Köşe Yazıları

Osmanlıspor`u Deplasmanında Yendik

Osmanlıspor`u Deplasmanında Yendik

Son 5 yıldan beri, Ankara`da maç kazanamadık.

Osmanlıspor`la, Ankaragücü ile ve Gençlerbirliği ile yaptığımız maçlarda, galibiyet alamamıştık.

Birinci ligdeki rakibimiz, Osmanlıspor ile üç kez karşılaştık.

İki maç berabere bitmişti bir maçta da mağlubiyet almıştık.

Bu hafta, geçen hafta kaçırdığımız büyük vurgunun acısını çıkarmak için, oynadık.

Yenik durumdan kurtulup, Osmanlıspor`a Ankara`da 4 gol attık.

Hatayspor`un berabere kalması ile, zirveye biraz daha yaklaştık.

Osmanlıspor karşısında alınan 4 farklı galibiyet, Bursaspor`un gole olan açlığını da gidermiş, oldu. Erzurumspor maçı ertelemeseydi, ondan da puan kaybı bekliyorduk.

Kısacası kendi evimizde Eskişehirspor`a yenilmemizin acısını, deplasmanda Osmanlıspor`u farklı yenerek, gidermiş olduk.

Ama zirvede yorulanların yerine, alttan gelen Adana demirspor`a ve Giresunspor`a da, dikkat etmeliyiz.

Havaya girmeden en az üç maçlık bir galibiyet serisi, yakalamalıyız.

Taraftara, tekrar rica ediyoruz.

Deplasmanda oynadığımız Akhisarspor maçından sonra, 5 bin TL ceza yedik.

Evimizde oynadığımız Eskişehirspor maçından sonra da, 18 bin TL ceza kesildi.

Çirkin tezahürat nedeniyle kesilen bu cezalar, mali krizde olan yönetimi zor durumda bırakıyor. Ayrıca, çirkin tezahürat yüzünden ceza almak, Bursaspor  taraftarına yakışmıyor.

Tribün liderlerinin, bu konuya el koymasını istiyoruz.

Bursaspor yönetimi taraftarını gücendirmemek için, tepki vermiyor.

Ama Bursaspor kamuoyu, çirkin tezahürat yapan taraftar istemiyor.

Günün Sözü

İyiliği gizli yapanlar, Tanrıya inananlardır.

KONYA’ dayım…

KONYA’ dayım…

 

İmza günü ve konferanslar için geldiğim KONYA’dan izlenimlerimle ” MERHABA ” demek istiyorum bu hafta size.

 

Her anımın dopdolu geçtiği güzel ilimiz Konya, nedense ilk defa beni bu derece büyüledi. Bir hafta süren seyahatim boyunca, neden daha önceki gelişimde etkisi altına girmediğime şaşırıp, ” bu kez farklı olan neydi ?” sorusunu sordum kendime .

 

Belki de bir hafta süresince her girdiğim ortamda çok özel insanlarla karşılaşmış olmamdı bu kez durumu farklı kılan.

 

Havanın soğuğu bile, hatta karın ve zaman zaman ” kış mevsimindeyiz ” dercesine gücünü esirgemeyen tipinin bile varlığına umursamadan keyiflenerek, koşuşturmalarıma devam ettiğim güzel şehir.

 

“Özel insanlar” demişken; şüphesiz en özelleri DOWN SENDROMLU, henüz ergenliğe yeni adım atmış çocuklarımızın,  kardeşlerimizin çalıştığı Gökcem KONYA DOWN cafe restaurant idi beni etkileyen.

 

Kesinlikle, herkesin gelip görmesini istediğim; elit, nezih, kaliteli,pırıl pırıl bir mekân burası. İmza günüm için özellikle burayı seçmiş olmaktaki beni yanıltmayan hislerime bir kez daha şükrettim; saat 11.30 ‘ da ulaştığım bu güzide mekânın akşamında saat 17.30 sularında ayrılırken.

Saati belirtmekteki amacım elbette kasıtlı! Zira imza günü saat aralığım 12.00-15.00 iken, burada, bu çocuklar arasında ve bana huzur veren bu atmosferde aldığım keyfi vurgulamak istedim.

 

Taktir etmemek mümkün değil.Keza sapasağlam bedenlerin bile, keyfi olarak yan gelip yattığı, iş beğenmediği, tembellikten kollarını kıpırdatmadığı mazeret üreticilerinin burayı ve buradaki çocukları görmelerini isterim.

 

Müthiş bir kadro.

Müthiş bir terbiye.

Müthiş bir eğitim.

Müthiş bir disiplin ve enerji.

