Köşe Yazıları

Zafer Haftası ve Mavi Vatan

Zafer Haftası ve Mavi Vatan

Bu yıl yaşamakta olduğumuz Zafer Haftası bizi yaklaşık 100 yıl ötesine götürdü.

1922 yılının 26 Ağustos’unda başlayan ve 30 Ağustos’ta sonuçlanan zaferden sonra Yunan askerini geldikleri yere göndermiştik.

Maraş’ı, Antep’i işgale kalkışan Fransızları ise daha erken evlerine postalamıştık.

100 yıl sonra ise bu işgalci ili ülkeyi yine karşımızda görüyoruz.

Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları geçmişteki işgalci ve sömürgeci zihniyeti, yine ortaya çıkardı.

Doğalgaz arama çalışmaları Akdeniz ve Ege denizimizin yeniden paylaşılmasını göndeme getirdi.

Yüzyıl önce kazandığımız zaferden sonra Mavi Vatan’da da yeni bir zafer kazanmak zorunda olduğumuz anladık.

Kısacası hem Kıbrıs’ın, hem de Kıbrıs’ta ki bizim haklarımızı korumak zorundayız.

Ayrıca Ege denizinde adeta bize bitişik durumda olan adaların konumlarını deniz hukuku açısından yeniden tanzim etmeliyiz.

Yunanistan’ın Mısır’da yaptığı anlaşma ve Fransa ile sürdürdüğü dayanışma ile bizi Akdeni’deki enerji paylaşımından uzak tutmayı amaçladığını anlıyoruz.

Ama biz doğu Akdeniz’in göbeğindeki Kıbrıs’ımızla Akdeniz ve Egedeki kıyılarımızla bu denizdeki enerji kaynaklarının en büyük mirasçılarından biriyiz.

İşte bu sebeple hem araştırma gemilerimizle, hem de destek veren deniz kuvvetlerimizle bu bölgedeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yetkililerimizinde söylediği gibi kimsenin hakkını istemiyoruz.

Ama hiç kimsenin de bizim hakkımızı yemesine izin vermeyiz.

Aslında doğu Akdenizde yaşadığımız kriz bizi 40 yıldan beri kapıda beklerken, Avrupa birliğinin gerçek yüzünü de ortaya dökmüştür.

Bu krizde bize düşmanca davranan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta Suudileri de iyice analiz etmeliyiz.

Bu yıl 30 Ağustos zaferimizi, mavi vatan mücadelesi ile kutluyoruz.

 

Günün Sözü

Çok şanslı olmamı,

Çok çalışmama bağlıyorum.

“jefferson”

O DÖNEMLER GEÇTİ!

O DÖNEMLER GEÇTİ!

 

İnsanın insana maya olduğu dönemler, tarihin toz yutmuş sayfalarına karıştı.

 

Maalesef artık insanın insana yoldaş olmasını, maya olmasını bırakın bir tarafa, daha çok köstek olduğu dönemlerdeyiz. Kim dost kim düşman belli değil!. Bugün selam verdiğin, yarın öbür gün ya menfaatle yaklaşıyor ya da bir anda kabuk değiştirerek sizin kuyunuzu kazmaya çalışıyor ardınızdan.

 

Üstelik bu davranışa maruz kalmak için ona karşı iyilik yapmak ve el uzatmaktan başka hiç bir suçunuz olmadan!

 

“İnsanoğlu çiğ süt emmiştir” diye boşuna dememiş eskiler. Eskiler demişken, o eskiler  bir de şimdiki insan hallerini görseler ne derler, ne düşünürlerdi acaba?

 

Kaldı ki bu söz söylendiğinde insanların biribirine karşı hâlâ saygısının olduğu, hürmetin kol gezdiği, vefanın hakim olduğu dobra zamanlarmış.

 

Eskiler bu günleri görüp yaşasaydı şayet, eminim ki bu ve bunun gibi veciz sözleri çok daha fazla söylerlerdi.

 

Tam bu satırları yazarken, yani insanların düşen insanlık kalitelerinden dem vururken bir kahve molası vererek, etrafta olan bitene bakındım. Etraf derken, kim ne paylaşmış ne yazmış ne etmiş diyerek gözüm takılıverdi işte sosyal ağlara.

 

Bir, iki, üç…derken tam da yazdığım konu üzerine paylaşımlar yaptığını gördüm insanların. Hafiften gülümsedim hatta kendimce; demek ki pek çok insan muzdaripti bu durumdan!

 

Onlar da benim gibi; insanın ve insanlık kalitesinin düştüğüne dair veciz sözler, alıntılar paylaşmışlar.

