Köşe Yazıları

BAŞLIKSIZ!

BAŞLIKSIZ!

Yeni dünya düzenindeki bir bayrama daha kavuşmuş bulunuyoruz.

Öyle kelli felli bir bayram yazısı yazmaya hiç niyetim yok. Zira ne bayram bayram gibi ne de şartlar bayram koşullarında. Yine de adet yerini bulsun diye bir bayram yazısı yazmak için parmaklarım klavyenin üzerinde gezinmeye başladı.

Yazmak istemediğimden değil, ruhum pandemili geçecek olan bir bayrama daha isyan ettiği için bütün bu sevimsizlik içeren hallerim.

Geçen seneki Ramazan bayramına gitti aklım, bilgisayarın başına geçmeden önce. Pandemili ilk dini bayramımız! Ne kadar safiyane, iyi niyetli ve umut dolu duygularla yaşamıştık o bayramı. “Ha şimdi geçip gidecek bu virüs, ha bitti bitecek…Eli kulağında çare bulunacak, seneye bayramda her şey normale dönecektir” gibi umut içeren söylemler eşliğinde geçirdiğimiz bayramdı…

O günlerden bu güne baktığımda, bu laflamaları yaptığımız eş dostun üzerinde büyük bir hayal kırıklığı olduğunu görmek üzücü. Eş-dost derken, sadece yakın çevre değil, toplum olarak aynı hislerde olduğumuz aşikar!

Hiç kimsede bayram coşkusu yok. Kalmadı…Bırakmadılar!

Çocukluğumdan beri okuduğum hemen her köşe yazısında eski bayramlara atıflarda bulunulur, geçmiş bayramların tadından bahsederdi işin üstatları. Belli bir yaşa geldiğimde ise artık klasik haline gelen o tarz yazılardan sıkıldığımı fark ederek, bayram yazılarını okumayı pas geçtiğimi hatırlıyorum belli bir yaştan sonra. Çünkü her biri sanki kopyala – yapıştır gibiydi! Aynı klişe sözler, “Nerde o eski bayramlar” ile başlayan cümleler… Hatta daha dün gibi hatırlıyorum; geçen sene dini bir bayramda yazdığım ve bir parçacık da klişe bayram yazılarını eleştirdiğim köşe yazımı.

Oysa şimdi diyorum ki; keşke yeni dünya düzenine odaklı mecburi hayatlarımızın yerine yine o, ” nerde o eski bayramlar” yazılarını okuma şansımız olsaydı!

Artık hiç birşeyin eskisi gibi olmayacağını anlamak, bilmek ve bazen bunun üzerinde düşünmek beni üzüyor açıkçası.

Dayatma hayatlarımızı ve 8 milyar küsur insanı her neye alıştırmak istiyorlarsa ve neye adapte etmek istiyorlarsa, bunu yani bu yaşamı sevmiyorum, sevmiyoruz.

“Eski bayramlar” konu başlıklı her köşe yazısının artık tarih olduğunu düşünüyor ve yeni düzenin ilk eski bayramını geçen yıl yaşadığımız bayram olarak kabul ediyorum.

Hayatlarımız “pandemiden önce” ve “pandemiden sonra” diye ikiye ayrılıyor artık. Yeni tarih bu şekilde yazılırken, bizler elimizde olmayan sebeplerden ötürü bunu izlemekle yetiniyoruz.

Yapacağımız, yapabileceğimiz hiçbir şey yok…Hayatta kalmanın dışında!

Belki satırlarımı okuyunca neden köşe yazıma bir başlık atamadığımı anlamışsınızdır. “Mutlu Bayramlar” deseydim, bugün hepimizin içinde bulunduğu yaşamın bizlerde bıraktığı psikolojik etkiyi inkar etmekle eşdeğer olacaktı.

Bu hafta köşe yazısını yazması benden, başlığını atması sizden olsun.

Sadece bir kaç güne sıkıştırılmış, sığdırılmış değil, her gününüz bayram tadında geçsin. Ömrünüzün her günü bayram sevinciyle dolsun. Dolsun ki, aydınlık geleceğe olan umudunuzu yitirmeyin.

