Köşe Yazıları

BU VİRÜSE KARŞI TEK ÇARE MİLLİ ÜRETİM VE ŞİİR DESTANI”

BU VİRÜSE KARŞI TEK ÇARE MİLLİ ÜRETİM VE ŞİİR DESTANI”

 

Korona virüsüne karşı tek çözüm milli üretim ve bize bu günün dünyası gelişmiş dünya ülkelerinden bir fayda yoktur. Benim ülkemin konu hakkında değerli bilim insanları var ve değerli çalışmaları var . Neden destek verilmiyor? Neden zihniyet farklı diye bir kenara itilerek bahaneler yapıştırılıyor. Geçmişimizde dünyada salgın hastalıklar kasıp kavururken benim ülkemin bir avuç kahraman bilim insanı bu hastalıklara aşı üreterek çare oldu ve şimdi imkanlar geniş yeter-ki önlerini acın, doğal yönden milli aşı üretimi yapılsın. Milli üretimler milli zihniyetlerden doğar. Bu milletin geçmişi Türk geleceği-de, Türk kalacaktır. “Ne mutlu Türküm diyene” İçte birlik, dışta güç olma zamanıdır…

RABBIM BİZİMLE MERAK ETMEYİN

Geldi başımıza nereden renden,

Allah bizimle merak etmeyin,

Çekip gidecektir afatı tezden,

Mevla bizimle merak etmeyin.

*

Nasıl geldiyse öylede gider,

Üzülüp, üzülüp etmeyin keder,

Taktiri ilahisi böyledir meğer,

Allah bizimle merak etmeyin.

*

Nice olayları atlattık bizler,

Unutmayın bu afatı sizler,

Allah afatını kulundan gizler,

Mevla yanımızda merak etmeyin.

*

Hatice ananın, Ayşe ananın,

Duaları vardır buna inanın,

Zaafa düşerek kesme güm ‘anın,

Devlet güçlüdür merak etmeyin.

*

Camiler inledi sedası dinmez,

Eller havadadır aşağı inmez,

Düşman karşısında gözü görmez,

Devlet milletiyle merak etmeyin.

*

Sevgili habibin sözleri nerde,

Yoksa çekildi ‘mi bizlere perde,

Boşa üzülmeyin durduğu yerde,

Rabbim bizimledir merak etmeyin.

*

Göğsünde imanı vardır millette,

İnşallah kalmayız gene düzde,

Yazını bitirdik kışına gelince,

Mevlam bizimledir merak etmeyin.

*

Okuyun Kuranı koyun başınıza,

Bereket gelsin ekmek aşınıza,

Yaş eklemeyin sizler yaşınıza,

Allah yanımızdadır merak etmeyin.

*

Nice sahaları aşarak geldik,

İnsiz vadileri yararak çıktık,

İnşallah vebayı yere serersek,

Türk devleti köklüdür bilelim,

*

Devlet alsın tedbiri tezden,

Bu vebayı vursun gezden,

Akılla, bilimle kovsun bizden,

Mevla yanımızda merak etmeyin.

*

Atamız demişti milletine ileri,

Türkün devleti kalmasın geri,

Hedefin doğrula çekilme geri,

Allah bizimledir merak etmeyin.

*

Albayrağ’a göz düşmesin yerden,

Ver rahmetini dolsun derenden,

Milli uyanışın olsun hamleden,

Allah bizimledir merak etmeyin.

*

Afat savuşur-sa az tahribatla,

Eğerek bükerek doğru katla,

Korona gidecek atla uçakla.

Mevla yanımızda merak etmeyin.

*

Her canlıya imanı vermez,

Çeker kılıcını gözünü kırpmaz,

Vurur devirir kimseye sormaz,

Allah bizimledir merak etmeyin.

*

Adaletli olsun devletin başı,

Hakkın üstüne sürmesin lekesi,

Kırılmasın, serpilmesin hilal kaşı,

Mevla sizinledir merak etmeyin.

*

Kendinden olmaz bilesin anla,

Akşam yatsıya sabahına uyana,

Güneşi, ayını geceyi koyana,

Allah kulunladır merak etmeyin.

*

Kulluğunuzu bilin ası olmayın,

Kervan gider geride kalmayın,

Bu zalim dertlere göz yummayın,

Peygamber bizimledir merak etmeyin.

*

Minarelerden coştu dualar oldu,

Bu zalim virüsün renginde soldu,

Geldi başımıza olanlar oldu,

Rabbim sizinledir hiç üzülmeyin.

