Köşe Yazıları

Korona günlerinde HAYATA TUTUNUYORUM!

Korona günlerinde HAYATA TUTUNUYORUM!

 

Milyonlarca insan olarak hayata tutunduğumuz günler yaşıyoruz. Korona başladı başlayalı şaşkınlıklarımız yerini alışkanlıklara bırakmaya başladı.

 

“Asla” dediklerimiz “olabilir ” ile yer değiştirdi.

“Yapamam” diye direttiklerimiz yerini ” yapabilirim” duygusuna bıraktı.

Düne kadar belki de yaşantımızın “olmazsa olmazı” olarak gördüğümüz eşyalar veya insanlar yerini, “olmasa da olurmuş” söylemlerine bıraktı.

 

Hatta belki de şu iki ayı geçkin süre boyunca iyi bildiklerimizin sıralaması değişti! Kötü dediklerimiz tahtını iyiye bırakırken, iyi bildiklerimiz de kötülükte ustalaştı!

 

Yaşantılarımızdaki her şey çorbaya dönmüş gibi gözükse de objektif olarak baktığımızda aslında yeni dünya düzeninin gerektirdiği yeni adaptasyon evresini yaşadığımızın farkına varmamız kaçınılmaz!

 

Yeni düzenle birlikte yenilenen ve tazelenen hayatlarımız eskiyi ve eskileri yıkılan çamlar misali bir bir deviriyor her geçen gün .

Hepimiz sınandığımız konular ile yeni hayat düzenlerimize tutunmaya çalışıyoruz bir bir…

 

Gelin görün ki yazı başlığımdaki HAYATA TUTUNUYORUM’un anlamı benim için çok özel ve farklı!

Sebebine gelince; Hayata Tutunuyorum benim ilk kitabımın adı. Aslında şu dönem insanların yaşadığı bu dönüşüm ve değişimleri farklı konularda ben 2016 senesinden itibaren yaşadığım için şu günlerdeki mecburi değişimlerin bana ağır gelmediğini söylemeliyim. Hatta yaşantımla ilgili değişimleri üç buçuk sene boyunca öylesine sarıp sarmaladım ki ilk kitabımın biyografik bir eser olarak doğmasından hiç gocunmadım!

 

Herkesin hayatlarına tutanarak yeni yol haritaları saptamaya çalıştığı bu günlerde az önce bahsini geçirdiğim ve okurlar tarafından çok sevilen kitabımın birinci doğum yılıydı bu hafta.

 

Ve elbette o da nasibini aldı koronadan!. Birinci yıl dönümü kutlamasına benden daha çok hevesli ve istekli olan okurlarımla evlerimizde kaldığımız malum günlerde cümbür cemaat bir şenlik yapamamış olsak da yüzlerce okurumun onca sıkıntıları ve hayat telâşları arasında bu kutlamayı unutmamış olmaları ve günün sabahından başlayarak sahur vaktine kadar devam ettirdikleri kutlamaları, benim gibi kalem emekçisi için yetti de arttı bile.

 

Teknolojinin gücü ve sosyal hesapların işlerliği sayesinde her birimiz kendi şenliğimizi yarattık o gün; kendi dört duvarlarımızda.

 

“Bundan 3 ay öncesi bu kutlama için planlanan ne iken ne oldu!” demek de benim irademdeydi, “evet bundan 3 ay önce okurlarımla sarmaş dolaş olacağım bir etkinlik düşünmüştüm ama böylesi de muhteşem oldu!” demek de benim irademde.

 

Ben, hayatı sindirerek ve olduğu gibi kabullenerek yaşamayı sevenlerdenim. Bunun için bardağın hep dolu tarafından suyumu içmeyi seviyorum!.

 

Sevgili okurlar diyeceğim o ki; her şey bakış açınızla ilgili. Siz hayata hangi bakış açınızla tutunmak isterseniz hayat da size aynı bakış açısıyla karşılık verecektir.

 

A(c)ı ile A(ç)ı arasındaki minicik noktalama farkından doğan hayat tercihlerinizi doğru yapmanız dileğimle.

 

Esen kalın.

 

Korona Virüs Çok Şeyi Değiştirecek

Korona Virüs Çok Şeyi Değiştirecek

Evdeki Karantina günlerimizde, neredeyse iki aya yaklaşıyoruz.

Gazeteye gönderdiğim köşe yazıları, karantina günlerinde en önemli aktivite oluyor.

Hani, her şerde bir hayır vardır deriz ya, bu deyimin pratik hayatta somut örneklerini okuyoruz.

Mesela, Bilim adamı Nevton, önemli buluşunu karantina günlerinde keşfetmiş.

