Köşe Yazıları

BU YAZIM DUYARLI İNSANLARA!

BU YAZIM DUYARLI İNSANLARA!

Çölyak…Nam-ı diğer; glütensiz hayat. Yani buğday, çavdar, yulaf ve tahıl ürünlerinin tüketilmesinin, yenmesinin yasak olduğu hastalık.

Düşünsenize; pastalar, börekler, çörekler, bisküvitler kısacası bu tarz lezzet dolu yiyecekleri ancak rüyalarınızda yiyebileceğiniz onlarca nimet…

Bakıp, kokusunu alıp ağzınızı sulandıran ve görsel olarak da göz zevkinize hitap eden harika gıdalar. Görünce, nefsinize sözünüzü zor dinletebildiğiniz tatlar… Bakıp bakıp iç geçirdiğiniz türden! Marketlere gittiğinizde başınızı öbür yana çevirip, oradan hızla uzaklaştığınız glüten dolu reyonlar… Pastanelere adım atmak istemediğiniz hastalık türü!

Hele bir restorana, kafeye veya lokantaya gittiğinizde menüye melül melül baktığınız, yiyebileceğiniz yemek çeşitinin neredeyse hiç olmadığı ve millet şapur şupur yerken sizin yutkunarak ya başınızı öne eğdiğiniz ya da dışarıyı izler gibi yaptığınız hastalık!

Ahh bir de eş dost olarak gittiğiniz grup yemeklerinde durumunuzu bilmeyenlere kendinizi anlatmak zorunda kaldığınız ve hatta belki de bazen, sanki yiyecek seçermiş gibi olan hallerinizle başkaları tarafından içten içe “nazlı ya da mız mız” damgası yediğinizi hissettiğiniz tuhaf hastalık.

Fırından yeni çıkmış sıcacık bir dilim ekmeğin üzerine tereyağını sürüp yemeyi özlediğiniz, bir gevreği (simiti) bir tutam beyaz peynirle harmanlamayı özlediğiniz, kestiğiniz doğum günü pastanızı bile uzaktan seyrederek, sadece servis etmekle yetindiğiniz ve sizi tüm bu sebeplerden ötürü diğer insanlardan ayıran hastalık!

Bir davete ya da bir ev ziyaretine gittiğinizde, ev veya davet sahibinin hazırladığı envai çeşit yiyeceklerden hiç birini yiyemediğiniz için ev sahibine kendisini eksikli hissettiren ve sizin de her seferinde “eminim harika olmuştur ama ben yiyemem” ya da ” sorun değil, ben alışkınım bunları yememeye” diyerek, ev sahibinin üzüntüsünü gidermeye çalıştığınız hastalık!

Benim, bu yaşam tarzıyla tanışmam kırkımdan sonra oldu. 40′ ıma kadar sizler gibi normal bir şekilde ve normal ölçülerde yiyip içebilen sağlıklı bir insanken, maalesef 2.5 sene boyunca uygulanan yanlış tedaviler sonucunda bağırsaklarımın çökmesiyle birlikte tanıştığım hastalık oldu kendisi!

Ve nihayet 3 senenin sonunda zordan toparlanan immün sistemime hatıra olarak kalan ve bana yeni gıda alışkanlıkları kazandıran hastalıktır kendisi.

Yeni düzen, yeni bir hayat ve yepyeni alışkanlıklar!

Bu yeni düzen sadece çölyakla sınırlı kalsa iyi! Başkaca ilavelerin de takılıvermesiyle peşine ben, 40′ ımdan sonra başka bir ben olarak vücut buldum yine! “O ilaveler de diğer yazı konuma başlık olsun” düşüncesiyle yeniden dönüyorum konuma, yani çölyaklı yaşama.

Dışarıda yiyecek bir şeyler bulabilmenin sıkıntısı ve karnını doyurabilmenin hayatınızı adeta eziyete çevirdiği bu hastalıkta “yasak” olanları yediğinizde başınıza gelecekleri kısaca şöyle özetleyebilirim;

Yedikten birkaç saat ya da birkaç gün sonra,

*Sizi iki büklüm yapan bir karın ağrısı,

*Kramplar,

*Eklem, kas ve kemiklerde beliren müthiş ağrılar,

*Baş ağrısı,

*Halsizlik, yorgunluk, bitkinlik (öyle ki, ayağa bile kalkmaya dermanınız olmaz çoğu zaman)

*Diş eti ağrı ve kanamaları,

*Uykusuzluk

*Stres

*Zaman zaman göz bozukluğu

*Cildinizde kızarmalar, kaşınmalar veya dökülmeler.

*Zaman zaman el ve ayak parmaklarınızda uyuşma ve hissizleşme.

Bende olanların sadece bir kısmı bunlar. Yaşa, bünyeye ve çölyak çeşidine göre bu semptomlar kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor olsa da üç aşağı beş yukarı ben ve benim gibilerin glütenli gıdalar tükettiğimiz zamanki halleri bu şekilde oluyor.

Şayet bu ürünleri tüketmekteki ısrarımız devam ederse pek çok hastalıkla birlikte sonumuz, ince ve kalın bağırsak kanseriyle tanışmamızla noktalanıyor.

Zira, bu hastalığın bir tedavisi yok.

