Köşe Yazıları

İŞİD DEAŞ Olmuştu, PKK’da YPG Oluyor

İŞİD DEAŞ Olmuştu, PKK’da YPG Oluyor

Kuklacı Amerikanın yeni yönetimi Kuzey Suriye’yi yeniden karıştıracaktır.

Bir zamanlar bu bölgede yarattığı İŞİD’i  DEAŞ’a çevirip yoluna devam etmişti.

Şimdi ise PKK’yı YPG’ye çevirmenin peşindedir.

GARA’fa ki 13 şehidimizle ilgili olarak PKK’yı sorumlu tuttu ve yeni oyunun ilk işaretini verdi.

Selahattin Demirtaş’da katliamda PKK’nın adını vererek Amerika’nın  yaptığı açıklamaya uymuş oldu.

Görünen o ki katliamlarla yıpranan PKK için eski destekçileri tarafından son kullanma tarihi ilan edilmiş oldu.

Şimdi ise Kuzey Suriye’de binlerce tır dolusu ağır silahla desteklenen YPG devreye sokulacaktır.

Esed’in ise Suriye’nin bölünmesi gibi bir derdi yoktur.

Zaten Amerika’nın devreye sokmaya çalıştığı bu projeye karşı gelecek bir gücü de yoktur.

Bu projeye tüm gücümüzle karşı çıkan sadece biz olacağız.

Çünkü bölünmüş proje yeni bir ortadoğu krizi demektir.

Rusya’nın da YPG ile ilişkisini bitireceğini ummuyoruz.

Eğer yeni paylaşmada Rusya’da Esed’den bir üs alırsa, YPG’ye sessiz kalacaktır.

Amerika’nın ortadoğuda ki ve doğu Akdeniz’de ki oyunu bitmeyecektir.

Koyduğu ambargoları yumuşatarak veya kaldırarak İran’ı bile yanına almak isteyecektir.

Amerika’nın en önemli önceliği Rusya ile Türkiye’nin stratejik ortaklığını bozmaktır.

Ve daha da önemlisi Türkiye’yi bölgede yalnız bırakmaktır.

Amerika bütün projelerini yaparken, Türkiye’de işbirliği yapacağı dostlarının açıklamalarını da dikkate almaktadır.

Zaten cesareti de buradan kaynaklanmaktadır.

Böyle bir ortamda ülke bütünlüğünü korumak mecburiyetindeyiz.

Günün Sözü,

Tilki Kümesi iyi tanıyor diye,

Kümese bekçi yapılır mı?

“H.Trucuan”

MUTSUZ BİR EVLİLİK ÇOCUKLAR İÇİN DEVAM ETTİRİLMELİ Mİ?

MUTSUZ BİR EVLİLİK ÇOCUKLAR İÇİN DEVAM ETTİRİLMELİ Mİ?

Boşanmak tıpkı evlenmek kadar olağan bir durum. Hiç kimse büyük bir aşkla, hayallerle, tutkuyla başladığı evliliğini bitirmek için bu yola başlamıyor fakat çıkılan bu yolda kişiler, tavırlar, duygular, hayat şartları değişebiliyor, kişiler arası çatışmalar baş gösterebiliyor ve evlilik sürdürülemez bir hal alabiliyor. Yapılan araştırmalar Türkiye genelinde boşanma sayılarının her geçen yıl arttığını gösteriyor. Öyle ki Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre boşanan çiftlerin sayısı 2018 yılında 143 bin 573 iken 2019 yılında %8,0 artarak 155 bin 47 oldu.  Çocuk sahibi olmayan çiftler için boşanma kararı daha kolay verilebiliyor olsa da çocuk sahibi olan çiftlerin büyük çoğunluğu biten evliliklerini çocuklar için devam ettirmenin daha sağlıklı olduğunu düşünüyor. Maalesef ki yanılıyorlar…

Tabii ki bir çocuk için en sağlıklı olan şey ebeveynleri ile bir arada olduğu sağlıklı bir ev ortamıdır. Fakat ebeveynler arasında olan çatışmalar bu aile ortamını sağlıklı olmaktan uzaklaştırır. Çoğu ebeveyn yaşanan gerginlikleri çocuklarından gizlemeye çalışır ve çocukların bu huzursuzluğu hissetmediğini düşünür ama çocuklar aslında her şeyin farkındadır ve hatta evdeki bu huzursuz ortamdan kendini sorumlu tutabilirler. Eşler arasında iletişim kurulamadığında basit sorunlar bile çözümsüz kalır. Sorunların çözümsüz kalması ve ihtiyaçların karşılanmaması bir yana, aile ortamı huzursuz ve gergin hale gelir, evlilik ve aile işlevselliğini kaybeder. Böyle bir ortam çocuğun ruhsal gelişimi açısından faydadan çok zarar verici olur.

