Köşe Yazıları

BİR KAÇ AY SONRA DÖVİZ VE ENFLASYON

BİR KAÇ AY SONRA DÖVİZ VE ENFLASYON

Döviz fiatlarının düşmesinde, kurban bayramı masrafları ile tatil giderlerinin büyük payı olduğunu biliyoruz. Çünkü halkımız bankalardaki döviz mevduatlarının bir bölümünü harcadı.

Yani, bayram öncesi Ocak ayındaki döviz mevduatı 236 milyar dolardı. Bayram sonrası bu rakam, 230 milyar dolara indi.

Yastık altı dövizcileri de, dövizlerinin bir miktarını bozdurdular ve bayram öncesi yaşanan döviz kuru düşmesine katkı sağlamış oldular.

Piyasa dövize doyunca, döviz fiatları düştü ve Türk Lirası, biraz kıymetlendi. Bayram sonrası döviz fiatları biraz kıpırdadı. Ama Amerika’daki bono faizleri düşünce ve ihracatımız Temmuz ayında, 200 milyar dolarla rekor kırınca, artış eğilimindeki döviz tekrar inişe geçti. İşte tam bu noktada, enflasyon oranları açıklandı.

Enflasyon oranı, (18,95) oranı ile son 26 ayın en yüksek rakamına ulaşmıştı. Bu günlerde inişe geçen döviz fiatlarının, kurban bayramı öncesindeki noktaya ulaşacağını düşünüyoruz.

Çünkü döviz, faiz ve enflasyon oranının, birbirlerine bağımlı olduklarını, biliyoruz. Peki, birkaç ay içinde döviz fiatlarının durumu nasıl olacaktır.

Bir kere yükselen enflasyon, döviz fiatlarını yeniden tırmandıracaktır. Memur ve kamu işçilerine verilecek zamlarda hem gelecek oyların enflasyon oranlarında, hem de döviz fiatlarında etkili olacaktır.

Salgın hastalıkta olabilecek tırmanmalar ile yangın ve sel felaketlerinden çıkacak sonuçlarda hepimizi hem ekonomik hem de toplumsal olarak, etkileyecektir. Ülkemiz belki de en kritik altı ayile karşı karşıyadır.

GÜNÜN SÖZÜ

Minnet ağır bir yüktür. Kimse bu yükü taşımak istemez.

“DENİS DİDEROT”

 

TUNUS VE MISIR İLİŞKİLERİNE DİKKAT

TUNUS VE MISIR İLİŞKİLERİNE DİKKAT

Arap alemini sarsan Arap Baharı, 2011 yılı Aralık ayında Tunus’ta başlamıştı. Bu ayaklanma sonucu, Tunus’un mutlak Cumhurbaşkanı Bin Ali 2011 yılı ocak ayında, ülkesini terk etmişti.

Bu projeyi Tunus’ta uygulamaya sokanlar ise, 2015 Nobel Barış ödülünü Tunus’a vermeyi, ihmal etmemişlerdi.

Ama yeni sistem, bir türlü çalışamadı. Bu gün bürokratik darbenin başında bulunan “SAİD” seçimlere bağımsız giren, bir Anayasa hukukçusu idi.

İlk turda 18,40 oranında oy almış, ikinci turda ise 72,7 ile zirveye çıkmıştı.

Çok yüksek oy oranı ile Cumhurbaşkanı olan “SAİD’İN” mevcut siyasi kadrolarla ve hükümet ile bir türlü yıldızı barışmadı.

Hükümet, anayasa mahkemesi kurmaya kalkışmış, ama yıllardan beri mahkemenin üyelerini atamamıştı.

Korona salgını, özellikle son günlerde, çok azmıştı. Artan dış borçlar ise, 12 milyonluk Tunus ekonomisini kilitlemişti.

Sözün kısası, Tunus halkına yeni demokratik dönem, hiç yaramamıştı.

Demokrasi Barış ödülünü almıştı ama demokratik yönetimi henüz hazmedememişti. Darbeci Cumhurbaşkanı “SAİD” ise, iktidara yakın olan “Müslüman kardeşlere” karşı çok mesafeliydi.

Tunus Cumhurbaşkanı “SAİD”İN, Müslüman kardeşlere karşı mesafeli tutumu, batı ülkeleri, Suudi Arabistan, Mısır ve Arap emirlikleri tarafından da, desteklendi.

Cumhurbaşkanı SAİD hukuk kökenlidir. Ve ara rejim döneminde, bir başsavcı gibi davranmak niyetindedir.

Şimdi biz Tunus’a karşı nasıl bir politika izleyeceğiz.

