Köşe Yazıları

12 MART 1918 ERZURUM’UN DÜŞMAN İŞKALİNDEN KURTULUŞU VE ŞİİR’LERİM

12 MART 1918 ERZURUM’UN DÜŞMAN İŞKALİNDEN KURTULUŞU VE ŞİİR’LERİM

              12 Mart Erzurumlunun yüreğinde ayrı bir yeri olan dadaşa yapılan zulmün kara günü ve imanla azimle bir karış toprağını düşmana teslim etmeyip zalime, dik başını kaldırdığı gündür.

 

DESTANLAR YAZAN DADAŞIM BENİM

Erzurum dadaşı sen yiğidim,

Mert gözü kara delikanlım,

Sevdam, vatan, millet birliğim,

Türkün, hoyratın ruh haritan!

*

Yaylalar içinde senin yaylaların,

Her karışında şehitler kanın,

Mevsimi başka başkadır senin,

Destanlar yazan dadaşım benim!

Y.T: 23.01.2019

 

           Ruslar ve onların yardakçıları Ermeniler 93 harp bilinen. Türk Rus savaşı Yıl 1877 Kasım ayında; bu harpın karanlık günleri olup Aziziye, Tabyasının savunmasını yapan bir avuç Türk askeri derin uykudayken, Rus askeriyle anlaşmalı çevre köylerden gelen Ermeni çetelerinin, sinsi baskınıyla, Tabyaya girerek askerlerimizi kahpece şehit ederek arkasından, Rus kuvvetleri savunmasız kalan tabyaya yerleşmiştir.

       Bu baskında kurtulan asker Mehmet onbaşı yaralı halde zorlukla sabaha karşı “ERZURUM’A” vararak, kara haberi ulaştırmış, minarelerden sabah ezanı yerine, Moskofun tabyalara girdiği haber sesleri yükselir. Bir anda Erzurum halkı ayaklanarak, yaşlısı, kadını, sokağa çıkarak tüfeği olan, tüfeğini alır, olmayan tırpan kazma, balta, eline ne geçirdiyse, Aziziyeye doğru kaşarlar ve kenar mahallede oturan, bir taze gelin vardı! Kocası cephede bir gün önce ağabeyi cepheden, ağır yaralı gelmiş kollarında can vermiş. Moskof Aziziyeye girdi sesleri duyan, bu gelin ağlayan üç aylık yavrusunun karnını doyurup, uyutup, beşiğine yatıran, “Gelin bebeğine derki” yavrum, seni bana Allah, verdi bende seni Rabbime teslim ederek, ağabeyimin intikamını almaya gidiyorum, diyerek nacağını, kapıp, koşarak, halkın önüne geçer. Aziziye tabiatlarına vararak, Ruslarla göğüs göğse kavgası başlar ve iki bin Rus askerini yandaş Ermeni çeteleri öldürülür. Fakat çok şehidimiz vardı! Bir o kadarda yaralımız. O yaralılar arasında, darbe alan kanlar, içinde yaralı olan, o taze gelinde vardı yere yıkılmıştı, onun adı Nene HATUN’DU…

 

SEN TÜRKÜN KIZI NENE HATUNSUN

Başın palandöken kadar dikti,

Heybetin vakur duruşun belli,

Yüreğin çağlayan çay kadar deli,

Sen dadaş Anası Nene Hatunsun…

*

Aziziye Tabyaların zalime karşı aslan,

Ölümden korkusu olmayan sevdan,

Her türlü esareti kabul etmeyen,

Türkün teze gelini Nene Hatunsun…

*

Tabya meydanında kan kokusundan,

Yaban seni bilmez bilirsem ben,

Bir elinde nacağın göğsünde iman,

Sen Türkün kızı Nene Hatunsun…

Y.T: 21.01. 219

         Nene Hatun 98 yıl yaşadı bir kahraman olarak sembolleşti Şerife Bacıların, Kara Fatmaların Gülizarların öncüsü oldu. Ömrünün son yıllarında üçüncü Ordunun, anası olarak geçti ve Türk Milletinin, yılın annesi seçilerek türkülerde şiirlerde anılarak, 22 Mayıs 1955 günü hakkın rahmetine kavuştu Aziziye Şehitliğine defin, edildi…

 

      Zafer kazanılmıştı; fakat carlık Rus ordusunun hedefi, Doğu Anadolu’yu tekrar istila etmektir. YIL 1914 – 15 ve 1916 yıllarında; Kars, Sarıkamış işkâl ederek 1916 Erzurum’u işkâl edip bu acılı yıllar iki yıl sürerek, Rusların korunmasındaki Ermeni çeteleri insanlık dışı çocuk yaşlı demeden vahşi katliamlar yaparak büyük Ermenistan hayalleri düşüncesiyle Rus yetkililerin seyriyle kendi toprağımızda soykırım ve zulüm yaptı.

