Köşe Yazıları

YENİ DÜNYA  DÜZENİ

YENİ DÜNYA  DÜZENİ

Amerika son nokta toplantılarında, Çin’i ve Rusya’yı düşman ülke olarak ilan etti.

Ama işin görünen yüzüne bakmayalım. Arka planda bu ülkeler menfaat birliğine devam edecekler.

Şimdi bizde aynı taktiği uygulamaya başladık.14 Haziranda, NATO toplantısına katıldık.

Çin ve Rusya’nın uyarılması konusundaki kararlara bizde onay verdik. Amerika, Fransa, Almanya, Hollanda ve Yunanistan liderleri ile ayrı ayrı görüşmeler yaptık.

Ama 15 Haziranda ise Çin ile para takası (Swap) anlaşması yaptık.

2019 yılından beri devam eden bu para takası anlaşmasının, 35 milyar Türk lirası ve 23 milyar Yunan olarak yükseltilmesini sağladık.

Yani, biz Çin Devleti’ ile Amerika’nın hoşlanmadığı bir ticaret sistemi ile ortaklığa devam ediyoruz.

Lideri katil ilan edilen Rusya ile birkaç gün sonra yeni bir turizm anlaşması yapacağız.

Zaten Rusya ile Mavi Akım enerji projemiz devam etmektedir.

İşte yeni Dünya düzeni budur.

NATO’ya yeni üye olmuş ülkeler, bu özel ayrıntıyı henüz sezemez. Sezen ülkeler olsa bile, NATO’NUN düşman ilan ettiği Çin ve Rusya ile büyük yatırım ve ticaret anlaşmaları yapmaya cesaret edemezler.

Ama artık biz gözümüzü açtık. Rusya ile birlikte, Mavi Akım Enerji projesine imza attık.

Marmara’yı Karadeniz’i Ege Denizini, Yunanistan’ı, Balkanlar’I ve hatta Doğu Akdeniz’i etkileyerek, Kanal İstanbul projesi için, Çin’in ekonomik ve teknik imkanlarından yararlanabiliriz.

İşte yeni Dünya düzeni, böyle çalışıyor.

Dostluk ve düşmanlık, birlikte yürüyor.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Kıskanç daha çok sever. Ama kıskanç olmayan daha çok sever.

 

‘’MOLİERE’’

 

HÜKÜMDARLIĞIM…

HÜKÜMDARLIĞIM…

 

Verandamda oturmuş kahvemi yudumluyorum.

Bir yandan da çevremi süzüyorum…

Dallarını yeryüzüne doğru halı gibi deviren ağaçlara, gökyüzünde dans eden bulutlara,

ayağımın altından usulca akan dereye bakıyor, başımın üstünden teğet  geçen kuşlara selam çakıyorum. Gözümün önünden süzülüp  giden kısa ömürlü beyaz kelebeklere göz kırpıyorum.

 

Uzaktan, taaa derinlerden gelen vidanjörün sesine karışan sahildeki can kurtaranın ara ara megafondan yaptığı uyarı sözcüklerine kulak kabartıyorum.

 

Bir an, sanki bu dünyada yaşamıyormuşum da bana ait bir krallıkta hüküm sürüyormuşum hissinin rahatlığına kapılıyorum.

 

Kendi krallığım…

 

Huzur…

Sessizlik…

Dinginlik…

 

Sonra bir yudum daha alıyorum orta şekerli kahvemden, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi umursamayarak…

 

Sanki koca dünya bana kalmışçasına…Sanki yaşadığımız alemde hiç dert, tasa, kötülük ve kötü insan yokmuşçasına…

Sanki pembe bir rüyanın içinde uykuya dalmışçasına…

 

Uyanmayı hiç istemediğim düşler ve güzelliklerin tam orta yerindeyim.

 

Fincanın dibinde kalan kahveyi son kez hürplettiğimde ise gerçekliklerden uzak, sonsuzluk uykusuna dalmayı diledim o an. Çünkü burası o kadar aydınlık ki…Öylesine huzurlu ki… Ve öylesine iyilik yüklü ki…Kirli dünyanın, kirlenmiş insanlarının ve çarpık düzeninin arasına dönmeyi hiç istemedim.