Mısır konusunda, MURSİ’Yİ çok sevmiştik. MURSİ’NİN yerine gelen General SİSİ’Yİ, dışlamıştık.

Bizim Mısır ve Tunus’la ilgili dış politikamız, Müslüman kardeşler üzerine yoğunlaşmak yerine,tüm Mısır ve Tunus halkı üzerine, kurulmalıdır.

GÜNÜN SÖZÜ

Ekmeğinizi bölüşün ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın.

“Halil CİBRAN”

 

ÜLKEMİN CİĞERLERİ YANDI ve ŞİİR’İM

ÜLKEMİN CİĞERLERİ YANDI ve ŞİİR’İM

Bu yangın ciğerlerimizi yaktı, canlarımız gitti, morallerimiz bozuk, öfkelerimiz zirvede, PKK, YPG denilen terör uşakların ipleri kendi ellerinde değil; Bunları ellerinde kullanan dünyayı kasıp kavuran para baronları, yani uyuşturucu, silah ve benzeri baronlar bazı ülkelerin gizli servisleriyle eş zamanlı bağlantılı olan ve Türkün yurduna düşman olan perde arkası nal et odakları  sözde kendilerine, PKK Ateşin Çocukları denilen ve şeytanın uşakları adlarına Kürt diyerek Kürt kardeşlerimizin adını o leş ağzınıza alıp ormanları yaktık diyen nemalanmaya ve kargaşayı tırmandırmaya çalışan, vatansız, Allahsız, kitapsız, imansızlar. Yunana, Ermeni’ye, ABD ye ve benzer ülkelerin uşakları, satılmışlar. Sizi bu ülkenin emniyet güçlerimiz, ordumuz, istihbaratımız en ağır cevabı verecektir. Bu vatanın has evlatları olarak, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Boşnağı, Alevisi,Sünnisi ve  tüm Türk halkıyla birlikte sizden hesap soracaktır. O yanan hayvanların, böceklerin, ağaçların, o cennet ülkemin üzerine, Allah’a  yemin olsun… “Allah’ın laneti üzerinize olacaktır…”

*

Ülkemi yöneten siyasi iktidar bu yangında canlar yandı ve ülkem insanı üzerinde ikinci bir yangın operasyonları oynanıyor. Size düşen görevler halkımıza doğru iletişimi vererek sakın ortamı oluşturmaktır. Bakın haberlere Bir taraf Türk hava kurumunun hangarlarında yangın söndürme uçakları var diye tutturuyor. Öbür taraftan uçaklar kiralanıyor yetersizlikler, tedbirsizlikler diye tutturuyor.  Bir taraf yangın konusunda muhalefete ve kamuoyuna yeterli bilgi verilmiyor akıllar karışarak, akıllarla oynanırken muhalefette kendine göre pay çıkararak konuşuyor. Öbür taraf yangının iktidara dokunmaması için çırpınıyor. Sosyal medya da yangın kadar tehlikeli bir ortam oluşuyor. Tarafsız yorum yok. Soğukkanlı analiz yok. Bilgiye dayalı yaklaşım yok. Uzman görüşü yok. Olumlu ile olumsuzu aynı anda ortaya koyma yok. Meseleyi anlama çabası yok yok yoktur. PKK’nın “Ateşin Çocukları” diye orman yakmaya dayalı faaliyet içine girdiği ve ülke insanımızı içten birbirine düşürme faaliyetleri devam ederken hala başta iktidar ve tüm siyasiler polemiklerle dolu açıklamalar yapar dururlar. Kimi Tekbir getirin, yangın söner şeklinde dinin değerlerini malzemesi haline getirilmesine fırsat verenler olmasında farklı konulardır.

*

Neler yapabiliriz yaralarımızı nasıl sararız mantığına odaklanmamız için yetkililer, siyasiler, komisyonlar kurarak çalışmalar gerekir. Sanatçılarımız, konserler elde edecekleri gelirleri yanan bölgelere verebilirler. Sivil toplum örgütlerimiz, şimdiden büyük kampanyalar yürütebilirler. Ey iktidara yakın kalburüstü işverenler keselerin ağzını acın gerekeni yapın, vatandaştan imkanı olan maddi yardım olmayan bedensel gönüllü o bölgelerde çalışarak yardımlaşma şimdi başlana bilir, fidan dikme ve benzer girişimler olabilir. Fazla laf edenlerin sesi değil, bir şeyler yapmak için çabalayalım çok daha iyi olur.

