Köşe Yazıları

Tuz Ruhu

 

Selçuk Türkoğlu, hitabet anlamında Bursa’nın en önde gelen isimlerindendir. Genel siyasette bile, hitabet ve araştırma konusunda dengi azdır. Atraksiyon seven adamdır. Günü gelir koltuk yakar, günü gelir bordro asar. Bir şekilde dikkatleri üzerine çeker. Yaratıcı protestolarıyla beklenenin üzerinde ses getirir.

Bursa’da çalıştığım dönemlerde, çok sayıda haber yapmıştık… Aynı ödül töreninde, farklı kategorilerde ödül almıştık. Çıkışları hep dikkat çekiciydi. Formundan da bir şey kaybetmemiş…

Gemlik’te bir buçuk yıl kadardır, sadece tabelada kalan ilçe temsilciliği, Demirhan’ın istifasıyla değişime gitti. O konuda çok fazla detaya girilebilir de, sendikacı veya eğitimci değilim. Her şeyin zamanı var. Kendi içlerinde konuşsunlar önce…

   Sendika başkanı Demirhan’ın istifasını iftar yemeği getirdi. Türkoğlu’nun konuşması sonrasında yaşananlar, dönülmez noktaya gelmişti… Herkes için hayırlısı oldu…

***

Türkoğlu, hayırlı olsun ziyaretine geldiğinde, mülakat üzerinde durdu. ‘’Yenikapı ruhu vardı, kimseye ayrım yapılmayacak, liyakat esas alınacaktı’’ dedi. Devam etti. İstanbul teşkilatı, girilmeyen mülakatın sonuçlarını ele geçirmiş, bunları da notere onaylatmış. Sonuçlar da bire bir çıkmasın mı?

Bursa’da işlerin daha kirli olduğunun da altını çizdi. Gemlik’e de değindi. Çoğu görevlinin farklı bağlarını anlattı.

Yeni dönemde de sadece birilerine yakın eğitimciler müdür olacakmış. Mülakat sonuçlarının da açıklanmasını istemiş Türk Eğitim Sen, ısrarla açıklamıyorlarmış. Yarısını bulmuş yine de Selçuk Türkoğlu, ‘’Biz adaletli ve liyakatli olmayacağını biliyoruz. Bu nedenle çoğu eğitimci mülakatlara katılmadı’’ derken, eğitim camiasındaki güven bunalımına da dikkat çekmiş oldu.

Türkoğlu’nun son sözleriyse vurucuydu. ‘’Kazım kardeşim, FETÖ ile içli dışlı olanları, onlarla beraber yürüyenleri, 17-25 dedikleri milat sonrasında bile ‘nasılsa araları düzelir’ diyerek, iki tarafı da hoş tutanları biliyoruz. FETÖ’cüleri müdür yapanlardan hesap sormayan, eğitimde FETÖ benzeri adam kayırmaya ses etmeyen yönetimden ne olur? Yenikapı ruhu eğitimde yerini alamamış. Bundan olsa olsa tuz ruhu olur, cadı ruhu olur!’’

Amerika’da (AB) de Neden Yıpranıyor

Amerikan Kara Kuvvetleri, kendi devletini neden eleştiriyor. Çünkü Amerika’nın süper güç pozisyonunu, hazmedemediğini gördüler.

Amerikan gizli servislerinin, dünya çapındaki terör örgütlerinin kurucusu olduğunu, anladılar. Teröre destek verdi bahanesi ile hedef gördükleri bölgelerin, kan gölüne çevrildiğine, tanık oldular.

Amerikan devletinin dışladığı ülkeye ambargo koyduğunu, canı istediği zamanda ise, ambargoyu kaldırdığından, rahatsız oldular.

Amerikan Devletinin, Suudi Arabistan hanedanının Amerika’daki 750 milyar dolarına el konmasından hoşlanmadılar.

Zengin Arap ülkelerine, baskı ile silah satılmasını, benimsemediler. Aslında, benzer bir yıpranmanın, Avrupa Birliğinde de yaşandığını, tespit ediyoruz.

Avrupa Birliği, en güçlü üyesi İngiltere’yi kaybetti. Üye olarak kabul ettiği Malta, Bosna-Hersek ve Hırvatistan ile moral bulmaya çalışıyorlar.