Sıkıntılarımız bununla da bitmiyor üstelik!

Bu, dağın sadece görünen yüzü! Görünmeyen yüzünde öyle ciddi sorunlar yaşıyoruz ki!

Durun, biraz da onlardan bahsedeyim size de belki o zaman ya halinize şükreder ya da sahip olduklarınıza daha sıkı sarılır ve belki de sizin dışınızda var olan başka hayatlara daha fazla saygı duyarsınız!

Mesela, bizler ekmek bile bulamıyoruz! Yok, yok, yok… Avrupa’daki marketlerde çölyak hastaları rahatlıkla ürün bulabilirken, bizdeki marketlerde satılan hiçbir ara gıda olmadığı gibi, çölyak ekmeği bile yok. Özel olarak üretim yapan birkaç firmanın birkaç ürünü varsa da onlar da oldukça pahalı. Tıpkı ceza gibi! Hem hastalığı yaşıyoruz hem raflarda yiyecek bir şey bulamıyoruz hem de bulduğumuz iki üç çeşit ürüne de tonla para ödemek zorunda kalıyoruz. Dedim ya, tıpkı ceza öder gibiyiz! “Neden bu hastalığa kapıldın, al sana ceza!” der gibi.

Son iki üç yıldır büyük marketlere çölyak hastaları için gıda satma zorunluluğu getirilse de maalesef ülkemizde büyük bir market zincirinin dışında hiçbirinde yok!

Tüm bunların sonunda söyleyeceğim o ki; hiç kimse yaşamadığı bir durum hakkında ahkam kesmesin ve hiç kimse kimseye önyargı ile bakmasın.  Dahil olmadığınız bir konu hakkında fikriniz de olmasın!

Bir de hiç kimse ” benim başıma bu gelmez” demesin.

İnsanız ve her şey hepimiz için…

Başka insanların hayatlarına karşı duyarlı olabileceğiniz sağlıklı günler dileğimle,

 

Esen kalın.

Doğalgaz Keşfi Kimleri Rahatsız Etti

Doğalgaz Keşfi Kimleri Rahatsız Etti

Anadolu Coğrafyasında yaşamak her millete nasip olmaz.

Ama coğrafyada yaşanan zorluklarda hiç bir ülkede yaşananlara benzemez.

Hele karadenizdeki doğalgaz keşfi yapıldıktan sonra Amerika’da ve hatta Rusya’da huzurunuzu bozmaktan vazgeçmez.

Bu bakımdan doğu akdenizdeki gemilerimiz aramalara devam ettikçe her yönden gelebilecek provakasyonlara hazır olmalıyız.

Amerika, Rusya ve hatta Fransa provakasyona yatkın piyon ülkeleri bulmakta zorluk çekmezler.

Nitekim Doğu Akdenizdeki ilk kışkırtmayı fransa yaptı.

Piyon olarakda Kıbrıs Rum kesimini ve Yunanistan’ı kullandı.

Bu hamleden şımaran Yunanistan Girit adasını peşkeş çekerek Amerika’yı yanına aldı.

İncirlik üssüne alternatif olarak Girit te deniz üssü kurması için Amerika’ya izin verdi.

Amerika’ya deniz üssü kurması konusunda izin vererek sadece kendinin  değil tüm bölge ülkelerinin de başını derde soktu.

Amerika bu üssü sayesinde Doğu akdenizdeki tüm enerji kaynaklarını denetim altına alacaktır.

Ayrıca jeopolitik açıdan AB yi de ve balkanları da gözetim altında tutacaktır.

Artık karadenizde bulduğumuz ve Doğu akdenizde aradığımız doğalgazın hangi ülkeleri rahatsız ettiğini çok iyi biliyoruz.

Nitekim piyon Ermenistan Azerbaycan a saldırması ile Rusyanın da rahatsız olduğunu görüyoruz.

Çünkü Ermenistan Rusya’dan destek bulmazsa kılını bile kıpırdatamaz.

Amerika ve Rusya’da Türkiyenin enerji liginde başrollerde oynamasını istemez.

Zaten Amerika Suriye yi yeniden kaşıyarak ve Giritte deniz üssü kurma hamleleri ile almış olduğu pozisyonu göstermiştir.

Rusya ise kafkaslardaki ve karadenizdeki enerji kaynaklarının da etkin pozisyonda olduğunu göstermek amacıyla derduk yerde Ermenistan Azerbeycan savaşı başlatmıştır.

Ama her iki süper ülkede bu bölgede Türkiye’siz hiç bir projenin olamayacağını çok iyi bilirler.

 

Günün Sözü;

Zafer, zafer benimdir diyenlerindir.

“Atatürk”

 

 

 

MURAKABE VE MUHASEBE BİLİNCİ

MURAKABE VE MUHASEBE BİLİNCİ

Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. ”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “İhsan, sanki O’nu görüyormuş gibi Allah’a kulluk etmendir. Sen O’nu göremesen de O seni görmektedir.”[2]

Aziz Müminler!

