Köşe Yazıları

Korona’nın ailelere ettikleri!

Korona’nın ailelere ettikleri!

Yazı başlığıma bakarak vahim durumlardan bahsedeceğimi zannetmeyin!.

Zaten pek de iç açıcı olmayan gündemi hüzünlü şeyler yazarak daha da kasvetli bir hale getirmeye hiç niyetim yok.

Şu günlerde hepimizin bir parçacık da olsa tebessüme ihtiyacı var.

Şu son bir kaç gündür sosyal arenada, bu süreçte bir arada yaşamak zorunda olan aile üyelerinin üzerine yazılmış komik paylaşım ve hicivlere bakarak gülümsüyorum. Böyle zamanlarda Türk insanının kendini espriye ve zeka ürünü komediye vurma hallerine bayılıyorum.

Çünkü bu durum aslında ” her şeyin farkındayım ama şu dönemi gülerek geçirmeyi tercih ediyorum” tutumundan başka bir şey değildir. Ve bu yaklaşım şeklini sonuna kadar destekliyorum.

Keza 83 milyon insan birleşerek, her Allah’ın günü oturup ağlasak da bu günlerin gelişimini değişteremeyeceğiz. Şu günlerdeki ülke ve dünya gerçeğimiz bu!. Dolayısıyla bu şartlarda yapılacak en pozitif davranış, abartıya kaçmadan ruh hallerimizi bu şekilde korumak olacaktır.

Tam da hayatlarımızın şu dönemecinde aile düzenine işin bir de reel boyutundan bakacak olursak; fazla hazır neşir olmaktan kaynaklı aile kavgalarının daha çok arttığı haberlerine sıklıkla denk gelmeye başladık. Maalesef içinde olduğumuz sürecin üzücü ve gerçek olan yanı da bu.

Biraz olumlu ve iyimser düşünmeye ne dersiniz!

Hadi gelin bu süreci aile içi kavgaya dönüştürmektense aile bireylerini daha iyi tanıma sürecine dönüştürelim!

Kimi zaman sessizliğimize bürünüp kendimizi dinleme sürecine,

Tıkıldığımız metrekarelerde hayatın buhranlı taraflarını görmektense, kendimize zaman ayırma sürecine,

Ve belki de bu uğurda yepyeni uğraşlar kazanma, kendimizi farklı konularda test etme sürecine çevirelim.

Daha bitmedi!

“Ben seni hiç tanımamışım” diyen kalp kırıcı çiftler olmak yerine, ” bu yönünü ilk defa keşfediyorum ” diyen çiftlere dönüşelim!

İş ve günlük hayatlarımızın yoğunluğundan dolayı genelde dinliyormuş gibi yaptığımız ama ruhen dinlemediğimiz çocuklarımızın yaşlarına inerek onları anlama sürecine çevirelim.

Yeterince ilgilenemediğimiz ve hatta belki de sevgimizi derin bir şekilde gösteremediğimiz çocuklarımıza bağırıp, kızmak ve susturmaya çalışmak yerine iki kulağımız, beynimiz ve yüreğimizle kendimizi onlara adamak sürecine girelim; gerçekten duymak, hissetmek ve onları anlamak için!

Devrin insanları olarak unuttuğumuz aile bağlarımızı, aile içi saygıyı ve sevgiyi yeniden inşa edelim!

“Aile muhabbeti ve aile sıcaklığı” dediğimiz unsurları hatırlayarak kapalı kapılar ardında kalan hayatlarımıza can verelim!

Bir aile olabilmenin ne büyük değer olduğunu aile içi muhabbet ortamları kurarak, kim bilir belki de ailece oynanan oyunlara sarılarak birbirimize hatırlatalım.

Ne dersiniz, sizce bunları yapmayı özlemedik mi?

Eğer bunları yapabileceğinize inanıyor ve bu yazdıklarımı özlem duyarak, dudağınızda buruk bir tebessümle okuyorsanız bu yazının sonuna gelir gelmez kolları sıvayın derim!

Çünkü hayat çok kısa… Hayatın içindeki muhtemel yaşanacak olan tek bir dakikayı bile ıskalama lüksümüz yok!

Artık yok!.

Silkelenin güzel insanlar!.

Silkelenin ve yaşamlarınızda sizin dışınızda size en yakın olan ailenize sevginizi ve hoşgörünüzü gösterin.

Sağlık ve muhabbet içinde kalın.

 

Koronavirüs Futbolu Vurdu

Koronavirüs Futbolu Vurdu

Tüm dünyayı dehşete düşüren Koronavirüs salgını, futbol sektörünüde yoğun bakıma aldı.

Seyircisiz oynama önlemi bile, Koronavirüs salgınının hızını kesemedi.

Şimdi hep birlikte, bu fırtınanın en az hasarla dinmesini bekliyoruz.

Bu gergin dönemde, sevinçlerimizi bile yaşayamaz hale geldik.

Üçüncü ligde oynayan Karacabey Belediyespor ligin bitmesine altı hafta kala şampiyonluğunu ilan etti.

Yaptığı 15 maçın, onbirini kazandı. Dört maçta berabere kalarak yenilmez olduğunu ispat etti.

Bursaspor ise, ilk iki içindeki yerini garanti edemedi.

Hatayspor ile Erzurumspor’un bu bölgeye başka bir takımı sokmamak için direndiğini görüyoruz.

Hatayspor son haftalardaki çıkışları ile ilk iki içindeki yerini sağlamlaştırmış gibidir.

Erzurumspor’da ise bir durgunluk görüyoruz. Bursaspor’un iki kez önüne gelen fırsatları kaçırması, Akhisarspor ve Adana Demirspor’un da önünü açtı.