Fransa ise, Akdeniz Birliği ile Avrupa Birliği arasında, başrol alma konusunda, gidip geliyor.

Avrupa Birliğinde, tek büyük olarak kalan Almanya ise hem kendisinin hem de Merkel’in yıpranmasını, durduramıyor. Savunma gücü olmayan Avrupa Birliği, Türkiye ile dalaşmaktan, geri durmuyor.

Avrupa Birliğinin geleceği, İngiltere’nin ayrılması ve Türkiye’nin dışlanması ile, yakından ilgilidir.

GÜNÜN SÖZÜ

Bilimsiz din kör.

Dinsiz bilim ise topaldır.

‘’Eınstain’’

 

Fatih Terim ve Tazminat Hakkı

Son 15 yıl içinde, bir Fatih Terim dizisi izliyoruz.

Ama. Biz, Fatih Terim’in futbolcu yıllarını da biliriz.

Fatih Terim’in tek hedefi ‘’yetenekli bir nesil’’ yakalamaktır.

Bu nesli yakaladı mı, babacan tavırlarla o nesli avucunun içine alır ve alabildiğince kullanır.

Bu nesil içinde dik duruşlu ve dobra olanları sevmez.

Yakaladığı ilk fırsatta bu dik duruşlu futbolculardan kurtulmayı hedefler.

Bir zamanlar Tugay, Bülent, Arif ve Hakan’da, Fatih Terim’le itiş kakış yaşayan futbolcular içindeydi.

Rüştü’de bunlardan biriydi.

Arda Turan polemiğini zaten hepimiz biliyoruz.

Kazanılan tüm başarıları kendine mal etmekte çok beceriklidir.

Teknik ve taktik yönden, Ersun Yanal’ın yarısı bile değildir.

Fatih Terim, çok gizli kalmasını istediği,  3,5 milyon Euro tazminatlı sözleşmesi ortaya çıkınca, avukatım yazmış haberim yok, demişti.

Ama. Görevden alınınca bu tazminattan vazgeçmeyi göze almamıştır.

Halbuki iki tarafta sözleşmeye son verme konusunda ki haklarından vazgeçmelerini beklerdik.

Görev yaptığı 3,5 yılda toplam 12 milyon 828 bin Euro para alan bir ‘’Türkiye Teknik Direktörüne’’ ayrılırken ‘’3,5 milyon Euro tazminat almak yakışmaz.

 

Günün Sözü

Bilmez misin kalp kapısının,

Tokmağa ihtiyacı yoktur.

O kapı ancak içerden açılır.

‘’Mevlana’’

 

 

 

 

Lider Ülkelerde Çöküş Alametleri

Bu dönemde, iç politika ve dış politikada, önemli sıkıntılar yaşıyoruz. Ama. Bu sıkıntımızın gerçek sebebi, dünya liderlerinin yaşadığı kaynaşma ve kargaşa yüzündendir.

Tek süper güç konumuna yükselen Amerika’nın, bu gücü hazmedemediğini, görüyoruz. Suudi Arabistan’ın, Amerika’da bulunan 750 milyar dolarlık parasının, teröre destek verdiği ileri sürülerek, üzerine yatıldığına, hayretle tanık oluyoruz.

Yani. Teknolojik çağda, mafya tarzı olaylar yaşıyoruz. Ülkelere, teröre destek verdin diyerek, ambargo koyulduğunu gördük.

Güç kirlenmesi yaşayan bu ülkelerin, işlerine geldiği zaman, bu koydukları ambargoyu da, kaldırdıklarını gördük.

Birbirine komşu olan ülkeleri, birbirine düşüren ülkeler, lider ülke olamaz. Bu ülkelerin saygı görme dönemi, bitmiştir.

Şu Almanya’ya bir bakalım. Avrupa Birliğine, Malta’yı, Lüksemburg’u,  Bosna Hersek’i ve Romanya’yı aldılar. Bu ülkelere Avrupa Birliği, ilerleyemez.

Ekonomik ve askeri olarak, güçlenemez. Bu ülkeler, Avrupa Birliğine kullanılmak için, alınmıştır.

Avrupa Birliği özellikle savunma konusundaki eksiği nedeniyle, Amerika’nın, Rusya’nın ve Çin’in liginde top oynayamaz.

Akıllı Avrupa Birliği ve Almanya, kendisine savunma desteği verecek Türkiye’ye, savaş açmaz.

