Köşe Yazıları

Resfebe Kitapları Nedir ve Okuma Kültürüne Katkısı

Resfebe Kitapları Nedir ve Okuma Kültürüne Katkısı

Resfebe, sözcüklerin ve kavramların resimlerle ifade edildiği, görsel zeka ile dil becerisini aynı anda harekete geçiren özgün bir bulmaca türüdür. Yüzyıllar öncesine dayanan bu geleneksel oyun formu, günümüzde kitap formatına taşınarak çok daha geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştır. Hem eğlenceli hem de öğretici yapısıyla resfebe, sıradan bir bulmaca deneyiminin çok ötesine geçen zihinsel bir serüven sunmaktadır.

Resfebe kitapları koleksiyonu, bu köklü geleneği modern okuyucuyla buluşturmak amacıyla titizlikle hazırlanmıştır. Her kitap, farklı zorluk seviyelerinde düzenlenmiş bulmacalar aracılığıyla okuyucuyu adım adım ilerleyen bir keşif yolculuğuna davet eder. Görsel düşünme ve sözel zekayı eş zamanlı kullanan bu format, beyni farklı açılardan uyararak benzersiz bir öğrenme deneyimi yaratmaktadır.

Görsel Zeka ile Dil Becerisini Birleştiren Güç

Resfebe bulmacaları, beynin hem sağ hem de sol yarıküresiyle eş zamanlı çalışmayı zorunlu kılması bakımından diğer bulmaca türlerinden ayrışmaktadır. Görseli tanımlamak, sembolleri yorumlamak ve bunları dilsel bir anlama dönüştürmek için yapılan zihinsel sıçramalar, nöronal bağlantıları güçlendiren son derece verimli egzersizlerdir. Bu çift yönlü bilişsel aktivasyon, uzun süreli hafıza ve yaratıcı düşünce üzerinde de olumlu izler bırakmaktadır.

Dil öğrenimi açısından değerlendirildiğinde resfebe kitapları, sözlükten ezberlemeyle kazanılamayacak sezgisel bir kelime bilgisi geliştirme yöntemi sunar. Görselle anlam arasında kurulan doğrudan bağ, kelimelerin zihinde kalıcı biçimde yerleşmesini sağlar ve okuma yazma becerilerini eğlenceli bir süreç içinde pekiştirir.

Çocuklarda Dil Gelişimini Destekleyen Etkili Bir Araç

Çocuklar için resfebe kitapları, dil edinim sürecinin en kritik dönemlerinde devreye giren güçlü bir eğitim aracıdır. Resimlerin somut dünyayı, sözcüklerin ise soyut kavramları temsil ettiği bu buluşma noktasında çocuklar, öğrenmeyi keşfetmenin heyecanıyla deneyimlerler. Bu yaklaşım, geleneksel ezbere dayalı yöntemlere kıyasla çok daha kalıcı ve anlamlı öğrenmeler üretmektedir.

Ebeveynler ve öğretmenler açısından bakıldığında resfebe kitapları, çocuğun bağımsız düşünme ve problem çözme alışkanlıklarını destekleyen nadir materyaller arasında yer almaktadır. Bir resfebeyi çözmenin verdiği tatmin duygusu, çocuğun özgüvenini besler ve zihinsel zorluklarla baş etme kapasitesini artırır.

Yetişkinler için Zihinsel Egzersiz ve Eğlencenin Buluşması

Yetişkin okuyucular için resfebe kitapları, günlük rutinin içinde nitelikli bir zihinsel mola anlamına gelmektedir. Ekran başında geçirilen saatlerin yarattığı bilişsel yorgunluğun aksine, bu bulmacalar zihnin farklı bir modda çalışmasını sağlar ve odaklanma kapasitesini yeniden şarj eder. Hem keyifli hem de yararlı olan bu denge, resfebe kitaplarını çalışan yetişkinler için ideal bir tercih haline getirmektedir.

Sosyal bir aktivite olarak da değerlendirilebilen resfebe bulmacaları, aile bireyleri ya da arkadaş grupları arasında sıcak ve eğlenceli paylaşım anlarının kapısını aralar. Bulmacayı birlikte çözmenin beraberinde getirdiği iş birliği ve rekabet duygusu, ilişkileri derinleştiren anlamlı deneyimler yaratmaktadır.