Eşlerin ebeveynlik görevlerini sağlıklı bir şekilde yürütebilmeleri için öncelikle kendilerinin ruhsal açıdan sağlıklı olmaları gerekir. Kopuk bir evliliği sırf çocuklar için sürdürmek çok zor ve yıpratıcıdır. Boşanma sadece eşler arasında yaşanan bir süreç değildir. Boşanmış ya da boşanma kararı almış çiftlerin büyük bir kısmının çocuğu vardır. Bu nedenle boşanma, en çok da çocukları ilgilendiren önemli bir süreçtir. Çocuklar elbette ki anne-babasının ayrılmasını, farklı evlerde yaşamasını istemez fakat çocuklar bu konuda yeterli bilince ve olgunluğa sahip değildir, ebeveyn olmak sorumluluk almayı gerektirdiğinden bu kararı vermek ebeveynlerin sorumluluğundadır.

Ebeveynleri boşanmış çocukların diğer çocuklara oranla psikolojik olarak daha fazla yıprandığını biliyoruz. Fakat atladığımız şey “boşanma” değil “boşanma sürecinin doğru yürütülmemesi” nin çocuğu olumsuz etkiliyor olduğu gerçeğidir. Yani boşanmış bir anne babanın çocuğu olmak her zaman çocuk için travmatik bir olaya yol açmaz. Boşanma sonrası ebeveynler sadece karı-koca ilişkisini sonlandırır. Fakat anne-baba olmak onların sona ermeyen görevidir.

Çocukların boşanmadan nasıl etkilenecekleri anne babanın bu süreci nasıl yönettiklerine, çocukla kurdukları ilişkiye ve yeni düzeni hızlı bir şekilde rayına oturtup oturtmamalarına bağlıdır. Anne babanın birbirlerine olan tutumları da çocukların boşanmaya gösterdikleri uyumu ve etkilenme biçimini belirler. Örneğin; boşanma sonrası çocuğun anne-baba arasında seçim yapmak zorunda bırakılmaması, aynı şekilde ayrılan çiftlerin birbirlerini çocuk önünde suçlamamaları, velayeti alan ebeveynin çocuğun ruhsal sağlığını korumak adına diğer ebeveyn ile görüşme günlerine uyması,  düzeni sağlaması açısından birbirlerine destek olmaları gibi noktalara özen göstermek boşanma sürecinin sancısız geçmesini destekler.

Bazen, çocuklar anne babalarını boşanma sonrası kaybetmez, aksine onları tekrar kazanır. Evliliğinde mutsuz bir ebeveyn, bunu çocuğuna ister istemez yansıttığı için çocuğuyla arasındaki ilişki zedelenebilir. Mutsuz olduğu evliliğe son veren ebeveyn ruhsal olarak daha sağlıklı hissedeceğinden çocuğuyla arasındaki ilişki sağlamlaşır.

Amacınız çocuk için mutsuz evliliğinizi devam ettirmektense; sağlıklı ve huzurlu ayrı iki ebeveyn olarak çocuklarınıza çatışmaların olmadığı, huzurlu ve güvenli bir yaşam alanı oluşturmak olmalıdır. Öncelikle evliliğinizdeki sorunların üstesinden gelip gelemeyeceğinizi bir uzman desteğiyle gözden geçirmeniz, ardından boşanma kararı alındıysa bu süreç yine bir uzman desteğiyle en sağlıklı nasıl atlatılabilir bunun üstüne çalışmanız sizin ve çocuklarınız ruh sağlığı açısından oldukça önemlidir.

 

İnegölspor, Karacabeyspor ve Yıldırımspor

İnegölspor, Karacabeyspor ve Yıldırımspor

Birinci Ligde ıynayan Bursasporun genç kadrosu ülke sporseverleri tarafından o kadar ilgi gördü ki ” play- off” hattından uzaklaşmış olsa da hiç kimse genç Bursaspora toz kondurmuyor.

Ama profesyonel liglerde başka takımlarımız da var.