1665 yılında Londra’da yaşanan veba salgınında, nüfusun dörtte biri ölmüş.

İşte bu büyük salgında eve kapanmak zorunda kalan Nevton henüz 20 yaşında bir üniversite öğrencisi ikrn, ünlü buluşunu insanlığa hediye etmiştir.

Artık, kendimizi kendimizle birlikte yaşamaya alıştırmalıyız.

Tarkovski, “Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi, yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin” diyor.

Bu virüs ekonomik, sosyal ve siyasal ezberlerimizi bozmuştur.

Irkı, dini, ideolojiyi, zenginliği ve ünvanları ikinci planda bırakmıştır.

İnsanlığı merkeze almış, dayanışmayı ve yardımlaşmayı ön plana çıkarmıştır.

Bu virüs, gerektiğinde Kabeyi ziyarete, Camileride cemaate kapatmıştır.

Artık, İslam dinindeki temizlik anlayışınız, daha kapsamlı bir biçimde düşünülecektir.

Cemaatle namaz kılmanın sevabı düşünülürken, mevcut uygulamanın riskli yönleri de değerlendirilecektir.

Çünkü çağın insanları olarak, doğayı kirlettik.

Onun parçalarını ondan çaldık.

Aslında doğanın amacı, bizi öldürmek değildir.

Doğa sadece kendini temizliyor.

Mesela, atmosferde açılan koskoca kara deliğin bike kapandığını duyuyoruz.

O zaman, hem doğayı temiz tutmalıyız.

Hemde, kendimizi temiz tutmalıyız.

Hepimiz, bilim kurgu filmlerindeki gibiyiz.

Sokakta maskeliyiz. Can korkusundan, her dakika 20 sanşye el yıkıyoruz.

Ekonomide de, yönetim anlayışında da, devletçiliğe kayacağız.

Esnafa ve millete koronavirüs döneminde kucak açmayan özel bankalar çok zarar görecektir.

Devlet faiz indirimi yaptıkça özel bankaların can suyu kesilecektir.

Günün Sözü

Tanrı hürriyeti ancak onu arayanlara verir

“Webster”

Koronavirüs Futbol Sektörünü Vurdu

Koronavirüs Futbol Sektörünü Vurdu

Dünyadaki kurulu düzeni bir çırpıda değiştiren

Koronavirüs malesef futbolu da vurdu.

Yüksek transfer ücretleri ile batma noktasına

Gelen kulüpler maç gelirleri de yok olunca

Tamamen iflas ettiler.

Aslında bu virüsten en çok etkilenecek sektörün

futbol olacağını zamanla göreceğiz. 200 milyon

avroluk transferler tarihe karışacaktır.

Sosyal mesafe bilinci trübünleri de etkileyecektir.

Artık stadyum kapasitesini zorlayan kalabalıklar görmeyeceğiz.

Büyük ihtimalle misafir takıma ayrılan trübünler

Hep boş kalacaktır. Futbol önceliğimiz

Bir miktar azalacaktır. Bu virüsten etkilenen futbol

Takımları da mecburen altyapıya yönelecektir.

Geçmişte 10 sezon boyunca oyuncu satışlarından

Elde edilen gelirleri Bursaspor iyi değerlendiremedi.

Bu süreçte bonservisleri ile ya da kiralık olarak tam 94

Futbolcu transfer etmiştik. Bunlardan 56 tanesi

Yabancı sporculardı. Bu oyuncu ve para

Hareketlerini iyi yönetemeyen yöneticiler

Bursa sporu batağa sürüklediler. Peki bu iş nasıl düzelir.

Bursaspor dahil tğm takımların mecburen alt yapıya

Yöneleceklerini  göreceğiz.  Geçtiğimiz 10 sezonda

31 futbolcumuz alt yapıdan A takıma yükselmişti.

Bu süreçte çalışanlarının maaşlarıın bile ödeyemeyen

Kulüpler alt yapıya dönmek zorundadır.

Sadece vakıfköy alt yapısı ve altınordu alt yapısı

İle övünmek yetmez.  Bu işi sistemli bir hale

Getirmek gerekir. Her takıma alt yapıdan yetişen sporcu

Oynatma zorunluluğu getirilmelidir.  Çünkü

Bu virüsten sonra futbol sektörü geçmişte

Alışık olduğu paraları asla bulamaz.  Halkın

Öncelikleri ve harcamaları da değişecektir.

Değişen tercihleri en çok futbolda, turizm

Sektöründe , kalabalık alanlarda ve

Kapalı salonlarda göreceğiz.

 

Günün Sözü

Çok şanslı olmamı

Çok çalışmama bağlıyorum.