Bu iki takım da Bursaspor’la aynı düzeye geldiler. Şimdi uzun süre ikincilik koltuğunda oturan ErzurumSpor’un üç rakibi daha oldu.

Maçlar başladığında, Erzurumspor, Bursaspor ve Akhisarspor’un kıyasıya bir ikincilik savaşı vereceğini göreceğiz.

Devre arasında, Bursaspor’un iddialı takımlarla deplasman maçı yok diye seviniyorduk.

Ama. Sonuncu sıradaki Eskişehirspor’a Bursa’da yenildik.

Sondan ikinci sıradaki BoluSpor’la da Bursa’da berabere kaldık.

İşte bu iki sonuç, Bursaspor’u şampiyonluktan etti ve ikincilik ihtimalini de tehlikeye soktu.

 

Günün Sözü

Başkalarının bizi kızdıran tarafları,

Kendimizi anlamamıza yol açar.

“Jung”

DEVLETİN ÖNEMLİ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAN FABRİKALAR NEDEN ELDEN ÇIKARILDI VE ŞİİR’İM

DEVLETİN ÖNEMLİ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAN FABRİKALAR NEDEN ELDEN ÇIKARILDI VE ŞİİR’İM

Bu şeker fabrikaları düşünün: Çiftçiden, işçiye. Nakliyatçı-dan hayvancılığa kadar uzanan bir yelpazeyi kapsıyor şeker üretimi. Çiftçi ekip biçiyor. İşçiler ter döküyorlar toprağa. Toprak emeği karşılıksız bırakmıyor. Sonra nakliyatçılar devreye giriyor, sonra fabrika süreci. Bir tarafta şeker elde edilirken, diğer yanda hayvanlara küspe dağıtılıyor, maya çıkıyor. Esensta kullanılan kimi kimyasal birleşimler çıkıyor. Bugünlerde, bu fabrikalar olsaydı bazı dezenfekte ve kolonya ürünler özel sektörden fırsatçı kesimlere meydan kalmazdı; devletin fabrikalarında üretilir, vatandaşına ucuz hizmet giderdi ve Türkiye gibi bir ülke önemli üretim fabrikaları devletin elinde olmalı, hem’ dar günlerde zorda kalmaz, hem’ de işsizlik oranı azalır.

Elbet, devlet, kendi asli görevini yapmalıdır. Ticaret yaparken özerkleştirerek verimliliğini artırmalı nedensiz politik davranışlardan kaçınmalıdır.  Bunu milletin menfaati doğrultusunda doğru bir sürece dönüştürmelidir. Çalışanla ortaklık, yani; İşçiler çalıştıkları fabrikanın sahipleri olabilirdi. Yahut kooperatiflere bırakıla bilirlerdi. Milletin menfaati, ülkenin istikbali neyi gerektiriyorsa o gelecek zor günler için yapılmalıydı. Bu kuruluşlar Milletin vergileriyle. Milletin alın teriyle kurulmuş. Milletin sermayesiyle yükselmiş fabrikalar, aynı titizlikle ve hassasiyetle değerlendirilmeleri yapılmalıydı.

Bu günlerde korona virüsü sebebiyle yaşadığımız zor günlerde, Refik Saydam Hıfzıssıhha. Enstitüsü yani birçok aşı üretimi yapan devasa labrador.  2011 yılında kapanmamış ve satılmamış olsaydı veya SSK ait İstanbul, Şişli Bomanti ilaç fabrikasını 2005 yılında satmak yerine geliştirilseydi;  içinde bulunduğumuz durumdan çok farklı kolaylıklar olurdu; Bunun adı milli ve yerli üretim olmuş olurdu ve millilik ortak aklın paylaşımıdır. Ben yaptım oldu. Ben yaptım bitti, demek yerine, ilgili kesimlerle ortak düşünceyi millet menfaatine döndürülerek, dinlemek, ondan sonra sağduyuyla hareket etmek en isabetli olurdu.

Bugün dünya bir virüsle savaşıyor her ülke kendi derdinde, kendi insanını nasıl az hasarla kurtarma yolunda kimse kimsenin dostu değil ve gelecek her türlü kayıpları nasıl düzeltirim mücadelesi içindedir. Bizim ülkemizi yönetenlerde aynı çabalar içinde ve başta sağlık kurumlarında şuan zor görevler yapan tüm çalışanlarına bir teşekkürü borç bilerek “teşekkürler”. Gemlik’ ilgili yetkililerden ricadır. Bu korona belasıyla ön planda mücadele eden sağlık ekibin evinde istirahati değil bir otel veya devletin misafir yerlerinde dinlenmeliler ve kendi yakınlarını’ da riske sokmasınlar. Sizler milletimizin gururu ve zorlukları aşan mücadele yapan askerlerisiniz ve önemlisiniz; Ülkemi yöneten siyasilere gelin bu ülkenin temel ihtiyacı olan önemli ürün üretimlerini özel sektöre bırakmayın devletin kendi üretim fabrikalarını tekrar kurarak özerk bir şekilde yönetimle aslına dönüşsün. Bacalar tütsün birlikte güç olsun, karnı tok, alnı dik, yüzler gülsün, milletçe tek vücut olsun. Değerli gençler sağlıklı yaşam için umutla yarını düşün dışarıda gereksiz bulunma virüsü kapma yakınına bulaştırma ve siz değerli büyüklerim sizler dışarıya çıkmayın sabırla bir seferberlikte olduğunuzu düşünün hasta olmayın sağlıklı kalın ’ki tedbir al takdir Allah’tan diyerek, yarına umut olun, sağlık yoksa her şey hiçtir.    Rabbim bir daha böyle zor günleri yaşatmasın. “Amin”

İNSANLIĞI KÖLE ETTİ KORONA VİRÜSÜ

Çin’den çıktı sardı dünyayı,

İnsanlara musallat korona virüsü!