Ve her birinde sevilesi müthiş bir kibarlık ve de saygın tavırlar.

 

Miskin ruhlarına söz geçiremeyen bir kısım AHALİ, buradaki olağanüstü ” yaşama adapte olma ” çabasını görmeli.

 

Konya günlerimde beni en çok etkileyen, haz veren, huzur veren, tat veren yer ve yön bu oldu işte.

 

Gökcem KONYA DOWN’ daki bu eşsiz çarkın dönmesini sağlayan ” Gökcem Özel Çocuklar Eğitim ve Spor Kulübü Derneği kurucularına bir vatandaş ve bir birey olarak minnet duydum restauranttan ayrılırken.

 

Hayatın içinde başka hayatlara pozitif yaklaşabilen, bu yüce gönüllü insanların varlığıdır bizlere de insanlığımızı hatırlatan.

 

Bunun ben de yarattığı etkinin dumanı üstündeyken candan bir dostun ” mutlaka görmelisin ” diyerek, tutup kolumdan götürdüğü AYA ELENIA MÜZESİ, Konya’ya olan hayranlığımı ikiye katladı.

 

Yaşanmışlıkların izlerini seven biri olarak, bu müzedeki tarihin bugüne yansıma şekli beni fazlasıyla cezbetti. Bu arada; olur da bir gün yolunuzu Konya’ya düşürmek isterseniz AYA ELENIA MÜZESİ’nin Konya’nın Selçuklu ilçesine bağlı SİLLE mahallesinde olduğunun da bilgisini vereyim.

 

-7 derecede, bir solukta yaptığım bu gezinin sonrasındaki KULE AVM’ de bulunan döner restauranta değinmeden geçemeyeceğim. Adıyla mütenasip ” döner restaurant “. En azından ben bu ismi taktım bu ilginç yapıdaki restauranta.Çünkü gerçekten de bu müthiş mekanizma, kaldığınız süre boyunca 360 derece dönerek, Konya’ nın her köşesine kuşbakışı seyriyle yemeğinizi keyif içinde tamamlama imkânı veriyor size.

 

Düşünün ki; akşam yemeğinizi ışıl ışıl yanan Konya şehriyle bütünleştiriyorsunuz.Bu muazzam histen çıkarak başka bir muazzam hissin bahsini yapmaya geldi sıra.

 

Söz konusu Konya olur da “Hz Mevlana’ nın bahsi hiç geçmez mi ?” demeyin. Bu haftaki yazımın kapanış sahnesini ona ayırdım. İşin maneviyat kısmından veya Hz. Mevlâna türbesinin etkileyici, ruha dokunur, yürekleri sere serpe ferahlatan atmosferinden bahsetmeyeceğim. Çünkü zaten Türk halkı onun varlığından haberdar. Onun AŞK’a olan AŞIK’lığından haberdar. Onun sevgiye vurduğu mührünün izinden de haberdar.

 

Az sonra okuyacağınız dizeler de bunun işareti değil midir zaten ?

“Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir.

Sevgiden,dertler şifa bulur.

Sevgiden, ölüler dirilir.

Sevgiden, padişahlar kul olur.

Bu sevgi de bilgi neticesidir. ”

 

Konya’ da gitmeyi isteyip de bir türlü fırsat bulamadığım yer ise ; KELEBEKLER VADİSİ.

Siz siz olun, eğer bir yol uğratırsanız bu vadiye mutlaka gidin ve o rengarenk kelebek dünyasının tadını benim için de çıkarın .

 

Sevgiyle, umutla ve esen kalın.

 

“DEPREM VAR? TEDBİR CAN GÜVENLİĞİDİR” ve (ŞİİR’İM)

“DEPREM VAR? TEDBİR CAN GÜVENLİĞİDİR” ve (ŞİİR’İM)

               Deprem ülkemizde varlığı bir gerçeği olarak karşımızda duruyor. Gerek bugüne kadar gerçekleşen, büyük ölçekli ve yıkıcı depremler gerekse ülkemizin 3 tane önemli fay hattı üzerinde, ilgili bilim adamlarımız söylüyor. Depreme karşı her daim hazır olmamızı gerektiren bir durum ortaya çıkarıyor. Bu durumda depremden, korunmak ya da gerçekleşebilecek bir depremi en az hasarla atlatmak için başta ülkeyi yöneten siyasi iktidar, Yerel yönetimler ve tüm kurumlar kararlı tedbirler alarak, okullarda deprem konusunda eğitimlerin verilmesi vatandaşa pratik deprem eğitimlerini vererek, deprem hakkında bilinçli toplum olmak mecburiyetindeyiz.

