Köşe Yazıları

İttifaklara Yeni ortaklar

İttifaklara Yeni ortaklar

14 Mayıs seçimlerinin yapılmasına yaklaşık 2 aylık bir süre kaldı.

Bu ara dönemde Cumhur ve Millet ittifaklarından ortaklıklarını genişletecek hamleler yapılacağını göreceğiz.

Yıllardan beri Cumhur ittifakını destekleyen Büyük Birlik Partisi artık üçüncü ortak haline gelmiştir.

Yeniden Refah partisinin Başkanı Fatih Erbakan Cumhur ittifakı ile birlikte olmaya sıcak bakıyor.

Ak Parti Fatih Erbakan birlikteliği Saadet partisinin oylarını çözecektir.

Kürt Kökenli dindar seçmenin 14 Mayıs seçimlerinde önemli ağırlığı olacağını biliyoruz.

Bu bakımdan Cumhurbaşkanı Erdoğan HÜDAPAR ile temaslarını canlı tutacaktır.

Seçim ikinci tura kaldığı takdirde Perinçek’in Vatan partisi de Cumhur ittifakının yanında olacaktır.

Ayrıca Demokratik Sol Parti ile Anavatan Partisinin de Cumhur İttifakına destek vereceğini duyuyoruz.

Aday seçilen Kılıçdaroğlu masa dışında kalan HDP ile ilişkilerini geliştirecektir.

Çünkü HDP destek vermediği takdirde Millet ittifakı Cumhurbaşkanlığını kazanamaz.

Millet meclisinde çoğunluğu sağlayamaz.

Son yaşanan krizden sonra Kılıçdaroğlu İyi Partinin HDP hassasiyetini dikkate almaz.

Akşener’de gereken dersi almıştır.

Yeni bir kriz çıkarmaya cesaret alamaz.

Muharrem İnce’nin  de ikinci turda Millet İttifakına destek vereceğini tahmin ediyoruz.

İki ay içinde yapılacak transferleri ve yaşanacak pazarlıkları merakla izleyeceğiz..

 

Günün Sözü;

Konuşma, insan aklını kullanma sanatıdır.

“Eflatıun”

 

Göz tansiyonu(glokom) hakkında ne biliyoruz?

Göz tansiyonu(glokom) hakkında ne biliyoruz?

Glokom göz sinirini tahrip eden ve görme kaybına yol açabilen çok önemli bir hastalıktır.

Bireylerde glokom görülme sıklığı;

Kırk yaş üstünde glokom görülme olasılığı %2’dir. Dünyada 70 milyon insanda glokom vardır.  6.5 milyon insan ise glokom yüzünden görmesini kaybetmiştir. Türkiye’de görülme sıklığı ise %2-2.5 ‘tur.   Ülkemizde tanı konmuş glokomlu hasta sayısı 550 bindir. Fakat ülkemizde gerçek glokomlu sayısının bunun 4 katı olduğu düşünülmektedir.

Glokom, genellikle yüksek göz içi basıncı ile birliktedir. Toplumda ortalama göz içi basıncı (GİB) 16 mmHg’dır, 11-21 mmHg aralığı normal sayılır.

Glokomda erken tanı, körlüğü önler. Glokomun erken evrelerinde herhangi bir belirti bulunmuyor. Göz doktoruna düzenli gidilmediği takdirde tanı çok gecikebiliyor, bu da geri dönüşsüz görme kaybı ve görme alanı kaybına yol açıyor. Erken tanı konduğunda ise glokomu kontrol altına almak, yıllık sinir lifi kaybını yavaşlatmak, görme alanını ve görmeyi korumak mümkündür.  herkes ve özellikle glokom riskinin artmış olduğu 40 yaş üstü bireyler, her yıl düzenli göz muayenesi yaptırmalı..

Op.Dr.Esin İlhan Turan

Orhangazi Atakent Cerrahi Tıp Merkezi

İletisim : (0224) 572 46 00

@esin_ilhan_dr

 

 

 

KILIÇTAROĞLU’NUN YOL HARİTASI

KILIÇTAROĞLU’NUN YOL HARİTASI

Birkaç gün içinde, Altılı masanın yol haritası konusunda, hareketli anlar yaşadık.

