklif edilmişti.  Ben de nacizane Bursa Sporun ansiklopedisine giren o tarihi fotoğrafta yer alma şansını bulmuştum .

Günün Sözü

Hayat Uzun Bir İnsanlık Dersidir.

Barrie

Bir içeri bir dışarı!

Bir içeri bir dışarı!

 

“Bir içeri, yok olmadı vaz geçtim hadi dışarı ” derken eni konu şaşkına dönmüş olan halkımıza tavsiyelerde bulunmak isteyeceğim konulara değineceğim bu hafta.

 

Aylardır yapılan korona açıklamaları, yüzlerce anlatı, söyleşi ve aslında sayılarının ne kadar çok olduğunu fark ettiğimiz bilim insanlarının konuşmaları derken hepimiz sanırım artık fenalık geçirecek noktaya geldik.

 

Maske tak, eldiven çıkart…Yok olmadı, bir rahatsızlığınız yoksa maskeye ne gerek var? Sirkeli suyla yıka, hayır efendim sabunlu su daha etkili! O da olmadı çamaşır suyu..İstersen hepsini de kullan… Nefes alma, oturma kalkma, gez- gezme, oraya git buraya gitme, dokunma gülme ve hatta yaşama…

 

Tabii ki ben bir parça abartıya kaçarak yazsam da sizler aslında ne demek istediğimi gayet iyi anladınız sevgili okurlar. Bu örnekleri çoğaltmak kaçınılmaz.

 

Sığar mı 4 aydır yaşadığımız süreci bir iki satırla özetlemek? Sığmaz… Hatta destan bile yazılır.

 

Lakin, üzerinde gereğinden fazla durduğumuzu, yazdığımızı, çizdiğimizi ve konuştuğumuzu düşünerek ben, bundan sonra ne yapalıma değinmek istiyorum. Zira olan oldu, biten bitti bu vakte kadar.

 

Güzel insanlar, bunların hepsini bir tarafa bırakın ve kişisel sosyal mesafenizi koruyarak, hijyene dikkat ederek yaşamınıza devam edin. “Korkunun ecele faydası yok” demiş Atalarımız. Tedbirinizi alarak hayatlarınıza devam edin, hayatı içinize sindirerek ve elbette kendiniz ve sevdikleriniz için tehlike arz etmeyerek.

 

Balkonunuzda, bahçenizde veya şartlarınıza- ortamınıza uygun her neredeyseniz güzel havanın tadını çıkarın. Çayınızı için, kahvenizi yudumlayın bu hafta sonu. Olmadı; ayranınızı!, şerbetinizi ! için keyifle.

 

Şöyle ruhunuzu ayrıntısıyla dinlendirip demlendirin kendinizi.

 

Bitmez bu dünyanın telâşı, tantanası, girdabı. İki güncük de olsa hayattan mola alın bir güzel.

 

Hiç birimiz bir kez daha dünyaya yeniden gelecek kadar şanslı değiliz. Ve yaşadığımız şu anı bir daha yaşama olanağımız olmayacak. Bunun farkındalığıyla keyfinizce, yaşamınızdaki olan veya olmayan hiç bir şeye takılmadan, saplanıp kalmadan, düşünmeden sosyal mesafeyi de korumayı unutmadan gönlünüzce yaşayın.

 

En azından iki günlük de olsa kendinize karşı bu konuda cömert olun.

 

Sevgiyle kalın.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KANUNLARINI HİÇE SAYAN HDP’ye DESTEK OLAN BAZI SİYASİ BENZERLERİNE HATIRLATMA VE ŞİİR’İM

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KANUNLARINI HİÇE SAYAN HDP’ye DESTEK OLAN BAZI SİYASİ BENZERLERİNE HATIRLATMA VE ŞİİR’İM

Anayasamızın, hükümlerine ve Avrupa İnsan Hakları mahkemesine göre acık, bir siyasi parti demokrasilerde teröre fiilen destek veren terör eylemi yapan ve terörü kınamayan parti HDP böyle bir partidir. Neden kapatılmıyor? Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz, Danimarka, Avusturya ve benzeri demokratik ülkelerin anayasalarına göre böyle bir parti hayal bile edilemez.

*

Egemenlik Türk Milletin-indir. Devlet bu gerçeğin teminatı ve kurumudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Demokratik rejimi ise, milli irade doğrudan halkın tercihine göre şekillendiği için bu ülkenin halkıyla da güçlenmiştir. Ancak çok partili demokratik rejim bilinci ve gelişmiş ülkelerde başarıyla uygulanabilmekte ve birçok ülkelerde ise sorunlar yumağına dönüşmüş, ülkemizde bu dahili içindedir. Yüz yıllık demokratik geçmişimize bakıldığında Türkiye’nin de ciddi sıkıntılarla karşılaştığını görüyoruz. Nitekim son zamanlarda ülke bütünlüğüne musallat olan terör ve siyasi partileri, bunları besleyen ve kullanan emperyalizmin demokratik hakları çarpıtarak ve özgürlükleri istismar ederek ülkemize ağır zararlar vermektedir.