Yüce Allah, kâinatın gözbebeği olarak yarattığı insanı başıboş bırakmamış, kendi haline terk etmemiştir. İnsan, daima ilahi bir denetim ve gözetim altındadır. Vakti geldiğinde muhasebe edilmek üzere bütün yapıp ettiklerimiz kaydedilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şöyle ifade edilir: “İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında yaptıklarını gözetleyen ve kaydeden hazır bir melek bulunmasın.”[3]

Kıymetli Müslümanlar!

Dünya ahiretin tarlasıdır. Her gelen göçer ve her kul ektiğini biçer. Kim dünyada zerre miktarı iyilik yaparsa, onun karşılığını görecektir. Kim de zerre miktarı kötülük yaparsa, ahirette bununla yüzleşecektir.[4] Rabbimiz, “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın!”[5] buyurarak ahiret için hazırlıklı olmamızı emreder. Bizleri murakabeye yani iç dünyamıza dönerek bir muhasebe yapmaya davet eder.

Murakabe, niçin yaratıldığımızı, nereden gelip nereye koşmakta olduğumuzu kendimize sormaktır. Hatalarımızın ve günahlarımızın hesabını tutarak telafi etmek için uğraşmaktır. Allah’ın her an bizimle beraber olduğu bilinciyle yaşamaktır. İmanımızdan güç alıp aklımızı kullanarak nefsimize hâkim olmaktır. Şeytanın tuzaklarına ve dünyanın bitmek bilmez arzularına kapılmamak için daima uyanık olmaktır. Murakabe, gönlünü Allah’a bağlayarak samimiyetle ibadet etmek, hayırda ve takvada yarışmaktır.

Değerli Müminler!

Kendini bilerek ve Rabbine güvenerek yaşamak, bir Müslüman’ın hayat sermayesidir. Geçmişinden ders alarak bugünün değerini bilen, geleceğini iman ve ihsan üzerine planlayan kişi, kemale erer. Nitekim Peygamberimiz de bizleri böyle bir iç denetime çağırmaktadır: “Kıyamet günü insan şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe, Rabbinin huzurundan bir yere kıpırdayamaz: Ömrünü ne uğruna tükettiğinden, gençliğini nasıl geçirdiğinden, malını nereden kazandığından, nereye harcadığından ve bildiği ile amel edip etmediğinden.”[6]

Aziz Müslümanlar!

Hutbemi bitirirken, salgın hastalıkla mücadele hususunda da kendimizi muhasebe etmemiz gerektiğini hatırlatmak istiyorum.  Bu mücadelede üzerimize düşen bilinçli davranmaktır. Zira alınan tedbirler kadar, bu tedbirlere uyma konusundaki hassasiyetimiz de son derece önemlidir. Rehavete ve ihmalkârlığa kapılmayalım. Uyarılara kulak verelim ki kul hakkına girmeyelim. Hastalığın başlangıcından bugüne kadar gösterilen gayretleri boşa çıkarmayalım. Bu vesileyle salgınla mücadele sürecinde vefat eden başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere bütün kardeşlerimizi şehâdet mertebesine eriştirmesini, hastalarımıza acil şifalar ihsan etmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

[1] Hadîd, 57/4.

[2] Buhârî, Tefsir, Lokman, 2.

[3] Kâf, 50/18.

[4] Zilzâl, 99/7,8.

[5] Haşr, 59/18.

[6] Tirmizî, Sıfatu’l-kıyâme, 1.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 

Günün Ayeti

Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

((Nûr, 24/35))

Günün Hadisi

Übey b. Kâ’b’ın naklettiğine göre; müşrikler Hz. Peygamber’e (sav), “Yâ Muhammed! Rabbini bize tanıt.” dediler. Bunun üzerine Allah Tebâreke ve Teâlâ İhlâs Sûresi’ni indirdi: “De ki, O Allah tektir, Allah Samed’dir. (O hiçbir şeye muhtaç değildir ama bütün varlıklar O’na muhtaçtır.) O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.”

((İbn Hanbel, V, 133))

Günün Duası

Allah’ım! Göklerin ve yerlerin Rabbi! Rabbimiz, her şeyin Rabbi! Tane ve çekirdeği çatlatıp yaran! Tevratı, İncili ve Kur’an’ı indiren! Her türlü kötülük sahibinin şerrinden sana sığınırım. Onu perçeminden tutan (kudreti altında bulunduran) sensin.

 

Evlenmenin dinî hükmü nedir?

Kur’an-ı Kerim’de bir âyette, “Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin.” (Nûr, 24/32), bir başka ayette de, “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 30/21) buyurulmaktadır.
Yine Hz. Peygamber (s.a.s.) birçok hadislerinde müslümanları evlenmeye teşvik ederek; “Evlenin, çoğalın! Çünkü ben (kıyâmet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin (çokluğunuzla) iftihar edeceğim!” (Abdurrezzâk, el-Musannef, VI, 173; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, VII, 131); “Ey gençler! Sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin.” (Buhârî, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1); “Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimi uygulamayan benden değildir. Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” (İbn Mâce, Nikâh, 1) buyurmaktadır.
Nikâh bir yönüyle medeni bir sözleşme, bir yönüyle de ibadet sayılmaktadır. Bir kimsenin cinsel isteklerinin baskın olması nedeniyle günaha girme ihtimali yüksek ise, o kimsenin evlenmesi vaciptir. Günaha girmesi söz konusu olmayan kimselerin maddi durumu müsait olduğu takdirde evlenmesi sünnettir. Yaşlı veya cinsel gücü zayıf olanların evlenmesi mubah ise de, evlenmemesi daha iyidir (İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 343). Bir kimsenin, evleneceği kadına zulmetmesinden korkması halinde evlenmesi mekruhtur (Mevsılî, el-İhtiyâr, III, 38).