Esen kalın.

FİLİSTİN HALKI ÜZERİNDE İSRAİL ZULMÜ VE ŞİİR’İM

FİLİSTİN HALKI ÜZERİNDE İSRAİL ZULMÜ VE ŞİİR’İM

Mescidi-i Aksa’da Siyonist İsrail zulmü, Çin’de Doğu Türkistan Uygur Türklerine soykırım katliamları, Müslümanın inançlarına, kutsal günlerine zerre kadar saygısı olmayan, başta zalim devlet, Çin yıllarca Uygur Müslüman Türküne, Filistin hadisesi yaşatan ve şimdide, İsrail saldırıları devam eder. Türkiye’nin bir an önce bu saldırılara en sert şekilde, Birleşmiş Milletler nezdinde aktif mücadelesi ve dünya devletlerinde sivil toplum kuruluşlarına konuları detaylı anlatma lobi faaliyeti için sonuç alabilme odaklı olmasıdır.
*
Sözde İslam ülkelerini bu konuda ikna ederek konuya dahil etme ve Birleşmiş Milletle teşkilatı bünyesinde, Türkiye dahiliyle, güvenlik gücü oluşumu, Kudüs’te görev alması, İsrail yayılmacı, soykırımını ve zulmünü önleme adına tek çıkar ve faydalı yoludur.
*
Bu konu hakkında sosyal medyada ve bazı sözde inançlı ve siyasi çevrelerin, Asker Filistin’e diye nara atarlar, bakın ülkenin bugün-ki şartlarında ekonomin neredesin, nelerle karşı karşıyasın doğrulara göz kapamış siyasetten algılar yaparak, siyasi rantlar koparmaya çalışırlar.
*
Terör devleti İsrail insanlık dışı bu tutumunu başlatmış olduğu askeri katliamların, Gazze halkına tanklı, bombalı, vahşetine karşı, Türk milleti olarak, Filistin halkının yanında olduğumuzu bilinmesi ve Türkiye, İslam ülkelerine bir kez daha acil çağrıda bulunarak, İsrail’in bu küstah tavrına karşı kınama değil icraat yapılmasında, bu saldırılara en sert şekilde; siyasi, askeri, ticari ve diplomatik tepki verilmeli eğer verilmese radikal terörü geliştirir önü alınmaz hal alır.
*
İsrail, Filistin halkına uyguladığı bu şiddet olaylarında çok sayıda sivilin hayatını kaybettiğini, Müslümanın Ramazan Bayramına nefret saçarak çatışmaların devam etmesine son verilmesi, acilen dünya ülke devletleri toplanmasıyla, İsrail Terör devletinin uyguladığı orantısız zalim gücünün önüne geçerek sorun çözümünde kalıcı olması için faaliyetlerin devam etmesidir.
*
Ramazan Bayramı hürmetine bizleri yaratan Rabbimden dayanacak güç ve birlik için sabır diyerek, Gazze ve İsrail çatışmalara derhal son verilmesi umuduyla temennimdir. Tedbire önem , sağlıklı olmak , sağlıklı düşünmekten geçer.
RAMAZAN BAYRAM SABAHI
İlk kıblemiz Mescidi Aksa Sancılarını biliyorum,
Ecdadımın hisse varlığı bugününde yoktur gibiyim.
*
Geçmiş zaman hüküm veren gönül abideydi,
Gök kubbe altından cumhura bakarım şimdi.
*
Yıllarca rüyama girdin ruhumda seni özlediğim,
Avlularında mağfiret dileklerimle kayıp gibiyim.
*
İslam inancında var olan insan çokluğun,
Bakınca varlığı görünmez bu alemde diriliğin,
*
Allah büyük diyen, İslam beldelerinde herkes,
Tekbirde tek vücut olamaz, neden bunca ses.
*
Yükselen feryatlar, Uygur, Filistin halkından,
Çin, İsrail zalimlerin insanlık dışı zulmünden.
*
Dünyada Görünse üç din mabedi Kudüs’ten,
Yaratan evlerine saygı kalmadı yığınla insandan.
*

