Köşe Yazıları

LGS VE AYT SINAVLARI YAKLAŞIYOR…

LGS VE AYT SINAVLARI YAKLAŞIYOR…

Eğitim çağındaki çocuklarımızın hayatını şekillendirecek en önemli sınavlar yaklaşıyor fakat çoğu öğrencimiz hâlâ işin bilincinde değil. Kimisi üşengeçlikten ders çalışmıyor, kimi ise temeli zayıf olduğundan dolayı çalışamıyor. Sınavların önemine vakıf az bir yüzdeye sahip öğrenci ise sıkı sıkıya, tabir yerinde ise gece gündüz çalışıyorlar. Bu yazıyı yazmaktaki amacım son gruptaki zaten kazanma yolundaki öğrencilere hitap etmek değildir. Asıl amacım çalışmak istediği halde temeli zayıf olan öğrencilere çeşitli tavsiyeler vermektir. İlk gruptaki üşengeç öğrenciler kendilerini zorlamalıdır. Bunun başka yolu yoktur.

Tembellik esasen bir ruhsal hastalıktır. Hem de insanlık tarihinden beri devam eden bir hastalık… Öyle ki belki de milyonlarca hastalığa çözüm bulundu hatta şimdiki çözümsüz sanılan kanser, AİDS gibi hastalıklar da mutlaka çözülür ama maalesef tembelliğe ne bir hap nede bir çare bulunmuştur. Bulunması da çok zordur. Çünkü kişinin kendi iradesi ile ilgilidir ve mutlak surette oturup çalışarak yenilebilir. Öğrencimiz 3-5 gün kendisini zorlayıp ders çalışınca beyin yavaş yavaş çalışmaya alışacaktır. (Üşengeç öğrenci masa başında kalmaya nasıl alışır hangi alıştırmaları yapmalı diye merak ederseniz Youtube da ‘ders çalışma isteği nasıl gelir? Ömer karaman’ yazarak videomuza ulaşabilirsiniz.)

Temeli zayıf olduğu için konuları kavrayamayan öğrencilerimize dönecek olursak. Bunlar acilen, en kısa zamanda matematik temel eksikliklerini gidermelidirler.

Lgs hazırlık öğrencileri temelleri zayıf ise bir an önce sırasıyla 4 işlem, işlem önceliği, üslü sayılar, kesirler, ondalık sayılar, veri analizi ve açılar konularını öğrenmelidirler… Bu şekilde temel eksiklikleri giderilmiş olur ve 8.sınıf konularını öğrenmeye başlayabilirler.

Tyt ve Ayt hazırlık öğrencileri eğer temelleri zayıf ise sırasıyla öncelikle sayı kümeleri sonra sayı basamakları, bölme bölünebilme, 4 işlem, işlem önceliği, rasyonel sayılar, üslü sayılar, köklü sayılar, açılar, üçgenler ve Ayt için özellikle fonksiyonlar, polinomlar, ikinci dereceden denklemler konuları da çok iyi şekilde öğrenilmelidir. Bunları öğrendikten sonra rahatlıkla üniversite sınavına hazırlık için matematik ve geometri çalışmaya başlayabilirler.

Matematikten temel konuları bilmeyen öğrenciler sınav konularını öğrenemezler, bazı bilgileri öğrenseler bile maalesef işlemleri düzgün yapamadıkları için soruları çözemezler. Bu nedenle sınavlara hazırlanan öğrencilerin en acil ihtiyaçları bu konuların detaylıca öğrenilmesidir.

Bununla ilgili en etkili ve en hızlı çözüm özel ders alarak çalışmaktır. Maddi imkânı yeterli olmayan öğrenciler ise mutlaka Youtube gibi bir kanaldan videoları mutlaka yazarak izleyip çalışsınlar. Sosyal medyadan ya da okuldan online ders yapıyorsanız özellikle matematik dersini yazarak çalışınız. Matematik izlemeyle öğrenilecek bir ders değildir.

Haziran ayı yaklaşmakta günler çok çabuk geçmektedir. Bir başka husus da konuların yetişmesidir. Hem konular kısa zamanda bitirilmeli hem de yeterince deneme sınavı çözülerek eksiklikler belirlenmeli ve giderilmelidir. Bunu sağlamanın tek yolu sağlam bir günlük çalışma programının yapılmasıdır. (Program konusu çok detaylı bir konu olduğu için burada yer veremeyeceğim. Siz değerli okurlarımdan talep gelirse bir başka yazımda bu konuyu açıklayıp detaylandıra biliriz…)

Liselere ve üniversitelere hazırlık yapan sevgili öğrenciler; size birkaç tavsiyem olacak lütfen bunları doğru kabul edip uyunuz…

—Masa başına oturduğunda mutlaka bir programın olsun. Plansız programsız ders çalışmayın.

—Kendinize sadece bir tek hedef koyun; konuları detaylarıyla öğrenmek. İnanın ki bu hedef sizi Türkiye şampiyonluğuna bile taşıyabilir.

—Tüm konuları tüm detaylarıyla birlikte öğrenin ve bol bol test çözün,  çözemediğiniz soruları mutlaka çözdürün.

—Her hafta bir denemeye katılın ve eksik konularınızı not alarak mutlaka konuları tekrar çalışıp öğrenin.

—İyi okulları kazanmak için günde 5-6 saat ders çalışın.

—Günlük 8 saat uyku ideal uyku süresidir fakat en az 7 saat uyuyun.

—Hoşunuza gitmeyen ya da zorlandığınız yerleri daha fazla çalışın. Unutmayın ki diğer öğrencilerde buralarda zorlanacak ve bu konuları öğrenip ilerleyenler başarıya ulaşacaktır.