             Devleti yöneten siyaset ve ilgili kurumlar çeşitli bilimsel araştırma çalışmaları yaparak önlemler alması, tatbiki çalışmalar var. Yeterlimi! “Yeterli değil” depreme karşı alınması gereken önlemler, Erken uyarı sistemleri, Deprem araştırma merkezleri, Deprem çalışmaları yapan ekipler, Sismoloji çalışmaları için çeşitli üsler, Şehirlerde imar ve iskânda zemin sağlamlığı ve depreme dayanıklı yapılar, Deprem tehlikesinin olduğu yerlerde imar ve iskân yasaları çıkarılmamalı mevcut depreme dayanıksız yapıların, çaresini bularak depreme dayanıklı hale getirilmesi, Depremle ilgili bilinçlendirme faaliyetleri sürekli yapılmasıdır.

          Depreme hazırlık aşamaları acil toplanma meydanları belirlenmeli, Depremlerde görev alacak arama, kurtarma ekipleri, sürekli eğitimini sürdürerek her an hazır olmalı! Ev eşyaları, işyerlerinde eşyalar sabitlenmeli, Okullarda okul eşyaları sabitlenmeli, Yerleşim alanlarında acil çıkış yerleri oluşturulmalı, İnsanların deprem esnasındaki davranışları için öncelik eğitim verilmeli, Depremler önlenemez. Fakat teknolojiye dayalı sağlam bina ve sağlam zeminlerde üretilmeli, kentsel dönüşüm dâhilinde olan binalar yıkılıp tekrar yapılmasında hakkaniyet ölçüleri içinde müteahhitlerin, eline vatandaşı esir etmeden çare bulunmalıdır. Bu nedenle alınan tedbirler hayati olmaktadır. Tedbirlerin alınması zor olabilir, fakat depreme karşı tedbir almak mecburi olması ve can kayıpların çoğunluk’ dar gelirli insanımızda oluyor. Deprem ve benzerlerinde daha fazla etkileniyor. Bu nedenle, Depreme karşı sürekli önlem ve tedbirli olmak çok canlar kurtarır ve can kaybı önlenir.

YIKAN ZELZELE.

Kaynata veren vermiş bu düzeni,

Nice canlar yakar yıkar zelzele.

Akıl verdi düşün olan biteni,

Al tedbiri tak diri bırak Allah’a,

*

Derin geldi üstünde feryatlar kopar,

Vurduğu yerde canları yıkar gider,

Ahlar çekilir hüzün yeri sarar,

Tedbirini al takdiri bırak Allah’a.

*

Varlığına akıl vermiş doğru düşün,

İşin sağlam eminsen takdire bağlan,

Emiri veren nizamına uy insan,

Çok laf üretme takdiri Allah’tan,

*

Hüzün kapladı ülkemin dört yanı,

Bedenler parçalanmış tanınmaz hali,

Feryatlar inletiyor gök kubbeyi,

Neylerse eyler yıkan zelzele.

*

Yöneten gelir bakar seninle ağlar,

Nutuklar atılır hepsi olacak derler,

Ülkemde görünür bu olan haller,

Ne söylesen söyle yıkan zelzele.

*

Dönüşü olmaz ki bu giden canlar,

Alı tedbiri sönmez gariban ocaklar,

Hatanın çaresi vardır bilimsel bunlar,

 Veren alan Allah yıkan zelzele.

 

Dönüşümün Adresleri

Dönüşümün Adresleri

Bursa`da, Altıparmak caddesinin başından itibaren, Kükürtlü caddesinin sonuna kadar olan bölüm, adeta bir fay caddesi gibidir.

Bu yolda giderken, Tophane ile cadde arasındaki çökme nedeniyle, meydana gelen kod farklarını da, görebiliriz.

Hem bu cadde üzerindeki, hem de, tek katlı işçi evleri üzerine yapılan, Çarşamba evleri, çok yaşlı binalardır.

Geri  teknoloji ile yapılan, yaklaşık 45,50 yıllık bu binalar, ekonomik ömürlerini tamamlamıştır.

Yakın illerimiz de olan büyük depremler Bursa da ki binaları da yormuştur.

Başkan Alinur Aktaş, bu konun önemini  anlamıştır. Ama herkes kendi evinden sorumludur.

Herkes kendi testlerini yaptırmalıdır, diyor.

Başkan Aktaş konuya böyle yaklaştığı takdirde, ne Altıparmak caddesi üzerinde, ne de Çarşamba caddesi çevresinde, dönüşüm devrimi yapılamaz.

Hayati konular sadece vatandaşın takibine, bırakılmkaz.

Gemlik`in merkezinde de, benzer durumla karşı karşıyayız.