 

        Ermeni Rus zulmünün haberini alan, Su şehirde bulunan üçüncü ordu komutanı, Fehim Paşa 10 Ocak 1918 de birinci; Kafkas ordu komutanı, Kazım Kara Bekir Paşa Erzincan ve Erzurum’a doğru hareket emrini verir. Türk askeri uykusuzluğa, açlığa, kışa bakmadan zor şartlarda ilerleyerek, 1918 de öncü kuvvetler, Erzincan’a varırlar, alevler içinde Erzincan kurtarılır. 25 Şubat 1918 Aşkale 26 Şubat Erzurum’a ilerlerken kol ordu karargâhını Alaca köyüne taşır. Kazım Kara Bekir Paşa 10 Mart hareket emrini vererek, 11 Mart Ilıca, 12 Mart Erzurum esaret günleri son buldurur ve tüm Doğu Anadolu, Rus ve Ermeni çetelerinden, temizlenerek ana vatana katılmasıyla, 12 Mart 1918 Erzurum düşmandan kurtuluşu dadaş için değil insanlık adına önemli bir kurtuluş günüdür.

 

12 MART KUTLU OLSUN DADAŞIM

Esareti yıktın on iki martta,

Moskofu kovdun yiğit Dadaşım.

Haberi duyuldu bütün dünyada,

Sen tarihte destan bilesin, Dadaşım.

*

Elinde silahın baltanla kazman,

Saldırdın moskofa vermedin zaman,

Allah nidasıyla göğsünde İman,

Küffara yem etmedin şehrin Dadaşım.

*

Bu sevdan vatan için haktır,

Haklının önünde güç’ mü durur,

Dersini aldı kaçıyor gavur,

Geleceğe destan yazan sensin dadaşım.

*

Bedrin aslanları gibi kükredin,

Hattını bildirdin Ermeni Moskofun,

Gök dinledi tekbir seslerin,

O iki mart kutlu olsun Dadaşım.

Y.T: 20.01.2019

İnsanlık dışı her türlü işkence ve katliamları yapanları geldikleri yere gönderildiler. Erzurum kurtuluşu. Cumhuriyete giden, yolun en önemli kilo metre taşı oldu. Mustafa Kemal Atatürk 23 Temmuz, 1919 da Erzurum Kongresini gerçekleştirerek Erzurumlunun, hemşerisi ve mebusu oldu. Kurtuluşa giden yolun çıkışı, 12 Mart 1918 de düşman işkâlından kurtarılan Erzurum’dan geçmiştir. Erzurum kurtuluşundan, üç yıl sonra 12 Mart 1921 de Mehmet Akif ERSOY.  Mehmetçiğe armağan ettiği şiiri, istiklal marşı olarak kabulü oldu. Türk milleti için önemli varlığı olması önem kazandı. Müslüman Türkün, birliğinde dirliğinde daim eyle. Ezanları bayrağıyla ebediyete kadar devamını nasip eyle. Zalime korku mazluma güç eyle. Tüm Şehitlerimizin minnetle anarak, Ruhların şad mekanları cennet olsun.“ AMİİN “

 

 

Mart Ayları Çok Önemlidir

Mart Ayları Çok Önemlidir

Mart aylarına genelde, mali ay olarak bakarız. Ama ülkemizdeki Mart ayları, siyasete de, devlet yönetimine de, damgasını vurmuştur.

Amerika ve Sovyetler Birliği’nin, inanılmaz rekabeti olduğu bir dönemde, 1971 yılı, 9 Mart ve 12 Mart tarihlerinde, iki farklı darbe girişimi, yaşamıştık.

Ülke çapında yaşadığımız sağ ve sol çatışmasına ordu tanık olmuştuk.

O günkü solu,  asker içindeki en güçlü ismi Hava Kuvvetleri Komutanı, Muhsin Batur’du.

Uluslararası sol güçler, ülkemizde Suriye ve Afganistan’da olduğu gibi, sol askeri darbe istiyordu. Amerika ve Nato, 12 Mart’ta Orgeneral Faik Türün’ü devreye sokarak, sol darbeyi önlemişti ve o dönemde, ilk kez yurt dışından getirilen, bir Başbakan yardımcısı ile, tanışmıştık.

Bu partiler üstü hükümet, sol akademisyenlerin üzerinden, buldozer gibi geçmişti.

Tanklar toplar ortadan kalkmıştı.

Yürüyüşler ve mitingler durmuştu.

Ama devlet ve üniversite kadrolarında yapılan yıkım, tanklı darbelerden daha ağır, olmuştu.

Mart ayında gelmiş geçmiş en önemli olay, 1 Mart tezkeresinin, meclise  takılması olmuştur.