Ömür boyu girdiğiniz tüm sınavlarda başarılı olmanız dileklerimle.

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com

(Youtube, Instagram ve Facebook da Ömer Karaman yazarak eğitimle ilgili daha fazla içeriğe ulaşabilirsiniz.)

Çerkezköy’den Kalkan Tren Nereye Gitti

Çerkezköy’den Kalkan Tren Nereye Gitti

Aralık ayının ilk haftası Türkiye’nin gelecekteki yol haritası için çok önemliydi.

Avrupa Birliği ve Amerika dirsek teması içinde, Türkiye’ye ambargo koymaya çalışırken Türkiye de boş durmamıştır.

Çerkezköy’den Çin’e hareket eden 42 vagonlu tren koymak istenilen ambargoya cevap niteliğindeydi . Türkiye artık tam üyelik masalıyla 40 yıl Avrupa Birliği kapılarında beklemekten bıkmıştır.

Türkiye artık stratejik ortak masalıyla aldatılmaktan ve ithal etmeye zorlanmaktan ciddi şekilde rahatsız olmuştur.

Çerkezköyden Çine giden 42 vagon AB nin de Amerikanın da dişe dokunur bir ambargo kararı almasını engellemiştir.

Amerika bir kaç bürokratımıza ambargo koymak dışında devletimize ambargo koymaya cesaret edememiştir.

AB ise Yunanistan, Fransa ve Avusturyanın oyununa gelmemiş, kararı mart ayına ertelenmiştir. Aslında bizim yeni bir eksen arayışımız bir macera merakı değildir.

AB nin ve Amerikanın düşmanca davranışları nedeniyle bir mecburiyet olmuştur.

Amerika’nın YPG ve FETÖ terör örgütlerini sahiplenmesi Türkiye’deki itibarını bitirmiştir.

AB nin de doğu akdenizdeki tutumu ortaklık arzumuzu yok etmiştir.

Aslında yeni dünya düzeninde Türkiyenin AB ve Amerika ile stratejik ortak olmasının çok önemi kalmamıştır.

Bizim bölgemizde sevilen ve sayılan bir konumda olmamız yeterlidir.

Bölgesel güç sayılmak bizim için yeterlidir.

İşte bu özelliğimiz bizi Rusya ile ortaklığa itmiştir.

İranda gelişmelerden ders çıkarıp bu birliktelikte yer alacaktır.

Çerkezköyden kalkan ve Çine giden tren ise bize ipek yolu ticaretini ve Çin devleti ile olacak dostluğu getirecektir.

Türkiye kamuoyu bu gelişmeleri böyle okumak gerekir.

Günün Sözü

Sorgulanamayan bir  yaşam

Yaşanmaya değmez

Sokrates

ÇOCUKLARIMIZI TABLET, TELEFON VE BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞINDAN NASIL KURTARALIM?

ÇOCUKLARIMIZI TABLET, TELEFON VE BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞINDAN NASIL KURTARALIM?

Öncelikle pandemi sürecinden dolayı hepimize geçmiş olsun. Gerçekten de çok zor bir süreçten geçmekteyiz. İnşallah kısa sürede atlatırız. Pandemi bir yandan ölümlere sebep olurken bir yandan da çoğu öğrencinin eğitim hayatının bitmesine sebep oldu maalesef. Özellikle gün boyu dışarı çıkamayan ve online dersler için tablet, telefon ile daha fazla içli dışlı olan öğrenciler ister istemez artık oyun ve sosyal medya bağımlısı oldular. Oyunlarda yapılan hamleler ve hareketler çok hızlıdır ve oyunlar çok eğlencelidir. Öğrenci oyundan kalkıp masa başına geçtiğinde, derslerde aynı hızı ve eğlenceyi göremediğinde hem eğitimden soğuyor hem de ilgisini çekmediği için dikkat eksikliği yaşamaktadır. Bu da çoğunlukla eğitim hayatını zayıflatmakta ve öğrencilerin konuları güzelce öğrenip iyi okulları kazanmasına engel olmaktadır. Yani bir nevi öğrencinin eğitim hayatı bitmektedir.

Peki, ne yapmalı? Nasıl hareket etmeliyiz? Bu bağımlılıktan öğrencileri kurtarabilir miyiz? Ya da etkilerini en aza nasıl indirebiliriz?

Telefon, tablet ve bilgisayar alışkanlığı bir bağımlılık olduğu için anne-babanın cihazlara el koyup yasaklaması maalesef sonuç vermemekte öğrenci daha fazla bağlanmaktadır. Çözüm bulmak için sorunun ana kaynağına inmeliyiz. Nedir sorunun ana kaynağı? Öğrenci neden oyun oynamakta ya da internette vakit geçirmektedir. Kabaca değerlendirirsek iki tane ana neden vardır. Birinci neden keyif alması yani eğlenmesidir. İkinci neden ise alışkanlık haline gelmiş olmasıdır. Demek ki biz çocuklarımıza keyif alacakları, hoşlarına gidecek ve her gün yapmak isteyecekleri alışkanlıklar kazandırmalıyız.

Size çocuğunuzu bağımlılıktan kurtarmanız için bir teklifim olacak. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre bilgisayar veya telefon oyunları dediğimiz internet tabanlı oyunlar günde 2 saati geçmediği sürece zararlı değilmiş. Hatta oyun oynamak 2 saati aşmadığı müddetçe beynin ve zekânın gelişmesine faydalı oluyormuş. Bizim anne, baba ve öğretmen olarak tek yapmamız gereken çocuklarımız en fazla 2 saat oyun oynamalarını ya da sosyal medyada takılmalarını sağlamaktır. Bunu düzenlemenin tek yolu oyun oynamayı ya da teknolojik aletleri günde belli saatlerde izne bağlamaktır. Benim tavsiyem ve öğrencilerimde çok olumlu sonuçlar aldığım yöntemi açıklayayım.

