Köşe Yazıları

1900′ ler mi? – 2000′ ler mi?

1900′ ler mi? – 2000′ ler mi?

 

 

1900′ lü yıllar…

Birinci Dünya Savaşı,

İspanyol gribi,

Amerikan borsasının çöküşü,

Nazi iktidarı,

İkinci Dünya Savaşı,

Kore Savaşı,

Vietnam Savaşı…

 

Neredeyse 75 yılı içeren dönemde, dünya üzerinde ölen insan sayısı 65 milyona yakın.

 

Bunların arasında İspanyol gribi yani pandemi dönemi ve Amerikan borsasının çöküşü ile başlayan yıllar hariç, geriye kalan yıllar “katliam dolu” diyebiliriz.

 

Amerikan borsası ne alâka diyecek olursanız hemen söyleyeyim; bu, sıradan, öyle böyle bir çöküş olmaktan öte, dünyanın ekonomik buhran yaşamasına kapı açan bir çöküştü. Beraberinde açlığı, yokluğu, kıtlığı ve işsizliği getirdiği…

 

Diğer dönemsel felaketler ise yoksulluk ve kıtlıkla kalmayıp korku, barınma ihtiyacı, sefalet, gözyaşı, kayıplar, zorbalık, vahşet ve hüzün içinde, kara bulutlar altında geçen yıllardı.

 

Kimseden kimseye fayda olmayan, çaresizlik kıvranışlarıyla dolu yıllar …

 

Henüz biri bitmeden veya bitmeye yüz tutmuşken bir diğerinin kapıya dayandığı yıllar…

 

Bütün bunları neden yazdığıma gelince;

 

Teknoloji yok,

“Kap-getir!, al-getir!, iste-getir!” gibi telefonun ucuna bakan taleplerinize karşılık bulma şansınız yok,

Tek tuşla yapacağınız aramalarla sair ihtiyaçlarınızı giderme şansınız da yok!

“Hangi ara, nerede, ne zaman, durum nedir?” sorularının cevabını hemen alabileceğiniz interaktif bağlantı kanallarınız da yok.

 

Velhasıl; bu günle  kıyaslandığında o dönemin acıları daha şiddetli olduğu  gibi, günümüzde sahip olduğumuz hiçbir teknolojik, yaşamsal ve sosyal kolaylık, rahatlık ve konfor da yok o dönemlerde.

 

Diyeceğim o ki; o yıllardan daha kötü olamaz yaşadığımız pandemili günler.

 

Hepi topu maskenizi takacaksınız, mesafeye ve hijyen kurallarına dikkat edeceksiniz…

 

Kimse sizden, bizden “atomu parçala” talebinde bulunmazken, bizler de bir zahmet düğün, dernek,  komşu gezmesi, taziye, hasta ziyareti, açılış, gece eğlencesi ve sair buluşmaları yapmayıverelim lütfen!

 

Emin olun, bunları yapmak ya da yapmamak çok zor değil. En azından 1900′ lü yıllarda yaşananların yanında her biri toz zerresi kadar kalıyor!

 

Sizce de öyle değil mi?

 

Esen kalın.

KABIZLIK NEDİR? NASIL GEÇER?

KABIZLIK NEDİR? NASIL GEÇER?

Bağırsak hareketlerinin azalmasıyla birlikte tuvalete çıkma sıklığının azalması, 3 günden fazla tuvalete çıkamamak kabızlık olarak adlandırılır. Stresli bir hayat, katı gıdalarla beslenmek, gün içerisinde yeterince sıvı tüketmemek ve tuvalet ihtiyacını sürekli ertelemek kabızlığa neden olabilir. Kabızlık problemi başlamışsa ve hemen çözülmezse kronikleşebilir.

Peki kabızlık problemi nasıl önlenebilir?

1- Su tüketiminin artmasıyla birlikte bağırsak hareketlerini hızlanacaktır. Kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama olarak kadınlarda 2 litre, erkeklerde 3 litre kadar tüketilmelidir. Günlük su ihtiyacı 35 x vücut ağırlığı (kg) olarak hesaplanabilir.