Neden çoğaldı aleminde simalar öfke nefreti,
Bunlar vahşet etti eserinde kalıcı olanları.
*
Ümmetin ovasında yükselen, Türkün sesidir,
Yüzleri ak başları dik tarihinde gözdesidir.
*
Zafer meydanlarında cenkte, İslamın yüz akıdır,
Peygamber övgüsüne mahzarı olan tek millettir.
*
Büyük devlet kuran yön veren kudretimiz,
Varlığıyla bedel ödeyip veren kanla canımızdır.
*
Vatan toprağında yaşayan varisi hem de sahibi,
Görünen milletine bu günde teselli vermeyenleri.
*
Bu vatan toprakları çoğunun yokluğu oldu,
Çoktan beri kaybolan yurtların gülleri soldu.
*
Yükselen mabedin yeri, Kudüs İslamın Kıble-siydi,
Yıllarca yapılan kanlı zalimlerin vahşetinin yeri.
*
Bakınca Allah’a isyan eden zalimler şeytanı,
Gönlüme hüzün kapladı Ramazan bayram sabahı.
Y.T: 14.05.2021

RAMAZANA UĞURLAR OLA^ BAYRAMINA HOŞ GELDİ VE ŞİİR’İM

RAMAZANA UĞURLAR OLA^ BAYRAMINA HOŞ GELDİ VE ŞİİR’İM

Bu yıl ramazanı ayı korona hastalık salgını altında evlerde ziyaret- siz, sofralarda muhabbetsiz, bereketsiz, akraba, komşuya mesafeli, uzaktan yakından birçok vefatlar içinde olmasıyla yine de hoş geldi, sefalar getirdi temennileri ve gidişi uğurlar ola diyerek, ya nasıp gelecek yıla ömrü olan karşılaya desek doğrusu olur.

*

Yine kederli üzüntüler, gözyaşı olması ve Korana hastalığını dünya insanına yaymaları yetmedi, birde Müslümanlara “kızıl Çin “ Doğu Türkistan da Uygur Müslüman Türk soydaşlarımıza katliam ve insanlık dışı soykırım yapıyor. Katil devlet Firavunu, İsrail zulmünü destekleyen zalimler, Filistin halkı üzerinde silahlarını deney yaparak Allah’ın evi içinde katlediyorlar.

*

Bu nedenle yine bu mübarek Ramazan ayının güzelliklerinden tam manasıyla yararlanmasak-ta, hüzün, gözyaşı kederler içinde, 11 Ayın sultanı, Bugün Ramazan ayının son günüde uğurlamamız bayrama kavuşma sevinci içinde olmamız, küskünlerin barıştığı, barış ve mutluluğun egemen olduğu, bilinciyle fakir dul ve yetimlerin daha iyi korunduğu, insan hakları, adalet ve hukukun gözetildiği, dar gelirlinin sömürülmeden, ötelenmediği, savaş, terör ve yoksulluğun geride kaldığı bir dünya için bayramların birer imkan olması temennimizdir.

*

Türk , İslam ve İnsanlık aleminin, akraba, komşu ve dostların ve insanca yaşama adına yeni bir umut, sağlık, mutluluk, huzurun gelmesi, Ramazan bayramımız kutlu ve mutlu olsun dileklerimle, Rabbimden niyaz ederim. Sağlıklı kalalım ve sağlıklı düşünelim, Rabbim yar ve yar yardımcımız olsun. “DİYELİM” Amin…

KALMADI ESKİ BAYRAM GÜNLERİ

Neşesi yok geçmiş unutulmuş,

Sevdalar tükendi azı kalmış,

Dostlar meclisten kaçar olmuş,

Neşesi gitmiş bayram günlerin.

*

Zengin zaten evinde durmaz,

Kapılar kapalı misafir görmez,

Tatil diyerek hatır sorulmaz,

Garip şimdiki bayram günlerin,

*

Çoğunluk çalar ayrı telde,

Saygı kalmamış başta üstte,

Yaşlının boynu bükük halde,

Sevgisiz olmuş bayram günlerin.