Öncelikle 2 saati tek seferde kullandırmıyoruz. Oyun ve sosyal medya iznini 1 saat, 1 saat şeklinde 2 ye ayırıyoruz. İlk 1 saatlik hakkını gün içinde veriyoruz yani sabahtan akşama kadar EBA online dersler vs. planına göre arada bir zaman olmalı. Ama ne 1 saatten az olmalı nede çok olmalı. İkinci 1 saat ise öğrencimizin gece yatmadan önceki son bir saatidir. Örneğin gece 23.00’de yatağa giren bir öğrenci ise tablet, bilgisayar veya telefonu 22.00 gibi vermelisiniz.

Neden yatmadan önceki son bir saat veriyoruz. Kullanım hakkı bitince ümidini kessin ve yatağına gidip uyusun. Zaten uyku saati de gelmiştir. Oynamak için çokta ısrarcı olamaz o saatte, fakat akşamın erken saatleri kullandırırsanız tekrar canı çekecek ve sizi rahatsız edip oyun oynamaya çalışacaktır. Bu kullanım saatleri dışında kesinlikle tablet bilgisayar ve cep telefonu anne ya da babada olmalıdır. (Bilgisayarın kablosu sökülüp alınabilir)

Bu sistemin tam oturması belki 1-2 haftanızı alabilir ama neticede öğrencimiz hem tablet, telefon ve bilgisayarı 2 saatten fazla kullanmadığı için faydasını görür ve zekâsı açılır. Hem de gün boyu ful oyun yerine sadece 2 saat zamanı gideceği için kalan vakitte derslerini çalışıp okul başarısını artırır. Böylece bir taşla iki kuş birden vurmuş oluruz.

Saygıdeğer anne babalar bu oyun hastalığı neredeyse tüm Türkiye’de tüm öğrencilerin en büyük eğitim sorunudur. Bu nedenle lütfen bu tekniğimizi kullanarak bu beladan çocuklarımızı kurtarıp avantaja çevirelim. Tekrar ediyorum tablet, telefon ve bilgisayar günde toplam 2 saat kullandırılacak ilk 1 saat online ders yada öğrencinin gün içi çalışma programına göre istenilen saatte fakat bölünmeden ve aşmadan tam 1 saat olarak verilmeli. Son 1 saat ise yine bölünüp aşma olmadan öğrencimizin yatışından 1 saat önce olmalı. Öğrencimiz uykusu gelmiş ve ümidi kesilmiş halde yatağa geçip uyumalıdır.

Lütfen bu yazıyı tüm grup ve kişilerinizle paylaşın emin olunuz ki eğitim çağında çocuğu olan tüm tanıdıklarınız bu konuda çare aramaktalar. İnşallah bu yöntemim sizlere de onlara da faydalı olur.

Oyun ve sosyal medyanın zararlı durumlarını faydalı hale getirebilmeniz ve artık çocuklarınızın kendilerini oyuna değil derse verebilmeleri ümidiyle. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere hoşça kalın…

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com

(Youtube, Instagram ve Facebook da Ömer Karaman hesaplarımızı takip ediniz.)

 

TÜRK’ÜN TÜRK EDEBİYATI  VE ŞİİR’İM

TÜRK’ÜN TÜRK EDEBİYATI  VE ŞİİR’İM

Milletin ismi Türk’tür edebiyatına, Türk edebiyatı denilir. Bazı kendini bilmez zihniyetler bilinçleriyle karışık tartışmalar geliştirilerek oyun içinde oyunlarla ısrarla. Türkçenin edebiyatı diyerek edebiyatımızı anlamını manasızlaştırmak isterler. Bu iddiaları yapan zihniyetler bilmelerine rağmen. Türk Dil Kurumu hâlen Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü­’nün. Türk dili, Türk edebiyatı, Türk lehçe ve şivelerinde birçok esere ve belgeler var, araştırsınlar, yanlış zihniyetlerinden vaz geçsinler ve sanal ortamda pehlivanlık yaparak türkün edebiyatını hor görerek gençliğimizi zehirlemesinler.

“Türk ne? Türkçe ne? Türkçülük ne?” sorularının cevabını “Türkçülük ne?” sorusunun cevabını Ahmet Bican Ercilasun Hoca’dan ve birçok edebiyatçı, tarihçi araştırmacı doğa-yen bilge insanlarımızın eserlerinden okusunlar :”Türkçülük, Türk milletini yükseltme ülküsünün adıdır. Türk, milletini, yükseltmek ve büyük bir çoğunluğun, Türk soyundan gelen, Türk dilinin kollarından birini konuşan tarihin belirli dönemlerini Türk adıyla ve ortak olarak yaşayan tarihî veya Türk vatanlarından birinde doğup büyüyen, özü Türk olan bir kültürü paylaşan insanların oluşturduğu sosyolojik topluluklardır.

Bu tarifler içinde ortak olan beş unsur vardır: Soy, dil, tarih, vatan, kültür. Bu ortak unsurların tamamı veya bir kısmı, hatta bazen sadece birisi, bir insanı Türk yapar. Önemli olan insanın kendisini, ortak unsurlardan dolayı, Türk kabul etmesidir. Elbette ortak unsurlar arttıkça insanların kendini bir milletten kabul etme ihtimali artar. Ancak sadece bir ortaklığa dayanarak kendini Türk kabul eden hiçbir kimseyi de, Türklüğün dışında kabul etme hakkına sahip olunmaz.

