Köşe Yazıları

 AŞIRI EMPAT OLMAK: BENLİK KAYBI

 AŞIRI EMPAT OLMAK: BENLİK KAYBI

 

Empati başkalarının ne düşündüğünü veya ne hissettiğini hayal edebilme yeteneği ile birlikte diğer insanların duygularını algılama yeteneği olarak tanımlanıyor. Fakat aşırı empat dediğimiz bu duyguları anlama dışında üstlenme ve içselleştirme anlamına gelir. Her birimiz çocukluğumuzdan itibaren empati kurabilen birer birey olmak için çabalar ve ailemiz tarafından o şekilde yetiştiriliriz. Fakat empatinin biraz ilerisine geçtiğimizde yani aşırı empat bir birey olduğumuzda aslında birini anlamaktan çok onun duygularını kendi duygularımızın önüne koyup memnuniyetini, hayata bakışını, ne hissettiğini daha çok önemseyip kendimizi, kendi benliğimizi geri planda tutarız. Bu tanımlama psikoloji literatüründe aşırı empat sendromu olarak karşımıza çıkıyor.

Bu yapıdaki insanlar başkalarının isteklerine düşüncelerine duygularına o kadar çok odaklanırlar ki tüm hayatlarını bunun üstüne kurup aslında tam bir fedakarlık örneği göstererek kendi benliklerini kaybederler. Öyle ki bir süre sonra ruhlarını besleyemedikleri için kendilerini bir çıkmazın içinde bulurlar. Tahmin edeceğiniz üzere suistimale oldukça açık olan bu kişiler kötü niyetliler tarafından kısa sürede fark edilirler ve ardından kullanılmaya başlarlar.

Empat insanlar başkalarının duygularını aşırı içselleştirdikleri için hayatlarındaki insanların kötü enerjilerden de çabuk etkilenip gün içerisinde kendilerini çok çabuk aşağıya çekebilirler. Yani karşısındaki kişiyle artık iç içe geçerek bağımsızlıklarını kaybederler.

“Bağımlılık” kısaca artık bağımsız olmamanızdır, bu durumda artık güvenlik veya esenlik duygunuz, diğer kişi tarafından tanımlanır. Diğer kişi de böyle hissedene kadar, mutlu ya da huzurlu hissedememek, buna bir örnek olabilir. “İç içe geçme” ise Amerikan Psikoloji Derneği tarafından “Tipik olarak aile üyeleri olan iki veya daha fazla kişinin, birbirlerinin faaliyetlerine ve ilişkilerine aşırı derecede dahil olduğu bir durum” olarak tanımlanır. (Uplifers)

Hassas empatlar için hayatlarındaki insanları özellikle partner ya da aile bireylerini kontrol altında tutmak ya da onlara göre bir yaşam sürmek söz konusu olduğundan bu durum bir süre sonra yorucu ve yıpratıcı olmaya başlar. Bugün aşırı empat olmayı nasıl önleyebilir ya da bu durumdan nasıl kurtulabiliriz bunun hakkında konuşalım istiyorum.

Hayatınızda bulunan aşırı empati yaptığınız kişinin dışında farklı insanlarla vakit geçirmek, kendinize özel zaman dilimi yaratmak, kendi hobilerinizi edinmek bağımsızlık açısından sizi destekler ve iyi hissettirir.

Bir birey olduğunuzu unutmadan kendi tarzınızı, beğenilerinizi, istekleriniz görmezden gelmeyip aslında onlara sahip çıkmak ve başkaları için hayatınıza yön vermekten vazgeçmek yine aşırı empat olmanızı önler.

Hepimiz kocaman bir yapbozun eşsiz parçalarıyız. Bazen dehanız, sizinle ilgili olan benzersiz veya farklı şeylere bağlıdır. Başkalarıyla uyumlu olmak, uzlaşmak ve esnek olmak güzel şeyler olsa da böylesine homojen bir toplum, o kadar da sağlıklı olmayabilir. Bu yüzden kendinizinkinin yanı sıra, diğer insanların tuhaflıklarını ve benzersizliklerini de kutlamaya ve kucaklamaya çalışın.