 

Doğalgaz Keşfi Kimleri Rahatsız Etti

Doğalgaz Keşfi Kimleri Rahatsız Etti

Anadolu Coğrafyasında yaşamak her millete nasip olmaz.

Ama coğrafyada yaşanan zorluklarda hiç bir ülkede yaşananlara benzemez.

Hele karadenizdeki doğalgaz keşfi yapıldıktan sonra Amerika’da ve hatta Rusya’da huzurunuzu bozmaktan vazgeçmez.

Bu bakımdan doğu akdenizdeki gemilerimiz aramalara devam ettikçe her yönden gelebilecek provakasyonlara hazır olmalıyız.

Amerika, Rusya ve hatta Fransa provakasyona yatkın piyon ülkeleri bulmakta zorluk çekmezler.

Nitekim Doğu Akdenizdeki ilk kışkırtmayı fransa yaptı.

Piyon olarak da Kıbrıs Rum kesimini ve Yunanistan’ı kullandı.

Bu hamleden şımaran Yunanistan Girit adasını peşkeş çekerek Amerika’yı yanına aldı.

İncirlik üssüne alternatif olarak Girit te deniz üssü kurması için Amerika’ya izin verdi.

Amerika’ya deniz üssü kurması konusunda izin vererek sadece kendinin  değil tüm bölge ülkelerinin de başını derde soktu.

Amerika bu üssü sayesinde Doğu akdenizdeki tüm enerji kaynaklarını denetim altına alacaktır.

Ayrıca jeopolitik açıdan AB yi de ve balkanları da gözetim altında tutacaktır.

Artık karadenizde bulduğumuz ve Doğu akdenizde aradığımız doğalgazın hangi ülkeleri rahatsız ettiğini çok iyi biliyoruz.

Nitekim piyon Ermenistan Azerbaycan a saldırması ile Rusyanın da rahatsız olduğunu görüyoruz.

Çünkü Ermenistan Rusya’dan destek bulmazsa kılını bile kıpırdatamaz.

Amerika ve Rusya’da Türkiyenin enerji liginde başrollerde oynamasını istemez.

Zaten Amerika Suriye yi yeniden kaşıyarak ve Giritte deniz üssü kurma hamleleri ile almış olduğu pozisyonu göstermiştir.

Rusya ise kafkaslardaki ve karadenizdeki enerji kaynaklarının da etkin pozisyonda olduğunu göstermek amacıyla derduk yerde Ermenistan Azerbeycan savaşı başlatmıştır.

Ama her iki süper ülkede bu bölgede Türkiye’siz hiç bir projenin olamayacağını çok iyi bilirler.

 

Günün Sözü;

Zafer, zafer benimdir diyenlerindir.

“Atatürk”

 

 

 

Akdeniz’de Gerginlik, CHP ve İYİ Parti

Akdeniz’de Gerginlik, CHP ve İYİ Parti

Son aylarda, hem dış politikada ve hem de iç politikada gergin bir dönem geçiriyoruz.

Şu anda vitrinde olan konu doğu akdenizdeki paylaşımdır.

Doğu akdenizdeki bereketi görünce, Amerika bile ortadoğu petrollerini unuttu.

Yunanistan ile yakınlaştı.

Rum kesimine koyduğu silah ambargosunu kaldırdı.

Ayrıca İncirlik üssünden ayrılacağını ve Girit adasına üs kuracağını duyurdu.

Fransanın büyük pay peşinde olduğunu, Almanya’nın ise sessiz ve derinden çalıştığını görüyoruz.

Türkiye ise en uzun sahile sahip olduğu Doğu akdenizde, hak ettiği payı almak i,çin savaşıyor.

Bir süre önce ne işimiz var doğu akdenizde diyenler, artık ne kadar zor bir işin içinde olduğumuzu anlamıştır herhalde.

Aslında iç politikada da hareketli ve gergin bir dönem içindeyiz.

İYİ Partinin Milliyetçi ve Ülkücü kimlikten koptuğunu görüyoruz.

Meral Akşener geçtiğimiz cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında “ben başkan olursam niye kürt başkan yardımcısı olmasın” demişti.

En son genel başkan seçiminde de kürt vatandaşlara etkili mesajlar verdi.

İyi parti bir bakıma merkeze yerleşmeye çalışan bir parti oldu.

Eski CHP’li Aytunç Çıray,  DYP’li İsmet Sezgin’in oğlu Aydın Adnan Sezgin, Demirel’in doktoru Aylin Cesur’da İyi parti kadrolarında yer almaktadır.

İyi partide eski ANAP’ı hatırlatan bu yapılanma, parti içindeki Ülkücülerin, Akşener’in elinden kaymasına ve Koray Aydın’ın etki alanına girmesine sebep olabilecektir.

Nitekim genel başkanlık seçimlerinden sonra parti yönetimindeki yeniden düzenleme bu konudaki tespitlerimizi doğrulamaktadır.