Kılıçtaroğlu işin başından beri kendisini dışlayan iyi partiye rağmen, cumhurbaşkanı adayı olmayı becerdi.

Meral Akşener ise, yaşanan bu krizden en çok zarar gören siyasetçi oldu.

Seçmen Akşener’in hangi nedenlerden dolayı masadan ayrıldığını, hangi gerekçelerle ikna olduğunu, tam olarak anlayamadı.

En önemli konu ise, Akşener seçmen nezdinde, büyük ölçüde güven kaybına uğradı.

Seçmen, Akşener’in (CHP) sayesinde, mecliste gurup kurduğunu ve bu sayede seçim yardımı aldığını, hatırladı.

Akşener’in bu davranışı siyasi vefasızlık olarak yorumlandı.

Kendini, millet ittifakına ayar veren lider ortak gibi görmeye Akşener, hem kendisini hem de iyi partiyi yıpratmış oldu.

Seçmen, Akşener’in Mansur yavaş ve İmamoğlu ile ilgili, abartılı sahip çıkma hamlesini de, normal karşılamadı.

Kısacası, bu son dakika krizinden en çok zarar gören Akşener oldu.

Kırk yıllık siyasetçiden, bu kadar acemi hamleler beklenmiyordu.

Bu arada, Kılıçtaroğlu’ nun 12 maddelik yol haritasını ‘da öğrenmiş olduk.

Millet ittifakının 5 Cumhurbaşkanı yardımcılığı ile bürokratik bir iktidar yapısını benimsediğini anladık. İtaatkar bir yapı, bugünkü dünya düzenin de, ne iç politikada ne de dış politikada mesafe alamaz.

GÜNÜN SÖZÜ;

İyi bir vicdan, en iyi yastıktır. “Brentano

ESKİYE ÖZLEM…

ESKİYE ÖZLEM…

Güzel ülkemde deprem senaryoları, siyasi şoklar, zam üstüne zamlar, çekişmeler, sürtüşmeler devam ededursun, ben bunların çok dışında bir konuda yazma isteği içindeyim.

Zira cahil muhabbetlerine, her önüne gelenin bilmiş bilmiş yaptığı konuşmalara, herkesin alim ve ulema imişçesine ulu orta, zehir zemberek yaptığı açıklamalara doymuş durumdayım.

Bilenin de bilmeyenin de konuştuğu bir ülkede “Cahille muhabbeti kestim” sözünün ışığında birkaç aydının söylediği cümlelerin yer aldığı, kavgasız gürültüsüz bireylerin yaşadığı bir ülkede olmaya, sözlerin yüreklere hoşça ve insanca bırakıldığı mecralara, özgürce konuşulup yaşanılan, nefes alınan bir toplumda olmaya karşı artan özlemim beni eski hayallerime geri döndürdü.

Medeni toplumlara yaptığım yurtdışı gezilerindeki hayallerime geri döndüğüm bir zaman dilimdeyim. İnsanların düzgün bir üslupla konuşabildiği, argo ve kaba konuşmanın konuşmak olmadığını ve sadece böğürmek olduğunun farkında olduğu insan toplulukları…

Fuzuli olarak taşıtların asla korna çalmadığı, yayalara kanun ya da kural olduğu için değil, bunun böyle olması gerektiğini bildikleri için yayayı gördüklerinde zınk diye duran trafiğinin olduğu toplumlara, insani ihtiyaçlarını yasakların pençesine takılmadan medenice yaşayan toplumlara, kadın ve çocukların zevk için, keyif için ırzına geçilip dövülmediği, sövülmediği, öldürülmediği toplumlara…

Eğitimin eğitim gibi verilip bilinçli ve kendini bilen gençlerin yetiştirildiği toplumlara…

Sırf kadın olduğunuz için bir erkeğin size sahip çıkmasının gerekli olduğu zihniyetten bi’ haber olan toplumlara…

Dingin, sakin, uzlaşmacı, eğitimli ve özgür bireylerin yaşadığı toplumlara gidiyorum hayalimde, şu son günlerde…

Ve bunun için eskiden yaptığım yurtdışı gezilere gidiyorum. Eskiden derken, hemen pandemi öncesinde sonuncusunu gerçekleştirdiğim Avrupa seyahatime gidiyor aklım. Bu da demek oluyor ki son üç dört senedir güzel ülkemde herşey daha da kötüye gitmiş! İyiye ve aydınlığa dair açılması gereken kapılar daha büyük bir kaos ve karmaşayla ivme kazanarak yol almış.