 

Ta ki alnıma düşen bir damla yağmurun yüzümde bıraktığı ıslaklığa kadar…

 

Burada herşey çok güzel ve masalsı olmasına rağmen krallığımın kapısını aralayıp gerçek dünyaya geri dönmenin vaktinin geldiğini anlıyorum yağmur damlasından.

 

Akıp giden dereye karşı bacaklarımı uzatarak oturduğum sandalyeden doğruluyor, elimde tuttuğum ve düşlerime eşlik ederken ne zaman bitiverdiğini anlayamadığım kahve fincanını masanın üzerine bırakıp, gardımı alıyorum yeniden!

 

Dünyadaki gerçekliğin zalimliğine karşı koymak adına gardını almak zorunda kalmanın hüznü içinde…

 

Ama krallığımda yaşadığım birkaç dakikanın yüzümde bıraktığı mutluluğun iziyle…

 

Dönüyorum dünyaya…

 

Esen kalın.

 NATO’YA KARŞI DAHA DİKKATLİYİZ

 NATO’YA KARŞI DAHA DİKKATLİYİZ

NATO’NUN kuruluş amacı Sovyetler birliğine karşı, bir güç olmak içindi.

Ayrıca birde ekonomik amacı vardı.

Sovyetler Birliğinde uygulanan  “devletçi” yani takas ekonomisine karşı idi ve tüm dünyaya Liberal piyasa ekonomisinin yerleşmesini istiyordu.

Bizde “bu kış Türkiye’ye kominizim gelecek” telkinlerinden korkarak NATO’YA girmiştik.

Yani sınır komşumuz Sovyetler Birliğini azılı düşman ilan edip, on binlerce kilometre uzaktaki Atlantik grubuyla müttefik olmuştur.

Aradan yıllar geçti, NATO’NUN amacının ortakları korumak değil kullanmak ve parçalamak olduğunu anladık.

Dik duranları ise düşman listesine aldıklarını gördük.

Zaman içinde FETO ve (YPG) terör örgütlerinde, AMERİKA ve NATO destekli organizasyonlar olduklarına tanık olduk.

Türkiye artık bu ikiyüzlülüğün farkına varmış ve karşı duruşunu sergilemeye başlamıştır.

İç provokasyonlara rağmen Çin’den aşı almaya ve ticari Svap anlaşmalar yapmaya devam etmiştir.

Rusya ile hem stratejik ortak olmuş hem de önemli enerji anlaşmalarına imza atmıştır.

Türkiye artık kendisine yakışmayacak hamleler yapan, NATO üyelerine karşı tavır koymaktan çekinmiyor.

Son NATO toplantısına çok gergin bir atmosferde gitmesine rağmen kendisini ezdirmemiştir.

Çin ile Rusya İle İngiltere ile ve bölge komşuları ile ilişkilerine devam etmektedir.

Hem NATO üyesiyiz hem de Çin ile Rusya ile ekonomik ilişkiler içindeyiz.

Böyle geniş yelpazeli bir ekonomik ilişki ile Türkiye NATO kıskacından kurtulmuştur.

Türkiye NATO’NUN zannettiği eski Türkiye değildir.

GÜNÜN SÖZÜ

Yalanın dostu gerçeğinde düşmanı çoktur.

“DeGRARDİN”

 

BABALAR GÜNÜ VE BİR ANI

BABALAR GÜNÜ VE BİR ANI

Babam hayrettin GÜRÇAY, 1914 yılında PREVEZE’DE doğmuş.

Barbaros Hayrettin paşanın, PREVEZE deniz seferinden esinlenerek ona Hayrettin ismini vermiştir.

Dedem ise, 100 yıl önceki bir salgın hastalıktan ölmüştür.

1923 yılında Mübadele Türkleri ile birlikte GEMLİK’E, yerleşmişler.

Sonraki yıllarda ateşlendiğimizde babaannemin  “karantina karantina “ telaşını anlayamazdık.

Ama yaklaşık yüzyıl sonra korona ile tanışınca karantinanın ne demek olduğunu çok iyi anladık.

Bu babalar gününde bende babamla ilgili bir anımı, paylaşmak istiyorum.