CHP’de ise 12 bine yakın üyenin istifa ettiğini CHP’li Barış Yarkadaş’ın açıklamalarından öğreniyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun ne işimiz var Suriye ve özellikle de ne işimiz var Doğu akdenizde şeklindeki çıkışlarının (eski CHP)’lileri partilerinden soğuttuğunu düşünüyoruz.

Her iki partideki sıkıntılar CHP ile İYİ Partiyi dahada yakınlaştıracaktır.

Seçimler yaklaştıkça her iki partiden de HDP’ye olumlu mesajların gittiğine tanık olacağız.

 

Günün sözü;

“Dilin ağır, gözün çabuk işlesin”

“cerventes”

 

GEÇ UYARILDIK!

GEÇ UYARILDIK!

14 Mart 2020 tarihli bir gazete ilişti gözüme. Koronanın varlığına dair ülkemizde ilk uyarıların yapıldığı günlerdi o günler. Henüz el hijyeninin şöyle mi yoksa böyle mi olması gerektiğine ve 20 saniye mi yoksa 30 saniye mi yıkanmalı diye basit tartışmaların yapıldığı günler.

Bunun dışında başka ciddi bir yaptırım, uygulama veya açılan herhangi bir önlem paketi var mı diye şöyle bir hafızamı yokladığımda “hayır yoktu” cevabını aldım  zihnimden. Bununla da yetinmeyip, o günleri birazcık kurcalamak için google’ ın yolunu tuttum hemen. Olur ya hafızam yanılıyordu belkide. İşin açığı hatırımda olanların sağlamasını yapmak istedim internette.

Fakat orada da bir kaç basit uyarının dışında elle tutulur gözle görülür, ciddi anlamda ne resmi bir önlem alındığına dair haber okudum ne de koronanın bu derece ciddi olduğunu  bizlere “net bir dil ve üslupla anlatan bir yetkili!” haberine rast geldim.

Ve o günlerde hatta tam da o haftada neler yaptığıma dair anılara yolculuk ettim. Yakın tarih olduğu için detaylarıyla hatırladığım günler.

Öncelikle bireysel yaşantıma dönüş yaptım ki şayet ciddi bir uyarı yapılmış olsaydı biz vatandaşlara, benim gibi bağışıklık sistemi hasarlı bir kişinin, bahsi geçen o günlerde dışarıda ne işi olurdu?

Öyle ya, 11 martta bir devlet hastanesinde, 13 martta ise bir özel hastanenin göbeğinde ne işim vardı? Şayet uyarılsaydık!

Buna rağmen, o günlerde okuduğum ve izlediğim dünya haberlerinden dolayı yine de her iki hastaneye gittiğimde bireysel kanaatimle maskemi takmış ve hatta hastanelerde ne bir yere tutunmuş, dokunmuş, oturmuş ne de bekleyen kalabalığın içine girmiştim.

Gittiğim gün itibarıyla devlet hastanesi olayın daha çok farkında olurken, özel hastanenin “parmak okuma sistemi” ile giriş kaydı yapmasına ısrarla itiraz ettiğimi hatırlıyorum! Nitekim madem bir salgın vardı, basit bir kayıt işlemi için elimi, günde yüzlerce kişinin elinin yaladığı o makinaya dayamayacaktım!

Aklımı seveyim!

Bizde hâl böyleyken, o tarihlerde dünyada olan biten şunlardı:

– Amerika Ulusal Muhafızları sokaklarda halka yiyecek dağıtıyordu ki Amerika acil durum ilan etmişti bile!

– İspanya, Macaristan, Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Bulgaristan olağanüstü hal durumuna geçmiş ve hatta pek çok dünya ülkesi okulları bile tatil etmişti.

-İran’ da askeri güç halkın sokaklara çıkmasını engellemek amacıyla görevlendirilmişti bile!

-Hatta NATO ve Avrupa parlamentosu gibi uluslararsı önem taşıyan toplantılar bile askıya alınmıştı.

-Pek çok ülkede sokaklar hükümetleri tarafından dezenfekte edilmeye başlanmıştı hatta.

-Avrupa birliği ve Amerika acil ekonomik destek paketlerini açmıştı.

O günlere dair dünyada olanlar bunlarla sınırlı değil. Ben sadece genelleme yaparak ve ülkeleri tek tek isimlendirmeden, üstün körü durumun üzerinden geçiverdim sizler için.  Olanlar ve yapılanların detaylarına indiğimizde çok daha fazla olduğunu söylemeliyim.

Bizde ise her yerin sanki bahar bahçeymiş gibi olduğu günlerdi o günler!

Sokaklar, caddeler, hastaneler, Avm’ ler, kapalı ve açık oturma alanları, toplu taşıma araçları kıyamet gibi insan dolu!

Hatta pek çok insan corona’ dan bi’ haber!

Covid 19’un hâlâ Çin’ in Wuhan kentinde yaşadığı inancıyla rahat ve genişti insanlarımız.

Neden?

Çünkü diğer dünya ülkelerinde önlem üstüne önlemler alınırken ve halk her yönden bilgilendirilirken bizde ‘TIK’ yoktu!

Ne de olsa “Türk’e bir şey olmaz!” felsefesi hakim.