Geçen sene rekorlar kırarak ikinci profesyonel lige yükselen Karacabeyspor bu sezon aynı başarıyı gösteremiyor.

İkinci lig kırmızı grupta yer alan Karacabeyspor 6 haftada iki beraberlik ve dört yenilgi alarak 2 puan toplayabildi ve 14. Sıraya kadar geriledi.

Sportif direktörü istifa etti.

Teknik direktörün görevden alınması ise an meselesi.

İkinci ligin tecrübeli takımı İnegölsporun da bu sezon başarısız olduğunu görüyoruz.

Futbol şehri kabul edilen İnegöl belki de tarihinin en kötü sezonunu geçiriyor.

Bu başarısızlığı görünce geçmişte oynayan İsmail Arca’yı, Hıfzı’yı, K. Erol’u, Zeyne’li ve Serhat’ı özlemle hatırlıyoruz.

Dört maçtan beri kazanamayan İnegölsporun 14. Sıraya düşmesi hepimizi üzdü.

Fenerbahçe, Trabzonspor ve Beşiktaş’tan yapılan transferler de çare olamadı.

İkinci yarıya alt yapının hocası ile başladılar ama bu kötü gidişatı o  da durduramadı.

Bu sezon profosyonel liglerde en başarılı Bursa Bölgesi takımının üçüncü ligde yer alan Yıldırımspor olduğunu görüyoruz.

Kalesinde en az gol gören, gol averajı da en uygun olan Yıldırımsporun dördüncü gruptan şampiyon olarak çıkmasını bekliyoruz.

Yıldırımspor için en büyük zorluğun çok uzun mesafeli deplasman maçları olduğunu biliyoruz.  Yıldırımspor kendi sahasında Bayrampaşa’yı yenerek lider Kelkit Belediyespor’un arkasından ikinciliğe oturdu.

Tekrar genç Bursaspora dönelim. 30 puanla dokuzuncu sırada olan Bursasporun bir kaç maçlık seri bir galibiyete ihtiyacı var.

Koronadan kurtulanların dönüşü ile genç Bursasporun bu seri galibiyeti yakalayacağına inanıyoruz.

 

Günün Sözü

Alçak gönüllülük

Kendi gerçek değerini anlamaktır

  1. France

 

HIZLI KİLO VERMEK SAĞLIKLI BESLENMEK MİDİR?

HIZLI KİLO VERMEK SAĞLIKLI BESLENMEK MİDİR?

Sağlıklı beslenme vücudumuzun alması gereken besin öğelerinin (protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineraller) yeterli ve dengeli miktarda alınmasıdır. Vücudumuzun tüm besin öğelerine ihtiyacı vardır. Bu yüzden sadece karbonhidrat veya sadece protein alarak tek taraflı beslenmek doğru değildir. Tüm makro ve mikro besin öğelerinden yeterli ve dengeli miktarda almak sağlıklı beslenmektir. Sağlıklı beslenme, sağlığımızın ve vücudumuzun hastalıklardan korunması için önemlidir. Doğduğumuz günden itibaren anne sütü ile sağlıklı beslenmeye başlarız. Önemli olan bunu yetişkin ve yaşlılık dönemlerimizde de devam ettirebilmektir. Sağlıklı beslenme demek ‘hızlı kilo vermek değildir!

Birçoğumuz sağlıklı beslenerek kilo vermek yerine kısa sürede hızlı kilo vermeyi tercih ediyoruz. Aslında sağlıklı beslenerek de sağlıklı bir şekilde kilo verebiliriz. Çoğu kez hızlı kilo vermek insanlara cazip görünse de sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebiliyor.  Hızlı kilo vermek demek, o kiloyu geri almayacağımız anlamına gelmez. Hızlı ve kısa süre de kilo kaybı araştırmacılar arasında ‘kaza diyeti’ olarak adlandırılmaktadır.

