Köşe Yazıları

KARA EYLÜLDE 12 EYLÜL DARBESİNİN 41. CI YILI VE ŞİİR’İM

KARA EYLÜLDE 12 EYLÜL DARBESİNİN 41. CI YILI VE ŞİİR’İM

12 Eylül 1980 Darbesi, Devletin içinde birçok faktörün bileşkesinin ürünüdür. Dış sermayenin, içsel ve dışsal birtakım dinamiklerin tıkanması, iktisadi krizler ve iktidar içerisinde çelişkilerin artması, tüm kurumların içinde oluşan aşırı politika ve artan eylemlerle, ülkede baş gösteren siyasal derinleşmeleri ile birlikte temsilde yozlaşmaların ve küresel kapitalizmin yaşadığı yapısal kriz neticesinde,  liberal yapının yeniden yapılanma sürecine Türkiye’nin entegrasyonu söz konusu olmasıyla, faktörler temelinde yer almaktadır.

*

12 Eylül 1980 Darbesi, “Olağanüstü Devlet” kavramı adı altında analiz edilerek, Neo kapitalist sisteme entegrasyonu ve iktidar blokunun yeniden yapılanması, vurguncu, kirli sermaye birikiminin güvence altına alınması ve yeniden sömürü üretimi ve bugünlere yol olan BOP Planıdır. 12 Eylül 1980 Darbesi, akabinde kurulan askeri rejimin olağanüstü devlet aracılığıyla gerçekleştirilmeye çalışılması din ekseninden emperyalistlerin sömürü ürünüdür.

*

12 Eylül 1980 askeri darbesinin tarihe kara bir leke olarak geçtiğinin altını çizerek, vatan evlatlarını sanık sandalyesine oturtulmuş, düşüncelerine prangalar vurulmuş, adalet terazisi olmayan hakim ve savcılar tarafından yargılanmış, işkenceler ve idamlara gönderilen kara Eylül Emperyalist ürününü ve bugünlere planlanan yapı ve  sözde, Türk silahlı kuvvetleri kendine verilen acık yasayı iç hizmet kanun yetkisini kullanarak yönetime müdahale etmişler gibi gösterilmesi ,12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 40 yıl geçti. Acılar o günkü gibi taze o günkü kadar sıcak. Binlerce Ülküdaşımıza, yalancı şahitlerle desteklenmiş mesnetsiz iddialarla tutuklanmış, tarifsiz baskılar ve işkenceler görmüş, zindanlarda, çileler çekmiş tarihe kara bir leke olarak geçen karartılmış Eylüldür.

*

Tek gayeleri vatanın birliği ve Türk milletinin bekası olan Ülkücüler, hapishanelerde, karanlık zindanlarda, hücrelerde yıllarca sorguya, hakaret, dayak ve akıl almaz işkencelere maruz bırakılarak hürriyetlerinden yoksun bırakılmış ve ölümlerle sınanmış, yağlı urganlarla imtihan edilmiş, Başbuğumuz Cennet Mekan Alparslan Türkeş başta olmak üzere tüm Ülkücü kuruluşlar. Davasında idam ile yargılanmış, 5 yıl 11 ay 8 gün süren yargılama sürecinde Başbuğumuz Alparslan Türkeş 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılmış kara eylüldür.

*

Türk Milletini sevmekten, Allah yolunda yürümekten başka bir suçları olmayan Yusuf yüzlü ülkücü kardeşlerimiz, Ahmet Kerse, Ali Bülent Orkan, Cengiz Baktimur, Cevdet Karakaş, Fikri Arıkan, Halil Esendal, İsmet Şahin, Mustafa Pehlivanoğlu, Selçuk Daracık idam edilmişlerdir. Suçsuz 9 ülküdaşımızı idam sehpasına çıkaran alçakları unutmadık. Hem bu dünyada hem de Mahkeme-i Kübra’da davacıyız. İki elimiz yakalarında olacaktır.

*

Onlar Allah’tan başkasına boyun eğmeyen, Hak Davalarına diz çöktürme-yen kahramanlardır. Onlar celladına gülen gönül erleriydi. Millet için gün geldi Yavuz, gün geldi Yunus oldular. Musalla taşındayken imamın ‘er kişi’ niyetine ifadesinin tam da karşılığıdır. Herkes bilsin ki; Ülkücü Hareket, dün zulme, işkenceye boyun eğmedi, kula kulluk olmadı, tehditlere teslim olmadı, hak yolda, Allah yolunda baş verdi, baş eğmedi, zaman içinde, Ülkücü Harekette ayrışmaları olsa da; Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in çizdiği, Millet, Turan ve Allah yolunda yürümeye devam edecektir. Vatan ve Millete yönelik her türlü kirli oyunu kurgulayan hayalperestler dün olduğu gibi bugün de Ülkücü Hareketin sarsılmaz çelikten iradesini tekrar karşılarında göreceklerdir.