*

Ülkemizin bazı aydınları ve yöneticileri çoğu zaman yetersizlikleri, günübirlik çıkarları ve ideolojik saplantıları uğruna yanlış tercihlerde bulunuyor. Uluslararası terörün silahlandırdığı terörizmin amacının, bütün yurtta teşkilatlanmış ve sahte meşrutiyet kazandırılmış partisinin, STK’ların, medyanın ve dış desteğin varlığı adeta görmezden gelebiliyorlar. Daha da vahim olanı PKK’ nın siyasi partisi kapatılmalı-mı tartışmasında kapatmaya karşı çıkanların gerekçesi “parti kapatılırsa kimi muhatap alacağız” veya “ülke parti mezarlığına döndü de, terör durdu mu? Demekle çare bu değilmiş.” şeklinde tekrarlanıyor. İyi de bu gerekçelerin ne hukukla, ne de demokrasiyle bir ilgisi var. Birincisi terör örgütünün meşrulaşmak için temel hedeflerinden biri olan muhatap alınmaktır. Yaptığınızın farkında mısınız? İkincisi, suçlulara ceza veriyoruz, af çıkarıyoruz ama yine de suç işleniyor. O halde, ceza vermekten vazgeçelim” Veya çare eğitimse uygulayalım ve hukukun, adaletin üstünlüğü olan anayasamıza güvenle inanarak kulak verelim, ne diyorsa yapalım ve Türkiye cumhuriyeti devletinin seçimlerine giren partilerin adaylarının sağlıklı soruşturması yapılsın uymayanların hiçbiri aday ve yönetici yapılmasın bu kadar basit…

*

Siyasi Partiler Yasası ne diyor?

MADDE 78 – Siyasi partiler: a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2’nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3’üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, … dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu… Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı esasını… değiştirmek; Türk Devletinin ve Cumhuriyetin… dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak; Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

  1. b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.
  2. e) Genel ahlâk ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

 

 

MADDE 79 – Siyasi partiler: a) Türkiye Cumhuriyeti’nin, milletlerarası hukuk alanında bağımsızlık ve eşitlik ilkesine dayanan hukuki ve siyasi varlığını ortadan kaldırmak yahut milletlerarası hukuk gereğince münhasıran Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili olduğu hususlara diğer devletlerin, milletlerarası kuruluşların ve yabancı gerçek ve tüzelkişilerin karışmasını sağlamak amacını güdemezler ve bu amaçlara yönelik faaliyette bulunamazlar.

 

MADDE 81 – Siyasi partiler: a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

  1. c) Tüzük ve programlarında… kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçeden başka dil kullanamazlar…

MADDE 82 – Siyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

 

Türkiye Cumhuriyetinin Siyasî Partiler Yasası böyle diyor.

Bir de (HDP) Halkların Demokratik Partisi ne diyor tüzüğüne bakalım. (22 Haziran 2014 tarihli

  1. Olağanüstü Kongre’de kabul edilmiş son hali) Partinin adı ve tüzüğü- 1. Md. çok halktan bahsederek T.C. ye meydan okuyor. Tamam mı? Md. 1) Parti’nin Tanımı: Parti…halklardan… yok sayılanlardan… ortak mücadeleyi örgütlemeleri gerektiğinin bilinciyle demokratik halk iktidarını hedeflemeyi;

Partinin Amacı: Md 2/a) Türkiye’de yaşayan tüm halkların eşit haklara dayalı demokratik temelli siyasal hak taleplerinin tanınması; başta anadilinde eğitim hakkının tanınması gelmek üzere… gerekli mücadeleyi yürütmeyi;

  1. g) Gençliği…anadilinde eğitimin sağlanması konusunda mücadele etmeyi;
  2. k) Çözümsüzlüğe terk edilen…Kürt halkının tüm sorunlarının kolektif haklar kapsamında mücadele vermeyi;

l)Demokratik özerklik dahil olmak üzere halkların ihtiyaç duyduğu çeşitli yönetim biçimlerinin… hayata geçirilmesi ve kendi kaderlerini tayin hakkı için mücadeleyi geliştirmeyi…”

*

Bu tüzüğün bütününde, demokrasi kuralları bahanesiyle “bölücü kolektif ve halkların haklarından” bahsedilmekle Türkiye Cumhuriyetinin egemenliğine, devletin ülkesi ve bütünlüğüne bölünmez bütünlüğüne savaş açılmıştır. Tabi arkalarında emperyalist haçlı Siyonistler ve yerli işbirlikçiler vardır. Onların emellerine hizmet var olduğu halde HDP gibi terörist bir parti kapatılmayarak içten iş birlikçilerle kapatılmaması noktasında çıkar uğruna Türk halkını kandırma taktikleri ve Türkiye Cumhuriyetinin açıkça kanunlarını çiğniyorlar ve böyle bir parti gelişmiş ülkelerin hangisinde vardır… Yeter gereği ne ise yapılsın ve ülke gündeminden kaldırılsın, ülkenin çoğunluk halkı birçok sıkıntıda bunlara çözüm aransın… Ülke insanımızın çoğunluğu dar gelirli darda gerçek sorunların üzerini kapatarak bu gibi konularla halkı meşgul ederek gündem saptırılmasın. AKP- MHP TBMM de vekil oyları yeterli HDP te kapatılsın uzantılarının sesi kesilsin, siyasi çıkarlar için entrikalar yapılarak doğrular saklanmasın…

DÜN’DE BİZİM GELECEKTE BİZİM

Güzeldir ülkemin insanları

Ağada bizim garibanda bizimdir.