Kısa sürede kilo vermenin vücudumuza verdiği zararlar:

  • Bağışıklık sistemimizin düşmesi
  • Kas kaybı ve buna bağlı olan organ bozuklukları
  • Metabolizma hızının yavaşlaması
  • Vücut sıvı-elektrolit dengesinin bozulması
  • Saç dökülmesi
  • Safra kesesi taşı
  • Kalp ritim bozuklukları
  • Tansiyon düşmeleri
  • Uyku bozuklukları
  • Depresyon
  • Gut krizleri
  • Ketoz
  • Hipoglisemi
  • Anemi (Kansızlık)
  • Tiroid tembelliği
  • Adet düzensizlikleri
  • Yorgunluk-Halsizlik
  • İnfertilite(Kısırlık)

Sağlıklı beden kütlesinde olmak ve uzun vadede bu kiloyu koruyabilmek, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet gibi birçok hastalıkların önlenmesinde önemlidir. Ağır diyete geçerek ve hızlı egzersiz yaparak kilolarınızdan kurtulabilirsiniz. Ancak vücudunuz bu duruma uyum sağlayamayacaktır. Bu durum sürekli olarak sürdürülemediğinde, hızlı bir şekilde verdiğiniz kiloları kısa süre içerisinde geri alabilirsiniz. Kısa sürede hızlı kilo verip kas ve su kaybına neden olmak yerine, uzun vadede sağlıklı ve kontrollü bir şekilde kilo verip yağ oranınızı azaltmayı tercih etmelisiniz.

Sağlıklı Beslenme Programı Nasıl Oluşturulur?

Sağlıklı beslenme programı oluştururken besin piramidinden faydalanmak, konunun basitleştirilmesi açısından fayda sağlayabilir. Besin piramidi 4 besin grubundan oluşmaktadır. Bunlar; süt ve süt ürünleri, et, yumurta, balık ve kuru baklagiller, meyve ve sebzeler, tahıllardan oluşmaktadır. Sağlıklı bireyler günlük olarak süt ve süt ürünlerinden en az 2 porsiyon; menopoz, gebelik ve emzirme dönemindeki kadınlar iste 3-4 porsiyon tüketmelidir. Yine sağlıklı bireyler günde 2-3 porsiyon et veya türevlerini tüketmelidir. Yumurta tüketimi sağlıklı bireylerde ve çocuklarda günde 1 porsiyon olmalıdır. Ancak kalp-damar hastalarında ise haftada 2-3 kez tüketilmelidir. Diğer besin gruplarından kuru baklagiller hafta da 2-3 kez tüketilmelidir. Omega-3 kaynağı olarak bilinen ve vücudumuza faydalarını saymakla bitmeyen balık ise hafta da 2 kez tüketilmesine özen gösterilmelidir. Tahıl grubunda yer alan makarna, pirinç, bulgur, ekmek, buğday vb. besinler hareketsiz yaşam tarzında günde 5 porsiyon ağır işlerde çalışanlarda ve hareketli yaşam tarzında ise 8 porsiyon tüketilmelidir. Karbonhidrat tüketimi yaparken rafine ve saflaştırılmış tahıllar yerine tam tahıllar tercih edilmelidir. Son grup olan sebze ve meyve grubu günde en az 5 defa tüketilmelidir. Günlük olarak erkeklerde ve gençlerde enerji gereksinimi ortalama olarak 2400 kalori, kadınlarda ise ortalama olarak 2000 kaloridir. Ancak günlük enerji değişimi hareketsizliğe, yaşam tarzına, yaşa, kiloya ve boya göre değişiklik göstermektedir.

Tüm bu bilgiler sağlıklı bireyler için geçerli olup, ilaç kullanan veya bir hastalık tanısı konulmuş bireyler için geçerli değildir. Herhangi bir ilaç kullanan veya bir hastalığı olan bireyler, doktor ve diyetisyen eşliğinde beslenme programını sağlıklı ve doğru şekilde planlamalıdır.

 

Unutmayın! En doğru beslenen insan, en sağlıklı insandır.

KADIN OLMAK…

KADIN OLMAK…

Zordur kadın olmak!
An gelir sicim sicim yaş dökersin; “dökmedim” dersin.
An gelir kolun kanadın kırılır; yine de “iyiyim” dersin.
An gelir yüreğin sızım sızım sızlar; “dağ gibiyim işte!” dersin.
An gelir güzelliğin dert olur başına.
An gelir zekân…
Hele hiç anlamazsın; başına çorap ören etek boyunu, yaka düşüklüğünü!
Parçalara ayrılsan da yine de “tek parçayım!” dersin.
Ve her seferinde kalkıp yoluna devam etmek istersin.
Velhasıl; zordur kadın olmak, bizim coğrafyada!”

Okuduğunuz şiir bana ait.
Bu satırları yazalı 2-3 sene olmuştur. Hatta bu şiirim geçen sene Azeri kalemdaşlarımın eserlerinin de olduğu bir Antoloji kitabında yer aldı.

