Köşe Yazıları

Kurban Bayramına Girerken

Kurban Bayramına Girerken

Bu Kurban Bayramı öncesinde tüm emekliler, hem maaşlarını hemde ikramiyelerini erken aldılar.

Bu bakımdan çok hareketli ve verimli bir alışveriş potansiyeline tanık oluyoruz.

Esnafın şikayetlerine kulak asmalıyız.

Büyük çarşılarda çok kalabalık alışveriş gruplarına rastlıyoruz.

Ama kurban fiyatları yüksek oluğu için, bu bayramda kurban satışlarında bir gerileme olabileceğini düşünüyorum.

Bayram sohbetlerinde siyasi konulardan mezhep ve ırkçı tartışmalardan uzak durulmasını tavsiye ediyoruz.

Bu bayramın hem aile olarak, hemde toplum olarak barış ve hoşgörü içinde geçmesini diliyoruz.

Çağdaş olmak, geniş yollar yapmak, büyük apartmanlar dikmek ve güzel giyinip kuşanmak değildir.

Çağdaşlığın en önemli kriteri, farklılıkların birlikte yaşamayı becermektir.

Bu yaşam felsefesini, günlük hayatımızda uygulamaktır.

Bu bayramlar toplumun tansiyonunun düşmesi için, büyük büyük fırsattır.

Bu güzel geleneklerimizi toplumumuzun ruh sağlığını güçlendirmek için en uygun biçimde kullanmalıyız.

Artık siyasi bayramlaşmalar sonrasında nefret arttırıcı, eleştirici ve bölücü konuşmalar, duymak istemiyoruz.

Ayrıca, toplumu dehşete düşüren, kurban kesme görüntülerine de, tanık olmak istemiyoruz.

Tüm okurlarımızın Kurban Bayramını kutluyorum.

Günün sözü:

İyi yontulmuş taşlar,

Harca gerek kalmadan ,

Kendiliklerinden birleşirler.

“Cicero”

Gözümüzü iyi besleyelim!

Gözümüzü iyi besleyelim!

Teknolojinin ilerlemesi hayatımızı birçok yönden kolaylaştırmış olsa da, uzun süre bilgisayar, tablet ve telefon ekranına bakmak göz sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle teknolojik aletlere çok yakından ve uzun süreli bakmak, gözün yorulmasına neden oluyor. Bununla birlikte bazı hastalıklar, yetersiz beslenme gibi nedenlerden ötürü göz sağlığında bozulmalar meydana geliyor.

Gözümüzü iyi besleyelim!
Gözümüzü iyi besleyelim!

Bu durum gözlük ve numaralı lens kullanımına yol açıyor. Göz sağlığını koruyan ve güçlendiren vitaminler sayesinde, gözlerinizin bozulmasına dur diyebilirsiniz. Gözlere iyi gelen yiyecekler ve vitaminler nelerdir diye merak edenler için, bu besinleri sizlere sunuyoruz.

İstiridye, yaşa bağlı makula dejenerasyonunun ilerlemesini yavaşlatabilen çinko ile yüklüdür. Çinko; hindi, yumurta, yer fıstığı ve kepekli tahıllarda da bulunur.

Balık, özellikle somon, omega-3 yağ asitleri ile doludur. Omega-3   yağ asitleri, retinanın görsel sağlığını geliştirmeye yardımcı olur ve kuru gözlerin önlenmesine yardımcı olabilir. Somon, sardalye ve ringa balığı en fazla omega-3’e sahiptir, ancak pisi balığı, pisi balığı ve ton balığı da iyi kaynaklardır.

Göze iyi gelen besinler arasında E vitamini yönünden zengin avokado bulunmaktadır. Buğday tohumu, ayçiçeği, keten tohumu ve yumurta düzenli tüketildiğinde göz rahatsızlıklarının da önüne geçilebilir.
Göze İyi Gelen Besinler Nelerdir?