2- Karbonhidrat içeren besinlerin tüketimi azaltılmalıdır. Bu tür besinler gluten içerir, bağırsaklarda şişerek bağırsakların suyunu içine çeker ve hareketlerini yavaşlatır. Börek, ekmek, bulgur gibi besinler barsak hareketlerini yavaşlatmaktadır.

3- Lifli besinlerin tüketimi arttırılmalıdır. Sağlıklı bir bireyin günde alması gereken diyet lifi 25 gramdır. Lifli besinlere kuru erik, kuru kayısı, buğday kepeği, keten tohumu, marul, lahana, taze meyveler örnek verilebilir. Bu tür besinlerin bağırsak hareketlerini hızlandırarak dışkılamayı arttırdığı kanıtlanmıştır. Ancak tüketim sıklıklarına dikkat edilmelidir.

4- Çay ve kahve tüketimi azaltılmalıdır. Bu içecekler vücuttaki suyu attığı için bağırsaklardaki su azalmış olur ve kabızlık oluşabilir.

5- Probiyotik besinler beslenmeye eklenmelidir. Yanlış beslenmeyle birlikte bağırsaklarda sindirime yardımcı olan bifidobakteriler öldürülmüş olur ve bağırsaklar yavaşlar. Probiyotik mikroorganizmalar sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olacaktır ancak doktor kontrolünde tüketilmelidir.

6- Her gün mutlaka yürüyüş yapılmalıdır. Hareket etmek metabolizmayı hızlandıracağı için bağırsakların çalışmasına yardımcı olacaktır. Beslenmenin düzenlenmesi, yeterli su tüketimi ve yürüyüş ile birlikte kabızlık sorunu ortadan kalkacaktır.

AB ÜLKELERİNDE ÜLKÜCÜ DERNEKLERE GETİRİLEN YASAK VE ŞİİR’İM

AB ÜLKELERİNDE ÜLKÜCÜ DERNEKLERE GETİRİLEN YASAK VE ŞİİR’İM

Avrupa’da başta. Fransa sonra. Almanya’da ülkücü hareketin her türlü faaliyetini takip için yasa tasarısı getiriyor. Almanya ülkesinde ülkücü hareketi, faaliyetlerini, sembollerini ve kuruluşlarını yasaklamak için harekete geçti. ‘Grauen Wölfe-Gri Kurtlar’ olarak adlandırdıkları Almanya’daki ülkücülere yasakla ilgili, Alman Federal Meclisi’nde görüşmeler yapılmış.

 

Yasakla ilgili önerinin altında Başbakan Merkel’in partisi CDU, Yeşiller ve FDP’nin imzası var. Sol Parti’nin de tasarıya destek vereceği kesin gibi. Fransa’nın bu yöndeki kararının Almanya için örnek olduğu belirtiliyor. Tasarı, üç partinin Meclis Grup Başkanları Ralph Brinkhaus (52), Rolf Mützenisch (61) ve Christian Lindner (41) tarafından hazırlanan iddialar. Avrupa’daki ve uluslararası alandaki partnerlerimizle birlikte “Ülkücü hareketin” Avrupa’daki etkisini azaltmak için gerekli tüm önlemleri almak anlamında derler.

 

Ülkücü hareketinin özellikle Almanya’daki faaliyetlerini sürekli ve yakından takip eden, Almanya’da, Yeşiller partisinde millet vekili olan. Cem Özdemir;İddiada bulunan sözde Ülkücüler, ırkçı milliyetçidir. Türklerin üstün ırk olduğuna ve aşırılık yanlılarını yasaklamak istiyoruz söylemlerle suçlamalar yaparak; bunlar ülkücüleri herhalde, Avrupa sömürü faşizmine, Nazilere benzetmişler, tarihe bir baksınlar kendilerini tarif etmişler.

 

Türk Milliyetçileri. Ülkücüler tek partili dönemde ve 12 Eylül’de büyük bir kıyım yaşadılar. Yok olmasın diye vücutlarını siper ettikleri devletinin hışmına uğradılar. İşkence hanelerde, hapislerde, idam hücrelerinde çok ağır bedeller ödediler. Şuan itibaren uluslar arası boyuta gizli bir el insanlık adına çirkef iftiralarla ülkücülere uluslar arası boyutta iftira çamurları atarak yükselme ve Türk dünyasını ve insanlık alemini uyandırma yönetme imkanlarına sahip olan ülkücüleri prangalara sarmak ve iftiralar atarak dünya görüşlerinin silmek isterler.