*

Ülkemde yörelerin her köşesi,

Kalmadı tatlı sohbet muhabbeti,

İkramların zaten bitmiş lezzeti,

Bayramlar olmuş tatil günlerin.

*

Yeter diyerek kelamı bitirdim,

Bu tespit doğru kırılmayalım,

Yazdım şiiri satırlara anlayalım,

Kalmadı eski bayram günlerin.

Mehmet Kantar.

Tarih: 22.08. 2018

DUYARLILIK UYGUR MÜSLÜMAN TÜRKLER-EDE OLSUN VE ŞİİR’İM”

DUYARLILIK UYGUR MÜSLÜMAN TÜRKLER-EDE OLSUN VE ŞİİR’İM”

Terörist Devleti İsrail, Mescidi Aksaya insanlık dışı saldırılarını ve soykırımını kınıyorum. Bu vahşi saldırıların başladığı gün, Ülkemin Diyanet İşleri Başkanlığı Talimatıyla tüm camilerde, Filistinli kardeşlerimiz için sala verdirildi, çok doğru ve yerindedir.

*

Buradan Diyanet İşleri Başkanlığına bir isteğim olacaktır. Yıllarca  “KIZIL ÇİN “ Emperyalist devleti denilen katillerin, Doğu Türkistan Uygur Müslüman Türk kardeşlerimize, soydaşlarımıza zulüm, işkence soykırım yapılıyor, Neden Diyanet İşleri Başkanlığı olarak ülke genelinde tüm camilerde sala verilmez, anlamış değilim.

*

Bir sebebi varsa açıklamanızı bekleriz ve sebep yok aklınıza gelmedi derseniz, hatırlatmış olalım, Lütfen Doğu Türkistanlı Uygur Müslüman, soydaş Türk kardeşlerimiz içinde tüm camilerimizden sala verilsin ve Filistinliler kadar ilgi duyulsun, duyarlılık olsun. “Olur-mu ! “

GÖK BAYRAĞIM EBEDİ DALGALANSIN BENİM

Türkün öz yurdu doğu Türkistan’dan,

İşkence soykırım zulme uğrayan benim.

Vatanım, bayrağım, toprağım, esir edilen,

Çin zaliminin zulmüne uğrayan benim.

*

Doğu Türkistan Tarih’te dinmedi gözyaşın,

Oluk oluk aktı şehitler kanın,

Turan ellerinde sizi unuttular sanmayın,

Kızıl Çin ebedi düşmanım benim.

*

Kendi öz yurdumda çöl oldum

Bahçemde renkli gülerim sarardı soldum

Adım Türk, Müslüman olmak mı sucum

Çin vampiri ezeli düşmanım benim.

*

Müslüman âlemi kopuk geçmiş kendinden,

Türk dünyası şaşkın bakar içinden,

Zalim Çin çekmiş seti başından,

Kavim gard aş duy sesimi benim.

*

Mehmet derki yurdumu kimse silemez,

Çin zalimine mazlumun ahları kalmaz,

Yeni bir dirilişin destanı yazacağız,

Gök bayrağım ebedi dalgalansın benim.

Y.T :12.03.2019

    Kısıtlamalı Anneler Günü

    Kısıtlamalı Anneler Günü

    Korona Virüs kısıtlamaları bu sene de anneler günü kutlamalarını etkiledi.

Kutlamalar yakın temaslı ve coşkulu olmadı ama yine de evlatların en önemli günleriydi.

Ne kadar dünya telaşı içinde olursak olalım anneler gününü boş geçemeyiz.

Çünkü annelerimiz bir kaynaktır.

Hepsi birer koruyucudur.

Geniş ailemizi bir arada tutan çekim merkezleridir.

Çağdaş dünyada ise annelerinin evlatlarına karşı destekleri hiç bitmez.

Bizler yetmiyormuş gibi evlatlarımıza da bakarlar.

     Annelerimiz hayatta iseler her fırsatta sevgi ve ilgimizi göstermeliyiz.

Kaybetmiş iseler kabir ziyaretlerine devam etmeliyiz.

Batı icadı deyip bu özel günü ihmal etmekten kaçınmalıyız.