Her insanın kendi özel alanına, yalnızlığa ihtiyacı vardır. Sizler de hayatınızdaki insanlara bu alanı ve imkanı tanımalı müdahaleden, baskıdan belki de aşırı ilgiden biraz uzaklaşmalısınız. Bu sizin hayatınızdaki insanı sevmediğiniz ya da ona değer vermediğiniz anlamına gelmez. Sadece biraz daha herkesin bir birey olduğunu hatırlamalı ve iç içe geçme durumundan biraz uzaklaşmalısınız.

Ve  tabii ki en önemlisi kendinizi ne kadar tanıdığınıza gerçekten nelerden hoşlanıp nelerden keyif aldığınıza, size nelerin iyi geldiğini odaklanmalı ve bunları biraz hatırlamalısınız. Gerçekten nasıl birisiniz? Hangi rengi seversiniz, nereye gitmekten hoşlanırsınız, en sevdiğiniz yemek nedir, hangi müzik türü size kendinizi iyi hissettirir? Şu an çıktığınız bu yol aslında sizin tercihlerinizle sizin istekleriniz, sizin zevklerinizle mi dolu yoksa başkasının yolundan mı gidiyorsunuz? Tabii ki hayat boyunca birileri bize eşlik etsin ya da biz birilerine eşlik edelim isteriz fakat nihayetinde herkesin kendi evine varması ve orada biraz zaman geçirmesi gerekir. Çıktığınız bu yolda kaybolmamak ve kendi evinizi bulmanız dileğiyle…

 

Uzman Klinik Psikolog Durusıla KAHRAMAN GÜR

Randevu ve bilgi icin; 0541 290 16 90

@uzmanpsikologdurusilagur

 

Cumhur İttifakı Mecliste Çoğunlukta

Cumhur İttifakı Mecliste Çoğunlukta

14 Mayıs 2023 seçimlerine, çok boyutlu bir küresel kuşatma altında,girdik.

Çok değerli coğrafyamız,bizi pek çok ülkenin,ilgi odağı haline getirmişti.

Birlikte çalışmamızı isteyenlerde,vardı.

Sürekli itaat etmemizi isteyenlerde,çıktı.

Dışarıda yaratılan bu ortam,ülke siyasetini de,bölmüştü.

İktidar kanadı,bağımsız kalmak istiyordu.

Ve, bizi tatmin edecek,ortaklıklar peşindeydi.

Aslında,seçim sandığında oylanacak konu,şuydu.

Biz,milliyetçi ve muhafazakar çizgimizde mi, kalacağız.

Yoksa,küresel sermaye içindemi,yer bulacağız.

Seçmen,14 Mayıs akşamı kararını verdi.

Milliyetçi ve muhafazakar yol haritası,başarılı bulundu.

Ve 322 Milletvekili kazanan Cumhur ittifakı,meclis çoğunluğunu kazandı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise,Erdoğan 4 puan önde olmasına rağmen,sonuç ikinci tura kaldı.

14 Mayıs seçimlerinde,(MHP)’nin toparlandığı ve oylarını bir miktar arttırdığını,gördük.

Eski HDP, yeni Yeşil Sol Parti ile, İyi partide, oy kaybı yaşamıştı.

(CHP) ise, (%25)’ler seviyesinde kalmıştı.

%3 oy alan, Yeniden Refah Partisi,seçimlerin süpriz partisi oldu.

Deprem bölgesinde, Murat Kurum’un başarılı çalışmaları, seçim sandığına olumlu yansıdı.

Şimdi, merakla ikinci turu bekliyoruz…

Günün Sözü:

Sağlıktan büyük,

Zenginlik yoktur.

-EMERSAN-

Seçim Ve Anneler Günü Çakıştı

Seçim Ve Anneler Günü Çakıştı

2023 yılında seçimler ve anneler günü çakışıyor.

Bu iki önemli olayın,aynı güne denk gelmesi,seçimlere katılım oranlarını arttıracaktır.

Toplum ,hareketli ve heyecanlı bir sabaha uyanacaktır.

14 Mayıs sabahı, hem vatandaşlık görevini ,hemde evlatlık görevini,birlikte yapacağız.

Seçimin sabahında tecrübeli nesil ile, genç neslin bir araya gelmesi, ülkemizin hayrına olacaktır.