*

Devlet bu tür konularda toplumda var olan kutuplaşmanın artmasından endişe edecek şekilde bunun önünü almaya acilen önlem alması ve muhalif siyasi partilerle koordineli çalışmalar yapması toplum  doğru bilgiye ihtiyacı var. Ciddi anlamda bir gerginlik var ve bu gerginliği kullanmaya çalışan bir terör örgütü ile karşı karşıya kaldığımızı unutmamak gerekiyor. Toplumsal anlamda bir bilgi ve bilince ihtiyaç var. Sonuçta bunu gerçekleştirenin bir terör örgütü olduğu üzerine şüpheler yoğunlaşıyor. Bunların maksadı ise toplumda bir şüphe, belirsizlik, korku yaratmak ve bir şekilde ben varım demek. Toplumda var olan gerginliği, terör örgütlerinin bu şekilde kullanmasına izin vermeyerek, Siyasi anlamdaki hizipleşmeleri, özellikle de sosyal medyada orman yangınları üzerinde kullanılıyor. Terör örgütleri geçmiş dönemlerde de bunu yapmaya çalıştılar. Bu bir insanlık suçudur. Ülkemize yapılan, doğaya, geleceğe kısacası insanlığa zarar veriyor. Bu açıdan bakıldığında terör örgütleri ve onları besleyenlerin çok büyük bir suçu olduğunu ifade etmek gerekiyor.

*

Orman yangınlarının ne yazık ki oluşumunda en büyük etken insanların tedbirli olmaması ve devlet daha sıkı tedbirler almasıdır. Özellikle orman alanlarında dikkat edilmeden atılan ve kırılan şişelerin parçaları yüksek sıcaklıklarda bir mercek görevi görebilmekte ve kuruyan yüzeyi kolaylıkla tutuşturur. Bu nedenle orman alanlarından geçen kara yollarının kenarları ve piknik alanları çok sıkı bir şekilde bu materyallerden temizlenmeli. Yangın riskinin büyük olduğu dönemlerde orman içi piknik alanlarına girişler yasaklanmalı. Kozalaklı ve iğne yapraklı ağaçlarında yangın yayılımını ve yangın oluşma riskini arttırdığı göz önüne alınarak yeniden ağaçlandırma yapıldığı zaman buna dikkate edilmeli. Orman yangını olan illerimize Türk Milleti bir bütün olarak birlik içinde bununda üstesinden gelerek şehitlerimize Allah’tan rahmet mekanları cennet olsun, yaralı kardeşlerimize şifalar dilerim ve Türk milletinin Başı sağ olsun, Rabbim bu af-atları bir daha yaşatmasın. “AMİN”

SEVGİ SAYGI HOŞGÖRÜ GELSİN

Alemde güzeli düzeni olsa,

Acısız, Çilesiz mutluluk gelsin.

Özgürce çocuklar uçurtma uçursa,

Sevgi barış kardeşlik gelsin.

*

İnsan nesli olmasın heder,

Bitsin hüzün gözyaşı keder,

Gönüller sultanı olsun ki şükür,

Sevgi barış hoşgörü gelsin.

*

Nefret zulümler kökü kurusun,

Zalimler yerin dibine batsın,

Dünya pisliklere dar olsun,

Sevgi barış kardeşlik gelsin.

*

Bahçesinde renkli gülleri açsın,

Mis kokuları göklere çıksın,

Dere kenarların çimeni olsun,

Barış kardeşlik hoşgörü gelsin.

*

Doğamız korunsa sümbülü açsın,

Kelebekler uçsun neşeyi saçsın,

Vahşi kötülükler korkudan kaçsın,

Sevgi barış kardeşlik gelsin.

*

Der Mehmet hayalim budur,

Fani dünyada güzele koştur,

Vur neşteri çirkini durdur,

Sevgi saygı hoşgörü gelsin.

Y.T: 21.04.2021

Mehmet KANTAR.

ORTALIK CAYIR CAYIR!

ORTALIK CAYIR CAYIR!

 

Yemyeşil ağaçlar kor ateş olup kızıla bürünüyor ve sonrasında kömürleşiyor.

 

Caanımm hayvan dostlarımız ciyak ciyak acılar içinde kıvranarak, yanarak ölüyor.

 

Özgürlüğün sembolü olarak kanat çırpan envai çeşit kuş feryat figan öterek can veriyor…

 

Misss kokularıyla insana ve doğaya huzur veren bitkiler, çiçekler narin bedenlerini alevlere teslim ediyor.

 

İnsanoğluna kimi zaman mesire alanı olarak ve tartışmasız, oksijen deposu olarak hizmet eden orman ana ise son nefesini veriyor!

 

Toprak kaymalarının önüne set olan koca koca ağaçlar bir bir devriliyor…

 

Evet onların bağırtılarını duymuyor, feryatlarını, avazlarını hayvan dostlarımdaki gibi kulaklarımla işitmiyor olsam da yüreğimde hissediyorum, ölürken canlarının yandıklarını, hıçkıra hıçkıra ağladıklarını.