Göze iyi gelen pek çok besin bulunur. Daha iyi görmek ve göz sağlığını korumak için A vitamini açısından zengin olan tatlı patates, havuç, kabak ve lahana gibi gıdalar tüketilmelidir. Balık yağı ve kavun gibi besinler beta karoten içerir. Beta karoten ise göz sağlığı için önemli bir ihtiyaçtır. Brüksel lahanası ile kırmızı dolmalık biber içerisinde de yüksek miktarda A vitamini bulunur. Kayısı da göz sağlığı için tüketilmesi gereken besinler arasında yer alır. Lutein ve zeaksantin içeren bazı besinler de göz sağlığının korunmasında çok etkilidir. Bunlar genellikle şalgam, marul, kabak, fıstık ve mayalı gıdalar olarak bilinir. Balık ürünleri de daha iyi görebilmeyi sağlar.
Göze iyi gelen havuç da sık sık tüketilmelidir. İçerdiği zengin besin değeri ile havuç önemli bir sebzedir. Havuç içinde bulunan beta karoten göz sağlığını korumakta da çok etkilidir. Ayrıca kivi ve çilek gibi bazı meyveler göz sağlığını korur. Ahududu da göz sağlığının koruyan ve iyileştiren en önemli meyvelerden bir tanesidir. C vitamini açısından zengin olduğu için de sık sık tüketilebilir.
Brokoli gibi yeşil sebzeler kırmızı  dolmalık biber çeşitleri de göz sağlığını koruduğu için haftada belli günler düzenli olarak tüketilmelidir. E vitamini açısından zengin olan fıstık ve buğday tohumları da beslenme listelerinde mutlaka yer almalıdır.

Geçmişte (CHP)’nin Değişim Projeleri

Geçmişte (CHP)’nin Değişim Projeleri

Altılı masadan ve küresel sermayeden büyük destek gören (CHP), 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerindi kazanamadı.

Hezimetin ardından parti içi hesaplaşmalar başladı.

Her alanda değişim, talepleri yoğunlaştı.

Kılıçdaroğlu, parti yönetiminde değişiklik yaparak, değişim isteyenlerin gazını almaya çalıştı.

Ama yapılması gereken değişim, birkaç kişiyi görevden almakla ve birkaç kurul üyesini değiştirmekle sağlanmaz.

Atılması gereken ilk adım, ülke güvenliğini ve ülke bağımsızlığını ön plana almak, olmalıdır.

Ayrıca, son seçimlerden alınması gereken ders her zaman hatırlanmalıdır.

Anadolu seçmeni ve kırsal kesim, Türkiye için olmazsa olmaz, bir kesimdir.

Geçmiş yıllarda, İnönü (CHP)’yi, ideolojik akımlardan korumak için, “Ortanın Solu” projesini gündeme getirmişti.

Bu proje, o dönemde gündemde olan, Kominizm ve Kapitalizme karşı, orta bir yolun tercih edilmesiydi.

Daha sonraki yıllarda rahmetli Deniz Baykal Anadolu seçmeninin önemini anlamış, ve “Anadolu Solu” projesini, kamuoyuna açıklamıştır.

Zaten, Anadolu seçmeni önemini, son seçimlerde görmüştük.

(CHP), Büyük şehirleri ve sahilleri önde bitirmesine rağmen, seçimleri kaybetmişti.

Yeni dönemde (CHP), seçmenleri inandıracak, milliyetçi ağırlıklı bir proje üretilmelidir.

Ama, bu proje (HDP) ortaklığı ile, birlikte yürümez.

Sığınmacıları düşman gibi görmek ve ülke çapında gergin bir ortam yaratmak da olmaz.

Bakalım (CHP), nasıl bir proje yapacak.

Günün Sözü:

Akıllı adamların tek içkisi sudur…

“Thoreaw”

 

 

EKONOMİDE YENİ DÖNEM. KURDA BEKLENTİ. İKİLEMDE OLAN GAZETECİLER VE SANATÇILAR

EKONOMİDE YENİ DÖNEM. KURDA BEKLENTİ. İKİLEMDE OLAN GAZETECİLER VE SANATÇILAR

28 Mayıs seçimleri sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “güçlü bir ekonomi için güven ve istikrar” diyerek Mehmet Şimşek’i tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı olarak atadı. 2009-2015 yılları arasında Maliye Bakanı, 2015-2018 yılları arasında ise Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Mehmet Şimşek, kurumsal bağımsızlığa, bütçe disiplinine, ekonomik reformlara ve Ortodoks politikalara olan inancı ile bilinen bir isim.