2023 Seçimlerinin böyle özel bir güne rastlaması, ailelerin daha bilinçli oy kullanmasına vesile olacaktır.

2023 yılında, 23 Nisan bayramını ve Ramazan Bayramını da, aynı günlerde kutlamıştık.

2019 yılından beri,salgın hastalıkları ve savaşlar yüzünden,çok kötü günler geçirdik.

2023 yılında yaşadığımız çifte bayramların, Türk toplumuna uğur ve huzur getirmesini,diliyoruz.

Seçim telaşı sırasında,annelerin ellerini öpmeyi ve dualarını almayı unutmayalım.

Annelerin, aileleri bir arada tutan en önemli unsur olduğunu, aklımızdan çıkarmayalım.

Hiç bir şey beklemeden,bize her şeyini veren bir annenin,hakkının ödenmesinin imkansız olduğunu,bilelim.

Annelerimizin bir koruyucu,bir arkadaş  ve bir öğretmen olduklarını, hep hatırlayalım.

Eğer annemizi kaybetmiş isek, mezar ziyaretlerimizi ihmal etmeyelim oyumuzu vermeyide, unutmayalım.

Günün sözü:

Anne her zaman haklıdır.

O kadar çok çekmiş ve

O kadar sevmiştir ki, başka türlü olamaz

-SUNDERMAN-

Yaşlılık Mı? Hastalık Mı?

Yaşlılık Mı? Hastalık Mı?

 

Göz kapağı hastalıklarının en sık rastlanılan şekli “pitozis” olarak adlandırılan üst göz kapağının düşüklüğüdür. Üst göz kapağı normal şartlarda gözün saydam tabakası (kornea) ve renkli tabakasını (iris) yukarıdan 1-2 mm örtecek şekilde durur.

Göz kapağı normal yerinden daha aşağıda duruyor ise bu duruma pitozis (blefaropitozis) denilir. Göz kapağı düşüklüğü bir veya her iki göz kapağını da etkileyebilir, kalıtımsal olabilir ve doğuştan olabileceği gibi yaşlanma, travma veya sinir felci gibi sebeplere bağlı olarak sonradan da ortaya çıkabilir.

Doğuştan olan kapak düşüklüğü göz kapağını kaldıran levator kasının gelişimindeki bozukluktan kaynaklanırken, yaşlanmaya bağlı olan kapak düşüklüğü kapağı kaldıran kasın zaman içinde esnemesinden kaynaklanır. . Bu düşüklük göz bebeğini kapatarak görmeyi engelleyebilir. Şiddetli olgularda görmeyi sağlamak için baş pozisyonu veya göz kapağının elle kaldırılmasıyla güçlükle görme sağlanır.

Yaşlılık Mı? Hastalık Mı?
Yaşlılık Mı? Hastalık Mı?

Göz kapağı düşüklüğü belirtileri nelerdir?

Göz kapağı düşüklüğünün en temel belirtisi, üst göz kapaklarından bir tanesinin veya her ikisinin sarkık olmasıdır. Bu sarkıklık çok dikkatli ve yakından bakıldığında fark edilebilecek şekilde hafif düzeyde olabileceği gibi çok belirgin bir düşüklük şeklinde de olabilmektedir. Göz kapağı düşüklüğünün tek gözü etkilemesi, sorunun dışarıdan fark edilebilmesini kolaylaştırır. Göz kapağında düşüklük problemi olan kişilerde görülen diğer belirtiler ise şu şekildedir:

  • Kişinin daha iyi görebilmek amacıyla başını geriye eğmeye, çenesini kaldırmaya veya kaşlarını kaldırarak göz kapaklarını yukarıya çekmeye çalışması
  • Görmeyi kolaylaştırmak amacıyla yapılan yukarıdaki davranışlara bağlı olarak gelişen boyun, bel ve omurga ağrılarıYüzde yorgun ve donuk bir ifade
  • Gözde kuruluk veya aşırı yaşarma

Yaşlanma İle Oluşan Göz Kapağı Düşüklüğü Nedir?