Çarşı merkezi ile, sahile yakın bölgelerde, yumuşak zemin olduğunu biliyoruz.

Artık, dönüşüm ile, taşınma konusunu, istismar etmeyelim.

Geçmişte, eski Belediye Başkanı Refik Yılmaz`ın çalışmalarını, Gemlik taşınıyor sloganıyla, yıpratmıştık. Son haftalarda, Denizli`de, Manisa`da, Muğla`da, Elazığ`da, Malatya`da ve Mustafa Kemal Paşa`da, deprem fırtınaları, yaşadık.

Belediyemizin, bir  dönüşüm seferberliği içinde olduğunu, duyuyoruz.

Bizde, Gemlik halkı olarak, üzerimize düşen sorumluluğu, fark etmeliyiz.

Dönüşüm projesini yıpratacak, dedikodudan kaçınmalıyız.

Halkımızın, yumuşak zeminde ki  yorgun binaların altında kalmasından, kaçınmalıyız.

Geçmişte yapılan, Gemlik dağlara taşınacak sloganlarından, uzak durmalıyız.

Önce insan, önceliğine özen göstermeliyiz.

Günün Sözü

Karanlığa küfredeceğine, bir mum da sen yak.

“DÜNYADA PİYASASININ PARA EKONOMİ TANRICASI NE BAHŞETTİ”

“DÜNYADA PİYASASININ PARA EKONOMİ TANRICASI NE BAHŞETTİ”

              Özgürlük güzel şey, düşüncenize hiçbir sınırlamayı takmıyorsunuz gelişen, yükselen, küresel düzene ayak uydurma modası birden değer oldu. Peki, bu nasıl oldu? Gelişen birçok ülkede milyon insanlar sıkıntı çekerken, birisi yıllarca, bu denli geniş bir özgürlük alanı vaadini nasıl sundu? Şöyle oldu! özgürlük tanrısı dedi ben dünyanın parasal mega gücüyüm bana bağlan yolunu açayım yürü denildi ve öylede oldu. Elimde olan her varlık desteğiyle zirvede olacaksın, bizde, sizde ihya olacağız, sözler alındı, istenilen piyasa tanrısı harekete geçti, sömürü, yağmalama diyerek “yerli” ve yabancı küresel güçlere kuralsız hal dümenine sular akıtıldı. Kamunun gelir getiren işletmeleri yeni dünya diyerek mega güçlerine sembolik rakamlara hiçbir yasaya takılmadan satıldı. Ormanlar, akarsular, deniz kıyıları, madenler, yeraltında ve yer üstünde ne varsa her şey sermayenin oyun alanına getirildi. Kılıflar dikildi, hazırlandı vahşi dünya piyasa tanrısına sunularak olan oldu.

      

             İşçi ücretleri baskılandı, hak aramaya çıkmak fiilen imkansız hale getirildi. Emek sömürüsü sınırsız özgürlüğe kavuştu. Üreten fabrikalar satıldı, tarım ve hayvancılık çökertildi, büyük gıda tekellerine gün doğdu. Halk borçlanmaya televizyonlarda reklamları ve benzeriyle heveslendirildi, iç pazar kredilerle şişirildi, insanların gelecekleri rehin alındı. Kaynağı meçhul paralar girdi hedeflenen ülkeler ekonomisine; Afrika’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Ortadoğu’da her yerde her tür dümen çevirdiler. Dünyanın piyasa tanrısı olan küresel patronlar kuralsızlık düzenleriyle, büyük paralar kazanılar. Bir yandan da kuralsızlığı kendilerine yontmasına, elde ettiği güce ve maddi olanaklarını incelemek daha imkansız oldu. Lakin bu uçurumu hazırlayan güç kural tanımayan kural koyucular. Kuralsızlığın yalnızca kendileri için geçerli olmasını, isteyen büyük mega holdingler “yok öğle yağma, ayağınıza cenneti getirelim diyerek benden kolay kurtulamazsınız” diyerek sopa göstermesini biliyordular.