*

Der kulların kederliyiz fazlaca,

Dostlar kervanı kavuştu hakka,

Mekanları cennetinde olsun ala,

Rabbim bizlerle merak etmeyin.

Y.T: 25.03.2020

Korona virüs sürecinde beslenme

Korona virüs sürecinde beslenme

Her ülkeyi dış faktörlere karşı koruyan orduları vardır. Güçlü ordu ise güçlü bir ülke demektir. Bütünden parçaya doğru gidersek eğer ülkeleri ordular, evlerimizi ise sağlam kapılar korur. Peki ya vücudunuzu koruyan nedir?

Bağışıklık sisteminizi vücudunuzun orduları olarak düşünebilirsiniz. Şu an tüm dünya olarak en önemli ve yıkıcı düşmanımız ise koronavirüs. Güçlü bir bağışıklık sistemi ise sağlıklı bir yaşam demek.

Bağışıklık sisteminizi güçlü tutmanız için temelde üç faktör var: sağlıklı ve dengeli beslenme, düzenli uyku ve fiziksel aktivite.

Hepimizin sürekli duyduğu sağlıklı ve dengeli beslenme nedir ya da bu ifade koronavirüs sürecinde ne anlam ifade ediyor?

Ağzımıza özellikle son günlerde sıklıkla takılmış olan bu kalıbın korona virüs için karşılığı aslında temelde uygulamamız gereken bir kaç maddeden oluşur.

  1. Öncelikle her ihtimale karşı evinizde size ve ailenize 2 hafta kadar yetecek ölçüde besleyici değeri olan gıdalar bulundurun.
  2. Ana yemeklerinizde dengeyi sağlamak amacıyla tabağınızda et/kurubaklagil, süt ve süt ürünleri, meyve- sebzeler ve tahıllar belirli ölçülerde olsun.

 

  1. Mevsimine uygun taze sebze meyve tercih edin.
  2. Haftada 2 gün balık tüketin.
  3. Bağışıklık sisteminizin tam olarak görevini yerine getirebilmesi için proteine ihtiyacı vardır. Et yemediğiniz günlerde mutlaka kurubaklagil tüketin.
  4. Doğal probiyotik kaynakları olan yoğurt ve kefire beslenmenizde yer verin.
  5. Et pişirirken iç kısmının tam piştiğinden emin olun. Az pişmiş et ve et ürünleri tüketmeyin.
  6. İhtiyacınıza göre ortalama olarak günde 2 – 2,5 litre su tüketin.
  7. Yemeklerinizi zeytinyağı ile pişirin. Kızartma ve kavurmalardan uzak durun.

Korona virüs sürecinde özellikle uzak durmanız gereken yiyecekler:

  • Kan şekerinizi hızla yükselten şekerli yiyecek ve içecekler
  • Beyaz ekmek de dahil olmak üzere hamur işleri
  • Pastırma, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri
  • Hazır soslar, cipsler,patlamış mısır gibi çok tuzlu ürünler
  • Alkollü içecekler

 

Korona virüs sürecinde sağlıklı ve dengeli beslenme adımlarına uyarak, düzenli uyuyarak ve fiziksel aktivite düzeyimizi arttırarak vücudumuzun askerleri olan bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Alınan tüm tedbirlere uyarak koronavirüsün yıkıcı etkilerini en az düzeye çekebiliriz. Unutmayın sağlıklı bir hayat vücudunuzun askerleri olan bağışıklık sisteminizin güçlü olmasına ve aldığınız tedbirlere bağlı.

Ödem Nedir? Nasıl Ödem Atılır?

Ödem Nedir? Nasıl Ödem Atılır?