Yaşanan ekonomik sıkıntılardan sonra Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında seçeneği kalmadı. Bakan Şimşek, “Kurala dayalı Türkiye ekonomisi, özlenen refaha dönmede önemli. Makro finansal istikrarı öncelik hale getireceğiz. Zaman kaybetmeden çalışmaya başlayacağız. Enflasyonu hemen tek haneye düşürmeye çalışacağız” açıklamasına baktığımızda Ortodoks modele geri döneceğiz diyor. Kurallara dayalı ekonomi. Makro finansal istikrarı önleyeceğiz diyor. Bu cümleler bilmediğimiz şeyler değil. Şimdiye kadar çok fazla denedik. Heterodoks denedik. İstikrarı olmayan, seçime giderken mikro çalışmalarla, manuel yöntemlerle, yapılan ara regülasyonlarla ilginç bir modelle geldik. Bakan Şimşek’in önünde birtakım problemler var: 1. Enflasyon. 2. Ödemeler dengesi. 3.Para politikası. 4. Heterodoks ile gelen regülasyonlar var. Onların düzelmesi lazım. Yabancıları çekmemiz lazım.

Ekonomide rasyonel zemine dönüş başladı. Üretim, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi modelini hayata geçiren Türkiye’nin yeni dönemdeki yol haritasını belirleyen acil eylem planında üç unsur; teknolojik atılımın sürmesi, katma değerli ürün ihracatının artması ve turizm gelirleri yer alıyor. Yeni yönetimin etkisiyle kısa sürede 100 milyar dolarlık yatırım hedefleniyor. 22 Haziran Perşembe günü yeni ekonomi yönetiminin test edilecek bir faiz kararı var. Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan ilk kez Para Politikası Kurulu toplantısına başkanlık edecek. Faizin arttırılması konusunda birçok söylemler var. Yüzde 20 diyen de var, yüzde 25 diyen de var. Ne var ki, düşük faiz politikasından Faiz artış politikasına geçişte faiz artışı yüzde 25’leri bulmaz. Bu doğru bir yaklaşım değil. Bana göre yeni yönetimin inandırıcılığını yok etmek için yapılan bir manipülasyon. Evet faiz artışı olacak. Yüzde 8,5 olması beklenen faiz artışı önümüzdeki ay da devam edecek.

KURDA BEKLENTİ VE BORSADA SON DURUM

Yatırımcı gelip hemen üretime girmez. Ama kısa denemde hızlı çözümler. Para borsaya, euroondlara gelir. Ülkeye rezervlerin gelmesi öncelik olacak. Dolar 23,60 TL oldu zaten. Kur zaten artmaya başladı. Dolarda yükselişin devam edeceğini öngörüyorum.  Dış ticaret açığının önüne geçmek için doların artması lazım. Kurun yukarı çıkması lazım. Ve buna izin verdiler. Peki ne kadar gider? 24-25’leri konuşuyorduk. Bana göre 27-28 TL’yi görür. Kademeli olarak yukarıya çıkış olması lazım.

TCMB’nin faiz kararı ve sonrasında piyasaya etkileri takip edilecek. Faiz artışının; talepte ve ekonomide soğuma, TL’ye değer kazandırma, ekonomideki yavaşlamaya bağlı olarak kredilerde sıkılaşma ve enflasyon hızında düşüş gibi bazı sonuçları beraberinde getirmesi muhtemel. Faiz kararıyla piyasaların Mehmet Şimşek’e tanıdığı kredinin sınırları da test edilecek. TCMB tarafından yapılan döviz satışlarıyla döviz kurları baskı altına alınırken özellikle ihracatçıların yakınmaları haber akışlarının içinde yer almıştı. Ayrıca yabancı yatırım bankalarının raporlarında kurlarda yukarı hedefler veren değerlendirmelere sıkça rastlamıştık. Piyasaların kur artışıyla ilgili beklentileri bu anlamda karşılanmış oldu.

Yeni yönetim, ikiz açıklar (cari ve bütçe) gibi ciddi bir sorunla işe başlayacak. TCMB rezervlerinin durumu malum. Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı, zammı takip eden sabit gelirli ve emekliler gibi başkaca çözüm bekleyen noktalar mevcut. Şartların ve sorumluluklarının ağır olduğunu Bakan Şimşek biliyor ve bunu açıkça dillendirmişti. Halktan yeni güvenoyu alan bir hükümet yanında olacak. Bu açıdan piyasa şartlarının ve ekonomi biliminin gereklerinin uygulanması konusunda desteği var. İç ve dış piyasalar da ilk tepkilere göre bir kredi tanımış durumda.