Sevgi hürmet olsun birliği

Doğuda bizim batıda bizimdir.

*

İstiklal marşımız varlığında ahengi

Benzeri yoktur ülkemin dengi

Bayrağında al kandır rengi

İstiklalde bizim zaferde bizim.

*

Tarih birliği çağlar söyleriz

Her rengimizle zorlukları aşarız

Yedi bölgesinde mevsimler yaşarız

Meyvesi-de bizim ağaçta bizimdir.

*

Doğusunda yaylarında karı var

Toroslarda renkli çiçeği var

Zeybeği dadaşının barı var

Cengi-side bizim bağlamada bizimdir.

*

Der Mehmet birlikte hayırdır

Gönülde tek yürek olmaktır

Sevda vatan gücümüz iridir

Dünde bizim gelecekte bizimdir.

Koronavirüs Seçimi Erkene Alacak

Koronavirüs Seçimi Erkene Alacak

Koronavirüs salgını, bizi de etkileyecek ve bir erken seçime zorlayacaktır.

Koronavirüs tedbirleri olmasaydı, Mart, Nisan ve özellikle Mayıs ayını toplumsal gerginliklerle geçirecektik.

Muhalefet, durgunluğu ve işsizliği işleyerek ve darbe imalarında bulunarak, kamuoyunu ısıttı.

Ama. Koronavirüs tedbirleri, sosyal ortamı soğuttu.

Sağlık hizmetlerinde sağlanan başarı ise, iktidarın bu zor dönemi en az hasarla atlatmasını sağladı.

Koronavirüs, çok istismar edilen Suriye’li sığınmacı muhabbetini de azalttı.

Diyarbakır HDP il binasının kapısının önünde bekleyen anneler, CHP ve HDP ittifakını ürküttü.

Ayrıca, Akşener’in (HDP) ve (PKK) ilişkisi üzerine yaptığı yorumlar, (CHP) kanadını telaşlandırdı.

Kılıçtaroğlu’nun, Kaftancıoğlu ile birlikte, Meral Akşener’e yaptığı bayram ziyareti, bir anlamda, birlik ve beraberliğin devamı yönünde bir mesajdı.

Bütün bu gelişmeler hem AK Parti’nin hemde (MHP)’in takibindeydi.

Cumhur İttifakı Libya’ya destek konusunda da başarılı olmuştu.

Libya’da darbeci Hafter yalnız kaldı, Rusya paralı askerlerini Libya’dan çekti.

Bu atak da, Cumhur İttifakının başarısı ile, sonuçlanmıştı.

Cumhur İttifakı Rusya ile de , Amerika ile de, her alanda beraber olmak zorunda olmadığını gösterdi.

Ve. Cumhur İttifakı sağlık alanında sınır güvenliği alanında ve dış politikada, kendi yararına en uygun ortamı yakaladı.

Ayrıca Cumhur İttifakı, Babacan vre Davutoğlu’nun partilerinin mecliste grup kurmasını ve parti yardımı almasını istemez.

Millet ittifakının adayı olacağı söylenen Ekrem İmamoğlu ise, beklenen performansının gerisinde kaldı.

Son haftalarda, Mansur Yavaş ve hatta Abdullah Gül isimlerini de duyuyoruz.

Bütün bu gelişmelere son anda gelen siyasi partiler kanununda yapılması düşünülen değişiklikleri de eklersek, erken seçimin kaçınılmaz olacağını, düşünüyoruz.

Yeni yasada, ödünç milletvekili verme ve partiden partiye transfere izin verilmeyeceğini duyuyoruz.

Günün Sözü

Fırsat, adamın kapısını iki kere çalmaz.

“Chamfort”

Tatsız ve Sessiz Bir Bayram

Tatsız ve Sessiz Bir Bayram

Koronavirüs salgını çalışma düzenimizi de sosyal yaşantımızı da alt üst etti. Hepimiz yeni vaka ve kayıp sayılarını öğrenmek için her akşam ekranlara kilitlendik.

Her ne kadar sosyal mesafenin önemini öğrenmiş olsak ta bayram öncesi bu yasağı delip geçtik.

Kapalı çarşı, okçular çarşısı ve etrafında büyük kalabalıklar oluştu. Havaların düzelmesi ve bayram atmosferi yüzünden bilim kurulunun tavsiyelerini yok saydık malesef. Bayrama da tatsız tuzsuz ve sessiz başladık.