Ateş küllerinden rüzgarla yaydı,

İnsanlığı yakan korona virüsü!

*

Hırslı yönetimi ateistim der,

Doğu Türkistan’a zulüm eder

Fakirini deney tahtası yapar

Bahanesi oldu korona virüsü.

*

İran’a misafir kalmış yatıya,

Kimileri kaçarak çıkar bacaya,

Çok zararlar verdi batıya,

Ekonomiler çöktü korona virüsle.

*

Der Mehmet Siyonist pazarı

Dünyaya aşıladı tohumla kini

Orkestra ABD kazanır parayı

İnsanlığı köle etti korona virüsü.

Y.T: 22.03.2020

“SAYGI VE SEVGİYE BUGÜNLERDE DAHA FAZLA İHTİYACIMIZ VAR. Ve ŞİİR’İM”

“SAYGI VE SEVGİYE BUGÜNLERDE DAHA FAZLA İHTİYACIMIZ VAR. Ve ŞİİR’İM”

Saygı ve sevgi insanlar arasında iyi bir bağ oluşmasını sağlar. Bu bağ sayesinde insanlar birbirleriyle iyi geçinmeleri, güçlenmeleri için önemlidir. Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta, başta aileden öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir, bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı saygı duyması öğretilir ve okul eğitimi ile geliştirilerek tamamlanır, bu çocuk hayatı boyunca insanlara saygılı davranır. Fakat ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse okul eğitiminde ’de yeterli öğretim yoksa hiçbir zaman insanlara saygılı davranmaz. Bundan dolayı hem ailesinde hem toplumda karışıklıklara sebep olur. Aile içinde saygılı davranan bir çocuk toplumda da saygılı davranır. Toplumda saygı insanlar arasında hoş görü anlayışları gelişir. İnsanlar, birbirlerine saygı duyarsa birbirlerinin hakkını gözetir. Bu insanların birbirleriyle uyum içinde yaşamasını sağlar. O toplum gelişir ve ilerler, birazda olsa huzurlu yaşarlar.

Toplumda saygı tek başına yeterli değildir. Saygının yanında insanlar birbirine sevgide duymalıdır. İnsanlar birbirlerini severse her zaman diğerlerine yardım etmek ister ve sevgi saygı değerleri, çok daha gelişir ve aileden başlayan okullarda vücut bulan sevgi ve saygı toplumda huzuru pekiştirir. Saygının sevginin olmadığı yerde huzurda olmaz zifiri karanlık bir gecenin görünmez yolu gibidir. Sevgi geçici tarifle ifadesi olmaz ve sevgi daim olmalı yapmacık göstermelik olmamalıdır. Sevgide sadakat, samimiyet olmadan bir anlamı manası kalmaz. Sevgi sevenlerine sonsuza kadar olması gereken selam salat hoşgörü içinde olmalıdır. Sevgiler yeşermeli ve tüm sevdiklerimizin ömür boyu sevgi ve saygıyla dolu güzel günler yaşanmasını ve sevgi, saygı içinde, milletimizin birliği için, ülkemiz, bayrağımız için ve geleceğimiz için güçlü olmamız ve iri olmamız, birliğimizi, sevgiyi ve saygıyı genç kuşaklara önemini öğretmeliyiz ve aktarmalıyız. Tehlikeli bu coğrafyada vatan topraklarını iç ve dış tehlikelere karşı birbirimize saygı, sevgi anlayışıyla tek vücut olmak mecburiyetindeyiz. Rabbim yar ve yar yardımcımız olsun. “Âmin.”
SENDE SEVGİ SEVENDE DİYARIN OLSUN
Sen bilir’ misin o sevgi nedir
Gönülden seven bir sevgin olsun.
Güzeli, çirkini çıkar ve ayır
Sevgi sende sevenin o olsun.
*
Ağaçta dal büyürse filizi vardır
Dalda yaprak çoğalır yeşil olur
İrili, ufaklı şekiller alınca büyür
Sevgin o perden kabuğu olsun.
*
Tüten ocakta gönülde açsın güller
Varlık, yokluktan ayrı, ayrıdır yerler
Dertli hallerinde farkı başka olurlar
Sende sevgi, sevende diyarın olsun.
*
Ömürde cefalar artar bilmezsin
Vefa dediğin yaşanan o anıların
Binler döksen kırsan o çektiğin
Sende sevgi onda diyarın olsun.
Y.T:26.09.2018

Yaprak dökümü!

Yaprak dökümü!

 

Tüm dünya olarak istemsiz, zorunlu bir dönüşümün eşiğindeyiz.

Biyolojik istilanın zorbalığında yaprak dökümü yaşıyor insanoğlu! Göremediğimiz, henüz aslını feslini bilmediğimiz düşmanımız usul usul bir devri kapattırıyor bizlere.

Bu durumdan ders çıkarmalı mıyız ya da hangi dersleri çıkarmalıyız? diye sormadan etmemeli insanoğlu.

Çünkü ben almamız gereken bir değil, onlarca ders olduğunu düşünüyorum süre gelen şu günlerde.

Bu tarihsel dönüşümün kapı aralığında insanlık adına ve insanoğlu olarak aslında ne kadar aciz ve çaresiz olduğumuzu hatırlatan büyük bir sınav veriyoruz.