 

Gözüme çarpan paylaşımların hepsini beğenmesine beğendim de nedense ikisi pek yakıştı hislerime. Sizlere de burada aktarmak “boynuma borçtur” deyip Neşet Ertaş’ a öncelik vermek istedim. Şöyle demiş usta;

“Şahsınıza karşı haddi aşan, hududu geçen, küstahlaşanları, altın olsa kesenizde, bal olsa kasenizde tutmayın”.

 

Bir diğer alıntı da şöyleydi; ” Derdin varsa git denize anlat! Kedilere, bulutlara anlat…Pencerede duran çiçeklere anlat. İnsana dert anlatılır mı?”

 

Elbet anlatılmaz, hele şimdilerde hiç anlatılmaz.

Her ne kadar biz bize lazımsak da altın bile değerini bilen ellerde ve yüreklerde kıymetlenir.

 

 

Yazımın 30 AĞUSTOS Zafer Bayramı gibi CUMHURİYET tarihimizin mihenk taşı olan gününe denk gelmesinden dolayı farklı bir gurur içinde olduğum duygulardayım bugün.

 

Hangi Cumhuriyet evladı taşımaz ki bu gururu? Hangi vatandaşımız başta ulu önderimiz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ ü ve kanlarını dökerek bugünkü özgür yaşamlarımıza kavuşmanıza vesile olmuş şehitlerimizi yad etmeden geçebilir?

 

Gururla her daim taşıdığım bayrağım ve Türkiye Cumhuriyeti kimliğimle, büsbütün bir Cumhuriyet kadını edasıyla; başta ATATÜRK’ümüz olmak üzere, tüm şehitlerimize Allah rahmet diliyor, onları saygı ve minnetle anıyorum.

 

30 AĞUSTOS Zafer Bayramımız kutlu olsun.

 

Esen kalın.

 

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI ve ÖNEMİ ŞİİR’İM

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI ve ÖNEMİ ŞİİR’İM

Başkomutanlık meydan muharebesi 30 Ağustos 1922 de Mustafa Kemal Atatürk komutası ve silah arkadaşları ve askeriyle, Türk milleti zaferine kavuşmuştur. Resmi zafer bayramı kabulü ve ilanı 1935 yılın da yapılmıştır. Türk milleti asla esir olmayacağına, Ezanlar susturulamaz, al bayrağı, indirilemez; tüm dünyaya ilan ederek! Her türlü emperyalizme başkaldırarak, mücadelesi ve bağımsızlığının, kutsal değerleri korumak adına mazlum milletlere öncüsü olur. Bu nedenle  30 Ağustos zaferinin bayram olarak adı verilmiştir. Atatürk önderliğinde büyük tearuzun, başarıyla sonuçlanması işgal kuvvetlerinin, ülkemizden, topraklarımızdan, kovulması ve zaferin sonucu başarıya ulaşmasıyla 30 Ağustos zafer bayramının ilanı Türk milletine kutlu olsun.  ”NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”

30 AĞUSTOS ZAFERİ

Eğilmez Türkün başı vatandır aşkı,

Biz zafere inandık kurduk cumhuriyeti.

*

Dumlupınar muharebesi kıvılcımı parlayan süngülerdi,

Allah. Allah nidasıyla inleyen meydandı.

*

Gök kubbeden aydınlık yolları açıldı,

Ufuklarda al bayrağa semasında saçıldı.

*

Dağdan dağa yürüyen şanlı askeriydi,

Vahşi canavarlardan vatanını kurtardı.

*

Başlarda dumanlı gözlerden çıkan şimşekti,

Tek aşkımız hürriyet bağrımız yanıktı.

*

Dumlupınar da yükselen ses zaferin naralarıydı,

Türkün başı eğilmez tüm dünya bildirdi.

*

Tarih yazdı Türkün komutanı erleri,

30 Ağustos zaferi kurtulan cumhuriyeti.

Y.T:20/ 06/ 2018

ALLAH’IN DİNİNİ YÜCELTME GAYRETİ

ALLAH’IN DİNİNİ YÜCELTME GAYRETİ

Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Hoşunuza gidecek bir şey daha var: Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih! Haydi, müminleri müjdele.”[1]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kim, Allah’ın sözü yücelip hâkim olsun diye savaşırsa o, Allah yolundadır.”[2]

Aziz Müminler!

Ağustos ayı, Anadolu’nun kapılarını barışa ve adalete açan şanlı milletimizin, hakkı hâkim kılma yolunda kazandığı nice zafere şahittir. İmanımız ve istiklâlimiz, vatanımız ve istikbâlimiz için nice zor zamanları göğüsledik. Sabrettik, canla başla mücadele ettik ama hiçbir zaman yılmadık, yıkılmadık, ümitsizliğe kapılmadık. Allah’a güvendik ve O’nun yardımıyla Malazgirt’ten Mohaç’a, Sakarya’dan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne kadar şan ve şerefle dolu nice sayfayı tarihimize ekledik.