Konu hakkında başkaca yorum yapmadan, analiz yeteneklerinize güveniyor ve durum hakkında kendi etütlerinizi yapacağınızı ümit ediyorum.

Esen kalın.

Bursaspor altyapısı umut veriyor

Bursaspor altyapısı umut veriyor

Ligin ilk maçında Adanademirspor’a kendi evinde yenilen Bursaspor, İzmir deplasmanından üç puan getirdi.

Güçlü altyapısı ile ünlü Altınordu’yu 2-0 yendi

Emirhan’ın golü usta işi bir goldü.

Ali Akman’ın golünde ise takipçilik ve hücum pres vardı.

Aslında futbol demek, bir anda yapılan akıllı hareket demektir.

Biz elimizden geleni yaparız ama topun takılacağı yeri Allah’a bırakırız.

Bu takımımız bu mücadeleyi sezon sonuna kadar nasıl götürebilir izleyeceğiz.

Birinci yapılacak şey önümüzdeki maça bakacağız sloganını takıma yerleştirmek olmalıdır.

Daha şimdiden bu takım ilk ikiye girer mi veya play off lara kalır mı diye düşünürsek bu genç takım bu stresi kaldıramaz.

Birde ilk yarıda parlayan gençlerimizi elimizde tutmalıyız.

Zaten yeteri kadar temaslar yapamadık.

Parlayan bir kaç gencimizi de Ocak transferinde elimizden kaçırırsak, Bursaspor taraftarı olarak hevesimiz kırılır.

Kazandığımız maçtan sonra da kaybettiğimiz maçtan sonra da sloganımız önümüzdeki maça bakacağız olmalıdır.

En büyük şansımız altyapı zenginliğimizdir.

Sezon başında çok iyi bir kalecimizi kaybettik.

Ama Altınordu maçındaki kalecimiz Ataberk sonuca tesir edecek bir çok kurtarışa imza attı.

17 yaşında bir orta sahadan sorumlu bir gencimiz var.

17 yaşında takımı yönetmek her futbolcunun altından kalkacağı bir iş değildir.

Bu hafta Bursa’da, Giresunsporla oynayacağız.

Giresunspor’u hafife alamayız.

En güçlü olduğumuz sezonlarda Giresunspor’a puan verdiğimizi hatırlamalıyız.

Bu genç takımın her hafta bir final maçı çıkaracağına inanıyoruz.

 

Günün Sözü

Yazana zorluk vermeyen yazı,

Okuyana zevk vermez.

“Sammel Jahson”

 

Bizim Seçimler Dünyayı Nasıl Etkisi Altına Aldı…

Bizim Seçimler Dünyayı Nasıl Etkisi Altına Aldı…

Önümüzdeki milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece bizdeki yapıyı değil, dünyadaki ittifakları da yeniden dizayn edeceğini göreceğiz.

Çünkü ülkemiz geçmişte de çok değerliydi.

Ama Karadeniz ve Doğu Akdenizdeki enerji kaynaklarının varlığından sonra çok daha değerli hale geldi.

Nitekim çok değerli olunca da çevremizi ilgilendiren her olaya müdahil olmak zorunda kaldık.

Yeni dünya düzeninde paylaşımlar diplomasi masaların da değil, askeri alanlarda olmaya başladı.

Suriye’nin Kuzeyi , Irak’ın kuzeyi ve Doğu Akdeniz tüm dünyanın ilgi odağı haline geldi.

Savunma konusunda da yetersiz ülkeler artık paylaşım masalarında yer bulmakta zorlanmaya başladı.

Biz 40 yıldan beri yumuşak yoğunlukta bir savaş içinde olduğumuzdan, çevremizdeki ülkelere savunma amaçlı müdahale etmekte zorlanıyoruz.

Aslında görünürde çok modern bir çağ yaşıyoruz.

Ama hak ve hukuk arama konusunda en acımasız ve en adaletsiz bir dönem geçiriyoruz.

Biz kendi ittifaklarımızı belirlemeye ve genişetlemeye çalışırken, yurt dışındaki ortaklarda yavaş yavaş kendilerini göstermeye başladılar.

Millet ittifakı, Davutoğlunu’da markaja alırken, Amerikalı Bidan ise millet ittifakın en önemli yabancı transferi haline geldi,.

Doğu Perinçek’in ve Büyük Birlik Partisinin Cumhur İttifakına destek verdiklerini biliyoruz.

AB’den ayrılan İngiltere’nin her konuda Cumhur İttifakı ile birlikte olduğunu görüyoruz.

Nitekim Fransızlar Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de boy gösterirken, İngiliz Fıkatey’ni de Türk Fırkateyn’ine eşlik etti.

Amerka’nın ise gözü doymak bilmiyor.

Enerji kokusunu aldı, Güney Kıbrıs’a uyguladığı silah ambargosunu kaldırdı.

Ayrıca Rusya’nın Güney Kıbrıs’taki varlığını da tartışmaya açtı.

Bizim Karadenizde bulduğumuz petrol konusunda henüz bir tepki vermedi.

Bir anda Ukrayna ile yakınlaşma kurarsa şaşırmayız.

 

Günün Sözü;

Alçak gönüllülük,

Gururuz Perhizidir.

