Köşe Yazıları

Sistem Liyakate Önem Veriyor mu?

Sistem Liyakate Önem Veriyor mu?

Yaşadığımız bu dönemde dik durmaya ve çabuk karar alıp uygulamaya mecburuz.

4-5 partiden oluşan  koalisyonlar bu ülkeyi taşıyamaz.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden korkanlar güçlü parlamento sistemini savunurlar. Çünkü onlar için cumhurbaşkanın mecliste seçilmesi çok daha kolaydır.

Eğer cumhurbaşkanlığı sistemi olmasaydı bu yakaladığımız süreci yönetmekte zorlanırdık.

HDP nin de içinde olacağı çok parçalı koalisyonlar terörle mücadeleyi sağlayamazlar.

ABD, Almanya, Fransa baskısıyla doğu Akdenizde zamanında kararlar alıp uygulamakta zorlanırız.

Peki uyguladığımız sistemde hatalar yok mudur?

Aslında sistem genel anlamı ile iyidir ama uygulamada hatalar oluşmaktadır.

Öncelikle belirtmeliyim ki; görevdeki AK Parti kadroları önceki dönemdeki kadrolara göre çok yetersizdir.

Mesela Cemil Çiçek gibi en kritik dönemlerde Erdoğan’ı temsil edecek kalitede bir yetkili yoktur.

Cemil Çiçek; geçmişte 2007 de genel kurmay tarafından verilen e muhtırayı canlı yayında etkisiz hale getirecek açıklamalarda bulunmuştur.

Faruk Çelik; pratik çözümleri  ve uzlaşmacı tavırları ile toplu sözleşme ve asgari ücret görüşmelerini oy birliği sağlayarak uzlaşma ile sonuçlandırmayı başarmıştır.

Bu gibi toplantıları oy çokluğu ile sonlandırmak başarı sayılmaz.

Mevcut sistemde her daim liyakatten bahsedilirken uygulamada tam tersi işlerle karşılaşıyoruz. Mesela 45 senelik köklü bir Uludağ Üniversitesinin rektörlüğüne o üniversitenin ilahiyat fakültesinden birisi rektör olarak atanmıştır.

Aslında Bursa olarak Tıp fakültesinden bir rektör beklerdik çünkü tıp fakültesi bu üniversitenin amiral gemisidir.

Hem doktor yetiştirir hem de bursa halkının sağlık hizmetlerini en iyi şekilde karşılar.

Liyakate uyulup uyulmadığına bundan daha iyi bir örnek bulamayız.

 

Günün Sözü

Nefsine ağır gelen işi

Kimseye tatbik etme

Hacı Bektaş Veli

ARAPSAÇI!

ARAPSAÇI!

 

Pandemiyle birlikte sanki her şey arapsaçına dönmüş gibi!

 

Normal alış veriş yapmayı özledik; bir kaç arkadaşımızla oturup bir cafede kahve içmeyi, sevdiğimiz bir restorana gidip özgürce oturup yemek yemeği, evimizde misafir ağırlamayı, komşu ziyareti yapmayı, denize girmek için en sakin zamanı seçmeden ve en kuytulara gitmeden girip, gönlümüzce yüzmeyi, akraba ziyaretlerini, sosyal etkinliklere katılmayı vs vs.

 

Sözün özü; normal yaşamlarımızda her neyi yapıyorduysak pandemiden önce, bir bütün olarak hepsini de yapmayı özledik.

 

Ha aşı bulundu bulunuyor, ha çıktı çıkıyor derken iyimser ihtimal ve söylemlere kendimizi kaptırmak ve bu yönde kendimizi kandırmak istesek de uzmanların sözleri kulaklarımızı çekiveriyor yine!

 

” Aşı bulunsa dahi güncel hayatta uygulanması iki seneyi bulur” tarzındaki söylemleri mıh gibi çakılıyor aklımıza.

 

Bir de işi bilenlerin ” bu, biyolojik savaş çağının başlangıcıdır. Süreç hemen bitmeyecek” demeçleri daha da vehamet katıyor duruma.

 

Elimizi attığımız her yer yarım yamalak!

 

Korkarak yaşama duygusunu içimizden atmış olsak da “alışma” duygumuz bir türlü gelişmedi. Bu şekilde yaşamaya alışma durumlarımızdan bahsediyorum. Elbette kolay değil, hem de hiç kolay değil…

 

Pandemi öncesi eskiyi arıyor ve özlüyoruz.

 

Bir markete, manava, pazara veya mağazaya gidip elimizle bir ürüne dokunarak satın almayı bile özledik!

 

Kaldı ki bu örnek yaşamdaki en minik ama en gündelik alışkanlıklarımızdan biriydi.

 

İşin eğitim kısmından veya bu tarz daha çaplı konulardan bahsetmiyorum bile! Okullar açıldı, açılacak, eğitim sistemi şöyle ya da böyle olacak derken, doğal olarak o da balon misali elimizde patlayan konular arasına giriverdi!

 

Hangi konuda ne desek, ne etsek? Kimi kime şikayet etsek de şu pandemi illetinden kurtulsak, nafile…

 

Başa gelen çekilir misali, bol bol sabır düşüyor bizlere.