Resfebe Kitaplarının Kültürel ve Tarihi Arka Planı

Resfebe, Osmanlı dönemine uzanan köklü bir geçmişe sahip olup tarihsel süreç içinde edebiyat, sanat ve eğlence arasındaki sınırları ustaca harmanlayan bir form olarak gelişmiştir. Şairlerin ve aydınların zihinsel oyunlar aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurduğu bu gelenek, Türk kültür mirasının özgün ve değerli bir parçasını oluşturmaktadır. Günümüzde bu geleneği yaşatmak ve yeni nesillere aktarmak, hem kültürel bir sorumluluk hem de entelektüel bir zevktir.

Modern resfebe kitapları, bu tarihi mirası çağdaş tasarım anlayışıyla harmanlayarak okuyucuya estetik açıdan da tatmin edici bir deneyim sunmaktadır. Geçmişten gelen derinlikle günümüzün yaratıcılığını buluşturan bu kitaplar, hem koleksiyon değeri taşıyan birer nesne hem de zengin bir zihinsel egzersiz kaynağı olarak öne çıkmaktadır.

Resfebe Kitaplarını Günlük Hayata Entegre Etmek

Düzenli okuma alışkanlığı kazanmak isteyenler için resfebe kitapları, klasik romanlar ya da ansiklopedilere kıyasla çok daha az zaman ve dikkat gerektiren, ancak eşit derecede tatmin edici bir seçenek sunmaktadır. Günde birkaç bulmaca çözmek, hem zamanı verimli kullanmanın hem de zihni aktif tutmanın en pratik yollarından biridir. Bu küçük ama tutarlı alışkanlık, uzun vadede dikkat, kelime dağarcığı ve yaratıcı düşünce üzerinde gözle görülür gelişmeler sağlamaktadır.

Hediye seçiminde de resfebe kitapları, kitap severlerin ve zeka oyunları meraklılarının gözdesi haline gelmektedir. Yaş ve ilgi alanına göre farklı seviyelerde sunulan bu kitaplar, her alıcıya uygun kişiselleştirilmiş bir seçenek bulmayı kolaylaştırmaktadır.

 

HADİ, İLİŞKİNİZİ BİR TEST EDELİM

HADİ, İLİŞKİNİZİ BİR TEST EDELİM

Bazı ilişkiler dışarıdan sorunsuz görünür. Büyük kavgalar yoktur, dramatik kopuşlar yaşanmaz. Ama içeride, adı konmamış bir mesafe vardır. İki kişi hâlâ birliktedir ama artık birbirine değmiyordur. İlişkiler çoğu zaman bir anda değil, küçük anların içinde sessizce aşınır.

Şimdi kendi ilişkinize dürüstçe bakma sırası sizde. Aşağıdaki soruları okurken durup düşünün. Yanıtlar bir puana dönüşmeyecek; yalnızca size bir ayna tutacak.

  • Eşiniz size bir şey anlattığında, gerçekten dinliyor musunuz yoksa zihninizde cevabınızı mı hazırlıyorsunuz?

Sağlıklı bir ilişkide dinlemek, cevap vermek için değil, anlamak için yapılır. Zihniniz karşılık hazırlarken, aslında eşinizi duymazsınız.

  • Onun söylediklerinin altındaki duyguyu fark etmeye çalışıyor musunuz?

Her cümlenin bir duygu taşıdığını bilmek, eşinizin iç dünyasına açılan kapıyı aralar. “Yorgunum” derken belki “bana sarıl” demek istiyordur. Bunu görmek, teması canlı tutar.

  • Tartışmalarınız çözümle mi biter, yoksa sadece susarak mı kapanır?

Susarak kapanan her tartışma, ileride daha büyük bir yük olarak geri döner. Çözüm, kazanmak değil, birlikte yeni bir yol bulmaktır. Bu da ancak iki tarafın sesini duyurmasıyla mümkün olur.

  • Kırıldığınızda bunu ifade edebiliyor musunuz, yoksa geri çekilip mesafe mi koyuyorsunuz?

Kırgınlığı susturmak, onu yok etmez; araya görünmez duvarlar örer. Oysa “buna üzüldüm” diyebilmek, o duvarın yıkılması için atılan ilk adımdır.

  • Eşiniz üzgün olduğunda onu düzeltmeye mi çalışırsınız, yoksa o duygunun yanında kalabilir misiniz?

Onu hemen neşelendirmeye çalışmak, aslında duygusunu kabul etmemektir. Bazen tek ihtiyaç duyulan şey, birinin hiçbir şey söylemeden orada durmasıdır.

  • Eşiniz sizi gerçekten görüyor mu? Siz onu gerçekten görebiliyor musunuz?