Yaklaşık 90 bin Deniz piyadesi, İskenderun Körfezi’nde, haftalardır gemilerde beklemiş ve tezkere meclisten çıkmayınca, büyük öfke ile limandan ayrılmıştı.

1 Mart tezkeresinin reddi, Amerika’nın bize olan sinsi düşmanlığını, açığa çıkarmıştır.

Tezkere  reddedilince Limanda bekliyen 90 bin deniz piyadesi, öfke ile ülkemizden ayrılmıştı.

Artık Amerika’nın düşmanlığının, gizlisi saklısı kalmamıştı.

Yıllar önce, (PKK)ya helikopterlerden atılan silahlar, sonraları tırlarla getirilmiştir.

Tezkerenin reddi sırasında, Deniz Baykal’ın vatansever girişimleri olmuştu.

Amerika, 90 bin deniz piyadesini İskenderun’dan kara yoluyla Irak’a çıkarmak istiyordu.

Aslında, bunun anlamı, Irak bahanesi ile Türkiye’nin işgali demektir.

İşte geçmişte yaşadığımız en önemli olaylar, Mart ayına rastlamıştı.

Günün Sözü

İnsanların en çok inandıkları şeyler,

En az anladıklarıdır.

“Montaigne”

 

 

 

 

Kadınlar Gününün Ardından

Kadınlar Gününün Ardından

8 Mart tarihi sadece kadınlarımız için değil, çalışma hayatımız için de çok önemli bir gündür.

Kadınlar,8 Mart 1957 yılında, bir tekstil fabrikasında, sonu ölümlerle de sonuçlanan, bir grev başlatmıştı.

Tam 120 yıl sonra, Birleşmiş Milletler uyandı.

1977 yılında,8 Mart gününü, kadınlar günü ilan etti.

Aslında Birleşmiş Milletler Kararından sonra,43 yıl daha geçmesine rağmen, kadın haklarında hala istenilen sonuca, ulaşılamamıştır.

Kadınlarımızı, sadece kanunlarla ve kurallarla koruyamayız.

Bu konuda tek yol, vicdani yoldur.

Eğer kadınlarımızın birer sevgili, birer ana ve birer emanet olduğunu hatırlarsak, onları korumak için özel kanun çıkarmaya ya da, gerek kalmaz.

Vicdani hareket etmemiz halinde, onların özel güne ve pozitif ayrımcılığa ihtiyaçları yoktur.

Kadına yapılan şiddet ise, erkeğin gücünü değil, yetersizliğini gösterir.

İletişim sektöründe, turizm alanında ve bankacılılıkta kadınlarımızın sürekli üst kadrolara yükseldiğini, görüyoruz.

Kendini ifade etme konusunda da,  erkek kesimi geride bıraktılar.

Artık kadınlarımızın hakaret, şiddet ve cinayet haberleri ile  birlikte anılmasını istemiyoruz.

Ayrıca eğitim konusunda kadınlarımıza verilen hak ve fırsatların, yetersiz olduğunu görüyoruz.

Suudi Arabistan yönetimi, çok kısa bir süre önce kadınların otomobil, kullanmasına izin verdi.

Kadın hakları konusunda, bu kadar geride kalmış bir ülke , olamaz.

Kendini demokrat zanneden, pek çok ülkede  ise, kadınların seçme ve seçilme hakkı yoktur.

Centilmen davranış  ile kadın haklarına saygılı olmak, aynı şey değildir.

Magazin dünyasında, centilmen görüntü altında, kadınlara şiddet uygulanan pek çok kazma erkek, görüyoruz.

Kadınlarımıza görüntüde değil, özde saygı bekliyoruz.

Günün sözü:

Başkalarının yolundan yürüyenler

Ayak izi bırakmazlar.

“Braundon”

 

Bugün bizim günümüz…

Bugün bizim günümüz…

 

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2020 yılı ‘cinsiyet eşitliği’ raporuna göre; 153 ülke arasında 130 uncu sırada yer alan ülkemizde yaşayan bir kadın olarak “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü” kutlamak ne kadar anlamlı diye sordum kendime. Hem de bir kaç kere!

 

Düşünsenize 153 ülke arasında 130 uncuyuz.  Kulağa rakamsal olarak bile korkunç gelen bu araştırma raporunda bir de 130 uncu sıraya ancak oturabilmiş bir ülkede gerçek hayatın içinde yaşayan kadının yerini düşünün.

 

Merak etmeyin kadın tecavüzlerinden, öldürülen, dövülen, sokağa bir çöpmüş gibi atılan yüce Türk kadınından bahsedip de içinizi sıkıp ruhunuzu daraltmayacağım.