 

İçim burkula burkula, kalbim kanaya kanaya bir yok oluşa daha tanık oluyorum.

 

Onlar ağlıyor ben ağlıyorum …

Hatta onlar ağladıkça ben daha çok ağlıyorum, beyaz camdan onları izledikçe.

 

Her yaz aynı şey! Her yaz dönemi aynı harap manzara.

 

Yanmadık, yakılmadık bir yeşil alan, orman kalmadı bu cennet vatanda! Bir kaç tane elde avuçta varsa da onlar da seneye yaza Hakk’ ın rahmetine kavuşturulur nasıl olsa!

 

Vicdansızlar…

Acımasızlar…

Ruhsuzlar…

 

Vermeye kudretimizin olmadığı canları haince ve haksızca almaya kalkan hadsizler.

 

Artık biz insanoğlu için söyleyecek hiçbir sözüm yok! Aslında denecek çok söz var ama, her yaz tanık olduğum bu acı tabloların karşısında yapabileceğim en doğru şey, onlar adına Allah’ tan akıl, izan, vicdan ve merhamet istemek olacaktır sanırım.

 

Ülkemizde çıkan orman yangınlarında bile isteye dahli olan her kim ya da kimler varsa, dilerim Allah da onları o hayvancıkların, bitkilerin, ağaçların yandığı gibi yaksın. Can verirken sesleri kulaklarımdan gitmeyen hayvan dostlarımızın acısının aynısını dilerim sizler de yaşayın.

 

İnsanlık, insan olmayı gerektirir!

 

Başka sözüm yok.

 

 

Esen kalın.

GEÇMİŞ OLSUN MANAVGAT VE ŞİİR’İM

GEÇMİŞ OLSUN MANAVGAT VE ŞİİR’İM

Ülkemizin incisi Antalya/ Manavgat, Ormanıyla ,Yeşiliyle, suyu ile yeşil görmeyen gözlere, renk ve berrak suyun akışıyla  zevk öğreten Manavgat. Öyle bir ağaçlandırılmış yapı ki kör bir insan dahi huzur veren doğasıyla bütünleşmiş olduğunu görünce anlaşılan Manavgat. Yılların ağaçları, geçmişi geleceği bağlayarak tarif eden örtü yapısına sahip ve insanoğluna sabrı öğreten bir Manavgat . Birlikte beraberce  yaşamanın, faydalı olmanın zevkini veren bir Manavgat. Ülkemizin uygarlık düzeyini temsilde üzerinde yaşadığı toprakta ağaçlandırmasıyla öncüleri olan bir Manavgat. Toprağa emanet edilmiş bir ağaç, mahalleye, semte, şehre hatta topluma ve bütün insanlığa emanet edilmiş bir değer Manavgat, Ciğerlerin yandı bizlerde uzaktan çaresiz bakarak içimiz yandı Manavgat , Senin o güzelliğin içinde yıllarım geçti çok üzgünüm fakat elden bir şey gelmez an çak bu yazımı yaza bildim Manavgat , Senin içinde oturan tüm can dostlara geçmiş olsun diyerek Rabbim yar ve yar yardımcıları olsun ve bu vahşi afatta vefat edenlere Allah’tan rahmet dilerim.

*

Yangınların çoğunluğu kendi başına çıkmaz. İnsanların dikkatli olması birçok yangını mutlaka önler ve terör odaklı yangınlar çok yönlü araştırmalar yapılması ve bu günlerde ülkemizde olumsuz birçok sorunlar var. Bu sorunların üstünü kapatmak için bahaneler yapılmadan ilişki yapılmaması, Manavgat’ta oturan birçok bölgemizde insanımız var. Bu yangını fırsat bilerek bunlar arasında nefret kin tohumu ekmeye çalışan nifak tohumlarına dikkat edilmesinde fayda vardır. Manavgat’ın sağduyu insanı bunlarında üstesinden gelir.

*

Yangınlara sürekli tedbirli olmaktır. Bir yangını söndürmek kadar önemlidir.  Hafif esintiler küçük ateşleri körükler ama, rüzgar fırtınaya dönünce ne ateş kalır ne bir şey. Doğal afet, büyük oranda veya tamamen insanların kontrolü dışında gerçekleşen, mal ve can kaybına neden olabilecek tehlikeli ve genellikle büyük çaplı afetlerdir. Afetin ilk özelliği doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Bazı afetlerin yeryüzünün nerelerinde daha çok olduğu bilinmektedir. Örneğin deprem, heyelan, çığ, sel, gibi bazı afetlerin sonuçları depremde olduğu gibi doğrudan ve hemen ortaya çıkar. Ama kuraklıkta olduğu gibi bazılarının sonuçları ise uzun bir zaman sonra ve dolaylı olarak görülür. Allah musibetlerden korusun.