Göz kapağı ve çevresindeki yapılarda yaşın ilerlemesi, genetik faktörler, sigara içimi, uykusuzluk, yorgunluk, stres vb. faktörlere bağlı oluşan değişimleri düzeltmek için yapılan işlemler göz kapağı estetiği içerisinde değerlendirilir. Ciltte oluşan sarkmalar, yağ torbalarının fıtıklaşması, alt kapağın aşağı doğru meyletmesi, kaş düşüklüğü, göz kapağı düşüklüğü bu nedenlerle meydana gelen problemlerdir. Bu problemleri düzeltmek için alt göz kapağı üst göz kapağı estetiği uygulanır.

Bu işlemlerde fazla cilt fazlalığı ve yağ torbaları alınır. Göz çevresinde çökük ve çukur alanlar var ise yağ pakeleri bu alanlara yerleştirilebilir. Alt kapak yapısı gevşek olan bireylerde alt kapak sıkılaştırılması yapılır. Göz kapağı düşüklüğü mevcut ise beraberinde pitozis cerrahisi, kaş düşüklüğü var ise kaş kaldırma da uygulanabilir. Yani hastanın ihtiyaçlarına göre, doğal görünümünü bozmadan yapılacak işlemler belirlenir.

  HİÇBİR ŞEY YAPMAMA SANATI “ NIKSEN”

  HİÇBİR ŞEY YAPMAMA SANATI “ NIKSEN”

 

Her birimiz modern dünya insanları olarak yoğun tempo içerisinde meşgul olmaktan bir hayli mutlu gibiyiz. Öyle ki bu meşguliyeti bir başarı olarak görmeye başlayıp, hiçbir şey yapmayan insanların vasıfsız, kendini geliştirmeyen, kendisine önem vermeyen, biraz da kültürel olarak bizlerden daha düşük olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Yoğun iş temposunda kısacık bir iznin nasıl değerlendirebileceğine dair kafamızda birçok planlar yapıp “Kendim için şuraya gideceğim, şu kitabı okuyacağım, şu filmi izleyeceğim, gitmek istediğim bir yer vardı, görmek istediğim bir yer vardı, öğrenmek istediklerim, sporum…” derken aslında dinlenmemiz gereken zaman dilimini yine bir şeyler yapmaya, üretmeye çalışmaya yani bir meşguliyet sağlamaya adamış oluyoruz. Hiçbir şey yapmamak kavramı bize o kadar uzak ki bir yerlere gitmediğimizde, bir şeyler yapmadığımızı hissettiğimizde kendimizi adeta varoluşsal bir boşluğun içinde buluyoruz…Ne kadar meşgulsek o kadar başarılı o kadar işe yarar ve o kadar değerli hissediyoruz aslında. Bunu yaparken de ne kadar yorulduğumuzu kendimizi ne kadar ihmal ettiğimizi göremiyoruz. Bu durum bizi tükenmişliğe sürüklediği için pek çok uzman hiçbir şey yapmadan dinlenmeyi tavsiye ediyor.

Tüm dünyada hiçbir şey yapmama sanatı o kadar yayılmış ki bununla ilgili yazılan birçok kitap makale ve çekilen birçok film var. Örneğin Andrew Smart “The Art and Science of Doing Nothing” (Hiçbir Şey Yapmama Sanatı ve Bilimi) kitabında hiçbir şey yapmamanın psikolojimiz üzerindeki olumlu etkilerinden bahsediyor. Yine Dany Laferrière’in “L’Art presque perdu de ne rien faire” (Neredeyse Kaybolan Hiçbir Şey Yapmama Sanatı) adlı kitabında yazar, hareketsiz kalma sanatı, anı yakalama sanatı ve mango yeme sanatından bahsediyor. “The Art of Doing Nothing: Simple Ways to Make Time for Yourself” (Hiçbir Şey Yapmama Sanatı: Kendinize Vakit Ayırmanın Basit Yolları) isimli kitapta Veronique Vienne şekerleme yapmak ya da meditasyon yapmak gibi hiçbir şey yapmamaya yönelik birçok öneri paylaşıyor.