Muhtemelen bu yıkım bittiğinde geriye kalanlar, birbirine daha büyük bir samimiyetle sarılacaklar, sarılmalılar!

Bilimin tüm hurafelerden çok daha üstün olması gerektiği sonucu çıkarılacak,  çıkarılmalı!

Kibri, egosu, hırsı ve aç gözlülüğü  tavan yapmış olan varlıklar olarak burnumuz kırılacak, kırılmalı!

Ayrımcılık, üstünlük savaşı, zengin-fakir edebiyatı bitecek, bitmeli! ( ki bunun biteceğine inanmıyorum. Zira tam aksine, bu yıkıcı dönemin sonuna gelindiğinde muhtemelen pek çok eski zengin yerini, yeni zenginlerin yer aldığı bir sıralamaya bırakacaktır!).

Uluslar ve onları yönetenler savaşçıl değil barışçıl olmayı ve aslında dünya denen derin kasede bir bütün olarak piştiğimizi öğrenecekler, öğrenmeliler!

Sözün özü; birlik olarak, kimsenin kimseden üstünlüğünün olmadığı bilinciyle yaşamayı öğrenmek zorundayız, er ya da geç.

Hem Hz.Mevlâna da dememiş mi; “kar taneleri ne güzel anlatıyor birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu”.

Hiç bir varlık başka bir varlığa insanın insana verdiği zararı vermemiştir. Şimdi ise, bireysel bencilliklerimizin bedelini toplumsal bencilliklerle ödüyoruz.

Öyle ya da böyle bu günler geçecek. Yaratıldığımız alemde var olan hiç birşey kalıcı değildir. Geçip gitmeye, bitip yok olmaya mahkûmdur. Sevinçlerimiz, mutluluklarımız, acılarımız, hüzünlerimiz vakti geldiğinde nasıl bitiyorsa, toplumları etkisi altına alan savaşcı virüs de miadı dolduğunda son bulacak.

Önemli olan, bu sürecin sonundaki yapılanmada her birimizin ve her toplumun nasıl bir duruş sergileyeceği.

Kazanımlarımızın mı yoksa kayıplarımızın mı üstün geleceği…

Adil olmayan, tek taraflı bu sınav bittiğinde insanoğlunun sil baştan neleri, nasıl inşa edeceği önemli.

Hepimizin şapkasını önüne koyup bol bol düşünmesi gereken çok şey var!

İşte bu günler ve bu günlerin ardından gelecek olan günler vakit kaybetmeden bunu yapmamız gereken günlerdir.

Tüm bunlar olup biterken minik bir teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Bu teşekkür hepimiz adına olsun;

Her birimizin risk altında olduğu günlerden geçerken sanırım haber almanın önemini de bir kez daha anlamış bulunuyoruz. İmkanı olanlar evlerine kapanıp bu sürecin geçmesini beklerken, meslekleri itibarıyla can hıraş bir şekilde gece gündüz çalışarak, bizlere en doğru bilgilendirmeyi sunmak, her durumdan haberdar edebilmek için korkusuzca her ortama giren basın- yayın grubunda çalışan tüm emekçilere teşekkürler.

Siz var olduğunuz sürece haber alma özgürlüğümüz de var olacaktır.

 

“EVDE KAL TÜRKİYE” diyerek, haftaya yine burada sağlık içinde görüşmek dileğiyle.

 

18 Mart Zaferi

18 Mart Zaferi

Aslında, hepimiz Çanakkale’de nasıl bir destan yazıldığını çok iyi biliyoruz.

Dönemin süper gücü olan, İngiltere’ye ait donanmanın, 26 Mayınla nasıl denizin dibine gönderildiğini hatırlıyoruz.

Anafarta ve Conk Bayırı savunmaları ile, her zaman iftihar ediyoruz.

Peki, yabancı tarihçiler, Çanakkale zaferimize nasıl bakıyorlar.

Aradan 103 yıl geçmesine rağmen, Çanakkale zaferimizin hala yabancı tarihçilerin, ilgisini çekmeye devam ettiğini görüyoruz.

Çanakkale Zaferimiz üzerine yazılan kitapların, Birinci Dünya Savaşının en önemli cepheleri için, yazılan kitapların sayısından, 10 kat fazla olduğunu öğreniyoruz.

İngiliz yanlısı tarihçilerin, aslında Osmanlı kazanamadı, biz taktik ve stratejik hatalarımız nedeniyle kaybettik, şeklinde kıvırdıklarını da okuyoruz.

Gerçekçi yabancı tarihçilerin ise, Osmanlı kazandı, çünkü taktik ve stratejik açıdan komuta üstünlükleri vardı dediklerini öğreniyoruz.

Aslında, Çanakkale şehitliğini gezenler, başka türlü düşünemezler.

Tarihçi, George Cassar ve Çanakkale savaşı “Ateş Altında Komuta” kitabının yazarı, Edward Ericson’u okumalıyız.

Biz zaten, büyük zaferimizin farkındayız.

Ama. Yabancı tarihçilerin büyük bölümünde, bu zaferin farkında olduklarını görünce gururlanıyoruz.

Yıllar önce, Çanakkale Anıtı yapılması konusunda, dönemin basınının büyük kampanya düzenlediğini hatırlıyoruz.

Yapılan muhteşem anıtın, bizim dışımızda başka ülkeleride ilgilendirdiğini biliyoruz.

Çanakkale Anıtının küresel bir anıt niteliğine büründüğünü görüyoruz.

Yabancı turistlerin şafak vakti bekleyişlerini biliyoruz.