 

Kadın ve kızlarımızın bu yüzyılda ne dayatmalara ve zorbalıklara maruz kaldığından da bahsetmeyeceğim!

 

Hunharca katledilen ve bunu yıllara yaydığımızda sayıları yüzlerceyi bulan zavallı kadınlarımızdan söz etmeyeceğim bile!

 

Her darpa, sarkıntılığa ve aşağılanmaya maruz kalıp pek çoğu ölümle sonuçlanan kurban ve mağdur edilmiş hemcinslerim için sosyal medyada iki üç güncük yapılan paylaşımların sonrasında bir daha yokmuş, sanki hiç olmamış gibi hiçe sayılmalarından da dem vurmayacağım!

 

Yoo, düşündüğünüz gibi; son bir kaç yıl içinde 106.878 kız çocuğunun doğum yaptığını ve maalesef bunların arasında 15 yaşın altındaki kız çocuklarının olduğunu dillendirmeyeceğim bile!

 

Buna bağlı olarak, neden 15-24 yaş aralığındaki türdeşlerimin iş gücüne katılım oranının sadece %31’lerde kitlenip kaldığından da söz etmeyeceğim!

 

Hele ki ne çalışma hayatında ne eğitim hayatında ne de sosyal hayatta, kısacası toplumun hiçbir yerinde var olmayan, sanki hiç yaşamıyormuş gibi bahsi geçen, yok sayılan, silik kadınlarımızın oranının %33.6 ( istihdam ve eğitim verilerine göre) olduğunu da belirtmeyeceğim!

 

Gördünüz mü? Mutlu bir pazar günü yaşayın ve yaşayalım diye ve bugün ” bizim günümüz” diye, ” bize özel” iç açıcı ve pembe tabloyla çerçevelediğim bir köşe yazısı yazdım!

 

Yazımdaki boşlukları herkesin kendince tamamlaması dileğimle,

 

“EĞİTİM ŞART!” diyor ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyorum.

 

Esen kalın…

 

ENFLASYONU NELER ETKİLİYOR

ENFLASYONU NELER ETKİLİYOR

Son üç ayın enflasyon rakamlarına baktığımızda, enflasyon canavarının yavaş yavaş baş kaldırdığını görüyoruz.

2019 Aralık enflasyonu 11,84 olmuştu.

2020 yılı ocak enflasyonu ise 12,15 olarak gerçekleşti.2020 yılı şubat enflasyonu ise 12,37 olarak gerçekleşti.

Az da olsa bu yükselişin nerelerden kaynaklandığını araştırdık, özellikle sebze fiyatlarında çok yüksek artışlar gördük.

Alkolsüz içeceklerinde fiyatları artmıştı.

Eğitim ve sağlık hizmetlerindeki artışlar ise daha belirgin oranlardaydı.

Kazak, mont ve ayakkabılarda ise fiyatların düştüğüne tanık olduk.

Kısacası , enflasyon endeksinden yer alan  418maddeden, 146 adedinde, düşme görüldü.

24 maddenin fiyatlatrın da ise, artışlara rastlandı.

Bu yılın Şubat ayı ihracatı ise, geçen yıllara göre daha yüksek oldu.

Korona virüs nedeniyle Çin’de üretim düşünce, varil petrol fiyatlarında da, düşme görüldü.

Ayrıca, Suriye sınırındaki sıcak temaslar döviz fiyatlarını etkiledi.

Döviz ve altın fiyatlarındaki artışları, bir grup üretici ve esnafımızda, kendi çıkarları için kullanmaktan, kaçınmadı.

Mart ayı içinde yapacağımız diplomatik ve operasyonel ataklar, lehimize sonuçlandığı takdirde, dövizde çok hızlı bir düşme olmasını, bekliyoruz.

Dövizdeki bu hızlı düşüşün, gıda fiyatlarına ve özellikle emlak fiyatlarına da, önemli ölçüde yansımasını bekliyoruz.

Bu Mart ayının, ülkemiz açısından önemli bir mart ayı olacağını düşünüyoruz.

Enflasyondaki artma ve düşmeleri  sadece üretim, tüketim ve talep ile izah edemeyiz.

Dış politikadaki gerginlikler, sınır çizgisinde yapılan operasyonlar ve ülke içinde yaşanacak toplumsal olaylarda, enflasyonu  çok  yakından  etkilemektedir.

Günün Sözü

Paranın öldürdüğü ruh,

Kılıcın öldürdüğü bedenden fazladır.

“welter scott”

 

Hepimiz Kendimizle Yüzleşmeliyiz

Hepimiz Kendimizle Yüzleşmeliyiz

Yaklaşık 40 yıl önce,Komutan Ateş  Paşa Suriye sınırından Hafız Esat’a seslenmiş ve terörist başı Abdullah Öcalan’ı teslim etmesini istemişti.