Belki de bizlerin de bu yoğun tempodan kendimizi biraz olsun uzaklaştırıp gerçek bir dinlenmeye, gerçek bir molaya gerçekten “Hiçbir şey yapmamaya” ihtiyacımız vardır. Hollandalıların deyimiyle Niksen! Uykumuzda bile rüya gördüğümüzü ve bir şeyler yaptığımızı düşününce hiçbir şey yapmamak kulağa neredeyse imkansız geliyor. Akıllı Yaşam bölümünde Niksen’i mercek altına alan New York Times’da Niksen “Motoru çalışan ama bir yer gitmeyen araba” olarak tanımlanıyor. Niksen kısaca bilincinizi serbest bırakarak, az ve neredeyse hiç enerji harcamadığınız ve yalnızca “boş” zaman geçirdiğiniz aktiviteler; hareketsiz uzanmak, duvarı izlemek ya da pencereden dışarı bakmak gibi. Kısaca günümüzde zamanını boşa harcamak, tembellik ve aylaklık yapma gibi tanımladığımız aktiviteler.. 

Peki  neden Niksen’e  ihtiyaç duyuyoruz ya da duymalıyız? Hiçbir şey yapmamak şu an toplumumuzda tembellik, aylaklık işe yaramazlık gibi görünse de bizleri birçok açıdan geliştiren ve ilerleten bir durum. Nasıl mı? Mesela kendinizi tamamen dinlendiğiniz bir anda hayal ettiğinizde aslında orada yaratıcılığınızı ne kadar geliştirebileceğinizi, hayal gücünüzün sınırlarını ne kadar zorlayabileceğinizi görüyorsunuz. Teknolojinin  bu noktada bizi engellediğini söyleyebiliriz. Hiçbir şey yapmadığımızı düşünürken elimizdeki telefonlarla sosyal dünyada takılı kaldığımızda aslında yaratıcılığımızı da engellemiş oluyoruz. Yani aslında Niksen’nin amacı bizi bir boşlukta bırakmak değil de yaratıcılığımızı, üretkenliğimizi, hayal gücümüzü geliştirmeye ve problem çözme becerilerimizi kuvvetlendirmeye yönelik diyebiliriz.

Bu yazının sonunda her birimizin kafasında aynı soru: “Hiçbir şey yapmıyorken ne yapabiliriz?” Öncelikle sadece kendinize zaman ayırmaya karar verdiğinizde yani hiçbir şey yapmak istemediğinizde bunu birileriyle paylaşmaktan ya da bunu söylemekten utanmayın, çekinmeyin. Bazen sadece yalnız başınıza yürümek, evinizde küçük bir kestirme yapmak, mum ışığında  gözlerinizi kapatıp hayal kurmak istersiniz. Niksen  dediğimiz şey tam olarak da bu! Kendinize zaman ayırmayı ihmal etmeyin ve bunu yaparken de illa bir şeyler üretiyormuş, bir şeylerle meşgulmüş gibi bir aktivitede bulunmanız gerektiğini hissetmeyin, sadece mola verin ve biraz dinlenin.

Uzman Klinik Psikolog Durusıla KAHRAMAN GÜR

Randevu ve bilgi icin; 0541 290 16 90

@uzmanpsikologdurusilagur

Tüketici Ve Üretici Makası Daralıyor

Tüketici Ve Üretici Makası Daralıyor

2023 yılı Nisan ayı tüketici enflasyonu, %43 olarak gerçekleşti.

2023 yılı nisan ayı üretici enflasyonu ise, %52 olarak kayıtlara geçti. Tabloya baktığımızda, tüketici ve üretici enflasyonlarındaki makasın , daraldığını görüyoruz.

Bilinçli alışverişin yaygınlaşması, fırsatçıları zorlamıştır.

Bu yüzden hem tüketici hem de üretici enflasyonlarında, kayda değer düşüşler, yaşanmıştır.

Hazine bakanlığınca, uygulamaya sokulan kar korumalı mevduat sistemi, döviz hesaplarını çözememiştir.

Ticaret bakanlığında, tedarik zincirindeki denetimlerde, yetersiz kalmıştır.

Sayın Erdoğan, rahmetli Turgut Özal gibi, çekirdek bir kadro kuramamıştır.