İlişkide görmek ve görülmek, bakmakla ilgili değil.  birinin sizi anlaması; hissettiğiniz duygunun onun dünyasında gerçekten bir karşılık bulduğunu fark etmektir.

Bu sorular birbirinden uzaklaşmış birçok çiftin sessizce cevap aradığı sorulardır. Kimi zaman farkında bile olmadan sorarız onları, cevabı eşimizin gözlerinde ararız. Her ilişki, küçük dokunuşlarla yeniden şekillenen  ve değişmesi mümkün bir yapıdır. Eğer bu satırlar size kendi evinizin iç seslerini duyurduysa, o sesleri anlamlandırmanız için belki de tam zamanı.

Klinik Psikolog Büşra Kırca / Aile ve Çift Terapisti

05316623087| @klinikpsikologbusrakirca

ZİHNİNİZDEKİ KIRIK CAMI GÖRMEK

ZİHNİNİZDEKİ KIRIK CAMI GÖRMEK

“Deli miyim ben, psikoloğa gitmeme gerek yok.” Bu cümle size de hâlâ tanıdık geliyor mu? Bu cümlenin bedelini ödemeye devam etsek de psikoloğa gitmeyi erteleyerek, yalnızca iç dünyamızı değil, etrafımızdaki herkesi sessizce yaralıyoruz.

Huzursuz bir eş, sabırsız bir ebeveyn, öfkeli bir arkadaş… Farkında olmadan sevdiklerimizi incitir, iş yerinde verimsizleşir, trafikte herkese bağırırız. Taşıyamayacağımız yükleri omuzlarımızda taşımaya devam ettiğimizde kimliğimiz, aidiyetimiz ve bağlarımız parçalanır. Bir babanın kontrol edemediği öfkesi çocuğun özgüvenini çalar; bir annenin bitmeyen kaygısı evin huzurunu tüketir. Görmezden geldiğimiz her sıkıntı, aslında değer verdiklerimize,  sevdiklerimize attığımız görünmez bir taştır.

Oysa bugün alacağınız psikolojik destek, yıllarca bastırdığınız sesin önce gözyaşınıza, ardından yüzünüzdeki gülümsemeye ve en sonunda kalbinizdeki huzura dönüştüğü, geçmişte korunmamış çocukluğunuza şefkatle dokunup kendi özdeşinizle bağ kurabildiğiniz, böylece geleceğinizi güven dolu bir sevgiyle yaşayabildiğiniz o ilk ve en cesur adım olabilir.

Ne yazık ki son günlerde okullarımızda yaşanan facia ve düşük psikolojik dayanıklılığın yarattığı yıkım, bize acı bir gerçeği haykırıyor: İhmale terk edilmiş bir zihin, önce sahibini, sonra çevresini, en sonunda da toplumu vuruyor. Toplum olarak, kaygılarımızla baş etmeye, içimizdeki öfkeli ve eleştirel sesi şefkatli bir rehbere dönüştürmeye ve hayatı yeniden örmeye ihtiyacımız var.

Unutmayın, Kendinize ve sevdiklerinize verdiğiniz en büyük zarar, iyi olma ihtimalini reddetmektir.

Klinik Psikolog Büşra Kırca

Çocuk-Yetişkin-Çift Terapisti

Yaşama Tutunmak Zorlaştığında: Fark Edilmeyen Sinyaller

Yaşama Tutunmak Zorlaştığında: Fark Edilmeyen Sinyaller

Son günlerde Bursa’da bir genç, bir baba, bir komşu… Sessizce hayatımızdan çekilip gidiyor. Ardında ise aynı sorular kalıyor: Ne oldu da? Fark etmedik mi? O kadar yalnız mıydı?

Bu soruların cevabını çoğu zaman dışarıda ararız. Ekonomi, işsizlik, gelecek kaygısı… Hepsi gerçek. Ama bir de çoğu zaman adı konmayan bir gerçek var: Görülmemek, anlaşılmamak ve hiçbir yerde ait hissedememek.

İnsan yalnızca geçim sıkıntısıyla değil, içinde biriken ve dile gelemeyen duygularla da zorlanır. Kırıldığında, fark edilmediğinde, anlatamadığında… İçindeki öfke bazen dışarı değil, kendine yönelir.

Oysa bir insan için “görülmek ve anlaşılmak”, yaşama bağlayan en güçlü köprülerden biridir. Eskiden mahalledeki bir selam, paylaşılan bir sofra, tanıdık bir yüz bu bağı kurardı. Bugün ise kalabalıklar içinde, temas etmeden yaşayan insanlar haline geldik. Yan yanayız ama bağlı değiliz.