Hafız Esat Öcalan’ı teslim etmemişti ama Suriye’yi terk etmesine de engel olmamıştı.

Öcalan önce Yunanistan’a sığınmıştı.Biz Yunanistan’a baskı yapınca,yeni adresi İtalya olmuştu.

Orada da barınamamış ve Afrika’ya kaçmıştı ama devlet operasyonu ile paketlenmiş halde Türkiye’ye getirilmişti.Biz başta terör olmak üzerehiç bir konuda Suriye ile biraraya gelememiştik.Çünkü Suriye bir terör üretim merkezi gibiydi.

Hafız Esad’da oğul Esed’deülkesindeki  kalabalık Sünni Araplardan hoşnut değildi.

8 yıl önce başlayan iç savaşta Sünni Arapları yerlerinden sürmekti.İşte,sınırlarımıza yığılan yaklaşık 4 milyon sığınmacının çoğunluğu Sünni arap kökenlidir.İç savaşın başında iktidarın çok acele Suriyeli muhaliflerin yanında görülmesi yanlıştı.

(CHP)ninde Suriye’ye gidip Esed’e destek olmasıda daha büyük bir yanlıştı.

İç savaşın güya dışında kalmıştık ama sığınmacıların kapımıza yığılması hepimizin kimyasını bozmuştu.

Derken Alman Başbakanı Merkel ortaya çıktı.O dönemin başkanı olan Ahmet Davutoğlu ile yoğun görüşmeler yaptı.

Merkel’in derdi savaşın ve akan kanın durması değildi.Avrupa’lılar sınırdaki göçmen nüfustan korkuyordu.Bize serbest dolaşım vaat ettiler ve kaçan göçmenlerin geri kabulünü imzalattılar.

Davutoğlu “Merkel ile Kayserili pazarlığı yaptık”dedi ama kazığı yiyen yine biz olmuştuk.

Neticede bizi göçmen polisi yaptılar.Vize vaatlerinide yerine getirmediler.

Bizim derdimiz  hiçbir zaman Suriye’nin toprağında ve petrolünde olmadı.Bizim derdimiz Suriye sınırımıza yığılan ve ülkemizin içine yayılan Suriye’li sığınmacılardan kurtulmaktır.Geç  te olsa Avrupa kapılarını açtık ve ilk anda yaklaşık yüz bin sığınmacıyı (AB)ülkeleri ile tanıştırdık.

Amacımız kaos yaratmak değil sorumluluğu paylaşmaktır.

Günün sözü;

Sözler,tutulmak için verilir.

“swift”

 

“GEÇEN PERŞEMBE AKŞAM HABERİ SURİYE İDLİB’TEN REJİM GÜÇLERİ VE RUSYA TARAFINDAN KALLEŞ SALDIRISI ŞEHİT ASKERİMİZ VE ŞİİR’İM”

“GEÇEN PERŞEMBE AKŞAM HABERİ SURİYE İDLİB’TEN REJİM GÜÇLERİ

VE RUSYA TARAFINDAN KALLEŞ SALDIRISI ŞEHİT ASKERİMİZ VE ŞİİR’İM”

Şu şunda açıklama, falandan bu açıklama geldi,  olana bakmak, boş işlerle hiç kulak vermemek gerek sadece şehitlerimize yanmak. Her Türk evladı gibi içime kor ateş düşmüş, nasıl söndüre bileceğimi bilmiyorum. Bir o kadar da millet olarak içine düşürüldüğümüz tehlikelere yanıyorum. Perşembe gecesinin akşam saatleri, Akşam 22 haberlerini izlerken,” İdlib’ten “ Türk askerlerine Rusya destekli, Suriye uçakları tarafından yapılan hain saldırı ve çok sayıda şehit yaralılarımızın olduğu haberlerini öğrendiğimde büyük bir şok yaşadım, yüreğimde kor ateşin yandığını hissettim; yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek, Mehmetçiğin sıkıntılarını, karşılaştığı zorlukları bire bir haber kaynaklardan dinledim, yapılan yanlışlara bakarak kalemimle deftere yazdım, öğreniyorum ama milletin morali daha fazla bozulmasın, askerimizin yüksek direnci düşmesin diye dua ediyordum.  O, anki beynimdeki düşüncemle böyle bir felaket haberine hazırlıklı olmama rağmen şok geçirdim. Mübarek Kandil gecesi dua ediyordum gerçek olmasın diye. Saatler geçiyor haber kaynaklarımdan peşi sıra acı haberler gelmeye devam ediyor. Televizyonumda açık tuttuğum kanalda saat 23 kadar öğrenebildiğim tek şey sarayda toplanan güvenlik zirvesiydi. Birden kırmızı “son dakika habere diye” ekranda kendini gösterdi. “Eyvah acı haber geliyor” derken bir de ne göreyim? Suriye rejimine ait şu kadar güç etkisiz hale getirilmiş, bu kadar bu, şu kadar da şu vurulmuş. Yine başlamışlardı millet psikolojisini düşürme taktiğiyle algı operasyonları! Biz onlara çok zarar verdik o yüzden çok şehit verdik, gibi benzetmeler söylemler olurken, kafalarında saklanan hain saldırıda, şehitlerimiz her halde.