“Volhaire”

GELECEĞİNE UMUT İYİ PARTİ OLABİLİR VE ŞİİR’İM

GELECEĞİNE UMUT İYİ PARTİ OLABİLİR VE ŞİİR’İM

 

İYİ Parti bir çok zorluklardan geçerek, Türk siyasi tarihinde yerini aldı. Şimdi emin adımlarla yol alıyor. Bu durum, onu bir zamanlar tarih sahnesinden silmek isteyenler bile kabullenmek oldu. birkaç yıl öncesine kadar, “fetöcü, gayrı milli, Pkk yanlısı” diye suçladıkları Meral Akşener’i, bizzat Bahçeli’nin çağrısı sonrası Erdoğan’ın “milli ve yerli”  sözleri, farklı bir noktaya taşıdı. Eski söylemleri yine söyleyenler ters yüz etti. Türkiye’deki siyasal alan, bir tür yenileme yaptı.

*

İYİ Parti toplumsal alanın içinde kökleşti, yer tuttu. Kısacası, gelecek seçimlerin kilit partisi haline gelebilir. Toplumsal talebin çekim alanına girebildi. Türk Halkı Akşener’in yurt gezilerinde birebir derdini anlatacağı yakın, samimi bir siyasetçi olarak gördü. Siyasetin kendilerine dokunan eliyle karşılaştılar. Öyle ya iyi günde herkes geliyordu, önemli olan zor günlerde yanlarında olabilmektir. Bunu onlara hissettirebilmek. Nitekim seçim sürecinin dışında, zor günlerinde, tam da lazım olduklarında, tam da sıkıntılarla boğuştukları sırada siyasetçiyi gerektiği yerde karşısında muhatap olarak görmek çok önemli bir şey. Bunun anlamı, seçmene, “sizi önemsiyoruz” mesajını Ankara’dan değil, gidip bizzat yerinde vermektir. Bu durum, İYİ Parti açısından siyasal talebin, toplumsal kabul alanının genişlemesine neden oldu. Bu sebepledir ki Kongre konuşmasında Akşener, yurt gezilerine gönderme yaparak “millet bizi çağırıyor” demesi tespiti yerinde oldu.

*

İyi parti Türk milletine genel olarak ne mesaj verdi?

1-Bütün Türkiye’nin partisi oldukları mesajını verdi. “İYİ Partiyi Kürdü, Alevi’si, Lazı, Çerkez’i, emeklisi dar gelirli esnafı ve tüm Türkiye cumhuriyetinin yurttaşları kurdu” Ayrıca Trakya’dan Doğu Anadolu’ya, Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yurdun dört bir tarafında seslenerek söze başlaması kucaklayıcı siyasetin ta kendisiydi. Türk Milletinin kendisini önemseyecek, varlığını hatırlayacak,  kucaklayıcı sevgi diline ihtiyacı var dedi.

2- Milli birlik ve beraberlik mesajı verdi. İktidar ve ortaklarının “ayrıştırıcı dil” kullandıklarına vurgu yaparak, ayrımcılığı dışlaması oldu.

3-Türkiye’de vurguncu ekonomik düzene itiraz ettiğini gösterdi.

4-Tam bağımsız Türkiye vurgusuyla dış politikanın, muhatabının Türkiye Cumhuriyeti Devleti olması gerektiğini, devletin yönetenlerin kendi kişisel çıkar ve duygularıyla değil, devleti zor duruma düşürdüğünü söyledi.

5-Siyasetin kalite çıtasını birkaç birim yükseğe taşıdı. Kullandığı dil, toplumsal kucaklayıcılık, gösterdiği siyasi bilinç ve devletin varlığını gözeterek milli çıkara yaptığı vurgu, siyasetin çıtasını yukarı çekti.

6-Genç işsizlerin sözcüsü oldu. Anadolu seyahatlerinde konuştuğu esnaf, işçi, çiftçi vb. toplumsal kitlelerin sesini kürsüye taşıdı.

7-Özellikle çevre, hayvan vurgusuyla ülkenin kanamakta olan bir başka yüzünü dile getirdi.

8-Emeği ve hakkı çalınanların, işe giremeyenlerin, toplumsal yığınların sözcüsü oldu.

9-Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem vurgusunu yineleyerek, Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin ülkeyi geri bıraktığının altını çizdi.

10- Kendinden emin konuşarak, halka, biz sorunları çözeriz mesajı verdi. Sonuç olarak İYİ Parti, umut partisi olma yolunda ilerliyor diyebiliriz. Yapması gereken şey, bu stratejiyi siyasal eylemlerle pratiğe dönüştürürken siyasal çürümüşlüğün sonuçlarını topluma taşımaktır. Umarım bu ortamda başarır ve ülkenin geleceğine söylemleriyle bir rol olurlar… Sağlık için tedbirli olalım. Yarınlara umutla bakalım…

SEN NE HAYELDESİN

İsmine mülkün sepet dolusu anahtarın

Sonun ölümdür sen ne hayaldesin.

İster makam mevkiin zirvede olsun

Ahırın ölümdür sen ne hayaldesin.

*

İster ordular tahtında köşk olsun

Zevkle içinde oturup sefa sürsen

Etrafına dönen binlerce akıllın olsun

Ahırın ölümdür sen ne hayaldesin.