Bu kopuş derinleştikçe, anlam duygusu da zayıflar. Oysa insan, hayatına anlam katabildiği sürece dayanabilir. Ve bu anlam çoğu zaman büyük şeylerde değil; küçük ama gerçek bağlarda saklıdır. Birinin sizi beklediğini bilmek, birine iyi gelmek, bir yerde iz bırakmak…

Belki de bu yüzden kendimize şu soruları sormak gerekir:

“Şu anki hayatın değişseydi, neyi farklı yapardın?”

“Eğer acın ortadan kalksaydı, yine aynı sonu ister miydin?”

“Bugün için, sadece bugünü atlatmak adına ne yapabilirsin?”

“İstediğin yaşamını değiştirmek mi, hayata veda etmek mi?”

Bu soruların kesin ve hızlı cevapları olmak zorunda değildir. Bazen sadece bu soruları kendine sormak bile, insanın kendi iç dünyasına yeniden dokunmasını sağlar.

Ve belki de tam orada, yeniden tutunacak bir neden yeşerir.

Klinik Psikolog Büşra Kırca -05316623087

Çocuk, Ergen, Yetişkin, Aile ve Çift Terapisti

Sevdikleriniz İçin  En İyisini Yapmaya Çalışırken  Zarar Veriyor Olabilir misiniz?

Sevdikleriniz İçin  En İyisini Yapmaya Çalışırken  Zarar Veriyor Olabilir misiniz?

İnsan sevdiğine en iyisini sunmak ister. Onu mutlu etmek, korumak, doğru yolu göstermek…Ya da bir ebeveyn  çocuğu için “en doğruyu” yapmaya çalışır.. Bu çok tanıdık ve çok insani bir çaba.

Peki ya tüm bu iyi niyetli çabanınızın altında aslında kendi kaygılarınız, korkularınız ve çözülmemiş yaralarınız saklıysa?

Kişiler kendi içlerinde baş edemediği kaygı, öfke yada yetersizlik duygularını farkında olmadan başkalarında telafi etmeye çalışır.

Eğer zaman zaman, kendi içinizdeki eksiklikleri, bastırdığınız arzuları ya da çocukluktan kalma hayal kırıklıklarınızı sevdiğiniz insanlar üzerine yerleştiriyorsanız…

“Onun için en iyisi bu” dediğiniz yerde, aslında kendi iç sesiniz konuşuyor olabilir.

Eğer bir ebeveyn olarak çocuğunuzun doktor olmasını istiyor ve bu konuda baskı kuruyorsanız…

“Geleceğin için” derken, belki de kendi yarım kalan hayallerinizi onun üzerinden tamamlamaya çalışıyor olabilirsiniz.

Eğer bir partner olarak sık sık “Senin iyiliğin için” diyerek karşı tarafı yönlendiriyor ya da kontrol ediyorsanız…

Belki de kontrol etmeye çalıştığınız şey, onun geleceği, davranışları yada iyiliği değil; kendi içinizdeki belirsizliktir.

İyi niyet maskesi altında, sevdiğiniz insan zamanla sizin kendi ihtiyaçlarını erteleyerek kendine ait olmayan kaygılar içinde kaybolabilir.

Ve çoğu zaman, en yakın olduğunuz anlarda bile ona en derin yalnızlığı yaşatabilirsiniz.

Şimdi bir an durup kendinize şu soruyu sormanızı isterim:

Sevdiğinize sunduğunuz “en iyi”, gerçekten onun ihtiyacı mı… yoksa sizin içinizde çözülmemiş bir ihtiyacın sesi mi?

Bu soruya aradığınız cevap, ilişkinizdeki gerçek ihtiyaçları fark edebilmeniz için kıymetli bir başlangıç olabilir.

Unutmayın, karşınızdakinin ihtiyaç duymadığı “iyilik” gerçek iyilik değil Çoğu zaman kendi kaygınızın, kontrol etme ihtiyacınızın ya da görülmek ve değerli hissetmek isteyen bir yanınızın dışa yansımasıdır.

Klinik Psikolog Büşra Kırca

Çocuk-Yetişkin-Aile ve Çift Terapisti | 05316623087

Bir Gün Göğe Çıkaran, Ertesi Gün Yere İndiren Sevgiyle Büyümek

Bir Gün Göğe Çıkaran, Ertesi Gün Yere İndiren Sevgiyle Büyümek

Sabah kahvaltıda sarılıp “Sen benim her şeyimsin” diyen, akşam aynı gözlerle “Keşke doğmasaydın” diyen bir ebeveynle büyümek…

Nasıl bir şey biliyor musunuz?