Borsa İstanbul’da kâr satışlarına rağmen çıkış eğilimi korunuyor. Döviz kurları ve gösterge tahvil faiz oranlarında da yükseliş hâkim. Birbirine alternatif iki piyasanın (para ve sermaye) aynı yönde hareket etmesi bazen piyasa şartları gereği olabiliyor. Bulunduğumuz dönem de öyle bir süreç. Bu görünüme sebep olan gerekçe, seçim sonrası gelen yeni ekonomi yönetimi ve politika değişikliği olasılığı. Bu açıdan 22 Haziran’daki TCMB toplantısı ve faiz kararı değişikliğin ilk eşiği gibi görülüyor. Beklentiler, faiz artışlarının başlayacağı yönünde. Agresif mi, yoksa ılımlı mı olacağı konusunda net görüş oluşmuş değil.

İKİLEMDE OLAN GAZETECİLER VE SANATÇILAR

Batı ülkelerinde seçim yapılır ve biter. Bir gün sonrasında herkes günlük hayatına devam eder. Bizde ise maalesef tam tersi. Seçimler bitti, sonuçlar ilan edildi, yeni hükümet kuruldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yurt dışı ziyaretlerini yaptı, Haftalık Bakanlar Kurulu toplantısını yaptı. Ne var ki, sandıktan çıkan sonucu hâlâ hazmedemeyenler var. Millet ittifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlunun kaybetmesine bahaneler üreten, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy atanlara ise maalesef ağza alınmayacak ifadeler kullananlar oldu. Batı ülkelerini örnek veriyorlar ama kendileri hiç örnek almıyorlar. Seçim bitti artık gündelik hayatımıza devam edelim.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na bırakması yönünde baskılar var. MYK üyelerini ve sonrasında Danışmanlarının işine son veren ve “Ben buradayım”  diyen Kılıçdaroğlu’na seçim döneminde açıktan destekleyen bazı gazeteciler ve sanat camiasındaki isimler çıkmazın içindeler. Örneğin Fatih Portakal, Uğur Dündar ve İsmail Saymaz.  Seçim döneminde Türkiye’nin yeni lideri” dedikleri Kılıçdaroğlu’na bu günlerde ayar vermeye, had bildirmeye çalışıyorlar ve yerden yere vuruyorlar. Kısacası CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun kellesini istiyorlar.  Yılların gazeteci Dündar, Saymaz ve Portakal’a sormazlar mı? Siz, Kılıçdaroğlu ile birlikte kader birliği yapmadınız mı? Birlikte çalışmadınız mı? Evet siz seçim döneminde yalan ve yanlış anlatarak gerçekleri söylemekten kaçındınız. Siz gazeteciler başta olmak üzere Ekrem İmamoğlu’nun da, Mansur Yavaş’ın da, Yedili Masada oturan Liderlerin de kabahati var. Seçimin kaybedilmesinde tek suçlu Kılıçdaroğlu değildir. Siz gazeteciler Cumhurbaşkanlığı koltuğuna otursaydı hak bile iddia ederdiniz, İmamoğlu güzellemesi yapardınız. TDH Lideri Sarıgül’e bakın Erzincan’da çalıştı ve seçilerek Meclis’e girdi. Altılı masada bulunanlar gibi CHP’den hemen ayrılmadı ve CHP’de kaldı. Sizler gibi Kılıçdaroğlu’na saldırmadı.

Peki, sanat camiasına ne demeli?

Gerçek sanatçılar kendi toplumlarının veya başka toplumların yaşamlarını bozacak, huzurlarını kaçıracak çalışmalara imza atmazlar. Yasadışı işlere girişmez, kimseyi hor görmezler. Cehaletle alay eden filmler çekmez ve kitap yazmaz. Batı ve ABD başta olmak üzere ödül almak uğruna ülkesini kötülemez ve şikayet etmez. Bir şarkıcı, oyuncu siyaset yapar, politik tavır sergiler. Kimse de itiraz edemez. Ancak siyasi tercihlerinden dolayı halka öfke besleyemezler. Oyuncu Eda Ece’ye bakıyorsun içindeki nefreti kusuyor. Melek Mosso, Merve Dizdar ve Asiye Dinçsoy gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Anlaşılan sanat camiasının bir kısmı seçim travmasını atlatamayacak. Travma yaşayan bu tip sanatçılar bırakın toplumun aynası olmasını, kendilerine bile hayırları olmaz.

