Köşe Yazıları

Koalisyonlar ve Lübnan Örneği

Koalisyonlar ve Lübnan Örneği

Geçmiş yıllarda bir araya gelemez dediğimiz partileri koalisyon ortağı olarak görmüştük.

Mesela CHP -MSP koalisyonu en ilginç olan ortaklıklardan biriydi.

Daha sonra Süleyman Demirel ile Erdal İnönü’nün ortaklığına tanık olmuştuk.

Tansu Çiller ile Erbakan ortaklığı 28 Şubat postmodern darbesi ile sonuçlanmıştı.

Bu koalisyonun kuruluşunda tarafların milletvekili sayısı önemli rol oynadı.

Bakanlıkların bürokratik kadrolarının ve devlet bankalarının paylaşımı sırasında koalisyonu çatlatacak düzeyde çetin pazarlıklar yapıldığını duyardık.

Şimdi ise yeni sistem nedeniyle koalisyonların seçim öncesi kurulmaya başlandığını görüyoruz.

Seçim bittikten sonra kenarda bırakılmaktan korkan partiler paylaşım dışı kalmamak için mesaj vermeye başladılar.

CHP, HDP ve İYİ Parti her ne kadar güçlendirilmiş parlamentodan söz etselerde esas gündem Cumhurbaşkanı adayında düğümlenmektedir.

Nitekim Abdullah Gül ve Muharrem İnce’nin adaylığı çıkmaza girince bir anda Meral Akşener’in vitrine çıktığını görüyoruz.

Nitekim Demirtaş’ın Meral Akşener ile kahvaltı arzusu ve Kılıçdaroğlu’nun İzmit’te bir açılışta Akşener ile birlikte bulunması bu projenin ilk adımlarıdır.

Seçim tarihi yaklaştıkça ve sayın Akşener’in Millet İttifakı adayı olması kesinleşince İYİ Parti ile HDP’nin birbirlerine yakınlaştığını göreceğiz.

İYİ Parti kadrolarının Ülkücü çizgide olmaktan ziyade ekonomi ve bürokrasi de yer tutmayı amaçlayan bir görüntü vereceğini göreceğiz.

Gelecekte oluşabilecek koalisyonları düşünürken Lübnan’da yaşanan bir örnek aklımıza geldi.

Lübnan’da azınlıkta olan Hristiyan toplumundan bir yetkili Cumhurbaşkanı seçilmiş.

Sünni mezhebinden bir yetkiliyi başbakan, şii mezhebinden bir yetkiliyi de meclis başkanı olarak atamışlar.

Yani inanç odaklı bir paylaşım yapıldığı görülüyor.

Aslında koalisyon protokollerinde etnik ve inanç odaklı ortaklık ve paylaşımlardan uzak durulmalıdır.

Daha güçlü bir parlamento ararken bölünme tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz.

 

Günün sözü

Baba malından ne fayda,

Başta devlet olmasa…

“Dede Korkut”

 

 

“GÜÇLÜ ANA MUHALEFET ÜLKE SORUNLARINI ÇÖZDÜ-RENDİR ? VE ŞİİR’İM”

“GÜÇLÜ ANA MUHALEFET ÜLKE SORUNLARINI ÇÖZDÜ-RENDİR ? VE ŞİİR’İM”

 

Her gün bir sorunlar yumağı algıları köşklerden çıkan söylemler, televizyon ekranlarında, sosyal medyada her yerde çoğunluk insanlar üzerinde boş laf kalabalıklarıyla meşgale ederek ülke insanının gerçek olan sıkıntılar üzeri kapatılarak halılar altına süpürülüyor ve her şey güllük gülistan gösteriliyor ooh ! Ne güzel yollar acık trafik yok serbest devam.

*

Ana muhalefet partisi CHP içinde bir ateş yakılıyor patlayan kavgalara, iktidardan bir alkış gündeme harika haber malzemeleri ve CHP bir İl Başkanı bir söylemi, bir İnce tavrı ortalık toz, duman muhalefet yapmayı unutup iktidara çikolatalı pasta sunmaktalar. Dertleri ülke ve millet sorunları değil koltuk sorunları post kavgalarıyla uğraşırlar. Sözde bu muhalefet adı sosyal demokratlar: Milletin onca sorunu varken gündemi saptırıyorlar diye iktidar partisine haksızlık eder gibi hal ve tavırlarla iktidardan hesap sormayı bırakın hesap bedeli ödüyorlar.

*

Hani Türkiye sağlıkta dünyanın en gelişmiş hizmetini veriyordu ve sözde uçaklar dolusu tıbbi malzemeler gönderilerek “SHOW” Manşet haberleri yapılıyordu, şimdi neler oldu vatandaş hastanelerde yer bulamamakta, pozitif vakalar ellerine reçete verilip evlerine gönderilmekte, hastalar yoğun bakım üniteleri tıka basa dolu olduğu için evlerine gönderilerek çaresizliğe terk edilmekte, doktorlar sağlık güvenleri için görevlerinden istifa etmekte ve birçok sağlık personelinin her türlü sorunları çözümsüze-ce beklemekte, ana muhalefet partisi hesap soracak ve çözüm yerine kendi iç kavgalarda adamın adamı olmak, koltuk sevdalarında iktidardan hesap sorma yerine hesap vermekle meşguller.

*

Her gün sokaklarda trafik cinayetleri, kadın, çocuk ve benzeri cinayetler işleniyor, uyuşturucu,  küresel teknolojiyle geliştirilen soygunlar yapılıyor meçhuller, mağdurlar tüm bunlardan hesap sorar bir ana muhalefet var-mı? Yok! Neden! Kendi iç çözümsüzlüğü varken mevcut iktidardan-mı hesap soracak; anacak hesap veren oluyor.

*

Sakallı bazı din tacirleri çoğalarak çocukları taciz ediyorlar. Cinci hoca geçinen zındıklar kadınların göbeğine yazıp çiziyor. Eğitim bazı tarikatlara, devlet kadrolarına cemaatler sızarak kendilerinin alanlarını ve kazançlarını geliştiriyorken. Hesap soran var mı?  Yok! Demokrasi, Hukuk, Adalet eşitlik, Laiklik kimsenin aklına gelmiyor. Ana muhalefet gaf üstüne gaf yapıyor.

*

İktidar bugüne kadar yaptığı 70 milyar doları aşan tutardaki özelleştirme gelirinin nereye harcandığının hesabını Meclis’e ve millete vermedi. Deprem vergilerinin nereye gittiği bilinmiyor. TVF’ye devredilen 60-70 milyar dolar değerindeki kamu varlığının nasıl değerlendirildiği, kaynaklarının nerelere harcandığı, kamuoyuna açıklanmıyor. Kısıtlamaların ta en başında İBAN numaraları verilerek toplanan paralardan ses seda var mı? Bu hesap peşine düşen var mı? Yok! Ana muhalefet kendilerine hesap peşindeler.

*

Bu sorunlar çaresiyle sokak sokak gezerek vatandaşa anlatan ana muhalefet var mı? Yok! Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıklamasına göre salgın nedeniyle işini kaybeden, işyeri kapanan ve bundan dolayı kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılanların sayısı 3 milyon. İşten çıkarma yasağı çerçevesinde ücretsiz izne çıkarılan ve nakdi ödeme desteği alanların sayısı ise 2 milyon ve küçük esnaf fer-yatı koparan, kapanana. TÜİK rakamlarında asla göremeyeceğiniz Türkiye’de işsiz sayısı 12 milyon civarında. Ülkede üretim dibe vurdu ve yüzde 9.9 daralma yaşandı, Milletin derdine kim tercüman olacak? Orhan Gencebay dertli şarkılarıyla-mı? Ana muhalefetten Hesap soran var mı? Veya hesap veren mi olacak.

*

İkinci el hurda arabalar neredeyse sıfır araba fiyatına satılıyor… Düğünlerde çeyreğin yerini sahte altınlar takılıyor. Uzaktan eğitim deniyor, milyonlarca gariban öğrencinin evinde internet yok. TÜİK 2020 rakamlarının verileri yayınlanmadı. 2019 rakamlarına göre; En fakir yüzde 20 toplam gelirin yüzde 6’sını alıyor. En zengin yüzde 20 toplam gelirin yüzde 46’sını alıyor. Sürekli yoksulluk oranı yüzde 12.7. 2019 yılı yoksulluk oranı yüzde 28.5.Sosyal yardım olmadan hayatını sürdüremeyeceklerin oranı yüzde 12.7 de. Panda-mi sonrası 2020 rakamlarının tam bir kabus olacağını görebilmek için illa kahin olmaya gerek yok! Milletin derdinin anlatılması ana muhalefet anlatmasın-da bir sanatçı mikrofonu eline alsın anlatsın-mi beklersiniz.

*

Siyasetçilerin gündemi milletin gündemi ile örtüşmüyor, vatandaşlardan uzak yaşıyorlar, koltuklu masalarında oturularak ne olacak bu memleketin hali demeyle olmuyor. İktidar partisi gibi ana muhalefeti eleştirildiğinde alınıyor ve hatta çok kızıyorlar ve İktidarın kendi hatalarının tespiti yapılmadan çaresi bulunmadan muhalefet yapmak aklınıza gelmez! O zaman, çok takıldığınız iç tartışmayı bir kenara bırakın. CHP’nin bu milletin her kesimine ulaşması için bugünü ve yarınlarına ilişkin yaptığı değerlendirmeleri kamuoyunun gündemine getirin. Aynayı kendinize tutun. Doğru olan konularda cesaretiniz varsa yapın! Yoksa. O masalarınızdan kalkmayın. Biz bize yeteriz diyerek kadehleri kaldırın kendi kendinize söyleyin. Siz bu kafada gitmeye devam edin, saray dediğiniz köşkler hesaplarınızı seve seve öder! Sizde mutlu olup o koltuklarda yaşarsınız.

 

ADALETİ TERAZİDE YANILTILAR

Sizde Yollar dikenli

Adalet getirir doğruları.

Düz yolları daraltanı

Adalet getirsin doğruları.

*

Akıl verdi düşün diye

Fikrinle yürü dengeye

Teraziyi anla diye

Adalet versin doğruları.

*

Hakkaniyet baş tacımız

Bilim bizim ilacımız

Sahtekârlık hep acımız

Adalet doğru yönümüz.

*

Sarraf tartar altınını

Terazide doğru tartılanı

Şeytana kaptırma nefsini

Adalettir doğru tartanı.

*

Masal gibi anlatırlar

Demokrasi özgürlük derler

Sözden yaşamdan kopuklar

Adalet hükümsüz onlara.

*

Mehmet söyler duymuyorlar

Kimseyi hiç görmüyorlar

Pembe hayal satıyorlar

Adaleti terazide yanıltılar.

Y.T:1.07.2019

Erken Seçim Kaçınılmaz Olacak

Erken Seçim Kaçınılmaz Olacak

Üst akıl dostlar mesajıyla yeniden Türkiye Gündemine el attı.

Bir süreden beri HDP ile İYİ Partiyi birbirine yakınlaştırma projesini ilgi ile izliyoruz.

Hapisteki Demirtaş’ın Akşener ailesiyle birlikte kahvaltı etme arzusunu bu projenin ilk adımları olarak görüyoruz.

Üt akılın Babacan ve Davutoğlu projesi tutmayınca Akşener ve Demirtaş yakınlaşması için kolları sıvadılar.

Zaten gelişen şartlarda bu iki partinin millet ittifakında bulunmaya mecbur olduklarını göstermektedir.

HDP’liler bir bayan milletvekilinin terör örgütüne üye olmaktan 10 yıl ceza alması HDP’nin siyasi geleceğini tartışmalı hale getirmiştir.

Ayrıca HDP Diyarbakır il binası önünden kaçırıldığı iddia edilen çocukların vereceği ifadeler de HDP’nin siyasi gücünü kıracaktır.

Ayrıca sayın Akşener’in 15 Temmuz darbesi öncesi yaptığı açıklamalar İYİ partiyi yoracaktır.

Akşener’in darbe yönetiminin bildirisinde geçen bazı ifadeleri darbe girişimi öncesi muhtelif yerlerde söylemesi kendisini sıkıntıya sokacaktır.

Kısacası hem HDP, hem de İyi Parti Millet ittifakına mecbur olmuştur.

Bir taraftan Türk hukukunun diğer taraftan da CHP ve Amerika’nın markajı altında olduklarını zaman içinde göreceğiz.

Kısacası önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri Cumhur ittifakı için de “dostlar ittifakı” içinde hayati derecede önemlidir.

Bu hükümet, ekonomik ortam, dış politika da yaşanan gerginlikler ve salgın hastalık nedeniyle 2023 yılına kadar yola devam etmekte zorlanacaktır.

Erken seçimin ilk işareti, seçim konununda ki değişiklik olacaktır.

2021 yılında yapılacak olan değişiklik 2022 yılında yapılacak olan seçimin önünü açacaktır.

Çünkü seçim kanununda yapılacak değişikliklerin bir yıl sonra uygulamaya gireceğini biliyoruz.

Görünen o ki, 2021 yılında yoğun bir hukuk süreci yaşayacağız.

Bu süreçte alınacak kararlar hem partilerin performansını ve hemde ittifakların gücünü etkileyecektir.

 

Günün sözü;

Tanrının değirmeni,

Ağır ama iyi öğütür.

“G.Herbert”

 

ELEŞTİRİYORUM – ELEŞTİRECEĞİM!

ELEŞTİRİYORUM

ELEŞTİRECEĞİM!

 

Millet olarak hijyenin, temizliğin ve toplu yaşama kurallarının adap ve usüllerinin nasıl olması gerektiğine dair, pandemiyle birlikte yeterince antreman yaptığımızı ve bir şeyler öğrendiğimizi düşünüyorum. Daha doğrusu, pandemi sebebiyle öğrendiğimizi düşünüyordum!

 

Öğrenememişiz! Hiçbir şey öğrenememişiz. Pandemi bile öğretememiş bizlere!

 

Yazacağım satırlar için hiç kızmayın bana. Dost acı söyler!  Millet olarak öz eleştiri yapmayı ve yapılan eleştirileri önemsemeyi öğrenmeliyiz. Kendimizi kaf dağında görme huyumuzdan vaz geçelim artık!

 

Yarım asırdır bu yüce topraklarda yaş almış ve Türk olmaktan dolayı her zaman gurur duymuş bir Türk kadınıyım.

 

Ancak!

Gerçekleri daima kendime ölçü edinmiş ve insanlar hoşnut olsun diye değil, doğruysa doğru yanlışsa yanlış diyen, yazan, konuşan biriyim. Onun için şimdi  tutup da “biz Türk insanı hijyen konusunda bi’ haberiz” dersem kimse kırılmasın bana. Çünkü öyleyiz!

 

Öğrenemedik bir türlü temiz olmayı, temizliği, bireysel ve toplumsal hijyeni! Bu, dün de böyleydi bugün de böyle. Yani, pandeminin hüküm sürdüğü günlerde de böyle olmaya devam ediyor.

 

Değişen hiçbir şey yok.

Evet, bu konuda Araplardan bir tık ama sadece bir tık öndeyiz! Ki yeryüzünde yaşayan ırk ve toplumlar arasında- ilkel yaşam sürenler hariç- en pis, hijyen kuralları konusunda en geri kalmış toplum Arap toplumlarıdır.

 

Bunu yazarken işkembe-i kübradan atıp tutmuyorum sevgili okurlar. Biliyorum da yazıyorum. Yıllarım, bahsettiğim ırkın arasında ve ülkelerinde geçti. O kirliliği ve kokuşmuşluğu bizzat yaşamış, görmüş biri olarak söylüyorum bunları.

Sizi temin ederim, onlar yirmi sene önce de aynıydılar, bugün de!

 

Hadi şimdi bir de Avrupa’ya göz atalım ve sonra bize dönelim yeniden; parkları, bahçeleri, yolları, caddeleri,  sokakları hatta köşe başları bile çiçek gibi, mis gibi, pırıl pırıl…Bırakın yere izmarit, mendil parçası vs atmayı, üstünüzden toz bile düşsün istemezsiniz. O derece temizlikten bahsediyorum. Bunu da işkembe-i kübradan atmıyorum çünkü biliyorum. Yirmi sene önce de bu şekildeydiler bugün de. Tabii bahsettiğim Avrupa ülkelerinin arasında Makedonya, Yunanistan gibi siyasi amaçla Avrupa birliğine alınarak, “Avrupa ülkesidir” denilen ülkeler yok. Ayrıca Avrupa deyince ben, hemen şahlanıp da etiketi yapıştırmayın bana; ” vay efendim Avrupa özentisi var bunda” diye.

 

Ne Avrupa özentim var ne de Araplara güttüğüm bir kinim. Hiçbiri de yok bende. Sadece objektif olarak gördüklerimi ve bildiklerimi yazıyorum. Hepsi bu.

 

Gelelim bize; Avrupa ülke ve insanları kadar hijyen kurallarına riayet edebilmeyi öğrenmemiz için kırk fırın ekmek yememiz gerekli! Araplar kadar  berbat durumda olmadığımız için de bir parça gururlanmamak işten değil elbette. Neyse ki ucun kıyın da olsa onlardan(Araplardan) bir tık üst seviyede olduğumuz için mutluyum doğrusu!

 

Ne zaman ki, çerimizi  çöpümüzü sokak ortalarına atmamayı öğreneceğiz, ne zaman ki bir market çıkışında elimizdeki çöpleri atabileceğimiz bir çöp kutusu bulacağız, ne zaman ki genel tuvaletleri, kullanım alanlarını, piknik ve sayfiye yerlerini bulduğumuz gibi bırakmayı öğreneceğiz, ne zaman ki toplu taşıma araçlarına çöpümüzü bırakmamayı öğreneceğiz, ne zaman ki dış alanlardaki pano, levha ve duvarlara aşkımızı veya küfrümüzü yazmamayı öğreneceğiz, ne zaman ki su ve sabun ikilisini düzenli bir şekilde vücutlarımızda kullanmayı öğreneceğiz, ne zaman ki evlerimizin önünü evlerimizin içi kadar temiz tutmayı öğreneceğiz, işte o zaman temizlikten ve temiz bir toplum olduğumuzdan bahsedebiliriz.

 

Bunları yapmak imkansız mı? Hayır,  asla değil ancak, “bunların olabileceğine dair umudun var mı?” diye soracak olursanız bana, cevabım; “hayır, yok” olur.

 

Velhasıl; eğitim şart!

 

Esen kalın.

DİN İSTİSMARINA KARŞI FERASETLİ VE BASİRETLİ OLALIM

DİN İSTİSMARINA KARŞI FERASETLİ VE BASİRETLİ OLALIM

Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun; başka yollara sapmayın. Sonra onlar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınasınız diye Allah bunları size emretti. ”[i]

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Sözlerin en doğrusu, Allah’ın kitabıdır. Rehberliğin en güzeli, Muhammed’in rehberliğidir.”[ii]

Aziz Müminler!

Yüce Dinimiz İslam; insana Rabbini tanıtmak, var oluş gayesini bildirmek, dünya ve ahiret saadetini temin etmek için gönderilmiştir. İslam, Kur’an’ın rehberliğinde, Peygamberimizin örnekliğinde şekillenmiş değerler ve kurallar bütünüdür. Müminler öteden beri bu değerlere sımsıkı sarılmış, bu kurallara uyarak İslam’ı doğru anlamak, doğru anlatmak ve doğru yaşamak için gayret göstermiştir. Ne var ki hak, hakikat ve istikamet dini olan İslam’ı, dünyevi çıkarları uğruna istismar etmeye çalışanlar da dünden bugüne var olagelmiştir.

Kıymetli Müslümanlar!

Din istismarı, dinin manevi otoritesini kullanarak maddi kazanç, güç, şöhret ve makam elde etmektir. Dini istismar edenler, Allah’la ve Peygamberimizle görüştüklerini iddia ederek insanların iradelerini teslim almaya yeltenir. Hatasız ve masum oldukları yalanıyla kendilerini hakikatin yegâne temsilcisi gibi göstermeye çalışır. Sözde keramet ve rüyalarla, bidat ve hurafelerle saf Müslümanları yönetmek ister. Şifa dağıtma, kısmet açma vaadiyle insanların çaresizliklerinden menfaat devşirir. Bilhassa gençleri hedef alarak toplumun heyecanını, hayal ve ideallerini, dinî inanç ve duygularını sömürür.

Din istismarcıları, kendileri gibi düşünmeyenleri dışlar, mutlak itaat göstermeyenleri ötekileştirir hatta tekfir eder. Kendilerine kayıtsız şartsız bağlılığı şart koşarak aile, millet, kültür ve kimlik bağlarını zayıflatır. Menfaati uğruna yalanı, ikiyüzlülüğü, hırsızlığı, şantajı, şiddeti meşru görür. Sonuçta hem kendisi sırat-ı müstakimden sapar, hem de başkalarını saptırır.

Değerli Müminler!

Din istismarı karşısında her birimize düşen, ferasetli ve basiretli davranmaktır. İstismar hareketleriyle samimi gayretleri birbirinden ayırt etmek için teyakkuzda olmaktır. Yüzyıllardır bu topraklarda dinî hayatımızı besleyen güçlü ve güvenilir maneviyat damarlarımızı tanımaktır. İslam’ı tahrif ve istismar etmek isteyenlerin bir amacının da köklü Anadolu irfanına zarar vermek olduğunu unutmamaktır.

Şu da bir gerçektir ki inancı ve dinî değerleri üzerinden insanları aldatmak nasıl din istismarı ise iftira, hakaret ve ithamlarla Müslümanların tamamını zan altında bırakmak, İslâm hakkında korku ve nefret oluşturmak da aynı şekilde din istismarıdır.

Değerli Müminler!

Son ve mükemmel dinin mensupları olarak, Cenab-ı Hak bize akıl ve irade ihsan etmiştir. Dinimizin değişmez ilkeleri, kültürümüzün değerleri ve 14 asırlık sağlam bir ilim geleneğimiz vardır. Bunların kıymetini bilelim ve hazinelerimizi heba etmeyelim. İstismara fırsat vermemek için dinimizi uzman kişilerden, iyi niyetli ve sağlam kaynaklardan öğrenelim. Ölçümüz daima Kur’an-ı Kerim’in değişmez hakikatleri ve Peygamberimizin sünnet-i

[i] En’am, 6/153.

[ii] Nesâî, Îdeyn, 22.

 

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 

Günün Ayeti

Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.

 

(Mutaffifîn, 83/1-3)

Günün Hadisi

Mümin, ne insanları karalayan, ne lanet eden, ne kaba ve kötü sözlü, ne de hayâsızdır.

 

(Al-Tirmidhi,”Birr”,48)

Günün Duası

Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!

 

(Mü’minûn, 23/118)

 

 

Salâtu selam nedir? Hz. Peygamber’e (s.a.s.) nasıl ve hangi lafızlarla salât-u selam getirilir?

Salât ve selam kelimelerinden oluşan “salât-u selam” terkibi, Hz. Peygamber için okunan ve Allah’ın rahmet ve selamının onun üzerine olması dileğini ifade eden dualara denir. Salavât, salât kelimesinin çoğuludur. Kur’an’da, “Allah ve melekleri şüphesiz Peygambere salât ediyorlar. (O hâlde) ey iman etmiş olanlar, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (Ahzab, 33/56) buyurulmaktadır.
Hz. Peygambere (s.a.s.) Allah Teala’nın salât etmesi, rahmet etmesi; meleklerin salât etmesi, şanının yüceltilmesini dilemeleri; müminlerin salât etmesi ise, dua etmeleri anlamını ifade eder.
Kur’an-ı Kerim’in, Hz. Peygambere (s.a.s.) salât-u selam getirmeyi emreden bu âyetine binaen, geçmiş dönemlerde tanzim edilmiş pek çok salâtu selam örnekleri vardır. Hz. Peygambere (s.a.s.) en kısa şekilde, “Allahümme salli alâ Muhammed” veya “Sallallahü aleyhi ve sellem” ya da “Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve bârik ve sellim” diye salât-u selam getirilir.
Bu hususta birçok hadis de rivayet olunmuştur. Nitekim İbn Ebî Leyla şöyle demiştir: “Ka’b b. Ucra ile bir defasında karşılaştım, bana şöyle dedi: Sana Hz. Peygamberden işittiğim bir hediye vereyim mi? Hz. Peygamber bizim yanımıza geldi. Biz ona ‘Ya Resûlallah! Bizler sana nasıl selam okuyacağımızı öğrendik. Fakat sana nasıl salât okuyacağız?’ diye sorduk. Resûlullah (s.a.s.) bize şöyle buyurdu:
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ ، وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
(Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine, İbrahim ve onun ailesi üzerine salât ettiğin gibi salât et! Şüphe yok ki, sen çokça hamdedilen ve şanı yüce olansın. Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine, İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki, sen çokça hamdedilen ve şanı yüce olansın.) (Buhârî, Enbiya,10; Da’avat, 31, 32; Müslim, Salat, 65, 66, 69)
Salât-ü selam getirmek için belirli bir vakit ve sayı yoktur. Kişi dilediği zaman ve istediği miktarda salât-ü selam getirebilir. Salât-ü selam için besmele çekme zorunluluğu da yoktur.

 

CHP ile Muharrem İnce Arasında Fark Var mı ?

CHP ile Muharrem İnce Arasında Fark Var mı ?

Son dönemdeki siyaset anlayışımız, ülkeye hizmet etmekten ziyade bir partiye ve bir lidere karşı olmaya kurgulanmıştır.

Sistem 50+1 olunca küçük partiler gündemde kalmayı sürdürüyorlar.

Ak partinin başarılı dönemlerinin ekonomi bakanı Babacan ve Erdoğan sonrası başbakanı Davutoğlundan sonra Muharrem İnce de kolları sıvadı.

Muharrem İnce parti kurup kurmayacağını henüz açıklamadı ama 2023 yılında yapılacak seçimlere hazırlandığını gizlemiyor.

1000 gün sürecek Memleket hareketine 4 eylül de Sivastan başladı.

Aslında pek çarpıcı bir başlangıç yapamadı.

Sivasta konuşma yaptığı otobüsün etrafında parti kalabalığı yerine cılız bir meraklı gurubu gördük. Konuşmasının bir yerinde “ muhalefete muhalefet yapmayacağız” dedi.

Ama Türkiye’nin en büyük sıkıntısı da bu noktaydı.

Kılıçdaroğlu ve parti yönetiminin tam tersine Libya ve Doğu Akdeniz konusundaki fikirlerini açıklamalıydı.

Onur Öymen ve Ayman Güler gibi eski CHP lilerin bir zamanlar hükümetin fetöyü palazlandırdığı gibi yeni CHP ile FETÖ nün iş tuttuğu konusundaki eleştirilerine sahip çıkmalıydı.

Ayrıca yeni CHP nin erdoğana karşı ittifak kurma uğruna, AKP’nin  çözüm sürecinde düştüğü hataya düşerek hdp ve pkk ypg denklemi içinde rehin kalmasına karşı olduğunu belirtmeliydi.

Muharem İnce 29 ekim de güneydoğuda yapacağı ikinci toplantısında bu konulara değinmez ise etrafında meraklı bir gurup bile bulamayacaktır.

İkinci toplantıda Van Hakkari Şırnak Mardin ve Diyarbakır’ı seçtiğine göre Kürt meselesine ait açıklamalarda yapacağını umuyoruz.

Aslında daha partileşmeden bu konulara girmekten önce bu ün uygulanan güncel politikalara girmesini öneriyoruz.

Vatandaş öncelikle Muharrem ince ile CHP yönetimi arasındaki farklılıkları duymak isteyecektir.

Günün Sözü

Hayat üç günden ibarettir

Dün, Bugün ve Yarın

Hz İsa

Dövizin Artışı Neden Durmuyor

Dövizin Artışı Neden Durmuyor

Ağustos ayı tüketici enflasyonu 11.77 olarak açıklandı.

Temmuz ayında ise 11.76 olmuştu.

Geçmişte temmuz ve ağustos aylarında sebze ve meyve bolluğu nedeni ile daha düşük enflasyon oranları yaşardık.

Ama bu sene salgın döneminde ulaştırma lokanta ve otellere gelen zamlar nedeni ile piyasa ateşlendi. Enflasyon ve faizlerdeki artışlar birbirlerine yakın olsalar da dövizdeki artış rekor düzeyine ulaştı. Doların 7.5 lirayı zorladığı , Euronun ise 9 liraya tırmandığını görüyoruz.

Peki neden böyle oluyor. Çünkü döviz ve altın, ülkeler arası çatışma ve gerginlik ihtimalinden çok etkilenir.

AMD Merkez Bankası FED veya prestijli para merkezlerinin kararlarından çok etkilenir.

Çok etkilenmemesinden öte çok çabuk etkilenir.

Doğu akdeniz de bir Türk ve bir Yunan savaş gemisinin birbirlerini teğet geçmesi bile dövizi tırmandırır.

418 maddeli ebflasyon endeksimizin ağustos ayındaki hareketi şöyle gelişti.

92 maddenin ortalama fiyatında düşüş oldu.

53 maddenin fiyatında değişme olmadı.

273 maddenin ortalama fiyatında ise yükseliş oldu.

Tabi hangi sektörlerde düşüş oldu diye sorarsanız yüzde 2,11 ile ayakkabı ve giyim sektöründe olduğunu belirtebiliriz.

Peki eylül ayında ne olacak derseniz.

Devletin düğünlere getirdiği kısıtlama altını ve kısmen dövizi durdursa da doğu akdeniz deki savaş ihtimali yine tırmanmaya sebep olabilir.

Eylül ayında ulaşım lokanta ve otel zamlarına okul masrafları da katılacaktır.

Bir sonraki aydan itibaren devreye enerji artışları girecektir.

Salgın hastalığın devamı işsizliğin artması ve sınır ötesi çatışmalar 2020 yılının çok kötü geçeceğini göstermektedir.

Günün Sözü

Şeytanın iki adı vardır

Birisi Şeytan diğeri ise Yalan

Victor Hugo

KUSURLARINIZA BAKIN!

KUSURLARINIZA BAKIN!

 

Vaka sayısı 25 milyonu,

Toplam can kaybı ise 854 bini geçti.

 

Bu ürkütücü rakamların Kovid-19′ un eseri olduğunu tahmin etmişsinizdir sanırım. Birkaç gün öncesine kadar tespit edilen bu rakamlar tam olmamakla birlikte bu şekildeydi. Kovid 19′ un bulaşma hızına bakılırsa, bu satırları yazdığım şu dakikalarda bile arttığı kesin!

 

Üstelik maalesef, çözüm olarak bulunmuş bir aşı ve tedavi yöntemi henüz yok.

 

Sebepleri bilim insanlarınca tespit edilen salgının seyri hız kesmeden, nerede, nasıl ve ne zaman son bulacağı ise yine bilim insanlarının çalışmalarının sonucunda göreceğiz.

 

Sebepleri demişken, geçen ay yayımlanan Science dergisinde işin uzmanlarının demeç demeç makaleleri yer aldı konuya dair. Bu uzmanların doğa bilimciler, veterinerler ve hatta ekonomistlerden oluştuğuna dikkat çekmek isterim!

 

Keza Kovid 19 gibi bir  salgının sadece can kaybı yaşatarak değil,  dünya üzerinde yarattığı ekonomik yıkım da bir o kadar önemli.

 

Bilim insanları, “işin başlangıç noktası ne idi ve nasıl bu hale geldik?” soruları üzerinde tespitlerini iletirken, ekonomi uzmanları da pandeminin şimdiye kadar yarattığı mali yıkımı bir önceki salgınlara göre oran vererek açıkladılar.

 

Doğa bilimciler ve diğer bölüm uzmanlarının vardığı kanı şuydu; “buna bizler sebep olduk! Ormanları yok ederek, avlanmaması ve tüketilmemesi  gereken hayvanları avlayarak ve tüketerek( vahşi hayvan eti ticareti), kontrolsüz ve denetimsiz yer altı kaynakları araştırmaları yaparak, biyolojik deneylerin kapısını aralayarak, doğanın dengesini bozarak ve tüm bunların sonunda, ucuz küresel uçuşlara – dur- demeyerek!

 

Kaldı ki tıpkı domuz gribinde olduğu gibi, Kovid 19 pandemisinde de küresel yayılma hızı, tespit ve tedavi yöntemlerinden çok daha hızlı oldu. Bizler henüz ne olduğunu anlamadan dünya geneline yayılmış olmasının sebebi ucuz havayolu taşımacılığıdır”.

 

Uzmanların açıklamaları bununla da sınırlı kalmadı ve  yeni salgın hastalıkların da yakın zamanda var olabileceğine dair  uyarılarda bulundular.

 

Ekonomistlerin tahminlerine göre ise, 10 yıl içinde salgınların önlenmesinin maliyetinin Kovid-19 pandemisinin tüm maliyetinin yaklaşık %2′ lik kısmına denk geleceği yönünde.

 

Sizin anlayacağınız, yaşadığımız sürece neresinden baksanız sonu hep zarar ve ziyan!

 

Hal böyleyken, hâlâ açılış ve kutlama yapanları ve bu uğurda binlerce insanın toplanmasına göz yumanları ( sebebi ve  açılış- kutlama amacı her ne olursa olsun! İster camii olsun, ister mağaza, isterseniz düğün- dernek) , konser peşinde koşup, “o konser senin bu konser benim” diyerek sözüm ona stres atanları, ölük ölük plajlara akın ederek, deniz-kum- güneş tutkusundan bir türlü vazgeçmeyenleri anlamıyorsam hatta anlayamıyorsam kusuruma bakmayın!

 

Benim yaşadığım dünyanın ve sürecin gerçekleri bunlar iken, “siz hangi dünyada yaşıyorsunuz?” diye sorarsam, yine kusuruma bakmayın!

 

Payıma düşen masumane bir kültürel etkinliğe bile cesaret edip yeltenemiyorsam ve bu esnada, hemen öte tarafımda yapılıveren eğlence ve keyif topluluklarına ses çıkarıyorsam sizler yine kusuruma bakmayın.

 

Kusurlarınıza bakın!

 

Esen kalın.

12 EYLÜL CUMHURİYET TARİHİNE KARA BİR LEKE!

12 EYLÜL CUMHURİYET TARİHİNE KARA BİR LEKE!

ÜLKÜCÜ HAREKETE VURULAN EN BÜYÜK DARBE VE ŞİİR’İM.

12 Eylül 1980’de ne oldu? TSK, cumhurbaşkanı seçimlerinde parlamentoda uzlaşma sağlanamaması nedeniyle birkaç ay sürmesi ve yaşanan hükumet istikrarsızlığı, ağır ekonomik sorunlar ve yoğun iç çatışmaları gerekçe gösteren ve ortamını hazırlayan 12 Eylül 1980 Cuma günü sabah saat 03:00’te Evren cuntası yönetime el koydu. Ülkenin yönetimi darbeyle birlikte kurulan Milli Güvenlik Konseyi’ne (MGK) devredildi. MGK’nın yayımladığı ilk bildiride, darbenin ordunun “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini” yerine getirmek adına “emir-komuta zinciri” içinde gerçekleştirildiği belirtildi ve kılıf hazırlandı. MGK’nın başkanlığına Genelkurmay Başkanı olan cuntacı, güdümlü Evren getirildi…

*

12 Eylül 1980 darbesi Türkiye ekonomisini milletini ve siyaseti derinden etkilemiştir. Bu darbeden etkilenen siyasi oluşumlardan en çok etkilenen milliyetçi, ülkücü hareket olmuştur. Birçok faili meçhul cinayetleri ört bas etmek, ortadan kaldırmak isteyenler, gözünü ülkücülere dikmişlerdi. Diktatörlerin, milis kuvvetleri ve uyduruk hukuksuz mahkemeleri, işkencelerle suç kabul ettirmeleri, yalan tanıklarla uydurma şahitlerle idam, müebbet vererek hükümler acımasızca infazlar edildi ve Emperyalistlerin yerli uşakları Böylece emellerine ulaşmanın kilometre taşlarını döşüyorlardı. Bunda başarılı oldular. Ülkemin gençliği üzerinde oynanan senaryolar ve aynı devrin gençliğini, kültür ve inanç değerleri üzerinden o nesli birbirine düşüren, kanla revan bir mücadelenin içerisine sürükleyip kara eylül ihtilali ile nihayetlendirdiler. İçlerinde inanç ve vatan sevgisiyle ideal abidesi ülkücülerin şehadeti ile ölümsüzleşen bir gündür 12 Eylül.

*

O DEVRİN ÜLKÜCÜSÜNÜN İNANMIŞLIĞI, GÜNÜMÜZ ÜLKÜCÜLER İNE İTHAF OLSUN!

İdam edilen her ülkücünün önceliği ve isteği dini vecibeleri yerine getirmekti. Abdestlerini alarak idam sehpalarına giderken dinim İslam, vatanım, bayrağım,için devletim zeval görmesin diyerek Allah’a Ekber diyerek şah-adete yürüyüp şehit oldular. İdam edilen tüm şehit ülkücülerin ailelerine yazdıkları son mektupları hemen hemen aynı. Rahman ve rahim olan yüce Allah’ın adıyla diye başladılar. Bu mektup belki son mektubum, son satırlarım olacak. Bir gün hepimizin çıkacağı o ilahi huzura çıkacağız. Ölüm her kula borçtur. Ancak yüce Allah hayırlı ölüm ve imanla gitmek nasip etsin. Size son sözüm ‘benim ölümüm ancak ve ancak Allah rızası için, vatanımın ve milletimin, devletin yok edilmek istendiği bir zamanda, sahipsiz iken sahip çıkmak ve Allah rızasına kavuşmaktır. Şunu herkes bilsin. Ölümümüzden kimseyi sorumlu tutmayın. Kimseye kırgın ve dargın değiliz. Bizleri seven, soran herkes hakkını helal etsin. Yüce Allah bize şöyle buyurur: Ant olsun ki sizi can, mal, evlat ve sabırla imtihan edeceğim… Muhterem ailelerimize. Başka yazacak bir şey bulamıyoruz. Zaten dünya adına konuşma ve yazma ‘fitne doğurur. Bizim amacım Türkiye’mizde fitne, küfür, her türlü emperyalizmin oyunlarını bozmak. Şu cennet vatanı her tür emperyalist çizmeleri altında ezdirmemektir. Şimdi Allah ve onun kutlu yolcularına teslim oluyoruz. Tüm aile fertlerine, akrabalara, soranlara ayrı duygularla selam ederek.  “Esselamün aleyküm ve rahmetüllah ve berekatuhu diyerek.” Hakka yürüdüler… Şehitlerimize Allah’tan rahmet geride kalan özde inanan ülkücü dava arkadaşlarına ve ailelerine sabırlar diliyorum. Diyorum ki Allah cc celal bize bir daha böyle bir acıyı yaşatmasın. Kimsede bizi vatan sınavında denemesin…Sağlıklı kalın, sağlıklı düşünün ve mutlu olun…

KARA EYLÜL SORACAĞIM ÇOK BENİM

Yolumuza dikenli teller çekildi

Sırtıma zehirli hançer sapladı

İftiralar kahpelik peşinen getirdi

Kara eylülde güllerin sevdası yıkıldı.

*

Sürgün vurgun yedi yiğitlerim

Zindanda işkence aldı canlarım

Diyecek sözlerim ağırdır benim

Kahpe Eylülde ülkü güller kırıldı.

*

Eylülde ölmediler yeniden doğdular

Kara sehpalara şehadete yürüdüler

Fatihalarla şehitleri yâd ettiler

Kara eylülde sırtıma hançer vurdular.

*

Öksüzler yetimlerin ahı kalmaz

Ülküm davasını yok edilemez

Vatan sevgisini suç sayılamaz

Kara Eylül hesabım mahşere kaldı.

*

Ülkü ideali şah-adetim aşkım

Dostu düşmanı hepsini tanıdım

Vatan, Bayraktı tek derdim

Kara Eylüle soracağım çok benim.

Y.T: 02.09.2018

Anketler ve HDP ile İYİ Parti

Anketler ve HDP ile İYİ Parti

Son bir kaç haftadır öyle olaylar yaşıyoruz ki; her birisi diğerinin önüne geçerek gündemi değiştiriyor.

Karadenizde bulduğumuz doğalgazın tadını çıkaramadan Akdenizde sıcak savaşla karşı karşıya geldik.

Anketçilerin de katılanların da kafaları karma karışık hale geldi. İşte böyle bir ortamda iç siyasetin de ısındığını görüyoruz.

Güçlendirilmiş parlamenter sistemin savunucuların güçlenme konusunda açık bir proje ortaya koyamadıklarını düşünüyoruz.

Bu sebeple bir ara anahtar parti olacak denilen İYİ partinin gücüne tanık oluyoruz.

Seçimlere yaklaşık 3 yıl olmasına rağmen araştırma şirketlerinin peşpeşe anketler düzenlediğini görüyoruz.

Optimar şirketinin ağustos ayında yaptığı amketten şu sonuçlar çıktı.

AKP 43 CHP 22 MHP 10 HDP 10 İYİ Parti 10.

Önümüzdeki günlerde PKK terör örgütünden kaçan ve annelerine kavuşan çocukların ifadeleri HDP yi hukuki olarak yaptırımlar işe karşı karşıya bırakabilir.

Ayrıca 15 temmuz darbesi öncesinde Meral AKŞENER’in yaptığı iddialı çıkışlar ve Yurtta Sulh Konseyi ile ilgili yakıştırmalar seçim tarihi yaklaştıkça daha çok konuşulacaktır.

Önümüzdeki seçimlerde her iki ittifakın da kazanmak için her yolu deneyeceğini görüyoruz. ABD deki Demokrat Parti adayının CHP ye ve onun ortaklarına tam destek olacağını söyleyince Erdoğan  ve Bahçeli de ittifakı delmek için her yolu deneyeceklerdir.

Millet ittifakı cumhurbaşkanının parlementoda değil de doğrudan halk tarafından seçilmesinden pek hoşlanmadı.

Aslında bu değişiklikten belki pek çok ak partili de hoşlanmadı.

Bu konuda halkımızın ne kadar bilinçli olduğunu önümüzdeki seçimlerde anlamış olacağız.

 

Günün Sözü

Çok konuşmayın

Herkesin gözünden düşersiniz

H z Ali