Bu savaş, (AB) yi de ve Almanya’yı da, yıpratır.

Ve. Türkiye’yi başka alternatiflere, yönlendirir.

 

GÜNÜN SÖZÜ

İyi bir ağaç, kötü yemiş vermez.

Kötü bir ağaçtan da,

İyi yemişler beklemeyin.

‘’İncil’’

 

Lozan’la İlgili Bir Analiz

Lozan Antlaşmasının 94. Yılını kutladık. Ama. Lozan’da zafer mi kazandık, yoksa hezimet mi yaşadık, hala tam mutabık kalmış değiliz.

Önce, kapitülasyonların kaldırılmasını, bir toplumsal ve ticari zafer olarak, görmeliyiz.

1915 yıllarında Osmanlı devletinin ticaretinde, yabancıların hakimiyeti (%85) oranındaydı. Yani inek bizimdi ama bu ineği sağanların çoğunluğu, yabancıydı.

Nitekim kapitülasyonlar kalkınca hem Osmanlı’nın son zamanlarında, hem de yeni Türk Devletinin kurulmasından sonra, Milli sanayimiz ve ticaret hacmimiz artmıştı.

Lozan görüşmeleri sırasında, Adaların ve Musul’un kaybedilmesi ise, çok eleştirilmişti. Boğazlar ve Batı Trakya’da sağlanan kazanımlara, öncelik verilmişti.

Zaten Lozan Antlaşmasının bir zafer olmadığı, meclisteki oylamadan da anlaşılmaktaydı. Oylamada, oy birliği yoktu. Atatürk istediği halde, Şükrü Kaya, Mustafa Necati ve Kılıç Ali ‘’Hayır’’ oyu vermişti.

Oylamadan önce muhalif kesimde yer alan, Kazım Karabekir ve Rauf Orbay ise, Meclisteki oylamada ‘’Evet’’ oyu vermişlerdi.

Lozan Antlaşmasını iç politikaya bulaştırmak, büyük hatadır. Devleti yönetenleri ve devlet bürokrasisini yaralamaktan fayda gelmez.

94 yıl önce yapılan bir antlaşmayı bu günün şartları ile değil, o dönemin şartları ile analiz etmeliyiz.

Hiçbir anlaşmadan, hiçbir taraf, tam kazanımla, çıkamaz. Geçmişimize, saygılı olmalıyız.

 

GÜNÜN SÖZÜ

İyi ve muhteşem arasındaki fark,

Sadece biraz daha gayrettir.

‘’Clerence’’

 

 

 

Amerika ve İsrail’den Hedef Saptırma

 

Mescid-i Aksa, Hz. Muhammet’in ‘’Miraç’a’’ çıktığı yerdir. Mekke ve Medine kadar, İslam’ın kutsal saydığı yerdir.

Halen İsrail’in işgali altındadır. 1967 yılından beri ilk kez, geçen Cuma namaz kılınamamıştır.

Aslında, bize göre bu krizin birden ortaya çıkmasının nedeni, bir hedef saptırma projesidir. Kuzey Suriye sınırına odaklanan Erdoğan ve Türkiye’nin, dikkatini dağıtmaktır.

Kuzey Suriye konusunda, her türlü düşmanlığı sergileyen Amerika’ya, rahat çalışma alanı yaratmaktır.

İşte böyle bir ortamda, Türkiye hem kendi bağımsızlığı, hem de İslam’ın kutsal değerleri ile uğraşırken, diğer İslam ülkelerinin kayıtsız kalması hepimizi şaşırtmıştır.

Suskun ve Amerika’nın boyunduruğundaki Suudi Arabistan’a, saygımızda, güvenimizde yoktur.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde, Birleşik Arap Emirliği’nin, darbecileri destekleyen çabalarını öğrenince, hayrete düştük.

Artık, 54 ülkeden oluşan, bir İslam Birliği diye bir birliğe, güvenimiz yoktur. Arap Körfezindeki 5 ülkenin, Amerika güdümünde Katar’a yaptığı Ambargoyu, unutamayız.

Hep söylüyoruz, bizim artık bizi parçalamaya uğraşan, Nato ve (AB) gibi bir müttefikimiz yoktur.