Çanakkale Anıtını, Türkiye’de ziyaret etmeyen hiç bir ilimiz kalmamıştır dersek yalan olmaz.

Çanakkale Anıtı, Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyetini birbirlerine perçinleyen tarihsel bir bağdır.

 

Günün Sözü

İyiliği gizli yapanlar,

Allah’a inananlardır.

“Balzac”

ÇANAKKALE SAVAŞI KURTULUŞU VE ŞİİR’İM

ÇANAKKALE SAVAŞI KURTULUŞU VE ŞİİR’İM

        Dünyanın farklı milletlerinin askeri güçlerinin karşı karşıya geldiği ve acımasızca, Türk milletini yok etmek için savaşın olduğu yerdir. Fakat Çanakkale zaman içinde dünya milletlerine barışın önemini öğreten ve pekiştiren ifadesi olan ve Çanakkale Türk milleti içende bir onur, gurur, şeref abidesidir. Çanakkale Türk milletinin vatanını canı pahasına nasıl koruduğunu ülkesini nasıl kurduğunu örnek olarak gösterilen yerdir.

 

       18 Mart1915 de Çanakkale de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir günde doğdu. İtilaf donanması 18 savaş gemisiyle Saat 10.00’da boğazı yarıp geçmek üzere girmeye başladılar. İlk ateşi TRIUMPH zırhlısı, Çanakkale’ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15’te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacak ve nitekim böyle yapıldı.

 

      Düşman yaklaştıkça, topçularımızın giderek yoğunlaşan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00’ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefini şaşmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale’ye 7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türk topçuları boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzilerimize kurşun yağdırıyor kıran kırana bir savaş oluyordu.

 

     Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, BOUVET zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce Dz. Yzb. Hakkı’nın NUSRET mayın gemisiyle boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. Bouvet’in imdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğramıştır. Saat 15.00’te IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00’da INFLEXIBLE ve 10 Dakika sonra OCEAN zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı’nın tuzağına takılarak batarken, INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz’a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30’da boynu bükük çekilme emrini veriyordu. Bu manada denildi boy ölçüler alındı! “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”

 

       Aziz şehitlerimiz vatanı için canlarını seve, seve vererek ebedi mekanların’ da en yüce makama yükselterek, bu vatan topraklarının, her karışı şehit kanlarıyla sulamış, Ülkemizin bugünlere ulaşmasında çok zorluklara göğüs gererek, bu günlere gelmemiz, bu değerleri yüksek bilinç ve şuur içinde şehitlerimizin, bizlere bıraktığı emanet değerini bilerek gelecek kuşaklara doğru taşımak, aktarmak ve Cumhuriyetimizin yönetim sisteminin değerlerini bilmektir. Türk milletini dünya milletleri arasında hak ettiği yere değerleriyle canlı tutarak yüceltme bilincini yükseltmektir. Bu inançla Çanakkale zaferi kutlu olsun. Bu toprakları milletimize canlarıyla mukaddes vatan kılan başta Mustafa Kemal Atatürk’e silah arkadaşlarına bütün şehitlerimize kahramanlarımıza rahmetle şükranla anarak mekanları cennet olsun. ”Türk Milletinin Çanakkale Zaferi kutlu olsun.”

 

ÇANAKKALE

Çanakkale bu cihanda tektir varlığın,

Tarih şahit yazdığın senin destanın,

Ya istiklal! Ya ölüm yeminin, 

Çanakkale hürriyete giden yolusun sen.

*

Seni bitirdik diyen zalim güçlerin,

Karşına çıkan düşman top tüfeğinden,

Senin topun donanman tüfeğin bataryan,

Çanakkale geçilmez denilen yersin sen.

*

Nice yiğitler yılmadı cenkler devinden,

Koştu senin bağrına çıktı evinden,

Sen onların açtığı alevli yolundan,

Çanakkale sen bayraklaşan yersin sen.

*

Toprağına düşmüş nice yatan şehitler,

Yağmur yağınca sularda kanları kokar,

Meydanında parlayan kızıl o akşamlar,

Çanakkale sen bayraklaşan yersin sen.

*

Bir destan okunuyor senin mazine,

Okurken gözüm dolar geçen gününe,

Şehitler, diyarı, bayraksın böyle biline,

Çanakkale yedi düvelle cenk ettiğin yersin sen.

Y.T: 14.03.2018

 