Üzüntü verici…

Olmaması gerekenlerin olduğu, yapılmaması ve söylenmemesi gerekenlerin söylendiği bir ülkede bunu göre göre, bile bile yaşamak ve hiçbir şey yapamamak üzüntü verici.

Hâl böyle olunca geçmiş yolculuklarımı anımsayarak, içsel huzuruma dönmeyi yeğliyor ve üç maymunu oynuyorum.

Esen kalın.

DEPREM ORTAMINDA SEÇİM

DEPREM ORTAMINDA SEÇİM

Bir taraftan depremin sebep olduğu tahribatı, gidermeye çalışıyoruz.

Diğer taraftan, seçim hazırlıklarına’ da devam ediyoruz.

Asrın felaketi gibi olan bu deprem, seçimleri erteletir mi diye yorumlar yapıldı.

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, spekülasyonlara meydan vermeden, hemen devreye girdi.

Ve 14 Mayıs’ta kararlı olduğunu vurguladı.

Seçimlerin zamanında yapılacağı anlaşılınca, yüzler yine altılı masaya, çevrildi.

Altılı masanın aday belirlemesi konusunda, Meral Akşener, her aşamada ağırlığını hissettirdi.

Kılıçtaroğlu’nun adaylığına hep karşı oldu.

Bu görüşünü bazen kendi dile getirdi.

Bazen, parti yetkililerine söyletti. (CHP) li iki belediye başkanının isimlerini ortaya attı.

Bir bakıma, Kılıçtaroğluna’da (CHP) yönetimine’ de, meydan okudu.

Çünkü (HDP) siz (CHP)nin , iyi partiye mecbur olduğunu çok iyi biliyordu.

Her fırsatta, iyi parti yönetimi tarafından dışlanan,

Kılıçtaroğlu, Akşener’e tepki gösteremez.

Altılı masayı organize eden ve hayata geçiren, kılıçtaroğlu’dur.

Ama masayı yöneten Akşener’dir.

Akşener, tüm (CHP)’li adayların hepsini, yıpratmıştır.

Parti yönetimi tarafından, adaylığını ilan etmesi için arkasından itilen kılıçtaroğlu, açıklama yapmaktan çekinmektedir.

İmamoğlu deprem sonrasında, Belediyeye dönüş yapmıştır.

Mansur Yavaş, ise uluslararası arenada, sönük kalacaktır.

GÜNÜN SÖZÜ:

Çok söz, hamal yüküdür. (Yunus Emre)

ANADOLU BEŞİK GİBİ SALLANIYOR

ANADOLU BEŞİK GİBİ SALLANIYOR

6 Şubattaki Kahramanmaraş depreminden iki hafta sonra, Hatay merkezli iki deprem daha yaşadık. Bu son iki deprem, yıkılmakta direnen yapıları da yerle bir etti.

Ve Hatay; yıkımlardan en fazla zarar gören il haline döndürdü.

Bu arada deprem fırtınası da hız kesmedi, 6 Şubattan bu yana yaklaşık, 10 bin civarında artçı sarsıntı yaşadık.

Deprem fırtınası altındaki yaşam, bölge halkını canından bezdirdi.

Kış şartları da devreye girince, deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın, yaşam tarzları bozuldu. Psikolojileri, alt üst oldu.

Deprem fırtınası hızını kesecek diye beklerken, tam tersi oldu.

Yakın illere de sıçradığını gördük.

Sivas’ta 4,7 şiddetinde, Niğde de 5,4 şiddetinde, Konya’da 4,3 şiddetinde, Malatya’da 4,1şiddetinde ve Bingöl’de 4,4 şiddetinde yeni depremler meydana geldi.

Deprem fırtınası, kuzey ve İç Anadolu’ya doğru harekete geçmiş gibiydi.

Bir tarafta, yaygınlaşan deprem fırtınası, diğer tarafta derin çukurlu, geniş çaplı obruklar, hepimizi endişelendirmeye başladı.