Atılmayan fazla sıvının dokularda birikmesiyle oluşan şişliğe ödem denir. Ödemin olması suyun vücutta fazla olduğunu değil aksine eksik kaldığını gösterir, bu yüzden vücut suyu atmak yerine depolar. Ödem en çok kollarda, ellerde, bacak ve ayaklarda görülür. Vücutta ödem olması kilo alındığı anlamına gelmez. Peki nelerden etkileniyoruz da ödem tutuyoruz? Yolculuğa çıkmak bu durumu tetiklemekte, ayrıca basit karbonhidrat tüketimi de vücudumuzun su tutmasına sebep oluyor. Yemeklerin ardından yenilen tatlılar, bisküvi, çikolata gibi tüketilen paketli gıdalar vücudumuzda su tutmaktadır. Çay kahve tüketmeyi seven bir toplum olduğumuz için, bunlara eklenen şeker ve tatlandırıcılar da ödem yapabiliyor. Fazla tuz tüketimi de bunlara dahil, 1 gram tuzun vücudumuzda 200 ml yani bir su bardağı kadar su tuttuğunu biliyor muydunuz? Türkiye’deki tuz tüketim miktarı olması gerekenin 4 katı, yani günlük tuz tüketimimiz en fazla 6 gram olması gerekirken Türkiye’de 20 gram gibi yüksek bir sayıya ulaşmıştır. Şişkinlik hissedilen dönemlerde tuz kısıtlaması yapılmalıdır. Salamura, turşu, konserve ürünler de tuz oranı yüksek olduğundan vücudumuzda aynı etkiyi göstermektedir. Ayran, soda, asitli içeceklerden uzaklaşıp su ve bitki çaylarına yönelmek şişkinliğin giderilmesini sağlayacaktır. Kiraz sapı, maydanoz, mısır püskülü gibi bitkiler bu konuda ölçülü tüketilmesi şartıyla fayda sağlayabilmektedir, günde en fazla iki fincan tüketilmeli, miktarına dikkat edilmezse çok fazla idrara çıkaracağı için sağlıklı olmayacaktır. Ananas; içeriğindeki bromelain sayesinde ödem atmayı sağlamaktadır ancak bu noktada yine ölçülü tüketime dikkat edilmelidir, bir dilim ananas (100g) yeterli olacaktır. Beslenme haricinde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar ise fiziksel aktivite ve uyku düzenidir. Fiziksel aktivite arttırılmalıdır, egzersiz hayata dahil edilmelidir. Günde 7 saatlik uyku idealdir, her gün aynı saatte yatıp kalkılmalıdır. Saat 11-12 arası uyuyup sabah 7 gibi uyanmak vücudu daha dinç tutacaktır.

OLAN OLDU!

OLAN OLDU!

İkinci dalga geldi gelecek derken, kapımızın önüne çöreklendi!

Pik yaptı, tavan yaptı, coştukca coştu, dalga olarak kalmakla da yetinmeyip tsunami etkisiyle silip süpürmeye başladı Covid-19.

Şu anda dünyada koronanın hışmına uğramayan ülke kalmadı.

İkinci dalga dedikleri bu seyir, beklenilenden daha mı yükseklerde ilerliyor yoksa tam da olması tahmin edildiği gibi mi, bunu bilemiyoruz.

Buna, yani işin gerçek boyutuna vakıf olan kesim yetkililer. Biz sadece onların dilinden çıkanları biliyor, inanıyor ve “yapın- yapmayın” denilen talimatları uyguluyoruz vatandaşlar olarak…ya da uygulamaya çalışıyoruz!

Ancak şunun farkındayız ki, “Covid- 19 pozitif” haberlerini artık en yakınlarımızdan ve sıkça almaya başladık.

Yetkililerin bu illet için birkaç ay öncesinden yaptıkları “ekim-kasım ve aralık ayları çok önemli. Çünkü tırmanışa geçecek ” açıklamalarının gerçekliğiyle yüzleşiyoruz yaşadığımız bu günlerde.

Düne kadar ciddiye almayanların, “bize birşey olmaz” diyenlerin bile işin ciddiyetini anladığı zaman dilimindeyiz.

Velhasıl; tadımız yok, keyfimiz hiç yok. Kapana kısılmış gibiyiz!

Yapılan açıklamalara göre umut aylarımız tahmini olarak mayıs yahut haziran…Bu ihtimali duymak bile güzel olsa da o vakte kadar zamanımızı nasıl ve ne şekilde geçireceğimiz düşüncesindeyiz pek çoğumuz.

Bu köşeden sizlere pandemi sürecine dair çok şeyler yazdım, söyledim şimdiye kadar…

Umarım gün gelir koronanın bittiğine ve özgürlüklerimize yeniden, eskiden olduğu gibi kavuştuğumuza dair yazacağım o aydınlık  gün de bir an önce gelir. Zira, hiçbir köşe yazarı böylesine iç karartıcı yazılar yazmak istemeyeceği gibi, hiç bir uzman ya da yetkili de insanların canını almaya yeltenen bu virüsün varlığı hakkında konuşmak istemez.