Uzun bir askerlik döneminden sonra, harp nedeniyle babam tekrar ihtiyat askerliğine çağrılmış.

Yeni evli küçük çocuk sahibi babam teslim olma işini ağırdan alınca, hem hapis cezasına çarptırılmıştı. Hem de ihtiyat askerliğini tamamlamıştı.

Ben, 4 veya 5 iken, annemle birlikte hapishane ziyaretine gitmiştik.

Yaklaşık 1945 yılı olabilir. Küçük olduğum için hapishane avlusuna alınmıştım. Benim ile ilgilenen bir grup ile resim çektirmiştik.

O grubun içinde ünlü şair Nazım HİKMET’DE varmış.

Tabi benim o yaşlarda Nazım HİKMET’İN kim olduğundan haberim yoktu.

Yıllar sonra o küçücük resimde ki o amcayı hatırlamıştım.

Bu resme bakıp hapishane günlerini ve Nazım HİKMET’İ anmıştık.

Hapishane ortamı nedeniyle babamın bu resimle ilgili hassasiyetini hissetmiştim.

Şimdi GEMLİK mezarlığında ortak bir mezarımız var.

İkimizin imside mezar taşlarımızda yazıyor.

Yaşarken çok gurbet görmüştük. Vakti gelince aynı mezarda birlikte olacağız.

Korona salgını sadece hayatımızı almadı. Merhamet değerlerimizi de insani duygularımızı da yok etti.

Artık insan hayatı bir istatistik rakam haline gelmiştir. İnsanlar cenaze törenlerini yapamaz hale gelmiştir. Ama hangi şartlarda olursak olalım babamıza da annemize de dualarımızı göndermeliyiz.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Ayna bir şeye tamah etseydi , bizim gibi münafık olur her şeyi olduğu gibi göstermezdi.

“Mevlana “

 

YARIM ASIR…

YARIM ASIR…

 

 

Şöyle bir bakıyorum etrafa…Hangi el hangi cepte belli değil! Hangi yürek aynı anda kaç yüreğe değiyor? O da belli değil!

 

Bakışlarda anlam aramalar yerini daha ilk buluşmalarda göz renginin mavi mi yeşil mi olduğunu aranır olmuş.

 

Dilden çıkan nağmeli sözler ise tahtını, aşkitom- canikom’ lara bırakmış…

 

“İşine gelirse!” deyip kestirip atmak marifet sayılır olmuş.

 

Sevgililer yıl yerine gün sayar olmuş, sözde sevgilerinin ispatı için!

 

Bir tıkla bulunmaya başlanmış aşıklar, iki tıkla kabul görür olmuş ve yine aynı tıklarla, sanal alemde silinip bitti-gittiye dönüşür olmuş!

 

Bu kadar kolay yani!

Bu kadar çabuk…

 

His yok, yürekten hisseden yok…

 

Bir tek tuşun albenisine kapılır olmuş zamane sevgileri…

 

Gerçeklikten uzak, jan janı bol, uzaktan kumanda yaşanan aşklar ve bunu marifet bilen aşıklar…

 

Oysa benim tanık olduğum sevda ve aşkın sevgiye dönüşmüş hali bambaşka!

 

Yalın, sade ve içten yaşanmışlıklarla dolu…

Gözlerin konuşabildiği, bakışmaların anlayabildiği – anlatabildiği bir sevda…

 

Her zorluğa göğüs gerebilmiş, hayatın şaşa’ dan ibaret olmadığını bilen iki yüreğin sahibi, tanıklık ettiğim sevda…

 

Yeri geldiğinde omuz omuza ağlayabilmiş iki insan… Sırt sırta verilerek aşılmış nice zorluklar, el ele verilerek yıl alınmış bir ömür ve gönül gönüle verilerek atılmış içten kahkahalar…

 

Yaşamım, bu sevdanın kulaklarımda bıraktığı mutluluk musikisine tanık olarak geçti…Gözlerim ise onların dayanışmasının, saygılarının ve sevgilerinin yüceliğini görerek geçti.

 

Ne aşk ama…

 

50 sene…Dile kolay!