Rahmetli Özal ANAP’ı kurmadan önce, Ekrem Pekdemirli, Hüsnü Doğan, Işın Çelebi, Mustafa Taşar, Mehmet Keçeciler ve Adnan Kahveciden oluşan, bir çekirdek kadro oluşturmuştur.

Cumhurbaşkanı  Erdoğan ise, birlikte çalıştığı ekonomi uzmanı Mehmet Şimşek’in, İngiltere’ye dönmesini engelleyememiştir.

Ekonomiyi yönetmek için, yeterli sayıda uzman kadrolara ihtiyaç vardır.

Rahmetli Özal çok bilgili olmasına rağmen, dört eğilimden oluşturduğu çekirdek kadrosunu, yıllarca bir arada tutmayı, başarmıştır.

Yeniden seçildiği takdirde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bir çekirdek kadro oluşturacağını düşünüyoruz.

 

Günün Sözü

İnsanları harekete geçirmek için iki manivela vardır;

Menfaat ve korku.

“Nopolyon”

Emekçinin Bayramının Ardından

Emekçinin Bayramının Ardından

Geçmiş yıllarda, yapılan miting yeri tartışmaları, 1 mayıs emek bayramının önüne geçiyordu.

Emeğin bayramını kutlarken, ideolojik gerginlikler arasına, sıkışıp kalıyorduk.

Salgın hastalık tedbirleri, gerginlik ortamını, ortadan kaldırdı.

Türk iş yönetimi, eski gündemine göre daha etkin bir konuma geldi.

Disk sendikasının ideolojik çizgisi ise, sendikanın kuruluş amacının, hep önünde yer aldı.

Hak-iş ve memursen sendikaları ise, gereğinden fazla hükümetlerin yanında görünüyorlar.

1960-1970’li yıllarda, görev yapan sendika yönetimleri, grev uygulamalarına çok yatkındı.

Ülkenin her yöresinde, grev uygulaması vardı.

Çok yaygın ve uzun süreli grevler yüzünden, büyük miktarlarda üretim kayıpları yaşamıştık.

O yıllarda, yüksek ücret sendikacılığına önem verilmiştir.

Aslında birinci öncelik, emekçinin iş güvenliğini sağlamak olmalıdır.

Bu günkü Türk-iş yönetiminin, ücret pazarlıkları konusunda, katı bir tutum sergilediğine, tanık oluyoruz.

Ama işlerinden çıkarılan Belediye çalışanları konusunda, etkili bir tavır içinde olduklarını, göremiyoruz.

70 yıldan beri, sendikal kurumlarla birlikte yaşıyoruz.

Sendika yöneticilerinin, zaman zaman siyaset içinde etkili görevler aldığını biliyoruz.

Ama hala iş güvenliği ve kıdem tazminatları konusunda, emekçinin haklarını koruyan yasalar çıkaramıyoruz.

 

Günün Sözü

İyi ve muhteşem arasındaki fark sadece, biraz daha gayrettir.

“C. Lerence”

 

Bahar, gözlerinizin ışıltısını söndürmesin

Bahar, gözlerinizin ışıltısını söndürmesin

Havadaki ısı ve nem değişimi, uçuşan polen tozları gözleri tehdit ediyor.Doğayı canlandıran bahgar,  gözlerinizin ışıltısını söndürmesin.

Havadaki ısı ve nem değişimi, uçuşan polen tozları gözleri tehdit ediyor. Gözlerde yanma, kızarıklık, sulanma, kaşıntı gibi belirtilerin ciddiye alınması gerekir. “En fazla çocukları ve erkekleri tehdit eden göz alerjilerinin geç tedavi edilmesi, kalıcı göz bozukluklarına davetiye çıkarıyor.”

 

Bahar, gözlerinizin ışıltısını söndürmesin
Bahar, gözlerinizin ışıltısını söndürmesin

Gözleri sürekli kaşımak diğer birçok faktörle birlikte, yüksek ve düzensiz astigmatizma gelişmesine , uzağı görmekte zorluğa yol açan keratokonüs hastalığı’nın oluşmasına neden olmaktadır. Bu hastalık, genellikle ergenlik çağında başlamakta , erişkin yaşlara kadar ilerlemesini sürdürebilmektedir.