Türkçülük, Azerbaycan-Ermenistan savaşından sonra “Turan” kavramı tekrar gündemde “Turan” idealini evvelden beri önemli ve bugünün dünyasında dehada önem kazanmıştır. Turancılığa karşı çıkanların kiminin, Türklüğe alerjisi ve haçlı zihniyetleri, kimi ise, eski Sovyet ve Çin yayılmacılığının uşaklığından hâlâ kurtaramamış olmaları, bazıları İslam adı altında fitne içinde olanalar. Turancılık kendilerince “ırkçılık, gericilik” görürler. Bütün Türklerin birbiriyle barışık olmasının, birbiriyle dayanışmasının adı olmasını kabullenmezler. Turan birliği kime dokunuyorsa, karşı çıkanlar ve onların uşaklarıdır! Ahmet Bican Hoca, Kazakistan’ın lideri Nursultan Nazarbayev’den şu sözleri aktarıyor: Ne mutlu Türklere, büyük bir tarihleri var! Fakat aynı zamanda ne acı! Bugün paramparça olmuşlar. Üstelik kardeşlerinin bir kısmı da yaban pençeleri altında, işkenceler altında. Bir bölümü de Türklüğü unutup gitmişler.

Yenidünya düzeninde küresel güç efendilerinin emirleriyle tek din adı altında oluşumlar hızla yayılması ve ülkemizde birinci hedefler dahilinde olup. Türk varlığını edebiyat ve kültür değerlerine inkârcı zihniyetlere hizmet etmekle meşguller. Sonuç olarak dört bin yıllık bir tarih ve kültürünü ileli ebet varlığı hep devam edecektir… “Turan birliği yükselişinden”. “Ne mutlu Türküm diye her daim denilecektir”.

BU EZANLAR SUSMAYACAKTIR

Vatan sevenler elde kelepçe

Finoları dolaşır her yerde

Hainler baş oldu düzende

Yiğitler horda dağılmış halde.

*

Ey türkün evladı sen safsın

Gönlün açarak aldanma sakın

Mertsin özünde olmaz yalanın

Düşme oyununa kahpe düzenin

*

Türkün adı yüce bir addır

Elinde rehber kur-an kelamdır

Sevda kılavuzu peygamberidir

Türk İslam ülküsü yaşayacaktır.

*

İnanç sabırla sığın Allah’a

Güç verir kollar yollarda

Zalime korku mazluma yarla

İleli ebet vatan yaşayacaktır.

*

Mehmet der maksadım haktır

Vatan olmazsa haller yamandır

Bayrak dalgalansın namusum ardır

Bu ezanlar minarelerden susmayacaktır.

Y.T:28/06/ 2018

Hazreti  Mevlana’yı Anıyoruz

Hazreti  Mevlana’yı Anıyoruz

Her sene 7-17 Aralık günleri arasında Mevlana haftasını kutluyoruz.

İslam dininin merkezine vicdanı liyakati ve adaleti yerleştirdiği için H.Z. Mevlanayı bu gün daha çok arıyoruz.

Yaklaşık 700 yıl önce ” Kalbini yıkayıp arıtmamışsan habire abdest alıp namaz kılmaktan fayda bekleme ” şeklindeki tespitini bu gün çok daha iyi anlıyoruz.

Kısacası, islam dinini yaşamak için ve yüce ahlaka ulaşmak için sadece büyük camiler yapmak ve namaz kılmak yetmez.

Hakkın, hukukuk, dayanışmanın, hoşgörünün ve şeffaflığın ön plana çıkarılması şarttır.

Tabi eşitliği de vitrine koyulması gerekir.

Hazreti Peygamberimiz  de veda hutbesinde bu şartlara uymuştur.

Veda ederken” Ey müslümanlar yerine ey insanlar diyerek” hitap etmiştir.

Yaşadığımız çağda islam dininin özünü anlamadığımızı söylemeliyiz.

Kutsal kitapta bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş sayılır derken bu gün iki islam ülkesi mensuplarının acımasızca birbirlerini öldürdüklerini görüyoruz.

Ve herkesin suçu bir başkasına attığını gözlemliyoruz.

Aslında suçlu biziz, hepimiziz. Bakın H.z  Mevlana suçluyu nasıl bulmuş.

” Ey yiğit yazgıya bulma bahane, yükleme kendi suçunu başkasına, suçunu gör.

Dön etrafında kendinin kendindendir.”  Eğer suçluyu aramaya çıkarsak okların bize döndüğünü görürüz.

Yazımıza başlarken H.z. Mevlananın temiz kalp ve vicdan konusundaki vurgusuna değinmiştik. Aslında bu günlerde islam dinini yaaşrken dinin gerçek direğinin vicdan adalet ve liyakat olduğunu görüyoruz.

Kıldığımız namaz ve yaptığımız ibadet bizim Allah’a karşı olan sorumluluğumuzdur.

Yani Yüce Allah ile kul arasındaki bir konudur.

Ama vicdanlı olmamız liyakatli davranmamız ve adaletli duruşumuz tüm insanları ve tüm insanlığı ilgilendirmektedir.

Yüce Allahımıza canı gönülden bir şükrümüz bile yeter.

Onun bizden istediği birbirimize vicdanlı ve adaletli davranmamızdır.

Mevlana bu noktayı 700 yıl önce anlamıştır ve  temiz kalplere ve vicdanlara vurgu yapmıştır.

Keşke bu günlerde yaşasaymış.

Günün Sözü

İnsanları hep yargılarsan

Onları sevmeye zaman kalmaz

Tapınak Yazısı

ŞEKERİ BIRAKMAK

ŞEKERİ BIRAKMAK

Türk toplumu olarak şekerle aramız oldukça iyi. Geleneksel bayram baklavalarımız, doysak bile yemeğin üstüne yenen tatlılar, bardak bardak içtiğimiz çaylara attığımız şekerler… Hatta şekeri öyle benimsemişiz ki iletişim dünyamıza bile aktarıyoruz: “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım.”