Yerinizin hiçbir zaman sağlam olmadığı bir ev. “Acaba şimdi hangi annem/babam gelecek?” diye düşündüğünüz bir çocukluk. Sevildiğinizden emin olamadığınız, duygularınıza güvenemediğiniz bir dünya.

Bir çocuk için en zor şeylerden biri, sevginin ne zaman geleceğini, ne zaman geri çekileceğini bilememektir.
Çünkü çocuk, yalnızca sevilmek istemez…
Sevginin kalıcı olduğuna inanmak ister.

Ama siz, sevginin bir anda değişebildiği bir yerde büyüdünüz.

Bu yüzden şimdi…
Biri size iyi davrandığında içinizde küçük bir ses fısıldıyor:
“Bu da geçecek.”

Biri uzaklaştığında ise başka bir ses devreye giriyor:
“Yine ben yanlış bir şey yaptım.”

Sürekli tetikte olmak, yorucu bir hayat biçimidir ve siz bunu öğrendiniz.

Bir zamanlar bu tetikte olma hali sizi koruyordu.
Ne zaman geri çekilmeniz gerektiğini, ne zaman daha çok çabalamanız gerektiğini bu sayede fark ediyordunuz.

Ama şimdi…
Aynı mekanizma, sizi ilişkilerde huzurdan uzak tutuyor olabilir.

Bu yüzden, kendinize “Ben neden böyleyim?” diye sorup duruyorsanız cevap basit: Siz, zor bir duygusal iklime uyum sağlamayı başarmış bir çocuksunuz.

Şimdi o çocuk hâlâ içinizde.

 

Hiç kimse tutarsız sevginin ortasında durup “Ben sağlıklı sınırlara sahip bir birey olacağım” diyemez.

 

Ve belki ilk kez, o çocuktan yetişkine dönüşen sizin için şu cümleyi söyleme zamanı:

 

Artık güvendesin. Artık yalnız değilsin.

 

 

📍 Klinik Psikolog Büşra Kırca
Çocuk, Ergen ve Aile Danı
şmanı | Bursa

http://www.busrakirca.com | 📞 0531 662 3087

Hodri Meydan Dediğiniz Yer Neresi?

Hodri Meydan Dediğiniz Yer Neresi?

Yıllardır Gemlik’te gazetecilik mesleği adına hiçbir bütünün parçası olmayı başaramamış, kafa yapısı olarak 1970’lerden bu tarafa geçememiş, kendini meslek büyüğü, duayen diye lanse etmekten hoşlanan, ama benim burada ismini bile zikretmekten imtina ettiğim sırma saçlı arkadaş, yaptığımız haberler üzerine yine boş boş konuşarak kamuoyunu manipüle etme peşinde.

Hem de bunu yaparken, 16 yıl önce kendisinin de bulaştığı Gemlik Belediyesi yolsuzluk olayında, mağdur olan birçok ismi de arkasına alma çabasına girerek, yaptığı akçeli işlere arka bahçe arıyor.

Kaldı ki o gün CHP içinde siyaset yaparken, yolsuzluk suçlaması ile hakim karşısına çıkan insanlar, şu anda parti üyesi bile değiller. Dava da hala devam ediyor. Henüz neticelenmiş bir şey yok ortada. Bir sonraki duruşma 21 Nisan 2026 tarihinde.

O dönemin mağdurları arasında hüküm giyen ve cezası ertelenen, hali hazır da CHP yönetiminde olan, bizim dost olarak gördüğümüz kişiler de var.

Sizin yüzünüzden Bursa İl Emniyet müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde ifade veren arkadaşlarımız var. Bunların isimlerini Kişisel Verileri Koruma Kanunu kapsamında burada açıkça yazamıyoruz. Siz çok merak ederseniz, tarafı olduğunuz için adli makamlara yapacağınız müracaatla, bu isimlere ulaşabilirsiniz.

O nedenledir ki henüz tamamlanmamış, bitmemiş ve hukuki olarak devam eden bir davada “Ceza almadık” demeniz de kamuoyunu yanıltmaya yönelik, oldukça tuhaf bir durum.

Gelelim şu “Gemlik’in birinci partisi” dediğiniz CHP’nin tüzüğüne.

CHP tüzüğü ve etik ilkeleri ne diyor?