Hayvanlardaki ana şefkatini ilgi ve hayranlıkla izliyoruz.

Hele çalışan annelerimizin hakkını hiç ödeyemeyiz.

Onlara vereceğimiz en özel hediyemiz ilgi ve sevgimizi göstermemizdir.

Zaman zaman rüyalarımızda bile bizi yalnız bırakmadığına tanık olamayız.

Anneler gününü de milli ve dini bayramlar gibi ortak paydada buluştuğumuz özel bir gün olarak görmeliyiz.

Unutmayalım; annelerimize gösterdiğimiz ilgi ve sevgi yarın bize dönecektir.

Allah’ı da memnun edecektir.

Hepimiz ” cennet anaların ayakları altındadır” sözleri ile büyüdük.

Şimdi teknoloji de altın çağımızı yaşıyoruz.

Korona kısıtlamalarını whatsapp görüşmeleri ile telafi etmeliyiz.

Çünkü bu görev hem ailevi hem dini hem insani hem de toplumsal bir görevimizdir.

 Ailemizin kaynağını ihmal edemeyiz.

Günün Sözü

Başarının dört şartı;

Bilmek, istemek, susmak ve cesaret etmektir.

 

NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK! – 2-

NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK! – 2-

Hatırlarsanız iki hafta önce bu başlıkla ilgili ilk vuruş yazımı yazmış ve devamını getireceğime dair size söz vermiştim. Ancak ülkemizde alınan ve belki de eksikçe alınan kapatma kararından dolayı daha da alt üst olan moraller ve dağılan psikolojileri görünce konu devamı olan yazıma ara vermenin ve gündemle ilgili yazmanın uygun olacağını düşündüm geçen haftaki köşe yazımda.

Hoş, “Geçen haftadan bu haftaya hangimizin psikolojik seyrinde düzelme oldu ki? ” diyecek olursanız onda da yerden göğe kadar haklısınız. Hele ki turizm için yapılan; “Burada Türkler yok, ülkemize tatile gelin” reklam afişlerinden sonra ulus olarak sinirlerimiz hepten allak bullak oldu.

Kapatma kararından bugüne kadar olan çarpıklıkları es geçerek, aslında tam da bunlardan bahseden ve bir kez daha yazı başlığımı kendisine ayırdığım Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes’ e gelelim.

O bir bilim insanı. Hayatını bilime adamış, Ankara Üniversitesi’ nden doktorasını almış bir mikrobiyoloji doktoru.

Hiç durmamış ve Ankara’ dan sonra soluğu Finlandiya’ da alıp, orada 10 yıl çalışarak doçentlik unvanını almış. Bununla da yetinmeyip NASA Johnson Uzay Merkezi’ nde 10 yıl astronot sağlığı ve başka gezegenlerde hayat araştırma projelerinde Bilim Direktörü olarak görev almış.

Kalp hastalıkları, böbrek ve safra taşlarını içeren, vücutta oluşan patolojik sistemleri konu alan ilginç bir mikroorganizmayla ilgili çalışmalarından dolayı Nobel Tıp Ödülü’ ne aday gösterilmiş.

Ayrıca Türkiye’ de 8 yıl köşe yazarlığı yapmış ve toplumu haftalık olarak verdiği bilim haberleriyle de aydınlatmaya çalışmış bir bilim insanı Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes.

Şu an halen Amerika’da Bilim Danışmanı olarak görev yapmakta. Amerika’ da “seçilmiş kişi” olarak pandemi sürecinin başlangıcı, virüsün çıkışı, teşhis ve tedavileri, hatta normal hayata geçiş sürecinin nasıl olması gerektiği hakkında okullarda ve bilim derneklerinde eğitim veriyor ve halkı bilinçlendiriyor.

Kıssadan hisse; korono virüsle ilgili dünden bugüne kadar olan biten ne varsa yakın takibinde.

Doktor Çiftçioğlu Banes, ülkemiz dahil insanların yanlış yönlendirildiğini, işin uzmanı olan kişilerin özellikle başlangıç günlerinde bir öyle bir böyle konuşarak, halkın ruhen çaresizlik  duygusuna itildiğini ve hakkaniyetsiz bir biçimde alınan kısıtlama kararlarının çocuklar da dahil olmak üzere toplum psikolojisini alaşağı ettiğini savunuyor.