Bu kadar sıkı bağımız olan şekeri bırakmak aslında şekerden öte içinde bulunduğumuz toplum sebebiyle çok zor. Arkadaşınıza kahve içmeye gittiniz aslında tek amacınız sohbet etmek ancak kahvenin yanında çikolata ya da şekerli atıştırmalıklar hazır bile. İçinizdeki şeker yeme isteği ile ciddi bir mücadele içine girmeniz gerekiyor.

Peki şekeri bırakmak neden bu kadar zor? Neden sanki şekeri bırakınca hiç mutlu değilmişsiniz ya da yediğiniz/içtiğiniz şeyden tat alamıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz?

Şeker insan vücudunda bir uyarıcıdır. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki şeker yenildiği zaman insan beynindeki ödül merkezini uyarır ve dopamin salgılarsınız. Mutlu olursunuz. Ancak bu pek de iyi bir durum değil. Bu durum gösteriyor ki şeker bir bağımlılıktır, tıpkı sigara gibi, alkol gibi,,,

Bilim adamları şekerin bağımlılık yarattığını göstermek için basit bir düzenek oluşturup deney yapmışlar. Düzenekte kafesin içine sıçanın yemi, suyu ve ek olarak bir de pedal var. Sıçan bu pedala bastığında şekerli su alıyor. Peki sıçan ne yapıyor biliyor musunuz? Yemek yemeyi, uyumayı unutuyor ve sürekli şekerli su alabilmek için pedala basıyor çünkü ilk pedala bastığında şekerin tadını aldı bir kere. Deney sıçanın uyumayı ve yemek yemeyi reddetmesi ve sürekli şekerli su içmek için pedala basmaları sonucunda artık uykusuzluktan bayılması ile son buluyor.

Bu çalışmayı paylaşmamın bir sebebi vardı. Bizler de sistemin denek sıçanları gibi kullanılabiliyoruz. Bize zarar verdiğini bile bile şekerli içecekleri, tatlıları, gizli şeker içeren birçok paketli ürünü tüketiyoruz. Sonrasında sürekli yüksek şekeri düşürmek için insülin üreten pankreasımızı yıpratıp şeker hastası, zaten vücudumuzda şekerle beslenip yayılan tümörleri besleyip kanser hastası oluyoruz. Şekerin fazlasının vücutta yağa dönüşmesiyle ortaya çıkan obezite ve metabolik hastalıklardan bahsetmiyorum bile. Tedavi için mecburen ilaçlarınızı kullanmak zorundasınız başka yolu da yok. İşte böylece çarkı döndürüyoruz. Gelin şekeri hep birlikte hayatımızdan çıkaralım, şeker yerine ölçülü bir şekilde meyveler girsin hayatımıza, onları yiyelim. Gelin en başından hastalanmamak için her şeyi yapalım ki ileride başka suçlular aramayalım. Her şey sizin elinizde. Sağlıklı, şekersiz haftalar dilerim.

DEĞİŞTİK Mİ?

DEĞİŞTİK Mİ?

 

“İnsanlar kabul etmeyi, anlayışı ve saygı duymayı beceremedi!”

 

Bu sözler bana ait değil. Konuşmaktan keyif aldığım, fikr-i sabit olmayan, yani duruma, çağın gerektirdiklerine ve yeni yaşam düzenine adapte olabilen bir arkadaşıma ait.

 

Eğer ki onun bu siteminden önce başkaca eş dost da aynı konudan muzdarip olduklarını söylemeselerdi, bu yazıyı yazmak için  belki bir daha düşünürdüm!

 

Zira insanlara hemen yaftayı yapıştırarak, “biz böyle bir millet olduk artık” deyip, işin içinden çıkmak kolaycılık olurdu benim için.

 

Gelelim konunun özüne…Pandemiyle birlikte değişen hayatlarımız sanırım zaman ilerledikçe karakterlerimize de yansımaya başladı!

 

Bunu fark eden sadece ben olsam iyi. Tanıyor olduğum bahsi geçen kişilerin de bunu sıkça dile getirmeye başlamaları bu konuda yalnız olmadığımın göstergesi…

 

Teknolojinin hayatlarımıza girmesiyle birlikte, iki farklı yaşam sürdüğümüzü düşünüyorum!  Biri, gerçek hayatlarımız diğeri de sanal hayatlarımız…

 

Gerçek hayatlarımız da zaten bize yakın olan kişilerle sıcak ilişkiler kurduğumuz için bir konuda kendimizi ifade etmemiz ve karşı tarafın bunu anlaması daha kolay oluyor…Eğer o kişi ya da kişiler zaten aslımızı, feslimizi, duruşumuzu biliyorsa davranış ya da sözcüklerimizden olanın dışında başka anlamlar çıkarmaya kalkmıyor…Elbette art niyetliler hariç!

 

Ancak konu sanal dünyaya geldiğinde herşey bir anda değişebiliyor! Hele ki bu değişimler pandemi ile birlikte daha vahim bir hal almaya başlayınca konuya parmak basmak şart oluyor.

 

Ne paylaşsan kabahat!

Ne desen kabahat!

Gülsen kabahat!

Ağlasan kabahat!

 

Komik bir şey yazdın,  paylaştın kabahat! “Vay efendim! Hem de böyle günlerden geçerken komedi olurmuymuş?”

 

Dram paylaştın yine kabahat! “Aman zaten içimiz kararıyor. Ne gerek var şu günlerde dramatik paylaşımlar yapmaya” deniyor…

 

Fotoğrafını paylaştın. Eee…yine kabahat! “Şu zamanda zevk-i sefa ve keyif olur mu?” deniyor bu kez.

