Köşe Yazıları

“İNSAN OLGUNLUĞU VE ŞİİR’İM”

“İNSAN OLGUNLUĞU VE ŞİİR’İM”

İnsanın olgunu her yapılan işin detayını iyice düşünerek karar verir. Ham insan zayıf karakter kazanç gelsin nereden olursa olsun düşüncesindedir.
*
Karakter içtenlik ve ciddiyet, olgunluğun kendisi olması ve durusu gibi akışı önceden yaşanılan her şeyin acısı, tatlısı tecrübesi yaşadığını sabırla bilen, bildiğini susan değil! Dürüstlük bir ideal içinde olması ve hataları affetmeyi bilen, iyilik etmeyi görev bilir.
*
Olgunluğun büyüklüğü zorlukları aşarak, yıllar içinde bilgelik varlık egosunu denetim altına alarak, yılları aşındırarak, çağında olan güçlerin farkında olarak, sabırla kin, nefret, fitnelerin zararlarından korunarak, nefsini gereksiz arzu ve emellere kaptırmadan, doğruyu yanlış şeyleri ayırt ederek üzerine gidebilmek cesareti olgunluktur.
Her sevgi, saygı gönülden olsun ve yeşersin kök salsın, dallanıp, yaparak olsun, hamken olgunlaşsın, güzel olanı Mevla’dan bilinsin…
OLGUN HALLER GELSİN ARTIK
Boş lafları bırakalım,
Kem sözler bitsin artık.
Yalandan vaz geçelim,
Senlik benlik gitsin artık.
*
Hayallere neden dalalım,
Vakit’in değerini bilelim,
Yaşamak anlık anlayalım,
Öfkeyi nefreti atalım artık.
*
Kederler çileler çekilir,
Zamanı hüzünlü eder,
Tükenmek bilmez keder,
Nefret kinler bitsin artık.
*
Kaba olgun bilmeyenler,
Zayıfı ezerek geçenler,
Yüzleri hiç utanmazlar,
Zulümleri yok olsun artık.
*
Ateşte kurular yanar,
Fitneler yaşları deler,
Öfke gönülleri yıkar,
Karlı olan gelsin artık.
*
Son durağa Yaklaşmadan,
Eller ayaklar çekilmeden,
Gönüller yapmayı dilen,
Olgun haller gelsin artık.
Y. T : 24.03. 2021

Petro-Dolar ve Bitcoin

Petro-Dolar ve Bitcoin

Yıllar önce Amerika hem dünya petrolünü, hemde dünya ticaretini kontrol etmek amacıyla, Petro-Dolar ödeme sistemini uygulamaya koymuştu.

Ve bu sistemi Pentagonun askeri gücü ile destekleyerek süper güç haline gelmişti.

Dolar en zengin ülkede de, en fakir ülkede de dolaşımdaydı ama karşılığı yoktu.

Ortak savunma gücü olmayan ve enerjide dışa bağımlılığı olan Avrupa Birliğinin Avrosu ise bu tükenmiş doları bir türlü tahtından indirememişti.

Son zamanlarda piyasaya Bitcoin adında bir kripto para sürüldü.

Sahibi de, şikayet merciide belli olmayan dijital para az zamanda çok canlar yaktı.

Uzun sürfe petro-dolar sistemi ile dünya ekonomisini ele geçiren çevreler, şimdi ise Bitcoin adı verilen sanal bir para  ile yeni bir proje başlattılar.

Bitcoin denilen para biriminin bir fiyatı yoktur.

Bitcoin ile yeni bir yatırım yapmanın ve bir alışveriş yapmanın imkanı yoktur.

Merkez bankaları gibi patronları da yoktur.

İşlem hacmi kullanıcıyı bir anda yukarı fırlatabildiği gibi, bir anda yerin dibine de batırabilir.

Bir nevi kumar gibidir.

Kumardan farkı, yeni dönemde herkesi bu para sistemine uymaya mecbur edecektir.

Yastık altında ne varsa sisteme girmek zorunda kalacaktır.

Büyük devletlerdeki patronların, bu teknolojik tuzaklarda macera seven garibanları soyacağını düşünüyoruz.

Herşeyin benliğimizden ve kontrolümüzden çıkması bizi bir hiç haline getirecektir.

Belki de yeni çağın, patronlarının hedefi budur.

Bu yeni teknolojik gücün amacı, sadece bireyleri değil ülkeleri de kontrol altına almaktır.

İnsanların kurşun askerler gibi yeni  yeni teknolojik güçlerin emirleri altına girmeleri istenmektedir.

Bu proje insanlığın bütün maddi ve manevi değerlerini ortadan kaldırecektır.

 

Günün söz;

Şahsiyeti olmayanın,

hiç bir şeyi yoktur.