Parti yöneticilerinin (il/ilçe başkanı, yönetim kurulu üyeleri) görev yaptıkları bölgelerdeki CHP’li belediyelerden iş alması, şahsi veya ortak oldukları şirketler üzerinden fatura kesmesi, çıkar çatışması yaratacağı gerekçesiyle etik dışı kabul edilir ve genel merkez tarafından yasaklanmıştır.

Bu etik kurallar gereği CHP, yerel yönetimlerde şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkesince yöneticilerin belediye kaynaklarından şahsi fayda sağlamasını uygun bulmaz.

Ceza olarak, bu kurala uymayan yöneticiler hakkında disiplin süreçleri işletilebilir veya görevden el çektirme işlemleri uygulanabilir.

Bu ilkelerin amacı, parti içi etik değerleri korumak ve belediye kaynaklarının şahsi çıkarlar için kullanılmasını önlemektir.

Dekont meselesine gelince. Yine KVK kapsamında dekont yayınlamak suç. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Yayınladığım an gidip daha önce yaptığınız gibi benim hakkımda savcılığa suç duyurusunda bulunacaksınız.

Şimdi soruyorum?

Ödeme kaydı hangi kalemden olursa olsun.

Gemlik Belediyesi, Gemlik Belediye Spor Kulübü, belediyeye ait iktisadi teşekküller olan GEMTAR ve GEMTAŞ gibi hangi kurum olursa olsun.

Yazınızda iddia ettiğiniz gibi faturalı veya faturasız, gider pusulası ile veya gider makbuzuyla ya da teklifli ödeme sistemi ile herhangi bir ödeme aldınız mı almadınız mı?

Bu arada GEMTAR demişken, burada da ilgi çekici gelişmeler oluyor.

GEMTAR yöneticileri ile bazı meclis üyeleri gerek savcılıkta ve gerekse de kolluk kuvvetlerinden  her gün ifadeye çağrılıyor. Bunu da meclis üyeleri kendileri söylüyor.

İfade ettiğim gibi belge yayınlayamıyorum. Ama hodri meydandan kastınız adliye koridorları ise buyurun şikayet edin. Gerek savcılık ve dava açılırsa mahkeme, belediyeden istesin ödeme dekontlarını ve tüm belgeleri, hep beraber görelim.

Hep yaptığınız gibi işi özünden saptırıp, hedef şaşırtıp, konuyu kurumsal yapıları içinde hareket eden mesleki kuruluşlara ve diğer gazeteci arkadaşlarıma getirmeyin. Kaçak dövüşmeyin. Meseleyi sulandırmayın.

Kamuoyu, sizin 1970’lerden başlayan hikayelerinizle CHP ilçe başkanının da kafasını karıştırıp, ona açıklama yaptırdığınızın farkında. Tabi ki iyi niyetli olarak yönetim kurulu üyelerine sahip çıkma gayretindeler.

Ama bunu yaparken, hala ortada apaçık durmakta olan CHP Parti Tüzüğü’nü de atlamamalarını öneririm.

Ne diyorduk?

Hodri meydan dediğiniz yer neresi acaba?