 

Tüm bunlara rağmen, hâlâ olanların ciddiyetini kavramadan ve hiç bir uyarıyı dikkate almadan yaşayan vatandaşlar mı?

 

Artık onlar için söyleyecek ne bir sözüm kaldı ne de bir satırlık yazım!

 

Bu vakte kadar anlamamış olanların bundan sonra anlayacaklarına dair hiçbir ümidim yok. Keza arapsaçına dönen hayatlarımızdaki bu uzamanın biraz da onların bir türlü almamak için direndikleri önlemler yüzünden olduğu ve daha da karmaşık hale geldiği, ülke pandemi gündemine bakınca gün gibi ortaya çıkıyor!

 

Duyarlı insanlara ise bu satırlardan bir kez daha seslenmek istiyorum; aman diyeyim, siz siz olun tedbirli yaşamayı elden bırakmayın. Bırakmayın ki ne bu süreç daha fazla uzasın ne de daha fazla can kaybı olsun.

 

Esen kalın.

 

TÜRK MUTFAK KÜLTÜRÜ 4000 BİN YILLIK TARİHE DAYANIR VE ŞİİR’İM

TÜRK MUTFAK KÜLTÜRÜ 4000 BİN YILLIK TARİHE DAYANIR VE ŞİİR’İM

Orta Asya’dan başlayan, Türk mutfak kültürü, bugüne kadar değişmeyen birçok özellikten birisi de yemek isimleridir. Türkiye’nin ulusal mutfağı. Selçuklu ve Osmanlı kültürünün mirasçısı olan Türk mutfağı hem Balkan ve Orta Doğu mutfaklarını etkilemiş hem de bu mutfaklardan etkilenmiştir. Ayrıca Türk mutfağı yörelere göre de farklılıklar gösterir. Karadeniz, Güneydoğu, Ege, Akdeniz, Orta Anadolu, Doğu Anadolu mutfağı gibi birçok yöreler kendilerine ait zengin bir yemek haznesine sahiptirler.

*

Türk Mutfak Kültürü, Türk mutfağındaki çeşitliliği, zenginliği birçok etkene bağlıdır. Kısa bir ifadeyle orta Asya ve Anadolu topraklarının sunduğu ürünlerdeki çeşitlilik, uzun bir tarihsel süreç boyunca birbirinden farklı birçok kültürle yaşanan etkileyişi mi vardır. Selçuklu ve Osmanlı gibi İmparatorlukların saraylarında gelişen yeni tatlar, mutfak kültürümüzün yeni yapısını kazanmasında rol oynamıştır. Türk Mutfağı, çeşit zenginliği ve damak tadına uygunluk yönünden olduğu kadar birçok yemek ve yiyecek türü ile sağlıklı ve dengeli beslenmeye ve vejetaryen mutfağına kaynaklık edebilecek örnekleri barındırmaktadır.

*

Türk Mutfak Kültürünün genel nitelikleri, Türklerin uzun yıllar, baharat yolunu denetim altında tutmasından dolayı Dünya’nın en gelişmiş mutfaklarından biridir. Baharatlar, etin ömrünü uzun kıldığı gibi terbiye edilmesi için de gereklilik arz eder. Tarım için uygun ve verimli arazilere sahip olmuş Türklerde, çiftçilik ve hayvancılıktan dolayı, hem sebze hem de et yemekleri çeşitliliği vardır. Türk mutfak kültürünün niteliklerini, Asya’daki yerleşik düzen ve göçler sırasında göç yolları üzerinde bulunan toplumlarla etkileşimleri ve tarımsal ekonomik yapı, Türk yemeklerini etkilemiştir. Ailelerin sos-yo ekonomik düzeylerine göre yemeklerde genellikle bir farklılaşma görülür. Yemek çeşitleri bakımından başka kültürlerden etkilenme ve onları etkileme söz konusu olmuş ve avcılık, tarımsal yapı ve göç kültürünün etkisi varlığıyla, sosyal bir sorumluluk getirir. Açları doyurun, çıplakları giydirin, yıkılanları yapın, az halkı çok edin gibi kutsal öğütlerle yola çıkan göç kafilelerinin yeni vatandaki görevleri kendilerine böylece bildirilmiştir. İşte, yıllar sonra Anadolu ve Rumeli’de gelişen Osmanlı kültürü ve bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturan mutfak ve yemek törelerin, Asya Türklerinin tarihsel birikimiyle birlikte oluştu, gelişti ve ünlenerek günümüz dünyasında dünya mutfakları öncüsü oldu.

*

Türk Mutfağında, belirli zamanlarda hazırlanan özgü yemek, yiyecek – içecek türlerinin; sembolik anlamlarla yüklü hazırlanması gündelik yemeklere göre daha fazla zaman ve emek isteyen bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir. Belirli zamanlara özgü yemekler imece adı verilen yardımlaşmalarla hazırlanır. Nişan, düğün, sünnet, ölü evlerine giden yemekler, dini bayramlar, mevsimlik bayramlar, Ramazan Ayı gibi gündelik yaşamdan daha farklı anlamların yüklendiği günlerde yemek ve yiyeceklerin de farklılaştığı; sofraların daha özenle ve bol çeşitle hazırlandığı görülmektedir. Bu konuda kendine özgü bir yapı gösteren doğum, düğün yemeklerini örnekleyebiliriz ve içecekler olarak hoşaflar, şerbetler çeşitli benzerleri vardır diye biliriz.