Hasta takiplerinin doğru yapılmadığını ve uygulamanın  ( özellikle ilaç kullanımları) hastaların fiziki şartlarına bakılmaksızın yapıldığını savunuyor.

Ve doktor hanım da tıpkı ben ve benim gibi düşünenlerle paralel olarak bu virüsün laboratuvar ortamında üretildiğine inananlar grubundan.

Çaresi mi?

Doç. Dr. Çiftçioğlu Banes’ e göre bu illetten korunmanın çaresi hijyen ve mesafe…

Doktor hanımın teorilerini, saptamalarını ve verdiği demecin içeriklerini burada uzun uzun yazmak istesem de vurguladığı ve hepsi de gerçekten oldukça önemli olan konu detayları için yazı alanımın yetmeyeceği kanaatindeyim.

Hasılı; detaylar hakkında bilgi almak isteyen okurlarıma doktor hanımın Houston’ dan Türkiye’ ye bağlanarak yaptığı açıklama videosunu izlemelerini tavsiye ederim.

Esen kalın.

Bursaspor Kaybetti, Gençler Kazandı

Bursaspor Kaybetti, Gençler Kazandı

Genç Bursaspor bu sezon hedefine ulaşamadı.

Ama Türkiye futboluna çok özel gençler sunmayı başardı.

Bu sezon kulüp kaybetti ama altyapıdan gelen gençler verimli bir gelecek kazandılar.

Birinci ligin onuncu sırasında yer almasına rağmen Türkiye çapında büyük ilgi gördüler.

Rakip takımlarda dünyanın her yanından gelen futbolcular vardı.

Ama genç Bursaspor; Vakıfköy alt yapı patentliydi.

Eskişehirsporu 5-1 yendiğimiz maçta ilk onbirde yer alan 10 futbolcu alt yapıdan gelmişti.

Aslında bu sene büyük tecrübe kazandık.

Bu seneki genç Bursaspor birbirlerine yakışan ve birbirlerini tamamlayan çok özel bir neslin bir araya gelmesi ile oluştu.

Her sene böyle bir takım yakalamak mümkün olmaz.

Böyle süper gençlere süper kalitede karakterli bir ağabey yakışırdı.

Özer Hurmacı bu özel görevi kaldıramadı.

Takıma destek vereceğine takıma yük oldu.

Zaman zaman Altay’a transfer olan Recepi bile aradık.

Birinci Ligin sporcular ve teknik direktörler için çok zor ve çok gergin bir lig olduğunu gördük. Gencecik iki futbolcumuz çok ağır sakatlık yaşadı.

Yaşlı ve tecrübeli rakiplerimizin genç Bursasporlu futbolbuları acımasızca ezdiğini gördük.

Mustafa Hocamız da bu karmaşık ligde zaman zaman zorlandı.

İş dünyası ve Belediye Bursaspora sahip çıkmaz ise sadece alt yapıdan yetişenler süper lige çıkılamaz. Bu sezon  Eskişehirspor bu yolu denedi.

32 maçta 8 puan aldı ve daha sezon bitmeden küme düştü

 

Günün Sözü

Kitaplarda dost gibidir

Az fakat iyi seçilmiş olmalıdır.

Harris

   İşçi Bayramının Ardından

   İşçi Bayramının Ardından

Geçmiş yıllarda 1 Mayıslar işçi bayramları gibi değil, ülke çapında yaşanan gerginlik günleri gibiydi. 1960 lı ve 1970 li yıllarda sendikaların üretim alanında sosyal yaşamda ve ülke yönetiminde çok önemli katkıları ve ağırlıkları vardı.

Bu sendikaların en büyüğü Türk İş sendikasıydı.

Ama Türk İş sendikası bu büyük gücünü siyasi hayata yeteri kadar yansıtamamıştı.

Benim de bir süre üyesi olduğum Petrol İş  ise kimya sanayi bazlıydı.