Kıymetli Müslümanlar!

Vatan, Cenâb-ı Hakk’ın insana bahşettiği en değerli nimetlerden biridir. Çünkü vatan, güvendir, huzurdur, umuttur, namustur. Bu aziz vatan, Allah’a verdiği ahdi tutup canından vazgeçen şehitlerimizin, cepheden cepheye koşan gazilerimizin mukaddes emanetidir. İstiklal Marşımız, bu gerçeği şöyle anlatır:

Bastığın yerleri “Toprak!” diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

O halde, her akşam bağrında güvenle uyuduğumuz, her sabah seherinde özgürlüğe uyandığımız bu cennet vatanın kıymetini bilelim. Vatan sevgimizden aldığımız güçle, gece gündüz demeden milletimizin iyiliği, mutluluğu, refahı için çalışalım. Birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi her türlü menfaatin üstünde tutarak koruyalım. Vatanımızın her karış toprağını ve milletimizin her bir ferdini korumanın boynumuzun borcu olduğunu unutmayalım.

Değerli Müminler!

Geçen hafta yeni bir hicri yıla girdik. Yarın ise 10 Muharrem Âşûrâ gününü idrak edeceğiz. Peygamber Efendimiz, “Âşûrâ günü tutulan orucun, bir önceki yılın günahlarına kefaret olmasını Allah’tan ümit ediyorum.”[3] buyurmuştur. Muharrem’in dokuzuncu veya on birinci gününü de Âşûrâ gününe ekleyerek iki gün oruç tutmayı müminlere tavsiye etmiştir.[4]

Âşûrâ günü, aynı zamanda Şehitlerin Efendisi Hz. Hüseyin’in ve beraberindeki Ehl-i Beyt-i Mustafa’dan yetmiş küsur kişinin Kerbelâ’da şehadete yürüdüğü gündür. Bu elim ve hazin hadise, Peygamber aşkıyla yanan bütün mümin yüreklerin yarasıdır. Bugün Kerbelâ’ya benzer ağır yaralar almamak için bize düşen vazife, bilgili olmak ve bilinçli davranmaktır. Hz. Hüseyin gibi, son nefesimize kadar Kur’an-ı Kerim’in rehberliğine ve Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesine bağlı kalmaktır.

Unutmayalım ki, şu fani dünyanın hiçbir menfaati, iman kardeşliği ile gelen bereket ve rahmetten daha üstün olamaz. Mal, mülk, makam ya da şöhret, hiçbir zaman bir müminin duasını almaktan, bir gönüle şifa olmaktan, aynı yüce ideal uğrunda fedakârlık yapmaktan daha değerli olamaz.

Bu vesile ile başta Hz. Hüseyin Efendimiz olmak üzere, Kerbelâ şühedasını rahmetle anıyorum. Bu vatanın aziz şehitlerini, hassaten 30 Ağustos günü milletçe zafere ulaştığımız Kurtuluş Savaşımızda canlarını feda eden yiğit askerlerimizi, gazilerimizi ve ordularımızı yöneten kahraman kumandanlarımızı rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

[1] Saf, 61/13.

[2] Buhârî, Tevhîd, 28.

[3] Tirmizî, Savm, 48.

[4] İbn Hanbel, I, 240.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 

Günün Ayeti

Allah, onunla rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.

 

(Maide, 5/16)

Günün Hadisi

Cennete, kalpleri kuş kalbi gibi (saf ve temiz) olan insanlar girecektir.

 

(Muslim, “Cennet”,27)

Günün Duası

…Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme…

 

(Bakara, 2/286)

 

Kaza namazının delili nedir?