Gelelim bu şiirimi sizinle neden paylaştığıma;

Kadın katliamları!
Dikkatinizi çekerim, ölüm ya da vefat demiyorum! Direkt “katliam” diyorum!

Bu şiiri yazdığım o günlerde de ülkemizde vahşice canına kıyılan kadınlarımız vardı, bugün de…

Neredeyse her gün okuduğum kıyım haberleri ruhumu daraltıyor, bunaltıyor, acıtıyor canımı…

İsim, şehir önemsemeksizin her haberde aynı şekilde yaralanıyor yüreğim.

Ayşe, Fatma, Emine, Hatice…İsminin ne olduğunun, nereli veya nereden olduğunun bir önemi yok benim nazarımda. Çünkü hepimiz biriz, farkımız yok bir diğerimizden.

Önemli olan,
Neden? Neden? Neden? …
Sadece bu sorular dönüp dolaşıyor aklımda!

Hangi gerekçenin, hangi sebebin geçerliliği olabilir ki bu katliamı yapmakta?

Neden?

Hangi cehalet dolu zihin bir canı alacak kadar ileri gidebilir?
Hangi yobaz akıl, “eksik etek” olarak gördüğü bir varlığı linç edebilir?
Hangi cani ruh, sözüm ona çok sevdiği cana kıyabilir?

Neden?

Cevabını bulamadığım nedenler karşısında yutkunuyorum sadece!

Başka sözüm yok!

Esen kalın.

Bursaspor Hedeften Uzaklaşıyor

Bursaspor Hedeften Uzaklaşıyor

Bursaspor ; Tuzlaspor maçına 14 futbolcusundan yoksun olarak çıktı.

Play Off bölgesine yaklaşmak için Tuzlasporu yenmek lazımdı.

Ama tecrübeli ve ithal oyuncularla takviyeli olan Tuzlasporu yenemedik.

Maça iyi başlayamadık.

Tuzlasporun sonucu ilk devre almak istediğini gözlemledik.

Tuzlaspor baskılı oynamasına rağmen maçın en net gol pozisyonları Bursaspora kısmet oldu.

Batuhan Köre çok önemli iki fırsat geldi. AMa Batuhan bu fursatları gole çeviremedi.

Burak Kapacakın gollük şutu ise iki kale direğine çarpıp saha içine düştü.

Bu pozisyon belki de yüzyılda bir görülecek ilginç bir pozisyon görüntüsündeydi.

Genç Bursaspor kısa zamanda büyük ses getirmişti.

Ama bu şöhretin zararları da oldu malesef.

Ali Akmanı genç Bursasporlu olarak da kişi olarak da kaybettik.

Gençlerimize yapılan açık veya gizli transfer tekliflerinin gençlerimizin konsantrasyonlarını bozduğunu görüyoruz.

Bursaspor yömnetimlerinin ise büyük bir çöküş içinde olduğunu görüyoruz.

Aidatlarını ödemeyen 100 üyenin kulüp üyeliğinin düşürüldüğünü duyuyoruz.

Ayrıca 500 civarında kulüp üyesinin de 2020 aidatlarını ödemediğini ve bu yüzden üyeliklerinin askıya alındığını öğreniyoruz.

Bir yanda yıllarca aidatlarını ödemeyen üyeler varken diğer tarafta ise yıllarca bu aidatları tahsil edemeyen başarısız yönetimler var.

Alimizde de Türkiyeye mal olmuş ve tüm Avrupa takımlarının takibinde olan genç bir Bursaspor var. Başta Bursa iş dünyası olmak üzere hepimiz genç Bursaspora destek olmalıyız.

Günün Sözü

Ne kadar yaşadığımız değil

Nasıl yaşadığımız önemlidir

Balley

YIKILMADIM, AYAKTAYIM!  – PSİKOLOJİK SAĞLAMLILIK NEDİR?

      YIKILMADIM, AYAKTAYIM!

      PSİKOLOJİK SAĞLAMLILIK NEDİR?