Yenilenme ve arınmanın mevsimi ilkbahar, aynı zamanda pek çok alerjik hastalığın habercisi. Toz, polen ve sık değişen havalar, gözlerde sık rastlanan alerjik konjonktivite hastalığına zemin hazırlıyor. En fazla çocuk, genç, özellikle de erkekleri tehdit eden bu hastalığın ihmal edilmesi ise kalıcı göz bozukluklarına neden oluyor. Bu nedenle yanma, batma, sulanma, kızarıklık, güneşe karşı hassasiyet, ışığa bakamama gibi şikayetlerin ciddiye alınması ve tedavi edilmesi gerekiyor.

Alerjik konjonktivit en sık rastlanan alerjik göz hastalığıdır.  Gözün beyaz kısmını ve kapaklarının içini örten konjonktiva adı verilen zar tabakasının gözü tahriş eden alerjen maddelere karşı gelişen reaksiyonudur.

Genellikle çocuklukta başlar, İnsanların yaklaşık yüzde %15’inde alerjinin bir veya birkaç çeşidi görülür. Çevreyle direkt teması nedeniyle göz alerjik hastalıklara daha sık meyil gösteren bir organımızdır. Gözlerde, kaşınma, yanma, batma, kaşıntı, çapaklanma, kızarıklık, sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve görme bozukluğu meydana getirebilir. Göz kapakları hafif şişmiş olabilir, kornea, aynı zamanda alerjik konjonktivitte diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi genetik özellikler ve çevre etkileşimi rol oynamaktadır.Sıklıkla vücuttaki diğer alerjik durumlarla beraber  burun akıntısı, hapşırma, burunda tıkanıklık ve kaşıntı gibi, alerjik rinit bulguları da olabilir.

Pencere açık uyumayın

Bahar ve yazla beraber alerjiyi artıran etkenlerden birisi de ultraviyole ışınlarıdır. Fazla miktarda maruz kalındığında güneşin dik geldiği dönemlerde ultraviyole ışınları ciddi oranda gözümüze zarar verir. Bu dönemlerde mutlaka filtreli güneş gözlüğü kullanılmalı, gözler bol bol soğuk suyla yıkanmalı ve yatarken pencereler kapatılıp yatılmalıdır.

Gözleri rahatlatmak için suni gözyaşı

Hastalarımızı rahatlatmak için topikal damla şeklinde ilaçlar veriyoruz. Suni gözyaşı damlaları hastalarımızı rahatlatacaktır. Ayrıca alerjiye neden olan etkenden uzak durma alınacak önlemler arasında yer alır örneğin kır polenlerin ağaç ve bitkilere ait polenlerin olduğu Yerlerden uzak durmak korumada etkili diyebiliriz.’’

300 Milyar Dolarlık Kredi ve Bir Anı

300 Milyar Dolarlık Kredi ve Bir Anı

Kılıçdroğlu; 300 milyar dolarlık krediyi buldum getirdim deyince, ben de 30 MArt 1977 tarihinde Paris’te imzaladığımız 103 milyon Franklık banker kredisini hatırladım.

103 Milyon Franklık kredi Bangue De Lındochine Et De Suez tarafından Gemlik Amonyak Fabrikası için verilmişti.

Bu kredi anlaşmasını, pahalı resimlerin sergilendiği bir odada proje müdürü Gürkan TAYLAN ile birlikte imzalamıştık.

Paris Büyükelçiliğimizde görevli Ekonomi Müşavirimizde kefil olarak imzalanmıştı.

Kredinin geri ödeme süresi  çok kıısaydı.

Gemlik Amonyak Fabrikasının bütün kritik makina ve teçhizatını Fransadaki imalatçılardan almak zorunda kalmıştık.

Siparişlerin yüzde 10 peşinatlarının öz kaynaklarımızdan idenmesi şartı vardı.

İkinci bir yüzde 10 ödeme ise yine öz kaynaklardan malzemenin yüklenmesi anında yapılıyordu.

O dönemde devletçi bir ekonomik yapımız vardı.

İşte bu banker kredileri bizi 24 Ocak 1980 kararlarına götürmüştür.