Bağlanma Stilleri: İlişkilerinizin Görünmez El Kitabı

Bağlanma Stilleri: İlişkilerinizin Görünmez El Kitabı

Neden bazılarımız ilişkilerde hep mesafeliyken, bazılarımız sürekli terk edilmekten korkar? Cevap çocuklukta saklı. Psikolojide buna “bağlanma stili” diyoruz. Anneye, babaya nasıl bağlandıysak, büyüyünce de sevdiklerimize öyle bağlanıyoruz.
Üç Temel Bağlanma Stili
Güvenli Bağlanma: Parkta annesini kontrol edip, onun orada olduğunu bilerek rahatça oynayan çocuk gibidir. Büyüyünce ilişkileri de dengelidir. Ne fazla yapışır, ne fazla kaçar. “Seviliyorum” bilgisi içinde sağlamdır.
Kaçıngan Bağlanma: Düşüp dizini kanatan ama “Erkek adam ağlamaz” diye itilen çocuk, büyüyünce kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenir. Komşumuz Ali Amca gibidir: Kimseye karışmaz, kimseyi istemez. Ama hastalandığında kapısını çalan olmaz. İçten içe yalnız kalışına üzülse de ziyaretine geldiklerinde “İyi ki geldiler” der. Sevgilisi “Seni seviyorum” dediğinde cevap veremez, buz gibi olur. Aslında canı yanmasın diye sevmekten korkar.
Kaygılı Bağlanma: Ne zaman sevileceğini ne zaman itileceğini kestiremeyen çocuk, büyüyünce sürekli tetikte olur. Fatma Teyze’nin kızı gibidir: Sevgilisi telefonuna bakmadı mı kıyamet kopar. “Acaba beni terk mi edecek?” korkusuyla ilişkiyi kendisi tüketir. Eşine her gün “Beni seviyor musun?” diye sorar, cevap yetmez.
Peki Bağlanma Stilleri Neden Önemli?
Çünkü bu stiller sadece aşk hayatımızı değil, işimizi, arkadaşlıklarımızı, hatta kendimize bakışımızı belirler. Kaçıngan patron eleştirilince “Kimse beni anlamıyor” deyip içine kapanır. Kaygılı çalışan selam verilmeyince “Acaba ne yaptım?” diye günlerce düşünür.
Değişmek Mümkün mü?
Müjde: İnsan değişebilir! Patlamış tekerlekle giden araba gibi bazen hayat. Tecrübeli bir ustanın tekerleği değiştirmesi gibi iyi bir eş, sağlam bir dost, anlayışlı bir terapist, hepimizin hayatını onarabilir.
Ayşe yıllarca mesafeli durdu insanlardan. Ama sabırlı bir eşle evlenince, onun onu terk etmediğini gördükçe, için için çözdü buzlarını. Fatma da terapide öğrendi: Herkes onu terk etmeyecek, arkadaşının işi çıkması sevgisizlik değil.
Unutma: Nasıl bir çocukluk geçirdiğin senin seçimin değildi. Ama nasıl bir yetişkin olacağın senin elinde. Yeter ki fark et, yeter ki iste. Bir ağaç ne kadar yaşlı olursa olsun yeni filizler verebilir. Yeter ki toprağı iyi olsun, suyu ihmal edilmesin.
Sevmek ve sevilmek hepimizin hakkı.
📍 Klinik Psikolog Büşra Kırca
Çocuk, Ergen ve Aile Danışmanı | Bursa
http://www.psikolojimerkezibursa.com | 📞 0531 662 3087

GENÇLER NEDEN ÖFKELİ?

GENÇLER NEDEN ÖFKELİ?
Ergenlik Döneminde Duygu Yönetimini Anlamak – Klinik Psikolog Büşra Kırca cevaplıyor

Geçtiğimiz hafta lise öğrencileriyle yaptığımız söyleşide gençlerin kendi duygularını anlamaya yönelik sordukları sorular oldukça umut vericiydi. Çünkü bu sorular yalnızca meraktan değil, fark etme isteğinden doğuyordu. Psikolojik olgunluk tam da burada başlar: Duygunun içinde kaybolmak yerine onu anlamaya çalıştığınız yerde.

“Ergenlikte neden agresifleşiyoruz?”
“Neden her şeye bu kadar çabuk sinirleniyoruz?”
“Öfkemi nasıl hızlıca geçirebilirim?”
“Nefret duygusu neden geçmiyor?”

Bu sorular aslında yalnızca gençlerin değil, pek çok ebeveynin ve yetişkinin de zihninde yer buluyor. Gelin, cevaplara birlikte bakalım.

Ergenlikte neden agresifleşiriz?

Ergenlik sadece fiziksel değişimlerin yaşandığı bir dönem değildir; aynı zamanda beynin yeniden yapılanma sürecidir. Duyguları yöneten sistem oldukça aktif çalışırken, durup düşünmeyi ve kendini frenlemeyi sağlayan ön beyin gelişimini henüz tamamlamamıştır.

Basitçe söylemek gerekirse:
Gaz pedalı güçlüdür, fakat fren sistemi hâlâ kurulma aşamasındadır.

Bu nedenle mesele gençlerin öfke hissetmesi değil, bu güçlü duyguyla ne yapacağını henüz öğreniyor olmasıdır.

Neden her şeye çabuk sinirleniyoruz?

Ergenlikte üç temel ihtiyaç belirgin şekilde artar:

  • Adalet duygusu
  • Kimlik arayışı
  • Anlaşılma ihtiyacı

Genç birey ilk kez gerçekten “Ben kimim?” sorusunu sormaya başlar. Bu süreçte eleştiriler daha yoğun hissedilir, anlaşılmadığını düşündüğü anlarda öfke hızla yükselir. Çoğu zaman öfkenin arkasında söylenmeyen bir ihtiyaç vardır:
“Beni gerçekten gören biri olsun.”