          

           Dünyaya hakim piyasa tanrı ekonomisi tepeden tırnağa, vahşi, suça suç makinesi, öyle ki piyasa ekonomisinin bizzat kendisinin suçlu olduğunu bilen bizler dahi ortalığa saçılan pisliğin boyutlarına şaşırıp kalıyorduk. “Ben pisliğin tekiyim” diye itirafta bulunan zat ABD’de ve onun CIA bağlantılı ayakçıları ülkede üst düzey siyasetçi ve bürokratların pisliğini gösteriyor, o siyasetçi ve bürokratların şefleri dönüyor diyor ki! “hepimiz aynı gemideyiz, hep birlikte yaptık bu ticareti” diyerek tehdit ediyor. O gemide işçi yok, emekçi yok, yoksul köylü yok, işsiz yok, halkın aydınları yok. Sürüklenen gemide piyasa oyuncuları var; siyasetçisinden patronuna, patronundan bürokratına ve ortalığı kirli işler götürüp gidiyor. Aynı güç Türkiye gibi kendilerine tehdit olan, bir ülkeyi ortadan kaldırmak için inanç adıyla bölücü terör örgütü, Fetö’yu geliştiriyor ve yan uşakları! PKK, İŞİD, YPG, PYD, Gibi benzeri terör örgütlerini her dönem için, çantada tehdit olarak tutuyor. Bunlar planlı, zamanlı, fırsat bulduklarında taktik olarak zayıf olanları satarak, itibarsızlaştırdıklarının üzerlerine kirli ellerini silerek temize çıkarırlar. Ama şimdilik herkes bir ötekini sıkı sıkıya tutarak kendini garanti altına alırlar, bir yandan da halkın ümüğünü sıkarak para basmaya devam ediyorlar. İşte tam burada dünyada sömürgeci piyasa tanrısı küresel ekonomisi meselleri derinden götürerek daha fazla uluslar arası çalışılıyor. Çünkü bu efendiler içerideki kuralsızlığını dış güçler sebeptir denilerek çoğunluk halk kitlelerini inandırılarak gözler kapatılarak! Emperyalist efendilerini memnun edecek, ayaklara azıcık dolanan ne varsa hepsinden kurtulacak üstelik Türkiye gibi coğrafyası gereği anahtar olan bir ülke üzerinden, İslam coğrafyasına kapıları, dolaylı, planlı acık olmasıdır. Ancak piyasa tanrısı ekonomik emperyalist sistemde kurallar değil, orman kanunları geçerlidir. Orman kanunları herkesin gücü oranında kuralsız hareket ettiği bir düzendir. Örneğin en tepedeki ABD, ve Yandaş AB, ülkeleri, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra “benim hareketlerim kurala bağlı değil diyerek. Benim koyduğum kurallara uymayanlara haddini bildirme hakkım sınırlanamaz demiş ve böyle davranmaya kalkmışlar ve denge düzeni kurmuşlar! Bu efendiler. Rusya, Çin blokları ve benzeri para babaları değişik versiyonlarla diğerleriyle zıt gibi fakat temelde aynı kapıya çıkan, çıkar menfaatleri piyasa tanrısı ekonomisiyle gizli kapılar arkasında söz birliği içinde sömürü kurallarını değişik renklerde dünya insanlığına ayrıymış gibi sunarlar. Fakat karşıymışlar gibi iki çehreli görünürler.          

            

           

              Uluslararası alanda kuralsız hareketleri, bu kavganın kızıştığı bir sıraya denk gelmiştir. Gücü gücüne yeten yetene, Rusya, ABD, baş oyuncular olarak bu oyunların arka planında silah ve petrol tüccarları, para tanrısı babalar ve kibar ismi ”Global ekonomik sermaye güç” Suriye’ye sınır ülkesi Türkiye’ye karşı, Arap yarım adasında, Suriye’de rejim, terör hepsi planlanmış vahşi kapitalist paranın efendileri kendi rahatları için başta hedef, Türkiye İslam coğrafyasını kan gözyaşına bırakarak para kazanarak kahkahalar atarak zevkle dört keşeler. Sözde dünyada bir çok ülkelerin koruyucu melekleri NATO ve BM ,gibi hak koruyucular ülkelerin hak, hukuk nizamlarını koruma konusunda sembolik isimler olup. Bu kirli para tanrıçalarının ekonomik menfaattarını perde arkası koruyan kollayan modern özgürlük, demokrasi plan satrançları oynayanlardır. Burada dostlukta iyilikte yok! Tek bir şey var. Dünya tanrıca para ekonomisinin efendileri ve oyuncak yönetilen destekçileri ve kendilerine hizmetkâr başlar, ayaklar vardır. Efendilerin kurallı paranın egemenliğindeki tek kuralı vardır: Sömürü! Türk milletini yönetenleri milli duygu ve idealist tarihini bilen geleceğe bilim ile kafasını yoran her derdi millet için dert edinen yöneticiler olursa ve dünyada ki! Bu kuralcıların satranç oyunlarına karşı savunma oyununu geliştirip oynarsa, her zorluklara aşar. Türk halkıda uyansın tek çare birlik içinde mücadele ederek emperyalist oyuncuların kuralına karşı bakmak değil, millî birlik mücadelesi için olursak ülkemizin gelecek tehlikelere karşı durulan bölgesinde güç dengesinde kendi imkânlarında oyun kurucusu olabilir.