Bir ara sosyal medyaya haberler düştü, Televizyonda seyrettiğim haberciler, uzman yüzlerin halinden belliydi. Kıvırtıp duruyorlardı. Her zamanki gibi iktidarın algıları doğrultusunda yorumlarına devam ediyorlardı. ABD’ye, NATO’ya, AB’ye seslenip yardım isteniyor, Gecenin ilerleyen saatlerinde, Hatay Valisi ekranlarda göründü. Acı haberleri verme Vali beye yıkılmıştı. Savunma Bakanlığı’nın yapması gereken açıklamalar ona bırakılmıştı. Canlı yayın yapan vali beye. Peyde pey şehitlerimizi öğrendik ama kim vurdu nasıl vuruldu konusunda bilgiye sahip olamadık. Uzmanılar, tahminlerle hükümetin hatalarını kurtarmaya çalışıp durdular. Gece yarısı hareketli saatler. İktidar mensupları, ABD, NATO ve AB’nin kapısından haber bekledi. Trump’tan destek tweetleri geldi gelecek. Ne ABD’den ne Trump’dan 2 satır tweet gelmedi. AB’den bir cılız ses, NATO’dan buruk ses ve Türkiye’ye güya destek açıklaması yaptı. Hepsi o kadar!

Acı gecede saray suskun. Bakan efendiler sessiz. Atıp tutanlar, keyfi yerinde olanlar, erkenden uykuya dalmış. Millet ise acısından uyuyamıyordu. Sabahı zor sabah ettik! Rusya’dan peş peşe gelen küstah açıklamalarla acılarımız daha yükseldi. Bir de ne görelim? Savunma Bakanı ile komutanlar sınırımızın sıfır noktasına gitmiş. Pozlu hareketli fotoğraflar, algı etme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Bu arada boğazlarımızdan füze yüklü Rus savaş gemileri geçti Akdeniz’e inmek için. Dost, Putin’e bir jest olsun diye herhalde geçirildi, Suriye’de, Türk askerine haince saldıran Suriye rejimine daha çok destek olsun diye mi acaba? Sınırın sıfır noktasında incelemelerde bulunan savunma bakanı ve komutanların fotoğraflarına bakınca. Tayyip Erdoğan daha dün “savaş” dememiş miydi? Anayasal olarak savaşta emir komuta Genelkurmay Başkanı’na geçer. Eski bir Genelkurmay Başkanı olmasına rağmen askeri birliklerimize emir komuta yetkisi nasıl olur bilmem? Şu andaki Genelkurmay Başkanı’mızın ismi bile duyulmadı. Neden? Anında bir karar çıkar güya misilleme yapılıyor. Suriyeli mültecilere Avrupa’ya gitmeleri için yol verilmiş. Ekranlarda gün boyu, karadan ve denizden yola çıkarılanlar seyreltildi. İçlerinde acaba kaç Suriyeli vardı? Adamlar, Türkiye’deki rahat ve beleş ortamı bırakıp gitmezler. Gitseler de onları sınır kapılarında Yunan ve Bulgar askerinin beklediğini, sokmayacaklarını bilmiyorlar’ mı? Biliyorlar ve gitmezler ve ülkemizin siyasi iktidarına Türk milletinin çoğunluk sesi der ki! Bu Suriyeli göçmeler içinde 800 binin üstünde eli silah tutan gençler var; Bu gençleri belirli askeri eğitimle tecrübe kazandırarak, Suriye milli ordusuna katarak ülkeleri için dikta rejime karşı savaşsınlar. Uluslararası haklılıklarını ortaya koysunlar, vatanlarına sahip çıkmış olurlar ve Türk milletinin kınalı kuzuları tehlikelere düşmemiş olur. Tüm şehitlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun. Gariban ocaklara ateş düşmesin, Gazilerimize şifa, acılı ailelere sabır. Türk milletinin başı sağ olsun. “ AMİN”

SURİYE’DE ŞEHİT DÜŞEN MEHMETLERİME

Yüreğimiz yandı ocaklar söndü

Suriye’de şehit düşen Mehmetlerime!

Uşak Esat’ın kanlı yüzüydü

Suriye’de şehit düşen Mehmetlerime!