 

İlginç tesadüf, ülkücü hareket bu defa da kendi içinden taraf olduğu partiler içinden çeşitli oyunlar, tezgâhlar, çekişmesiyle engellenerek, iktidar giden yol talebinden uzaklaştırılmak isteniyor. Bu çirkin faaliyetler hem ülke içinde, Türk milletini köle gören gizli “BOP cular “ dış işbirlikçilerle faaliyet içinde sürdürülür gibi görünüyor. Fakat Avrupa Türk Federasyon Ülkücü Dernekleri gizli planlar içinde kapatma kadar varan sebepler oluşturuyorlar; bunlar malum zatlardır. Bunlar aynı zamanda Türkün vatansever evlatlarının sinsi düşmanlarıdır.

 

Ülkücü hareketin sözde önderleri bu tezgâhları görün ve daha fazla sempati olan taraftarlarınızı üzmeyin birlikte uzlaşın. Bu vahşi düzende, birlik olursanız dik olursunuz ülkemize zeval gelmeden ülkemizi yönetesiniz, Peygamber yolunda ve Cumhuriyeti kuran. “Atam Mustafa Kemal Atatürk” Başbuğ Alparslan Türkeş idealleri yolunda yürüyün ki, İlimde cağlara cağ katasınız. Ne mutlu Türküm diye haykırasınız. Sağlıcakla kalın yarınlar bizim olsun diyesiniz…

SELAM GETİRDİM TÜRK YURDUM SANA

Selam getirdim sevdalı yüreklerden,

Kafkas kartalı şeyh Şamilinden,

Kerkük’te hürriyet sevdalı candan,

Sibirya sürgünü Tatar kızından,

Selam getirdim selem, Türk kızım sana.

*

Türkistan Çeçen ya nice diyarlardan,

Şahadet şerbeti içen kardeşlerinden,

Yemen güllerinden sına çölünden,

Sarıkamış şehitleri buzlu yüreğinden,

Selam getirdim Türk yurdum sana.

*

Çanakkale’de barut kokan siperinden,

Uğrunda şehit düşen diyarlardan,

Bedirden, İstanbul Fatihinden, Atatürk’ten,

Öksüz boynu bükük kardeşlerinden,

Selam getirdim şanlı Türk tarihinden.

*

Bosna da katledilen şehitlerin kızlarından,

Bulgaristan Türkün sevdalı yüreklerinden,

Batı Trakya’dan, Şehit Ahmetlerden,

Doğu Türkistan Türkün feryadından,

Selam getirdim Türk yurdum sana.

Y.T: 23.20.1992

Ümit ÖZDAĞ ve Bülent ARINÇ’ın Çıkışları

Ümit ÖZDAĞ ve Bülent ARINÇ’ın Çıkışları

Son günlerde önce İYİ Parti kurucularından Ümit ÖZDAĞ’ın, ardından da AKP kurucularından Bülent ARINÇ’ın yaptığı açıklamalar gündemde ilk sırayı aldı. Pek riskli işlere girmez görüntüsü veren İmit ÖZDAĞ’ın İYİ Parti ile FETÖ ilişkisi konusunda yaptığı açıklamalar siyasi kamuoyunu şoke etti. Ardından CHP, İYİ Parti, Saadet ve HDP arasında yapıldığı iddia edilen anayasa görüşmelerinin gündeme gelmesi ikinci bir şok yarattı. Bu çalışmalara yok diyen sayın AKşener’i zor durumda bıraktı. Ekranlarda elinde belge ve bilgilere dayanarak açıklamalar yapan Ümit ÖZDAĞ kamuoyunda bazılarınca inandırıcı bulundu.