 

“Günaydın” dedin kabahat, “İyi akşamlar” dedin kabahat, “Güldün” kabahat , “Ağladın” yine kabahat…

 

Gerekçe de hep aynı; pandemi var!

 

Hal böyle olunca, zaten pandeminin yeterince sıkboğaz etmesi yetmiyormuş gibi, bir de anlayışsız, saygısız ve hayatın sadece kendi fikirlerine göre akmasını bekleyen, uman kesimle uğraşması insan ilişkilerini hepten içinden çıkılmaz hale sokuyor…Yaşamın daha tatsız tuzsuz olmasına sebep oluyor.

 

Sosyal hesaplar haricinde gerçek yaşamda da bu çeşit davrananlardan dolayı dert yananların çoğalması ve her ikili konuşmanın ardından -öküz altında buzağı aranması-, herşeyi daha da sevimsiz hale getiriyor.

 

Son zamanda bu tarz davranışların artmasıyla bunalan arkadaşımın söylemine katılmıyor değilim; “İnsanlar (birbirini olduğu gibi) kabul etmeyi, (birbirine) saygı duymayı ve ( birbirine karşı) anlayışlı olmayı beceremedi Selin’ ciğim”.

 

Bence de haklıydı.

 

Bu anlamda değiştik mi? “Evet değiştik”…

Ve bunun pandeminin ardına sığınılarak yapılıyor olmasını bir türlü kabul etmek istemiyorum.

 

Oysa biz ezelden beri hoşgörüsüyle nam salmış bir toplumuz.

Toplumduk!

 

Sahip olduğumuz eski değerlerimizin bir an önce hatırlanması dileğimle…

 

Esen kalın.

Hamilelerde Beslenme

Hamilelerde Beslenme

Hamile kalmaya karar verildiği zaman öncelikle kan testi yaptırılıp vitamin mineral depoları kontrol edilmelidir. Özellikle B12 vitamini, D vitamini ve demir depolarına dikkat edilmelidir, eksik olduğu takdirde bu dönemde tamamlanmalıdır.

Gebelikte nöral tüp defekti olmaması için hamilelikten 1 ay kadar öncesinde doktor kontrolünde folik asit kullanılmalıdır. Tercihen 12. haftaya kadar devam edilebilir.

Hamilelik dönemine gelindiğinde ‘ben artık iki kişiyim, istediğim besini istediğim kadar tüketebilirim’ diye düşünmeyerek, bebeğin ve annenin sağlığını koruyacak şekilde beslenilmelidir.

Her gün 2-3 porsiyon süt ürünü tüketilmelidir. Özellikle yoğurt, içeriğindeki probiyotikler sayesinde bebeğin ve annenin bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Gebeliğin ilk aylarında protein ihtiyacı fazla yüksek değildir, her gün bir öğünde etli bir yemek veya gaz yapıcı içeriği yüksek olsa dahi kurubaklagil tüketilmelidir. Çünkü içeriğinde demir ve lif çok yüksektir. Gebeliğin son 3 ayında ise protein ihtiyacı artmaktadır bu sebeple her gün iki öğünde et yemeği; balık, tavuk veya yumurtalı yemekler gibi protein içeriği yüksek besinler önerilmektedir.

Sebze üç öğünde de olmazsa olmazımız haline gelmelidir. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve bebeğin gerekli vitaminleri alabilmesi için tüketimine özen gösterilmelidir. Vitaminlerin bir diğer kaynağı ise meyvelerdir ancak porsiyon kontrolüne dikkat ederek tüketilmelidir.

Hamilelik döneminde anne ve bebeğin sinir sisteminin desteklenmesinde sağlıklı yağlar devreye girmektedir. Balık, zeytin, zeytinyağı ve kuruyemiş tüketerek yağ gereksinmesi karşılanabilir.

Tahıl grubuna gelinecek olursa, her öğünde 1-2 dilim ekmek tüketilebilir, eğer tüketilmek istenmiyorsa bulgur, buğday çorbası, tam buğday makarnası, kısır, mercimek köftesi gibi seçenekler miktarına dikkat edilerek tüketilebilir.

Hamilelik döneminde su tüketimi çok önemlidir,2-3 litre tüketilmelidir, çay kahve tüketimi ise bu dönemde sınırlandırılmalıdır.

Paketli ürünler etiket okunarak alınmalıdır, içeriğinde fazla katkı maddesi bulunan, organik olmayan ürünler tercih edilmemelidir.

Hamilelik dönemi ödemin, şişliklerin arttığı bir dönem olduğu için tuz tüketimi sınırlandırılmalıdır, aksi takdirde daha fazla şişkinlikler yaşanabilir.

Yapılan çalışmalarda gebeliğin 7. haftasına kadar yüksek miktarda A vitamini tüketiminin düşük riskini ortaya çıkarttığı bulunmuştur, çok yüksek miktarlarda A vitamini almaktan kaçınılmalıdır.

Kabuklu deniz canlılarında yüksek oranda toksik madde bulunduğu için tüketimi tavsiye edilmemektedir.