*

Sonbaharın kara yeli esmeye başlar Eylül ayının hüzünleri insanımızda farklı da olsa; Eylül ayının hep gizemli bir yanı olmuştur. Ama tarihler 12 Eylülü gösterdiğinde herkesin bildiği kara Eylül lekesi sözde milli güvenlik konseyinin bildirisiyle, ülke genelinde okundu ve Atatürk adına sığınarak çeşitli bahanelerle ülke yönetimine el konuldu dediler. Giriştikleri harekatın amacı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini, varlığını yeniden tesis etmek, demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırma sebepler gösterdiler. “Sormazlar mı” Bu ortamı hazırlayan kim? Baş’ta kara eylülün mimarı NATO cuntacısı, Evren darbesinin geride bıraktığı acı tablo ‘resmi rakamlar’ göre şöyle demezler mi.

 

* Gözaltına alınanlar: 650.000

* Fişlenenler: 1.683.000

*Açılan dava sayısı: 210.000

* Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar: 230.000

*Bunlardan 141-142-163. maddelerden yargılananlar: 71.500

* Sivil mahkemelerde açılan davalar (1980-88 yıllar arası): 9,508  *Yargılanan ‘örgüt üyesi’: 98.404

*Hüküm giyen ‘örgüt üyesi’: 21.764

*Vatandaşlıktan çıkarılanlar: 14.000

*Pasaport verilmeyenler: 388.000

*Faaliyetten men edilen dernek: 23.700

* Toplam 644 cezaevindeki hükümlü-tutuklu : 52.000 (1990’da kalanlar)

*Açlık grevinde ölenler: 14

*Kaçarken vurulanlar: 16

*Doğal ölüm raporu verilenler: 73

*İntihar’ ettiği bildirilenler: 43

*İşkence sonucu öldürülenler: 171

*Açılan işkence soruşturma veya davası: 9.962 (1982-1988 arası)

*İşkence yaptıkları suçlamasıyla yargılanan güvenlik görevlisi : 544

*1402 Sıkıyönetim yasasına göre yapılan işlem : 18.525

*Hakkında işlem yapılan memur: 7.245

*Hakkında işlem yapılan öğretmen: 3.854

*Hakkında işlem yapılan güvenlik görevlisi: 988

*Hakkında işlem yapılan din görevlisi: 266

*Hakkında işlem yapılan öğretim görevlisi: 120

*Hakkında işlem yapılan mülki amir: 35

*Hakkında işlem yapılan hakim-savcı: 47

*Bölge dışına sürülenler: 7.233

*Görevlerine son verilenler: 4.891

*Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı ceza toplamı: 3.315 yıl 3 ay

*İstanbul gazetelerinin yayın yapamadığı gün sayısı: 300 gün

*Gazetecilere istenilen hapis cezası: 4.000 yıl

*Cezaevlerindeki gazeteciler: 31

*Polisçe aranan gıyabi tutuklu gazeteciler: 13

*Silahlı saldırıda öldürülen gazeteciler: 3

*Yalnızca 1989’da 16 günlük gazeteye açılan dava: 394

*Tazminat davalarının sayısı:211

*İstenilen tazminat miktarı: 12 milyar 848 milyon

*Yakılarak yok edilen gazete, dergi, kitap: 39 ton

*Yok edilmek üzere depolarda bekleyen yayın: 40 ton

*Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasa sayısı: 151

*Yasaklanan yayın sayısı: 927

*Yasaklanan film sayısı: 927

*Haklarında idam cezası istenenler: 7.000

*Ölüm cezası verilenler: 517

*Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam cezası: 124

*Dosyası Meclis’te bulunan idam hükümlüsü: 259

*İnfaz edilen idam cezası: 50

*İnfaz edilen sol görüşlü idam mahkumu: 18

*İnfaz edilen sağ görüşlü idam mahkumu: 8

1980 – 1985 yılları arasında…

*22.912 kişiye 0-1 yıl ceza verildi

*10.784 kişiye 1-5 yıl ceza verildi

*6.186 kişiye 5-10 yıl ceza verildi

*2.396 kişiye 10-20 yıl ceza verildi

*939 kişiye 20 yılın üzerinde ceza verildi

*630 kişiye müebbet hapis cezası verildi

*420 kişiye ölüm cezası verildi

*

12 Eylül 1980 darbesi herkese aynı acıyla kabuk bağlanmamış yaranın sızısı bıçak gibi saplanmış gönüllere, sağcısından, solcusuna, ülkücüsünden, devrimcisine, tüm vatandaşları aynı şiddette acımasızca vuran, darbenin kara lekesi ve bu Ülkenin yiğit evlatlarının asıldığı utanç günü, şerefli milletimizi sindirmeyi, itibarını zedelemeyi hedefleyenler, rezil ve zelil edildiği gündür. Babaların Annelerin yüreğindeki sızının, utancın, ihanetin kalleşliğin adı ve ülkemizin kalkınmasına darbe indiren dış güçlerin iç Piyonlarını Lanetle! Mazlum ve mağdurları rahmetle anıyoruz! . Bu vesileyle başta Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’i rahmetle anarak, şehitlerimize, Yüce Allah’tan rahmet dileyerek, Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Ne zulmü! Ne de Ülkücü kardeşlerimizi unuttuk ve unutmayacağız, unutturmayacağız. Ne Mutlu Türk’üm Diyene.  Rabbim o kara günleri bir daha Türk milletine yaşatmasın…

SEVDAMIZ BÖYLEMİ OLACAKTI

Ülküm, davam içinde varlığım,

Duygumla dikenli yollarda gezdiğim,

Vatanım, bayrağım diye sevdiğim,

Vatana sevdam böylemi olacaktı.