Mehmet Kantar.

Gsm: 05445144391

Mail adres:smehmetkantar@gamail.com

       “GÜNÜN ŞİİRİ”

BENDE MİSAFİRİM VARIP GİDERİM

Fani dünya geldim sana

Bende misafirim varıp giderim

Çok sevsen de doğru anla

Bende misafirim varıp giderim

*

Hiç gördün mü durup yaşayan

Uzun uzun murat alan

Malda mülkte koça yalan

Bende misafirim geçip giderim

*

Dolaş dolaş hepsi de boş

Eğri büğrü yollarda koş

Ne eğlesem yine bomboş

Bende misafirim varıp giderim

*

Yalan dünya kaldım sende

Geçip gitti ömrüm nerelerde

Her varlığın sonu böyle

Bende misafirim varıp giderim

*

Der Mehmet geçti zaman

Yaşantım terazim nedir bilmem

Hak içinde olsam eman

Bende misafirim varıp giderim

Y.T: 19.02.2019

 

Bursaspor Fırsat Tepti

Bursaspor Fırsat Tepti

55 yıllık rakibimiz olan, Eskişehir maçından önce, zirveye oynayan tüm rakiplerimiz, puan kaybetmişti. Erzurum, berabere kalmıştı.

Hatay, berabere kalmıştı. Akhisarspor, Altın ordu`ya yenilmişti.

Sözün kısası, Bursaspor Eskişehirspor`u yendiği takdirde, üç puandan çok fazlasını, alacaktı.

Ama evdeki hesabımız sahaya uymadı.

Ve geçen devre Eskişehir`de yendiğimiz, rakibimize kendi evimizde yenildik.

Maalesef üç maç ard arda devam eden galibiyet  serimize, son vermiş olduk.

Sarı kart cezalı oyuncularımızın yokluğu, canımızı yaktı.

Sezonun ikinci yarısı, çok sürprizlerle başladı.

Kupa yorgunu olan Erzurumspor, takılmaya başladı.

İyi mücadele eden Keçiören gücünde, düşüş gördük.

Uzun süre, açık ara liderliğini sürdüren Hatayspor, beraberliklere abone oldu.

Akhisarspor ise, geçen yıllardaki gücünü kaybetti.

Son duruma göre ikinci devrenin sürpriz çıkış yapan takımı, Adana Demirspor oldu.

Ligin en çok gol atan takımı olan Adana Demirspor, 34 golle ilk sırayı aldı.

Bursaspor ise, gol yollarındaki sıkıntısını, bir türlü aşamadı.

Tek gollü ve son dakika gollü maçlar, hepimizi strese soktu.

Bu gün itibariyle, Eskişehirspor mağlubiyeti, puan cetvelindeki pozisyonumuzu, fazla etkilemedi.

Ama Eskişehirspor`u yenmiş olsaydık, hem ikinciliğe oturacaktık.

Hem de, altımızdaki dört takımdan, kopmuş olacaktık.

Son haftalarda, toparlanma içinde olan Eskişehirspor`u, daha fazla ciddiye almalıydık.

Geçen hafta, Akhisarspor maçından sonra, Bursaspor takımına, 5 bin lira ceza verildi.

Gerekçesinde, Bursaspor takımının, centilmenliğe aykırı davranışı sebebi ile, verildi.

Bu tür davranışlar nedeniyle, Federasyonun hedefi olur isek, hakemlerinde hedefi haline seriliriz.

Günün Sözü

Kalp ne ile doluysa, dudaklardan o dökülür,gider. Goethe

OCAK AYI BİLANÇOSU !

OCAK AYI BİLANÇOSU !

 

Nihayet uzun süren sancılı ocak ayını geride bıraktık.

 

2020’ye girerken ne büyük umutlar bağladığımız, hatta belkide tatlı sürprizlerle karşılaşmayı umduğumuz dopdolu bir 365 günün ilk ayağı olan Ocak ayı giderken, pek de sevimli etkiler bırakmadı üzerimizde.

 

“Bilanço” derken, 31 günlük kriminolojiden bahsetmeyeceğim elbette. Çünkü basitçe yapılan bir kuşbakışı bile veda ettiğimiz ocak ayının içini dışını göstermeye yeter de artar zaten!

 

Hani bazen “hadi, bitse de kurtulsak” dediğimiz sevimsiz zamanlar vardır ya; işte bu sevimsiz zamanların hepsi birden ağız birliği etmişcesine bu güzide başlangıç ayına toplanıverdi sanki !