*

Düğün yemeklerinde et yemeğinin yanında pilav, mevsime bağlı olarak bir sebze yemeği, kuru fasulye veya nohut, hoşaf bulunur. Çorba olarak şehriye ve yoğurt çorbalarının yer aldığı düğün sofralarında; keşkek, pilav ve et yemeği hemen her bölgede yaygındır. Düğün sofralarında tatlı olarak helva, zerde, sütlaç, tereyağlı kayısı tatlısı veya baklava çeşitleri bulunur. Cenaze evine yörelere göre değişiklik göstermekle beraber, 3 veya 7 günle değişen sürelerle komşu ve tanıdıklar yemek getirir, ölü evinde yemek pişmez. Ölünün evden çıktığı gün un helvasının yapılması dağıtılması; yemek veya yiyecek ikramında bulunulması geleneği devam etmektedir.

*

Geleneksel Türk mutfak kültürümüzde, önde gelen araçlarından birisi olan sofra ve sofra bezleri  odanın ortasına serilir, sofra bezinin etrafında küçük yer minderleri bulunur. Bazen de sofra bezi üzerine 20 – 30 cm yükseklikte özel yapılmış küçük bir tahtadan masaya benzer (Hunca ve Sofra) konulur veya ahşap ayaklar üzerine sini konularak altına sofra bezi sarılarak, O bezi sofraya oturanlar dizlerinin üzerine alarak nizami oturum sağlanarak yemekler yenilirdi. Kiler, evin 7 – 8 aylık zahiresini barındıran bir bölümüdür. Başta pilavlık ve köftelik bulgurlar, çorbalık keşkeklik döğmeler (kendime), mercimek, fasulye ve nohutlar, ağızları beyaz ve nakışlı örtülerle kapalı, kırmızı topraktan yapılmış yerli büyük küpler veya sıra sıra dizili yeşil çiniler, ambarda unlar, pekmezler, ballar, peynirler, salçalar, turşular; kül-eklerde tere yağlar, kavurmalar, kıymalar, tarhanalar; erişte gibi şeyler ise büyük kamış sepetler, salamura ve sirkeler için fıçılar; soğan, sarımsak, sebze ve meyve kuruları için sırık askılar, meyve saklamak için kumluk yine kilerde tavana asılı ekmek teknelerde tandır ekmekleri bulunurdu. Yakın geçmişe kadar mutfak ve kiler iç içe olduğu gibi ayrı ayrı da olurdu. Köy ve kasaba evlerinin çoğunda kiler yok oldu diye biliriz.

*

Geleneksel Türk mutfağında yapılan yemek çeşitleri. Çorbalar, Zeytinyağlı dolmalar, Pilavlar,  Börekler, Hamur işleri,  Kebaplar, Yahniler, Tavalar, Bastılar, Hoşaflar, Sütlü tatlılar, Türk kahvesi vaz geçilmezi olurdu ve Türk mutfağı geçmiş tarihinden geleceğe olan önemli yaşanmış değerlerin gerçek olan bir bütünüdür. Türk toplumunun tarih boyu varlığını ifade eden sözleri kadar mutfağı-da önemini oluşturmuştur. Türkün dünyada eğilmez başı, vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, bir hilal uğruna, Ya Rab, ne güneşler batıyor! (Mehmet Akif Ersoy) Ne mutlu Türküm diyene… – Ülken insanının Sağlığı için, ailen için, kurallara uy ve sağlıklı kal-!!!

SEN NE BULAŞIK KOR-ONASIN

Efendilerin ataşını yaktı,

Ayakları fırsata çevirdi,

Yaktın kavurdun dünyayı,

Sen zalim bir kor-onasın.

*

Maskeli balo kurdun,

Gargarayla boğaz yaktın,

Deli gömleği giydirdin,

Ne zalim bir kor-onasın.

*

Çin’de çıkardılar virüsü,

Vahşi efendiler sürüsü,

Yaşamadan garipler ölüsü,

Canlıları koron- aya deney sürüsü,

*

Korona vizesiz geziyorsun,

Yoksulu çok eziyorsun,

Çok canları yakıyorsun,

Sen ne yapışık kor-onasın

*

Mehmet der kederliyim

Endişe verir geleceğim

Şifayı Mevla’dan dilerim

Sen ne bulaşık kor-onasın.