Anadolu zemininde ortaya çıkan bu hareketlenmenin, farklı bölgelerde yaygınlaşmasından korkuyoruz.

Uzun süreden beri, İstanbul ve çevresini, Bursa ve çevresini, Tekirdağ ve çevresini, deprem potansiyeli yüksek bölgeler olarak anıyoruz.

Depremleri ortadan kaldıramayız ama binalarımızı güçlendirebiliriz ve kentsel dönüşüm çalışmalarına hız verebiliriz.

GÜNÜN SÖZÜ:

Ruhunu kaybeden, Dünyayı kazansa ne çıkar. “Victor Hugo”

 TOPHANE PARKI-ALTINPARMAK FAY HATTI

 TOPHANE PARKI-ALTINPARMAK FAY HATTI

Güneydoğu Anadolu da ki 10 ilimiz, yıkıcı bir depremle, yerle bir oldu.

Biz hala İstanbul depremini tetikler mi diye, merak ediyoruz.

Son deprem İstanbul depremini tetiklemese bile, İstanbul’ da mutlaka yıkıcı bir deprem yaşayacağız. Çünkü tüm Anadolu’nun fay hatları ile dolu olduğunu, biliyoruz.

Depremlerin’ de, bir takvimi vardır.

Fay hatlarındaki enerji biriktiği zaman mutlaka o fay kırılacaktır.

1855 yılında Bursa’da meydana gelen deprem, Ulucami’yi bile yıkmış.

Tophane parkı ile Altın- parmak Caddesi arasında, birkaç apartman boyu yüksekliğinde, “kot farkı” yaratmıştır.

Fay hattı, yeni kaplıcaya kadar devam etmiştir.

Ama biz fay hattından falan korkmadan, en prestijli yapıları, Altın parmak caddesi üzerine yaptık.

Altın parmak Caddesi üzerinde, bitişik nizam içinde, yaklaşık 50 veya 60 yıllık, binalar yer alıyor.

Eğer, Pazarcık veya Elbistan depremlerinden bir tanesi Bursa’da olsaydı, Allah göstermesin, taş taş üstünde kalmazdı.

Artık büyük depremler, yüz elli ve iki yüz sene beklemiyor. 1999 yılından 4 yıl sonra, 2003 yılında Bingöl depremi oldu.

2011 yılında hem Kütahya’da hem de Van’da, iki yıkıcı deprem daha yaşadık.

2020 yılında Elazığ ve İzmir depremlerinden korkmuştuk.

Sözün kısası depremlerden kurtulmalıyız.

Ama sağlam zeminlere, sağlam inşaatlar yaparsak ölümleri azaltabiliriz.

 

GÜNÜN SÖZÜ:

Bozulduğu zaman, insandan daha korkmuş olan yaratık yoktur.

“ Sophokles ”

AKIL ve RUH SAĞLIĞIMIZ…

AKIL ve RUH SAĞLIĞIMIZ…

 

Hiçbir şey yapmak gelmiyor yüreğimizden.Sanki her birimizin içi çekilmiş gibi!

 

Bakışlarımız donuk ve fersiz.İki kelam etmeye bile ne isteğimiz var ne de hevesimiz. Gündelik yapmak zorunda olduğumuz işimiz gücümüz dışında ve hayat içinde var olmak adına yaptığımız sorumluluklarımız dışında elimiz birşeye değmiyor.Harap ve bitap bir haldeyiz. Giyinip süslenmeyi bir yana bırakın, yiyip içerken bile halen kendimizi suçlu gibi hissediyoruz.

 

Hele psikolojilerimiz tamamen alt üst olmuş durumda. Darmadağın!

 

Çaresizlik,korku, endişe,kendini güvende hissetmeme hali…Hepsi var bilinçaltlarımızda.

 

Huzursusuz.Dahası; ruhsusuz.

 

Bütün bunları kötümser ya da karamsar olduğum için yazıyor değilim.Ya da umutsuz olduğum için yazmıyorum.Veyahut okurun iç dünyasını daha da baymak, yormak için yazmıyorum.

 

Ama olan bu.Gerçek bu. Şimdiki hayat gerçeğimiz bu. Pek tabii, “Dünya yansa eski hasır umrumda değil” diyecek kadar gamsız ve kaygısız olanlar bu grubun dışında. Onlar zaten her dem bencil her dem duyarsız.