“N.F.KISAKÜREK”

ANNE BABA EVLADIN ÖNEMİ VE ŞİİR’İM

ANNE BABA EVLADIN ÖNEMİ VE ŞİİR’İM

Anne baba olmak eşsiz bir duygu ve evlatların evlenip çocukları olunca yaşarlar, anlarlar ve bilirler. Ancak anneye babadan evlatlar daha çok yakın olurlar. Evlat da, anne, babanın can parçası olurlar.

*

Evlatların gencecik yaşa gelince anne ve babanın birçok sözleri batar ve hazmedemezler. Ne zaman kendi yuvalarını kurup evlenip yavruları olduktan sonra anne, baba değerini anlaya biliyorlar. Her anne baba evlatlarının iyiliğin için didinip çırpınırlar ve anne babanın birçok sözleri evlatlar için zamanla tartışmaları beraberinde getirse de’ yükü fazlasıyla anneler payını alır.

*

Babanın ve annenin evlatla olan diyaloğu önemlidir. Öncelikle, Anne evlatların çok şeylerini bilendir. İyiyi kötüyü gören ve babanın desteğiyle koruyan kollayandır. Bir bakarsın evlatların aynısı başa gelince, o’zaman Anne, babanı yavrum yapma, etme, yaptığın yanlış yanlışa yanlışla gitme derken ömürleri geçerken evlatlarda aynısını yaşar durma geldiklerinde o’ zaman akla tak ederek bizlerin Anne, babaları bu uğraşla ömürleri, bizler gibi geçtiğinden ders çıkarırlarsa anlamış olurlar ve güzel bir söz vardır. “Bunları sende yaşarsan görürsün”

*

Evlatlara bazen baba kelimesi mesafeli olsa d ; Baba evde direk Anne ise bacadır. Sarıp sarmalayan dert küpüdür. Annenin yeri her zaman ayrıdır. Günde aranır, nasıl, iyi mi ne yapıyor, diye. Aslında ne yaptığı değil, nasıl olduğu önemlidir. Aslı olan evlatların bir yanı kendi yuvaları, bir yanı Anne, baları kalpleri ikili olur. Yemekler  pişer ah evlatlarımda olsaydı ve evlatlar, keşke derler Anne babamda olsaydı düşünceler hep böyledir.

*

Anne, Babayı kaybetme korkusu hep vardır. Hep söylenir dua gibi, Allah onları korusun. Onlara uzun ömürler dilerler fakat bu alem bir han ömrü biten son durağı ebedi alemdir. Önemli olan Anne ve Baba sevgisi ve kıymeti canları sağ olduğunda bilinsin ve ne ekersen onu toplarsın. Ama biz büyükler bir gün gideceğiz. Bunu kabul etmeliyiz. Anne, Baba ve evlatlarda bu geçici dünyada mutlu olmak için ellerinden geleni yapsınlar. “Hep bir son var bilinsin yeter.”

ZALİMLE HAİNLE BARIŞMA EVLADIM

Dinle babanı yolundan şaşma,

İlgisiz işlere karışma yavrum.

Özünden vazgeçme haddini aşma,

Makamı olanlarla yarışma evladım.

*

Boş sözü kendine değdirme,

Cahilin laflarını dert edinme,

Dürüstsen işinde yemezsin sille,

Bedava olana karışma yavrum.

*

Helalden kazanan hakkına sığın,

Rızıkları verende hanene yazan,

Sabreyle sende azma yolundan,

Boyundan aşana bulaşma evladım.

*

Saygıda sevgide kusuru yapma,

Öksüzün yetimin derdinden anla,

Vatanınla ekmeğine hor bakma,

Hırsızla arsızla dalaşma yavrum.

*

Mevkili makamlara gel sende,

Zorluklarda tek başına kalanda,

Bulanık sulardan geçişte solma,

Çukurlu işlere karışma evladım.

*

Gönlünde sofran açıkta olsun,

Açlar gariban sofranda dolsun,

Bahçe bağından sadaka veresin,

Sefille mazlumla uğraşma yavrum.

*

Allah’a kul olduğun bilinsin,

Kötüler semtine uğramaz olsun,

Hakikat adaleti dağıt görünsün,

Zalimle hainle barışma evladım.

Y.T : 21.03.2021

UMUDUMUZSUN EVLAT!

UMUDUMUZSUN EVLAT!

Bu hafta köşeme bir ortaokul öğrencisini konuk etmek istedim. Daha doğrusu, az sonra okuyacağınız satırları bir ortaokul öğrencisinin kaleme aldığını söyleyen arkadaşımdan gelen yazı metnini köşeme taşımak istedim.

Sizi o satırlarla baş başa bırakıyorum;

“Bu ülkede yaşayan her insanın bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK… Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiş. Padişah ona Trablusgarp Cephesi’nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş… Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej eşliğinde Mercedes’lerle gezememiş Anadolu’yu… Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş… Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir’den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamış… Ülkesinde yapacağı devrimleri unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş…

Atatürk için üzülüyorum! Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Paşa için Safiye Ayla’dan bir istek parçası isteyemeden gitti! Lozan Zaferi’nden sonra veya Cumhuriyet’in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı!