Y.T: 15.08.2020

Bir Anket ve Milliyetçilik Yükseliyor

Bir Anket ve Milliyetçilik Yükseliyor

Öncelikle Ada Araştırma Şirketinin 2020 Temmuz ayında yaptığı anketin sonuçlarına bir bakalı. Bu gün seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz sorusuna cevap verenlerin kararsızlar da dağıtıldıktan sonra partilere göre dağılımı şöyle oluşmuş.  AKP 39 CHP 24 MHP 10 İYİ Parti 10 HDP 9 DEVA PArtisi 20,6 Gelecek Partisi 1,9 Saadet Partisi ise yüzde 1,1 şeklinde oluşmuş. Kalan kısım ise dieğr partilere dağıtılmış.  Sayıları hayli fazla olan kararsız seçmenlerin de eklendiği bu tablodan siyaseten şu mesajları alıyoruz. AK Parti 18 yıllık iktidarının ardından uzun süre sonra yüzde 40 ların altına inmiş görünüyor. Buna akrşılık sürekli muhalefette olan CHP nin de geçmişte olduğu gibi yerinde saydığını söyleyebiliriz. MHP nin geçmişte aldığı yüzde18 civarındaki oy oranlarından uzak kalmakla birlikte gerekli sıçramayı henüz yapamadığını, tüm yıpratma ve suçlamalara rağmen İYİ Partinin de 2018 deki oy oranınını koruduğunu gözlemliyoruz. Tabloda milliyetçi olarak tanılanan iki partinin yani MHP ve İYİ Partinin toplamdaki oylarının yüzde 20 leri aştığını ve aslında bölünme olmasa milliyetçi tabanın ülkede ilk defa 1/5 oranını geçtiğini görebiliyoruz.

Gezi parkı olaylarının tırmandığı süreçte CHP li Selin Sayek Böke ile Akşenerin kurduğu yakınlığı biliyoruz. Bu iki bayan siyasetçiyi Amerikan Ankara büyükelçisi ile aynı fotoğrafta görmüş ve yadırgamıştık.  Ak partide ise erdoğan ile parti arasındaki oy oranı arasındaki makasın iyice açıldığını görüyoruz. Salgına ve ekonomik sorunlara yenik düşen seçmenin dış politikada yaşanan gelişmelerden ce cami açılışı gibi dini söylemelrden artık eskisi gibi etkilenmediğini gözlemliyoruz. Laiklik konusunda aşırı hassas davranan CHPnin milliyetçilik konusunda yeterince çaba göstermediğini gözlemliyoruz. Yaşanan süreçte ülkemizde ve dünyada milliyetçilik tavan yapnaktadır. Artık seçmen emeğe ve insan haklarına değer veren ve ülkesini seven iktidarlar istemektedir.  Suudilerin ve arap emirliklerinin politikaları dünyada değer kaybetmiştir. FETÖ ve benzeri yapılanmalar da dindan ve muhafazakar kesimleri ve onların siyasetlerini yıpratmıştır. Modern ve laikçi yapılar dahalktan kopukl yaşamaktadır.  Bu aşamada milliyetçi kesimlere fırsat doğmuştur. İşte böyle bir ortamda Sayın Akşenere yeni bir rol yüklenmektedir.  Sayın AKşener büyük htimalle millet ittifakını bırakacak ve CHP ile HDP yi başbaşa bırakacaktır. ANA htar parti rolünü üstlenecektir. Böyle bir projede Davutoğlu ve Babacan da kepenk kapatmak zorunda kalacaklardır.  HDP önünde bekleyen anneler siyasette kartların yeniden karılmasını sağlamıştır.

 

Günün Sözü

Az anlamak ters anlamaktan iyidir

A France

Döviz Neden Tırmanıyor

Döviz Neden Tırmanıyor

Ağustos ayı başında Temmuz ayına dair enflasyon rakamları açıklandı.  12,62 olan enflasyon oranının temmuz ayında 11,76 seviyesine düştüğünü öğrendik.  Enflasyondaki cüzi düşüşe sevinirken büyük bir kur fırtınasına tutulduk.  Doların 7, Euronun ise 8 lirayı fersah fersah geçtiğine tanık olduk. Bu kur fırtınasının amacı faizlerin de artmasını sağlamaktır. Merkez bankası  bir kaç hafta önce faizleri 0,25 oranında düşürme niyetindeydi.  Amaç enflasyondaki cüzi indirimden faydalanarak faizleri de daha aşağı çekmekti. Ancak dövizdeki tırmanma eğiliminden korkuldu ve faizlerdeki indirim ertelendi.

Ama döviz kuru ateş almıştı ve bu proje içinde olanların amacı fazileri yukarı çekmekti.   Korona döneminde defalarca hükümetten ceza yiyen dış ortaklı özel bankalar rövanşı almak isteyeceklerdir. Çünkü salgın artma eğilimine girmiştir. Devlet; Irak, Suriye ve Libya işleri ile meşguldür. Dış politikamız Lİbya, Doğu Akdeniz , Yunanistan ve Azerbaycana odaklanmıştır.

Okulların açılıp açılmayacağı meselesi genç nesillerde belirsizliğe ve  umutsuzluğa neden olmaktadır.  Böyle bir ortamda İstanbul sözleşmesini tartışmaya açmak toplumun fay hatlarında gerilmeye sebep olacaktır.  Kısacası hem ekonomik hem siyasal hem de toplumsal kriz yaratmak için ortam ısıtılmak istenmektedir. Salgın dahil pek çok iç ve dış odaklı gerginlikleri içiçe yaşıyoruz. Hepimiz öncelikle sağlık tedbirlerine tam olarak uymalıyız.  İç ve dış politikadaki olaylarla ilgili olarak sağduyulu ve soğukkanlı duruşumuzu sürdürmeliyiz.

Günün Sözü

Oyun bitince şah da piyon da

Aynı kutuya konur

İtalyan Atasözü

KIŞIN GELİŞİ!

KIŞIN GELİŞİ!