*

Türküm dedim, Turanı sevdim,

Öğündüm dalgalan al bayrağım,

Volkan gibi alevlenip yandım,

Alevli sevdam böylemi olacaktı.

*

Tek arzum birlikten yanaydım,

Çiğnendi değerim birde gururum,

Vuran vurana dökülen kanım,

Ülkücü sevdam böylemi olacaktı.

*

Her şeyimi elimden aldılar,

Tutup kollarıma çarmıhı gerdiler,

Davama ülküme hakaret ettiler,

Turan sevdam böylemi olacaktı.

*

Bu haksızlık işkenceli iftiraya,

Karanlık eylül darbesini yapana,

Tarih unutmaz yazacak kenara,

Vatan sevdalısı böylemi olacaktı.

*

Gönüllerde yatan yiğit canlar,

Gözlerde çakan şimşekli ışıklar,

Onlarda birer birer eğildiler,

Mertlik sevdamız böylemi olacaktı.

*

Tarafsız olun dedi susturdular,

Bazıları soysuz haramiye döndüler,

Baş gidince tuzaklara gömdüler,

Davamızın sonu böylemi olacaktı.

*

İçten estiren gürleten sizdiniz,

Kanlı çukur kuyuları kazdınız,

Kardeşi kardeşe düşman etiniz,

Ülkü sevdamız böylemi olacaktı.

*

Sabahsız sehere çıkan kurbanlar

Sayfalarca yalan küfür yazmışlar,

Benim kefenimi çoktan dürmüşler,

Vatana sevdam böylemi olacaktı.

*

Der Mehmet eylülde karalandım,

Yiğitlere verilen fermana yandım,

Ocaklara ateş düşüreni gördüm,

Ülkücü sevdamız böylemi olacaktı.

  1. T:03.09.2021

SİSTEMDE İDARİ  VE DİNİ UYGULAMALAR

SİSTEMDE İDARİ  VE DİNİ UYGULAMALAR

Yeni sistemde, özellikle dini ve idari konulardaki uygulamaları, tüm toplum dikkatle izlemektedir.

Yargıtayın yeni binasının açılışında, dua okunması, çoğunluk tarafından normal karşılandı. Çünkü Batı toplumunun, başkanlık yemini ederken, kutsal kitaba el bastığını biliyoruz.

Bir çok batı ülkesinde nikâhların kiliselerde kıyıldığına da tanık olmuştuk.

Ama, seçmenimiz Cuma namazı çıkışlarında, cami önlerinde, siyasi  atmosfere kayan konuşmalar yapılmasına, sıcak bakmıyor.

Geçmiş yıllarda, Demirel, Özal ve Erbakan’ın üst yönetici olduğu dönemlerde, benzer örnekler görmemiştik. Ben de o dönemlerde, kamu görevi yapan bir yöneticiydim.

Hiç birini Cuma namazı çıkışlarında mikrofonlarla donatılmış bir platformda konuşurken görmemiştik.

Zaten Sayın Cumhurbaşkanımızı sağlık konusunda, yatırımlar konusunda televizyonlarda çok sık dinliyoruz.

Önemli yabancı liderlerle olan ilişkilerinde, dik duruşunu ve kararlı tavırlarını, takdir ediyoruz.

Yeni nesil, tüm dünyada olduğu gibi, yükselen milliyetçiyi destekliyor.

Ak parti ile ( MHP) ittifakını, muhafazakarlıkta harmanlanmış, milliyetçi bir yapı olarak kabul ediyor.

Ama, Dindar muhafazakar çizgiye de, mesafeli duruyor.

Yaşadığımız iletişim çağında, yeni nesil ile, dindar muhafazakar bir proje ile, yakınlaşamayız. Yeni nesil dahil Türk halkının, yeni projesi, muhafazakar milliyetçi bir çizgi, olmalıdır.

Tüm dünyada Demokrasi kelimesi, rafta kalmıştır.

Milliyetçilik yükselmektedir Muhafazakarlıkla beslenen Milliyetçilik en uygun olanıdır.

GÜNÜN SÖZÜ

Baba malından ne fayda başta devlet olmasa

” Dede Korkut “

HIZLI BÜYÜME ENFLASYON İLİŞKİSİ

HIZLI BÜYÜME ENFLASYON İLİŞKİSİ

2021 yılının ilk üç aylık dönemindeki büyüme hızı, ( %7 ) olmuştu.

İkinci ve üç aylık dönemde ise, büyüme hızı %21,7  düzeyine ulaştı.

Bu hızlı yükselişin temel nedeni, imalat sanayiinde ki üretim artışından kaynaklandı.

Halbuki geçen sene imalat sanayiinde, aynı dönemde ( % 17,7 ) oranında küçülmüştük.