 

Emsal olarak yarım asıra imza atmış iki yürek varken burnumun dibinde, elbette zamane aşklarının el ucuyla tutulmuş hallerini onaylamam ve beğenmem olanaksız.

 

Annem ve babam…

 

Şahit olduğum büyük sevdanın mimarları.

 

Yapmacık ya da usuleten yaşanan değil, gerçek bir aşktan bahsediyorum.

 

Yarım asırlık gönül birliği…

 

İmrenilesi, sevilesi, kıskanılası, örnek alınası…

 

Devrin bir solukta yaşanıp biten sevgilerine inat edercesine her geçen gün artan sevgileri ile insana parmak ısırtan iki sevgili onlar.

 

Dün gibi,

Küllenmemiş gibi,

“Daha yaşanacak çok şey var” der gibi birbirine bakış atan iki yürek onlar…

 

Ve bugün, 50. yıllarının kutlama gününde, yine ve her zaman olduğu gibi genç yüreklere “gerçek sevgi” kavramının en güzel örnekleri olarak, güldüklerinde yüreğimde gülleri açtıran iki güzel insan…

 

Sizlerin de hakiki sevgilere tanık olmanız ve yaşamanız dileğimle.

 

Esen kalın.

Çare “Güçlendirilmiş Denetim Sistemidir”

Çare “Güçlendirilmiş Denetim Sistemidir”

Sedat PEKER’İN kasetleri için yapılan yorumları dinlerken (1990)’lı yıllarda, Alaattin ÇAKICI ile işadamı ve medya patronu Korkmaz YİĞİT’İN,kamuoyuna düşen ses bantlarını hatırladık.

O dönemde devleti de, hükumeti de bürokrasi yönetiyordu. Üst rütbeli askerlerin,yargıçların ve emniyet amirlerinin vitrinde oldukları bir dönem yaşamıştık.

O dönemde her 6 ayda bir Merkez Bankası Başkanını değistirmek  hiç bir yöneticinin  deneyebileceği bir iş değildi.

Yeni sistem bilinçli olarak bürokrasiyi geri planda bırakmıştır.

Ama bürokrasi geri planda bırakılmayı hiç hazmedemez.

Görevde de olsa ,emekli de olsa bir fırsatını buldu mu sesini duyurur.

Nitekim son zamanlarda emekli asker ve sivil bürokratların , yönetime gösterdiği tepkinin arka planında siyasetciler kadar, bürokraside görev yapanlarda vardır.

Benim Ankara’da görev yaptığım 25 yıllık dönemde, devleti de ve hatta hükümetleri de bürokratik kurumlar yönetmiştir.

Bu gün için Beştepe ‘deki

bürokratik kurumlar etkin gözüküyorsa da,zaman içinde devlet bürokrasisi yeniden etkin hale gelecektir.

Mevcut sistemle ve iktidarla baş edemeyen muhalefet ,bürokrasisinin egemen olduğu dönemi özlemiştir.

Mevcut sistem,hızlı karar alma konusunda başarılı ise de ,denetim mekanizmalarında eksiktir.

Hal böyle olunca işin içine mafya babaları da karışmıştır.

Sedat PEKER en büyük medya grubunun Ziraat Bankasına olan kredi borcunu ödemediğini söyledi .

Bu borcun takibi Sedat PEKER’İN görevi değildir, sayıştayın vazifesidir.

Eğer sistemde denetim mekanizması iyi çalışmaz ise görevini yerine getirmeyen muhalefetin yerine karşımızda ya derin devleti ya da organize örgütleri buluruz.

Hem iç,hem de dış destekli bu kaset polemiğinin ,inandırıcı açıklamalarla aydınlığa çıkarılması lazımdır.

Aksi takdirde,erken seçim talebi dahil pek çok farklı bahanelerle sokak hareketleri başlar.

Peki Çare Nedir

Çare güçlendirilmiş parlementer sistem değil ,güçlendirilmiş denetim sistemidir.