Artık serbest piyasa ekonomisi uygulanmaya başlamıştı.

Türk Parasını Koruma Kanunu yürürlükten kaldırılmış ve döviz kurları serbest bırakılmıştı. Kılıçdaroğlunun önce parayı getirdim, sonra yatırımı getirdim dediği bu kredinin perde arkasındaki lartları henüz bilmiyoruz.

Ama yapılacak yeşil enerji yatırımları ile Türkiyedeki kömür madenleri ve doğalgaz üreticileri arasında bri menfaat çatışması yaşanacağını çok net görüyoruz.

Belki de yeşil enerjinin bir anda Amerika ve Avrupa gündemine sokulmasının sebebi kömür üretiminde yükselen Çini durdurmak içindir.

Günün Sözü

Ne kadar yaşadığımız değil

Nasıl yaşadığımız önemlidir

Balley

 

SEÇİM Mİ VAR!

SEÇİM Mİ VAR!

İlk defa bu kadar coşkusuz, durgun ve isteksiz bir seçim dönemine rast geldiğimi düşünerek bu başlığı attım.

Sorudan ziyade şaşkınlığımı belirtmek istedim, vurgulayarak.

Bana mı öyle geliyor, yoksa sadece benim bakış açımdan mı kaynaklı bu hissiyat düşüncesiyle sağa sola da sordum; ülkede seçim havası var mı sizce diye.

Sorduğum, konuştuğum herkesin aynı fikir ve gözlemde olması bu konuda yalnız olmadığım rahatlığını verdi bana.

Çünkü gerçek bu! Birkaç cılız afiş, büyük şehirlerde yapılan bir iki miting ve birkaç kuru medya reklamı…Hepsi bundan ibaret.

Halk da ise gram coşku yok! Veya ülkenin gelecek beş yılı belirlenecek heyecanı yok. Neredeyse bütün hislere gem vurulmuş gibi!

Sosyal medya platformlarında da durum bundan pek farklı değil. Tabii bunda özgürce fikirlerin paylaşılamaması ve konuşulamamasının da büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Sosyal medyaya bakınca fikir özgürlüğünde geldiğimiz son durum yüreğimi burkuyor.

Hatta öyle ki, adaylar bile kendi reklamlarını bireysel sayfalarında sadece kendileri yapıyor. Kimse onların adını paylaşan, öne çıkaran sahiplenmeler içinde olmuyor.

Sadece tek bir videoda umutlanıyorum; sokak çekimleri sırasında hasbelkader, şirinlik olsun ve muhtemelen karşılığında sempatik ve nokta atışlı! bir cevap alınacağı düşüncesiyle mikrofon uzatılan 5 ya da 6 yaşlarındaki bir kız çocuğunun verdiği cevaba gülümsüyorum, içim coşuyor!

Uzatılan mikrofonun ucundaki “Cumhurbaşkanı kim olsun?” sorusu üzerine, sağdan soldan birkaç muhterem ablamızın! çocuğun kolunu dürtmelerine rağmen 5-6 yaşlarındaki evladın cevabı değişmiyor; Atatürk…

Duygulanıyorum…Bir daha bir daha izliyorum.

Buyrun size seçim coşkusu.

Tekrar konu başlığına dönecek olursam, niye bu kadar isteksiz, gönülsüz ve heyecansız olduğumuzu sorduğum kişilerden üç aşağı beş yukarı aynı cevapları alıyorum.

“Bu düzen böyle gelmiş böyle gider. Nasıl olsa bu seçimde de birşey değişmeyecek. Aynı tas aynı hamama mahkum edileceğiz…” cümleleriyle dolu umutsuzluk kokan bir sürü serzeniş, yılgınlık, bıkkınlık var ruhlarda.

Geçim derdi hariç seçim hiçkimsenin umrunda değil! Ne reel hayatlarda ne de sosyal mecra hayatlarında.

Kimbilir, belki de bu yüzdendir insanların pek çoğunun fikirlerini beyan etmek yerine çiçek böcek paylaşarak kafalarını kuma gömmelerinin sebebi.

Gelecek seçimlerin seçim tadında olması ümidiyle ülkemizin adına çıkacak olan sonucun şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Esen kalın.