Kayıplar, yaslar, ayrılıklar, hastalıklar, kaygı, depresyon… Hayatın akışında güzel ve mutlu anlar olduğu gibi bu olumsuzluklarla da her birimiz mutlaka karşılaşıyoruz. Kimileri karşılaştıkları olumsuzluklarla baş etmekte zorlanıyor, çaresiz ve umutsuz hissediyor ve asla toparlanamayacağını düşünüp fizyolojik ve psikolojik olarak desteğe ihtiyaç duyuyor. Kimileri ise bu süreci çok daha kolay, sanki yaşadıkları çok olağan veya verdikleri mücadele çok sıradanmış gibi hayatlarına ve planlarına bir şekilde devam edebiliyorlar. İşte bazılarını zorlu yaşam olayları karşısında esnek hale getiren bu özelliğin adı, psikolojik sağlamlık veya duygusal dayanıklılık. (resilience).

Psikolojik sağlamlık kavramı, Latince “resilire” kökünden türemiştir ve resilient; esnek ve elastik olma anlamına gelmektedir. Psikolojik sağlamlık; hastalıktan, depresyondan, değişimlerden ya da kötü durumlardan çabucak iyileşme yeteneği; kendini toparlayabilme; incindikten, gerildikten sonra eski haline kolayca dönebilme; elastikiyet olarak tanımlanır. Psikolojik sağlamlılığı yüksek olan kişiler oldukça zor koşullara rağmen, bu olumsuz koşulların üstesinden başarıyla gelebilme ve uyum sağlayabilme yeteneğine sahiptirler. Bu kişiler tıpkı bir hacı yatmaz oyuncağı gibi aldıkları darbelere rağmen tekrar dimdik ayağa kalkma becerisine sahiptirler. Psikolojik sağlamlık insanın yaşadıkları karşısında duygusuz olması, hiçbir şekilde etkilenmemesi veya hiç zorlanmaması demek değil. İnsanız ve yaşadıklarımız karşısında muhakkak etkileneceğiz önemli olan bu süreci ağır yaralar almadan hafif bir şekilde atlatmak ve önümüze bakmaktır.

Psikolojik sağlamlılık yıllar içinde değişebilen, artan ya da azalabilen bir özelliktir. Başınıza sizi psikolojik olarak etkileyecek olaylar gelmesini beklemeden genel hayata bakış akışınızı düzenlemeniz gerekmektedir. Hayata verdiğiniz anlam, kendinize verdiğiniz değer, olaylara objektif yaklaşabiliyor olmanız, çözüm odaklı ilerlemeniz, yüksek mizah duygusuna sahip olmanız, yaşanan olayların sadece size özgü olmadığı ve yaşamın bir gereği olarak çoğumuzun başına geldiğinin bilincinde olmanız ve destekleyici bir aile ortamına sahip olmanız psikolojik sağlamlığınızı korumak için oldukça önemli etmenlerdir.

PSİKOLOJİK SAĞLAMLILIĞIMIZI NASIL GELİŞTİREBİLİRİZ?

1-Kendinizi tanıyın. Kişisel farkındalığı yüksek kişiler ne istediklerini bilen, güçlü yönlerini iyi analiz eden kişilerdir. Özellikle güçlü yönlerinizin farkına vardığınızda olaylar karşısında sizi neyin ayağa kaldırdığını daha iyi kavrama özelliğine sahip olursunuz. En zor zamanlarınızda sizi koruyan şey, size iyi gelen şey neydi bunu fark etmek oldukça önemli.

2-Hayattaki amacınızı keşfedin. Karşınıza çıkan zorluklar ne olursa olsun bir amacınız olduğunda zorluklarla baş etmek çok daha kolay olacaktır. Çünkü bir amaca sahip olmak insanı dirençli ve güçlü kılar, bir dayanak olur. Nietzche’nin dediği gibi; “Yaşamak için bir nedeni olan, bütün nasılların üstesinden gelir.”

3-Üretmekten vazgeçmeyin. Üretmek, yaşama büyük ya da küçük bir fayda sağladığınızı bilmek sizi hem özgüvenli hem de bu hayatın bir parçası hissettirecektir. Çalışmak, üretmek, bir takım aktivitelerde yer almak sosyal anlamda da sizleri geliştireceğinden kaliteli zaman geçirmenize ve ruhsal olarak daha huzurlu hissetmenize katkı sağlayacaktır.

4-Bedensel sağlığınızı koruyun. Beslenme ve uyku düzeniniz psikolojik iyi oluşunuzu bir hayli etkilemektedir. Mümkün olduğunca fiziksel aktivitelere zaman ayırmanız ve sağlıklı bir yaşam rutini oluşturmanız psikolojik sağlamlılığınızı destekleyici unsurlar arasında yer alıyor.