Ve Ümit ÖZDAĞ tarafından yapılan açıklamalar sayın Akşeneri siyaseten sıkıştırdı. İşte tam bu sırada Alaaddin ÇAKICI tarafından Kılıçdaroğlu’na bir tehdit geldi.  Bu tehdit hem gündemi değiştirdi hem de m,llet ittifakının nefes almasını sağladı. Ardından siyaset sahnesiine Bülent ARINÇ çıktı.  Yargıdaki uzun tutukluluk uygulamasını eleştirirken Selahattin Demirtaş’ı örnek göstermesi uygun örnek olmadı. Ayrıca Demirtaşın yazdığı kitabıı övmesi ve herkese tavsiye etmesi devletin terörle mücadele felsefesine uygun düşmedi.  Arınç’ın beklenmeyen bu çıkışı Cumhurbaşkanı Erdoğanı dakızdırmışa benziyor.

Aslında her iki ittifak cephesine bakınca her iki ittifak üyelerinin birbirlerine olan bağlılıklarının çıkarlara endeksli olduğunu görüyoruz. İYİ Partinin milliyetçi parti mi, merkez parti mi, yoksa bir proje partisi mi olup olmadığını henüz anlayamadık. Cumhurbaşkanının İYİ Partiyi  yerli ve milli parti olarak tanımlası da kafaları netleştirmedi.  CHP de ise Muharrem İNCEE ve Mustafa SARIGÜL oyları bölecek mi yoksa sadece söylemde mi kalacaklar. Gelişmeleri dikkatle izliyoruz. AKP de ise Erdoğanın dışında mevcut sistemi yürütecek lider karakterli bir kadro göremiyoruz. Erdoğana Beştepede kadrolaşma yerine devlette kdarolaşma öneririz. Nitekim Naci AĞBAL’ın Beştepede görevli iken Merkez Bankasının başına getirilmesi doğru bir tercih olmuştur.

Günün Sözü

Söz ola kestire başı

Söz ola kese savaşı

Yunus EMRE

 

Buruk Öğretmenler Günü

Buruk Öğretmenler Günü

2020 yılındaki öğretmenler günü salgının en yoğun dönemine denk geldi. İşte bu yüzden okullardaki eğitim ağır aksak devam ediyor. Zaman zaman uzaktan eğitime bazen de yüzyüze eğitime karar veriyoruz. Geneşde bu günlerde öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal haklarını dile getirirdik. Ama bu sene belki de yüzyılda bir ortaya çıkan çok şiddetli bir salgınla uğraşıp duruyoruz.  Bu salgın ekonomiki hayatı durdurdu. Okıullarımızın kapanmasına sebep oldu. Siyaseti ve siyasetçileri de yıprattı. Ülkeleri de yönetenleri de hırpaladı.

Ama korona salgınında en üst plana çıkan sektör sağlık sektörü oldu. İkinci sektör ise eğitim sektörü oldu. Öğretmenlerimiz mesleklerini yapamadı. Öğrencilerimiz ise hem eğitimlerinden hem de arkadaşlarından uzak kaldılar. Milli Eğitim bakanlığı bize göre böyle olağanüstü bir dönem içinde yapılabileceklerinin en iyisini yaptı diyebiliriz. Çünkü salgının şakası yoktu. Bakanlık ders programlarından çok salgının seyri ile boğuştu.

Nitekim bu yaz mevsiminde bu salgını kontrol altına alabiliriz derken sonbaharda yeni bir dalganın içine düştük. Her sektörde olduğu gibi milli eğitimde de mevcut planlar alt üst oldu. Böyle uluslararası salgınlarda eğitim hayatımız ve uygulamaları konusunda polemiklerden uzak durmalıyız. Çocukların eğitimi kadar sağlıklarının da önemli olduğunu hatırlamalıyız. Bu iki önemli unsuru birbirinden ayıramayız. Yapılacak tek şey titizlikle tedbirlere uyup sağlıklı günleri beklemektir. İnşallah bizler de gelecek yıllardaki öğretmenler günlerini ağız tadı ile kutlarız.

Günün Sözü

Bana bir harf öğretenin

Kırk yıl kölesi olurum

Hz Ali

NE YERSEN O MUSUN?

NE YERSEN O MUSUN?