*

Orman yangınlarını çıkmadan önlemek için tedbirlerin alınması ve sürekli hazırlıklı olunmasıdır.

1- Orman Genel Müdürlüğü, yangın çıkma ihtimali yüksek yerleri tespit edip etkin önlemler almalı.

2- Ormanda ateş yakılmamalı ve sigara izmaritleri yanık olarak atılmamalıdır.

3 -Ormanlara yangın gözetleme kuleleri yapılmalı ve çok sayıda olmalı. Ayrıca yangın mevsimi boyunca yangın riski yüksek olan ormanlarda motorize yangın ekipleri bulundurulmalıdır.

4- Yangın riskinin yükseldiği kurak mevsimlerde gerek duyulursa ormana giriş ve çıkışlar yasaklanmalıdır.

5- Ormanlara cam ve cam kırıkları atılmamalıdır.

6- Orman yangınlarında görev yapacak personele yangınla mücadele konusunda gerekli eğitim verilmelidir.

 

7- Özellikle yangına hassas bölgelerdeki yerleşim birimlerinde oturan halka eğitici ve uyarıcı bilgiler verilmelidir.

8- Yangına zamanında müdahale önemli. Bir yangın durumunda 177 yangın ihbar hattına zaman kaybetmeden haber verilmelidir.

9-Her türlü yangın konusunda bilinçli ve eğitimli sorumlu bir toplum yapısını oluşturmaktır.

Bu felaketler öncelikle ormanlarımızı ve doğamızı yok ederken, Manavgat’ta mağdur olan tüm kardeşlerimizin yangın felaketinden etkilenen Manavgatlı kardeşlerimize geçmiş olsun. Allah yardımcıları olsun. Acılarınız acımız geçmiş olsun MANAVGAT…

 

GÖNÜL KÖŞKÜ HAZİNENEDİR BİLESİN

Güzelliğine güvenip yüksekten bakma,

Kibrinle kendi yükünü çekersin.

İnsan ahlakıyla değeri alana,

Gönül köşkün hazinendir bilesin.

*

Bazen gezerek bazen yazarım,

Her görünene mana veririm,

Alemin güzelliği haktan bilirim,

Derelerden akan suyu bilesin.

*

Bu feryadımı söyler dururum,

Kalmadı dünyada lezzetli tadım,

Gün olacaktır gitmeyen adım,

Faniliği anlayan hakkı bilesin.

*

Der Mehmet sözümü yazdım,

Tedbir sende taktir. Allah’ım,

Aşk meşkini ondan bulalım,

Gönül köşkün hazinendir bilesin.

Y.T: 27.07. 2021

MEHMET KANTAR

 TUNUS’TA ARA REJİM ARAYIŞI VE BİR ANI

 TUNUS’TA ARA REJİM ARAYIŞI VE BİR ANI

Yıllar önce, batılı sermaye ve medya grupları, Arap ülkeleri deki yönetimi yıkmak için, “Arap Baharı” kalkışmaları tezgahlamıştı.

Bu kalkışma, fakir bir gencin intiharı ile Tunus’a fazla hasar vermeden, yönetim tarzı değişti.

Artık, seçilmiş tarafsız bir Cumhurbaşkanı görevdeydi. Aynı partiden bir başbakan, birde meclis başkanı görev yapıyordu.

Bu yönetim Türkiye’ye çok yakındı ve Libya’daki meşru hükümeti destekliyordu.

Bu iki konuya, batı sermayesi ve medyası karşıydı. İşte bu dış eksenli sorunlara korona salgını nedeniyle meydana gelen sıkıntılarda eklendi.

Ekonomik çıkmaz ise, Tunus yönetiminin büyük problemi olmuştu.

Batı sermayesi ve medya grubu, bazı Arap ülkeleri ile birlikte, bu fırsatı kaçırmadı ve pusuda bekleyen Tunuslu bürokratlar, tarafsız zannedilen Cumhurbaşkanı liderliğinde, yönetime el koydular.

Darbe lideri, seçilmiş başbakanı görevden aldı. Hızını alamadı Tunus parlamentosunun kapısına, zinciri vurdu.

Bürokratik darbenin, lideri konumundaki Cumhurbaşkanı, ilk iş olarak 30 gün sokağa çıkma yasağı koydu.

Çok yakın bir zaman içinde, Tunus’ta bürokratik kökenli bir ara rejim hükümeti ile tanışacağız. Bir de 12 Mart 1971 tarihinde bu tip bir hükümet modeli ile karşılaşmıştık.