Kur’an’da vaktinde kılınamayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamakla birlikte, Hz. Peygamber (s.a.s.) vaktinde kılamadığı namazları kaza etmiş ve ashabına da bunu tavsiye etmiştir.
Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Kim namazı unutursa veya uyuyup kalırsa hatırlayınca onu kılsın. Onun keffâreti ancak budur.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 37; Müslim, Mesâcid, 315) buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber (s.a.s.), Hendek savaşı sırasında harbin şiddetlenmesi nedeniyle ikindi namazını kılamamışlar; bunun üzerine “Bizi ikindi namazından alıkoydular. Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.” diye beddua etmiş ve ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kaza etmiştir (Müslim, Mesâcid, 205). Ayrıca Hayber Fethinden dönerken, bir yerde konakladıklarında uyuyakalmışlar ve vaktinde kılamadıkları sabah namazını güneş doğduktan sonra kaza etmişlerdir (Müslim, Mesâcid, 309).
Beş vakit namazın farzı ve vitir namazı kaza edilir. Kazaya kalan sabah namazı, o günün öğle vaktinden önce kaza edilecekse sünneti de kaza edilir. Ayrıca öğle namazının dört rekâtlık ilk sünneti de vakit çıkmadıkça öğlenin farzından sonra kılınır. Öte yandan geçmiş namazlar, kazaya nasıl kaldıysa öyle kılınırlar, yani seferî olarak kaldıysa seferî, mukim olarak kaldıysa mukim gibi kaza edilir (Mevsilî, el-İhtiyâr, I, 220).
Unutma ve uyuma gibi bir mazeret olmaksızın, kasıtlı olarak terk edilen namazların kazası ile ilgili herhangi bir hadis bulunmamaktadır. Fakat bu kasıtlı olarak terk edilen namazların kazasının gerekmediği anlamına gelmez. Zira, Ramazan’da kasıtlı olarak cinsel ilişkiye girerek orucunu bozan kimseye Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) hem keffâreti hem de o günkü orucun kazasını emretmesi (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IV, 382), bir farz ibadetin kasıtlı olarak terk edilmesi durumunda da kazasının gerektiğine delildir. Öte yandan Hz. Peygamberin (s.a.s.) bir mazerete dayalı olarak vaktinde kılamadığı namazları kaza etmesi ve sahabeye de bu yönde emir buyurması dikkate alınacak olursa, mazeretsiz olarak terk edilen namazların kaza edilmesinin öncelikle gerekli olacağı sonucuna ulaşılır (Nevevî, el-Mecmû’, III, 68).

 

https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/194/kaza-namazinin-delili-nedir-?enc=QisAbR4bAkZg1HImMxXRn5PJ8DgFEAoa2xtNuyterRk%3d

Karadeniz’den Müjdeli Haber Geldi

Karadeniz’den Müjdeli Haber Geldi

Akdenizde ve Karadenizde araştırma ve sondaj yapan beş gemimiz var.

Dört tanesi Türkiye Petrollerine bir tanesi de Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Genel Müdürlüğü ( MTA) aittir.

Gemlik kökenli Bursa Lisesinden sınıf arkadaşım Sıtkı Sancar TPAO da da MTA da da genel müdürlük yapmıştı.

Rahmetlinin ruhunun ne kadar rahatladığını hepimiz hissediyoruz.

Çok eski yıllarda Hazar Denizi de bizim karadeniz gibiydi.

İran şahı Rıza Pehlevinin yaz tatilini Hazar denizi kıyısında geçirdiğini duyardık.

Yıllar sonra HAzar denizinin bir tatil beldesi olmadığını bir enerji merkezi olduğunu öğrendik.

Zaten Zonguldakda taş kömürü yakınımızdaki Romanyada petrol çıktığını gördükçe karadenizden bir gün bize de müjde geleceğini biliyorduk.

Nitekim diplomatik alanda zorlu gündem geçirdiğimiz bu dönemde de bu müjde ilaç gibi geldi.

Yapılan ilk tespitler de tahmini rezervin beş yada yedi senelik ihtiyacımız kadar olduğunu öğrendik. Gazı bulduğumuz yer ise deniz sahamızın tam içinde yer almaktadır.

Tespit edilen rezerv çok büyük bir rezerv değildir, ama gerisi gelecektir.

Karadenizde de doğu akden,izde de petrol ve doğalgaz aramak ve bulmak zorundayız..

Her yıl petrol ve doğalgaz için 40 milyar dolar ödemek zorunda kalıyoruz.

Her yıl kullandığımız yaklaşık 50 milyar metreküplük doğalgazın yüzde 99 unu ithal ediyoruz.

Döviz dengesini tutturmak zorundayız.

Askeri alanda ve diplomatik konularda yaptığımız ataklar sonucunda bölgede söz sahibi ülke konumuna geldik.

Yeni dünya düzeninde yalnız masada değil sahada da gücünü göstermek zorundayız.

Şimdi yeni yol haritamız böyledir.

 

Günün Sözü

Sorgulanmayan bir yaşam

Yaşanmaya değmez.

Sokrates

Bursaspor İlgi Bekliyor

Bursaspor İlgi Bekliyor

Geçen sezon başında silinen 3 puanımızın ne kadar önemli olduğunu sezon sonunda anlamış olduk.

İlk 2 ye giremediğimiz gibi az daha play off şansımızı da kaçırıyorduk.

Aslında gerçekçi düşünecek olursak geçtiğimiz sezonda Bursaspordan daha etkili takımlar gördük.

71 gol ile rekor kıran Adanademir spor bile süper lige çıkamadı.

Takımı bozmayan Erzurum spor 1 sezon sonra tekrar süper lige dönmeyiş başardı.

Üstün fizik gücü ve mücadeleci kişiliği keçiören gücü dikkat çekti.

Bir kaç sezondur süper lig kapısında dolanıp duran Hatayspor bu sene fırsatı kaçırmadı.