Atatürk’e acıyorum!
Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra bunun değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir! Aaaah ah…

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip içip rock yapmak, babasının Mercedes’ini alıp şöyle bir Emirgan turu çekmek dururken!

Bunları yapmadı Atatürk…. Keyif çatmadı… Yan gelip yatmadı… Vatan topraklarını satmadı… Tüm hayatını ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı…

İŞTE ONUN İÇİN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK…HER FIRSAT ELİNDE VARDI. O İSE SADECE BU MİLLETİN BAĞIMSIZLIĞINI İSTEDİ”.

Yazı bu şekilde sonlanıyor. Orijinal yazının uzunluğu sebebiyle birkaç cümleyi çıkartmış olsam da, kelime ve cümlelerdeki aksaklıkları düzeltmiş olsam da ve hatta yazıyı imla kurallarına göre elden geçirmiş olsam da, sen bizim umudumuzsun evlat!

Yazdığı bu yazı okulunun panosuna asılan, yüreği ve zihni tıka basa aydınlık dolu olan bu güzel evladın yazısını ben de büyük bir gururla köşeme astım.
Üstelik bir de mıh gibi çaktım!

Esen kalın.

Çanakkale Zaferi ve Yunanistan’a Tavsiye

Çanakkale Zaferi ve Yunanistan’a Tavsiye

Aslında hepimiz Çanakkale’de nasıl bir destan yazıldığını çok iyi biliyoruz.

Yabancı tarihçilerin bu zaferimizi övmesinden de gurur duyuyoruz.

Yabancı tarihçilerin taktik, stratejik ve komuta üstünlükleri bakımından Osmanlı’dan çok üstün olduklarını yazdıklarını görüyoruz.

Neler yapmıştık.

94 Parçadan müteşekkil o dönemin en önemli İngiliz donanmasını batırmıştık.

Anafartalar ve Conkbayırında çok önemli bir savunma savaşı vermiştik.

Çanakkale geçilmez sloganı bu unutulmaz savunmayı en gerçekçi olarak anlatan bir slogandır.

Yıllar önce Çanakkale anıtı yapılması için o dönemin ünlü bir gazetesi kampanya başlatmıştı.

Yapılan muhteşem anıtın bizim dışımızdaki ülkeleri de ilgilendirdiğini gördük.

Yenilen düşmanların bile her yıl anma gününe katılmaısnı ilgi ile izliyoruz.

Kutlama günü şafak vakti Çanakkale’de bulunan yabancı turistler bizlerle birlikte savaştaki kayıplarını anıyorlar.

Aslında Çanakkale’de yapılan bu muhteşem anıtı Omanlı devleti ile Türkiye cumhuriyeti birlikteliğini perçinleyen bir bağlantı olarak görmeliyiz.

Son aylarda Yunanistan’da ve Girit’te Amerikan üstlerinin kurulması Yunanistan’ı şımartmıştır.

Suudi Arabistan ve Birlekşik Arap Emirliğinin Yunanistan’la ortak tatbikat yapması, müslüman arapların ne kadar güvenilmezolduğunu göstermiştir.

Yunanistan son hamleleri ile bağımsızlığını kaybetitğini ilan etmiştir.

Bizim Çanakkale zaferimizde olduğu gibi kara savaşlarında ne kadar başarılı olduğumuzu Yunanistan’a ve destekçilerine hatırlatırız.

Kuzey Suriye’de de kara savaşlarındaki başarımızı gösterdik.

Türkiye sözde müttefikleri olan Amerika, AB ve NATO’dan bir an önce kopmalıdır.

 

Günün sözü:

Adalet olmadan, düzen olmaz.

“Albert Camus”

COVID-19 Tedbirleri Temizlik Takıntısını Kalıcı Hale Getirebilir mi?

COVID-19 Tedbirleri Temizlik Takıntısını Kalıcı Hale Getirebilir mi?

Tüm dünyayı etkisi altına alan corona virüs salgını ile bir yılı aşkın süredir mücadelemiz devam ediyor. Kuşkusuz ki bu süreçte yaşanan maddi sıkıntılar ve fizyolojik rahatsızların yanında psikolojik olarak da hayli etkilendik ve yıprandık. Salgının başlarında belirsizliğin yarattığı kaygı ve hastalığın ölümcül etkilerinin yarattığı panik atak gibi psikolojik rahatsızlıklar üste düzeydeydi. Şimdilerde sürecin uzamasından ve yeni normale adapte olamamaktan kaynaklı depresyon belirtileri çoğunlukta kendini göstermeye başladı. Fakat salgın sürecinde farkında olmakta zorlandığımız ve sinsice ilerleyen halk dilinde takıntı olarak bilinen Obsesif Kompulsif Bozukluk biz uzmanları ileriye dönük olarak endişelendiren rahatsızların başında geliyor.