Bebeğinize ve sizlere sağlıklı bir ömür dilerim…

MATEMATİK TEMEL ZAYIFLIĞI VE ÇÖZÜMÜ

MATEMATİK TEMEL ZAYIFLIĞI VE ÇÖZÜMÜ

Matematik temel zayıflığı ya da yaygın kullanılan adı ile temel eksikliği bir öğrencinin iyi okullarda okuyamamasının önündeki en büyük engeldir. Temel eksikliği genellikle 3.-4. sınıftan itibaren başlar ve genellikle yıllar boyu daha da derinleşerek öğrencimizin matematik derslerini anlayamaz ve dinleyemez hale gelmesine sebep olur. Öğrencimiz ister devlet okulunda ister özel okulda isterse en özel kurslarda okuyor olsun ilkokuldan kalma eksik bilgileri tamamlamadıkça öğretmeninin anlattığı konuları anlayamaz, anlasa bile işlemleri yapıp soruları çözemez…

Çoğu anne baba bu şekilde temeli zayıf kalmış öğrencileri motive etmeye çalışarak bazen de sözlü şiddet uygulayarak ders çalıştırıp onları düzeltme peşindedirler. Hâlbuki durum çok farklıdır. Düşünsenize toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerinde eksiklikleriniz var ve çarpım tablosunun bazı yerlerini bilmiyorsunuz. Bu halde nasıl masa başına oturup matematik çalışacaksınız? Problem çözme isteğiniz ve sorularla boğuşma, mücadele etme isteğiniz gelir mi? Matematik sorularını yanlış çözdüğünüz halde matematiği çalışmaktan zevk alabilir misiniz? Masa başında keyifle saatlerce çalışıp en güzel okulları kazanabilir misiniz? Tabii ki hayır…

Eğer çocuğunuzda matematik temel eksikliği varsa onu yeterince ders çalışmadığı konusunda suçlamaktan veya çalışması için motive etmeye çalışmaktan vazgeçip bir an önce temel eksikliğini gidermelisiniz. Peki, ama nasıl?

Yaklaşık 20 yıldır yoğun olarak temel zayıflığı yaşayan öğrencilerime matematik temeli kazandırmaya çalıştım. Tecrübelerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım. Umarım katkı sağlarım. Matematik temeli zayıf öğrencileri üçe ayırıp inceleyelim…

3.4.5 sınıf öğrencileri temel eksikliği yaşıyorsa bunlara 4 işlem(toplama, çıkarma, çarpma, bölme), işlem önceliği, üslü sayılar, problemler ve kesirler konusu öğretilmelidir. Bunları öğrendiği zaman artık matematik dersini derste öğrenip soru çözebilecek kapasiteye gelecektir.

Lgs hazırlık ve 6.7.sınıf öğrencileri temel eksikliği yaşıyorsa bunlara 4 işlem(toplama, çıkarma, çarpma, bölme), işlem önceliği, üslü sayılar, problemler ve kesirler konusu öğretilmelidir.  Bunları öğrendiği zaman artık Lgs ye hazırlanabilecek hale gelecektir.

Tyt-Ayt hazırlık ve 9.10.11. sınıf öğrencileri temel eksikliği yaşıyorsa bunlara temel kavramlar, sayı kümeleri, basamak işlemleri, 4 işlem(toplama, çıkarma, çarpma, bölme), işlem önceliği, üslü sayılar, köklü sayılar, problem çeşitleri, kesirler, doğruda açılar ve üçgende açılar konusu öğretilmelidir. Üniversiteye hazırlık yapabilmek için bu temel konuları detaylarıyla birlikte öğrenmelidir.

Temel eksikliği zayıf olan öğrenci sınavları kaybetmekle kalmaz dersleri zayıf olduğu ve kendini sürekli başarısız hissettiği için özgüven eksikliği de yaşamaya başlar. Bu nedenle hayat başarısı açısından da bir an önce giderilmesi gereken bir problemdir…

Yukarıda sınıf sınıf yazdığım konuları bir liste halinde yazıp öğrencinizin okul veya kurs matematik öğretmeninden ya da rehber öğretmeninden ya da özel matematik dersi aldırıyorsanız özel öğretmeninden bir an önce acilen bu konuları öğretmesini talep etmelisiniz. Bu çocuğunuz için en acil eğitim ihtiyacıdır. Temel matematik bilgilerini tamamlayıp soruları çözebilen, öğretmen konuyu anlatırken öğrenebilen bir öğrenci yavaş yavaş diğer derslerde de ilerleyecek önüne bambaşka ufuklar açılacaktır…

Çocuğunuzun matematiğin detaylarını öğrenip üstün başarılı olması dileklerimle…

DEVLET ŞAHSİ OLMAZ MİLLETİN OLUR VE ŞİİR’İM

DEVLET ŞAHSİ OLMAZ MİLLETİN OLUR VE ŞİİR’İM

Yasal terim olarak devlet, belirli bir milletin, belirli bir ülkedeki egemen (hâkim) varlığının örgütlenmiş biçimi demektir. Devlet bütün kişi ve kurumların üstündedir. Bu günlerde ülkenin istihbaratı üzerinde şahsi iddialar tarifleri yanlışlıklar getirmez mi? Ülkelerin istihbarat teşkilatları, yurt dışıyla ilgili gizli görevleri ve bu görevleri yapan elemanlar vardır. Bu ülkenin-de görevler ve elemanların yaptığı işler genellikle devlet sırrı değil-midir ve onların açıklanması da suç sayılır. Son aylarda bu suçlardan yargılananlarla ilgili haberler basınımızda yer almaktadır. Gizli görev ve operasyonlarda yer alan elemanlar ve sözler sarf edilmektedir. Bu tür elemanların vatan ve görev aşkından mutlaka emin olunmalıdır. Girişilen operasyonlardan kendileri için çıkar sağlamayacaklarını bilinerek konumlarını, iç politikada kullanmayacaklarından emin olunmalı ve Sağda solda hava atmayacaklarını bilmeleri ve alenen konuşulmaması gereken konular olmalıdır.