Biz ise küme düşmekten federasyon kararı ile kurtulan Eskişehir spora bile kendi sahamızda yenildik.  Çünkü çok miktarda hedefleri olmayan memur yapıda futbolcuıya sahiptik.

Dikkat çeken  bir kaç futbolcumuz ise ruhen Bursaspordan kopma yaşadılar.

Hallerinden memnun , hedefleri olmayan futbolcuların çokluğu Bursasporu yarıştan kopardı.

Tabiki futbolcu maaşlarının zamanında yapılmaması takımın moralini bozdu.

Geçen dönemdeki başkanın tavırları ve sporcularla arasını düzeltememesi camia ile uyum sağlayamaması başarısızlıkta en önemli etkenlerden birisiydi.

Kamuoyunda sempati yaratamadı. Şimdi ise son dakikada tek aday olarak Erkan Kamat karşımıza çıktı. Şampiyon olan kadroda futbol şube sorumlusu olarak görev yapması en önemli referansı olmuştur. Bu vasfı ile ağustos ayı içerisinde yapılacak kongrede görevş devralacaktır.

Biriken borçlar ve dağılan takım nedeni ile çok zor bir döneme talip olduğunu biliyoruz.

İş dünyasının, belediye yönetiminin ve taraftarımızın yeni başkana sahip çıkmasını bekliyoruz.

 

Günün Sözü

Budala ile parası

Uzun zaman bir arada duramaz.

B Shaw

“KRONİK KOVİD”

“KRONİK KOVİD”

Kronik kovid…Nam-ı diğer; LONG COVID!

Yazı başlığımı görünce, “yine mi pandemi?” demeyin. Ne de olsa dünyada son günlerin en favori olan pandemi haberi, kronik kovid!

Ülke dışı haberlere göz atmayı seven biri olarak, pandemiyle ilgili bu konunun bizde ne zaman, ne şekilde, açık ve seçik değerlendirileceğini merak ediyordum.
Ve nihayet, mikrobiyoloji uzmanı Doktor Tutku Taşkınoğlu son derece net ve detaylarına da değinerek konuyu ele aldı.

Doktor Tutku Taşkınoğu’ na göre; “Kronik Kovid” tıpkı grip, nezle gibi sürekliliği olan bir hastalık haline gelerek, muhtemelen geleceğin tıp kitaplarında da yer alacak bir salgın hastalık.
Bunun anlamı şu; kovid virüsüne bir şekilde ve bir zaman aralığında herkesin yakalanacak olması. Bu, artık gün ışığı gibi açık ve görünürlüğü olan bir gerçek.

İşte bunun için tedbirli yaşam kurallarımızı ihmal etmememiz ve uyarıları hafife almamamız gerekiyor. Nitekim, kovid virüsüne karşı halen önleyici bir aşı veya tedavi edici kesin bir yöntem bulunmuş değil.

Dr. Taşkınoğlu’ nun verdiği değerli bilgilere göre; “Ben nasıl olsa atlattım” düşüncesi de son derece yanlış.
Kaldı ki korona virüse yakalanan insanların 14 gün algısının da hata olduğunu vurgulayarak, yapılan tespitlere göre, bazı hastalarda sürecin 3 hafta hatta 12 haftayı bile geçebildiğini söylüyor doktor hanım.
Bu şekilde sürecin değişkenliğine dikkat çekerek, virüse yakalanan kişilerde komplikasyon oluşması olasılığına karşı, belli periyodlarda tetkiklerinin ihmal edilmeden yapılması gerektiğini vurguluyor.

Üstelik bununla da konuyu bitirmeyip bir de oran veriyor; “10 kişiden biri bu şekilde” diyerek.

Alın size kurallara uymak için bir kriter daha!

Kaldı ki kovid 19’u atlatan hastaların düzenli kontrolünün şart olduğunu da yine doktorun söylemlerinden anlıyoruz.

Kronik kovidin enfeksiyon belirtilerinde de en sık görülen şikayetin yorgunluk ve nefes darlığı olduğunu söyleyerek, hastaların sadece yüzde 60′ ının eski sağlıklı hayatlarına dönebildiklerini, geri kalan yüzde 40′ ının ise bu salgını atlattıktan sonra bile mutlak suretle takip edilmesi gerektiğini söylüyor Dr. Taşkınoğlu.

Hasılı; bu meselenin ciddiyeti daha nasıl ve ne şekilde anlatılır bilemiyorum ama şayet canınızı seviyorsanız yeni yaşam kurallarına uyun.

Saatlik veya günlük yaşayacağınız düğün kutlamalarınızı, asker uğurlamalarınızı, kalabalık eş dost buluşmalarını hatta taziyelerinizi bile rafa kaldırın! Kaldırın ki, bir kaç saat için ne kendi sağlığınızı ne de sevdiklerinizin sağlığını tehlikeye atın!