Fakir ama sempatik Tunus’u 1989 yılında tanımıştım. Kamu görevlisi olarak başkent Tunus’ta, fosfat üretim şehri GAFSA’DA, yükleme limanı SFAX’da ve turizm kasabası Hammamet’de, bulunmuştum.

Günler geçtikçe, bu darbede, Avrupa Birliği ve Amerika’nın oynadığı rolü, daha net olarak görmeye başlayacağız.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazısı ile okuyucularını yükseltmeyen yazar ancak bir katiptir.

“CENAP ŞAHABETTİN”

 

 BAYRAMDA KIBRIS KUTLAMASI VE BİR ANI

 BAYRAMDA KIBRIS KUTLAMASI VE BİR ANI

Bu yıl yaşadığımız kurban bayramına Kıbrıs’taki kutlamalar damgasını vurdu.

Ben de 45 yıl önce Kıbrıs’ta yaşadıklarımı hatırladım.

Barış harekatı nedeniyle, LEFKE GEMİ KONAĞI İSKELESİNDEN yüklediğimiz, pirit madeni sevkiyatı aksamıştı.

Bu nedenle Samsun Sülfürik Asit Fabrikamız durmuştu.

İşte böyle bir ortamda, yönetim kurulumuza Saim SANCAR adında, asker kökenli bir üye atanmıştı.

Üretim ve sevkiyat durumu hakkında bilgi almak için Saim SANCAR beni aradı.

Bende, sülfürik asit üretiminin durduğunu söyledim.

LEFKE GEMİ KONAĞI İSKELESİNE, gemi kabul edilmediğine değindim.

Konuşmamız sırasında Saim SANCAR’IN Genel Kurmay başkanı Semih SANCAR ile kardeş olduklarını anladım.

Bana hazırlığını yap Kıbrıs’a gideceğiz dedi.

Çok kısa bir süre içinde, yeşil pasaportlarımız çıktı.

Ve Ağustos 1975 tarihinde şirketimizin özel aracı ile Mersin’e hareket ettik.

Gece feribotu ile MAGOSA’YA geçtik.

Saim SANCAR Semih paşa ile kardeş olunca, hem asker kesimden, hem de sivil kesimden olağanüstü ilgi gördük.

İlk ziyaretimiz, Federe Devlet Başkanı rahmetli Rauf DENKTAŞ’A olmuştu.

Ardından GİRNE’DE bulunan Barış kuvvetleri komutanı Vahit GÜNERİ paşanın misafiri olduk.

Ve GİRNE’DE ordu evi gibi kullanılan, küçük Dam oteline yerleştik.

Vakit kaybetmeden LEFKE’YE gittik.

Gemi konağı iskelesini ve stok sahasında serili olan, pirit madenini inceledik.

Ve Türk Lirası üzerinden, 10 bin tonluk bir parti alımına, karar verdik.

Ankara ile görüştük ve Deniz kanlar gemisini beklemeye başladık.

Bu ara dönemde, MAGOSA’YA geçtik ve o bölgenin komutanı, Kemal YAMAK paşanın misafiri olduk.

Ve kapalı Maraş bölgesinde, ordu evi gibi kullanılan “SANDY BEACH” otelinde, misafir edildik.

Maraş bölgesinin, tarif edilmez bir güzellik ve zenginlikte olduğun, bizzat tanık olduk.

GÜNÜN SÖZÜ

BİLMEDEN YAPILAN HATA YANLIŞLIKTIR, BİLEREK YAPILAN HATA İSE İHANETTİR.

“ BERTOLT BRECHT”

 

HERKES TATİLDE…

HERKES TATİLDE…

 

 

Ülkeler el altındaki panik duygularını açığa vurmaya başladılar!

 

Yeni önlemler konuşuluyor, çare arayışları dillendiriliyor,aşılar tartışılıyor…

 

Almanya, Fransa ve Yunanistan gibi bazı ülkeler aşıyı zorunlu hale getirme ve sinema, kafe, alışveriş merkezleri gibi nüfusun yoğunlaştığı sosyal alanlardaki girişlerin sadece aşı olan vatandaşlara serbest olacağı yönündeki kararlar üzerinde tartışıyor ve İngiliz uzmanlar Covid-19 Delta varyantıyla birlikte maske-mesafe-hijyen uyarılarını sıklaştırarak, endişe içinde olduklarını belirten açıklamalarda bulunuyorlar.