Bu sene ise, imalat sanayi üretimi  ( % 43,4 ) büyümüştür.

Aslında, yaşadığımız bu hızlı büyüme, sadece bizde gerçekleşmedi.

Geçen seneyi, eksi olarak geçiren tüm Avrupa ülkeleri de büyüdü.

Dönemin şampiyonu, ( % 22,2 ) büyüme hızı ile İngiltere oldu.

Bu sene, ikinci üç ayda şampiyon olan İngiltere, geçen sene aynı dönemde ( 21,4 ) oranında küçülmüştü.

Geçen sene tüm dünyada pandemi kısıtlamaları yaşanmıştı.

Bu sene kısıtlamaların kalkması ile, tüm dünyada tüm sektörlerin coştuğunu gördük.

Salgın hastalığın verdiği zararı, ölüm oranları ve bulaşma hızı ile, ölçüyorduk.

Şimdi ise, ekonomide ve sanayi alanında yaptığı tahribatı, daha iyi anladık .

İkınci üç aydaki hızlı büyümenin bir sebebi de, mal ve hizmet ihracatındaki artışlar oldu.

Tabi, bu kadar hızlı ekonomik büyümenin, yan etkileri de vardır.

Yüksek oranlı büyüme hızının, enflasyon oranlarını da, beslediğini gözlüyoruz.

Temmuz ayında, yıllık ( 18,95 ) seviyesinde olan enflasyon oranı, Ağustos ayında ( 19,25 ) düzeyine yükselmiştir.

Görünen o ki, ekonomi hızlı büyüyünce , enflasyon da büyümeye ayak uyduracaktır.

Doğru olan denge içinde büyümektir.

Ve dar gelirliyi üzmeyecek, bir enflasyon oranı yakalamaktır.

GÜNÜN SÖZÜ

Bir insanın zekası, vereceği cevaplardan değil, soracağı sorulardan anlaşılır.

” De Levis”

BİLANÇO!

BİLANÇO!

Yazı başlığıma bakıp da az buçuk ekonomiden anlayan biri olarak, elime hesap makinesi, kalem – kağıt alarak, inceden inceye matematiksel hesaplara daldığımı zannetmeyin.

Bilançoyu bu kez ağustos ayı üzerine yaptım. Hani şu şirazemizin kaydığı, dudak ucu gülümsemelerimizin pek az, üzüntülerimizin ise yığınlarca olduğu 2021 yılının ağustos ayı.

Elime vazgeçilmezim olan Türk kahvemi alarak, oturduğum iskelemde, bir yandan yemyeşil dereyi seyre dalarken, diğer yandan zihnimden; “Nasıl bir aydı yaşadığımız!” diye geçirmeden duramadım.

Hemen sonra aklımdan ayın kriminolojisi geçiverdi. Hatta aklım şöyle dursun, gözümün önünden bir bir akıp geçti koskoca ayın olayları…

Yangınla başlayan,  yazın sözde en güzel en canlı mevsimi olan ağustos, güzellikten ziyade kurum serpti bu kez yüreklerimize; kapkara, isli, alev topu gibi…

Onunla birlikte gelen iç münakaşalar, çekişmeler, sürtüşmeler, sataşmalar… Ülke kor ateşlerde yanarken bile her nedense, bir türlü bitiremediğimiz, yıllardır hızını alamayan ağız dalaşları devam etti.

Hâl böyle olunca bu kez halk olarak daha da sıkıldık, bıktık, bunaldık ve üzüldük.

Kasabın et derdinde koyununsa can derdinde olması içimizi hepten burktu!

Yangın olayının ateşi henüz yüreklerimizde küllenmemişken, aldığımız şehit ve gazi haberleri, diğer ülkeler 5′ er 10′ ar “lütfen” kabul ederken, bizim yüzlercesini vatan toprağına aldığımız mülteci akını ve bir türlü bitmek bilmeyen kadın cinayetleri, pandemide şiddeti zirve yapan vefatlar, her geçen gün artan pahalılık ve bunun karşısında cebimizde eriyip giden paramız, intiharlar, aile içi şiddet haberleri, hayvan dostlara yapılan zulümler, vs. vs…

Her yeni aya yeni umutlarla girme azmi ve isteği içinde olan bizler için bırakın taze umutlara yelken açmayı, mevcudun üstüne olumsuz birşeylerin sürekli  ekleniyor olması psikolojik olarak darma duman olmamıza yol açtı.

Bana göre ağustos ayının en sevindirici, yüz güldüren gündemi, uluslararası platformda yapılan spor müsabakalarında sporcularımızın başarı kazanmasıdır.

Sayelerinde bir parça moral bulduk.

Tabii bir de geçtiğimiz ayı Türk milleti için özel kılan, milli birlik duygumuzu şaha kaldıran bir tarih var ki, o tarih için umutlu olmaya değer…Ve o tarihin heybeti, geçtiğimiz ayı el üstünde tutmamıza da değer.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI için her şeye değer…

Önümüzdeki ayların geçmiş aylardan aydınlık olması dileğimle.

Esen kalın.

