Korona günlerinde HAYATA TUTUNUYORUM!
HAYATA DAİR  

BİR DOKTORUN DİLİNDEN KORONA ” En DOĞRU saptama “

BİR DOKTORUN DİLİNDEN KORONA ” En DOĞRU saptama “

Bildiğiniz gibi bu hafta milletçe yeni çocuğumuz KORONA’yı kucağımıza aldık!

Tabii ki ona el bebek gül bebek bakma ve üstüne titreyerek büyütme gibi bir fikrimiz yok. Hatta bırakın koşmasını, yürümesine bile izin verecek istekte değiliz. Şu anki emekleme safhasında kalması için duacıyız.

Yaklaşık bir haftadır nefes aldık “korona”, nefes verdik “korona”, gözümüzü açtık kapattık dört bir yanımız yine “korona”…

Onlarca haber, binlerce yorum ve yüzbinlerce paylaşım…Açılan acil önlem paketleri, alınan tedbirler, yapılacak ve yapılmayacaklar derken fırsatçılar vs vs vs.

Hepinizin sıkıya sıkıya takip ettiğini bildiğim  için detaylarını anlatmaya gerek duymadığım durumlar.

Aslında dünya gündeminde aralık 2019’dan beri var olan ama bizlerin deyimiyle “ateşin düştüğü yeri yakması” sebebinden ötürü sanki pek de oralı olmadığımız, hatta dört ay boyunca bazen ” vah vah tüh tüh’ lerle ” geçiştirdiğimiz dünya gerçeği; ” KORONA “.

Bu sevimsiz bebeği bir gün bizim de kucağımıza alacağımız ” gün gibi ” ortadaydı zaten!

İşin, yetkililer tarafından bize anlatılan ve alınacak tedbirler kısmından  bahsetmeyeceğim. Çünkü zaten almamız gereken önlemlerin “mıh gibi” hepimizin aklına çakıldığından ve bir an önce uygulamaya koyduğumuzdan hiç şüphem yok.

Ve sanırım hepimiz şunun farkına vardık ki, bireysel olarak söylenenleri doğru ve dikkatli uyguladığımız oranda, tehlikeyi toplumsal olarak minimum seviyede atlatma şansımız olacaktır.

Yani kısacası Korona, toplumsal hatta global bir konudur; hepimizin tek tek itinayla üzerine düşmemiz gereken.

Son bir kaç gündür konuyla ilgili yurt içi haberlerini duyduk, izledik ve dinledik. Ben de payıma düşen oranda takip ettim. Hatta bununla da yetinmeyip yurt dışındaki bilim insanlarının da demeçlerini bol bol okudum.

Bir kişi var ki onun demecini üst üste iki kere okudum. Zira az sonra bahsini geçireceğim profesör, tıpkı yukarıda yazdığım gibi; bu hoşnutsuz durumun “birey bilinci” ile ” toplum bilinci” arasında kurulan köprüdeki öneminden en güzel ve açık şekilde bahsetmiş.

Cornell Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Psikiyatri Profesörü ve Psikofarmakoloji Kliniği Direktörü Richard A. Friedman’ ın demecinden yaptığım kısa alıntıyla sizi baş başa bırakıyorum;

” Koronavirüse yakalanma korkunuz var mı?. Geldiğinde yeterli önlemleri aldığınıza dair endişeniz var mı? İyi bir ortam ve havada mısınız?

Bunları soruyorum. Çünkü hastalarım son günlerde antidepresan dozajlarını 2 hatta 3 misli arttırmamı istiyorlar ki virüs yayıldığında hazırlıklı olabilsinlermiş.

Ülke çapında dehşet verici bir yiyecek içecek stoklaması var. Virüs yayılır, karantina ilan edilirse tedbirli olmak için .

Her türlü dezenfektan eczane ve marketlerde tükendi.

Bir tehdit karşısında insanın kendisini güvenceye alma refleksini anlıyorum ama ilaç depolasınlar diye hastalarımın reçetesini büyütürsem, o ilaca muhtaç hastaların durumunu güçleştiririm. Bu yüzden bu talepleri geri çeviriyorum.

Hastalara sık sık korku ve endişelerinin gerçekle orantılı olmadığını söylüyorum.

Koronavirüs kesin olan ve geleceği tahmin edilmeyen tehlike. Bu tehlikeye karşı agresif ve etkili cevabı henüz bilmiyoruz.

Eee!…Bilinmeyene karşı abartılı önlem almak, eksik önlemden daha iyi değil mi?.

Ne yazık ki bu düşünce bizi, her yeni tehlikenin risklerini abartma düşüncesine götürüyor.

Size istatistikler vermem, koronovirüsten olan ölümlerin, günlük diğer ölüm sebepleri yanında çok düşük kaldığını anlatmam işe yarar mı?.

İnsanlar olarak, yeni tehditleri olacak en kötü ihtimaller içinde görme eğilimdeyiz. Buna karşın bildiğimiz, alıştığımız tehditleri ise küçümser adeta aldırmayız. Yani, psikolojimizde!

Böyle durumlarda devlete düşen, halka salgın anında herkesin ne yapması gerektiğini anlatmak, bencilliğin salgını tetikleyeceğini söylemek olmalı…

Kendisi hiç fayda sağlamayacağı halde, başkalarını düşünme ve onlara yararlı olacak davranışları hayal edebilme yetisi var bizde. O zaman, tehlike anlarında diğer insanları da düşünerek hareket etmemiz gerektiğine hiç şüphe yok.

Özellikle kamu yetkilileri, yüksek sesle ve çok anlaşılır şekilde -hasta olduğunuzda işe gitmeyin, seyahat etmeyin. Günlük ihtiyaçlarınız dışında yiyecek ve içecek depolamayın. Maskeyi sadece hastalar taksın- demeliler.

Bunlar, sağlık istatistikleri ve rakamlar yayınlamaktan ve “eller nasıl yıkanmalı ” tavsiyeleri yapmaktan çok daha fayda sağlar.

Bu da moral olarak güvenilen, halkına- BU SALGIN TEHDİDİ ALTINDA HEPİMİZ BİRLİKTEYİZ – inancını verebilen ve insan doğasındaki iyilik meleklerini harekete geçirebilen liderler gerektirir “.

Profesör Friedman’ ın demeci bu şekilde bitiyor. Ben sadece sizler için bazı minik alıntılar yaptım. Demecin bütününü okumak isterseniz şayet, profesörün adını google’a yazmanız yeterli olacaktır.

Sağlıkla ve esen kalın.

Hakkında Gündem Haber Ajansı

Ayrıca Kontrol Edin

Gemlik’te gündem ‘Zeytin’

Gemlik’te gündem ‘Zeytin’

Gemlik’te gündem ‘Zeytin’ Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan, muhtarlar ile bir araya gelerek tarım …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.