 

Kalın sağlıcakla…

Babalar Gününün Ardından

Babalar Gününün Ardından

Anne ve babalarımızın hakkı ödenmez.

Sağ oldukları günlerde onlara karşı olan görevimizi güler yüzle yapmalıyız.

Çünkü kaybettiğimizde kıymetlerini anlıyoruz.

Anne, aile ocağının kaynağı baba ise ailenin direğidir.

Erken evlilik yapmış, çok çocuklu bireylerde, büyük erkek evlat babasının yarısıdır.

Büyük kız evlat ise annenin yarısıdır.

Bende, 7 çocuklu bir ailenin en büyük erkek evladıyım.

Bu kalabalık aile ortamında babamla hem baba evlat ilişkisi içinde olmuştuk.

Hemde aile sorumluluklarında ortak bir yaşam sürdürmüştük.

Babamızı kaybettiğimiz gün, 7 kardeş olarak hepimiz bir boşluk hissetmiştik.

Engeli kardeşimiz ise, çok şaşkın ve gergin bir görüntüdeydi.

Çünkü en büyük koruyucusunu kaybetmişti.

Şimdi o kardeşimiz bizim korumamız altındadır.

Ama, hiç birimiz babamızın yarattığı boşluğu dolduramayız.

Anneler ve babalar günlerini, mutlaka kutlamalıyız.

Bu geleneğin nerelerden geldiğine bakmadan, bir insan ve bir evlat olarak, kutlamalara devam etmeliyiz.

Ülkelerin dağıldığı ve ailelerin çözüldüğü dönemlerde böyle kutlamalara, ihtiyaç vardır.

Şimdi kutlama yapsak bile mezar ziyaretleri yapmalıyız.

Dualarımız göndermeliyiz.

Bugün biz, anne babamız için ne yapıyorsak, yarın benzerini göreceğiz.

Ne ekersek, onu biçeceğiz.

 

Günün sözü:

Ekmeğinizi bölüşün,

Ama, aynı lokmayı, dişlemeye kalkmayın…

“Halil CİBRAN”

(CHP) Ve İyi Parti’nin Geleceği

(CHP) Ve İyi Parti’nin Geleceği

14 Mayıs ve 28 Mayısta yapılan seçimlerde, Anadolu seçmeni noktayı koydu.

Kendisini, kırsal seçmen olarak küçümseyen zihniyeti iktidar yapmadı.

Ayrıca, küresel sermayeye de, hak ettiği dersi verdi.

Yerli ve Milli bir duruş sergileyen, Cumhur ittifakını iktidara taşıdı.

Kılıçdaroğlu, başlangıçta bu “duble” yenilgiyi kabul etmekte zorlandı.

Ama kendi taraftarları da kabullenmeye başlayınca ” ağır yenilgi almadık” diyerek orta yolu buldu.

Milletvekilliği zırhını kaybeden Kılıçdaroğlu, genel başkanlık gücünü elimden kaçırmamak için, her yolu deneyecektir.

Nitekim ilk hamle olarak, parti yönetimini değiştirdi.

Parti teşkilatını, kendisine bağladı.

İmamoğlu gibi değişim konusunda öncelik  yapanların önünü kesmek için, Mustafa Sarıgül ile yakınlaştı.

Eski Şişli Belediye Başkanı Sarıgül’ü, geçmişte yaşanan iç hesaplaşma dönemlerinden tanıyoruz.

CHP kurultayı sürecinde ve Belediye Başkan Adaylarının tesbitinde, Mustafa Saıgül’ü ön planda göreceğiz.

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde, alınan yenilginin faturasını ödeyen partilerden biride, İyi partidir.

Nitekim partinin kurucu üyeleri, istifa etmeye başlamıştır.

İstifa eden İyi partililerin bir bölümü ise, yeni bir parti kurma hazırlığına girişmiştir.

Meral Akşener, siyasetteki tıkanma nedeniyle bir proje olarak topluma sunulmuş ama proje başarılı olamamıştır.

Günün Sözü:

Yazana zorluk vermeyen yazı.

Okuyanada zevk vermez.