Teknoloji her ne kadar hayatımızı kolaylaştırsa da bayramda o sıcak bayramlaşma ve birlik beraberlik atmosferini sağlayamadı. El öpmeden, öptürmeden, sarılıp kucaklaşmadan yavan bir bayram geçirdik.

Eskisi gibi bayram alışverimizin büyük bölümü hediyeleşme için olmadı. En büyük parayı marketlere ödedik.

Hepimiz daha kötü günlerden korkarak gıda stoğu yaptık. Bu bayramda, hayat şartlarımız değiştiği için önceliklerimiz de değişti.  Koronavirüs hepimize komşuluk ilişkilerimizi hatırlattı. Kısıtlama döneminde bu eksikliğimizi fark ettik.

Ramazanın son haftasını ezana yapılan saygısızlık ile ilgili tartışmalarla geçirdik. İslam dininin kutsallarının hafife alınmasını sakıncalı bulduk. Çağdaş olmak demek farklı inanç ve kültürdeki insanlarla birlikte yaşamayı hazmetmeyi bilmek demektir.

Farklı inanç ve fikirlere saygı göstermek gerekir. Son 3 ay içinde dünya toplumu olarak ve Türk toplumu olarak çok yorulduk. Bu bayramı arzu ettiğimiz gibi geçiremedik. Ama bayram sonrasını sağlıklı ve huzurlu geçirmek istiyoruz.

Günün Sözü

Kalp boşaldıkça

Kese dolar

Victor Hugo

 

PSİKOLOG!

PSİKOLOG!

Pandeminin gölgesinde ilerleyen ülke ve dünya gündeminde mutlu bir güne daha uyanıyoruz her sabah!
Ya da mutluymuşuz gibi yaptığımız bir güne.
Her şey sadece göstermelik!
Şu dönem kendimizi bile kandırıyoruz ki en çok buna ihtiyacımız var aslında. Kendi kendimizi mutlu olduğumuza inandırmaya ve ikna etmeye. Çünkü biliyoruz ki kendimizi ne kadar iyi kandırabilirsek bu konuda, etrafa yaydığımız ışık da o kadar aydınlık olacak.
Tabii yaşadığımız serüvende bunu yapmak hiç kolay olmuyor. Hele ki içinden geçtiğimiz bu kaoslu ortamda her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Bunun sebeplerini hadi gelin birlikte irdeleyelim diyeceğim ama her şey hepimiz tarafından o kadar açık ve net ortada ki irdelenecek, sözüm ona kökenine inecek bir şey de kalmadı aslında.
Çünkü 83 milyonun 80 milyonluk kısmı bu gerçekle birlikte yaşıyor ( kalan 3 milyon zaten her şart altında hayatını nefis bir şekilde idame ettirdiği için genele bakarak yorum yapmak daha realist olur diye düşündüm).
Şu beş paragraflık yazımın ana temasına gelirsem; aslında bu ülke insanının psikolojik olarak daha da yerlere düşmesine sebep olan korona falan değil!.
Ekonomi
Ekonomi
Ekonomi …
Zaten yıllardır parasızlığın belini büktüğü halk, sözüm ona koronanın etkileriyle kırıntı kadar olan sabrını, metanetini ve dayanma gücünü de yitirdi sonunda.
Ve zaten zordan gülen yüzler artık hiç gülmez oldu.
En dayanıklı ve dirençli sandığım kişilerin bile psikolojileri diplerinde dibine kadar indi şu son  bir kaç haftada.
Düşünün ki kimsenin bırakın birbirine karşı , kendine bile mutluluk oyunu oynayacak mecali kalmadı artık.
Diller tutuk, yüzler asık, geleceğe dair umutlar bitik ve yitik. Herkes karambole yaşıyormuş hissinde…Canlar sıkkın, ruhlar bıkkın.
Birileri bu ülkede tez zamanda ya ekonomiyi düzeltmeli ya da altını çizerek söylüyorum sağlam psikologlar ve hatta psikiyatristleri devreye sokmalı. Acilen!
Sağlam dememin nedeni; gidilen psikiyatristin ele tutuşturduğu 3 kalemden oluşan reçetesi değil! Hastasıyla konuşan, hastasının sorununu eni konu çözmek için uğraşan psikolog ve psikiyatristlerden bahsediyorum.
Halkın buna ihtiyacı var.
Çoğunluğun buna ihtiyacı var.
Umarım milletin direnci daha çok kırılmadan birileri bunun farkına varır ve önlem almak için bir an önce kolları sıvar.
Her şeye rağmen, yarınlara umutla bakacağınız aydınlık bir gelecek diliyor ve esen kalın diyorum.

Futbol Toplumun İlacıdır

Futbol Toplumun İlacıdır

Koronavirüs salgını henüz hızını alamadı  ama , Almanya  maçları başlatma kararı aldı. Özet görüntülerde seyircisiz ve coşkusuz posizyonlar vardı. Almanya disiplinli tavrı ve Başbakan Merkel’in şefkatli duruşu ile futbol alanında da örnek oldu.