Maske- mesafe – hijyen kurallarını kulak ardı etmeden yaşamlarınızı sürdürmeniz dileğimle.

Esen kalın.

 

10 Kasım’ın Ardından

10 Kasım’ın Ardından

Bu yıl 10 Kasım Amerika’da ki başkanlık seçimleri ile aynı zamana denk geldi.

Şöyle bir an düşündük, Atatürk özellikle Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonraki ilk 10 yıl içinde neler yapmıştı.

Sovyet Rusya’sında ve Avrupa ile ilişkilerimizi dengede tutmayı başarmıştı.

Libya’nın ve Afganistan’ın önemini süper güçlerden çok önce anlamıştı.

Yaptığı devrimler zaman zaman tepki alsada sazla taviz vermemişti.

Ayrıca Kemalizm’i uygulamak ve doktrin haline getirmek isteyenlerin baskılarına da direnmişti.

Bir ara Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na “donar kalırız çocuk” demişti.

Atatürk’ün ölümünden sonra en büyük düşmanlar bile onun devrimci karakterini övmüştü.

Yunan Başbakanı Venizelos devrimcilerimiz için bu kadar köklü değişiklik pek seyrek gerçekleşir demişti.

Sovyet gazetelerinin de “örneksiz devlet adamı” olarak tarif edilmişti.

Uluslararası kadınlar birliği delegesi prenses Alexsandra “Türk kadınlarına hak vererek ve yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek batıya ders vermiştir” demişti.

Aslında her devlet adamının ölümünden sonra onu öven sözcüklere rastlarız.

Atatürk’ün ölümünden sonra ise özellikle yabancı çevrelerde Atatürk’ün devrimci karakterinin ön plana çıkarıldığını görüyoruz.

Atatürk yakın çevresinin telkinlerine kapılmamış ve kemalizmi bir doktrin haline getirmekten kaçınmıştır.

Atatürk bu gün uygulanan politikalara baksa ve liderleri incelese ne derdi acaba.

Yıllar önce Irak’ın işgali projesinde eşbaşkanlık rüyası ile Amerika’yı cesaretlendiren sayın Erdoğan’ı eleştirirdi.

Amerika güdümündeki FETÖ ve YPG ile aynı fotoğrafta yer alan Kemal Kılıçdaroğlu’nu hiç affetmezdi.

Amerika’ya her zaman Rusya’ya ise gerektiği an mesafe koymaktan çekinmeyen Devlet Bahçe’liyi ise tebrik ederdi.

Günün sözü,

Beşik sallayan eller, gün gelir dünyayı sallar

“a.p.vires”

 

DOĞRULAR YANLIŞA ACI GELİR VE ŞİİR’İM

DOĞRULAR YANLIŞA ACI GELİR VE ŞİİR’İM

Bir bakan şimdiye kadar hiç görülmemiş şekilde sağlık sorunum var diyerek sosyal medya hesabından istifasını veriyor ve bir gün geçiyor, bu istifa adına af denilerek görevini bıraka bilir denilip görev ataması yapılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti geleneğinde yeni geleneklerde yerini alıyor. İlgili konu ise, nedeni belirsizliklerle dolu kapalı kutu gibi görünse de, zaman gösterecek neler olacağını göreceğiz. İşin içinde başka işler varsa, asıl gerçek ne? Şunu görelim, sağlıkta, özellikle Cavit komplosu ile ilgili konularda ve korku panda-misinde dönüşen sürecin geçmişinde var olan ekonomi sıkıntılar üzerinde oluşturduğu olumsuz baskı kabusa dönüştü. Bilim adamları dahi doğrulardan söz etmeye korkuyor veya utanıyorlar ‘mı bilmiyorum.

Yerli ve milli beyinler ürettiği çözümlere standartlara uymuyor denilerek ilgili yetkililer nezdinde kabul görmüyor. Dar gelirli vatandaş ve sağlıkta kahramanca görev yapan insanlar ölmeye devam ediyor. Grip vak’aları dahi artık adeta Cavit’le etiketlenmeye başlandı ve ekonomi, gıda konusunda, bilim, teknoloji, aile, eğitimde, adalet, sosyal dengeler ve benzer durum hiç iç açıcı değil. Yolsuzlukla mücadelede ve işin ehline verilmesinde sınıfta kalındı. Medya ve STK’lar fikir bayan edemez hale geldiler. İstanbul’da olacak bir deprem insanların korkulu rüyası haline geldi. Makyaj üstüne makyaj sunumları halk kesimlerinde inandırıcı bulunmuyor. Her geçen gün kaygı artıyor. Sualde çözüm mukadderat cevabı deniliyor.