Hükümete karşı mesafeli davransa da devlet teşkilatı ile hep aynı çizgiyi koruyordu.

DİSK sendikası ise her konuda yönetimlere karşıydı, İdeolojik yapısı kurulış amacının hep önündeydi. 1960 lı ve 1970 li yılların sendikaları arasında Hak İş ve Memur Sen gibi hep hükümet yanlısı gibi davranan sarı sendika örnekleri yoktu.

1960 lı ve 1970 li yılların sendikalarının en önemli kusuru yaygın grevlere olan tutkunluklarıydı. Aslında çok yaygın ve uzun grev yapmak ülkenin üretim kaybı demekti.

Bir özellikleri de ücret sendikacılığına olan tutkunlukları idi.

Aslında önemli olan yüksek ücret pazarlığı değik işçinin iş güvenliğinin sağlama alınmasıydı.

Pandemi  döneminde iş güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladık.

Neredeyse 70 yılından beri sendikal bir iş hayatı yaşıyoruz.

Ama hala iş güvenliği ve kıdem tazminatı gibi konuları sağlama bağlayamadık.

Asgari ücret toplantılarında hala işçi kanadı ile işveren kanadını uzlaştıran bir karar alamadık.

Aslında sendikacılık yapmak emekçinin hakkı için çalışmak en kutsal görevdir.

Ama ideolojik saplantılardan ve sloganlardan uzak durmak gerekir.

Günün Sözü

Suçu bağışlayan asildir

Ancak özür dileyen daha asildir

Daudet

3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ VE ŞİİR’İM

3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ VE ŞİİR’İM

İnsanların önemli yaşam değerleri milli ve manevi kutsal değerler ve düşüncenin ardından koşmalarıdır. İnsan, şeref ve haysiyeti için muhteşem saydığı, inandığı bir gaye uğruna ölmesini bilendir.
*
3 Mayıs 1944’te Türk milliyetçileri-Irkçılık- Turancılık suçlamasıyla tabutluklara konuldular, işkenceler gördüler. Fakat bu zulümlere, çilelere rağmen onlar bildikleri, inandıkları, yoldan sapmadılar. 3 Mayıs Türk milliyetçiliğinin varlık iradesini ortaya koyuşunun tarihi vesikalarındandır.
*
Türklüğün ismine yakışır bir hareket tarzıyla ortaya çıkan bu irade, dönemin siyasi gelişmelerine karşı milli bir dayanışma olması ve bu vatanın hakiki sahiplerinin öz evlatlarının varlık iradesinindir.
*
Türk Milliyetçiliği ve Ülkücü Hareket, bölünmez Cumhuriyetimizin kuruluş ilkesi, milli devleti ,dayanağı milliyetçilik ve Türk kültürüdür. Türk Milliyetçileri, Selçukluyu ve Osmanlı’yı kuran Oğuz Türklerinin ve Cumhuriyetin kuruluş iradesi olan Türk Medeniyet mefkuresinin teminatıdır. Her daim böyle bilinecektir.
“3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ KUTLU OLSUN “
*
BUGÜN TÜRKÇÜLER GÜNÜ TOYUM VAR BENİM
Türkün duygusu, Türk için azizdir candan,
Ülkü ideali için can verdiler bedenlerden,
Amaç, inanç, istiklal, bayrağı, ille’ de vatan,
Bugün Türkçüler günü toyum var benim.
*
Turan ideali tuğ gölgesine bozkurtlar gelsin,
Tüm Türk soylu boyları, obalar toplansın,
Tanrı, Altay dağlarında yollar şenlensin,
Bugün Türkçüler günü toyum var benim.
*

Darbelerle gönülde yatan ülkü izi silinmez,
Onlar yazdı destanı okunsun kutlu yolunuz,
Diktiler gönüllere bayrağı bir daha inmez,
Bugün Türkçüler günü toyum var benim.
*
Der Mehmet Türkün duygusu coştu yürekten
Esarete boyun eğmedi geçmişte Kürşat’tan,
Tarih şahittir bu kutlu soyunun adından,
Bugün Türkçüler günü toyum var benim.
Y.T:22.04.2020

KAPİTALİST VİRÜS!