Bol güneş, kum, deniz üçlüsüne de rağbet etmeyin! Her ne kadar yaz dönemi sona eriyor olsa da dört mevsimi yaşayan ülkemizde eylül ayında da bu üçlüye kanmayın!

“Sağlıklı olmak” en önemli gerçeğiniz olsun.

Esen kalın.

 

“BU İKTİDARININ 18 YILDIR SÖZLÜ MÜJDELİ VAATLERİ ? VE ŞİİR’İM”

“BU İKTİDARININ 18 YILDIR SÖZLÜ MÜJDELİ VAATLERİ ? VE ŞİİR’İM”

 

Yine yeni bir gündemde mevcut iktidar yönetiminin yeni sözleri ve Sayın Cumhur Başkanımızın açıklamalarıyla 83 milyon Türk yurttaşımız umutlanarak heyecanla sevindi. Karadeniz’de doğal-gaz enerji yataklarının bulunması devlet eliyle çıkarılarak sunulmasında, enerjide bir nebze olsun, dışa bağımlılığımız azalmasıyla dar gelirli insanımızın milli gelir dağılımında yansımasıyla geçim sıkıntılarının kolaylaşmasında önemli yeri olur. Önemli olan bu güzel sözlerin Türk halkına söylem kadar icraatı olması ve 83 milyon ülke insanı tek vücut olmasının dik duruşu olur…

*

Fakat bu iktidar yaklaşık 19 yıl oldu iktidarda her seçimde ve geçmiş belli zamanlarda vaatleri söylemlerine bakıldığında neler söylediğine bakalım, Komşu ülkeleriyle 0 sorun: Şuan-ki ilişkiler hep sorun. Türk ekonomisi dünya ekonomi arasında ilk onda olacak, 500 milyar dolar ihracat olacak denildi, şimdi durum söylenen gibi değil, tam aksi, tüketim ekonomisi ve toplumu olduk,  üretim malum, işsizlik, açlık sınırı, geçimsizlik, toplumun dar gelirli-sinin %80 bankalara borçlu, enflasyon, pahalılık yaşam ve hayat çok pahalı toplum endişesi ve % 7 büyüme denildi malum kimler büyüdü küçülen kim olduğu belli ve milli gelir fert başı dağılımında düşecek payı 19.000 dolar denildi, 5.500 dolara geriledi, israf büyüdü, dar gelirli insanımız öt eleştirildi birbirinden kaçar oldu…

*

AB ‘ye tam üyelik vizesiz dolaşım için imzalar atıldı, gündüz Ankara’da havayı fişekler patlatıldı ve gelinen durum malum. Çözüm süreci denildi: Habur sınır kapısından Suriye’ye terörist gruplar geçerek toplantı eğlencelerinde, Şıvanperver denile terörist şovları yapıldı, PKK uzantısı malum parti seçimde 80 terörist sözde vekil TBMM ne girerek ülkenin bütçesinden 96 milyon yardim  alarak ve belediyeler kazanarak o belediye bütçelerinden teröristlere harcamalar yapıldı.

*

Büyük Orta-doğu eş başkanlığı denildi işe neye yaradığı malum.Modern Müslüman gençlik yetişecek denildi, gelişen gençlik durumu malum, yarını endişeli ve sorunlu gelişmelerle uyuşturucu artışları, fuhuş artışı, aile kavgaları, kadın katliamları, boşanmalar ve birçok misallerle verilerek olanlar oldu. Dinler arası diyalog denildi, Fetö terörist sermayesi tavan yaptı ve efendileriyle kanlı oyununu oynadı 250 şehit birçok gazimiz oldu ve Suriye’de oyunlar kurdular tuzaklar oynandı, İslam geçinen Arap Ülkelerin çoğu sırtını döndü, Şam hayalet şehri oldu. İslam ülkeleri orduları kuruluyor denildi, İslam ülkeleri sırtını döndü, Obama’ya kadim dost denildi, yaptığı belli oldu, Trampa, Putin’e dostum denildi dost çıkmadılar, daha neler nelerle karşılaştık…

*

Sonuç olarak hiçbir ülke birinin dostu olamaz ancak çıkar menfaati doğrultusunda ilişkiler olur ve geçmiş tarih bu gibi olayların aynasıdır. Geleceğimiz için tüm siyaset kurumları ve iktidar yetkilileri her noktada insanına verilen söz ve vaatleri algı içinde olmaması, benim olsun, başkalarının olmaması siyaset mantığından, nefret dilden üslubundan, sıyrılarak doğrular içinde milli duygularla milli ekonomi, millî üretim modeliyle milli para kullanımı, Kuvayı milli hareket ruhuyla, içte güçlü birlik, dik duruş ve gelişen yeni küresel dünyada küresel güç olmak, sözle milli olmak değil, icraatta milli olarak, Türk milletiyle ruh birliği içinde yükselmektir… saygı ve esenlikler dilerim…

 

DÜN’DE BİZİM GELECEK’TE BİZİM

Güzeldir ülkemin insanları,

Ağada bizim garibanda bizimdir.