Ülkeyi yöneten siyasi iktidar ve ortakları yanlışlar üzerini kapatarak bir yere varılmaz doğruları yapılmasında ortak akılla acil tedbirler alınması ve topluma gerçekleri söylenip içte güvenin sağlanması gerekir. Bu siyasetin, bürokrasinin, medyanın ve ilgili tüm kurumlar ile bunu başarmanın çok kolay olmayacaktır. Bu konularda eğer güven tazelenmez ise, yarın insanlar daha önce doğru olanlar konularda kuşkuya kapılacaklar. Troller üzerinden, eklemlenmiş Medya’nın kiralık kalemleri üzerinden kitlelerin uzun süre, halkla ilişkiler yöntemleri ve toplum mühendisliği taktikleri ile güdülenmesi mümkün olacaktır.

Yanlışlar doğru olmaz neresinden dönülürse kardır. Doğrular yanlışa acı gelir. Olanlar dikkate alınmazsa bunun faturası çok daha ağır ve acı olur. Bakın ekonomide söylenenle gerçek arasında ne kadar fark varsa, diğer birçok konuda da durum çok farklı değil. Kol kırılıp yen içinde kalırsa kol ya kangren olur, ya çolak kalır. Gerçek herkes için en iyi olandır. Bir şey gerçek değilse politika ve bilim kılıfına da sarılsa bir şey değişmez. Gerçeğin her şart altında bir gün, bir şekilde ortaya çıkma gibi bir huyu var doğrular yanlış olmaz.
DOĞRULAR OLMAZ YANLIŞ
Yanlışlara desen doğru
Doğrular olmaz yanlış.
Üzerine örtsen örtüsünü
Doğrular olmaz yanlış.
*
İnsansan yaratana kulsun
Makamın cihanda hükmün
Yanlışına doğru dersin
Doğrula olmaz yanlış.
*
Yalanla halkı uyutursun
Tepeleme yükün tutarsın
Dünya varlığınla övünürsün
Haramın helalı olmaz.
*
Geçmişin özünde yok
Bulduğun nerden ayyuk
Bilirsin haramın çok
Doğrular olmaz yanlış.
*
Olanları sağır duyar
Aklınla dalga geçer
Edepsiz inkâr eder
Haramına doğru derler.
*
Ne söylesen utanmazlar
Yataklarda tok yatmazlar
Zihinleri doğruyu bilmezler
Yolsuzluklar olmaz doğru.
*
Yiyin beyler zehirlenin
Haramları helal deyin
Size’ de kalmaz bilin
Doğrular olmaz yanlış.
Y.T:09.08.2018

ON KASIM ATATÜRK’ÜN ÖNEMLİ SÖZLERİ VE ŞİİR’İM

ON KASIM ATATÜRK’ÜN ÖNEMLİ SÖZLERİ VE ŞİİR’İM

Mustafa Kemal Atatürk dünyada sayılan önemli liderlerden biri ve Türk milletinin önderi olması ve tarihe önemli yön vermiş bir şahsiyettir. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve lideridir. Atatürk’ten önemli sözler. Türk gençliği için her zaman önemle zihinlerde hatırlanması geleceğe ışık olmasıyla değer bulur. Bu önemli sözlerinden bir kısmını hatırlatmak rahmet ve saygıyla anarak. Ruhu şad mekânı cennet olsun.
*Hayatta en hakiki mürşit doğru olan ilimdir.
*Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
*Hayatı ve özgürlüğü için ölümü göze alan; millet yenilmez.
*Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak savaşlar elde etse de! O zaferlerin, kalıcı olması sonuçlar vermez! Ancak eğitim ordusuyla mümkündür.
*Vatana ihanetin nedeni olmaz! Er veya geç bedeli ödenir.
*Bir milletin ahlak değeri o milletin yükselmesini sağlar ve millet zenginliğiyle değil ahlaki değeriyle ölçülür.