Obsesyon, kişinin saçma ya da mantıksız bulduğu ancak sürekli olarak zihnini meşgul eden düşünce ya da dürtüler olarak tanımlanmaktadır. Kompulsiyon ise obsesyonların neden olduğu kaygıyı azaltmaya yönelik tekrarlayıcı davranış ve zihinsel eylemlerden oluşmaktadır. Obsesif kompulsif bozuklukta bulaşma/hastalık obsesyonu ve temizlik kompulsiyonu, kuşku obsesyonu ve kontrol kompulsiyonu, simetri ve düzen obsesyonu ve kompulsiyonu, cinsel obsesyonlar ve dinsel obsesyonlar bulunabilir. Örneğin; bir kafeye kahve içmeye gittiğinizde kahvenin servis edildiği bardaktan size ölümcül hastalık bulaşacağını düşünmeniz bir obsesyon, bu sebepten her kafeye gittiğinizde yanınıza kendi bardağınızı almanız ve kahveyi onunla içmeniz ize bir kompulsiyondur. Tabii ki de hijyenik, düzenli, tertipli olmak her zaman için sizleri takıntılı kişi yapmaz. Günlük hayatımızda hijyen tedbirlerini yerine getirmek çok doğal ve gerekli. Fakat bu durum günlük hayatımızı etkiliyor ve sürekli tekrar ediyor, yaşamımızı kısıtlıyor ve zorlaştırıyorsa burada bir sorun var diyebilirdik. Diyebilirdik diyorum çünkü şimdilerde bunun ayrımını yapmak oldukça zorlaştı. Çünkü yaşanan salgın sürecinde en güçlü silahlarımızdan biri hijyen tedbirlerini yerine getirmek…

Salgının başından beri uzmanların tüm söylediği temasta bulunduktan sonra mutlaka el hijyenini sağlamak, marketten alınan ürünlerin ambalajlarını temizlemek, dışarıdan geldiğimizde kıyafetlerimizi havalandırmak ya da yıkamak, sarılmamak, tokalaşmamak, mesafeyi korumak ve maske takmak gibi aslında bizlerin daha önce aşırıya kaçan davranış olarak gördüğümüz şeyleri yapmayı içeriyor. Hal böyle olunca normallerimiz iyice değişmiş oldu. Bu süreçte önemli olan şey tüm bu tedbirleri uygularken bunları yeterli seviyede yapmak ve alınan bu tedbirleri yaşadığımız salgın sürecine bağlı olarak geliştiğinin bilincinde olmaktır. Örneğin marketten aldığınız ürünleri silip dolaba yerleştirdikten sonra aradan bir süre geçince tekrar silme ihtiyacı duymak, hiç dışarısı ile temas etmemenize rağmen evde olduğunuz süre boyunca sürekli ellerinizi yıkama ihtiyacı duymak tedbirleri aşırıya kaçırdığınız ve ilerisi için OKB riski taşıdığınız anlamına gelebilir. Yakını veya çevresinde bu hastalığa yakalanan birilerinin olması, corona virüsü için belirlenen risk gurupları içinde yer almak takıntılı olma ihtimalini arttırır. Kaygı ve strese karşı toleransı düşük kişiler, çok kalabalık ortamlarda çalışma zorunluluğu, çevresinin kendisi kadar özenli davranmadığını düşünenlerde kaygılı ve takıntılı hal daha sık oluşabilir. Çevreye dair kontrolü sağlayamadığını düşünme, ileriye dair belirsizlik ve çok sık salgına dair bilgi bombardımanına maruz kalmak diğer risk faktörleridir.

Şu an işinde bulunduğumuz durum bilim insanları için bile tam olarak öngörülemeyen bir süreç. Dolayısıyla hastalığın bulaşması konusunda duyduğunuz kaygı ve tedbir alma ihtiyacı çok olağan. Kaygı zaten belirli bir düzeyde olduğu sürece bizi tehlikelerden koruyan işlevsel bir duygudur. Önemli olan tüm bu tedbirleri yeterli seviyede uygulamak ve günlük hayatımızın işlevselliğini bozamamasını sağlamaya çalışmaktır. Alınan hijyen tedbirlerinin bizleri corona virüs salgınından korumaya yönelik olduğunu unutmadan ve uzmanların bizlere söylediği seviyelerde “yeterli düzeyde” uygulamak, salgının etkileri hafiflediğinde OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) riskini azaltacaktır.

Sağlıkla kalın.