Öfke nasıl daha hızlı sakinleşir?

Öfke önce düşüncede değil, bedende başlar. Bu yüzden sadece “sakin ol” demek çoğu zaman işe yaramaz. Daha etkili olan üç adım vardır:

  1. Dur — hareketi kes.
    Kısa süreli uzaklaşmak beynin alarm sistemini düşürür.
  2. Bedeni regüle et.
    Yavaş nefes almak, yüzü yıkamak ya da kısa bir yürüyüş yapmak bedeni sakinleştirir.
  3. Duyguyu isimlendir.
    Öfkenin altında çoğu zaman kırgınlık, utanç ya da haksızlığa uğrama hissi vardır. Kök duygu fark edildiğinde kişi anlaşılmış hisseder ve öfke şiddetini kaybeder.

Nefret duygusu neden geçmez?

Nefret genellikle tek bir olaydan değil, biriken incinmelerden oluşur. Zihin kendini korumak için duvar örer; çünkü yeniden incinmek istemez. Ancak bu duvar zamanla kişiyi de yalnızlaştırır. Bu yüzden iyileşme bastırmakla değil, duyguyu anlamlandırmakla başlar. Bazen doğru bir konuşma, bazen de güvenli bir alan, duyguların çözülmesine beklenenden daha fazla yardımcı olabilir.

Ergenlik dönemi çoğu zaman dışarıdan “zor” görünür; oysa içeride yaşanan şey büyümenin doğal sancısıdır. Gençler çoğu zaman öfkeli değil, anlaşılmaya ihtiyaç duyan bireylerdir. Duygular doğru okunduğunda çatışmalar azalır, ilişkiler güçlenir ve genç kendini daha güvende hisseder.

Bazen yalnızca birinin gerçekten dinlemesi bile, bir gencin dünyasında düşündüğümüzden çok daha büyük bir değişim başlatabilir

📍 Klinik Psikolog Büşra Kırca
Çocuk, Ergen ve Aile Danı
şmanı | Bursa

http://www.psikolojimerkezibursa.com | 📞 0531 662 3087

Asla Yetmeyen Başarı: Kendine İyilik Sandığın Yüksek Standartlar Tuzağı

Asla Yetmeyen Başarı: Kendine İyilik Sandığın Yüksek Standartlar Tuzağı

 

Bazı insanlar vardır; sorumluluk sahibidir, işini titizlikle yapar, kimseyi yarı yolda bırakmaz. Dışarıdan bakıldığında disiplinli, güçlü ve “örnek” görünür. Üstelik çoğu zaman kendisi de bunu bir problem olarak görmez. Çünkü yüksek standartlar… ilk bakışta bir erdem gibi durur.

Ancak şema terapinin kurucusu Jeffrey Young’ın tanımladığı yüksek standartlar şeması, çoğu zaman başarıdan çok içsel bir huzursuzlukla çalışır.

Kişi farkında bile olmayabilir.

Çünkü zihnindeki ses şöyle fısıldar:

“Daha iyisini yapmalısın.”

“Yetmez.”

“Hata yapma hakkın yok.”

Başarı gelir ama tatmin gelmez. Dinlenmek suçluluk yaratır. Keyif ertelenir. Yapılanlar görülmez, eksikler büyütülür.

İronik olan şu: Bu şema genellikle kişiye zarar vermek için değil, onu korumak için gelişir. Çocuklukta kabul görmek, eleştirilmemek ya da değerli hissedebilmek için öğrenilmiş bir uyum biçimidir. Zamanla kişi şunu fark etmeden yaşamaya başlar: Artık standartları o yönetmez; standartlar onu yönetir.

Belki sen de çevrende “hep güçlü” görünen ama içten içe yorulmuş insanları tanıyorsundur.

Ya da her şeyi doğru yapmana rağmen içinde açıklayamadığın bir eksiklik hissi vardır.

Şöyle bir durup kendine sorabilir misin:

Gerçekten gelişiyor muyum… yoksa sadece kendimi mi kovalıyorum?

Bazen büyümek daha fazlasını yapmak değil, biraz yavaşlayabilmektir. Çünkü insan yalnızca üretirken değil, var olurken de değerlidir.

Ve belki gerçek standart şudur:

Kendine gösterdiğin şefkat, beklentilerinden daha geride kalmamalı.

 

📍 Klinik Psikolog Büşra Kırca
Çocuk, Ergen ve Aile Danı
şmanı | Bursa

http://www.psikolojimerkezibursa.com | 📞 0531 662 3087