 

Hemen şu anda aklıma geliverenleri yazdığımda bile, bir türlü bitmek bilmeyen 31 güne neden “sancılı” dediğim konusunda sizler de hak vereceksinizdir bana;

 

-Şehit haberleri,

-Deprem,

-Sansasyonel haberler,

-Salgın hastalıklar

-İntiharlar,

-Trafik kazaları,

-Gıda zehirlenmeleri,

-Bayrağımızın yırtılması,

-vs vs vs .

İnanın bendeki bu liste o kadar uzadı ki ; yazarken kalemimin durmasını istedim bir an.

 

Hepimiz küçük bir mutluluk haberine bile muhtaç kalmış bir şekilde ay boyunca arandık durduk!. İğne deliğinden geçecek kadar olan aydınlık haberleri mum yakıp da aradık.

 

..20’li senelerin başlangıcı olan 2020’de yaşadığımız sevimsizlik silsilesi umarım ve dilerim kalan aylara ve hatta kalan 20 küsürlü yılların hiçbirine yansımaz.

 

Zira, hepimizin nefes almaya ihtiyacı var!

 

Tamam; hayattan her zaman bize gül bahçesi sunmasını beklemiyoruz ama sürekli dikenli tarlalarda da yürümek istemiyoruz!

 

Yeni ay yeni umut…

 

Güdük şubat ayının yüzlerimizi güldürmesi dileğiyle, kim bilir belki de haftaya bu kez Konya iline yapacağım seyahatteki güzel haberlerle ulaşırım sizlere.

 

Umutla ve esen kalın.

 

24 Ocak Kararları İle Ekonominin Dini Değişmişti

24 Ocak Kararları İle Ekonominin Dini Değişmişti

24 Ocak kararları ile ekonominin

Dini değişmiştir.

24 Ocak 1980 e kadar ekonomide tüm maş hizmetlerin

bedelleri , fiyatları devlet tarafından belirleniyordu.

Temel ürünleri taban ve tavan fiyatlarını da devlet belirliyordu.

Akaryakıt  ve petrol fiyatlarını da devlet belirliyordu.

Toplumu, devleti ve ekonomiyi etkileyen tüm fiyatları devlet tespit ediyordu.

Faizle ve döviz fiyatları da devlet kontrolü altındaydı.

24 Ocak kararları ile kamuya ait fabrikaların ve kamu tarafından

üretilen mamüllerin özelleştirilmesi için karar verilmişti.

Bunun yansıması olarak 1983 seçimlerinde Özal ile Necdet Calp’in

Boğaziçi köprüsünün özelleştirmesi ile ilgili tartışmaları ,

seçimlere damga vurmuştur.

Anap Lİderi  Özal; ısrarla satacağım demişti.

Karşısındaki CMP lideri Calp ise masayı yumruklayarak sattırmam demişti.

Kısacası; 24 OCak kararlarının mimarı ve sonradan ortaya çıkan

Serbet piyasaya geçiş ve özelleştirme poltikalarının

Mimarı  Özal idi.

ÖZel; bu nisyonu ile içmizdeki ve dışarıdaki kapitalistlerin

Ülke ekonomisini ele geçirmek için ürettikleri argümanların

Ve buna dayalı emirlerinin uygulayıcısı idi.

Herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan için; yeni sistem kurdu

Her şeyi kendine göre lendisi için değiştirdi diye söyleniyor.

Ama Özalın yaptıklarını düşününce  Erdoğanın yaptıkları

onunkilerin yanında hiç kalır.

%36 oy ile parlempntada çoğunlık sağlamakta

Özal ile Rahmetli Adnan Kahvecinin propjesi idi.

Yaşadığımız dönemde serbest piyasa ekonomisinin gelişmekte olan

ülkeler ve yoksdul halk için ne kadar zararlı bir şey olduğunu anladık.

Dolar operasyonlarının ve petrol- doğalgaz- dolar üçlemesi ile

satış yapmanın ne kadar zararlı olduğunu gördük.

Geçmişte olduğu gibi mal karşılığı ithalat ve kendi paramız ile

Alışveriş yaptığımız dönemleri özledik.

Ve bu konuda Rusya ilebirlikte diğer ülkelere örnek olmaya başladık.

İşte şu günlerde ABD nin bize düşman olmasının sebebi de budur.

Şİmdi her 24 Ocak’ta serbest piyasa palavrası aıdı altında yediğimiz

kazığın acısını daha fazla duyuyoruz.

Günün Sözü

Bu dünya bir ağaca benzer

Biz de bu ağaçta

Yarı ham yarı olmuş meyveler gibiyiz.