 

Günün Sözü

“Yaş da aşk gibidir saklanamaz”

“T.DEKKER”

KASETLER ve OPTİMAR’ DAN YEN BİR ANKET

KASETLER ve OPTİMAR’ DAN YEN BİR ANKET

OPTİMAR 22-24 tarihleri arasında 1836 kişi ile yüz yüze bir anket yaptı.
Karasız oylarda, partilere dağıtıldıktan sonra, aşağıdaki sonuçlar çıktı.
Ak parti oylarının, (%39) lara doğru gerilediğini gördük.
%24 ,5 oy alan CHP’de ise az miktarda bir artış vardi. İyi partinin oyları ise (%9, 5) lar da kaldı.
Son haftalarda AKŞENER’İN çarsı Pazar gezmelerinin sebebini anlamış olduk.
(MHP) ise (%10,4) ile potansiyel oy oranını korudu. HDP oyları ise (10,3) çıktı.
Muharrem İNCE’NİN ise kucuk partiler içerisinde (%1.4) ile en yüksek oyu aldığını gördük.
Mustafa SARIGÜL’ÜN Değişim partisi ise. (1,1) düzeyindeydi.
Bu aşamada Muharrem İNCE ve SARIGÜL’ÜN, ses getirecek bir oy alamayacağını ama millet ittifakına
zarar vereceğini anladık.
BABACAN’IN partisinde (%1) DAVUTOĞLU’NUN partisinin(binde bir) oy almasına şaşırmadik
Saadet partisi (yüzde yarım),Yeniden refah partisi ise (binde-iki) de kaldılar.
Kısacası bu anket sonuçlarının iktidara da muhalefete de yaramadığını gördük.
Son anketlerde neredeyse (%30), lara yaklaşan kararsız oylar önümüzdeki seçimlerde her
ittifak içinde önemli bir risktir.
Bu kadar yüksek orandaki bir kararsız grup herhangi birine yanaşırsa o ittifak açık ara seçimi de
Cumhurbaşkanlığını da kazanabilir.
Son Sedat PEKER kasetlerinin, Ak Partiye bir miktar zarar verdiğini hissediyoruz.
Ama 30 yıl öncesine ait ve bürokratik yanlışlar, seçmeni cok fazla etkilemedi.
Ama Ak parti içindeki imam hatip kökenli dindar kesim ile liberal muhafazakar kesim, birbirinden koparsa, bu kopuş partide çözülmelere yol açar.
GÜNÜN SÖZÜ
Konuşmak bir ihtiyaçtır ama, susmak bir sanattır.
“MADAM STAEL”

YAŞAMIYORUZ, YAZIYORUZ!

YAŞAMIYORUZ, YAZIYORUZ!

Yazıyorum efendim!

Yazıyorum çünkü yazmayı seviyorum. Fikirlerimi beyan edebildiğim, yüreğimdekileri alenen dökebildiğim, kendim olabildiğim her konuda, her şey hakkında yazmayı seviyorum.

Bu benim için ekmek ve su gibi bir ihtiyaç. Ama öyle “Dur bakayım, bir şeyler yazmam lazım!” deyip de elime kalemi kağıdı alıp ilham bekleme durumları olmadan yazıyorum. Zaten öyle olsaydı, bu bir mecburiyet olur ve benim gibi; kalıplardan, zorlamalardan hoşlanmayan bir insan için de işkenceye dönüşürdü.

Oysa ben kendine işkence etmeden yazmayı sevenlerdenim… İstediğim için, sevdiğim için, yazma eyleminin ruhumda bıraktığı tatlı tını için yazıyorum.

Sahilde, yolda, otelde, kafede, uçakta, otobüste…Hasılı; aklıma düşenleri oracıkta yazmayı sevenlerdenim.

Gecenin 3′ ünde 5′ inde, katran karasına kendini bırakmış günün devrinde, sabahın seher vaktinde, gün ortası- toplantı molasında…Kısacası; zaman fark etmeksizin yüreğime düşenleri yazmayı sevenlerdenim…

Ağlayan bir bebeği gördüğümde, gülen bir yüze değdiğimde, uçan kuş kanadını çırptığında, denizin dalgası kıyıyı yaladığında, bir ihtiyarın manalı bakışında, çiçek tomurcuk verdiğinde vs. vs…Yazarım…Çünkü ben, malzemesini dünyadan ve içindekilerden edinmeyi sevenlerdenim…

Sözün özü, her şey hakkında, her ne zaman ve nerede olursam olayım yazmayı severim.
Sözcüklerin gücünü severim!