“S.Johason”

Bilinçsiz kontakt lens kullanımı göz kaybına neden olabilir

Bilinçsiz kontakt lens kullanımı göz kaybına neden olabilir

Kontakt Lens Nedir?

 

Gözlüksüz yaşamayı ya da renkli gözlü olmayı arzulayanların gözlerine taktıkları lenslerdir. Bu lensler ayrıca bazen  kornea hastalıklarının tedavisinde de kullanılabilmektedir.

Kontakt lensler, 1800’lerde göz bebeğinin önünü tamamen kaplayan üfleme cam lenslerden yapılan incecik plastik kornea lenslerine uzanan bir evrim geçirmiştir. Günümüzde lens çeşitleri ve malzemeleri sağladığı kullanım seçenekleri ile çeşitlidir.

Bilinçsiz kontakt lens kullanımı göz kaybına neden olabilir
Bilinçsiz kontakt lens kullanımı göz kaybına neden olabilir

 

Uygun Kontakt Lens Seçimi Nasıl Yapılır?

 

Kontakt lensler, korneanın üzerinde duracak şekilde tasarlanmışlardır. Esas olarak gözün ön kısmını kaplayan gözyaşı zarına yapışarak ve biraz da göz kapaklarının basıncı ile yerinde dururlar.

Göz kırpıldıkça göz kapağı kontakt lensin yüzeyinde kayarak, önünü hafifçe hareket etmesine neden olur. Bu hareket gözyaşlarının gerekli kayganlığı sağlamasına izin verir ve birikintilerin yıkanarak atılmasına yardımcı olur.

Çok sıkı lens hiç hareket etmez. Gözde hassasiyet oluşturabilir. Başta kullanıcı rahat olabilir ama görüş keskinliği zayıftır. Uzun dönemde komplikasyonlara neden olabilir.

Çok gevşek lens, aşırı hareket eder. Alt göz kapağı lensi çok hisseder. Göz kırpma sonrası görüntü bulanır. Lens merkezden kaçar. Lens kenarları kıvrılabilir.

 

Bilinçsiz kontakt lens kullanımı göz kaybına neden olabilir

 

Kontakt lensler, milyonlarca insan tarafından kullanılan etkili ve konforlu görme düzeltmesi sağlar. Bununla birlikte, kontakt lens kullanıcıları kontakt lenslerini kullanırken belirtilen kurallara uymazlarsa enfeksiyon riski taşırlar. Bu enfeksiyonlar görmeyi tehdit eden enfeksiyonlardan, görmeyi tehdit etmeyen enfeksiyonlara kadar geniş bir skalada hastalığa sebep olabilir. Bu yüzden iyi hijyen, uygun kontakt lens bakımı ve düzenli göz muayenesi, gözlerinizi sağlıklı tutmanız için çok önemlidir.

 

“Kontakt lensleri kullanım kurallarına uyarak kullanırsanız problem yaşamazsınız. Ancak özen gösterilmezse gözün kornea tabakasında yaralara, kalıcı izlere bağlı görme kaybına hatta göz kaybına yol açabilir. Günümüzde kontakt lenslerin kullanım süresi günlük, 15 günlük ve 1 aylık olabilir. Belirtilmiş süreler sonunda lens atılır ve yeni bir lens takılır. Aylık lens bazen 1 ay gözde kalabilen, çıkarılmadan kullanılan lens olarak algılanmakta. Hangi tür ya da hangi kullanma süresine ait olursa olsun bütün lensler uyumadan önce mutlaka çıkarılmalıdır.”

Gece kontakt lens ile uyunduğu zaman mikroplar üreyerek enfeksiyonlara neden olur. Enfeksiyon çok hızlı şekilde tedavi edilmezse görme kaybına kadar gidebilir. Lens kullanan kişiler şikâyetleri olduğunda lens kullanımına ara vererek zaman kaybetmeden doktoruna başvurmalı. Çok küçük problemler geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabilir.

 

Peki ya nelere dikkat edilmeli?

 

  • Duşa, denize, havuza, saunaya girmeyin.
    •Lens ile kesinlikle uyumayın.
    •Başkasına ait lenslerin kesinlikle kullanmayın.
    •Makyaj yapmadan önce takın, çıkardıktan sonra makyajı temizleyin.
    •Lensleri takıp çıkarmadan önce ellerinizi sabunla en az 20 saniye yıkayın.
    •Lens solüsyonunu her akşam değiştirin.
    •Lens kullanan kişilerin tırnaklarının kısa olması gereklidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Değişim İktidarda Değil Muhalefette Oldu

Değişim İktidarda Değil Muhalefette Oldu

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinden sonra, hem yurt içinde hem de yurt dışında büyük bir değişim beklentisi oluşmuştu.