*

Analar gelinler ağlar ocaklarında

Yavruların boynu bükük kollarda

Şehitlere tekbir baba ocaklarında

Yürekler yaralı şehit Mehmetler ime!

*

Suriye toprağında tuzak kuruldu

Kanlı devletler besleyip durdu

İnsanlık dramı zirvede oldu

Suriye tuzağı şehit Mehmetlerime!

*

Atılan bombalar parçalanan bedenler

Acı feryatlarla ölen çocuklar

Dünya insanlığı neden görmezler

Suriye’de şehit olan Mehmetlerime!

*

Yüreğimde öfkem dilimde nida

Kahrol, Rusya, Amerika uşaklarına

İşgalci, Siyonizm gücü tuzaklarına

Suriye’de oyun şehit Mehmetlerime!

*

İnsanlık adına Mehmetçik orada

İmzalar atıldı muhatap olanlarla

Aldatma tuzak hepsi bunlarda

Suriye tuzağı şehit Mehmetlerime!

*

Evlat hasreti tüter burnunda

Yüreklerde kor ateş yandıkça

Güvenme iblisin osuna busuna

Ocakları matem şehit Mehmetlerime!

*

Ülkemi yönetenlere çağrıdır benden

Aklınla, ilmini donat sofralarından

Kendin üretirsen kes göbeğinden

Suriye bedel şehit Mehmetlerime!

SON ÜÇ MAÇTA 7 KAYIP PUAN

SON ÜÇ MAÇTA 7 KAYIP PUAN

Son iki maçta ard arda 5 puan kaybedince dördüncü sıraya gerilemiştik.

Açık ara lider Hatay spor ile son haftalarda çıkış yapan Adana Demir Spor berabere kalınca bize yeni bir şans doğmuştu.

İşte İstanbul’da Ümraniye spor maçına böyle bir ortamda çıktık.

Ama Ümraniye spor ile berabere kaldık.

Bu arada Erzurum sporda Menemen spor engelini  aştı.

Kalan dokuz maçımıza bakınca ilk ikiye girme şansımızı pek göremiyoruz.

Keçiören gücü ve Giresunspor deplansmanlarımız kolay geçmeyecektir.

Üstelik son maçımızı da Hatay’da oynayacağız.

Özer öyle bir zamanda ceza aldı ki adeta sezonu kapatmış oldu.

Ağabey pozisyonunda eski futbolcumuz Volkan Şen’i alsaydık daha farklı yerde olabilirdik.

Adana Demir spor birinci ligin en çok gol atan takımı ve en çok pozisyona giren takımı haline geldi.

Önümüzde İstanbul spor Balıkesir ve Bolu spor maçları var.

Bu üç maçta galip gelemezz ise daha sonraki Keçiören ve Giresunspor maçlarını hiç geçemeyiz.

Bursaspor yönetim kurulunun son dokuz haftalık maraton için acil tedbirler alması gerekiyor.

Hakem hatalarına kafayı takarsak, play off şansımızı bile kaybedebiliriz.

Artık kış şartları bitti sayılır.

Fizik olarak güçlü olan genç kadro için çok iyi bir ortam var.

Gençlere daha çok şans tanımalıyız.

İlk iki mücadelesi takımı strese soktu.

Biz ilk altı diyelim ama ilk ikiyi de bir tarafta tutalım.

Bu sezon ağabey futbolcularla genç yıldızlarımızı harmanlayamadık.

Bu arada sarı ve kırmızı kart görme konusunda takımımıza eğitim verelim.

Öncelikle de ağabey futbolcuları eğitelim.

 

Günün sözü;

Çok şanslı olmamı, çok çalışmama bağlıyorum. “Jefferson”

 

 

Halk pazarı, hâl pazarı !

Halk pazarı, hâl pazarı !

 

Perşembe gecesinden beri sanki gök kubbe üzerimize olanca kederini yağdırmış gibiyiz hepimiz! Haklı olarak.

 

Hepimiz derken tabii ki insan olan, başkalarının acılarını paylaşabilen insanlardan bahsediyorum. Her ne olursa olsun istifini bozmayanlardan değil!

 

Bu hafta şehitlerimizin kaybıyla gümbürdedi yine hayatlarımız. Yıldırım çarpmışa döndük. Keder, acı ve hüzün bırakmıyor bir türlü yakamızı. Belli ki ülkenin kaderinin fena yazıldığı bir dönemden geçiyoruz ulus olarak.

 

Yazı başlığıma gelince;

Bizim burada her cumartesi halk pazarı kurulur. Bölgenin en büyük pazarı. Tabir yerindeyse, her cumartesi yıkılır buraları!. Sadece yakın mahalle insanları değil, diğer komşu semtlerden de bir sürü ziyaretçisi olur cumartesi pazarının.