Kitaplar yazdım…Daha da yazılmayı bekleyen kitaplarım var; her birinin de tarzları ve içerikleri birbirinden farklı olan. Mesela yine bu yıl piyasaya çıkartmayı düşündüğüm yeni kitabım AŞK-I GÛZAF gibi.
…

Geçen gün eski bir dostuma yukarıda okuduğunuz satırların aynısını söyledim. Adı geçen müstakbel kitabımdan zaman zaman yaptığım alıntı paylaşımlarımın üzerine, yukarıdaki satırları sesli olarak söylemem şart oldu, eski dosta!

Malumunuz; adı üzerinde, AŞK-I GÛZAF! Bir nevi hüznün hikayesi!

Kitaptan ara ara yaptığım alıntıları baş tacı yapan sevgili dostum, aynı zamanda da yüreğine merak yapmış meğer!

Sebebi ise benim kadar şen ve pozitif bir insan nasıl bunları yazabilirmiş? Yoksa dostluğumuzun gram hatırını kollamayıp, gizliden gizliye yaşanmışlıklarım olup da bir kerecik bile bunlardan ona söz etmemiş miyim? vs.vs.

Bildiğiniz üzere, biz kadın milleti biraz da olayları abartmayı sevdiğimiz için böyle konuları gözümüzde büyüterek, hemencecik gücenme duygusuna kapılıveririz!

Pek sevgili dostum da her nedense bu hisse kapılarak gücenivermiş bana! Şen kahkahalarımı dışarıya savururken ben, dostluğumuzun hatırını kollamadığımı düşünüp için için kederli hisler yaşadığım zannına kapılarak!

Her ne dediysem ikna edemediğim sevgili dostum gibi düşünenler için buraya da yazıyorum; biz yazarlar dramatik bir kitap ya da bir şeyler yazdığımızda o olayı birebir yaşamış falan olmuyoruz!

Elimizde mendil, 7×24 ağlama krizlerine girmiyoruz!

Ve dramatik konuları ele aldığımızda binbir küfür edip, kahır küpüne dönerek, hayata küsmüyoruz.

Bizler sadece çok iyi empati yapabiliyor, başka hayatları iyi gözlemliyor ve yeri geldiğinde mükemmel bir araştırmacı oluyoruz.
Ve bu doğrultuda, yazma eylemine geçtiğimizde ise hislerimizi maksimum derecede iyi kullanabilen, yön veren ruhlara dönüşebiliyoruz.

Aksi halde düşünsenize; yazmış olduğumuz her şeyi yaşamış olsaydık şayet, buna ne ömür yeterdi ne de zaman.

Hayır, hayır, hayır …

Biz yazarlar yazdığımız her şeyi bire bir yaşıyor falan değiliz.

Bunun empatiyle alakalı bir durum olduğunu onlarca kez söylememe rağmen, bana ayrılmış olan bu köşede de, benimle aynı kaderi paylaşan bütün kalemdaşlarım adına bir kez daha belirtmeyi boynuma borç bilirim.

Yazdıklarımızın tümünü yaşıyor değiliz, sadece yazıyoruz.

Alın yazılarınızın güzel yazılmış olması dileğimle,

Esen kalın.

NATO TOPLANTISINA GRAFİKLERLE GİTMELİYİZ

NATO TOPLANTISINA GRAFİKLERLE GİTMELİYİZ

14 Haziranda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Amerikan başkanı Biden NATO toplantısında buluşacaklar.

Bu toplantı vesilesi ile tüm üyelere bizim (1950’li yılların başlarında katıldığımız Kore savaşında, verdiğimiz yüzlerce şehidimizi hatırlatmalıyız.

F-35, S-400 polemiğinde boğulmadan kendimizi grafiklerle anlatmalıyız.

İlk grafik , (1950)li yıllarda KORE’DE şehit verdiğimiz subay ve askerlerimizle, ilgili olmalıdır.

Başkan BİDEN’ DE, NATO’ NUN yeni ortakları da, bizim yıllar önce çektiğimiz külfeti bilmelidir.