Yurt dışındakilerin neredeyse tamamı mevcut sistemin değişeceğini düşünüyordu:

Ancak, Anadolu seçmeni Erdoğan’a ve mevcut sisteme sahip çıktı.

Mevcut yönetimde değişim beklenirken, muhalefet partilerinin tümü değişim rüzgarına kapıldı.

İlk sarsıntı (HDP) kanadından geldi.

Cezaevinde tutuklu olan eski (HDP) Genel Başkanı  Demirtaş, aktif siyaseti bıraktığını açıkladı.

(HDP)’nin mevcut eş başkanları, Pervin Buldan ve Mithat Sancar, görevi kongre sonrasında devredeceklerini, söylediler.

İyi partide, istifada edenler dikkat çekti.

Akşener’in istifa etmesi için, grup kuranlar bile oldu.

Küçük partiler ise, Yerel seçimlere kadar masada bulunmak niyetindeler.

Kılıçdaroğlu ise, yenilgiyi kabul etmedi.

Bir türlü hazmedemedi ve kendine gelemedi.

Herkes, Kılıçdaroğlu’nun çekilmesini beklerken o, parti yönetimini değiştirdi.

Yerel seçimlerinin yapılacağı Mart ayına kadar, zaman kazanmak istiyor.

Belediye Başkan adaylarını belirlemek istiyor.

Ayrıca yeni kabinenin hatalarını sokağa taşımak için umutla geliyor.

Aslında mevcut kabineyle bir önceki ekonomi yönetiminden çok kötü bir ekonomik tablo kalmıştı.

Çünkü, faiz ve döviz kurları hep baskı altında tutulmuştu.

Mehmet Şimşek, öncelikle baskı altında tutulmuş olan faiz ve döviz kurlarının gerçek değerlerine yerleşmesini bekleyecektir.

Bize de, sabır etmek ve fedakarlık yapmak, düşecektir.

 

Günün sözü:

Hayat uzun bir insanlık dersidir.

“Barrie”

 

MİSAFİR DUYGULAR

MİSAFİR DUYGULAR

İnsanlar hayatları boyunca, yaşadıkları yani nefes aldıkları her an içlerinde birer duygu barındırır. Bu duygular bazen rahatsız edici olabildiği gibi bazen de bizleri rahatlatan iyi hissettiren güvende hissettiren duygulardır.

Fakat insanlar kendilerini iyi hissettikleri zaman bu duygunun varlığı ile ilgili bir sorun yaşamazken kendilerine kötü hissettiren bir duygu onlara ziyarete geldiğinde neye uğradıklarını anlayamaz, bu duyguyu kabullenemez ne yapacağını bilemez hale geliyorlar. Özellikle ya rahatsız edici duyguları çok çabuk kabullenip, içselleştirip, ona bağlanıp tamamen o duyguya hapsoluyorlar ya da duyguyu reddedip bir direnç gösteriyorlar. Oysa ki mutluluk kadar üzüntü de bir duygu.. Bu noktada psikoterapi süreci devreye giriyor çünkü denge tam olarak sağlanamadığı için duygusal bir boşluk, depresif ruh hali ortaya çıkıyor ve bir uzman desteğine gerek duyuluyor.

Öncelikle bizler duyguların birer ziyaretçi olduğunu ve bir süre sonra bizi terk edeceklerini, gideceklerini bilmeliyiz. Bize eşlik eden duygu iyi hissettiren bir duygu olsa da böyledir,  rahatsız edici bir duygu olsa da…  Fakat insanlar bu durumu çok fazla içselleştirip bu duyguya hapsolduklarında anlık gelen bu hissiyatı tüm hayatlarına uyarlayıp kendilerine bazı sıfatlar yüklüyorlar.