Mevlana

HAYATA DAİR  

HAYATA DAİR

 

Merhaba…

Bu köşede her hafta, biz bize ” hayata dair ” sohbetler yapmak için kalemimi oynatacağım.

 

Hayata dair demişken, tam da yaşamın ortasından üzücü bir gündem haberiyle sizlere ” merhaba ” diyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi.

Evet,  kara yazımız olan deprem felaketinden bahsediyorum.

Ülkenin her yeri bizim, her tüten ocakta var olan biziz.

Canı acıyan,

Üzülen,

Yarası kanayan yine bizleriz.

Öyle ya , Elazığ demek ; Istanbul, Izmir, Ankara , Konya, Bursa, …Ve daha niceleri demek değil mi aslında?

Orada bir can yandığında Türkiye’nin batısı kuzeyi güneyi ayırt etmeksizin derin bir ahhh çekmiyor mu?

Bu gibi durumlarda eksiklerin, gediklerin,detayların, kusurların, ihmallerin pek de önemi kalmıyor aslında!

Adından, sanından, kimliğinden bi’haber olduğumuz ama aynı toplum insanı olmanın yakınlığı ile yek vücut olarak yitip giden insanlarımız için gözyaşı döküyor, ağıt yakıyoruz.

Yüreklerimiz acıyor içten içe…

Ve her nedense böylesine üzücü durumlarda farkına varıyoruz, aslında hayatın ne kadar kısa olduğunu ve uğruna hırs yaptığımız, deli divane olduğumuz fani dünyadaki çırpınışlarımızın gereksizliğini.

Hatta belki de çoğumuz sahip olduklarımızla yetinmeyi ve eldekiyle mutlu olmamız gerektiğini de yine böyle vahim olaylarda anımsıyoruz nedense!

Bu hafta bu köşede, yaşadığımız deprem acısının hüznüyle hayata kıssadan hisse bir bakış atalım istedim sizlerle birlikte.

Çünkü biliyorum ki acılar, paylaştıkça serinliyor yüreklerimizde.

Haftaya, umutla boyanmış bir dünya gerçeğini vurgulayabilmek ve hayata dair güzellikleri paylaşabilmek dileğiyle…

Esen kalın.

Selin IŞIL

 

 Üç puanda fazlasını aldık

Üç puanda fazlasını aldık

Bursaspor Kara gümrük  maçı başlamadan önce,ilk yedi İçinde yer alan takımların durumuna baktık .

kupa yorgunu Erzurumspor,   İstanbul spora takılmıştı Menemen spor,   Kendi sahasında Giresun

spora yenilmişti.

Son haftaların başarılı takımı Keçiören gücü ise, Kendi sahasında Eskişehir spora kaybetmişti.

Lider  Hatay spor ise, İzmir de  Altın ordu ile berabere  kalmıştı.

Bu tablo, Bursaspor için çok avantajlı bir tabloydu. Bursaspor, kara gümrük ü yenmesi takdirde,

Puan cetvelinde altıncı sıradan, üçüncü sıraya  yükselecekti.

Maç öncesi oluşan bu tablo, bursa sporun kara gümrük ü yenmesiyle taçlanmış oldu.

Aslında, ilk yarı mağlup olduğumuz Karagümrük ü yenmek, o kadar kolay

olmadı.

Galibiyet golümüz uzatmalarda kalecimiz çağlarında, mükemmel  bir kurtarışı vardı.

kısacası, Bursaspor bu galibiyetle üç puandan çok daha fazlasını, almış oldu.

Şimdi, Hatay spor yine lider ama, eskisi kadar rahat değil. Bir üstümüzde bir puan farkla

Erzurumspor u  görüyoruz.

Altımızda ise,[28] er puanla, dört takım art arda dizilmiş durumda.

Bu tablo, birinci ligin ne kadar çekişmeli geçtiğini, gösteriyor.Birkaç hafta sonra, bu tablo daha karmaşık hale, gelecektir.

Kara gümrük maçında , yeni transferlerimizin oynamadığını gördük.

Sevindirici bir nokta , Bursa sporun artık dikine oynamaya başlamasıdır.

Zira, yan pas ve geri pas tarzındaki oyun tarzından, hiç hoşnut değildik.

Kara gümrük maçının son yarım saatinde, top bir o tarafta bir bu taraftaydı.

Bursa sporun mali konularda da, oyun tarzında da, henüz arzu ettiğimiz seviyede olmadığını görüyoruz.

Ama genç kadromuzdan umutluyuz maçlarda, son saniyeye kadar desteklemeye  devam etmeliyiz.

 

 

Günün Sözü

Öğrenmek bildiğini fark etmektir

Yapmak ise,onu bildiğini göstermektir.