Sevgi hürmet olsun birliği,

Doğuda bizim batıda bizimdir.

*

İstiklal marşımız varlığında ahengi,

Benzeri yoktur ülkemin dengi,

Bayrağında al kandır rengi,

İstiklalde bizim zaferde bizim.

*

Tarih birliği çağlar söyleriz,

Her rengimizle zorlukları aşarız,

Yedi bölgesinde mevsimler yaşarız,

Meyvemside bizim ağaçta bizimdir.

*

Doğusunda yaylarında karı var,

Toroslarda renkli çiçeği var,

Zeybeği dadaşının barı var,

Çengisinde bizim bağlamada bizimdir.

*

Der Mehmet birlikte hayırdır,

Gönülde tek yürek olmaktır,

Sevda vatan gücümüz iridir,

Dünde bizim gelecekte bizimdir.

Y.T:12.12.2018

MÜMİN: HAKKIN TEMSİLCİSİ, HAKİKATİN DAVETÇİSİ

MÜMİN: HAKKIN TEMSİLCİSİ, HAKİKATİN DAVETÇİSİ

Muhterem Müminler!

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar! Sadece Rabbinin büyüklüğünü dile getir.”[1] Mekke’de İslâm’ın ilk günlerinde inen bu ayetler, Peygamber Efendimizi toparlanıp kalkmaya, sorumluluk almaya ve tevhid dinini insanlara anlatmaya çağırmaktadır. Peygamberimizin şerefle taşıdığı ve ümmetine miras bıraktığı bu mukaddes görevin adı tebliğdir.

Aziz Müslümanlar!

Cenâb-ı Hak, “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun.”[2] buyurarak, zamanı ve zemini aşan bir bilinçle tebliğ görevini sürdürmemizi ister. O halde, yılmadan, yorulmadan insanları doğruya ve doğruluğa davet etmeliyiz.

Cenâb-ı Hak, “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel yöntemle mücadele et.”[3] buyurarak, tebliğin sağduyu ve hassasiyet gerektirdiğini bildirir. O halde, hakikate çağırırken güzel bir üslûpta, sabırlı ve nezaketli bir tutumda kararlı olmalıyız.

Kıymetli Müminler!

Her birimiz, tebliğ kadar temsil ile de görevliyiz. Anlattığı yüce değerleri yaşamak, İslâm’ın sınırlarına önce kendi hayatında riayet etmek, sözü ile özü bir olmak her müminin sorumluluğudur. Bu konuda Rabbimizin ikazı gayet açıktır: “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.”[4]

Aziz Kardeşlerim!

Rabbimiz buyuruyor ki, “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”[5]

Böyle bir övgüye mazhar olmak için, din-i mübin-i İslâm’ın sarsılmaz hakikatlerini anlatmaya ve hakkıyla yaşamaya gayret edelim. “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”[6] buyuran Resûl-i Zîşan Efendimizin tebliğ metodunu örnek alalım. İyi niyetle iyiliği inşa etmeye çalışırken, farkında olmadan yıkıp dökmemek için davet ve irşatta bilinçli davranalım.

Kıymetli Müminler!

Hutbemin sonunda, dün itibariyle girdiğimiz hicri 1442. yılın aziz milletimize ve tüm insanlığa sağlık, huzur ve bereket getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Ayrıca bilinçli olmamızı gerektiren önemli bir hususa daha işaret etmek istiyorum. Yaşadığımız salgın hastalıktan hem kendimizi hem de çevremizi korumak için mümine yaraşır bir duruş sergileyelim. Tedbirlere uyma konusunda özen ve ciddiyetimizle örnek olalım. İhmalkârlığa şahit olduğumuzda güzellikle uyaralım. Hep birlikte yenebileceğimiz bu hastalık aramızda kol gezerken umursamaz davranmanın, Allah katında vebal, toplum içinde de kul hakkı olduğunu unutmayalım.

[1] Müddessir, 74/1-3.

[2] Âl-i İmrân, 3/104.

[3] Nahl, 16/125.

[4] Saf, 61/2-3.

[5] Fussilet, 44/33.

[6] Buhârî, İlim, 11.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 

Günün Ayeti

(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

 

(Lokman, 31/28)

Günün Hadisi

Kim Ramazan orucunu tutar, sonra buna Şevval ayında altı gün daha eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi olur.

 

(Muslim, “Sıyâm”, 204)

Günün Duası

Allahım! Gönüllerimizi aç. Kalplerimizi nurlandır. Amellerimizi, iyi ameller olarak sona erdir.