 

Bu aralar dünyada pandemiye karşı olup bitenler bunlar… Burada uzun uzadıya diğer ülkelerin yaptığı söylemleri dökmesem de ortaya,  aşağı yukarı hepsi aynı türden yazılan ve yapılan yorum ve görüşlere dahil oluyorlar.

 

Aslında aynı ciddi durumlar, yani Delta varyantı, vefatlardaki artış ve hemen kapının ardında bekleyen daha güçlü bir Covid-19 rüzgârı ülkemizde de var. Yani tehlike, aynı tehlike.

 

Gel gör ki kimse oralı değil!

 

Eylül ayında sonuçlarıyla yüzleşilmesi beklenen Delta varyantının henüz Eylülü bile bulmadan, Temmuz ayında kendinden söz ettirmesine rağmen, vatandaş hâlâ oralı değil.

 

Sahil, sayfiye, plaj, güneş derken, kızgın kumların üzerinde ıstakoz olma sevdasında millet!

 

Bir tatilin yetmeyip ikinci hatta üçüncü tatilin arayışında olanları bile biliyorum! Bir de yaptıkları sanki maharifetmiş gibi, bunu ballandırarak ve  nazire yaparmışçasına eşe dosta anlatıyorlar ya…İşte buna ifrit oluyorum.

 

Hayatınızda hiç mi deniz görmediniz? Plaj kumuna hiç mi dokunmadınız?

 

Bu kadar görgüsüzlük, hele ki pandemi döneminde pes dedirtiyor bana!

 

Balık istifi sahiller bir yana, kurban bayramı gibi bol temas gerektiren, telaşeli bir bayramın gelişi diğer yana!

 

Tüm bunların gölgesinde Covid’ in Delta türünden alnımızın akıyla çıkabilirsek ne mutlu bize!

 

Şimdiden ağız tadıyla geçecek, hayırlı bir bayram dilerim.

 

Esen kalın.

SICAK VE GERGİN TEMMUZ AYI

SICAK VE GERGİN TEMMUZ AYI

Toplumsal ve siyasi hayatımızda Temmuz aylarında çok sıcak ve gergin günlere tanık olduk.

20 Temmuz 1974 tarihinde Amerika’dan izin almadan Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirdik.

15 Temmuz 2016 tarihinde ise, Amerika ve FETO ortak yapımı, bir darbe girişimini önledik.

1974 barış harekatı öncesinde İngiltere uzlaştırıcı ve hatta oyalayıcı bir rol üstlenmişti.

Harekat sonrasında ise, baş rolü Amerika almıştı. İtaat etmeyen ve izin almayan Türkiye anbargo kararı ile cezalandırılmıştır.

Kore’de verdiğimiz şehitlerimizi unutan Amerika anbargo kararını veto etmiştir.

Uygulanan geniş çaplı anbargo kararı, ülkemizi 70 CENTE muhtaç hale getirmişti.

Küçücük ülkelerden çok küçük miktarlarda kredi almak zorunda bırakılmıştır.

Yedek parça ithal edemediğimiz için, bütün fabrikalarımızda, üretim durmuştur.

Bazı mallarda kıtlık yaşamıştık.

Çünkü Amerika’dan izinsiz bir harekata girişmiştik.

Bunun faturasını, büyük bir ekonomik ve siyasi bir kriz olarak yaşamıştık.

15 Temmuz darbe girişiminde ise, Amerika baş roldeydi. Azmettirici ve destekleyici pozisyondaydı.

15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminde, yıllardan beri özenle büyüttüğü, FETO örgütünü kullanmıştır.

Türkiye’de yaygın insan, ERDOĞAN karşıtlığını da kullanarak, muhalefet partilerini de proje içine almayı, becermiştir.

Bu darbe girişimi belki yönetimi değiştirmedi ama ailelerin bölünmesini sağlamıştır.

Darbe girişimi muhalif unsurlar kullanılarak, sulandırıldı ve ERDOĞAN karşıtlığının canlı kalması sağlandı.

Muhalefet neredeyse, on yıldan beri ERDOĞAN nefreti ve karşıtlığı ile,siyaset yapmaya alıştı.

İşte yaşadığımız Temmuz aylarından geriye bu anılarımız kaldı.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Sorgulanmayan bir yaşam yaşanmaya değmez.