KAPİTALİST VİRÜS!

 

Kapitalizmin maşası olan delinin biri ortaya bir taş attı ve şimdi bütün dünya o taşın etrafında dolanıp duruyor. Pandemi ile ilgili olan biten her şey  kelimenin tam anlamıyla budur.

 

Üzerinden aylar geçti… Yatıyoruz kovid ile kalkıyoruz kovid ile… Kovid 19 virüsünün insanlığa tebelleş olduğu ilk günlerde her ülke kendi başlangıç senaryosunu yazdı! Bizde de sözüm ona mart 2020′ de ortaya çıktığı söylendi; falan filan!

 

Ve ilerleyen zaman diliminde havada uçuşan bir sürü -sözde- işi bilenlerin verdiği demeçler, ucu açık söylemler ve çoğu zaman ülkelerin “Bakın, biz bu süreci iyi götürüyoruz!” dercesine birbirlerine yaptıkları gövde gösterileri!

 

Pek çoğunu duy da inanma!

 

Komedi tarzında alınan kararlar, gülünç bulunan bir sürü uygulamalar, aç- kapalar, otur-kalklar, yeme- içme, elleme- dokunmalar vs. vs.

 

Pandemi adı altında aba altından sopa göstermeler, el altından geçen yasalar ve bütün bunlara inanan ya da inanmak zorunda kalan toplum – lar!

 

Sürecin başından beri Kovid 19′ un doğal yollarla ortaya çıkan bir virüs olduğuna hiç inanmadım. Bana, insan yapımı olduğunu düşündüren çok fazla işaret vardı elde…Ve zaman beni haklı çıkardı.

 

Nasıl mı?

 

Önce, bazı üst düzey ve vicdanı olan bilim insanları ( ki bunların sayısı dünyada bir elin parmaklarını geçemiyor!) gerçeği konuşmaya başladılar, sonra dünyanın kapitalist sistemini elinde tutan belli başlı şirketlerin atraksiyonlarına tanık olmaya başladık! Ve nihayetinde sanırım en komik olanı ile karşılaştık, yani bilimle ters düşen durum hasıl oldu!

 

Aşıdan bahsediyorum efendim! Hani şu üretimi, mayalanması, testi vs.’ i en iyimser ihtimalle iki seneyi bulacağı söylenen aşıdan!

İşte bu derece zahmet içeren ve bir sürü testten geçirilerek, fayda sağlayacağı umulan aşının her nedense bu konuşmaların üzerine pat diye! 3-5 ay sonra bulunarak ve hatta insanlık adına kontrolleri bile yapılarak, bu da yetmezmiş gibi bir de seri üretime geçilip bir anda dünyaya servis edilmesinden bahsediyorum!

 

Ne kadar manidar değil mi?

 

İş bununla da bitmiyor! Bahsi geçen ve şap badanak üretilen milyonlarca aşının yine her nedense %90′ ının 10 dünya ülkesi tarafından pay edilmesinden bahsediyorum.

 

Efendim, durumun vehametinden ötürü sözüm ona dünya bilim insanları birleşerek, tıp literatürünü alt üst eden bir ivediklikle bir kaç ay içinde her şeyi buluveriyorlar! MIŞ , MİŞ! Böyle söyleniyor… Ben söylenenlerin ve verilen demeçlerin yalancısıyım! Bu konuyu yakından bilmek ve içinde olduğumu belirtmek gibi bir iddiam yok. Tam aksine, ben de tüm bu gelişmeleri sizler gibi takip eden sıradan bir vatandaşım. Tabii ki dinlerken 5 duyumla birden dinliyorum; öylesine değil, gelişi güzel hiç değil!

 

Dolayısıyla yapmış olduğum bu çıkarımlar, süreci takip ettiğimde elimde kalanlar oluyor.

 

Tam kapanma sürecine girdiğimiz şu günlerde, kurallara uymanın yanında  ruh sağlıklarınızı da koruyarak hayatta kalmaya bakın! Zira ben öyle yapacağım.

 

Esen kalın.