 

Geçmiş bayram yorgunluğunu üzerinden atmış biri olarak, ağustos sıcağına maruz kalan bünyem son çıkan korona haberleriyle sıcaktan daha çok etkilendi.

 

Yazıya “pat” diye girişim ve hatta yaz sıcağında kışa dem vururcasına başlık atışım da bundandır.

 

Nasıl olmasın ki “pat” diye girişlerim, dem vuruşlarım?

 

Her gün ülkenin her yerinden gelen sarsıcı pandemi haberleri, bazı bölgelerde alınan kısıtlama kararları ve dahi karantinalar belki de geçtiğimiz kıştan daha zorlu geçecek bir kışın habercisi gibi.

 

Hayır, sandığınız gibi felaket tellallığı yapmıyorum! Olan bitenden yola çıkarak bunları yazıyorum.

 

Maalesef yazın büyüsüne kendini kaptırarak sarmaş dolaş olup, tedbirleri umursamayan halkımız bu zemini göz göre göre hazırladı gibime geliyor!

 

Ne uyarıları dikkate alan oldu yazın yakıcı sıcağında ne de bayram sevinçlerini törpüleyenler oldu!

 

Oysa nasıl da buhranlı bir kış yaşamıştık milletçe. Nasıl da canlarımızı koruma altına almıştık…Nelerden vazgeçip, neleri feda etmiştik…Ve hatta maddi manevi ne kayıplar vermiştik ulusça.

 

Hanginiz “yalan” diyebilir ki yukarıda yazdığım satırlara?

 

Kelimenin tam anlamıyla, şu son iki ayda geçtiğimiz dört- beş ayı çöpe attık el birliğince!

Sere serpe gezdik, ulu orta yedik içtik, keyiflerimizden ödün vermek istemedik, tabiri caizse sahillerde kucak kucağa bir yaz geçirdik ve ısrarla bu şekilde yazı geçirmeye devam ediyoruz.

 

Kış aylarının nasıl ve ne şekilde olacağını biz kendimiz belirledik aslında! Henüz sonbahar  gelmemiş hatta yaz bile bitmemişken bölgesel kısıtlamalara maruz kalmamız da yine bizlerden sebeptir.

 

Kaderimizi kendimiz yazdık bu kez!

 

Bu defa “takdir-i ilahi” demeye hakkımız yok! Sorun da belliydi çare de! Sorunun kaynağını bildiğimiz halde, çareye baş vurmayı tercih etmediysek, kaderin bir suçu yoktur artık!

 

Bu söylemlerimi şimdilik bir kenara bırakıp kalan yaz günlerinizi keyifle geçirmenizi diliyorum ama yine de “tedbiri elden bırakmayın” diye uyarmadan da yazımı sonlandırmak istemiyorum.

 

Esen kalın.

 

“KORONA VİRÜSLE MÜCADALE TEDBİR VE ŞİİR’İM”

“KORONA VİRÜSLE MÜCADALE TEDBİR VE ŞİİR’İM”

Korona virüs vakalarında yaşanan artış uygulanan önlemler vatandaşın inisiyatifine bırakılması önlemlere uyumsuzluk, duyarsızlık bu uygulamaların fiili uygulamalar olmayışı vaka sayılarının çokça artarak kontrol altına alınamadığının göstergesidir.

*

Ülke genelinde korona hastalığının artışı bazı bölgelerde yükselişi endişe verici ve bölgelere özel yasaklar uygulanmalı. İl, ilçe, mahalle, köy bazında risk durumuna göre karantina veya sokağa çıkma yasakları ilan edilmeli. Karantinaya uymayana gerekirse hapis cezası verilmelidir. Halka sadece maske, mesafe ve hijyen diyerek, bizden bu kadar önlemler sizden denilemez.

*

Acil önlemler: A- Fabrika gibi işyerlerinde çalışanlarını üç vardiya halinde çalıştırılmalı ve farklı saatlerde işe başlatılmalı. Devlet kurumlarında iki vardiyalı çalışma sistemine geçilmeli, çalışma masalarını mesafelerini kurallara göre ayarlanmalı, bu uygulamaların toplu taşımalarda yığılmaların önüne geçmeyi sağlar.

*

B- Toplantı, düğün, asker uğurlama benzerlerine bir plan içinde sınırlama gelmeli ve arkadaş, akraba toplanmaları 10’u veya 15’i geçmemeli. Taziye evlerinde aynı anda en fazla 15 kişi olmalı. O kişiler çıktıktan sonra hijyen kurallarını uygulayarak, yeni kişiler gelebilmeli. Tabii ki maske, mesafe kuralı uygulanarak. Asker uğurlama törenleri 20 kişiyi geçmemeli. Düğün ve nişanlarda açık veya kapalı mekana göre değişen, metrekareye bağlı kişi sayısı belirlenmeli ve önlem kuralların tam uygulanmalıdır.

*

C-İnsanlar gittikleri adreslerde kayıt altına alınmalı, sorunlarımızdan biri de virüs taşıyanların gittikleri illerde yeni vakalar oluşturmaları. Örneğin bir İlde bir ile gidenler o gittikleri illerde tehlike oluşturuyorlar. Bu nedenle insanlar gittiği adreslerde kaydedilmeli. Herkese kurallara uyacaklarına dair (maske, mesafe, hijyen) belge imzalatılmalı. Yapılan kontrollerde kişinin kurallara uymadığı görülürse yüksek cezalar verilmelidir.