 

Dövme yaptırmak caiz midir?

Vücuda iğneler batırılıp, açılan deliklere boyalı maddeler konularak yapılan dövme, eski çağlardan beri yapılan bir cahiliye âdeti olup, sağlık açısından zararlı olduğu gibi, dinen de yasaklanmıştır. Nitekim dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslam dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır (Nisâ, 4/119).
Hz. Peygamber (s.a.s.), vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi ameliyeleri, yaratılışı değiştirmek, fıtratı bozmak kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların ve yaptıranların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını bildirmiştir (Buhârî, Libâs, 83-87; Müslim, Libâs, 120). Dolayısıyla dövme yaptırmak caiz değildir (İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 129).

 

https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/1000/dovme-yaptirmak-caiz-midir-?enc=QisAbR4bAkZg1HImMxXRn5PJ8DgFEAoa2xtNuyterRk%3

d

“KORONA VİRÜS DESTAN BEYİ’Tİ” RABBIM BİZİMLEDİR MERAK ETMEYİN

“KORONA VİRÜS DESTAN BEYİ’Tİ” RABBIM BİZİMLEDİR MERAK ETMEYİN

 

Geldi başımıza nereden nerden,

Allah bizimle merak etmeyin,

Çekip gidecektir afatı tezden,

Mevla bizimle merak etmeyin.

*

Nasıl geldiyse öylede gider,

Üzülüp, üzülüp etmeyin keder,

Taktiri ilahisi böyledir meğer,

Allah bizimledir merak etmeyin.

*

Nice olayları atlattık bizler,

Unutmayın bu afatı sizler,

Allah afatını kulundan gizler,

Mevla yanımızda merak etmeyin.

*

Hatice ananın, Ayşe ananın,

Duaları vardır buna inanın,

Zaafa düşerek kesme güm ‘anın,

Devlet güçlüdür merak etmeyin.

*

Camiler inledi sedası dinmez,

Eller havadadır aşağı inmez,

Düşman karşısında gözü görmez,

Devlet milletiyle merak etmeyin.

*

Sevgili habibin sözleri nerde,

Yoksa çekildi ‘mi bizlere perde,

Boşa üzülmeyin durduğu yerde,

Rabbim bizimledir merak etmeyin.

*

Göğsünde imanı vardır millette,

İnşallah kalmayız gene düzde,

Yazını bitirdik kışına gelince,

Mevlam bizimledir merak etmeyin.

*

Okuyun Kuranı koyun başınıza,

Bereket gelsin ekmek aşınıza,

Yaş eklemeyin sizler yaşınıza,

Allah yanımızdadır merak etmeyin.

*

Nice sahaları aşarak geldik,

İnsiz vadileri yararak çıktık,

İnşallah vebayı yere serersek,

Türk devleti köklüdür bilelim,

*

Devlet alsın tedbiri tezden,

Bu vebayı vursun gezden,

Akılla, bilimle kovsun bizden,

Mevla yanımızda merak etmeyin.

*

Atamız demişti milletine ileri,

Türkün devleti kalmasın geri,

Hedefin doğrula çekilme geri,

Allah bizimledir merak etmeyin.

*

Albayrağ’a göz düşmesin yerden,

Ver rahmetini dolsun derenden,

Milli uyanışın olsun hamleden,

Allah bizimledir merak etmeyin.

*

Afat savuşur-sa az tahribatla,

Eğerek bükerek doğru katla,

Korona gidecek atla uçakla.

Mevla yanımızda merak etmeyin.

*

Her canlıya imanı vermez,

Çeker kılıcını gözünü kırpmaz,

Vurur devirir kimseye sormaz,

Allah bizimledir merak etmeyin.

*

Adaletli olsun devletin başı,

Hakkın üstüne sürmesin lekesi,

Kırılmasın, serpilmesin hilal kaşı,

Mevla sizinledir merak etmeyin.

*

Kendinden olmaz bilesin anla,

Akşam yatsıya sabahına uyana,

Güneşi, ayını geceyi koyana,

Allah kulunladır merak etmeyin.

*

Kulluğunuzu bilin ası olmayın,

Kervan gider geride kalmayın,

Bu zalim dertlere göz yummayın,

Peygamber bizimledir merak etmeyin.

*

Minarelerden coştu dualar oldu,

Bu zalim virüsün renginde soldu,

Geldi başımıza olanlar oldu,

Rabbım sizinledir hiç üzülmeyin.

*

Der kulların kederliyiz fazlaca,

Dostlar kervanı kavuştu hakka,

Mekanları cennetinde olsun ala,

Rabbım bizlerle merak etmeyin.

Y.T: 25.03.2020

Yazarlar: Hacı Yusuf Ünal.

Düzenleyen: Mehmet Kantar.