BİTCOİN MERAKI YENİDEN HORTLADI

BİTCOİN MERAKI YENİDEN HORTLADI

Bir süre önce 28 yaşındaki bir kişi 391 bin ortağını dolandırmış ve 2 milyar liralık vurgun yapmıştı.

Bu vurgundan sonra halkımızın Bitcoin alım satımından kaçacağını düşünmüştük.

Ama Bitcoin’in dış ülkelerdeki Babaları Bitcoin alışverişini canlı tutmayı becerdi.

Ve finans piyasalarına baktığımızda,Bitcoin merakının yeniden tırmandığını gördük.

Bitcoin’in 14 Mayıs

tarihinden sonra ilk kez 50 bin Dolar seviyelerine kadar ulaştığını öğrendik.

Bu ara, döviz ve altın fiatları da düşünce bu işin tezgahtarlarının, Bitcoin’i yeniden vitrine çıkardıklarını, düşündük.

Ek olarak piyasadaki Bitcoin altında bir sıkıntı olduğu taktirde, Bitcoin fiatlarının 80 bin Dolara kadar yükseleceğini duyduk.

Bu haberleri duyan küçük yatırımcılar, varını yoğunu Bitcoin’e yatıracaklar.

Spekülatürler bir anda ellerindeki Bitcoin’i bozdurunca, Bitcoin fiatları, dip fiat olan 29 bin Dolara kadar düşecek. Olan yine, küçük yatırımcıya olacaktır.

Macera arayan küçük yatırımcıkarı, nasılda gaza getiriyorlar değil mi ?

Çok ve çabuk kazanmayı seven maceracı yatırımcılarımız, böyle para tuzakları konusunda, yeterli bilgi ve donanıma sahip değiller.

Digital finansman ve digital para konudunda yeterli tecrübeleri yoktur.

Ayrıca, kumarı andıran bu sistemin hukuki bir alt yapısıda oluşmuş değildir.

Zengin kesim, Bitcoin alım satımını para kazanmaktan ziyade, merak için yapıyor.

Kısa zamanda çok kazanmak isteyen maceracı küçük yatırımcı ise, darbe yiyince büyük acı çekiyor.

Elindekileri kaybediyor, geleceğini riske atıyor.

Halkımızın kumarı andıran bu tür mali oyunlardan uzak durmasını diliyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

Parayı köleniz yapın yoksa efendiniz olur.

“B.Shaw”

AĞUSTOS’TA ZAFER HAFTASI

AĞUSTOS’TA ZAFER HAFTASI

Tarihi zaferler konusunda, Ağustos ayının Türk toplumu için, büyük önemi vardır.
26 Ağustosta başlayan ve 30 Ağustosta sonuçlanan zafer haftasında, Yunanlıları geldikleri yere göndermiştik.
Girne’den Lefke ve Magosa’ya yaptığımız sıçrama harekatı da, Ağustos ayına rastlamıştı.
Geri dönüp baktığımızda kurtuluş savaşında mücadele ettiğimiz düşmanlarda, bugün her fırsatta düşmanlıklarını gösterenlerin, aynı milletler topluluğu olduğunu, göreceğiz.
Bu saldırgan topluluğa, sadece haçlılar grubu demek, eksik kalacaktır.
9Bu saldırgan grup, aynı zamanda ırkçıdır ve sömürücüdür. Irkçılığın beterini Bosna’da görmüştük.
Sömürgecilik heveslerinin ise, Doğu Akdeniz konusunda yeniden kabardığını hissettik. Nitekim, petrol beklentisi nedeni öyle binlerce kilometre uzaktakilerin bile, Doğu Akdeniz’e yığıldığını gördük.
30 Ağustos zaferini kutlarken, aleyhimize kullanılacak projelere karşı, hazırlıklı olmalıyız.
Bu ırkçı ve sömürücü zihniyetin, en etkili silahı işbirlikcilerdir.

İşbirlikciler, bu saldırgan zihniyete cesaret ve destek vermekten uzak durmalıdır.
Kabil havalimanın da uçak bekleyen, Afganistan’lı iş birlikcilerin konumunu, doğru analiz etmeliyiz.
Ve Afganistan’da olup biteni iyi anlamalıyız.
Kurtuluş savaşımızda, bölünmekten, hatta yok olmaktan kurtulmuştuk.
Kanlı mücadele sonunda, bağımsılığımızı kazanmıştık.
Şimdi de benzer bir proje ile karşı karşıyayız.
Öncelikle, birlik ve bütünlüğümüzü, muhafaza etmeliyiz.
Böyle mücadelelerde, iktidarda olsak, muhalefette de olsak birlik olmalıyız. Bu yolda verilen savaşta, siyasi hesaplar yapılmaz.

GÜNÜN SÖZÜ
Eline, diline, beline sahip ol.

İncinsen de incitme.
“Hacı Bektaşi Veli”

GAMSIZIM!

GAMSIZIM!

 

Akşam saatini epeyce geçmiş vakit…Neredeyse geceye kavuşmakta gün.