Jefferson

 

 

 

 

Doğa Kendini Temizliyor

Doğa Kendini Temizliyor

1989 yılı ağustos ayında petro – kimya

Kurumumuzun daveti üzerine SSCB’ye gitmiştik.

Moskovo’daki bürokratik işlemler tamamlanınca

Odesa’daki  amonyak tesislerini gezecektik.

Yetkililer  bir gün için Petersburg’a gitmenizi

İstedik dediler.  Moskovadan gece treni ile

Petersburg’a ulaştık.  Bütüm gece gür

Ormanlar arasında yol almıştık. Petersburgda

Çok ünlü ve kubbesi altın yıldız kaplamalı

Kilise müze karışığı o muhteşem bina

İle karşı karşıya geldik.

Ayrılacağımız günün sabahı meydandan

Gelen gürültü ile uyandık. Meydanın tümü

Tazyikli sular ile yıkanıyordu.  Bir kısım turistler ise

Kiliseyi görmek için kuyruğa giriyordu.

Bizler meydanların ve ana caddelerin

Tazyikli sular ile yıkanmasına pek tanık olmamıştık.

Ama koronavirüs salgınından sonra cadde ve

Meydan yıkama çalışmalarını biz de görmeye başladık.

Fomara’da Kent meydanında , İnegöl’de ve Gemlik’te de

Temizlik işini görüyor ve duyuyoruz.

Doğa, koronavirüs sebebi ile bize ihmal ettiğimiz

Görevlerimizi hatırlatmaktadır. Hava kirliliğinde bile

Büyük oranda iyileşme görüyoruz.

Bursa’da %37, Urfa da % 58 ve Erzurumda % 51

Oranında kirliliğin azaldığını okuyoruz.

Denizli’de Pamukkale ‘ deki beyaz travertenlerin

Bile renkleri temizlenmiş.

40 yıldan beri kirli akan Nilüfer çayımızın bile

Temiz aktığını duyuyoruz.

Kısacası doğamız kendi kendini temizlerken

Biz de kayıplara uğruyoruz.

Bu gün bir virüs yüzünden ölüm kalım

Savaşı veriyoruz. Pek yakında belki kuraklık

Tehlikesi yaşayacağız. Her yeri delik deşik ettik.

Yer üstündekileri bırakın yer altı sularını bile

Bitirmek üzereyiz. Susuzluk ve açlık

Tehlikesi korona virüsüne benzemez.

O zaman hepimiz birbirimizi yemeye başlarız

Günün Sözü

Tanrı dolu ellere değil

Temiz elllere bakar

Syrus

 

 

 

 

 

 

 

1 Mayıs ve  Bir Anı

1 Mayıs ve  Bir Anı

Geniş ailemiz içinde bir de sendika

Başkanımız vardı.

Dayım Recep Tecik 1959-1960 yılları

Arasında Bursa’da Teksif şube başkanlığı yaptı.

Bir önceki başkan Recep Kırım dı.

Daha sonra Demokrat Partiden Bursa

Milletvekili seçilmişti. İyi bir hatip olan

Merhum dayımın da milletvekili olmasını bekliyorduk.

Ama 27 Mayıs darbesi olunca tüm kurumlar darmadağın oldu.

Sendikalar askıya alınmış ve dayım da

Merinos fabrikasındaki işine geri dönmüştü.

O zamanki sendikacılık rahmetli Ecevit’in çabaları ile

Yeni yeni ortaya çıkan işçi haklarının peşindeydi.

Ayrıca sendikalar hükümet ve devletle içi içeydi.

1966 yılında Kütahya Azot fabrikasında çalışırken

Petrol İş sendikası ile birlikteydik.

1960- 1970 li yılarda Petrol İş sendikası her kesimden

Oluşan üyelerini tatmin eden bir yapıdaydı.

İdeolojik tutku yerine emekçi için mücadeleyi

Hedef seçmişti.

Hükümetlerle aynı fotoğrafta görünmese de

Her zaman devletin yanında yer alıyordu.

Yani bu günün sendika anlayışından farklı

Bir yol haritası vardı.  Her konuda hükümetin

Yanında yer alan Hak İş gibi değildi.

Ayrıca her konuda hükümet karşıtı olan

DİSK sendikası gibi de değildi.

Toplum sağlığının ekonomik dengelerin

Ve siyasi hedeflerin çok kırılgan olduğu dönemlerde

Tüm sendikaların birinci hedefi sadece

Emekçi hakları olmalıdır. Sendika yönetimleri

Siyasetin ve iş dünyasının kumpaslarından ve

Telkinlerinden uzak durmayı başarmalıdırlar.