Diğer ülkelere hem örnek oldu hem de cesaret verdi. Ülkemizde de 12 Haziranda futbol maçlarını başlatma kararı aldı. Aslında hem futbol sektörüni mali krizden kurtarmak hem de toplumu oyalamak gerekiyordu. Aslında Bursasporunda yer aldığı 1. Lig maçlarını izleyeceğiz.

Korona salgını nedeni ile maçlar oynanmadı seyirci gelmedi ve kulüplerin kasası boş kaldı.

Yayıncı kuruluş maçları yayınlayamadı, reklam gelirleri sağlanamadı. Süper lig takımlarına ödemesi gereken paraları ödeyemedi.

Salgın hastalığın en çok etkilediği kesim süper lig takımları oldu. Bursaspor; Koronavirüs salgını sırasında maçların oynanması konusunda isteksiz kaldı.

İbrahim hoca ile Sivasspor’un hocası Rıza hoca; bu sezon maçların devamından yana olmadılar.

Ama son sözü futbol federasyonu söyledi ve 12 haziranı başlangıç tarihi olarak ilan etti.

Bursaspor’un 19 Mayıs Bayramını kutlaması da çok ilginçti.

Bursaspor Kulübü bayramı kurallara uygun bir biçimde  bayrakları açarak stadyum ve tesislerde kutladı. Bursaspor taraftarı ise çok tehlikeli bir kutlamaya imza attı.

Kuştepede 700 meşale yakarak çok renkli ve alevli bir kutlaam yoktu.

Bu sıcak havada Kıbrıs’ta ve Bodrum’da orman yangınları devam ederken bu tür bir kutlama Bursaspor taraftarına pek yakışmadı.

Günün Sözü

Bir budala para kazanabilir

Ama onu sarf etmek için

Akıllı olmak lazımdır.

Spurgton

 

“ÜLKÜCÜ HAREKETİN ÇİLELİ GEÇMİŞİ, İÇİNDEN KIRGINLIKLARI BUGÜNÜ ve ŞİİR’İM”

“ÜLKÜCÜ HAREKETİN ÇİLELİ GEÇMİŞİ, İÇİNDEN KIRGINLIKLARI BUGÜNÜ ve ŞİİR’İM”