 

                                                           

ANDIMIZ TÜRK MİLLETİNİN KİMLİĞİDİR VE ŞİİR’İM

ANDIMIZ TÜRK MİLLETİNİN KİMLİĞİDİR VE ŞİİR’İM

Türk’üm, doğruyum, çalışkanım, İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülkümü, yükseltmek, ileri gitmektir. Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene denilmesinde acaba sorarım ülkemdeki gerçek sorunları unutturmak için oyun algıları Andımız üzerinden unutturulmak mı isteniyor.?
*
Andımız, Atatürk döneminde 10 Mayıs 1933 tarihinden itibaren uygulamaya konuldu. 1972 ve 1997 yıllarında sözlerinde bazı değişiklikler yapıldı. Yukarıda ’ki sözler 1997 yılına aittir. Her sabah öğrencilerimiz, gür bir sesle söyledikleri Andımızla birlikte derslerine başlar ve Türk kimliğinin mükemmel bir özeti olan bu sözleri her gün hatırlanması kimleri rahatsız eder.
*
Danıştay’ın önceki gün aldığı kararla birlikte bundan sonra okullarda Andımız okutulmayacak ve sonraki nesillerimiz bundan mahrum kalacak kararı acaba bu konudaki tek suçlunun Danıştay mı! süreci başından itibaren bakıldığında, Danıştay’ın, sadece verilmiş kararı onadığını görürüz. Andımızın kaldırılmasının başlangıcı 2012 yılında gündeme getiren, AKP hükumetinin kararıyla önce ortaokullarda kaldırılmıştır. Dönemin Başbakanı olan Erdoğan 30 Eylül 2013 tarihinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir. İlkokullardaki öğrenci andı uygulamasını kaldırıyoruz. Geçen yıl ortaokullarda bu uygulamayı kaldırmıştır. Şimdi de ilkokullarda kaldırıyoruz. Yani Andımız uygulamasını kaldıran AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan’dır
*
Andımızın kaldırılması 2013 yılı Demokratikleşme Paketi içinde yer almış ve aynı paket içinde kamuda türban serbest maddesi de vardır. Bir serbestlik pakette getirilirken, kurnazca kimliğimizin ifadesi olan Andımız kaldırılmıştır. Gerçekten altını çizerek vicdanınıza sorun söyler misiniz Andımızın sözlerinde rahatsız edici hangi cümle ya da kelime var? Bu rahatsızlık “Türklük” vurgusundan kaynaklanıyorsa, Bu ülkenin isminin Türkiye olduğunu bilelim. İçinde yaşadığımız Türkiye, bizlere Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının binlerce bu vatana canlarını feda eden şehitlerimiz emanet bıraktığı bir ülkedir. “Türk” kelimesi etnik anlamda hiç değil, millet anlamında kullanılmıştır. Atatürk Lozan’da Türk milleti tanımını bu ülkede yaşayan, Müslüman olan herkes olarak yapmıştır. Gayrimüslimler ise azınlık olarak tanımlanmıştır.
*
Andımız yasağı; 8 Ekim 2013 tarihli ve 28789 sayılı Resmi Gazete ‘de yayınlanarak yürürlüğe giren “Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 1. maddesi” ile uygulanmaya başlanmıştır. Yani Başbakan ilan etmiştir, Milli Eğitim Bakanlığı ise yürürlüğe sokmuştur. Daha sonraki süreçte sözde hak arayan ve rahatsız olan Türk Eğitim Sendikası yürütmenin durdurulması için Danıştay’a dava açıyor ve iptal davası 24 Nisan 2018 tarihinde Danıştay 8. Dairesi tarafından karara bağlanıyor. Yani Danıştay yürütmeyi durduruyor.
*
O günden sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda birçok kez değişiklikler yapılıyor, kurul durmadan değişiyor. Adeta Danıştay 8. Dairesi’nin iptal kararını bozacak üyeler aranıyor. Sonuç olarak önceki gün AKP hükumetinin Andımızı kaldırmasını iptal eden Danıştay 8. Dairesi’nin kararı bozuluyor ve Andımız kaldırılıyor. İttifak ortağı olan MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise tepkisini Danıştay’a gösteriyor. Halbuki asıl tepkiyi, desteklerini esirgemediği ortağına göstermesi gerekiyor.