 

Devletin üç unsur üzerine kurulduğu açıktır: Belirli bir millet (insan unsuru), belirli bir ülke toprak unsuru, egemenlik iktidar unsuru. Devleti oluşturan üç unsuru Türkiye Cumhuriyeti’ne uygularsak şu sonuç ortaya çıkar: 1.Belirli bir millet: Türk milleti.2. Belirli bir ülke: Türkiye.3. Egemenlik: Türk milletinin ülke içindeki hâkimiyeti, Türkiye’nin dış ülkelere karşı bağımsızlığı. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk milletinin Türkiye’deki egemen ve örgütlü varlığı demektir. “Belirli bir millet ‘in, Türk milleti olduğu, Anayasanın başlangıç bölümünde, Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen ve bu Anayasa ifadesiyle belirtilmiştir.

 

Türk Milleti’nin tanımı da Anayasanın 66. maddesinde yapılmıştır: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Belirli ülkenin Türkiye olduğu, Anayasanın başlangıcındaki “Türk vatanı” ve 3. maddedeki “Türkiye Devleti” ibarelerinden açıkça bellidir. “Egemenlik” kavramı ise Anayasanın 6. maddesinde belirlenmiştir: “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, Egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”  “Yetkili organlar” da Anayasanın 7, 8 ve 9. maddelerinde belirlenmiştir. Yasama organı: Türkiye Büyük Millet Meclisi. Yürütme organı: Cumhurbaşkanı. Yargı organı: Bağımsız mahkemeler. Her şey bu kadar açıktır.

Bu ülkenin egemen gücü Türk milletidir. Türk’ten başka bir milletin egemenliğe ortak olması düşünülemez. Aksi yöndeki eylemler Anayasaya, devletin varlık ve bütünlüğüne aykırıdır.  Devlet, bütün Türk milletine ait hukuki ve siyasi bir varlıktır. Hiçbir kişi veya kurum kendini devlet yerine koyamaz. Hiçbir kişi veya kurumdan da devlet diye söz edilemez. Bunun gizlisi açığı yoktur; devlet, Türk milletinin devletidir. Şu veya bu kuruma birtakım sıfatlar yakıştırarak onları devlet diye adlandırmak yanlıştır. Yetkili organların veya onlara bağlı kurumların hiçbiri tek başına devlet değildir. Ne meclis, ne cumhurbaşkanı, ne bakanlar kurulu, ne yargı organları, ne de bunlara bağlı herhangi bir kurum.

 

Bunların hiçbiri tek başına devlet değildir. Hep birlikte de devlet değildirler. Çünkü devlet bütün millete aittir. İktidar partileri, muhalefet partileri ve vatandaşların tamamı devlete dâhildir. Meclis, cumhurbaşkanı, bakanlar kurulu, mahkemeler. Bunlara bağlı kurumlar… Mesela üniversiteler, Türk silahlı kuvvetleri, emniyet teşkilatı, istihbarat teşkilatı, barolar, basın yayın organları. Hepsi de Türk milletinin egemenlik hakkı içinde bulunan çeşitli kurum ve kuruluşlardır. Siyasi partiler de öyle. Bir veya birkaç partinin iktidarda olması onları devlet yapmaz. Egemenlik Türk milletinindir ve iktidar partileri de Türk milletinin birliği, bütünlüğü, huzuru, refahı, yükselmesi için çalışırlar, çalışmak zorundadırlar.

 

Dolayısıyla hiç kimse ve hiçbir kurum kendisinde devletlik taslamasın. Vatandaşlar, basın yayın organları, yazarlar çizerler, televizyonlarda konuşanlar da hiç kimseye ve hiçbir kuruma devletlik atfetmesinler. Tepelerde olmak devlet olmak anlamına gelmez. Onlara düşen, Türk milletine hizmet etmektir. Bunun için de millete karşı öncelikle doğru ve dürüst olmak zorundadırlar. Milleti temsil edecek, milletin şeref ve haysiyetini düşürmeyecek, milleti utandırmayacak şekilde davranmak ve konuşmak zorundadırlar. Külhanbeyi tavır ve konuşmaları, millete ve milletin temsilcileri olan partilere efelenmeler hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Önce gözlerden düşürür, sonra da bitirir!” En doğrusu, yasa dışı hiçbir kişiye, oluşuma ve onlara destek verenlere itibar etmemektir.

 

Ölçü bellidir, söz konusu kişi veya kişiler yasa dışı işler yapmışlar mıdır? Yasa dışı işlerinden dolayı bağımsız mahkemelerde hüküm giymişler midir? Bu sorulara “Evet.” diyorsak o kişilerle bizim işimiz olmamalıdır. Milletin her kesiminin haklarına riayet etmek en güzeli olanı ve hiçbir şahıs veya şahıslar devletin üstünde olamaz, ancak olursa devlet için milletine hizmetkâr olur.

Kaynak: Prof. Dr.A. B. ERCİLESUN.

 

AHLAR KAR ETMEZ SEL ÇAMURUN’DA

Bu devran sizin mi beyler

Zalim zulmüyle abat olunmaz

Yağmur yağar deresi taşar

Sel gidince çamurunda gezdiniz.

*

 

Toplasan mangır etmez topunuz

Baş oldunuz ne sandınız

Çakal tilkilerle yer tuttunuz

Bozkurt’u olmayan dağda gezdiniz.

*

Devir döner dönecek bilin

Yaptığın kötü hüneri görün

Lambada şimdilik ışığı yansın

Fitilde yağın bitince hiçsiniz.

*

Azgın suya düşen kurtulmaz

Bağın bahçeni süpürür kalmaz

Ben devri bitince anlarsınız

Sel çamurunda kaldınız bilesiniz.

*

Rahat güzeldir sarayda köşkte

İyi alıştınız nefisle meşkle

Bir gün terazide çekildiğinde

Ahlar kar etmez sel çamurunda.

Y.T: 01.02.2018 :