“SOKRATES”

 

“15 TEMMUZ’UN ÖZETİ VE ŞİİR’İM”

“15 TEMMUZ’UN ÖZETİ VE ŞİİR’İM”

Türk milleti üzerine planlanmış cumhuriyet tarihinde büyük bir ihanet ve hain projenin adı. Türk milleti inanç kutsalına önem verdiği, İslam’a hizmet görünümünde Fetö denilen terörist ve ortakları çok iyi gizlenerek ve yetiştirilerek, Diyanet’in içine yerleştirilmiş ağlayan sızlayan taraf toplayan kurnaz bir maşa büyük planın; Siyonist hareketidir. Fetö denilen terörist Erzurum’un, Pasinler ilçesi, Korucuk köyüne de yerleşerek, dadaşın şanına leke sürmeye çalışsa da dadaş böyle fırıldaklara kanmaz ve  din âlimi görünümlü Baba Ramız den olma, Anne Rabin den doğma 1938 dünyaya gelerek babası bir soysuz, Anne asılsız olması gelişen, bu durum bakılırsa aslına bağlı hizmet etmesi tesadüf olamaz. Bu anlamda plan senaryo başlıyor hafız olur, diyanete sızıyor, vaiz veriyor, mevkiler alıyor, işveren olur holdingler kuruluyor, eğitimci oluyor, yüksek teknolojili okullar kuruluyor, İslam dini üzerinden fetvalar veriliyor, dar gelirli insanların gönüllü ve ileri derecede zekalı çocukları ellerinden alınıyor; kendine bağlı tapan kadrolar oluşturuluyor. Devletin tüm kurumlarının yönetimine üst düzeyde kadrolar yerleştiriliyor ve siyaset içinde aktif rol alıyor! Yönetiyor ve aktif dış destekle Türkiye’ye plan içinde yön veriyor ve 2002 den sonra gücüne güç katıyor. Bu öyle bir hal alıyor ki! Devletin vatansever görevli evlatları dahi sırasıyla kumpas iftiralarıyla söküp atılıyor. Bir nevi; dış güçlerin istediği haline getiriliyor ve bu gidişat geç anlaşılsa da tehlike varlıktan yok olma gidişatı olunca sözde yavaş yavaş çökertme taktiği yapılmaya başlanıyor.

Bu fetö terörü bunun farkına vararak ağababalarının talimatlarıyla 15 Temmuz terör hareketini uygulanması kararı alınarak katliam ve kalleş uygulamaları başlatıyor. Fakat unuttukları bir şey var! O’da Türkün geçmiş tarihinden ders almamışlar ki! Türk milleti 15 Temmuz gecesi ülkesinin sokaklarında büyük mücadelesini vererek devletinin tüm kurumlarını toplayıp tekrar yönetim makamlarına oturtuyor, 250 şehit binlerce gazi vererek tüm dünya emperyalistlerine onları maşası terör örgütlerine haykırdı dedi ki? Çanakkale geçilmez dedik geçemediniz. Şimdi yine haykırıyoruz Türkün vatanı bölünmez, bayrağı inmez, indirmeye kalkan eller kırılır, kirli oyun planlarınız batsın diyerek, Rabbim bu asil millete bir daha; bu çirkef vahşeti yaşatmasın ve tüm şehirlimize Allah’tan rahmet, Gazilerimize sıhhat, Türk milletine huzur, birlik içinde yükselmesini muzaffer eylesin.

15 TEMMUZ İHANETİ

Hoca efendi deyip pazarlayanlar,

Ağlayınca ilaç gibi yutturanlar,

Fikirleri doğrudur elde tutanlar,

Türk yurdu yıkmak kolay mı sandınız.

*

Ecnebi Fetö’yü âlim tutturanlar,

Hasta fırıldağa göz yumanlar,

İslam’a fitne fesat sokanlar,

Bu milleti kolay lokmamı sandınız.

*

Oyunlar kurdun fitne yuvasından,

Talimat aldın içten dışardan,

Tarihi oldu 15 Temmuz’ dan,

Bu vatanı satmak kolay mı sandınız.

*

Üzerine yüründü bu hainlerin,

Kaçacak delik bulamadı farelerin,

Destanı yazdı benim ecdadımın,

Bu yurdu dağıtmak kolay’ mı sandınız.

*

Hastalığı yayılmış sinsi mikroplar,

Seni lehimleyip nakil edenler,

Türkü ayrı gayrı sananlar,

Türkün bayrağını indirmek kolay’ mı sandınız.

*

Yıllarca ipleri emrinde tutan,

İhanet ortaklı içimizde geçinen,

Yalan fetvalarla aldandık diyen,

Türk Milletini yıkmak kolay’ mı sandınız.

*

Ağladın yalanınla belanı buldun,

Yıllarca aklınla uşaklık ettin,

Ağaç oldum diyerek orman’ mı sandın,

Bu milleti çökertmek kolay mı sandınız.

*

İnsanlıktan çıkmış kinini kustun,

Soysuz olarak ortaya çıktın,

Şeytanı geçtin arkadaş oldun,

15 Temmuz ihanetini unutuldu mu sandınız.

Y.T: 14.07.2018