Hükümet karşıtlığı ile devlet karşıtlığı

Arasındaki ince çizgiyi fark etmelidirler.

Aslında emek içi çalışmak hem dinen

Hem de ilmen en kutsal görevdir.

Ama ideolojik sloganlarla ve ideolojik

Saplantılarla hiç bir hedefe varılamaz.

Emekçinin hakalrına zarar verecek her

Türlü eylem ve söylemden uzak durmalıyız.

Birinci önceliğimiz ücret yerine iş güvenliği olmalıdır.

 

Günün Sözü

Yapacağım deme

Yaptım de.

Plautus

 

FİLM GİBİ!

FİLM GİBİ!

Sevgili okurlar, geçen haftadan bu haftaya bıraktığım gibisinizdir umarım.
Tuhaf bir giriş oldu değil mi?
Haklısınız ama son iki ay içinde değişen hayatlarımızda bir süre konuşmadığımız, iletişim kurmadığımız çevremizle ilk temas cümlelerimiz haline geldi bunlar.
Belli aralıklarla telefonlaştığımız kişilerin, telefonu ilk açtığımızdaki ses tonları endişeli ve kaygılı olurken, ancak bir bulaşma riski veya o kişinin yakın çevresinde bir ölüm kalım hali yaşanmadığını öğrendikten sonra rahatlayabiliyor ve normal seyrinde bir görüşme yapabiliyoruz.
Film gibi yani!
Değişim sadece bununla kalsa iyi ama zaten hepimizin bildiği ve yaşadığı durumlar söz konusu olduğu için uzun uzadıya yazmayacağım.
Tabii bir de dilimize pelesenk olmuş maske konusu var ki; evlere şenlik!. Sosyal alanda maske takmak zorunlu fakat alabileceğimiz bir yer yok!
Açıklamalara göre; vatandaşın maske ihtiyacı karşılanıyor olsa da bunun sadece bir açıklamadan ibaret olduğunu milyonlar olarak artık hepimiz biliyoruz. Tam bir komedi yani. Trajedi içinde komedi!
Bu konuya da kalemimin ucuyla değiniyor ve böylece esas konuya gelmek istiyorum.
Yani yazı başlığımdaki “film gibi” kısmına.
Son iki aydır neredeyse adapte olduğumuz dönüşen hayatlarımızda şunun farkına vardık ki kasım 2019′ dan bu yana dünyada bir şeyler değişime uğruyordu zaten.
Ve bizler, geçtiğimiz senenin kasım ayından itibaren basında gördüğümüz ve duyduğumuz Çin’ den gelen haberlerin gözlerimizde ve kulaklarımızda sadece bir kaç dakika kalmasına izin verdik.
Basit bir filmi izlerken bile nasıl hafızamıza kazıyorsak, Çin ile ilgili haberleri senaryosu iyi yazılmış bir film değeri kadar dikkate almadık!
Senaryo demişken, şu an gerçekte yaşanılanların hayal dünyası kuvvetli ve kalemi sağlam bir senaristin elinden çıktığını düşünüyorum bazen. Sanki alt yapısı kusursuz yazılmış bir film gibi her şey!
Yaşamlarımızda ciddi değişimlere yol açan bu salgını şayet bundan bir kaç sene önce değil, sadece bir kaç ay önce biri size demiş olsaydı inanır mıydınız?
Hepimizin adına dürüstçe ben cevap vereyim bu soruya; “hayır inanmazdık”.
Gerçekten bu illeti hiç kimse bilmiyor muydu yoksa dünyada bilen 3-5 kişi var olabilir miydi? Bütün bu olanlar “başlangıç” adına iyi yazılmış bir senaryo mu yoksa? diye sormadan edemiyorum.
Tabii ki bu düşüncelerin içine kendimi durup dururken atmışlığım falan yok ama izlediğim bir film peşi sıra bu soruları getirdi aklıma.
Hangi film ve kurgulanmış hangi senaryo bu kadar yalın ve birebir olarak gerçekleri anlatabilir?
2011 yılında çekilmiş ve izleyiciyle aynı yılda buluşmuş olan SALGIN filminden bahsediyorum. Bir Hollywood yapıtı. Normal şartlarda Hollywood’un bu tarz fantastik-bilim kurgu türdeki filmlerinde abartma ve aşırıya kaçma huyunu bilen bilir. Hatta müptelâları bunun sadece bir film olduğu farkındalığıyla der ki; ” çok abartmışlar bu kadar da olmaz ama adı üstünde bilim kurgu filmi!” diye.
Bu film, işte tam da bu düşünceyle izlenmişti seyirciyle buluştuğu yıl. Hakkında tıpkı benzeri salgın filmleri edasıyla yorumlar yapılmıştı izleyici tarafından; “olası dışı ama güzel…Sahneleri olağanüstü vb. “
Gel gelelim bahsi geçen bu filmin bugün yaşananlarla birebir örtüşmesi tüyler ürpertici! Kelimeyi bir kez daha üzerine basarak yazma ihtiyacı duyuyorum; ” birebir” . Abartısız, yalansız her şey bugün olduğu gibi!
2011 senesinde yayınlandığında gözlere bayram ettiren, gerçek dışı bir film misali izlenen bu film, nedense bugüne olduğu gibi ışık tutuyor!
Bu filmi o tarihte izleyenlerle şimdi bir daha izleyenler, haklı olarak bundan dokuz sene öncesinde “abartılı ve belki de saçma”  yorumunu yaparken, şimdi ise tabiri caizse küçük dilini yutuyor gördüğü tıpkılık karşısında!
Filmi izlemiş biri olarak ben de sorgulamıyor değilim; bugün yaşadıklarımız gerçekten de bazı kesimler tarafından ustaca yazılmış bir senaryonun ürünü mü? diye.
Zira yıllar öncesine ait hiç bir kurgu, gerçek kadar gerçek olamaz!
Eğer böyleyse, değişen hayatlarımızdaki sorunlar devede kulak olarak kalır, yaşanan insan kıyımlarının yanında!
Hangi hedef için olursa olsun bunun böyle olmaması için kendimi ikna etmeye çalıştığım günlerdeyim. Keza, aklım ve yüreğim insanoğlunun bu kadar kötü olabileceği fikrini kabullenmek istemiyor bir türlü.
Daha fazla sözü uzatmadan diyorum ki bu filmi izleyin ve kendi değer yargılarınızı oluşturun.
Unutmayın; Hollywood, 2011 yapımı, SALGIN isimli film.
Sonra mı?
Filmi izledikten sonra bu köşede bir daha buluşalım sizinle.
Hiç birimizin birer kurban olmadığı inancıyla esen kalın.