Ülkücü Hareket ister kabul edelim ister etmeyelim. Zehirli hançerle, hayallerimizi, canımızı yakan ateş kapılarımıza prangalarla vuruldu veya vurdular. Dokuz ışık doktrinin özünde kalarak zamana gere geliştirilmesi ve davanın turan hedefi, kardeşlik bağı ve ortak dertleri, değer verdiğimiz ocakları, yan kuruluş, oda, sendika, gazete, dergi ne varsa hepsi toz duman yapılarak, dağıttılar, bölüne bölüne, parçalana, parçalanan gelip bıçağın dayandı kemiğe ve ülküdaşlık bağlarına, bakın neler yapıldı; 45 yaşında 55 yaşında 65 yaşında omuz omuza vermiş omuz, omuza kaderini geleceğini paylaşmış, ülkücüler bile, birbirine girmenin, birbiriyle selamı sabahı kesmenin, son noktasına getirilmiştir.
İlk defa ülkücü ülkücüye karşı kaşını kaldırıyor. İlk defa ülkücüler kendi sendika ve gazetelerini basıp karşılıklı sloganlar atıyor. İlk defa ülkücüler kendi ülküdaşlarına darp ederek övgüyle nara atıyor. İlk defa ülkücüler, Türk milletinin geleceği ve beka konusunda iki zıt düşüncenin tarafı oluyor. İlk defa ülkücüler dost ve düşmanlarını karıştırıyor. Bunların hiç birisi hayra alamet şeyler değil. Başbuğ Türkeş’in icat ettiği ülkücülükte Edirne’deki ülkücü Kars’takini seviyordu. Türkiye’nin neresine giderse gitsin arkasında dağ gibi ülkü ocakları vardı. Başbuğ Atatürk’ün ve Türkeş’in askerleri olacaktık. “milliyetçi Türkiyeyi” kuracaktık. “TURAN” a varacaktık. “Aleme Nizam” verecektik. Başımız dik, alnımız ak, midemiz tok olacaktık. Adalet hakkın adaleti olup, bizden sorulacaktı. Ne oldu, neler oldu da kervanımız basıldı- dağıtıldı! Ne oldu, neler oldu para üstün geldi veya getirildi? Geçmişte ülkücü hareketin içinde az kırıntılı yeşil kuşaklı ajan tayfaları yeniden aktif olup yıkım faaliyetlerini hızlandırarak sonuca-mı ulaştılar. Ne dersiniz?
*
Siz sadece bizi yıkmadınız. Siz bizim kurduğumuz işçi emeklerimizin sosyal düşüncemizin iş, aş karnı tok anlı dik olmamızı yok ettiniz. Siz bizim Lise çağında kurduğumuz hayalleri yıktınız. Siz bizim Üniversitede zor günler yaşarken, karakolda geçirdiğimiz geceleri yıktınız. Siz bizim ceza evlerinde davamız için çektiğimiz işkenceler ve şehadete yürüdüğümüz yolları inkar ettiniz. Siz bizim avukatsız girdiğimiz mahkemeleri yok saydınız. Siz bizim Hastanede yaralı arkadaşımızın başında beklerken döktüğümüz gözyaşını, ettiğimiz yeminini unuttunuz. Siz bizim dökülen beş bin şehit kanına boş ver dediniz. Siz bizim yarı aç yarı tok delik ayakkabıyla kurduğumuz memleketi kurtarma hayallerimizi parçaladınız. Siz bizim sahipsizliğimizi yem ettiniz. Siz bizim (daha hayata atılmadan) bozulan sicillerimizi bozdunuz. Siz bizim uykusuz gecelerimizi inkâr ettiniz. Siz bizim gardaşımız dediğimiz adamlarla aramızda olan hukuku ötele-diniz. Siz bizim ta ciğerden attığımız sloganlarla kısılan sesimizi sattınız. Yağmur altında direklerin üstüne çıkıp astığımız bayrakları sattınız. Ağlayarak yazıyorum ve yazıyorum sahi siz bizi neden ayrıştırdınız? Neden çareler bulmayıp ideallerimizi yok ettiniz? Bunlar benim sorma hakkımdır.
*
Bunca yıllık ülkücüyüm! Hep arka palanda hizmet vererek gurur duyduğum davam! Şimdi kendinden geçmiş karanlık ışık olmayan deniz dalgalarına kapılmış yandaşım deyip taraflara bölünmüş bu tutulan tarafların geçmişte Rahmetli Başbuğ hakkında düşünceleri malum övdüklerini hiç görmedim. Bütün bu kanallar ve özellikle de yandaş medya. Akılları sıra ülkücülerin davasını bir aydın hareketi olarak görmeyen ve milliyetçileri bir hayalin hareketi olarak görüyorlardı. Bu kadar yağın, bu kadar methiyenin, bu kadar sırıtıp bu kadar komikleşmenin başka bir açıklaması yoktur. Milliyetçiler ömrünün hiçbir döneminde Türk’e düşman Türk’le kavgalı, bir zihniyetin oyuncağı olmadı olamazda. Milliyetçiler ömrünün hiçbir döneminde Atatürk ve cumhuriyet hazımsızlarıyla da aynı safta olmadı. Ülkücülere Tarihin hiçbir yerinde bu kadar büyük bir bozgun bu kadar büyük bir zafer diye yutturulmadı yoksa yeşil ideologlara yeniden buyurun mu denildi.
*
ÜLKÜCÜ KİMLERDEN OLMAZ? Ucuz, Basit, Yalancı, Münafık, İspiyoncu, İtikadı zayıf, Menfaatperest, Ahlâk fukarası ve bulaşık adamlardan ülkücü olmaz!
EY BENİM ASİL VE SOYLU ÜLKÜDAŞLARIM!
TÜRK’ÜN GELECEK ÜMİDİ OLAN GENÇ BOZKURTLARIM!
AKSAÇLI VE İHTİYAR KURTLAR, SİZLERE SESLENİYORUM!
ÇIKIN MEYDANA ÇAKALLARA BOY ÖLÇÜSÜNÜ ÖĞRETİN!
Türk darda! Türk zorda! Türk bir ateş çemberinin içine hapsedilmiş! Biliniz ki, İstiklal, istikbal ve namuslarına göz dikilmiş! İçeride ve dışarıda ki hainler, Sevr türküleri söylemekte ve Türk’e diş bilemekteler! Bir olun! İri olun! Diri olun! Kucaklaşın! Gönüllerinizi genişletin, 83 milyonda yer bulup kendilerini güvende ve huzurda hissetsin o ülkü dolu gönüllerinize! Yüce Allah, bu toprakların tapusunu, İlkin 1071 Malazgirt, İkinci kez 1915 Çanakkale, Son olarak da 9 Eylül 1922 de Türk’e kesti. Bu topraklar Allah’ın dilemesiyle kıyamete kadar, altında Allah’ın mührü olan ilahi tapu gereğince Türklerindir olacaktır! Başbuğ Türkeş’in mübarek Anadolu topraklarına ektiği ülkü tohumlarını el birliği ile yeşertip, ülkücü ruh etrafında kenetlenip organize olarak, küfrün, hainlerin, Cumhuriyet düşmanlarının karşılarına çıkalım ve kardeşlik sözümüz vardı davanı beş bin şehitlerine ruhları şad olsun. Türk’ün vatanı sahipsiz kalamaz ayrı kalmayı içime sindiremiyorum deme zamanıdır.
*
YENİDEN DİRİLİŞLE HAYKIRIYORUM! MALIM, KANIM, CANIM VATANA FEDA OLSUN!
TÜRKLÜK BEDENİMİZ, İSLAMİYET RUHUMUZ, KANIMIZ AKSA DA ZAFER İSLAMIN OLSUN!
KURAN REHBER PEYGAMBERİMİZ ÖNDER OLSUN, ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN!
TÜRK DÜNYASI TURAN İDEALİYLE BİRLİK OLSUN, TÜRKE DÜŞMAN TARUMAR OLSUN!
ALLAH, TÜRK’E ÜLKÜCÜ DİRİLİŞLE YENİ YENİ ZAFERLER KAZANDIRSIN!
CAN ANADOLU TOPRAKLARINDA KIYAMETE KADAR YAŞAMAYI NASİP EYLESİN!
*
Tarihin hiçbir döneminde ülkücüler, bu kadar ezilip, bu kadar horlanmadı. Ataların dediği gibi huylu huyundan vazgeçmez. İmansız imana gelse de, huyundan yine vaz geçmez. Türk milletinin ve Türk milliyetçiliğinin geleceğine hayati konularda hiç kimsenin yanlış yapma hakkı yoktur. Yol bir yere kadar gider ve orada biter. Türk milletim diyemeyen, Türk milliyetçileriyle işi olamaz. Edebimizle adabımızda tartışmasını da, edebimizle adabımızla bir birimizi uyarmasını da bilmeliyiz. Biz yanılmışsak sorun yok ülküdaş! Sonuçta milletimiz kazanmışsa eğer özür dileriz olur biter. Ya sen yanılmışsan, ya siz yanılmışsanız? Telafisi tamiri özrü var mı bunun? Kolay değil ülkücü hareketin tarihine, ülkücü hareketin ipini çeken ve bir birine düşüren kimse, tarihe yazılacaktır. Tercih yapanların olacaktır.
KARA EYLÜLE SORACAĞIM ÇOK BENİM
Yolumuza dikenli teller çekildi
Sırtıma zehirli hançer sapladı
İftiralar kahpelik peşinen getirdi
Kara eylülde güllerin sevdası yıkıldı.
*
Sürgün vurgun yedi yiğitlerim
Zindanda işkence aldı canlarım
Diyecek sözlerim ağırdır benim
Kahpe Eylülde ülkü gülleri kırıldı.
*
Eylülde ölmediler yeniden doğdular
Kara sehpalara şehadete yürüdüler
Fatihalarla şehitleri yâd ettiler
Kara eylülde canlar sırtından vuruldu.
*
Öksüzler yetimlerin ahları kalmaz
Ülküm davasını yok edilemez
Vatana sevgi suç sayılamaz
Kara Eylül hesabım mahşere kaldı.
*
Ülkü idealim şahadetim aşkım
Dostu düşmanı hepsini tanıdım
Vatan, Bayraktı tekti derdim
Kara Eylüle soracağım çok benim.