KORONAVİRÜST GELDİ FIRSATÇILARA İŞ ÇIKTI VE ŞİİR’İM

KORONAVİRÜST GELDİ FIRSATÇILARA İŞ ÇIKTI VE ŞİİR’İM

2009 Yılından beri dünyada her yıl bir şeyler anlık çıkıyor. Bu yılda Koronavirüsü ve ülkemizde erken davranarak bilimsel verilerin ışığında her türlü mücadele yapmaya çalışıyorlar ve doğru olan yürütülüyor. Ancak bu lanet virüsün ortaya çıktığının duyulduğu ilk günden bu yana bir Panik içinde virüsten daha hızlı yayılarak virüsün önüne geçti. “Tehlikeli bir durum” Toplumsal panik sonucu nereye varır tahmin bile yapamadan endişeler oluşuyor. Ülkemizin İlgili Bakanlık koronavirüs salgınına karşı yetkililerin ellerinden geldiğince yürüttüğü mücadele ve soğukkanlı tutumlarını takdir etmek gerek. Ancak İlgili Bakan! Türkiye’de ilk koronavirüs vakıasının açıklamasının ardından meydana gelen paniği tedirginlikle başlaması. Başta ülkenin kalabalık şehirlerinde olmak üzere marketler adeta talan edildi, raflar boşaltıldı. Bu arada fırsatçılara’ da gün doğdu! Vatandaş kolonya almak için mağazalarda yoğunluk oluşturdu. Bursa / Gemlik’te dahi temizlik ürünleri ve kolonya benzeri birçok ürünler marketlerde yok ve ayni zamanda Fiyatlar iki üç katına çıktı ve stokçulukla gelecek için Fiyatlar üç kat yükselmesi olacak. Makarna, un, şeker, pirinç, yağ, tuvalet kâğıdı, temizlik maddeleri stoklayanlar. Stok yapılan maddelerin çoğunun evde bir süre sonra böceklenebileceğini ve israf olacağını bilmeyen var mı? Allah muhafaza savaş çıksa herhalde bu kadar panik olmazdık. Hâlbuki yetkililer bu durma açıklama yapıyor; Neden bu stokçuluk yapılıyor. Amaç böyle günleri fırsat bilen hak hukuk, insaftan anlamayan tek istekleri para vurgun yapanlara kazançlarına kazanç katmak olur.

Biz koronavirüs tehdidiyle marketlere hücum eden AB deliyi benzer ülke insanlarını ayıplarken, bizim milletimizin aynı davranışı göstermesini ben kabullenemiyorum. Bizim ülkemizin insanı asildir ve ihtiyaçtan fazlasını da almaz. Bunların çoğu israf olacak, belki de çöpe atılacak. Bu aşırı taleple yaptığımız iş birebir stokçunun, vurguncunun ekmeğine yağ sürmektir. Biz rafları boşaltınca, stokçu elindeki malları daha pahalıya piyasaya sürecek. Aslında bu suçtur. Tüketici, tüketmemekten gelen gücünü kullanmalı ve bu gibi davranışlardan vazgeçip, devleti yöneten iktidar ve tüm kurumları acilen önlem alarak bu fırsatçılara en ağır ceza uygulamaları yapmalıdır.

Bu vakalar dünyayı yöneten Firavun Krallarının askeri savaşlar yerine virüste savaşları başlatarak olmasın, kral cam fanustan bakarak çeşitli ülkelerdeki uzantılı para babaları bu gibi kargaşalarla para kazan ve dizayn et olmasın. Dünyada 2009 yılından itibaren çeşitli isimler altında birden duyularak ölümcül vak’alarla gelişiyor buda acaba küresel kralların yenidünya düzenini bu şekilde’ mi dizayn edilmek isteniyor?  Şöyle geçmişi bir hatırlayın; Kuş gribi, Tavuk gribi, Domuz gribi,  Kırım Kongo kanamalı ateşi ve şimdi koranovirüs ve gelecekte daha neler olacak düşünüldüğünde ABD de kurulan dış işleri ve pentagona bağlı dünyada hastalıklarla mücadele diye bir kuruluş ismi ( QDDR ) Ve ilişkili Holistik çalışmalar karşıya yayma anlamlı çok manidar olup internetten bakıldığında karmaşık bir yapı acaba diye düşündürüyor. Bu gibi iddialar, Rusya ve Cinde’ de bahsi geçiyor; dünya nereye gidiyor ve dünya insanının çoğunluğu dar gelirli insanlar azınlığa kurban’ mi edilmek isteniyor. Krallar ve uşaklar böylemi istiyor.( QDDR.Açılımı Quedrennial Dıplomacy and Development Reviw)( Türk’ce Dörtlü Dağılım ve Gelişim İncelemesi) Bu kuruluş hakkında bir çok iddiaları olan araştırmacı yazar rahmetli Aytunç ALTINDAN, Konuşmalarında söylemişti ve şu anki dünyada olanlara bakınca acaba diyerek düşünüyorsun. Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu yetkililerinin tüm uyarılarına kulak verip gereken uyarılara uyarak sakin olmamız gerek. Panik ile geliştirdiğimiz ilkel insan davranışları bizi tamamen akıldan uzaklaştırır ve bugün soğukkanlı olup devletin ilgili yetkililerini dinlememiz ve uymamızdır.

Bir de Türkiye’nin dışındaki dünyaya bakalım; Ölümcül koronavirüst vakaları her gün sayısal olarak artarken eş zamanlı patlayan ekonomik krizlerde hızlı gelişiyor. Gelişmiş ülkeler liderleri açıklamalarına önemle dikkat etmeleri bu gelişen panik ortamını düşürmeleri sadece kendi ülkesini değil tüm dünyayı aşırı paniğe sürükleyecek açıklamalar yapılmaması. Trump efendi Avrupa’ya ayar çakıyor. Küresel sermayenin hizmetkarı olan dünya liderleri toplumları paniğe sevk edecek iç kargaşalara yol açacak beyanatlar vermekten zerre kadar çekinmiyor. Ulaştırma duruyor. İletişim duruyor. Alışveriş duruyor. Eğitim-öğretim duruyor. Sosyal etkinlikler ortadan kalkıyor. Bir şeye daha dikkat bu vaka ile birlikte bir süredir medya üzerinden “Evden çalışma” yöntemleri hakkında uzmanlar konuşuyor. Soru şu; Nereye gidiliyor? Yeni bir para düzeni ile birlikte dünya yeni bir rejime ‘mi gidiyor. Birinci safhası olan evlerimize hapis sürecimi oluyor. Şu anda, Dünyada yürütülecek iletişimin yok edici oyunları ve kralları oynayacak küresel hükmedicileri, bizi kendi kurallarına itirazsız uymaya alıştırmaya başladılar acaba. Sizin yargı kurallarınız, sizin toplumsal ilkeler hiç olacağı günlere doğrumu sürükleniyor. Hükmün, son kararı, cam fanuslardan onlar size emredecekler. Ve o karara kayıtsız şartsız uymak zorunda kalmak mı olacak. Yani gelecek öylemi olacak acaba. Küresel imparatorun sözcülerinin emir ve direktiflerini dinleyip ona göre hareket’ mi olacak. Büyük korku imparatorluğuna başkaldırmaktan aciz halde olduğumuz için sokaklara bile çıkamayacağız. Belki de yer altı sığınaklarında birbirimizi yiyeceğiz. Hollywood yapımı zombi filmlimi gibimi olur. O filmlerdeki, dünyayı esir alan imparatorların, beyaz camlardan insanları nasıl yönettikleri ve nasıl felaketlere sürüklediklerini ve robot asker ordularının savaş güçleri ile ilgili sahneler var ve dünya insanlığını o felaketlere’ mi sürüklüyorlar. Virüsleri çıkar fırsatı değerlendir; krala hizmet et’ mi olacaktır.