3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ, ÖNEMİ VE ŞİİR’İM”

3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ, ÖNEMİ VE ŞİİR’İM”

İnsanların önemli yaşam değerleri milli ve manevi kutsal değerler ve düşüncenin ardından koşmalarıdır. İnsan, şeref ve haysiyeti için muhteşem saydığı, inandığı bir gaye uğruna ölmesini bilendir. 3 Mayıs 1944’te Türk milliyetçileri-Irkçılık- Turancılık suçlamasıyla tabutluklara konuldular, işkenceler gördüler. Fakat bu zulümlere, çilelere rağmen onlar bildikleri, inandıkları, yoldan sapmadılar. 3 Mayıs Türk milliyetçiliğinin varlık iradesini ortaya koyuşunun tarihi vesikaların-dandır. Türklüğün ismine yakışır bir hareket tarzıyla ortaya çıkan bu irade, dönemin siyasi gelişmelerine karşı milli bir dayanışma olması ve bu vatanın hakiki sahiplerinin öz evlatlarının varlık iradesin-indir.

*

Dönemin siyasi iktidarı tarafından zorbaca icra edilen, milli ve manevi değerleri hedef alan tüm çabalar, Türk milleti tarafından derin tepkiler koyarak; Bu tepkiler, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Muzaffer Eriş, Reha Oğuz Türkan, Osman Yüksel Serdengeçti ve diğer idealist, Türk milliyetçilerin üstün gayretlerini, Türk milleti anlamıştır. 3 Mayıs hadisesinde gösterilen fedakar ve asil başkaldırı, siyasi irade tarafından gayri hukuki müdahale ve tatbikatlarla susturulmaya çalışılmaları ortaya konulan asil kararlılık karşısında, bu zulümler aciz kalmıştır. Bu kutlu mücadele, inançla sahiplenilmiş bir davanın yıllar öncesindeki azmin, kararlılığın her türlü zorluğa üstün geleceğini ispat etmiştir.

*

3 Mayıs 1944, Türk milliyetçiliğinin inanmış ve adanmış gerçek dava adamlarının elinde yarına ışık tutacak bir meş’ale misali, Türklük bilincinin tarihi bir abidesi olarak tarihe mal olmuştur. Türk milliyetçileri, tek parti döneminin totaliter kadrolaşmaya zemini hazırlamasına, milli ve manevi değerlere karşı şiddetli bir tavır takınmasına başkaldırarak çekilen çileler ve ıstıraplar karşısında asla yılgınlığa düşmeyen Türk’e sevdalı yürekler, gür bir sedayla inançlarını dile getirmeye devam etmişler, Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz bir inançla bugünlere taşınmasında mihenk taşı olmuşlardır.