Sorumluluk duygum gereği sizlere bu yazının yetişmesi için alelacele açtım ekranı, geçtim klavye başına…

 

Nasıl bir yorgunluk peyda olmuşsa üzerime…Klavyenin tuşları kendi kendine hareket etse de yazıverse şu yazıyı diyorum. İstemediğimden değil! Gündemin nahoşluğunun ağırlığı altında ezilen düşüncelerimin, “Ne yazsam da bir nebze de olsa yüreklere dokunsam” telaşından.

 

Belki de ilk defa gamsız olmak istediğim bir durum içindeyim. Hatta belki biraz da duyarsız olmak istediğim…

 

Hiçbir gerçekliği yazmak istemiyor canım. Ne delta varyantını ne vefatların yükselen sayılarını ne de üst üste yapılan uyarıları…

 

Hatta aşı üzerine olup biten tartışmaları ve gelişmeleri bile duymazdan gelmek istiyorum.

 

Heveslerimi kursağımda bırakan hiçbir olumsuz haberi çekim alanımdan içeri almak istemediğim dakikalardayım.

 

Gamsız olmak duygusunu iliklerime kadar hissetmeyi ve mümkünse bir süre oralarda hapsetmeyi istiyorum.

 

Geleceğe dair plansız, amaçsız, hedefsiz olmak istiyorum. Sadece kendim için değil, bunu hepimiz için istiyorum. Yani, aydınlık ve kaygısız bir gelecek… Çuval dolusu pandemi kurallarının olmadığı bir dünya ve birbirlerini yiyen insanların çekişmelerinden arınmış, ince hesapların yapılmadığı bir yeryüzü…

 

Çok mu şey istiyorum?

 

İnanıyorum ki bu soruma cevabınız: “Hayır, çok şey istemiyorsun” olacaktır. Çünkü aynı gemideyiz hepimiz! Biliyorum ki ara ara sizler de gamsızlığın yüreklerinize çöreklenmesine izin vermek istiyorsunuz.

 

Şu dakikada, hemen şimdi, siz de gamsız olmanın- olabilmenin- verdiği rahatlıkla yaslanın arkanıza ve: “Dünya yansa eski hasır umurumda değil!” dercesine koparın kendinizi bu dünyanın gerçekliğinden.

 

En azından köşe yazımın son noktasına gelesiye kadar yapın bunu!

 

Bir yazılık süreçte hepimiz, hep beraber gamsız olalım. Ne dersiniz?

 

Esen kalın.

30 AĞUSTOS ZAFERİNİN ÖNEMİ VE ŞİİR’İM

30 AĞUSTOS ZAFERİNİN ÖNEMİ VE ŞİİR’İM

Türk ordusu fırsatçı ve işgalci, Yunan ordusuna karşı Türkün yurdunu savunmasında verdiği başarılı mücadelesi, 26 Ağustos-9 Eylül 1922 arasında gerçekleştirdiği genel taarruza, Başkomutanlık Büyük Meydan Muharebesi Taarruzu adıyla, şanıyla anlamlandırarak adı verilir. Dumlupınar Meydan Muharebesi ise bu taarruz sırasında 30 Ağustos 1922’de gerçekleşen ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak da bilinen meydan savaşıdır. Büyük Türk ordusunun zaferiyle kazanılan ve Yunan ordusunu tam anlamıyla bozguna uğratan ve her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı adıyla kutlanan şanlı zaferdir.

*

Bu taarruz, Yunan işgal kuvvetlerini Anadolu topraklarından atmak için 26 Ağustos 1922 sabahı başlatılarak, başarıyla ilerleyen Türk ordusu ve Büyük Taarruz sırasında, 30 Ağustos’ta Atatürk’ün bizzat yönettiği “Dumlupınar Meydan Muharebesi” ile Türk askeri kesin bir zafer kazanarak, Yunan ordusunu bozguna uğrattığı zaferdir. Bu azimli mücadelenin önünde duramayan, Yunan ordusu İzmir’e doğru kaçmaya başlar ve takip edilerek işgal altındaki şehirler tek tek kurtarılarak, düşmanı 9 Eylül 1922’de İzmir’den denize dökülerek, Milli Mücadele zaferle sonuçlandırılır.

*

30 Ağustos kısaca özeti bilgisi, bu büyük zaferin ayrıntıları; Türk ordusu, Yunan ordusunu 13 Eylül 1921’deki Sakarya Zaferinde büyük bir bozguna uğratması, Yunan kuvvetlerini, Eskişehir-Afyon hattına kadar takip edilmesi ve o dönemdeki, Türk ordusu hem sayı hem de imkânlar bakımından, Yunan ordusuna kesin darbeyi indirebilecek güçte olmaması düşünülerek, mevsim de kışa yaklaşmakta olduğundan kısa zaman askıya alarak ve büyük taarruza önemli ve ciddi hazırlığı yaparak daha uygun görmüşler.