Doktor DAN ERICKSON

Doktor DAN ERICKSON

Bu haftaki köşe yazımı doktor Dan Erickson’ a ayırdım.
Durun, hemen milliyetçilik duygularınız kabarmasın; “bizde doktor yok mu ki elin doktorlarının söylemlerini dinleyelim” demeyin.

Dr. Erickson 27 Nisan 2020 tarihinde korona ile ilgili öyle açıklamalar yaptı ki bir çırpıda beş milyon kişinin izlemesine sebep oldu. Benim de dikkatimi bu vesileyle çekti zaten. “3 aydır çeşitli açıklamalar yapan doktor ve bilim insanlarından ne farkı vardı ki oldukça uzun olan konuşma videosu bir anda beş milyon izleyiciye ulaştı?”

Bu arada hemen belirteyim bu video Türkiye’de 15 Mayıs 2020 tarihinde yayınlandı. Dolayısıyla bizler 15 Mayıs tarihinden itibaren türkçeye çevrilmiş olarak  izleme şansı bulduk. Tabii bu arada bu videonun ” uygunsuz!” damgası yiyerek sansürlendiğini de belirtmeliyim. Keza dikkatimi çeken bir diğer konu da bu olmuştu. Bir doktor sansürlenecek kadar uygunsuz olan neler konuşabilirdi ki?

Üstelik masa başı doktoru değil, araştırmacı bir tıp insanı!. Bunu söylemekteki amacım masa başı doktorlarını gücendirmek değil ancak gerçek şu ki; masa başı doktorları kurallara ve belirtilen kalıplara bire bir riayet ederken, araştırmacı tıp  insanlarının daha fazla sorguladığı ve sorgulayıp araştırdıkça da daha somut ve etkin sonuçlara ulaştığı gerçeği. Ayrıca bu sadece tıp alanında değil, tüm meslek gruplarında geçerliliği olan bir kanaattir.

Şimdi gelelim Dr. Dan Erickson’ın ve Dr. Artin Massihi’ nin yaptığı açıklamalardan alıntıları sunmaya.

Bu tespitleri bilim ışığında iki doktor yapmış olsa da izlediğim videoda en fazla ve etkin konuşan ve en çok sorunun ona gelmesi sebebiyle ben Dr. Erickson’ı öne çıkarmayı tercih ettim.