*

Ç- Günlük 100 binleri geçmeli ve bu test sayısının belirtisi olmayan kişilere yönelik de olması, bu kişi hasta mı’ diye yapılan testin yanında, bu kişi virüsü bulaştırıyor mu’ diye de test yapılmalı. Örneğin, kritik kalabalık iş ve benzeri alan yerlerde görev yapan personelleri sürekli kontrollü tarama yapılması önemlidir.

*

D- 65 yaş ve üzeri kişiler için güvenli alanlar ve her gün için zaman dilimleri ayarlanmalıdır. Sizin için şu parklarda, şu sahilde güvenli ortam oluşturularak ve bu yaşlı kesime bu ortamlarda hizmetin farklı bir şekilde verilmelidir. Örnek su ve benzeri hizmetler güvenlik görevlileri sürekli bulunmalı , bu alanlara refakatçı haricinde gençler ve başkaları girmemelidir. Bu yaşlılardan korkudan evden çıkamayan önemli sayıda kişi var. Bu insanlar dışarı çıkabilmeli ve bankalar, vergi dairelerinde benzeri yerlerde sadece bu yaşlı kesime belli zaman dilimlerinde hizmet verilmelidir. Bu önlemler alınırsa korona virüs yayılmaması konusunda tüm bilim, İnsanlarında önerileridir. Ayni zamanda ekonomide devamlılığını sağlar ve şu bu konular konusunda yeterli tedbir alınmadığından dolayı gelişen vakaların yükselişi ortada ve bu konuda bilim insanlarının önerilerini dikkate alarak siyasetin ekolarına heba edilmemelidir. Halka sadece maske, mesafe ve hijyen deniyor. Ancak ülke insanımızın % 70 gariban sıkıntılı ekonomik ihtiyaçlarının da giderilmesi, ek önlemlere ihtiyaç var.

*

Vaka sayılarını halkın uyum oranını düzelterek azaltılması planlanarak uygulanması, bu aşamalar sistemli bir ay bile uygulansa bulaşmanın %90 ni engellenir ve başarılı olur. Ülkemin bilim insanlarının bilimsel  çalışmalarıyla bu hastalığa karşı aşı geliştirilmeli ve bize bizden başkası dert edinmez ve ülkesini seven her birey bu konuda duyarlı sorumlu olunması ve Anne, Baba, kardeş ve akraba, komşusunu seven her kes bireysel olarak alınan tedbir kurallarına uyulmasıdır. Korana virüsü yenerek birlikte biz olacağız, bu zor günleri atlatarak yarınlara sağlıklı olacağız ve saygı, sevgi anlayışı içinde yarınlara güven içinde olalım, mutlu olalım yeter…

“BU ACIMASIZ DÜZENDEN HABERİN VAR’MI “

Bu devrin çoktan mayası bozuldu,

Vurguncu düzenden haberin var’ mı?

Hakikat, adalet, tanınmaz oldu,

Bu vahşi düzenden haberin var’ mı?

*

Edep, hayâ, raflarda kaldı,

Beş vakitte soygun ayardı,

Gariban, yetim, hakkı yenildi,

Bu vurguncu düzenden haberin var ‘mı?

*

Bu kafayla gideriz yaya,

Manzara bu kalmadı hayâ,

Yeni nesil uymuş modaya,

Bu düzenin getirisinden haberin var ‘mı?

*

Teraziler doğruyu tartamaz oldu,

Görünce gidişatı endişem doğdu,

Yetime, fakire, kölelik oldu,

Bu köle düzenden haberin var ‘mı?

*

Ehli olmayan başa gelirse,

Yanlışlar doğru diye verirse,

Doğru olanlar hor görülürse,

Bu hukuksuz düzenden haberin var ‘mı?

*

Müslümanım der farzı unutur,

Din üzerinden geçimi sağlanır,

Cami içinde önlerde durur,

Bu kandırma düzeninden haberin var ‘mı?

*

Der Mehmet gamlıyım, tasalıyım,

Bu gidişattan korkar endişeliyim,

İkiyüzlüler devri ile boğuşurum,

Bu acımasız düzenden haberin var ‘mi?

Y.T: 06.03.2020

Önce Vicdan ve Adalet Ardından İbadet

Önce Vicdan ve Adalet Ardından İbadet

FETÖ’ nün hizmet hareketinin içine gizlendiği dönemde üç İslami değer ön plana çıkarılmıştır.

Birincisi, liderine tapar derecesinde saygı gösteren bir cemaatti.

İkincisi, liderin fikirlerini yaydığı camilerdi.

Üçüncüsü, İslam dininin direği sayılan namazdı.

Kısacası İslam dini camii, cemaat, namaz arasına sıkıştırılmıştı.

Peki, liyakate önem verilmişmiydi?

Askeri liselere ve polis okullarına, sınavlarda hile yapılarak sadece cemaat üyelerinin yakınları alınmıştı.

Asker ve polis tayinlerinde ana kriter cemaate yakınlıktı.

Aynı düzen yargı kurumlarında da ekonomik alanda da eksiksiz devam etmişti.