Bizim artık, 54 İslam ülkesinin liderliği yapma gibi, bir beklentimiz de yoktur. Bizim artık, Rusya, İran, Irak ve Çin gibi Ülkelerle, yeni bir ortaklık kurma mecburiyetimiz, vardır.

 

 

GÜNÜN SÖZÜ

Gerçek arkadaşlık, sağlık gibidir.

Değeri ancak,

Yok olduktan sonra, anlaşılır.

‘’Golti’’

 

 

 

Bodrum Depremi ve Sonrası

Son birkaç hafta içinde, son 70 yılın en sıcak günlerine tanık olduk. Ve. Son 100 yılın, en yoğun yağmurunu yaşadık. Atmosferdeki bu anormal düzensizlik, bizi 1999 Marmara depremine götürdü. Bu arada son bir iki ay içinde, Ege bölgesine musallat olan, deprem fırtınasını da, endişe ile izliyorduk.

İşte bu karmaşık analizler sırasında, 21 Temmuz’da Bodrum’da meydana gelen, (6,5)  şiddetindeki deprem haberini, aldık. Uzmanlar,  3 – 4 atom bombası gücündeki bu depremin, bir “ana deprem” olduğunu açıkladılar. Aslında, bu büyük enerji boşalmasıyla, Bodrum’un uzun süre rahat bir dönem geçireceğini, umuyoruz.

Ama. Marmara bölgesi sakinleri olarak bizler korku içinde İstanbul depremini veya Bursa depremini bekleyeceğiz. Bodrum’da ki yapılaşma, bu depremle büyük bir sınav vermiştir Bodrum’un içinde hiçbir ölüm olayı yaşanmamıştır. Belki de, Bodrum’da deprem sonrası, en iyimser tabloyu yaşamış olduk.

İstanbul ve Bursa’da son 60 – 70 yılın en kötü yapılaşmasına sahibiz. Hangi tedbirleri alırsak alalım. Bu kötü ve tehlikeli mirastan, kurtulamıyoruz. Bu kötü mirası, risksiz bir yapılaşmaya dönüştüremiyoruz.

 

Günün sözü

İyi yontulmuş taşlar.

Harca gerek kalmadan

Kendilerinden birleşirler

“Cicero”

Yeni Hükümet ve Bazı Düşünceler

Yeni Bakanlar Kurulu açıklandı

Bir önceki Bakanlar Kurulunun en çalışkan bakanlarından bir olan Süleyman Soylu’nun, yeniden atandığını gördük. Kamuoyuna yansıyan kadarı ile P.K.K ve özellikle FETÖ terör örgütü ile mücadele de, gerek iktidar kesiminde, gerek muhalefet kanadında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, MHP Genel Başkanı Bahçeli kadar, kararlı olan bir yöneticiye rastlayamadık.

İçişleri Bakanı olarak, Süleyman Soylu’yu da bu ikiliye dahil edebiliriz. Yeni Bakanlar Kurulu Listesinde, Faruk Çelik’i göremedik Sosyal Güvenlik Bakanı olarak, çok başarılı projelere imza atan Faruk Çelik, Gıda ve Tarım Bakanı olarak, başarılı olamadı.

Ramazan ayında, et fiyatlarında yaşanan büyük artışlar, Faruk Çelik’i yıprattı. Nabi Avcı’da hem yıprandı, hem de yoruldu. Siyaset biraz da şans işidir. Eğer, son haftalarda yurdumuz yoğun yağmur almasaydı, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’ da, sıkıntılı günler yaşayabilirdi.

Başörtülü bakanın yanına, bir de başı açık bakanın atanması, dengeyi sağladı.

Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminde, İslami motifleri kullanırken, çok dikkatli olmalıyız. Bir süre önce, parti tüzüğüne alınan “Rabia” kelimesi yerine “Milli Hedefler” denilmesi konusundaki önerimizi sunmuştuk.

Yeni Milli Eğitim müfredatı içine konulan, “Cihat” kelimesi yerine “Mücadele etmek” tabiri konsaydı, hiçbir kesim bu konuyu saptırma fırsatı, bulamayacaktı.

%50 + 1 formulünü düşünenler bu incelikleri de düşünmelidir.

GÜNÜN SÖZÜ

Gerçek arkadaşlık sağlık gibidir. Değeri ancak, “yok olduktan sonra anlaşılır

“Golti”