 

*

 

Yunana destek olan Devletler.Bir taraftan, Sevr‘i gerçekleştirebilmek için taşeron olarak kullandıkları Yunan ordusundan ümitlerini kesen, İtilaf Devletleri ise sözde barış planları yaparak Türkiye’yi anlaşma zeminine çekmek istiyorlar. Bu nedenle 22 ve 26 Mart 1922’de her iki tarafa da mütareke teklifinde bulundular. Yunanın işine gelmesi, toparlanma fırsatı verecek olması düşüncesiyle, bu teklifi Yunanlar hemen kabul etsi, fakat Türkiye prensip olarak barıştan yana olmakla birlikte, mütareke için öncelikle Anadolu’nun boşaltılmasını şart koşması, Sevr hedefi yer alan İtilaf Devletleri ise bu şartı kabul etmediler. Bu esnada, Türk ordusunun taarruz için hazırlıkları tüm hızıyla devam etmekte ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa,  Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ile 27 Temmuz akşamı Akşehir’de yaptığı görüşmede, 15 Ağustos‘a kadar taarruz hazırlıklarının tamamlanması, dikkat çekmemek için 28 Temmuz günü yapılacak bir futbol maçı vesilesiyle diğer komutanlar da Akşehir’e çağırılarak, Taarruzun bütün ayrıntıları görüşülerek kararını verirler.

*

Beklenen gün gelerek , Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922 sabahı Türk ordusunun topçu ateşiyle başlar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşalarla birlikte savaşı yönetmek üzere Kocatepe’den idaresi yapılırken ,Yunan cephesi, taarruzun ilk günü yarıldı ve ertesi gün Afyon kurtarıldı. Düşman kuvvetlerinin büyük bir bölümü 30 Ağustos’ta kuşatıldı ve burada gerçekleşen, Dumlupınar Meydan Muharebesi sonucunda düşmanın ana kuvvetleri imha edilerek pek çok esir alınmasıyla esir alınanlar arasında, Yunan Başkomutanı Trikopis’de bulunmaktaydı. Yunan ordusu 5 gün gibi kısa bir sürede bozguna uğratılmış ve perişan olan düşmanın toparlanmasına fırsat vermeyerek, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül 1922’de tarihe önemli olan O Emri vererek “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz, İleri, İleri der!” Türk ordusu, İzmir’e doğru hızla kaçan, Yunan ordusunu takip eder ve Yunan kuvvetleri, geri çekilme sırasında geçtiği bütün yerleri yakıp yıkarak sivil halkı katlederek, bu amaçla, yerli Rum ve Ermenilerden oluşan ve tahrip taburları kurarak bu katliamları yaptırırlar.

*

Yunan ordusunu takip eden Türk kuvvetleri, 1 Eylül 1922 de Uşak’a girer. Sırasıyla Eskişehir, Nazilli, Balıkesir, Bilecik, Aydın,  Manisa ve 8 Eylülde bu iller Yunan işgalinden kurtarılarak ve sonunda Türk süvarileri, 9 Eylül sabahında İzmir’e girer ve bir gün sonra 10 Eylül’de Bursa kurtarılır. Bu büyük taarruz ’un başarıyla sonuçlanmasının ardından Anadolu’da Yunan askerinden temizlenmiş olur. Ancak, Trakya hâlen işgal altındadır.

*

Yunanı kollayan, İtilaf Devletleri araya girerek ateşkes görüşmeleri istemeleri ve 3 Ekim 1922’de Mudanya’da görüşmeler başlayarak ateşli tartışmaların yaşandığı görüşmelerin ardından, 11 Ekim günü Mudanya Mütarekesi imzalanır. Ateşkes Antlaşması’na göre 15 Ekim’den itibaren çatışmalar durması, Yunanlılar 15 gün içinde Doğu Trakya’yı boşaltmaları ve 30 gün zarfında Trakya Türk memurlarına devredilmesi ve Mudanya Mütarekesi ile Türk İstiklal Savaşı’nın Türk zaferiyle sonuçlandığını gösteren ilk diplomatik ve siyasi belgenin de  başarıyla imzalanarak sonuç alınmasıdır. Allah bir daha o acı günleri Türk Milletine yaşatmasın, tüm terör belalarını ve Afatları başımızdan def eylesin ve Tüm şehitlerimize minnetle saygılar ve ruhları şad mekanları cennet olsun ve sağlıklı olalım, sağlıklı düşünelim…

 

 

30 AĞUSTOS ZAFERİ

Eğilmez Türkün başı vatandır aşkı,

Biz zafere inandık kurduk cumhuriyeti.

*

Dumlupınar muharebesi kıvılcımı parlayan süngülerdi,

Allah. Allah nidasıyla inleyen meydandı.

*

 

Gök kubbeden aydınlık yolları açıldı,

Ufuklarda al bayrağa semasında saçıldı.

*

Dağdan dağa yürüyen şanlı askeriydi,

Vahşi canavarlardan vatanını kurtardı.

*

Başlarda dumanlı gözlerden çıkan şimşekti,

Tek aşkımız hürriyet bağrımız yanıktı.

*

Dumlupınar da yükselen ses zaferin naralarıydı,

Türkün başı eğilmez tüm dünya bildirdi.