ON KASIM’DA DUA SANADIR ATAM
Dünyada duyuldu ölüm haberin,
On kasımda matem sanadır! Atam.
Kara bulut indi ülkem başına,
On kasımda gözyaşı sanadır! Atam.
*
Bir ateş düştü Türkün bağrına,
Sen gidince öksüz kaldı vatanda,
Doğu, Batı, Kuzey, Güneyi adınla,
On kasımda matem sanadır. Atam!
*
Senle başlayan hizmetin yarım kaldı,
İlim, fen sanat senle yükseldi,
Mutlu millet sözün çök arzulandı,
On kasımla milletin ışığı söndü, Atam!
*
Bu millet gönül sevdasını kaybetti,
Yüzü hoş uzakları gören liderdi,
Her on kasımda boğazım düğümlendi,
On kasımda milletin duası sanadır. Atam!
Y.T: 22/ 08 / 2019:

DEPREM VE TUSUNAMİ YAKINIMIZDA

DEPREM VE TUSUNAMİ YAKINIMIZDA

Ekim ayı sonunda yaşadığımız İzmir depremi geçmişteki Marmara depremini hatırlattı.

Tekrar tekrar Bursa ve Gemlik faylarını düşünmeye başladık.

Depremin yıktığı Bayraklı beldesinin geçmişte bamya tarlası olduğunu öğrendik.

Bursalı  uzmanlar Kestel, Gürsu ve M.Kemal Paşa’nın da Bayraklı’dan farksız olduğunu söylediler.

Her zaman olduğu gibi deprem öncesi çalışmalarda sınıfta kaldılar.

Deprem sonrasında ise çok çalışkandık ve fedakardık.

Aslında bu tabloyu tersine çevirmeliyiz ve deprem öncesi çalışmalara hız vermeliyiz.

Uzmanlar insan kimliği gibi her binanın bir kimliği olması gerektiğini söylüyorlar.

Planı kim çizmiş, inşaatı kim yapmış ve zemin etüdü nerede yapılmıştır.

İşte tam bu değerlerin bina kimliğine işlenmesini istiyorlar.

Bursa’nın Altıparmak, Çarşamba ve Yıldırım bölgelerinin çok riskli olduğunu söylüyorlar.

Tsunami konusunda ise Mudanya ve Gemlik’in çok riskli olduğunu ifade ediyorlar.

Bu açıklamalardan, yağmur ve rüzgar sonrasında Gemlik’te ki bankalar caddesinde biriken suları hatırladık.

İş dönüp dolaşıp, kentsel dönüşüme geliyor.

Artık Gemlik’te belediye ve TOKİ ortaklığı ile büyük dönüşüm yapma dönemi gelmiştir.

Gemlik’te sadece depreme değil, tsunamiye de hazır olmalıyız.

Malımızın kıymetine ve kârımızın büyüklüğüne bakmadan, Gemlik halkı olarak binalarımızın sağlık durumunu yetkililere bildirmeliyiz.

Dönüşümü ihmal ettiğimiz takdirde, yaşanacak bir deprem ve tsunami nedneiyle kaybımızın çok daha büyük olacağını kabul etmeliyiz.

Hatta can kaybına bile uğrayacağımızı düşünmeliyiz.

Kentsel dönüşümlerde devlet kadar bireyin cesaretine ve fedakarlığına da ihtiyaç vardır.

 

Günün sözü,

Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.

“S.M.Pover”

HİPERTANSİYONDA BESLENME

HİPERTANSİYONDA BESLENME

Büyük tansiyon olarak bilinen sistolik tansiyon değerinin 120 mmHg’den fazla olması, küçük tansiyon olarak bilinen diyastolik tansiyonun 80 mmHg’den fazla olması Hipertansiyon (yüksek tansiyon) olarak tanımlanır. Hipertansiyona genetik etmenler, aşırı tuz tüketimi, obezite-insülin direnci, hareketsiz yaşam, stres gibi birçok faktör sebep olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda obez bireylerin hipertansiyon olma riski obez olmayanlara göre üç kat daha fazla olduğuna ulaşılmıştır.

DASH (Dietary Approaches to Stop Hypertension) diyeti hipertansiyonu önlemek için geliştirilmiş bir diyettir. Bu diyetteki amaç beslenmedeki yağ miktarını ve tuz tüketimini azaltmaktır.

DASH beslenme planını sebze,meyveler, tam tahıl ürünleri, balık ve tavuk, sert kabuklu kuruyemişler, kurubaklagiller ve düşük yağlı süt ve ürünleri oluşturmaktadır.

Sodyum, şeker, şekerli içecekler, kırmızı et ve yağ tüketimi ise sınırlandırılmalıdır. DASH diyeti bu yönüyle Akdeniz diyetine benzerlik göstererek kolon kanseri riskini azaltmaktadır.

