TELEFONUNUZ ARTIK YATAK ODANIZDAKİ ÜÇÜNCÜ KİŞİ

TELEFONUNUZ ARTIK YATAK ODANIZDAKİ ÜÇÜNCÜ KİŞİ

TELEFONUNUZ ARTIK YATAK ODANIZDAKİ ÜÇÜNCÜ KİŞİ

Klinik Psikolog Büşra Kırca, ilişkilerdeki uzaklaşmanın çoğu zaman büyük kavgalardan değil, fark edilmeyen küçük kopuşlardan beslendiğini vurguluyor. Eşinin anlattığı bir şeye ekrandan başını kaldırmadan “hı hı” demesi, diğer eşe “senden önemli bir şey var” mesajı verir. Kırca, çiftlerin yakınlığını koruyabilmesi için telefonla savaşmak yerine, birbirine dönük küçük ama kararlı anlar yaratmanın, yani ilişkide gerçekten değer verilen şeye doğru adım atmanın önemini vurguluyor.

Gece yarısı, ışıklar kapalı. Yatakta yan yana uzanan iki kişiden her birinin yüzü, avucundaki ekranın soğuk ışığıyla aydınlanıyor. Biri haberleri kaydırıyor, diğeri bir videoya gülüyor. Aynı yastığa baş koymuşlar, ama o an iki ayrı dünyadalar. Kimse kimseye kötü bir söz söylemedi. Yine de ortada konuşulmamış bir mesafe var.

Klinik psikoloji odasında bu sahneyi sıkça dinliyorum. Çiftler çoğu zaman “büyük bir sorunumuz yok ama uzaklaştık” diyerek gelir. Konuşmaya başladığımızda ise çoğu kez aynı küçük ayrıntıya ulaşırız: telefon.

Adı Konmuş Bir Sorun: Phubbing

Literatürde bu davranışa phubbing deniyor. İngilizce phone (telefon) ve snubbing (görmezden gelme) sözcüklerinin birleşiminden doğan kavram, bir başkasıyla birlikteyken dikkatini telefona vermeyi anlatır. Kimseyi aldatmıyoruz, sadece bir mesaja bakıyoruz. Ama ilişkiler yalnızca büyük kırılmalarla değil, küçük ve tekrarlayan kopuşlarla da aşınır.

Türkiye’de de bu konuda çalışmalar yapılıyor ve sonuçlar uluslararası bulgularla paralel: partnerinin kendisini telefon yüzünden sık sık ihmal ettiğini düşünen kişilerde ilişki doyumu düşüyor, çatışma artıyor.

Küçük Anların Büyük Gücü

Çift araştırmacısı John Gottman, ilişkilerin gündelik “bağlantı çağrıları” üzerinde yükseldiğini söyler. Partneriniz pencereden bir kuş gösterdiğinde, gününden bir cümle anlattığında ya da derin bir iç çekip yüzünüze baktığında aslında şunu sorar: “Burada mısın? Beni duyuyor musun?”

Gottman’ın gözlemlerine göre ilişkisini sürdüren çiftler bu çağrılara çok daha sık karşılık verir. Çağrıya dönmek ya da dönmemek, ilişkinin gidişatını belirleyen mikro kararlardır. Ekrandan kaldırılmayan bir başla söylenen “evet, dinliyorum” ise sözcüklerden çok daha net bir mesaj taşır: “Şu an senden daha önemli bir şey var.”

Bağlanma Açısından: Ulaşılabilir misiniz?

Bağlanma kuramı bu tabloya bir derinlik katar. Sue Johnson’ın Duygusal Odaklı Terapi yaklaşımı, yetişkin ilişkilerinin özünde üç soru yattığını söyler: Sana ulaşabilir miyim? Sana önem veriyor muyum? Ben ihtiyaç duyduğumda yanımda mısın?

Telefonla meşgul bir partner, niyeti ne olursa olsun, bu sorulara istemeden “hayır” cevabı verir. Karşıdaki kişi çoğu zaman bunu “ilgisizsin” diye değil, “önemsiz miyim?” diye hisseder. Bu his, kaygılı bağlanma eğilimi olanlarda daha yoğun yaşanır. Kişi ya sürekli yakınma ve kanıt arama moduna girer ya da kırılıp içine kapanır.

Görünmez Bir Döngü

Sorun genellikle tek taraflı değildir, bir döngüye dönüşür. Yok sayılan kişi yalnızlığını gidermek için kendi telefonuna uzanır. Diğeri bunu fark eder ve kendini daha da geri çeker. Terapide buna kovalama-uzaklaşma döngüsü denir. Artık kimin başlattığı önemsizdir, çünkü iki taraf da birbirinin davranışına yanıt vermektedir.

Dile getirmek de zordur. “Hep telefondasın” cümlesi çoğunlukla “Abartıyorsun, iş yazıyordum” cevabını getirir. Gottman’ın “sert başlangıç” dediği bu giriş, savunmayı tetikler ve konu kapanır. Şikâyet ya hiç söylenmez ya da bir gün başka bir tartışmanın içinde patlar.

Danışanlardan en sık duyduğum cümlelerden biri şudur: “Aslında mesele hiç telefon değildi.” Haklılar. Telefon çoğu zaman sorunun kendisi değil, görünen yüzüdür. Asıl mesele, “bana ilgi gösteriliyor mu?” sorusudur.

Suçlamadan Değiştirmek Mümkün

Çözüm telefonu hayatınızdan çıkarmak değil, ona bilinçli bir yer vermektir.

  • Telefonsuz bölgeler belirleyin. Yemek masası ve yatak, başlamak için en iyi iki yerdir. Yatak odasını şarj istasyonu değil, yakınlık alanı olarak yeniden tanımlayın.
  • Karşılama ritüeli kurun. Eve geldiğinizde ilk on dakikayı ekransız geçirin. Birbirinize “nasılsın” demek için gerçek bir fırsat yaratın.
  • Yumuşak başlayın. “Hep telefondasın” yerine “Akşamları seninle daha çok vakit geçirmeyi özlüyorum” demek, savunma yerine yakınlık davet eder.
  • Önce kendinize bakın. Bir hafta boyunca kendi ekran alışkanlığınızı gözlemleyin. Sonuç çoğu zaman şaşırtıcıdır.

Dağılmamış Bir Bakış

Sevgiyi çoğunlukla büyük jestlerle, pahalı hediyelerle ölçeriz. Oysa gündelik hayatta sevginin en somut biçimi dikkattir. Bir insana verebileceğimiz en değerli şeylerden biri, bölünmeyen bir bakıştır.

Bu akşam telefonunuzu ters çevirin. Bildirim sesi gelirse bir sonraki cümleden sonra bakın. İlişkinizin ihtiyacı olan şey belki yeni bir tatil ya da uzun bir hesaplaşma değil, ekrandan kalkan iki göz ve gerçekten orada olan bir insandır.

Klinik Psikolog Büşra Kırca 

Çocuk, Ergen, Yetişkin ve Aile Danışmanı | Nilüfer/Bursa

@klinikpsikologbusrakirca | 05316623087

Hakkında Hurşit TOPAL

Ayrıca Kontrol Edin

BAŞKAN VEKİLİ BİBA: GEMLİK EN GÜZEL HİZMETİ ALACAK

BAŞKAN VEKİLİ BİBA: GEMLİK EN GÜZEL HİZMETİ ALACAK Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir