Köşe Yazıları

LGS YE NASIL HAZIRLANMALI?

LGS YE NASIL HAZIRLANMALI?

Öğrencilerin eğitim hayatlarında belki de en çok yıprandıkları ve zorlandıkları sınav Lgs sınavıdır. Bir yandan yaş itibari ile yeni yeni gelişen bir birey diğer yandan sınav müfredatının sürekli değişerek soruların gittikçe zorlaşması ve bunlar yetmezmiş gibi sadece bir defa girilebilmesi… Gerçekten de Lgs sınavı öğrenciler dolayısıyla onların bu hallerini görüp üzülen aileler için tam bir çileye dönüşmektedir.

 

(Sevgili öğrencim sana ve kimseye fayda getirmeyen oturup boş boş sistemi eleştireceğimize, masa başına geçip kendimizi geliştirelim. Çalışmak en doğru yoldur. 20 yıldır bir matematikçi olarak eğitim sisteminin içindeyim zaten, neyin ne olduğunun farkındayım.)

 

Peki, gerçekten de bu iş çözümsüz bir sıkıntı mı? Elbette hayır…

Ölümden başka her şeyin bir çözümü vardır derler ya… Lgs hazırlığı tatlı bir heyecana dönüştürmek yine öğrenci ve ailesinin istek ve çalışmasına bağlıdır. Lgs hazırlığındaki bu sıkıntılı durumun en büyük nedeni öğrencimizin yıllardır (özellikle matematik dersinde) temel eksikliği yaşaması ve günlük planlı programlı çalışmaya geçememesinden kaynaklanmaktadır. Başarılı bir sınav için öğrencimiz devam ettiği okuldan ya da kurstan temel eksikliğini giderici bir çalışma istemeli ayrıca şimdiki Lgs konularını anlatan kendi seviyesine uygun bir kitap listesi talep etmelidir. Temel eksikliğini giderip 8. sınıf konularını mutlaka konu anlatım kitaplarından çalışmalıdır.

Lgs hazırlıkta öğrencilerin zayıf kalmasının, temel eksikliğinden sonraki en büyük sebebi, ellerinin altında sadece soru bankalarının olmasıdır. Adı üzerinde soru bankası yani içinde sadece sorular var, konuyu bilmeden soruyu nasıl çözersiniz? Şimdi diyecekler ki ben zaten derslerde öğreniyorum (  öğreniyordum olacaktı pandemiden önce okulda öğreniyordunuz belki, ama şimdi online derslerle konuyu öğrenmek çok çok zorlaştı) fakat genellikle öğrenemiyorlar ve konuyu bilmeden de soru bankalarında ilerleyemiyorlar. Konu anlatım kitabı özellikle uzaktan online eğitim alınan pandemi şartlarında zorunluluktur. Yoksa konularda eksiklikler kalır. (Youtube da ‘Lgs ye nasıl hazırlık yapılmalı Ömer Karaman’ yazarak detaylı videolarımıza da bakabilirsiniz)

 

Konu anlatım kitapları da öğrencinin seviyesine göre seçilmelidir. Özellikle temeli zayıf öğrenciler için hem başlangıç, hem de orta seviyede anlaşılır bir dille yazılmış konu anlatım kitapları gereklidir.

Bu konuda öğrencinin seviyesine göre öğretmenlerinden ya da bu işi bilen uzmanlardan mutlaka kitap tavsiyesi isteyiniz. Kırtasiye ya da kitap evlerindeki satış danışmanları daha fazla kar elde ettikleri kitapları satmak için sizi yanıltıp farkında olmadan öğrencimizin eğitim hayatına büyük bir zarar verebilirler…

Günlük çalışma programı oluşturulmuş ve seviyesine göre konu anlatım kitapları hazır olan öğrencimiz artık masa başına geçip en iyi liseleri kazanabilmek için yoğun bir çalışmaya girmelidir. Lamı cimi yok kendisini zorlayıp çalışmalıdır. Nasıl ki saatlerce bilgisayar, telefon ya da tablet başında takılabilmektedir. Masa başında da takılmalıdır. Birkaç gün zorlansa da zamanla alışacaktır. Bu konuda aile taviz vermemeli çocuğunu masa başında tutmanın sıkıntısına girmelidir. Yoksa bilmelidirler ki kendilerini haziranda çok daha büyük sıkıntılar bekler.

 

Konuları çalışmaya başlayan günlük düzenli çalışmaya geçen ve deneme sınavlarında yavaş yavaş net yükselmesi yaşayan öğrencide ve bunları gözlemleyen anne-babada lgs sınavı tatlı bir heyecana dönüşmeye başlar. İşte zevk ve başarının başlangıç noktası burasıdır. Yazının başında çizmiş olduğumuz korkunç tablo artık yerini mutluluk ve huzura bırakmaya başlar. İşin devamı başarı ve güzel liselerde okuyup başarılı olmaktır.

Zaten tüm öğrenci ailelerinin de hedefi çocuklarının ayakları üzerinde durup önce kendilerine sonra vatanına, milletine ve insanlığa faydalı olmaları değil midir?

Eğitimle ilgili soru veya sorunlarınız için lütfen mail atınız…

Lgs ye adamakıllı çalışıp en kaliteli liseleri kazanmanız dileklerimle…

 

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com

(Eğitimdeki sorunlara tanım değil, çözüm üretiyoruz. Youtube Ömer Karaman kanalımızı mutlaka takip ediniz)

 

RÖLANTİ!

RÖLANTİ!

 

Bu kelime günlük hayatımızda da zaman zaman kullandığımız bir kelime olmasına rağmen, yine de erkek okurlarımın kelimeye daha aşina olduğu düşüncesindeyim.

 

Buna rağmen  bilmeyen tüm okurlarımı sözlük karıştırma zahmetinden kurtarmak için önce kelimenin basit anlamını söyledikten sonra yazı içeriğine geçmek istiyorum.

 

Rölanti: (motorlu taşıtta) motoru boşa almak veya araç motorunu normal devrinde çalıştırmak.

 

Hayatın içinde bizlerin diline pelesenk olmuş hali ise;

“Rölantide kalmak!”

“Hayatı rölantiye almak!”

“Rölantide gitmek!”

 

İnanıyorum ki hepiniz, yaşamınız boyunca en az bir kere bile olsa hayatınızı rölantiye almışsınızdır.

Boşvermişsinizdir, geri çekilmişsinizdir… Yaşamdaki hiç birşeyin üstüne düşmeden oluruna bırakmışsınızdır… Hatta kimi zaman kendinizi dinlemek adına büsbütün sessizliğinize bürünmüşsünüzdür veya yavaşlamak istemişsinizdir. Akışta kalarak, hayatın seyrine dalmayı tercih etmişsinizdir.

 

Kısacası hayatı rölantiye almışsınızdır! Aslında hayattan kısa bir mola alma halidir rölanti.

 

İşte ben de 2020′ yi tamamlamak üzere olduğumuz şu günlerde bunu yapabilmenin heyecanını, huzurunu ve tadını almak isteyenlerdenim.

 

Pandeminin gölgesinde geçen koskoca bir yılın yorgunluğu, ilave üç yeni kitap yazmış olmanın telaşeli günleri, köşe yazıları, röportajlar, interaktif bağlantılı programlar, evde imza günleri ve nihayetinde son sürat devam eden Selin Işıl Yazarlık Akademisi’ nin yoğun temposu derken, kendimi on beş günlüğüne rölantiye alma vaktinin geldiğini düşünüyorum.

 

Siz bu satırları okuduğunuzda ben “rölanti” süremden gün yiyor olacağım…Yani bu satırlar 2020 yılının sizinle buluşan son satırları…

Ne zaman mı buluşacağız yeniden?

 

Onbeş gün sonra…2021′ de.

 

2020′ nin neler getirip neleri götürdüğünden ziyade, 2021 yılının güzelliklerine, umutlarına ve vereceği ışığa şimdiden sımsıkıya bağlanmanız dileğimle.

 

Mutlu seneler…

MOR İNSANLAR

MOR İNSANLAR

Amerikalı sanatçı Kristen, yapılan başkanlık seçimindeki kutuplaşmadan çok rahatsız olmuş.

Kırmızı şapkalı cumhuriyetçilerle, mavi şapkalı demokratların arasındaki bölünmeyi görünce bir kitap yazmaya karar vermiş.

Kitabına da “Dünyanın daha çok mor insana ihtiyacı var” ismini vermiş.

Mor insanı en nazik ve en mantıklı bir insan olarak tarif etmiş.

Bu bilgilerden sonra birde bizim ülkemizi düşünelim.

Her alanda bir kutuplaşma yaratmakta, üstümüze yoktur.

Nezaketi ise tamemen unuttuk.

Hakaret etmek ve itibarsızlaştırmak en önemli özelliğimiz olmuştur.

Ötekileştirme konusunda ise şampiyonuz.

Yazar ve sanatçı Kristen, Mor insan yaratmak için beş tane ilke bulmuştuk.

-sorular sormak

-çok gülmek

-sesimizi kullanmak

-çok çalışmak

-tüm farklılıkları kabul etmek

Daha çok çocuklara hitap eden bu kitabıyla çocukları bölünmüşlükten kurtarmayı hedeflemiş.

Aslında kutuplaşmayı önlemek için ise çocuklardan başlamasını çok önemli buluyoruz.

Aslında bu Mor İnsanlığı geçmişteki Çiçek Çocuklar dönemine benzetiyoruz.

Mor insanlığı uzlaştırıcı bir model olarak görüyoruz.

Çünkü böyle bir anlayışa sadece Türkiye’nin değil tüm Dünyanın ihtiyacı var.

Kutuplaşma cinneti din ve ırk tanımıyor.

Aynı dine inanan ayrı ırktan gelen ve aynı evi paylaşan insanlar, birbirlerini öldürmekten çekinmiyorlar.

Bu vahşete çare bulması gereken siyaset cephesi ise kutuplaştırıcı uslubu ile gerginliği tırmandırıyor.

 

Günün sözü,

İyi dostluklar hesapsız kurulur.

“Balzoc”

 

“DÜNYADA, ÜLKEMİZDE, 2020 DE YAŞANAN SORUNLARIN 2021 YILINA TAŞINMASI VE ŞİİR’İM”

“DÜNYADA, ÜLKEMİZDE, 2020 DE YAŞANAN SORUNLARIN 2021 YILINA TAŞINMASI VE ŞİİR’İM”

 

2020 yılı dünyada ve ülkemizde zor dönem olması son ayını geride bırakarak 2021 yılına hayırla hoş gelmesi dileyerek,2020 yılı dünyada ve Türkiye’de neler yaşandı kısaca özetiyle bakalım. Dünya insanlığını acımasızca zorda bırakan, üzen gelişmeler. Corona virüs salgınıyla geçen 2020 yılı birçok unutulmayacak olayları yaşattı ve corona virüs hastalığın yayılması şaibelerle gelmesinde, 2020 de yerini aldı…

 

2020 Ülkemizde başta korona virüs ile gelen vakaların ilgili yetkililer tarafından, Türkiye’de ilk kez korona virüs vakasına rastlanıldığını açıklandı ve korona virüs salgını Çin’in dışına yayılarak birçok ülkede can kaybına neden olmasıyla küresel pandemiye dönüşen hastalık, ülkeleri karantina uygulamasına zorladı ve milyonlarca insan acıyla can kaybına uğradı.

 

Dünyada alınan önlemler kapsamında maskelerin erkek kesime yaşmak taktırması, karantina günlük yaşamla seyahat kısıtlaması gibi uygulamalara geçildi. Dünya Sağlık Örgütü, korona virüsü küresel salgın olarak ilan etmesi ve dünya genelinde korona virüsten ölenlerin sayısı 1 milyon yedi yüz bin geçti söylentileri.

 

Amerikan ilaç şirketi Pfizer ile Türk bilim insanı Prof. Dr. Uğur Şahin’in kurucu ortağı olduğu Alman biyoteknoloji firması BioNTech’in geliştirdiği korona virüs aşısının yaygın kullanımına onay verdi. Pfizer/BioNTech aşısı da “dünyada tescillenen ilk korona virüs aşısı” olması diğer ülkelerden aşı üretimleri geliştirerek uygulama testlerine geçilmesi ve bazı şaibeler söylemleri dünya ülkelerinde önemli zengin kesimlere bu aşıların yapıldığı.

 

Ülkemiz dar gelirli halk kesimi aş, iş ve ekonomik sorunlar yaşaması 2021 de aynı sorunları yaşayacak gibi görüntüsü.

Depremler, çığ ,faciaları ve ölümler. Uçak kazası birçok insanımızı ölümü ve yaralanması.

27 Eylül’de kara bağda operasyon başlatan Azerbaycan ordusu, 44 günde Azerbaycan’ın topraklarını işgal eden Ermenistan, Azerbaycan topraklarını işgalden kurtardı gelişen bu durumla Türk dünyası ülkelerinin her konuda birlik içinde hareket etmeleri önemini getirdi. 2020 yılı ülkemizde yerleşmeye, kalıcı olmaya uğraşılan 4.5 milyon Suriyelinin ülkenin geleceğine potansiyel tehlike fırtınası esiyor olması.

 

Türkiye, Kuzey Irak’ta ve Suriye’de terörle haklı mücadele operasyonunda şehit askerimiz ve başarılı askeri hareketi. Ayasofya’nın ibadete cami olarak açılması haçlı aleminin yersiz tepkileri. Karadeniz’de 85 milyar metreküp doğal gaz bulunduğu açıklandı, idealar 2023 çıkarma olacak denildi. KKTC sınırları içerisinde yer alan ve 46 yıldır kapalı olan Maraş’ın bir bölümü halkın kullanımına açıldı. Türk savunma sanayisinde önemli gelişmeleri olması.

 

2020 yılı içinde toplumda sosyal dengesizlik gelen çarpıklık, çocuk tacizler, kadın cinayetleri, uyuşturucu kullanım artışları, fuhuş, trafik kazaları, soygunlar benzeri olayların artışları, adalet, hukuk uygulamalarında güvensizlik, gıda üzerinde oynanan oyunlar, gıda güvensizlikleri, rant mı tedbirsizlik mi diyelim çıkan orman yangıları can ve mal kayıpları, dünyada önemli konusu akar sular ve küresel silah tüccarlarının çeşitli ateşli ve biyolojik silahları ülkeler ve bölgeler insanları üzerinde çeşitli terör örgütleri oluşumlarıyla para kazanma hırsı 2020 de 2021 devrinin devamı olacak görüntüleri.

 

Türkiye’yi yöneten siyasi iktidarın siyasi üslup halk içinde ayrışma öt-eleştirmeler algılar ve ana muhalefet partisi aynı ağızdan konuşmalar, çekişmeler, 2020 ye damgasını vurarak, Türk siyasi geleneğinde olmayan, bir gecede sosyal medya üzerinden istifasını vererek hazine ve maliye bakanı istifası. Bu siyaset üslubu 2021 yılında süreceği gibi görünüyor.

 

2020 içinde dünyada güçlü ülkelerin insanlığa yaşattığı acılar güç dengeleri uygulamalarıyla, yeni dünya düzeni ile dizaynı ve doğa tahripleri üst seviyelerde olması 2021 yılı 2020 den çok farklı olmayacağının habercisi olduğunu şimdiden gösteriyor.

 

ABD-İRAN : Gerilimi ve İran devrim muhafızları komutanı Kasım Süleyman’ın öldürülmesi ve İran, ABD’nin Irak’taki üslerini vurması, Ukrayna uçağının düşürülmesi ve insanların ölmeleri, ABD + İSRAİL’e ortak olan Suudi Arabistan, Ortadoğu ülkelerinde operasyonlar konsoloslarında muhalif olan gazetecileri kesip yok etmeler. Bu gelişmelerin ardından Ortadoğu’da yeni bir savaş kapıda mı? Sorularını gündemde olacağını görüyoruz?

 

Uluslararası boyutta bakıldığında dünyada Adalet yerlerde olduğu güçlü ülkeler güçsüzleri modern köle gördüğü, zengin fakır arasında giderek uçurumlar olduğu ve İslam coğrafyasında kan gözyaşı olması soykırımlar, Çin: Doğu Türkistan Uygur Türklerine işkence yaparak asimile yapması 2020 den 2021 Dünya’ya bakıldığında güçlü ülkeleri yöneten sözde liderler “maalesef” dünya insanlarına verecek hizmette iyilikleri yok gibi görünse de, temennilerimiz 2021 yılına bu olumsuz tablonun daha fazla yaşanmaması için başta ülkemiz insanı için insanlık alemine huzurun gelmesinde bizleri yaratandan dileklerimiz olsun ve 2021 yılına hoş geldin dünya insanına hayırlı olsun diyelim mi bilmiyorum…

NEYİNE GÜVENİRSİN SEN İNSANOĞLU

Aklın tutulursa nefsine esir,

İdraki boğmuş kibir selindir,

İnanca bilgisi zaten zayıftır,

Neyine güvenirsin sen insanoğlu?

*

Hakikat varlığına dudağın bükme,

Nimetlere bak ’ta bağnazlık etme,

Rab-bine bu kadar isyanın etme,

Neyine güvenirsin sen insanoğlu?

*

Dağların varlığı denizleri şahittir,

Sana kader kısmetini verdiğidir,

Bir anlık gücün’ mü vardır,

Neyine güvenirsin sen insanoğlu?

*

Mum ışığına dayanmaz tenin,

Gülün dikeni incitse canın,

Kara topraktır senin kökenin,

Neyine güvenirsin sen insanoğlu?

*

Garanti var’ mı yarınki lokmana,

Rızkını vereni düşünüp anlayana,

Kendin muhtaç olmayasın yarına,

Neyine güvenirsin sen insanoğlu?

*

Bir hücrenin sırrını bilemezsin,

Kaybı sorsan cevabı veremezsin,

Karanlıkta aciz kalır göremezsin,

Neyine güvenirsin sen insanoğlu?

*

Sual melekler gelirler karşına,

Dünya dolusu fidyeler boşuna,

Rüşvet kopya vermezler sana,

Neyine güvenirsin sen insanoğlu?

Y.T: 26.03.2020

DERS ÇALIŞMA İSTEĞİ KENDİLİĞİNDEN GELİR Mİ?

DERS ÇALIŞMA İSTEĞİ KENDİLİĞİNDEN GELİR Mİ?

Gerçekten de ders çalışma isteği durduk yere kendiliğinden gelir mi?

— Hayır, gelmez. (Üzgünüm ama durum tam ve net olarak böyle)

Eğer günlük ders çalışma alışkanlığınız yoksa ve normalde de ders çalışmayan ya da temeliniz zayıf olduğu için çalışamayan bir öğrenci iseniz, birden bire ders çalışma azmi ile dolarım diye boşuna beklemeyin. 20 yıldır eğitimin içindeyim. Üstelik matematik özel ders veriyorum ve bir okulun, bir sınıfın genellikle en zayıf, temeli hiç olmayan öğrencileriyle tanışıp onları zirveye taşımaya çalışıyorum. Yani neredeyse hayatında hiç ders çalışmamış öğrencilerle çalışıyorum. Ben hiç şahit olmadım ya da bir öğrencimden duymadım ki böyle bir ilham olsun da ders çalışmaya başlasın.

Zaten gelmez de yani gelemez aslında. Ders çalışma isteği kendiliğinden gelmez çünkü bunu engelleyen iki faktör vardır.

Birincisi nefsimizdir. Nefis hiç bir zaman zor, uğraştırıcı ve detaylı şeyleri sevmez. Onu eğitmez isek, zorlamaz isek normalde çok tembeldir. Ona boyun eğsek bizi yataktan çıkarmaz. Yat uyu der, dinlen der, sonra yaparsın daha vakit var der, acele etme zamanın var der, boş ver der. Nefis bu, zora sıkıntıya gelemez. Bu nedenle ders çalışmaya başlamak isteyen bir kişi nefsini yenerek işe başlayabilir ancak.

İkincisi ise şeytandır. Şeytan iyi şeyleri sevmez hep kötülük peşindedir. Bu nedenle ders çalışmayı düşünen kişiye sürekli vesvese verir. Dersi boş ver biraz oyun oyna, pijamalarını giy kahveni hazırla bir film izle, çık dışarı biraz gez, alışveriş yap falan gibi düşüncelerle kişiyi vazgeçirmeye çalışır. Öğrencimiz iradeli ise oturup dersini çalışmaya başlar. Fakat şeytan nefis gibi değildir hiç bir zaman boş durmaz. Ders çalışmayı alışkanlıkta edinseniz, masa başına rahatlıkla oturup çalışmaya başlasanız bile bu defa size başka birilerini musallat eder. Mesela sizi en yakın arkadaşınızın ya da kuzeninizin ya da bir tanıdığınızın aklına düşürür. O kişi arar sizi haydi gezmeye gidelim ya da şu işi yapalım diye. Şeytanla baş etmek çok zordur. Demek ki masa başına ders çalışmaya geçtikten sonra dahi daima uyanık ve tetikte olmalıdır.

Ders çalışmaya başlamanın iki engeli nefsimiz ve şeytandır. Bu nedenle ders çalışma isteği kendiliğinden gelmez, daima başlangıçta zorlama ile olur. İlk başlarda öğrencimiz sıkıla, bunala ders çalışmaya başlar. Fakat üzülmeyin, zamanla bu alışkanlık halini alır ve öğrencimiz zevkle, keyifle ve şevkle ders çalışacaktır.

Peki, tahmini ne kadar zamanı alır bu sıkıntılı alışma süreci? Benim gözlemlerime göre 40-45 günlük çalışma öğrencimizin alışması için yeterlidir. Peki, çocuğumuz ders çalışmıyor ve bu alışkanlığı kazanmak için kendini zorlayacak iradesi yoksa ya da 3-5 gün dayanabilecek kadar sabrı varsa onu nasıl alıştıracağız? 3 günde ders çalışmaya öğrenciyi alıştıran ve onlarca öğrencimde deneyip güzel sonuçlar aldığımız bir yöntemimiz var. Youtube da ‘Ders çalışma isteği kendiliğinden gelir mi? Ömer karaman’ yazarak tekniğimi anlattığım videoya ulaşabilirsiniz. Bu videodaki yöntem yaklaşık 3 günde öğrencimizi ders çalışmaya alıştıran bir yöntemdir. Videoda yöntemi detaylıca anlattım burada yazmak çok uzun sürerdi.

Masa başında kalmaya alışan öğrencimiz süper bir iş başarmıştır. Fakat her masa başında kalan ders çalışan öğrenci başarıya ulaşamaz. Hatta her çalışan öğrenci konunun detaylarını kavrayamaz belli şartlar vardır. Örneğin yüksek başarının ana şartı planlı, programlı ve aksatmadan günlük çalışmaktır. Matematiği öğrenmenin ana şartı genellikle ilkokul 3. veya 4. sınıftan itibaren oluşan temel eksikliğini gidermektir. Yani sadece çalışmak ta yetmez. Verimli çalışmazsak iyi okulları kazanamayız. Bunları da sizin taleplerinize göre başka zamanlardaki yazılarımızda inceleyelim.

Eğitimle ilgili soru veya sorunlarınız için lütfen mail atınız…

Çocuklarınızın daima programlı çalışan ve daima yüksek başarılar elde eden bireyler olması dileklerimle…

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com

(Eğitimdeki sorunlara tanım değil, çözüm üretiyoruz. Youtube Ömer Karaman kanalımızı mutlaka takip ediniz)

 

 

 

HİPERAKTİF ÖĞRENCİLERDE DERS ÇALIŞMAYI KOLAYLAŞTIRICI TAKTİKLER

HİPERAKTİF ÖĞRENCİLERDE DERS ÇALIŞMAYI KOLAYLAŞTIRICI TAKTİKLER

Enerjisini yenemeyen, kıpır kıpır, yerinde duramayan hiperaktif bir çocuğunuz ya da öğrenciniz mi var? Bir türlü masa başına oturup ders çalışamıyor mu? Siz zorlayıp oturtsanız bile hareketsiz kalamıyor ve sürekli bir şeyler mi yapıyor? Elini tutsanız kolunu oynatıyor, kolunu tutsanız, ayaklarıyla debeleniyor, bir türlü defter kitaba bakamıyor, konsantre olamıyor mu? Bu yüzden ne okulda ders dinliyor nede evde masa başında kalıyor değil mi?

Genellikle böyle bir durumla karşılaşan anne babalar çocuklarını psikolog ya da psikiyatriste götürüp ilaç tedavisine başlarlar. Fakat hiperaktivite ilaçları genellikle tedaviye dönük olmayıp belli bir saat öğrenciyi sakinleştiren ilaçlardır ve gözlemlerime göre öğrenciyi sakinleştirdiği kadar da aklının ve zekâsının çalışmasını yavaşlatan ilaçlardır. Yani bu ilaçlar bir yandan öğrenciyi durgun hale getirirken diğer taraftan da beynini durgunlaştırmaktadır. Özellikle yeni nesil soruların sorulmaya başlandığı şu süreçte bu akıl durgunluğuyla beraber öğrencimizin iyi bir yerleri kazanılması düşünülemez. Bu işin daha görünen birinci kısmıdır. İkinci kısımda ise özellikle belirtilmek istenmeyen ama hepimizin çok iyi bildiği gibi çoğu ilaçlar genellikle kimyasaldır ve belli oranlarda vücuda zararları vardır. Artı alışkanlık yapabilir… vs. Yani ilaç kullanmak bu işteki en son çare olmalıdır.

Yerinde duramayan, masa başına oturup ders çalışamayan, çocukları olan ailelere benim de tavsiyelerim vardır. İlk tavsiyem eğer mümkünse çocuklarınıza evde spor için ufak tefek aletler alıp gün boyu 15-20 dakikalık periyotlar halinde spor yaptırın ki çocuğunuzdaki bu hareketlilik genellikle enerji birikmesidir. Bu şekilde spor yaparak enerjisini harcamış olsun. Mesela sabah öğle akşam günde 3 defa şöyle 20 dakika kadar spor yapsın, yorulsun sonra sakin sakin çalışacaktır. Zaten çok hareketli çocuk çok zekidir zekâsından yerinde duramaz. Bir masa başına oturup çalışabilse göreceksiniz o potansiyelle neler yapabildiğini.

Eğer öğrencimiz spor yapmak istemiyor ya da böyle bir imkanınız yoksa size ikinci tavsiyem şu olacaktır. Size en yakın kırtasiyeye gidin iki tane hamur silgi alın. Kırtasiyeci bilir hamur silgiyi. İnternetten de bakabilirsiniz. Bunlar renk renktir ilgi çekici renk almayın lütfen ikisi de aynı renk olsun ve varsa gri olsun. Ne yapacağız bu hamur silgileri? Öğrencimiz masa başında iken bir şey okurken ya da yazı yazarken diğer elinde hamur silgi olacak ve sürekli onu tek elinde sıkacak. Hamur silgiyi asla yazı yazdığı eline almayacak. Yazı yazdığı elde mutlaka kalem olacak, kalem olmayan diğer elinde hamur silgi olacak. Onu sürekli sıkarak enerjisini atacak böylelikle dersine konsantre olacak.

Deneyin yöntemimin etkisine şaşıracaksınız. Lütfen yazımızı paylaşarak bu bilgilerin diğer ailelere de ulaşmasını sağlayınız. Bu konu ya da eğitimle ilgili takıldığınız başka sorular ya da sorunlar varsa bana iletişimden ulaşabilirsiniz…

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere hoşça kalın…

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com

(Eğitimdeki sorunlara tanım değil çözüm arıyorsanız Youtube Ömer Karaman kanalımızı takip ediniz)

 

 

Genç Bursaspor Ülke Gündeminde

Genç Bursaspor Ülke Gündeminde

Genç Bursasporumuzu Ümraniye spor maçından sonra sahada yeteri kadar mücadele etmedikleri için eleştirmiştik.

Ama ardı ardına öyle iki maç oynadılar ki bir anda Türkiye gündemine oturdular.

Bu sene çok iddialı olan Samsun sporu yendiler.

Ve ardından Göztepeci İzmir’de oynadıkları maçta kupadan elediler. Bu iki önemli sonuç, genç Bursasporcu bir anda ülke gündemine taşımış oldu.

Artık her maçta bir veya iki genç oyuncumuzun yıldızlaştığını görüyoruz.

İlk maçlarda golcümüz Ali Akman vitrindeydi.

Ardından Samsun spor ve Göztepe maçlarının kahramanı Batuhan Kör zirveye çıktı.

Bir kupa maçında bir süperlik takımına attığı dört gol ile hem Bursaspor tarihine geçti.

Hem de bir genç oyuncu olarak kupa maçları tarihine geçmiş oldu.

Alınan iyi sonuçlarda genç kalecimiz Atabek’in de ağırlığı olduğunu kabul etmeliyiz.

Ayrıca takımın maç yaptıkça oturduğunu görüyoruz.

Ve futbolcuların hangi mevkide daha verimli olduklarını da gözlemliyoruz.

Şimdilik hem forvette hem de defansta hava toplarında eksik kaldığımızı görüyoruz.

Ali akman pivot santrafor olarak en ileride tek kalıyor ve çok eziliyordu.

Şimdi iki ayağı ile de iyi topa vuran Batuhan devreye girdi.

Ali Akman’ın dar alandaki kıvraklığına ve fırsatçılığına da ihtiyacımız var.

Batuhan gibi iki ayağı ile ceza sahası dışından iyi topa vuran oyuncuya da ihtiyacımız var.

Bir kaç maç daha böyle gidersek en azından play of hesaplarına başlarız.

Günün Sözü

Para nasıl parayı çekerse

Başarı da başarıyı çeker

Chamfort

SU İÇSENİZ YARIYOR MU?

SU İÇSENİZ YARIYOR MU?

Çevremizde yediğime içtiğime dikkat ediyorum ancak su içsem yarıyor diyen insanlar mutlaka olmuştur, olacaktır da. Eğer siz de onlardan biriyseniz bu yazımı dikkatlice okuyun, nerde hata yaptığımızı görelim. Su içsem yarıyor durumunun esasta birkaç nedeni var:

  1. Daha önceden çok düşük kalorili ya da sadece detokstan oluşan diyetler yapmış olabilirsiniz. Organlarımızın çalışması için almamız gereken belli bir enerji miktarı var. Bu enerji kişinin yaşı, cinsiyeti, boyu ve kilosuna göre, bunların yanında vücuttaki kas miktarına göre değişiyor. Diyelim ki standart olarak bir beslenme uzmanına danışmadan 1000 kalorilik bir diyete başladınız. Vücudun çalışması için gerekli enerji (namıdeğer bazal metabozlima hızı) 1500 kalori. Ne olacak? Metabolizmanız yavaşlamaya başlayacak… Düşük kalorili diyetler hayat boyu uygulamaya uygun olmadığı için bir süre sonra diyeti bırakacaksınız. Eskiden 1500 kalori yakan vücudunuz artık 1000 kalori yakar hale gelmiştir. Bu nedenle aradaki 500 kalorilik fark eski döneminize göre size “su içsem yarıyor“ dedirtecektir.

 

  1. Düşük kas ve yüksek yağ oranları bu durumun temel sebebi olabilir. Vücuttaki kas miktarı arttıkça metabolizma hızı da artmaktadır. Sporun hemen ardından siz dinlenmeye geçseniz bile kaslarınız bir süre daha çalışmaya devam eder. Vücuttaki kas miktarının fazla olması metabolizma hızını arttıracağı için küçük kaçamaklarda bile kilo almanız sona erer. Diyet sürecinin sporla desteklenmesi ideal ağırlığa inildiğinde verilen kilonun korunması ve dengeleme aşamasında da metabolizmayı hızlandırma açısından oldukça önemlidir.

 

  1. Sütün yağı faydalıdır ancak menopoz durumu söz konusu olmadığında… Çok rica ediyorum şimdi ama ninelerimiz dedelerimiz tereyağı yiyorlardı demeyin. Çünkü kendileri her gün tarlalarda çapa sallayor, tohum ekip mahsülü biçiyordu. Bizler ne yapıyoruz? Aynı fiziksel aktivite bizlerde var mı? Ne yazık ki yok. Sütün yağını bırakın küçük kaçamaklarımızı bile telafi edemiyoruz şu sıra. Peki neden menopoz durumu özellikle? Menopoz sonrası kadınlarda hormonel değişikliklere bağlı olarak kandaki kolesterol değerlerinde artış eğilimi yaşanır. Vücut metabolizma hızı yavaşlamaya gider. Bu sebeple özellikle menopoz dönemine dikkat.

 

  1. Düzensiz ve yetersiz beslenme. Spor falan yapmıyorum ama ben sadece sebze yiyorum, ekmeği de kestim… Bu cümleler ya da benzerleri mutlaka tanıdık gelmiştir. Yediğimiz her yemeği sindirmek için belli bir miktar enerji harcıyoruz. Bu enerjiye besinlerin termik enerjisi deniyor. Bu enerji besinlerin içeriğine göre değişiklik gösteriyor. Kimini sindirmeye çalışırken daha fazla kimini sindirmeye çalışırken ise daha az enerji harcıyoruz. Bu noktada bize sindirim sürecinde en fazla enerji harcatanlar proteinler. Yani ana başlığı ile etler. Eğer beslenme planınızda yeteri kadar et yoksa bu da daha az enerji harcamanıza yol açabilir. Eğer yeterli et yemiyorsanız besinlerin termik enerjisinden mahrum kalıyor olabilirsiniz.

 

  1. Yetersiz su tüketimi. Yetersiz su tüketimi vücutta açlık hissi yaratabiliyor. Siz yemeğe yöneliyorsunuz ama aslında vücudunuzun suya ihtiyacı var. Bir süre sonra yoğun baş ağrıları geliyor. Belki de tam o anda fark ediyorsunuz gün içinde yeterli su içmediğinizi. Benim tavsiyem mutlaka kendinize ait bir şişe / büyük bardak edinin. Ayrıca günde ne kadar su içiyorsunuz mutlaka takibini yapın.

ANALİZ…

ANALİZ…

 

Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha deviriyoruz.

 

2020 yılı için sözün “tatlı” diye tabir ettiğim kısmı pek uymasa da yine de “olanı olduğu gibi kabul etmek” felsefesiyle aradaki üç beş tatlı günü de sahiplenmek geçiyor içimden.

 

Her yıl sonu olduğu gibi bu yıl sonuna doğru ilerleyen son günlerde de yine durum analizi yapıyorum . Seneye dair…

 

Hayatım için, sevdiklerimin hayatları için, ülke adına ve son olarak dünya genelinde olup bitenler üzerine.

 

Açıkça söylemem gerekirse, bu yaşıma kadar insanoğlunun bu derece tuttuğunun elinde kaldığı bir yıl görmemiştim!

 

Olağan dışı bir yıl!

Karışıklığın içinde bir düzenin,

Sistemsizliğin içinde tuhaf bir sistemin var olduğu bir yıldı.

 

Kişisel olarak olumlu bakmayı seven biri olarak, kendi hayatımdan muzdarip olmasam da bütüne baktığımda insanlık adına oldukça zor bir yıldı.

 

Kavram kargaşalarının yaşandığı bir sürü yeniyle tanıştık mesela yıl içinde.

Bu yeniliklerin yanı sıra kimi zaman endişe duyduk, kimin zaman korku…

 

Kimi zaman çaresizlik hissi yaşarken, kimi zamansa oluruna bıraktık herşeyi!

 

2020 senesi, tüm insanlık adına tarif edilemez duygulara yol açan durumların yaşandığı bir yıl olarak tarihe geçecek.

 

İlk defa bu senenin sonunda derin analiz hesaplarına girmeden kapatacağım yılı…Zira, yıla dair olan da belli olmayan da! Hatta günahıyla sevabıyla yıl boyunca sizinle bu satırlarda buluşarak, olanı olmayanı, iyisini kötüsünü yeterince yazdığımı düşünüyorum.

 

Belki de bu sebeptendir derin analizlerin içine dalmadan, 2020 defterini usulca, sessiz sedasız kapatma isteğim.

 

Yeni senede umutlarınızın yeşermesi dileğimle.

 

Esen kalın.

İnsülin direnci nedir?

İnsülin direnci nedir?

İnsülin vücudumuzda pankreasta üretilen bir hormondur, görevi karbonhidratlı besinler tüketildiği zaman kanda dolaşan hali olan glikozu kandan hücrelere götürüp kullanılmasını sağlamaktır. İnsülin direncinde vücutta insülin üretiliyor ancak üretilen insüline karşı vücut bir direnç geliştirerek sanki insülin yokmuş gibi görerek kullanmıyor ve kandaki glikoz yağ olarak depolanıyor. Bel  çevresinde yağlanma, çok sık acıkma, az yemek yemeye rağmen kilo alma, yemekten sonra tatlı yeme isteği gibi problemler yaşanıyorsa bir hekime başvurarak kan şekeri, insülin direnci ve hemoglobin A1c dediğimiz son 3 ayın şeker ortalaması kontrol ettirilmelidir.

İnsülin direnci nasıl yenilir?

İnsülin direncinin temel nedeni yanlış beslenmeyle birlikte kilo almaktır, sağlıklı beslenip kilo verildiği zaman insülin direnci ortadan kalkacaktır.

Basit şeker içeren gıdalar tüketilmemelidir. Sofra şekeri, çay ve kahvede, reçellerde, içeceklerdeki ilave şeker, tatlı ve pastalardaki şeker basit şekerdir. Meyve suyu da bir basit şekerdir, çünkü meyve yendiği zaman lifle birlikte tüketilip bağırsakları daha geç terk etmektedir ancak suyu tüketilip posası tüketilmediğinde kan şekerini hızlı yükseltmektedir, bunun karşılığında kanda insülin miktarı artarak insülin direnci tetiklenmektedir.

Bunlar yerine sağlıklı karbonhidratlar tercih edilmelidir. Buğday, karabuğday, tam yulaf tam taneli ekmekler, sebzeler, meyveler ve süt ürünleri olabilir, tabi ki bunların da miktarlarına dikkat ederek tüketilmelidir.

Peki ara öğün tüketilmeli midir?

Eğer doğru tercihler yapılacaksa tüketilebilir, örneğin leblebi ve kuru meyve, bir bardak süt ve herhangi bir meyve gibi sağlıklı tercihler yapılabilir.

Her öğünde proteinli besinler tüketilmelidir, kan şekerini yükseltme hızı (glisemik indeks) yavaş olduğu için, şekerin aniden yükselmesine engel olur.

Her gün mutlaka egzersiz yapılmalıdır çünkü hareket etmek hücrelerin insüline olan duyarlılığını arttıracaktır ve insülin direncini geriletecektir.

Sağlıklı günler dilerim…