Bağırsaklarında senden habersiz milyonlarca gözle görülmeyecek canlının yaşadığını biliyor musun?  Peki bu canlıların bazılarının seni hasta etmek için savaştığını, geri kalanlarının ise bu zarar veren canlıları yok etmeye çalıştığını? Sen hangisini besliyorsun? Seni hasta edeni mi yoksa iyi olman için çabalayanı mı?

Bağırsağında yaşayan bu iyi ve kötü gözle görülmeyen canlılar, namıdeğer mikroorganizmalar arasında çok hassas bir denge var.  Peki bu hassas terazide dengeyi ne sağlıyor? Tabii ki yediklerimiz. Bizim için iyi olan canlıların (probiyotik bakterilerin) çoğalmasını sağlıklı ve dengeli beslenerek, sağlıklı yaşayarak ve ihtiyaç duyuyorsak takviye kullanarak sağlıyoruz. Her çok yağlı, şekerli, tuzlu işlenmiş ürün yediğimizde ise bizi zayıf düşürüp hasta etmeye çalışan o küçük canavarları besliyoruz.

Milyonlarca mikroorganizma türü var. Bağırsaklarımıza ulaşan bu küçük canlıları ise besinlerden alıyoruz. Örneğin çok şekerli beslenen obez birinin bağırsaklarındaki bakteriler o kişinin beynine şeker istiyorum diye fısıldıyor ve canınız şekerli bir şeyler istemeye başlıyor. Sonra şekerli bir şeyler yiyip anlık olarak rahatlıyorsunuz. Ya sonra? Yediğimiz şeker, şeker isteğimizi uyandıran bakteriden daha çok üremesine sebep oluyor sonrasında ise bu bir kısır döngü haline giriyor. Denge her şeydir. Günlük beslenmenizde probiyotik gıdalara sıklıkla yer vererek ya da diyetisyeninizin/doktorunuzun önerisiyle sizin için uygun probiyotik takviyeyi kullanarak dengenin sizin için yararlı olan bakterilere doğru kaymasına yardımcı olduğunuzda daha güçlü bir bağışıklık sistemi ile daha kaliteli bir yaşam sürebilirsiniz. Sofralarımızda bulunan doğal probiyotiklere; yoğurt, kefir, boza, kımız, şalgam, sofralık zeytin, hardaliye, peynir, enginar, lahana suyu, kombucha bunlara en güzel örneklerdir.

 

SIKINTILI DÖNEM ZOR GEÇİM VE ŞİİR’İM

SIKINTILI DÖNEM ZOR GEÇİM VE ŞİİR’İM

Günümüzün kâbusu ekonomik kriz ile salgının yarattığı hastalanma korkusu arasında sıkışan vatandaşların büyük bir bölümü geçim sıkıntısı içinde çareler bekliyor çaresiz kalıyor.

Salgınla birlikte işsizlik endişesinin arttığı birçok işyerlerinin kapanma kararları ile milyonlarca çalışanın aylık 1100 TL’lik gelire mahkûm olduğu bu dönemde yapılan araştırmalar, halkın yüzde 40’ının maaş almadan 1 ay geçinecek birikime bile sahip olmadığını ortaya koyuyor.

Vatandaşın 1 ay geçinecek birikimi yok. Hangi partiden olursa olsun sonuç aynı. Kriz herkesi vurdu. Hane halkının kredi kartı ve farklı alanlardaki yüksek borçluluk oranı ile yakalandığı ekonomik krizin ardından gelen korona virüs salgınının, vatandaşın bütçesi üzerinde yarattığı tahribat her geçen gün artıyor.

Yeterli birikim yok. Konu hakkında uzmanların araştırmasında, maaş ya da geliri olmadan 1 yıl boyunca geçinemeyeceklerini açıklayanlar üç kişiden iki kişi zor geçim sıkıntısı çekiyor.

Bir başka acı tablo ise vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak noktada olması. Halkın çoğunluğu geliri ile temel ihtiyaçlarını bile karşılayamazken, sadece kira ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayanlar ise yüzde 48.2 olduğu deniliyor.