5-Öncelikle sevdiklerinizden, gerekli hallerde ise bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin. Tıpkı güzel duygular gibi olumsuz duygular da paylaşılmayı hak eder. Kendinizi yalnızlaştırmak yerine size iyi gelen kişiler ile paylaşımlarınızı devam ettirin.

Hepimiz psikolojik sağlamlılığa sahip kişileriz. Önemli olan bunun farkında olmak ve psikolojik sağlamlılığımızı zorlukların üstesinden gelebilecek şekilde geliştirmektir.

HER KİM TERÖRE DESTEK VERMİŞSE LANET OLSUN VE ŞİİR’İM

HER KİM TERÖRE DESTEK VERMİŞSE LANET OLSUN VE ŞİİR’İM

Benim kıymetli ülkemde geçmişten geleceğe terörü kim desteklemişse, terör üzerinden siyaset yapanlara devletin kurumlarında mesajlar verdirenler, siyasi uzantısını kapatmayanlara “Karayılanda PKK terörünü gelsin devlet “TV” lanetlesin diye hoş görenlere lanet olsun. Yüreğimizi yakanların yürekleri yansın.

Cennet vatanımı cehenneme çevirenlere de lanet olsun. Birlik ve beraberliğimize, ülkemizin huzuruna kasteden saldırılar yapanlarda lanet olsun.

Bize vatan delisi diyorlar kafayı vatanla bayrakla bozmuş diyorlar! Çok şükür kafamız bozuk fakat kanımız değil. Biz korkak değiliz ki saklanalım, biz çakal değiliz ki! “Kaçalım” biz kahpe değiliz ki! sırtından vuralım.

Biz Türk’üz Kardeşim. Ama ağlamak yakışmaz yine de gurur duyarız. Çünkü uğruna şehit düşebilecek kadar sevdiğimiz vata-nimiz, bayrağımız ve milletimiz var! Gün kenetlenme günüdür.

Düşüncemiz ne olursa olsun, vatana, bayrağa birazcık sevgisi, saygısı olanlar; birlik olma günüdür. Vatan sağ olsun! Tüm şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsan ve yakınlarına  sabır, Türk milletinin başı sağ olsun…

BU GÖZYAŞLARI DERTLER BİZİ BİTİRDİ

Ülkemin semasında yükselen ağıtlar,

Bu dertler bizi yedi bitirdi.

Bedenlerine kurşun yağmış yiğitler,

Acılarla bu zillet bizi bitirdi.

*

Tabutları al bayrağa sarıldı,

Figanlar gök kubbeye dağıldı,

Kahpe kurşunlar yerlere serdi,

Ocaklara düşen ateş bizi bitirdi.

*

Yetkililer doğruyu söylemez oldu,

Bu vicdansızlık sabırları taşırdı,

Terör sürüleri baylarını aştı,

Ala, ala dertler bizi bitirdi.

*

Dilerim Allah’tan daha olmasın,

Bu ahlar yerde kalmasın,

Yeni ocaklar yine sönmesin,

Bu gözyaşları dertler bizi bitirdi.

Y.T:16.02.2021

Yeni Normale Göre Sevgililer Günü

Yeni Normale Göre Sevgililer Günü

Teknolojik çağımız zaten ilgisizlik ve vefasızlık nedenleriyle sevenleri bile birbirlerinden uzaklaştırdı. Koronavirüs dönemi ise sevgililer gününün bile sıradan günler gibi geçmesine sebep olmuştur. Sevenlerin içindeki ateşi birbirlerine sundukları hediyeler söndüremez.

Bir arada olmaları gerekir, görüntülü telefonlarla sohbet sevgililerin hızını kesmez. Birbirlerine sundukları en güzel hediye bir arada ve birbirlerine yakın olmaktır.

Korona; günlük hayatımızı iş hayatımızı ve duygusal hayatımızı uzay yolu filmlerindeki hayata döndürmüştür.

Korona tehlikesi tüm sevenleri birbirine dokunamaz hale getirmiştir.

Sağlıktaki önceliğimiz her türlü önceliğimizin önüne geçmiştir.

Salgın ortamında zaman zaman duygularımızı hatırlasak bile televizyonlardaki yoğun bakım görüntüleri hepimizi ürkütmüştür.

Tüm insanlığı ölmek kadar bu virüsle ilgili tedavi usulü de çok korkutmuştur.