*

Türk milliyetçiliğine; bugünde dolaylı yollarla siyasi iktidar, medya ve sözde aydınlar tarafından içten ve dıştan yürütülen, kapalı saldırılara karşı, Başbuğ sevdalısı, ülkücü Hareket dün olduğu gibi bugünde mücadelesini dik duruşuyla devam edecektir. Bu tavır ve dik duruş, Türk milletinin bugününe ve geleceğine içten ve dıştan her türlü tehlikelere karşı tedbiriyle Ülkenin asıl turan hedefine ulaşmasında amacıdır.3 Mayıs ruhunun milliyetçi ve ülkücü yüreklerde bütün heyecanla, samimiyetiyle vücut bulmasını arzu idealidir. Başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere ahirete intikal etmiş vatan ve millet sevdalısı bütün dava erlerine, Ülkücü şehitlere ve tüm şehirlerimize en derin duygularla, Ruhları şad; mekanları cennet kabirleri nurla dolsun gazilerimize sağlık versin. Her zor günler geçer evde kal sağlıklı ol… “3 MAYIS TÜRKÇÜLER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN “

BUGÜN TÜRKÇÜLER GÜNÜ TOYUM VAR BUGÜN

Türkün duygusu, Türk için azizdir candan,

Ülkü ideali için can verdiler bedenlerden,

Amaç, inanç, istiklal, bayrağı, ille’ de vatan,

Bugün Türkçüler günü toyum var bugün.

*

Turan ideali tuğ gölgesine bozkurtlar gelsin,

Tüm Türk soylu boyları, obalar toplansın,

Tanrı, Altay dağlarında yollar şenlensin,

Bugün Türkçüler günü toyum var bugün.

*

 

Darbelerle gönülde yatan ülkü izi silinmez,

Onlar yazdı destanı okunsun kutlu yolunuz,

Diktiler gönüllere bayrağı bir daha inmez,

Bugün Türkçüler günü toyum var bugün.

*

Der Mehmet Türkün duygusu coştu yürekten

Esarete boyun eğmedi geçmişte Kürşat’tan,

Tarih şahittir bu kutlu soyunun adından,

Bugün Türkçüler günü toyum var bugün.

“1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI ÖNEMİ VE ŞİİR’İM”

“1 MAYIS İŞÇİ BAYRAMI ÖNEMİ VE ŞİİR’İM”

Dünyada birçok ülkelerde emeğin birliği ve dayanışma günü kutlanarak, resmi tatil ve bayram olarak ta kutlanır. Bu kutlamalar dünyada 120 yıldır bizde Osmanlıda başlayarak T.C. ti 100 yıldan beri kutlanıyor. 1980 darbesiyle sekteye uğratıldı ve 2000 yılıyla tekrar kutlamalar başladı 2009 yılında B.M.M Meçli-si kararıyla yasalaştırılarak resmi tatil ve işçi emekçi bayramı olarak kutlanıyor. Kanlı ve karanlık Taksim Meydanı 1 Mayıs 1977. ?  O yılları yaşayan, gören ve Emekli Sandığı Büyük Tarab-ya otelinde çalışan, okuyan birisiydim. İşçi kesimi memur kesimi içinde devlet kurumlarında özel sektörün fabrikalarında, orta-öğretim ve yüksek-öğretimde, nasıl olduğunun ortamını bilen birisiyim.  O günlerde benim gibi binlerce genç doğduğu toprağından, kopmuş iş ve aş okuma arzusuyla ülkenin, büyük şehirlerine gelerek hayata tutunması ilerisinde ailesine, yakınına ve ülkesine faydalı bir birey olma arzusunda. Fakat büyük şehirlere Anadolu’dan gelen, dar gelirli genç insanlar üzerinden bazı uşak, art niyetli emperyalist emellere alet etmek için saf gönülleri kendi saflarına katmak, çeşitli algılarla hazırlanmış tuzaklarla ve taraf toplayarak istekleri tıkırında gidiyordu.