*

Tarih yazdı Türkün komutanı erleri,

30 Ağustos zaferi kurtulan cumhuriyeti.

Y.T:20/ 06/ 2018

SWAP ANLAŞMALARI DOLARI ÇÖKERTECEK

SWAP ANLAŞMALARI DOLARI ÇÖKERTECEK

 

Amerika “petrol-dolar” ticaret sistemi ile tüm finans sistemini kontrol altına aldı.

Para akladı diyerek, Deuche Bank’ı cezalandırdı.

Türkiye diklendi diyerek, “Halk Bank’a kumpas kurdu.

Bizde yavaş yavaş Dolar’la ticaretin dışında, alternatifler aramaya başladık.

Katar’la, Çin’le ve Güney Kore ile ” Swap” anlaşmaları yapmaya başladık.

Doğalgaz alımında da Rusya ile benzer anlaşma yaptık.

Swap kapsamındaki iki ülke karşılıklı ithalat ve ihracat yapacak.

Bu ortak ticarette, iki ülkenin para biçimleri geçerli olacaktır.

Ülkeler Dolarlarla ticaretten kaçtıkça, hem Doların gücü zayıflayacak, hem de Pentagon’un etkinliği azalacaktır.

Amerika, Irak ve Afganistan’da yaşadığı demokrasi ne zimmetinden sonra, tüm dünyada güven ve itibar kaybına uğrayacaktır.

Bu gün gündemde, 20 yıldan beri kullandığı Afganistan’lı yandaşlarını, uçakla kaçırmayı bile beceremeyen bir Amerika vardır.

Kabil havaalanın da yaşananları  tüm dünya ülkeleri nefret ve ibretle izlemiştir.

Eğer  Amerika petrol şirketinde ki ağırlığını da kaybederse, petrolünde dolar kıskacından kurtulacağına tanık olacağız.

Başkan BİDEN’İN yeni dünya düzenini yönetecek kapasitede ve sağlıkta olduğunu sanmıyoruz.

Dedeağaç ve Girit’te Amerika’ya üs kurma yetkisi veren Yunanistan yanlış zamanda yanlış ülke ile iş tutmasının, zararını görecektir.

Komşularına da zarar verecek ve komşularının da güvenini kaybedecektir.

Aslında bizde, gerek Afganistan’da olanlardan gerekse sınırlarımızda yaşananlardan, ders çıkarmalıyız.

Son yıllarda Dolar bağımlılığından bir nebze kurtulmak için, yaptığımız Swap anlaşmaları çok önemli adımlardır.

Şimdi Amerika’nın içimizden yandaş bulmasından kaçınmalıyız.

Muhalefet olarak da ortak tavır alma yollarını, denemeliyiz.

 

GÜNÜN SÖZÜ

 

İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir.

“Hacı Bektaş Veli”

BURSA SPOR’DA ERKEN AYRILIK

BURSA SPOR’DA ERKEN AYRILIK

Bursa Spor yeni sezona beraberlikle girdi.

Belki de bu kayıp, Bursa spor’un geleceği için hayırlı oldu.

Başkan yardımcısı Emin ADANUR’UN, maç sonrası imalı bir twet atması ve Mustafa Er hocanın hemen istifa etmesi, her iki tarafında birbirlerini benimsemediğini ortaya çıkardı.

Aslında bu ayrılığın henüz işin başında olduğu, Bursa Spor’un hayrına oldu.

Mustafa hoca, mükemmel bir alt yapı hocasıydı.

Ama saha kenarındaki duruşu ve beden dili, Bursa Spor armasına taşımakta zorlandığını gösteriyordu.

Alt yapıdan birlikte (A) takımına getirdiği futbolcularla, samimi ve güvene dayalı bir iletişim kuramadı.

Almanya’ya giden Ali AKMAN’IN bu sene Bursa Spor’da kalması için, beklediğimiz ağırlığını koyamadı.

Genç sporculara, süre vereme ve oyundan alma konularında, gerçekçi olamadı.

Duygusal kararları ilehem futbolcuları hem de taraftarı çok şaşırttı.

Profesyonel futbol geçmişi olan biri olarak, Mustafa hocayı, süper lig için gereken heyecanda, sorumlulukta ve istekte göremedik.

Ama Mustafa hocayı, istifaya zorlayan twet’i de, şık bulmadık.

Doğru olan, gerginlik yaşanmadan alınacak bir yönetim kararı ile, sonuca ulaşmaktır.

Bursa Spor süper lig ve kupa şampiyonlukları yaşamış, marka bir takımdır.

Bir divan kurulu vardır.

Bir yönetim ve kulüp sözcüsü vardır.

Başkan ve yönetim kurulu üyelerinin fikirlerini, twetlerde değil, yönetim kurulu kararlarında, görmek isteriz.

Mevcut yönetim kurulunun, nasıl bir mali yapı teslim aldığını biliyoruz.

Ayrıca, bu güne kadar yaptıkları mali ve idari fedakarlıkların farkındayız.

Ama kararlarımızı fevri olmadan ve alınganlık göstermeden almalıyız.

Büyük Bursa Spor yönetimine de, bu yakışır.

GÜNÜN SÖZÜ

Az ile mutluluk, çok ile didişmekten iyidir.

“B. Franklin”