 

Bu kalabalığın olduğu yerde gürültüyü,  pazar coşkusunu ve insan koşturmacalarını tahmin edersiniz. Cümbür cemaat toplaşır pazar yerinde millet.

 

Gel gelelim bu hafta cumartesi pazarı farklıydı! Sıradışı bir sessizlik…Ne ürününü satmak için avaz avaz bağıran satıcılar ( ki hepsini de seviyor ve sayıyorum bu çok emek gerektiren mesleği yaptıkları için) ne de pazarın içinde dolaşan halktan çıt çıkmıyordu. Müthiş bir sessizlik hakimdi caddeleri kaplayan pazar yerinde.

Hatta sabah uyandığımda sessizlikten dolayı pazarın bile kurulmadığını düşündüm bir an.

 

Gerçek olan şuydu; pazar kurulmuştu kurulmasına ama kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.  Herkes sanki hep bir ağızdan sözleşmiş gibiydi ‘ sessizliğe dair ‘…

 

Pazar yerine gelen vatandaş usulca alışverişini yapıp sıyrılıp gidiyordu. Pazarın emektarları ise ” ekmek parası derdine buradayız yoksa tezgah açacak ne gücümüz ne de gönlümüz var” der gibiydi. Belli ki şehitlerimiz kolumuzu kanadımızı kırmış, belimizi büküvermişti.

 

Halk pazarı halk pazarı olmaktan çıkmış,  hâl pazarına” dönmüştü bu cumartesi! Evet, yine iğne atsan yere düşmez ve yine birbirine çarpmadan yürünmezdi pazar yeri sokaklarında. Pazarcılar ise boşalan kasalarının yerine yenilerini tezgah üstüne koyma telâşındaydı yine.

…ama bu kez derin bir sessizlikle, büyük bir saygıyla!

 

Sanki herkes bir bütün olup sözleşmiş, anlaşmış, ağız birliği etmişcesine…

 

Yitirdiğimiz canların etkisi kimsede derman bırakmamıştı belli ki. Nasıl bıraksın ki? Acının biri de bini de bir ! Kanayan yara aynı yara.

 

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, ulusumuza baş sağlığı diliyorum.

 

Virüs mü- Biyolojik Silah mı?

Virüs mü- Biyolojik Silah mı?

Çin`i alt üst eden Korona virüs salgını, şimdilik üç bin kişinin canını aldı.

Üstelik, dünya ticaretini de, durdurdu.

Yeni ipek yolunun, Liderliğine aday olan, Çin ekonomisini, yıktı geçti.

Çin`de üretim durunca, petrol fiyatları da, inişe geçti.

Kısacası, Amerika`ya rakip olan veya Amerika ile dolaşan her ülke, büyük zarar gördü.

Bu virüs, şimdilik 36 ülke de boy gösterdi.

Bu ölümcül virüsün, tüm dünyaya yayılacağından çekiniyoruz.

Acaba bu virüs, bir biyolojik savaş silahı mıdır diye, düşünmeden edemiyoruz.

Çünkü, yakın geçmişte büyük ülkelerin ve dev holdinglerin patronları, bu dünyanın kaynakları artık bu dünya nüfusunu kaldırmaz, demişlerdi.

Önce, Irak ile insan savaşını başlattılar. 8 yıl süren bu savaşta, milyonun üzerinde insanın kanını akıttılar.

İran`a da, Irak`a da milyarlarca dolarlık silah satmaktan, bıkmadılar.

8 yıl önce, bu savaşı Suriye`ye sıçınttılar. Şimdi Libya`yı da, bölmeye karar verdiler.

Bizi de, 8 yıldan beri, sınırlarımız da ki sığınmacılarla, rearkaja aldılar.

Esed, düşman gibi gördüğü, kendi halkının sunni kısmını, uçak saldırıları ile, göçe zorlamaktan bıkmadı.

Bu mezhepçi sürgün, bizi de bunalttı.

Katliamcı ve işgalci bu ülkeler, belki de savaş stratejilerini de, değiştirdiler.

On dolarlık bir virüsle, dev gibi ekonomisi olan, koca Çin`i kımıldayamaz hale, getirdiler.

Çin`in yükselişinden ve ipek yoluna olan ilgisinden, rahatsız oldular.

Virüs`ün önce Çin`de daha sonra da İran`da, görülmesi, çok manidardır.

Kim Amerika ile, kavgalı ise, virüsü orada görüyoruz.

Bu benzerlik, bir stratejik hamleden midir, yoksa bir tesadüf müdür, çok yakında öğreneceğiz.

Bu odakların, demokrat mı, yoksa insanlık düşmanı mı olduğunu, anlayacağız.

Günün Sözü

Öğrendikten ve sevdikten sonra, daha çok acı çekeceksiniz.