Artık özel günlerimizi topluca dostlarımızla paylaşmak çok gerilerde kalmıştır.

Koronanın kısa zaman içinde toplum hayatımızdan çıkacağını sanmıyoruz.

Yasaklı günlerde sokak yasaklarına uymalıyız.

Temizlik mesafe ve maske hayatımızın bir parçası olmalıdır.

Nasıl koskoca bir yüzyılda gribin her türlüsü ile yaşadıysak koronavirüsü de değişik uzun yıllar karşımızda göreceğimizi bilmeliyiz.

Ve sevgililer günlerini de yeni normallere göre uyarlamalıyız.

Günün Sözü

Fısıldanan sözler

Çok kere yüksek sesle

Söylenenden daha uzağa giderler

Çin Atasözü

BANA KIZMAYIN!

BANA KIZMAYIN!

Malumunuz 14 Şubat Sevgililer Günü geldi çattı.

14 Şubat ile ilgili alıp veremediğim yok! Aksine, bu günün çıkış sebeplerinden biri olan hikaye ( ki bu güne dair atfedilen benim bildiğim üç farklı oluşum sebebi var) daima çok etkilemiştir beni.
Dönemin zalim Roma imparatoru 2. Claudius askerlerin evlenmesini yasaklar. Gerekçesi de bekâr askerlerin evli askerlere göre daha iyi savaşıyor olmalarıdır!

Gelin görün ki deli kan, damarda durduğu gibi durur mu? Durmaz! Bunun üzerine kolları sıvayan rahip Valentine, bu yasağı hiçe sayarak genç sevgililere nikah kıyar.

Bunun bedelini de imparatorun emriyle, canıyla ödeyen şefkatli rahip Valentine’ e ahde vefa olarak tüm sevgililer ölüm gününü Sevgililer Günü olarak adar.

Buraya kadar muhteşem bir fikir ve anma günü olarak benim hafızamda ve yüreğimde yer etmiştir 14 Şubat.

Gelelim bizdeki Sevgililer Günü’ nün anlamına! Yani, hemcinslerimin muhtemelen %99′ unun bana kızacağı konuya!

Efendim, dünyadaki Sevgililer Günü’ nün anlamı bir kart ve kırmızı gül iken, bizde neredeyse tırlar dolusu hediyeler demek!
Tamam, kabul ediyorum abarttım! Tırlar dolusu olmasa da bir çiçekle yetinmeyen, hatta eşinin ya da partnerinin aldığı hediyeye burun kıvaran ve bazılarının direttiği gibi; ille de pırlanta yine de pırlanta!

Kıymetli hemcinslerim bilginiz olsun diye söylüyorum; bu günün anlamı hediye fırsatçılığı değildir! 365 gün, 6 saate yayılması gereken SEVGİ gibi yüce bir duygunun bir gerekçeyle bu tarihte öne çıkmasıdır.
Bu arada bunları diyorum diye benim hediye düşmanı biri olduğumu düşünmenizi istemem. Bilakis, hediye almayı da vermeyi de çok severim.

Hepsi bu!

Eğer bu dediklerimi inkar eder durumdaysanız o halde bu 14 Şubat için size bir önerim var…

Bu önerim elbette eşi veya partneri olanlar için; bu Sevgililer Günü’ nde hediye hakkınızdan feragat ederek, eşinize veya partnerinize, “bana almayı düşündüğün hediyenin ücreti mukabilince gariban ve kimsesiz bir çocuğa bir şey satın alarak hem onları hem beni sevindirir misin?” deyin bakalım!

Kaçınız bunu onaylar? Kaçınız buna istekli?

Aa…Bu arada, “14 Şubat sadece biz kadınlara yönelik değil ki, erkekleri de kapsıyor!” demeyin sakın bana.
Kendimizi kandırmayalım! Erkek milletinin neredeyse tamamının böyle özel günlere sempatisi bile yok! Ve emin olun şayet bu günlerde organizasyon yapıyor ya da hediye alıyorlarsa da sırf bizlerin dır dır’ ına maruz kalmamak için yapıyorlar bunu!

Hasılı; sevgili hemcinslerim, bunları yazıp söylediğim için bana kızmayın! Ben sadece gerçekleri yazdım.

Sevginin yılın her günü yoldaşınız olması dileğimle, yürekten sevilip seveceğiniz nice Sevgiler Gününüz olsun.

Esen kalın.