Böyle bir tabloda ülke yönetenler vatandaşa bankalar yolunu gösteriyor, gidin düşük kredi faydalanın denilerek sözde yardım yapılır görüntüsü veriliyor. Kendileri-de iyi biliyor, olmayan bir şey geriye nasıl ödenecek.

Bu konuda dünyada bizimle aynı değerlerde olan ülkelere bakıldığında dar gelirli, çalışan vatandaşına hibe şeklinde sosyal yardımlar yapılarak zor dönemlerini atlatmaya çalışıyorlar. Ülkemin birçok konuda, başta ekonomisi, siyaset toz duman içinde geçerken çözümler sözde uygulamalar lafta; Olan ülkeni vatandaşına oluyor.

Yine de bu virüse karşı tedbirli olalım. Sağlıklı kalmaya çalışalım. Sabırla bekleyelim.

BU KORONA HASTALIĞI ŞİMDİ

Hastalık çıkarana bakın beyler

Kornodur dediler bunun ismi

Sinsi düşman dost görünür

Bu virüsü salanlar şimdi

*

Telaşı sardı tüm dünyayı

Krallar yazdı bu fermanı

Şaşkın dünya çok insanı

Baş belası hastalık şimdi

*

Çoğunluk gariban insan telaşta

Düzen hançeri oldu revaçta

Deneme tahtası ölen insana

Korona hastalığı bela şimdi

*

Bu virüsle yandı canlar

Feryat, telaş eder insanlar

Kral fırsatçıları kol gezerler

Dünya insanı ağlar şimdi

*

Der Mehmet bağırsan avaz

Yazsan’ da kim bakar biraz

Anlayan okursa anlar biraz

Bu korona hastalığını şimdi

Y.T: 13.03.2020

Dünyanın en büyük ticari anlaşması 15 imza ile gün yüzünde!

Dünyanın en büyük ticari anlaşması 15 imza ile gün yüzünde!

Dünyanın pandeminin kıskacında olduğu bu dönemde aklım,  zamanlama olarak bana ilginç gelen dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşmasının sonuçlarıyla ve sorularıyla meşgul.

Dünya nüfusunun 56 milyonu koronaya yakasını kaptırmışken ve insanlar patır patır ölüyorken,15 ülkenin bir araya gelerek hem Avrupa Birliği’ne hem de A.B.D’ ne ticari olarak meydan okurcasına anlaşmaya varmalarının zamanlaması oldukça enteresan!

Hele ki Covid-19 virüsünün Çin kaynaklı olduğu düşünüldüğünde …Ve dahası, “RCEP anlaşmasının, yani bahsi geçen serbest ticaret anlaşmanın başını Çin’ in çekiyor olması bir tesadüf olamaz” dedirtti bana!

Düşünsenize, dünya devi denilen Amerika ve dünyanın en önemli ve tek güçlü ülkeler birliği diye tabir edilen AB’ ne karşı yıllar sonra, ilk defa başka bir ülkeler topluluğu ekonomik dengeleri değiştirmek üzere düğmeye basıyor!

Yürürlüğe geçtikten kısa bir zaman sonra ASYA-PASİFİK bölgesinde ABD ve AB’ nin borusunun sesinin kısılacağının habercisidir bu anlaşma.

Bana göre 3. büyük ekonomik güçtür, dünyanın mevcut ekonomik yapısını değiştirebilecek olan… Ve her nedense mantığımın sesi, bu yeni oluşumun çok yakın bir zaman aralığında 3. lükten zirveye oynacağını söylüyor! Nitekim ÇİN’ in sanayi konusunda ve elbette nüfusunun yoğunluğundan ve tedarik gücünden de faydalanarak dünya ticaretinde nasıl güçlü bir konumda olduğunu gördük ve artık biliyoruz. Dolayısıyla “Çin, bu anlaşmanın başını çeken ülkedir ve dünya ekonomisinin dinamolarını daha da değiştirecektir ” demek hayal olmaz.