*
Bu millet Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle , Alevisi, Sunnisi , şafisiyle unvanını almış bir millet. Türküm diyen herkes bu unvanı almış şerefli bir vatandaş olarak yaşarken bizi bundan uzaklaştırmak isterler anlamak istemezler anlamazlar ve bu kimlik bizi bir arada tutan kimliktir. Türklük Atatürk’ün de anlatımıyla bir üst kimlikti, bir inanç birliğiydi, bir hedef, bir görüş birliğiydi, bir zihniyet birliğiydi. Bu birlik bizi bir mayada, bir arada tutan yegane unsur ve Türk milleti olarak kimliğimizi haykıran Andımızı tekrar istiyoruz, Laf kalabalığına gerek yok. Bu kadar…?
YETER’Kİ VATAN VAR OLSUN
Bir canım varsa Allah’ım için
Bu ömrüm yeterse vatanım için
Kanım akarsa aksın bayrağım için
Canım feda olsun yeter’ ki vatan var olsun.
*
Gitmek çözüm olsa şimdi gideyim
Toprak millet uğruna canım vereyim
Elimde silahım imanımla şehit olayım
Canım feda olsun yeter ki vatan var olsun.
*
Verilmiş sözüm var dilimde benim
Birde Allah’a can borcum benim
Şahadet arzum var içimde benim
Can feda olsun yeter ki vatan var olsun.
*
Yıktırmam dedim asla vatanımı ben
İndirtmem gökten bu bayrağımı ben
Bu kutsal varlığımı çiğnetemem ben
Canım feda olsun yeter ki vatan var olsun.
*
Varsın sen nesin desinler bana
Akıl veren bilmişler söylerler hala
Bir kurşunluk canım olsa da feda
Canım feda olsan yeter ki vatan var olsun.
Y.T: 09/ 03/ 2014

AB Yerine Akdeniz Birliği

AB Yerine Akdeniz Birliği

Son yılların devlet sayısı olarak artan ama etkinlik olarak zayıflayan bir Avrupa birliğini görüyoruz.

Aslında savunma gücü olmayan ve enerjide dışa bağımlı olan kalabalık ve hantal bir birliktelikle karşı karşıyayız.

Denizden petrol çıkaran İngiltere AB’den koptu.

Petrol zengini olan Norveç ise AB’ye hiç sıcak bakmadı.

Savunma gücü olmayan bir AB,  Amerika’nın rotasına girdi.

Demokratik olmakkla övünen AB, hep PKK ve benzeri bölücülere sahip çıktı.

Irkçılığı katliam boyutlarına ulaştıracak ölçüde özendirdi.

Kısacası 26 ortaklı hantal Avrupa Birliği küresel politikalarda kendisinden bekleneni veremedi.

Bir bakıma Amerika’ya bağımlı bir hale geldi.

Rumların gazına gelerek Türkiye’ye yaptırım uygulamaya kalktı.

Ama yaptırım kararının sonuçlarından korktu.

Ve hayata geçiremedi.

Amerika bu hantal yapıdan fırsat bulup bir anda AB’ye süpriz ortak oldu.

Girit ve Yunanistan’a üs kurdu.

Bundan böyle Avrupa birliği müstakil bir ortaklık olamaz.

Nitekim AB’nin geleceğini iyi analiz eden İngiltere bir fırsatını bulmuş ve üyelikten ayrılmıştır.

Artık Türkiye’nin AB tam üyeliğini zorlama gibi bir ihtiyacı kalmamıştır.

Aslında Avrupa’nın yeni birliği Akdeniz Birliği olmalıdır.

Kuzey Afrika ülkelerini de içine alacak bu birlik ırkçılığı barındırmaz.

Farklı dinlerden ülkelerde Akdeniz Birliğinde olacağından din düşmanlığı olmaz.

Irkçılığın düşmanlığının ve yabancı düşmanlığının en yoğun olduğu Almanya, Avusturya, İsviçre ve Hollanda Akdeniz birliğinde yer alamaz.

Akdeniz birliği küresel politikalarda kendiniz ezdirmez.

Savunma ve enerji konusunda da AB’ye göre daha güçlü ortaklara sahip olacaktır.

 

Günün sözü,

Hangi limana yelken açtığını bilmeyen tekneye,

Hiç bir rüzgar yaramaz.

“montaine”

 

HEM İSTİYORUM – HEM İSTEMİYORUM!

HEM İSTİYORUM – HEM İSTEMİYORUM!

“Neyi?” dediğinizi duyar gibiyim.

Yaz mevsiminin gelmesini…

İstiyorum, çünkü pandemi ile birleşen ikinci kış mevsimi sonunda hepimizin nefes almaya çok ihtiyacı var. İstemiyorum, çünkü biliyorum ki geçen yazı andıran manzaralarla karşılaşacağız yine bu yıl da!
Hatırlayın lütfen; tarafımdan bolca kaleme alınmış ve çokça eleştiri yaptığım konuların başında; neredeyse dip dibe yatılan plajlar, hınca hınç dolu piknik alanları ve mesire yerleri, tıklım tıklım dolup taşan kafeler, restoranlar, vs. vardı.
Evet maalesef 2020 yazında bu görüntüler sıkça rastladığımız görüntülerdi.

Yeni dünya düzeninde bu tarz aktiviteler olmasın demiyorum. Yanlış anlamayın! Hatta olmalı, hem nefes almamız için hem de iyice zora düşmüş esnaflarımızın yüzlerinin en azından bir parça gülebilmesi için.