 

O yıllarda isimlendirilen gruplar şöyle! Solcular içinde( Devrimciler, İlericiler, Özgürlükçüler,  benzeri adlarla aşırı birçok gruplar oluşumu ve bu grupların bazıları emperyalist ülkelerin kudüm-ünde oldukları açıkta olsa görünende ) Sağcılar denilen gruplar ( Başta Ülkücülerdi bu grup temel düşüncesi doktrinleri görüşleri Türk ve İslam Ülküsü adıyla harekat içinde çeşitli mesleki gruplar halinde, örgütlenmiş amaçları, Vatan, Bayrak, Millet savunma ilkesiyle görüşleri vardı. Bu gruplar içine de zamanla çeşitli emperyalist oyuncular sızarak ülke evlatların birbirine kırdırmak için var güçleriyle çalışmalar vardı. Misal o günün emniyet görevlileri incelemeleri sol taraftan, katledilen bir gencin ölümü ve sağ taraftan öldürülen, gencimiz aynı kurşunla öldürülmüş katiller kurşunuydu. O günlerin birde Akıncı ve İslamcı grup vardı. Birçoğu inancı doğrultusunda hürce yaşamak için söylemleriyle ortada olmak için duran bir grup, fakat bunların içinde İslam ve inanç üzerinden geçinen çok yönlü plan hedefleyen cemaat ve bezer faaliyetlerle her alanda taraf bulan ticaret yapan! Türk devletini benimsemeyen, kendi anlayışlarına ters olan yerine basamak olarak sözde şeriat devleti olmasını isteyen görüş vardı. Bunlar diğer aşırı gruplar gibi ortak noktada birleşiyorlardı tehlikesi daha etkiliydi tıpkı bu günün fetösü, İşidi, benzerleri gibi olanlardır.

Bu üç grubun çoğunluğu % 95nı vatan sevdalısı ortak istekleri her alanda hürriyet içinde insanca kardeşçe, hak, hukuk, adalet içinde demokrasi eşit vatandaşlıkla birlik beraberlik anlayışıyla ülkelerinin gelişmiş müreffeh bir ülke olmasını arzula-yandı. Ne yazık ki bu gruplar içinde % 5 işbirlikçi uşaklar emperyalist efendilerine her yönüyle etkin hizmetlerinde olup ülkenin birçok genci kara toprağa giderek ülkeyi kargaşaya sürükleyen güdümlü gruplardı. Devlette bu bölücü gruplar konusunda ve terörün yönlü faaliyetlerinde de çok fazla teknik bilgileri olmayışı fırsat bilinerek bir mayıslara varıldı. 1980 ihtilal yolunu açarak darbesine davetiyesi oldu yine olan gariban vatansever evlatları yağlı urganlara gitti oyuncular oyunlarını oynayarak değişik kurgularla; bu günlerde aynı oyun, aynı sahne, aynı figüranlarla devam ederek hedefleri “Türkün vatanını yok etmektir.” .Allah’ım bizleri o günleri tekrar yaşatma birliğimizi güçlü kıl. O gün 1 Mayıs şiirimi yazdım. Saygılarımla.

“BİR MAYIS İŞÇİ BAYRAMI KUTLU OLSUN”

Bu ses emekçinin birliği gününden,

Bugün 1 Mayıs işçi bayramı kutlu olsun.

Özgür yaşamak hak adalet özleminden,

Bugün 1 Mayıs işçi bayramı kutlu olsun.

*

Ülkenin dört bir yanından geldiler,

Kol kola omuz omuza yürüdüler,

Amaçlar aynı insanca yaşamak dediler,

Bugün emekçinin bayramı kutlu olsun.

*

Kim demiş birlikte dayanışma boşuna,

Tek istekleri emeğin yolunda saflaşma,

Emek sömürü düzenine dik olma,

Bir Mayıs emekçinin bayramı kutlu olsun.

*

Nasıl unutulsun o kanlı günü,

Ellerde flaması anlında ter kokusu,

Yürüdüler yiğitler neşeyle o günü,

Bir Mayıs işçi bayramı kutlu olsun.

*

Senaryo yazıldı planlar çizildi hazırdı,

Oyunlar sahnede aktörler yola çıktı,

Maşalar silahlandı yerlere alındı,

Bir Mayısta kanlı katliam taksimde oldu.

*

Efendilerin emri çok canlar yaktı,

Emeğin akan kanı yere serpildi,

Bu katliama faili meçhul denildi,

Bir Mayıs işçi bayramı kutlu olsun.

Y.T:01/05/1978

Salgın İnsanları da, Devletleri de Etkiledi

Salgın İnsanları da, Devletleri de Etkiledi

Salgın dönemimde beynimize kazınan, “Sosyal Mesafe” alışkanlığımızdan, uzun süre vazgeçemeyeceğiz.

Kalabalık halk otobüslerine ve kalabalık metrolara binmekten kaçınacağız.

Stadyumlarda ve özellikle sinemalarda, eski kalabalıkları göremeyeceğiz.

Kısacası, hastalık ve hijyen birinci önceliğimiz olacaktır.