Altın nesil yetiştiriyoruz denilmiş ama bencil ve robot bir nesil yetiştirilmiştir.

Bu hareketin içinde yer alanlar hem ülkelerinden hem ailelerinden hem de gerçek dinlerinden koparılmıştır.

Kısacası FETÖ örneğiyle altın nesillerin, camii ile cemaat ile ve namaz kılmak ile yetişmeyeceğini anlamış olduk

Aslında örnek insan olmanın ve örnek Müslüman olmanın olmazsa olmaz tek kriteri vicdanlı olmaktır.

Namazınızı kazaya bırakabilirsiniz ama vicdanınızı kazaya bırakamazsınız.

Vicdanımızın onay vermediği bir eylemin sonucuna katlanmak zorunda kalırız.

FETÖ vicdanlı, liyakatli ve adaletli davranmadığı için amacına ulaşamamıştır.

Hz. Mevlana’ nın dediği gibi ” Kalbini yıkayıp arıtmamışsan, bütün gün abdest alıp namaz kılmaktan fayda bekleme. ”

Gelelim bu günlerimize,

Çamlıca’ ya 30 bin, Yassıada’ ya bin kişilik camii yapmakla altın nesli kazanmayız.

İslam dinini değiştirmeye kalkmak haddimiz değildir ama gerilerde bırakılan değerleri ön plana çıkarmamız lazımdır.

Vicdan liyakat ve adalet kriterlerine uymak ibadet görevimizi yapmaktan daha ön sıraya çıkmıştır.

FETÖ uygulamalarında ders çıkarmalıyız.

 

Güzün Sözü

Ey yiğit yazgıya bulma bahane

Yükleme kendi suçunu başkasına

Suçunu gör,  dön etrafında kendinin

Kendindendir, gölgenden değil çektiklerin.

 

 

Yeni Sistem İki Yılını Doldurdu

Yeni Sistem İki Yılını Doldurdu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN  yeni sistemin iki yılını halkımıza anlattı.

Ekonomide, terörle mücadelede ve dış politikada alınan sonuçlar hakkında bilgi verdi.

Eksikler ve aksaklıklar olduğunda hızla tamamlıyor ve düzeltiyoruz dedi.

Bu vesile ile destek veren Bahçeli ve MHP’ lilere teşekkür etti.

Aslında, MHP ve Devlet BAHÇELİ tarafından Cumhur Hükümeti’ ne her konuda verilen tam dedestek için, sadece bir teşekkür yerterli değildir.

Sayın Erdoğan, her konuda olgun ve gözü tok davranan Devlet BAHÇELİ’ ye bir jest yapmalıydı.

Mesela, MHP’ den ve Sayın Bahçeli’ den herhangi bir talep gelmeden bu dönem meclis başkanlığı MHP’ ye verilmeliydi.

Sayın Erdoğan’ ın yaşadığı önemli olaylar yüzünden bu konuları düşünemediği mazeret sayılmaz.

MHP Ordu Milletvekili Cemal ENGİNYURT’ UN fındık fiyatlarını öne sürerek Ak Parti’ nin yarattığı bencil ortamı eleştirmesi, aslında MHP’ nin ortak sesidir.

Sayın Erdoğan’ ın gündeme getirdiği 50+1′ lik çoğunluklu yeni sistem Ak Parti’ nin başına dert olmuştur.

Yani Ak Parti gelecekteki seçimlerde 50+1 çoğunlukla bir iktidar yakalayamaz.

MHP’ nin ortaklığına mecburdur.

MHP terörle mücadelede ve sınır ötesi harekatlarda AKP’ ye tam destek versede her konuda destek vermek zorunda olamaz.

İşte böyle bir dönemde  Ak Parti’ nin, ortağının farkında olması ve bencil davranmaması gerekir.

Konu sadece fındık fiyatı değildir.

Cemal ENGİNYURT uykuda olan bencil Ak Parti yönetimini ikaz etmiştir.

MHP’ nin gücünü milletvekili sayısı ile ölçmek yanlıştır.

Yeni dünya düzeyinde milliyetçilik yükselmektedir.

Sayın Erdoğan’ da bunun farkındadır.

Tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet sloganı milliyetçi slogandır.

Yeni dönemde milliyetçi sloganların artacağın ve dini motiflerin azalacağını göreceğiz.

Günün Sözü

İyi dostluklar hesapsız kurulur

Balzac

 

 

KİTAP KONAĞI’ nda RÖPORTAJ

KİTAP KONAĞI’ nda RÖPORTAJ

Doğrusuyla yanlışıyla, iyisiyle kötüsüyle bir haftayı daha geride bıraktığımız bugün, hafta içinde yapmış olduğum bir röportajı sizlerle paylaşmak istedim.

İyi yazmanın özü; samimiyet ve sevgi! 

Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Selin Işıl: Ben Selin Işıl. İstanbul’da yaşamaktayım. Gazeteci-yazar, yazar koçu ve teorisyenim. Sizin de anlayacağınız gibi tüm bu ünvanların alt yapısını oluşturan öz tanımlama ile ifade etmek gerekirse, ben bir yazarım.