Çin’ in dışında Japonya, Avusturalya, Güney Kore, Endonezya, Hindistan, Yeni Zelanda, Singapur, Tayland, Malezya, Kamboçya gibi ülkelerin yer aldığı 15 ülke her ne kadar bu anlaşmanın görüşmelerine 2012 yılında başlamış olsa da, nihai kararın alınmasının ve imzaların atılmasının koronanın hız kazandığı günlere denk gelmesi şaşırtıcı!

Avrupa Birliği’ nin bu anlaşmadan tedirgin olduğu ortada. Keza Almanya’nın yaptığı açıklama da bunu açık seçik gösteriyor.

Bence de hem Avrupa Birliği hem A.B.D tedirgin olmalı!

Zira RCEP anlaşması olarak tarihe geçen dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşmasının 2.2 milyarlık tüketiciyi hedef aldığı düşünülürse, dünyadaki ekonomik dengelerin değişeceği kesin!

Gelin görün ki ben hâlâ “neden şimdi?” kısmında takılıp kaldım!

Bu anlaşmaya büyük pencerenin ardından baktığımda ortaya çıkan gerçekler yukarıda yazdığım gibi olmasına rağmen, ben “detaylar ayrıntıda gizlidir” fikriyle bir de küçük pencereden bakıyor ve “neden şimdi?” sorusunu bir kez daha soruyorum.

Hele ki Covid-19 virüsünün doğum yerinin de ÇİN olduğunu düşündüğümde, aklımdaki deli sorularla uğraşıp duruyorum!

Esen kalın.

Etiket Okuma Alışkanlığı ve Bazı Gıda Katkı Maddeleri

Etiket Okuma Alışkanlığı ve Bazı Gıda Katkı Maddeleri

 

Bilinçli bir tüketici olmak ve sağlıklı beslenmek için besin etiketlerini doğru okumayı öğrenmek gerekmektedir.

Ürünün içindekiler kısmında ürünün hammaddesinden itibaren kullanılan bütün malzemeler yazılmaktadır. Ürünler karışık sırayla değil; içinde en fazla bulunan maddeden en az bulunana doğru sırayla gitmektedir. Yani içinde en fazla bulunan madde en başta olmaktadır.

İçindekiler kısmının altında alerjen bilgisi gösterilmektedir. Örneğin eser miktarda soya ürünü, gluten, fındık içerebilir şeklinde belirtilebilir. Besin alerjilerine dikkat edilmesi gereklidir çünkü anafilaktik şok geçirerek ölüme neden olabilir.

Bardak ve çatal şeklindeki amblem ise ambalajın gıdaya temas etmesinin uygun olduğunu göstermektedir.

Ürünlerde üretim tarihi (ÜT) , son kullanma tarihi (SKT) , tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT) ibarelerini görmekteyiz. Tavsiye edilen tüketim tarihi besinin kendini en iyi muhafaza ettiği, gıdanın kendine ait özelliklerini koruduğu süredir, bu tarih geçmiş olsa bile besinin kokusu, rengi gibi duyusal özellikleri iyiyse tüketilebilir ancak son tüketim tarihi geçmiş gıdalar belirtilen tarihten itibaren tüketilmemeli ve satın alınmamalıdır.

Bir diğer dikkat edilmesi gerek kısım ise enerji ve besin değerleri tablosudur. Ürün 500 gram da olsa 50 gram da olsa bu tabloda genellikle 100 gram üzerinden değerler gösterilir. Bu tabloda dikkat edilmesi gereken en önemli kısım şeker, karbonhidratın altında, ‘-şeker’ veya ‘*şeker’ şeklinde yazıldıysa şekerin karbonhidrata dahil olduğunu göstermektedir. Eğer karbonhidratın altında, başında hiçbir ifade olmadan ‘şeker’ şeklinde yazılmışsa şeker karbonhidrata dahil değil demektir.

Ürün etiketinde yazılan menşei kısmı, ürünün hangi ülkeye ait olduğunu belirtir.

Ürünün net miktarı ise ambalajsız ürünün miktarını ifade eder.