Zira ekonomide işlerin hiç de iyi gitmediğini, hele pandemiden sonra iyice dar boğaza girildiğini hepimiz de biliyoruz. Bunu anlamak için karanlıkta kibrit yakmaya gerek yok. Nitekim her şey gün ışığı gibi apaydınlık.

Fakat bir yandan da pandemiden dolayı vefat haberlerinin geçen yıla oranla yükselişe geçmesi ve üstelik sürekli ve hızla mutasyona uğrayarak akışına devam etmesi beni büsbütün düşündürüyor doğrusu!

Gel gelelim, şayet bu yaz da tıpkı geçen yaz olduğu gibi dikkatsiz ve tedbirsiz davranır ve virüsün gücünü arttırdığı zaman diliminden geçerken, 2021 sonbaharını düşünmek bile istemiyorum!

Yoksa bunların tamamı benim hüsnü kuruntum mu?

Ne dersiniz?

Tedbirli yaşamaya devam etmeniz dileğimle.

Esen kalın.

BU PLAN TEHLİKESİNİ BİRLİKTE DURDURUN VE ŞİİR’İM

BU PLAN TEHLİKESİNİ BİRLİKTE DURDURUN VE ŞİİR’İM

Bugünlerde Türkiye’m öyle bir zamandan geçiyor ’ki sanki sırat köprüsü, içten farklı aykırı sesler, terör örgütü siyasi kanadının faaliyetleri ve yunan sınır bölgemizde ABD ve AB askeri yığınaklar, tatbikatlar, senaryolar, birde Papanın, Irak ziyareti, bu ziyaretlerde Kuran ve Hz. Peygamberimizin yolunda aykırı tavırlarda olan ve İslam adı altında görünen sözde zatlarla, Papanın görüşmeleri Irak’ın kuzey bölgesinde, Barzani ve Talabani, PKK terör grupları olması ve siyaseten bölge, Barzani hakimiyetinde olması ve Papa için özel haritalı pul basarak, Türkiye topraklarının bir kısmı haritanın içinde olması tesadüf olmaz; Her yapılanlar planlı bir projeler dahilinde olup; “BOP ün” ikinci hatta son ayağını devreye sokarak faaliyetteler ve Haçlı kuşatma hareketi de denile bilir.

Şimdi sormak gerek başta bu güzel ülkemi 20 Yıldır; yöneten iktidara; bu tehlikelerin farkındasınız görüyorsunuz, Neden iç kargaşalar üreterek algılarla ülke içindeki güç birliğimizi zayıf tutarsınız! Tüm muhalefet partileri ve başta ana muhalefet partisi bu gelişmeleri görerek; Neden yapıcı bir muhalefet olamıyorsunuz, tehlikeler kapımızda, içimizde gelişiyor ve siz açıktan PKK ve benzeri terör örgütlerinin siyasi uzantılarına karşı cılız sesle kalırsınız ve bu ülke üzerinde her tehlikeyi bildiğiniz halde sessiz kalmanız “oy” ve koltuk kaybetme kaygılarınız mı! Sebeptir.

Ülkemde tüm yetkililer TV ekranlarında konuşmaları bırakın Türkiye işgal çemberinde ona bakın, öylesine rahat ,vurdumduymazlık içinde olmanızı ileride tarih bu suskunluğunuzun altında yatan sebebi mutlaka yazacaktır, bugün ben bir yurttaşım farkındayım haykırıyorum, sizler susmakla bu ülkeyi zora sokuyorsunuz farkındasınız! En büyük tehlikeye dikkat! Türk Milletinin, bu coğrafyada bulunduğu süre içinde karşılaştığı büyük tehditler hep yaşadı, fakat bugünün tehditi en tehlikelisi, Suriyelilerin ülkemize göç ettirilmesi diğer göçlerdir. Çok sinsi ve kirli bir oyunlar! Mülteci- Muhacir- Ensar dümeniyle, birçoğu inanç bazından bakıldığında Müslüman asıllı olamayan, Suriyeliler kalıcı olarak Türkiye’ye yerleştirilmişlerdir.

Bunun adı bir projeli işgal hareketidir. Gelecekte bu ülkede ikiz Yasaları ileri sürerek, ”Ekonomik, Sosyal, Siyasi ve Kültürel” haklar için Birleşmiş Milletlere müracaat ederlerse neler olacaktır. Kısacası, devlet içinde devlet olup kendi kaderlerini kendileri tayin etmeleri olmaz mı! İsrail’in güvenliği için, Irak, Suriye’yi parçalayacak olan Arap Baharı Projesi’nin ilk toplantısı, İstanbul’da yapılmadı mı? Suriyeli insanların topraklarını ne maksatla bombalar yağdırıldı ve Türkiye’ye bu göçü yaptırdılar! Maksat gayet acık, Suriyelileri, Türkiye’ye göçe etmeleri için usulen bombaladılar mı!