*

İster kuştüyü yatak yorganın olsun

Emir gelince elveda, olmazsa imanın

Malın mülkün hepsi olur yalanın

Ahiretin ölümdür sen ne hayaldesin.

Y.T:11.01.2020

ELİFNUR’ UN GÖZÜNDEN…

ELİFNUR’ UN GÖZÜNDEN…

 

Selin IŞIL YAZARLIK AKADEMİSİ’ nin çocuk grubuna dahil üyelerinden biri o.

Akademinin isminin sizlere yabancı gelmediğinden eminim. Bilenler biliyor zaten ama bilmeyenler için yine de kısa bir hatırlatma yapayım.

 

Selin IŞIL YAZARLIK AKADEMİSİ okuma-yazma, diksiyon ve editasyon üzerine kurulmuş, benim de bu uğurda danışanlarıma naçizane olarak yardımcı olmaya çalıştığım sistemin adı.

 

Bu günkü yazı başlığıma sebep olan da bu sistemin içinde yol alan güzel bir evladımız; Elifnur…

 

Henüz 11 yaşında (kendi deyimiyle, “11’im ama siz 12 olarak düşünün. Çünkü yakında 12 olacağım”). Çocuk dünyasının biz yetişkinlerin dünyasından daha farklı çalıştığını hepimiz biliriz.

 

Gelin görün ki bu tatlı danışanımın içindeki yazma tutkusu o kadar derin ki, pek çok yetişkinin cesaret edip eline alamadığı kalemi o alıp, kendi çocuk dünyasında gündeme dair ve hayata dair somut ve soyut yazılar yazabiliyor, büyük bir yürekle hem de…

 

Sırf bu sebepten bile Elifnur’un benim için olan değeri ve anlamı ikiye katlanıyor.

 

Konuyu bağlamak istediğim yere gelince; bildiğiniz gibi koronovirüs ivme arttırararak dünyayı kasıp kavurmaya devam ediyor. Şu ana kadar ne “dur” diyebilen çıktı ona ne de bir çare üretebilen.

 

Durum ciddi hem de çok ciddi!

 

Fakat buna rağmen hâlâ bu ciddiyetin farkında olmadan yaşayan ve umursamaz tavırları ile sadece kendini değil, toplumu da riske atan on binlerce insanın varlığını da gördükçe, okudukça, duydukça ister istemez bir daha ve bir daha “pes” diyorum içimden.

Hâl böyle olunca, geçtiğimiz hafta sevgili Elifnur’ a yazması için verdiğim KORONAVİRÜS konulu ödevi sizlerle paylaşarak belki, “bir umut” biz yetişkinlere de örnek olur diyorum, onun bu kendini bilen ve duruma vakıf olan halleriyle dolu yazısı.

 

Hiç bir satırına dokunmadığım sevgili Elifnur kızımızın yazısı aşağıda okuyacağınız gibidir;

 

“KORONAVİRÜS NEDİR?

Koronavirüs, bulaşıcı bir hastalıktır. 2019 Aralık ayında Çin’ in Wuhan kentinde ortaya çıkmıştır ve yavaş yavaş dünyaya yayılmıştır.

 

KORONAVİRÜS BİZİ NASIL ETKİLEDİ?

Dışarıya çıkarken hep maske takıyoruz. Bazen çıkarken maskeyi unutuyoruz, eve dönüp maskeyi alıp dışarıya çıkıyoruz. Arkadaşlarımıza akrabalarımıza sarılamıyoruz. Psikolojimiz bozuldu, aklımızda bir sürü sorular var. Hep elimizi yıkıyoruz ve ellerimiz çatlıyor veya kızarıyor. Buradan herkese sesleniyorum; lütfen kurallara uyalım ve koronavirüs ülkemizde ve dünyada azalsın ve bitsin.

Koronavirüs yüzünden evde olan çocuklara sesleniyorum; evde boş boş oturmayın. Kitap okuyun, egzersiz yapın, dersleri tekrar edin. Bunları iyiliğimiz için söylüyorum. Ve okullar açılınca ders çalışın. Okullar açılınca sosyal mesafeyi koruyalım. Belki okullar açılmazsa, uzaktan eğitim olursa yine ders çalışmamız gerek. Belki okullar açılsa bile uzaktan eğitim olabilir.

 

Ben koronavirüsün normal hastalık olması veya dünyamızdan gitmesini istiyorum. Bulaşıp iyileşenlere sesleniyorum; ikinci bulaş riski var, kendinizi koruyun.

 

Doktorlarımıza iyi davranalım. Çünkü onlar canını feda ediyorlar bizim için. Onlara kendi düşüncemle, en iyi hediyeyi kurallara uyarak verebiliriz. Evde kalın, önemli işlerde dışarı çıkın.

 

Not: lütfen kurallara uyun, evde kalın”.

Elifnur Özgün

 

Elifnur’ un duygu dünyasından dökülenler bunlar. 11 yaşındaki bir çocuğun yazmış olduğu satırların yorumunu size bırakırken, ben sevgili minik danışanımın yazdığı bu yazı ile iftihar etmekle meşgul olacağım.

 

Esen kalın.