BU KORONA HASTALIĞI ŞİMDİ

Hastalık çıkarana bakın beyler

Kornodur dediler bunun ismi

Sinsi düşman dost görünür

Bu virüsü salanlar şimdi

*

Telaşı sardı tüm dünyayı

Krallar yazdı bu fermanı

Şaşkın dünya çok insanı

Baş belası hastalık şimdi

*

Çoğunluk gariban insan telaşta

Düzen hançeri oldu revaçta

Deneme tahtası ölen insana

Korona hastalığı bela şimdi

*

Bu virüsle yandı canlar

Feryat, telaş eder insanlar

Kral fırsatçıları kol gezerler

Dünya insanı ağlar şimdi

*

Der Mehmet bağırsan avaz

Yazsan’ da kim bakar biraz

Anlayan okursa anlar biraz

Bu korona hastalığını şimdi

Y.T: 13.03.2020

Seçkin Onur’u Kaybettik

Seçkin Onur’u Kaybettik

Erol Gürçay’ın kaleminde….

Bursa erkek lisesi 1957 yılı 5 Fen A sınıfından arkadaşımız Seçkin Onur’u kaybettik.

Bursa Ticaret ve Sanayi odasının önemli isimlerinden biri olan Seçkin Onur’u 13 Mart günü Organize sanayi bölgesi camiinden ugurladık.

Seçkin Onur, Gemlik kamuoyununda da tanınan bir insandı.

İlk uluslararası zeytin festivalinde hasat şenlikleri sırasında Harmanakaya’daki çiftliği festival yönetimine tahsis etmişti.

Davetlileri ağırlamıştı.

Tüm katılımcılara sucuk ekmek ve helva ikram ederek, festivale maddi ve manevi alanda destek vermişti.

Dönemin Gemlik Belediye başkanı Refik Yılmaz ve Kent Konseyi başkanı Mukaddes Serim, Seçkin Onur’u organize sanayi bölgesindeki modern tesislerinde ziyaret ederek plaket vermişlerdi.

Sınıfımızda bakkal Seçkin olarak lakap taktığımız Seçkin Onur yıllar sonra 15 bin 500 metrekarelik modern bir üretim tesisisinin kurucusu oldu.

Kendi adını taşıyan firması ile Eskişehir, Bilecik, Balıkesir, Çanakkale, İzmit, Adapazarı, Düzce, Uşak, Afyon ve Kütahya illerinde de üsler kurdu ve Batı Anadolu, Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgesinde faaliyet gösteren bir yapıya kavuştu.

Marketlerde rastladığımız Bizden markalı poşetler onun ürünleriydi.

Yaklaşık yarım asrı bulan bu yıllık toplantılarımızda zaman zaman ev sahipliği yaptı.

Türkiye’nin her yerinden gelen eski sınıf arkadaşlarımızı canı gönülden ağırladı.

Sorumluluk almaktan zevk duydu.

Bursa As merkez arkasında bulunan muhteşem çiftlikte çok renkli saatler geçirmemize vesile olmuştu.

Seçkin onur yaşam boyu kazandığı ekonomik ve sosyal avantajları eski sınıf arkadaşları ile paylaşmaktan zevk aldı.

Seçkin Onur dişi ile, tırnağı ile bir depoyu, 15 bin 500 metrekarelik bir üretim merkezi haline getiren, konusunda duayen bir işadamıydı.

Ailesine, eski sınıf arkadaşlarına ve Bursa iş dünyasına başsağlığı diliyoruz.

 

Günün Sözü:

Sen anılması güzel olan  bir söz ol.

Çünkü insan  kendi hakkında söylenen

Güzel sözlerden ibarettir.

Mevlana

BİR DOKTORUN DİLİNDEN KORONA ” En DOĞRU saptama “

BİR DOKTORUN DİLİNDEN KORONA ” En DOĞRU saptama “

Bildiğiniz gibi bu hafta milletçe yeni çocuğumuz KORONA’yı kucağımıza aldık!

Tabii ki ona el bebek gül bebek bakma ve üstüne titreyerek büyütme gibi bir fikrimiz yok. Hatta bırakın koşmasını, yürümesine bile izin verecek istekte değiliz. Şu anki emekleme safhasında kalması için duacıyız.

Yaklaşık bir haftadır nefes aldık “korona”, nefes verdik “korona”, gözümüzü açtık kapattık dört bir yanımız yine “korona”…

Onlarca haber, binlerce yorum ve yüzbinlerce paylaşım…Açılan acil önlem paketleri, alınan tedbirler, yapılacak ve yapılmayacaklar derken fırsatçılar vs vs vs.