DASH diyetinde günlük sodyum (tuz) alımı 4-6 g arasında tutulmalıdır. Yemekler tuz konulmadan pişirilmeli, ekmeklerin az tuzlu olmasına dikkat edilmelidir. Yemeklere tuzun eksikliğini gidermek için nane, kekik, dereotu, maydanoz, limon suyu, soğan gibi besinler eklenebilir.

Diyette doymuş yağ asitlerinden zengin olan tereyağ, iç yağı, katı margarinler kullanmak yerine zeytinyağı ve bitkisel sıvı yağlar tercih edilmelidir. Yemeklerde roka, tere, taze soğan, maydanoz gibi yeşilliklere yer verilmelidir. Hazır alınan yiyeceklerin etiketleri okunarak günlük sodyum gereksiniminin %5 ve daha azını içerenler tercih edilmelidir.

DASH diyeti fiziksel aktivite ile desteklenirse hipertansiyonu kontrol altına almada daha etkili olacaktır. Sağlıklı bir beslenme düzeni ve egzersizle uygun bir sürede normal ağırlığa ulaşıldığı zaman kan basıncında da düzelme görülebilir.

“EKONOMİ”

“EKONOMİ”

 

Oxford Economics son raporunda Türkiye’ ye yer vermiş.

Durun, hemen heyecan yapmayın! Zira bu yer veriş iyi yönde değil!

 

Her ne kadar gerçek olmasını dilemesem de dilemesek de gerçek gerçektir, değişmez;

 

Dünyanın en büyük ekonomik tahminlerini yapan Oxford Economics, 17 ülke arasından yaptığı analizler sonucu Türkiye’ yi 5. kırılgan ülke olarak değerlendirmiş.

 

Elbette bunu fal açarak yapmadığı kesin!

 

Zira bu tarz puanlama için bir ülkenin fonlamasından tutun da borçlanma durumuna, cari işlemlerine, finans hesaplarına, rezervlerine, ödemeler dengesine, vs vs. iğneden ipliğe tüm verilerine bakılır.

Sizin anlayacağınız,  “bu ülke fonlama konusunda en savunmasız yükselen piyasa ekonomileri arasındadır ” demeleri için pek çok ciddi mali veri notunun göz önüne alınması gerekmektedir.

 

Oxford Economics kuruluşu da bunu yapmış işte…

 

17 ülke ve biz 5. sıradayız.

 

Merak edenler için ilk 4 ülkeyi hemen söyleyeyim;

Güney Afrika,

Brezilya,

Meksika,

Hindistan.

 

Ve emin olun 17 ülke içinde yıllardır sözüm ona ekonomik krizle boğuşan Yunanistan yok bile!

 

Düşünün ki o derece kırılgan bir noktadayız, ülke mali verileri olarak…

 

Eylül ayındaki Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye raporundaki uyarıdan bahsetmiyorum bile!

 

Bir yandan “en kırılgan 5 ülkeden biri” ünvanını  almışken, diğer yandan gelen mali uyarının üstüne dün gece Merkez Bankası Başkanının görevden alınması sanıyorum tüm uyarı ve veriler sonucu açıklanan kırılganlığı doğruluyor!

 

Bunların dışında içeriye dönüp baktığımızda, yani halk ayağına göz attığımızda, içerideki ekonomik durumun ve mali zorlanmaların sebebini anlamak zor olmasa gerek!

 

Halk dilinde yaz derseniz şayet;  bildiğiniz düpe düz fakirleşiyoruz…

 

Her geçen gün, süratle!

 

Düşen alım gücümüz her geçen gün daha da zorluyor bizleri…

 

Artan pahalılık karşısında eriyen gelirlerimizin dengesini kurmakta zorlanıyoruz halk olarak.

 

Ne kadar, nereye kadar ve neye göğüs gereceğimizi bilemeden, her ay başında kalemi kağıdı elimize alıp daha ince bütçe hesaplarına giriyoruz  her yeni ayla birlikte!

 

Halkın bel kemiğine kadar hissettiği ekonomik kriz üstüne bir de pandemi krizi eklenince büsbütün çıkmaza giriyoruz!

 

Umarım ve dilerim insanlara bir parça nefes aldıracak mali önlemler alınır da böylece kararan yüzler biraz olsun aydınlanır.

 

Esen kalın.