Her iki doktor da mikrobiyoloji, biyokimya ve Bağışıklık Bilimi konusunda yirmişer yıl deneyim yapmış ve halen aktif olarak çalışan doktorlar. Dr. Erickson’ a göre; toplamda 40 yıllık tecrübenin bilime dayalı göstergesidir yaptıkları açıklama.

Videodaki konuşulan konunun ana başlıklarını şu şekilde özetliyor iki doktor:

-Bilime dayalı istatistikler
-Karantinanın neden olduğu ikincil etkiler
-Covid 19 ile grip kıyaslaması
-Bağışıklık sistemi
-Bulaşıcılık
-Yanıltıcı ölüm sebebi ve doktorlar üzerindeki baskı
-Aşırı önlemler ve karantina
-Bağışıklık sistemi, yetişkin ve bebeklerdeki karantina
-Karantinanın yan etkileri
-Okullar ve iş yerlerinin durumu
-Sonuç.

Konuşmanın hemen giriş bölümünde kendilerini tanıtan doktorlardan Amerika’da görev yapan Norveç asıllı Dr. Dan Erickson karantina altına alınan ve alınmayan Norveç ve İsveç’ten bilimsel ve rakamsal verileri sunarak çok çarpıcı sonuçlara ulaştıklarını da açıklıyor!

Şimdi bu konuşmanın noktasına virgülüne dokunmadan, kendime ait en ufak bir ekleme veya fikir beyanı yapmadan verilen demeçten bir kaç alıntıyı paylaşmak istiyorum sizinle;

-“Yaşadığımız gerçekleri alıp bir sorgulamak istedik. Gerçekten bilimi uyguluyor muyuz bu konuda?”

-“Karantina hepimizin bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Bu kadar süre karantinada kalacağız, ondan sonra hepimiz birden dışarı çıkacağız ve bağışıklık sistemlerimiz zayıflamış bir şekildeyken tekrar mikrop-virüs alışverişi yapacağız. Tahmin edin bakalım ne olacak? Hastalık oranları yukarıya çıkacak. Bizim yapmamız gereken bu değil. Bunun hiç bir manası yok”

-“Mesela hiç kimse şu konudan bahsetmiyor. Korona virüs plastik yüzeylerde 3 güne kadar yaşayabiliyor. Evlerinizdeki su şişelerini nereden aldınız? Marketten…Eee bunların hepsi virüs taşıyıcıları. Siz gerçekten koronadan korunduğunuzu düşünüyor musunuz? Bu size mantıklı geliyor mu? Bana gelmiyor”

-“Alışveriş yapılan mekânlara  gidiyorsunuz ama ibadet yapılan mekânlara  gitmiyorsunuz. Buradaki mantıksızlığı görüyor musunuz?”

-“Ben evimde saklanıp bağışıklık sistemimin zayıflamasına sebep olup ondan sonra dışarı çıkıp mikrop kapıp hasta olmak istemiyorum”

-“Çocuk dünyaya geldiği an bağışıklık sistemi hiç oluşmamıştır. Bu nasıl oluşur? Çocuğun elini ağzına götürmesiyle, gözüne götürmesiyle, vücudunun bunlara karşı tepki göstermesiyle, antikor geliştirmesiyle oluşur”

-“Şu anda hiç birimizin maskesi yok. Çünkü mikrobiyolojiden anlıyoruz ve bağışıklık sistemimizin kuvvetli kalmasını istiyoruz”

-“Domuz gribinde ve kuş gribinde acil serviste çalıştık. Noldu? O zamanlar kapattık mı ülkeyi, memleketi? Onlar koronadan daha mı az tehlikeliydi? Hayır efendim. Bunlar tekrarlanma sıklığı açısından, ölüm oranı açısından birbirine çok benzer vakalar”

-“Bir virüsten kurtulmanın iki yolu vardır: 1) Ya bu virüs kendi kendini yok ediyor zaman aşımında 2) Biz toplum olarak sürü bağışıklığı, toplum bağışıklığı kazanıyoruz. Yüz yıllar boyunca toplum olarak her türlü virüse karşı bağışıklık kazandık. Biz insan nesli olarak vücudumuza giren virüslere karşı bağışıklık geliştirebilme yetisine sahibiz”.

Oldukça uzun olan açıklama videosundan ben sadece yukarıdaki satırlarda gördüğünüz minik alıntılar yaptım. Bunun dışında işin sosyal, ekonomik ve diğer toplumsal alanlardaki yansımalarını bilimsel verilere dayanarak da anlatmışlar.

Yorum tamamen sizin.

Bu arada harika bir aydan geçtiğimizi unutmuş değilim. Ulusumuzun bir nevi dirilişi anlamına gelen 19 Mayıs 1919 şanlı bayramınızı geçmiş de olsa kutluyor ve mübarek Ramazan bayramınızı da tebrik ediyorum.

Esen kalın.