Yaşadığınız durumdan dolayı öfke patlamaları yaşayabilir, aşırı sinirli tavırlar sergileyebilirsiniz. Fakat bu sizi sinirli ya da öfkeli bir insan yapmaz sadece bir olay karşısındaki tavrınız ve duygunuz açığa çıkar. O an hissettiğiniz bu duyguyu çok fazla kabullenir kendinize ait sizi hiç terk etmeyecek bir duygu konumuna getirirseniz o zaman kendinizi öfkeli, agresif sinirli bir insan olarak tarif edersiniz fakat öfkelenmediğiniz,  sinirlenmediğiniz durumlar da vardır. Siz sadece sizi rahatsız eden ya da zaman zaman ortaya çıkabilecek bazı durumlarda bu tavrı sergilersiniz, bunun gibi birçok örnek verebiliriz. Bazı ortamlarda çekingen davranmanız sizi özgüvensiz ya da utangaç bir insan yapmaz sadece girdiğiniz ortama, yapacağınız işe, etrafınızdaki kişilere göre zaman zaman bir tık geride durabilir zaman zaman ise kendinizi gösterip atılgan davranabilirsiniz.

Yani aslında yaşadığımız duyguların davranışlarımıza yansıması ile ilgili dengeyi sağlamakta zorlanıyoruz. Kendinizi bu tarz işlevsiz sıfatlarla etiketlemenin yanında bazı duyguları reddedebilir, direnç gösterebilir,  o duyguyu yaşamadan halının altına atıp bastırmaya çalışabilirsiniz. Bunu yaparak ileride istemeyeceğimiz psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına önayak oluyorsunuz demektir. Çünkü yaşadığınız duygu sayesinde kendinizi dinleme, tanıma fırsatı bulursunuz. Dolayısıyla gün içerisinde, an içerisinde size eşlik eden, sizi ziyaret eden duygu her neyse sizinle kalmasına izin vermek, duyguyu kabullenip yaşamak ardından onun bir ziyaretçi olduğunu unutmadan gitmesine izin vermek… Yapmamız gereken  tam olarak da bu!

Bu dengeyi sağlayabildiğimiz sürece psikolojik dayanıklılık anlamında ciddi bir adım atmış, ileriye dönük olarak bazı problemlerin ortaya çıkmasını engellemiş oluruz. Sizler, hissettiğiniz duygulardan ve duygunun size yaptırdıklarından ibaret değilsiniz.

Uzman Klinik Psikolog Durusıla KAHRAMAN GÜR

Randevu ve bilgi icin; 0541 290 16 90

@uzmanpsikologdurusilagur

 

 

 

 

 

 Yeni Kabileden Beklentiler

 Yeni Kabileden Beklentiler

Bir önceki kabinede yer alan Süleyman Soylu, Mevlüt Çavuşoğlu, Murat Kurum ve Hulusi Akar yüksek tempolu ve gergin bir dönem geçirdiler.

Bu dönemde bir çok başarılı sınır ötesi operasyon yapıldı.

Yüzyılda bir yaşanan büyük depremler ve sel felaketleri gördük.

Türkiye çapında, uyuşturucu operasyonlarına imza attık.

Kısacası, ekonomi ve denetim haricinde, başarılı bir dönem geçirdik.

Yeni kabinede, Hulusi Akar’ın yerine, taze bir kan olarak yeni bir komutan atandı.

Süleyman Soylu’nun yerine sakin yaratılışlı bir vali göreve başladı.

Mevlüt Çavuşoğlu’nun yerine istihbarat donanımlı bir uzman geldi.

Deprem bölgesinin çalışkan bakanı Murat Kurum’un yerine, kentsel dönüşüm konusunda uzman olan Mehmet Özhaseki tayin oldu.

Başkan Erdoğan’ın Murat Kurum ile Mehmet Özhaseki’yi büyük Belediye Başkanlıkları için düşüneceğini umuyoruz.

Eski Kabinenin en yumuşak karnı Hazine ve Maliye ile Ticaret Bakanları idi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı uyguladığı ekonomik modelle, vatandaşın dövizini resmi kulvarlara çekmeyi beceremedi.

Uysallığı kur korumalı mevduat sistemi de başarılı olmadı.

Ticaret Bakanlığı ise yaygın ve etkili bir denetim sistemi kuramadı.

Mehmet Şimşek yönetiminde görev yapacak, yeni ekonomik kadrodan mutluyuz.

Eski yönetimin başaramadığı yaygın ve etkin denetimi yeni kabinenin başaracağını düşünüyoruz.

Günün Sözü:

Çok söz hamal yüküdür…

“Yunus Emre”