Yazmaya başlama hikâyenizi öğrenebilir miyiz?
Selin Işıl: Hikâyeme “Kendimi bildiğimden beri yazıyorum” gibi klasik bir cümleyle giriş yapmayacağım! Çünkü zaten gerçek bir yazar iseniz, daimi mesleğiniz ne olursa olsun yazma yetiniz başladığı andan itibaren öyle ya da böyle, ucundan ya da kıyından hayatınızın her döneminde bir cümle bile olsa bir şeyleri karalamışsınız demektir. Benim için de durum budur. Yazma yeteneğim geliştiği ilk andan itibaren günlük tutarak başladım yazmaya. Ancak gerçek anlamda ilk kitabımın oluşmasına sebep olan durum, hayatımın en trajik yaşanmışlığı ile başlamıştır.

Kaç kitap yayınladınız konusu nedir?
Selin Işıl: 2 basılı, 1 görsel kitabım var. Bunun dışında yayımlanmaya hazır bir romanım mevcut. İlk kitabım “HAYATA TUTUNUYORUM” otobiyografi, 2. kitabım “HAYATIN ON ALTIN KURALI” kişisel gelişim ve bir diğeri masal.

Yazmak mı yayınlamak mı zor?
Selin Işıl: Severek yapılan iş zor gelir mi hiç insana? Ben yazarken huzur bulanlardanım. Bu yüzden yazmak zor diyemem. Tabii ki yazmanın çok büyük bir emek ve fedakârlık olduğunu söylemeliyim. Nakış gibi işlediğiniz her bir harf, her bir kelime emek ve fedakârlıktır ama asla zorluk değildir. Yayınlamak ise günümüz şartlarında maalesef hem çok kolay hem de çok zor. Nedenleri ise bu meslek grubu içinde olan herkesce biliniyor zaten.

Yazarken hangi kaynaklardan beslenirsiniz?
Selin Işıl: Ben huzur ve sükûnet insanıyım. Dolayısıyla huzurumun olduğu, sükûnetin hakim olduğu her yerde, kara kalem ve defterimin yanımda olması yeterlidir benim için. Hele ki bu atmosfer doğanın içindeyse değmeyin keyfime! Çünkü ana kaynak benim! Ve bu kaynağı ne kadar doğru beslersem karşılığında en güzel randımanı alacağımın bilincindeyim.

Çok okuyor musunuz? Çok genç okumadan yazıyor piyasa kalitesiz kitaplarla dolu fikrine katılıyor musunuz?
Selin Işıl: Çok okudum ve hâlâ okuyorum. Okuduğum kitap sayısını ben bile unuttum! Maalesef, günümüzün edebi trajedisidir bu! Edebi bir katliamdır okumadan yazmak! Yazmaya heves etmiş genç kardeşlerim, arkadaşlarım ve hatta büyüklerimin kitap okuma geçmişleri yok ise bir kitap yazmadan önce tekrar ve tekrar düşünmemeliler! Çünkü kitap yazmak, sadece hislerini ve fikirlerini aktarmak değildir. Bunu usulünce yapmaktır! Gözlem ve analiz yeteneklerini arttırarak da kâğıda dökebilmektir maharifet! Bu ise ancak çok kitap okumak ile mümkündür. Çünkü okuduğunuz her kitap başka bir dünyanın ve öğretinin kapısını aralar size. Kelime dağarcığınızı geliştirir… Ve hatta siz farkında olmadan yazım tekniğinizi, görüş açınızı, kendini ifade edebilme yeteneğinizi bile geliştiren budur. Üzülerek söylüyorum ki “evet, piyasa kalitesiz kitapla dolu”. Zaten iyi bir okursanız, kitap okumuş bir yazar ile hiç kitap okumadan sadece duygularını ifade etmek için kalemi eline almış biri arasındaki farkı rahatlıkla ayırt edebilirsiniz.

Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Selin Işıl: Yazmak, benim ilacım. Hayat, ruh, can… Güzele dair ifade edebileceğim her duyguyu barından kelime; yazmak.

İyi yazmanın formülü sizce nedir?
Selin Işıl: İyi yazmanın özü; samimiyet ve sevgi! Samimiyetsiz ve sevmeden yapılan her şey havada asılı kalmış demektir, tamamlanmamış, bir bütün olamamış demektir. Samimiyetini ve sevgisini sözcüklerine yansıtmalı insan.

Daha iyi yazmak isteyenlere ne önerirsiniz?
Selin Işıl: Daha iyi yazmak isteyenler için profesyonellerden yardım almalarını tavsiye ediyorum. Son birkaç senede gerçekten yazmaya gönül vermiş ancak nereden, nasıl başlayacağını bilmeyen ya da ne şekilde, hangi usulde yazacağını kestiremeyen ve dahi konuşurken duygularını mükemmel bir şekilde ifade edip, iş yazmaya gelince tutulup kalan kişilerden gelen talep üzerine ben bir yazarlık akademisi açtım. Bu anlamda içinde yazma cevheri, ruhu ve isteği olan kişilerle çok güzel yollar kat ettik. Kendileri bile ilk başladıkları an ile son halleri arasındaki farka ve ilerlemeye şaşırdılar. Aslında benim tek yaptığım, onların yazma hamurunda var olan değerleri şekillendirmek oldu ve oluyor. Sözün özü; destek almalarını tavsiye ederim.