Niçin göçe zorlandılar? Suriyelilerden boşalan topraklarda bir PKK devleti kurmak için olmasın. Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını kabul edip, fiilen, siyaseten ve malen destekleyenler her kim olurlarsa olsunlar, Amerika ve İsrail’in, Suriye’nin kuzey bölgesinde PKK devletinin kurulması politikasına destek veren olmuş olur! Suriyeli mülteciler konusunu muhalefet partiler her gün birkaç kere iktidar partisine konuşacaksınız. Konuşmadığınız sürece bu milletin % 95 nin sesi olamazsınız.

Suriyeli Sığınmacıların dönmesini kimler, neden istemiyor? Suriyeli Sığınmacılara bu zamana kadar Türkiye kaç milyar Dolar harcadı? Suriyeli Sığınmacılar geldiklerinden beri hangi kirli işlere karıştılar ve hangi tehditleri oluşturmaktadırlar? Çok yüksek doğurganlık hızına bakın (5.6) çocuğa sahip olan Suriyelilere niçin 3 çocuktan sonra parasal yardım yapılıyor? Daha çok çoğalsınlar diye bu bir teşvik olmuyor mu?

Ülke bir han olursa, Suriye, Afganistan, İran ve Irak’tan benzeri ülkelerden vatanımıza yapılan ardı arkası kesilmeyen kitlesel göçler, tehlikeli olup, Türk milletini yakın bir gelecekte, terör- Gasp- İç kargaşa- İsyan- Toprak talebi- Siyasal, ekonomik ve kültürel haklar isteme gibi çok büyük tehlikelerle karşı karşıya getirmez mi ! Bu göçlerle sanki birileri içimize, ileride Türk milletine karşı kullanacağı TRUVA ATLARI gibi saklamaz mi!

Bu ülkeyi yöneten iktidar mensupları muhalefet partileri resmi üst düzey kurum yetkilileri bu gelişen tehlikeleri bildikleri halde neden ülkenin içinde güç birliğimizi zayıflatarak gelişen tehlikeleri umursamazlar anlamakta zorlanıyorum, Mülteci adı altında gelen Suriyelilerin ülkemizdeki faaliyetleri kontrolü ne kadar takıp ediliyor? Gelecek içinde, Türkiye’nin millî, kültürel, ekonomik, siyasal, politik, sosyolojik, güvenlik ve jeopolitik yapısını değiştirecek kadar büyük bir tehdit oluşturduklarını yöneticilerimiz ve siyasiler bilmiyorlar mı ! Bu nedenle, milyonlarca mültecinin yurdumuza akın etmesi, Türk Devletini tehlikeye sokmaz mı ! Türk milletine yapılacak bir operasyon olmaz mı! Adamlar vergi vermedikleri gibi; İstedikleri üniversitelerde okumakta, Devletten her türlü desteği almakta, Canları çektiğinde ise bizim insanımızı ülkenin Sokaklarında gasplar ve benzeri kirli işler yaparak, Neden görülmez?

Orta Doğu ve birçok Asya ülkesinden gelen yabancı sayısı 7 Milyona yaklaşmıştır (9 Milyon diyen de var) Gelen bu 7 milyon yabancı, Türkiye nüfusunun %8.5’i kadardır ki! Bu çok korkunç rakamdır.7 milyon, 16 Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazladır. Türkiye, kavimler göçüne maruz bırakılmıştır ve Türk milleti Anadolu’da azınlığa düşme durumuyla yüz yüzedir. Niçin susuyorsun iktidar ana muhalefet ve muhalefet parti başkan ve yöneticileri, Neden her gün bu konuyu iktidara konuşmuyorsunuz. Yoksa hepiniz de bu konuda susmakla mı görevlisiniz? Bu yanlış gidişatın tüm sorunlar sizlerin üzerinde gelin yanlışlığa dur deyin, ülke geleceği için birlikte tehlikeyi şimdiden önleyin… Saygı ve Sevgilerimle sağlıklı olalım, sağlıklı düşünelim…

YİNE BU GÜNDE
Sevdası olan çıksın meydana
Dertlerini döksün bu günde.
Sesini yükseltsin arşı alaya
Haklıysa söyle çıksın bu günde.
*
Sözler söylenir aslı olmayan
Meydan boştur çıkarır avazı
İçinde vardır nefretin yarası
Zehir’i döker döker bu günde.
*
Ekranlara bakın lafları çoktur
Doğrular anlatılmaz güven yoktur
Kariyeri yüksek attığı oktur
Anlatır nefreti yine bu günde.
*
Mehmet der yıllarca seyrettim
Karalar bağladım şansıma küstüm
Yediğim içtiğim zehirdi kustum
Rüzgârlı yağmuru gelsin bu günde.
Y.T:01.06.2020