Çünkü bu nesil, tüm dünyada ve aynı zamanda ölümcül bir salgını birlikte yaşıyor.

Hepbirlikte ve her akşam, binlerce ölümü dehşetle izliyoruz.

Bu salgın tüm dünyada yaşanan savaş ve gerginlikleri geri planda bıraktı.

Futbolda ve Siyaset alanında, uzun süredir sürdürülen nefret politikaları bu ara hız kesti.

Bundan sonra, oynanacak derbi maçlarında, misafir takıma hitaben “Senide seni seveni de sevmiyoruz” pankardı asmayız heralde.

Bu virüs, uzun süredir ihmal ettiğimiz insani değerleri hepimize hatırlatmıştır.

Bu salgın orta yaşlılar için bir kabus oldu.

Ve Fatih Terim örneğinde olduğu gibi, insanların kendileri ile yüzleşmesini sağladı.

Bu virüs, hepimize, sağlık çalışanlarımızın kıymetini öğretti.

Hem insani yönden, hem hukuki yönden, sağlık çalışanlarına sahip çıktık.

Bu virüs, görevden alınması konusunda pek çok tehlike atlatan Trump’un ikinci kez seçilme şansını zora sokmuştur.

Ölüm sayısının yüksek olması ve tedbirler konusunda gecikmesi Trump’un karizmasını çizmiştir.

Yıllardır, kibirli ve pervasız bir karakter sergileyen Trump, aciz duruma düşmüştür.

Hala, kendini Büyük Britanya zanneden İngiltere, sağlık çalışanları için kişisel koruyucu ekipman bulamamış, çöp torbaları ile görev yapmak, mecburiyetinde kalınmıştır.

Almanya dışında, hiç bir Avrupa devleti, sağlık hizmeti ve sosyal hizmetler konusunda yeterli olamamıştır.

Günün Sözü

Düşünceler de, Hastalık gibi bulaşıcıdır.

“Armouris”

 

Bu 23 Nisan Farklı Oldu

Bu 23 Nisan Farklı Oldu

23 Nisan TBMM’nin açılışının 100. Yılını

Çok görkemli bir şekilde kutlamayı planlamıştık.

Ama koronavirüs salgını buna müsade etmedi.

Aslında bu durgun dönemde o günkü

Meclisin yapısını ve aldığı kararları

Analiz etme fırsatı da bulmuş olduk.

23 Nisan 1920 tarihinde kurulan ik mecliste

Kültürler farklı, yaşantılar farklı, kıyafetler

Farklıydı ama ilkeler aynıydı.

İlk iş olarak Mustafa Kemal başkan seçilmişti.

Ve İnönü savaşlarının, Sakarya meydan savaşlarının

Büyük Taarruz’un kararlarını bu meclis vermişti.

Ayrıca 1923 Ağustos ayında Lozan Barış

Antlaşmasını bu meclis onaylamıştı.

Aslında çocuklara aramağan edilmesinin amacı

Yeni sistemin yeni nesillere tabandan yerleşmesini sağlamaktı.

Birinci Meclis kurulduğu zaman düşmanlarımız;

İngiltere, Fransa, İtalya, onların maşası olan Yunanistan

Ve ülkemizdeki işbirlikçileri idi. Bu meclisin

Birleştirici gücü ve Mustafa Kemal’in liderliği

Bu günkü devletimizin kuruluş yolunu da açmıştır.

Aslında bu gün de benzer bir senaryo ile karşı karşıyayız.

Bazen ABD, bazen Rusya ve İran, zaman zaman

Fransa Güneydoğu sınırlarımz ile oynamaya çalışıyorlar.

Masada kartları yenide karıp yeni haritalar

Çizmek isteyenlerin hesaplarını Kuzey Suriye

Herakatlarımız ile bozmuş durumdayız.

Birdenbire ortaya çıkan Koronavirüs tüm dünyayı

Haraca kesen mafya devletlerin kof

Devletler olduğunu ortaya çıkardı.

Birbirlerine düştüler ve ölümcül salgından

Pay çıkarmanın hesabına düştüler.

Bu koronavirüs salgınını en az hasar ile atlatırsak

Yeni düzen içinde daha imtiyazlı bir yere oturacağız.

Varil petrol  66 dolardan 24 dolara düştü.

ABD de ise petrol fiyatları eksi fiyatlara düştü.

Koronavirüs kof devletleri de kof birlikleri de yıkıp geçti.

Gün bizim olacak ama birlk olmakz zorundayız.

 

Günün Sözü

Başarıyı en kötü şekilde kullanmak

Onunla sadece övünmektir.

Maupassant