Bundan sonraki grafikler, (P.K.K)nın bölgede görevli memurlara verdiği zulüm ile ilgili olmalıdır.

İlk olarak (P.K.K)nın bölgede öğretmenlere yaptığı katliamla ilgili olmalıdır.

Hangi ilde hangi tarihte , hangi öğretmenin şehit edildiği , grafikte yer almalıdır.

Bir sonraki grafik,hemşireler ve diğer şehit edilen sağlık personeli ile ilgili olmalıdır.

Ayrıca yol yapımında ve elektrik bağlantısında görev yaparken şehit edilenleri de grafikte bildirmeliyiz.

Yakılan iş  makinalarını da resimli olarak göstermeliyiz.

P.K.K tarafından yakılan ve itiraz edilen orman yangınlarını da grafikli ve resimli olarak NATO üyelerine sunmalıyız.

NATO’CU kafalar binlerce asker ve polisimizin şehit olmasına pek aldırmazlar.

Ama yöre halkına sağlık hizmeti sunan, yöre halkını eğiten ve yöre halkının alt yapısı ile ilgilenen , bu tip meslek gruplarının ,şehit edilmesini de hoş görmezler.

Son grafik ise Amerikalı üst derecedeki subayların, bölgede (P.K.K) elebaşları ile çektirdikleri resimler olmalıdır.

Bu son grafik tüm NATO üyelerine gösterildikten sonra Başkan BİDEN’E sunulmalıdır.

Son olarak FETO’NUN 15 Temmuz darbe girişimi sonucunda, verdiğimiz 259 şehit açıklaması ile konuşmamızı bitirmeliyiz.

Bu grafikleri gördükten sonra Başkan BİDEN’İN konuşacak cesareti kalmayacaktır.

 

GÜNÜN SÖZÜ

En mükemmel adalet vicdandır.

Victor Hugo

 

Anayasa Taslakları ve Erken Seçim

Anayasa Taslakları ve Erken Seçim

Millet İttifakı bir süredir erken seçim talebiyle iktidar tarafını sıkıştırıyor.

Cumhur İttifakı ise, yeni anayasa yapımı hamlesiyle, hem gündemi değiştirmeyi, hemde zaman kazanmayı başardı.

Ardından tüm siyasi partilerin anayasa taslaklarını medyada incelemeye başladık.

Aslında güçlendirilmiş parlamenter  sistem isteyenlerin, güçlendirilmiş bürokratik sistemi özlediklerini anladık.

Senato meclisinin yeniden kurulmasını isteyen partiler var.

Üst derece atamaların, üçlü kararname ile yapılmasını özleyenler var.

Cumhurbaşkanının aynı zamanda parti genel başkanı olmasına karşı çıkanlar var.

Altı yıllığına bir kez seçilmesini ve sembolik görüntü yapmasını teklif edenler var.

Aslında Amerika’yı ve diğer tüm dünya liderlerini izledikçe sembolik cumhurbaşkanlığının bu devirde yetersiz kalacağını görüyoruz.

Yasalara ve hukuka uymasını ama etkili ve hızlı kararlar almasını isteriz.

Bu arada muhalefeti anayasa çalışmasına iten Akparti salgı ve ekonomik kriz ortamından birazda olsa kurtulmanın yollarını arıyor.

Eğer salgın hastalık ve kriz ortamı yaşanmasaydı, yeni anayasa yapılması belki gündeme bile getirilmeyecekti.

Ama mevcut şartlarda, hem anayasayı, hemde seçim kanununu değiştirerek, muhalefet tarafından yaratılan erken seçim baskısını kaldırmak istiyor.

Çünkü seçim kanununda  yapılacak en ufak bir değişiklik ile seçimlerin  en az bir yıl ileriye aktarılacağını çok iyi biliyorlar.

Yeni anayasa çalışmalarının referanduma doğru gittiğini gören Kılıçdaroğlu, sadece erken seçim için referandum istedi.

Anayasa refertandumu bir bakıma 2023 seçimlerinin de şifresini verecektir.

Görünen o ki, her iki ittifak da, referanduma hazırdır.

 

Günün sözü,

Bir devleti kurmak  bin sene ister,

Yıkmak için ise bir saat yeter.

“Lord Byron”