Etiket okuma alışkanlığı kazanarak, besinlerin içindeki gıda katkı maddelerine de dikkat edilmesi gerekir. Ürünlerin içeriğindeki bazı gıda katkı maddeleri şöyledir;

  • Aspartam (E951) : Tatlandırıcı olarak kullanılır; kanser, depresyon ve epilepsiye neden olmaktadır.
  • Karmin (E120) : Gıdalara kırmızı renk verir, fazla tüketimi alerji yapmaktadır.
  • Monosodyum Glutamat (MSG – E621) : Çin tuzu olarak bilinir, gıdalara lezzet verir. Çeşni, hazır çorba, cipslerde bulunur. Alzheimer ve kaygı bozukluğuna neden olmaktadır.
  • Gıda boyaları ( E110- E101- E104- E122- E129) : Çocuklarda zeka seviyesi düşüklüğüne sebep olur.
  • Sodyum Nitrit (E250) : Gıdaların raf ömrünü uzatmaktadır. Kanserojendir.
  • BHA ve BHT (E320 – E321) : Katı ve sıvı yağların bozulmasını engellemek için kullanılır. Hiperaktivite ve davranış bozukluğuna neden olur.

Bu kodlar besinlerin içinde belli miktarda kullanılmakta ve bu miktarın fazlası zararlı diye geçmektedir. Tüketimi kişiyle alakalı bir durum olmakla beraber dikkat edilmesi önerilmektedir.

İlk değişim Beştepe-Parlemonto iletişimimizde olmalıdır

İlk değişim Beştepe-Parlemonto iletişimimizde olmalıdır

Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokraside ve ekonomide değişim yapacaklarını açıkladı.

Aslında öncelikli değişimin Beştepe nile Parlemonto işleyişinde yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Zatem hem terörle, hem salgın hastalıkla yoğun mücadele ederken, çağdaş demokratik kararları uygulamakta zorlanırız.

Ayrıca salgın devam ederken, koşa koşa gelecek yabancı yatırımcı bulamayız.

Bu ara dönemde yapacağımız en önemli değişim yeni sistem ile ilgil  olmalıdır.

Mevcut sistem seçmeni milletvekillerinden, milletvekillerini de hükümetten koparmıştır.

Seçmen, milletvekili ve bakan ikişkisi kopunca hizmetler askıda kalmıştır.

Yeni sistem dış politikada hızlı ve doğru kararlar almış olsa da, iç politikada başarıyı yakalayamamıştır.

İlk yapılması gereken, eylem, birleştirilmiş bakanlıkları yeniden müstakil hale getirmek olmalıdır.

Tarım ürünleri stratejik ürün olmuştur.

Tarım bakanlığı müstakil olmalıdır.

Olağanüstü bir durum yoksa, parlemonto dışından bakan atanması kaldırılmalıdır.

Bu yapı milletvekillerini ve atanmış bakanları seçildikleri şehirlere daha çok getirecektir.

Belediye başkanlarının, kendi şehirlerinden bakanları, yoksa Ankara’dan zamanında ve yeterli oranda destek bulmaları çok zordur.

Kaldı ki mevcut sistemde, kendi partisinin belediye başkanının başarılı olup olmadığını takip etmek bile zordur.

Bursa’da, müteahhidin yarım bıraktığı terminal metro hattı yaklaşık 3 yıl terk edilmiş bir şantiye gibi bekletilmiştir.

Bu sistem kollektif çalışmadığı için iktidar partisi bile doğru aday belirlemede zorlanmıştır.

Eğer Bursa’da Meral Akşener, aday taksimi konusunda aç gözlü davranmasa ve yedi ilçede İYİ Partiyi aday göstermeseydi, Bursa’da ki seçimleri de CHP kazanabilirdi.

Kısacası kollektif çalışmayı başaramayan bu sistemin en büyük zararı Ak Partiye olmuştur.

Nitekim Ankara ile anadolu şehirleri arasındaki siyasi tıkanıklığı fark eden CHP ekonomik durumu yerinde anlatmak için otobüslerle yollara düşmüştür.

Muharrem İnce’nin bin günde otobüsle Anadolu gezisi diğer partilere örnek olmuştur.

Ak Parti teşkilatının da yapacakları değişimi anlatmak için Anadolu yollarına düşmesi gerekmektedir.

Günün Sözü,

Çok şanslı olmamı, çok çalışmama bağlıyorum.

“Jefferson”