Hepinizin sıkıya sıkıya takip ettiğini bildiğim  için detaylarını anlatmaya gerek duymadığım durumlar.

Aslında dünya gündeminde aralık 2019’dan beri var olan ama bizlerin deyimiyle “ateşin düştüğü yeri yakması” sebebinden ötürü sanki pek de oralı olmadığımız, hatta dört ay boyunca bazen ” vah vah tüh tüh’ lerle ” geçiştirdiğimiz dünya gerçeği; ” KORONA “.

Bu sevimsiz bebeği bir gün bizim de kucağımıza alacağımız ” gün gibi ” ortadaydı zaten!

İşin, yetkililer tarafından bize anlatılan ve alınacak tedbirler kısmından  bahsetmeyeceğim. Çünkü zaten almamız gereken önlemlerin “mıh gibi” hepimizin aklına çakıldığından ve bir an önce uygulamaya koyduğumuzdan hiç şüphem yok.

Ve sanırım hepimiz şunun farkına vardık ki, bireysel olarak söylenenleri doğru ve dikkatli uyguladığımız oranda, tehlikeyi toplumsal olarak minimum seviyede atlatma şansımız olacaktır.

Yani kısacası Korona, toplumsal hatta global bir konudur; hepimizin tek tek itinayla üzerine düşmemiz gereken.

Son bir kaç gündür konuyla ilgili yurt içi haberlerini duyduk, izledik ve dinledik. Ben de payıma düşen oranda takip ettim. Hatta bununla da yetinmeyip yurt dışındaki bilim insanlarının da demeçlerini bol bol okudum.

Bir kişi var ki onun demecini üst üste iki kere okudum. Zira az sonra bahsini geçireceğim profesör, tıpkı yukarıda yazdığım gibi; bu hoşnutsuz durumun “birey bilinci” ile ” toplum bilinci” arasında kurulan köprüdeki öneminden en güzel ve açık şekilde bahsetmiş.

Cornell Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Psikiyatri Profesörü ve Psikofarmakoloji Kliniği Direktörü Richard A. Friedman’ ın demecinden yaptığım kısa alıntıyla sizi baş başa bırakıyorum;

” Koronavirüse yakalanma korkunuz var mı?. Geldiğinde yeterli önlemleri aldığınıza dair endişeniz var mı? İyi bir ortam ve havada mısınız?

Bunları soruyorum. Çünkü hastalarım son günlerde antidepresan dozajlarını 2 hatta 3 misli arttırmamı istiyorlar ki virüs yayıldığında hazırlıklı olabilsinlermiş.

…

Ülke çapında dehşet verici bir yiyecek içecek stoklaması var. Virüs yayılır, karantina ilan edilirse tedbirli olmak için .

Her türlü dezenfektan eczane ve marketlerde tükendi.

…

…

Bir tehdit karşısında insanın kendisini güvenceye alma refleksini anlıyorum ama ilaç depolasınlar diye hastalarımın reçetesini büyütürsem, o ilaca muhtaç hastaların durumunu güçleştiririm. Bu yüzden bu talepleri geri çeviriyorum.

Hastalara sık sık korku ve endişelerinin gerçekle orantılı olmadığını söylüyorum.

…

Koronavirüs kesin olan ve geleceği tahmin edilmeyen tehlike. Bu tehlikeye karşı agresif ve etkili cevabı henüz bilmiyoruz.

Eee!…Bilinmeyene karşı abartılı önlem almak, eksik önlemden daha iyi değil mi?.

Ne yazık ki bu düşünce bizi, her yeni tehlikenin risklerini abartma düşüncesine götürüyor.

Size istatistikler vermem, koronovirüsten olan ölümlerin, günlük diğer ölüm sebepleri yanında çok düşük kaldığını anlatmam işe yarar mı?.

…

İnsanlar olarak, yeni tehditleri olacak en kötü ihtimaller içinde görme eğilimdeyiz. Buna karşın bildiğimiz, alıştığımız tehditleri ise küçümser adeta aldırmayız. Yani, psikolojimizde!

…

Böyle durumlarda devlete düşen, halka salgın anında herkesin ne yapması gerektiğini anlatmak, bencilliğin salgını tetikleyeceğini söylemek olmalı…

…

Kendisi hiç fayda sağlamayacağı halde, başkalarını düşünme ve onlara yararlı olacak davranışları hayal edebilme yetisi var bizde. O zaman, tehlike anlarında diğer insanları da düşünerek hareket etmemiz gerektiğine hiç şüphe yok.

Özellikle kamu yetkilileri, yüksek sesle ve çok anlaşılır şekilde -hasta olduğunuzda işe gitmeyin, seyahat etmeyin. Günlük ihtiyaçlarınız dışında yiyecek ve içecek depolamayın. Maskeyi sadece hastalar taksın- demeliler.

Bunlar, sağlık istatistikleri ve rakamlar yayınlamaktan ve “eller nasıl yıkanmalı ” tavsiyeleri yapmaktan çok daha fayda sağlar.

Bu da moral olarak güvenilen, halkına- BU SALGIN TEHDİDİ ALTINDA HEPİMİZ BİRLİKTEYİZ – inancını verebilen ve insan doğasındaki iyilik meleklerini harekete geçirebilen liderler gerektirir “.

Profesör Friedman’ ın demeci bu şekilde bitiyor. Ben sadece sizler için bazı minik alıntılar yaptım. Demecin bütününü okumak isterseniz şayet, profesörün adını google’a yazmanız yeterli olacaktır.

Sağlıkla ve esen kalın.