 

Ben onların haricindeki insan gibi insanlar için yazıyorum bunları. Duyguları olan, başka canlıların acısıyla da üzülüp dökülen insanlar adına yazıyorum bu satırları. İnsan gibi insanların sesi olarak yazıyorum.

 

Depremin saramadığımız ve belki de uzunca bir süre daha saramayacağımız yaraları için yazıyorum. Uzaktakinin yakındakinin, tanıdığın tanımadığın tasası, üzüntüsü, kederi haline gelmiş deprem yaraları için yazıyorum.

 

Ve bunca şeye rağmen hâlâ daha anlayamadığım çirkin siyasi oyunlara devam edenlere ve koltuklarını kaptırmamak adına depremi dillerine dolayanlara ise kızarak yazıyorum satırlarımı.

 

Mesele bir sene içinde şehirleri yeniden inşa etmek değil efendim! Mesele, bu depremin ve depremden sonra oluşan hazin durumların bizlerde yarattığı ciddi travmalar. Bu travmalar varken üzerimizde, deprem öncesinde alınmayan önlemleri söylemeye bile gerek duymadan yazıyorum her bir cümlemi.

 

Hasılı; yaşadığımız acının yanında bir de halen rant ve koltuk peşinde olanların yaptığı açıklamalar ile yüreğim bir kez daha burkularak, “Allah bu milletin akıl ve ruh sağlığını korusun” demekten başka çare bulamayarak acıma bir acı daha ekliyorum.

 

 

Esen kalın.

İKİ YÖNETMELİK YETMEZ, VİCDANLI İNSAN LAZIM

İKİ YÖNETMELİK YETMEZ, VİCDANLI İNSAN LAZIM

6 Şubat’ta Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde yaşadığımız iki yıkıcı depremden sonra, artçı depremler durmak bilmedi.

Bölge halkı için, adeta yaşamın bir parçası haline geldi.

20 Şubat’ta bu defa, Hatay’da yeni bir yıkıcı depremle karşılaştık.

Hatay’ın Defne ilçesinde meydana gelen bu deprem, hepimizi yeniden korkuttu.

Zemine 17 kilometre uzaklıktaki bu deprem, çok sarsıcı oldu.

Başta bölge halkı olmak üzere, hepimiz yeniden endişeye kapıldık.

Böyle gergin bir ortamda, halkımızdan ve yabancı ülkelerden gelen yardımcılar büyük bir teselli kaynağı olmuştur.

88 ülkeden yardım gelmiştir.

76 Ülkeden gelen 11 bin 302 araştırma ve kurtarma elemanı çalışmalara katılmıştır.

Enkaz altından birçok vatandaşımızı kurtarmıştır.

Ayrıca, tüm televizyonlarımızın ortak yayınları sonucu, 116 milyar liralık yardım toplanmıştır.

Belediyelerimiz ve halkımız halen nakdi ve ayni yardımlar yapmaya devam etmektedir.

Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğunu; her bölgemizin fay hatları ile dolu olduğunu çok iyi biliyoruz.

1999 Marmara, 2003 Bingöl, 2011 Kütahya, 2011 Van, 2020 Elazığ ve 2020 İzmir depremlerini unutamayız.

Dünyanın en ayrıntılı deprem yönetmeliğini de yapsak, bu yönetmeliği uygulayacak olan bizim insanlarımızdır.

Fırsatçılık ve rantçılık konusunda, dinimize de aykırı bir düzenin içine girdik.

Bu özelliğimiz ramazan ayları ile başladı. Korona ve savaş döneminde, tavan yaptı.

Eğer vicdanlı insanlar yetiştiremez isek, yıkımlar her alanda sürecektir.

GÜNÜN SÖZÜ;

Dev gibi eser bırakmak için, Karınca gibi çalışmak lazım.

“N. F. Kısakürek”

KENTSEL DÖNÜŞÜM HIZLANMALIDIR

KENTSEL DÖNÜŞÜM HIZLANMALIDIR

6 Şubat’ ta 10 il, 78 ilçe ve yüzlerce köyümüzü yıkan “asrın felaketini” yaşadık.

9 saat arayla, Pazarcık ve Elbistan’da meydana gelen iki deprem ile 40 bini aşkın vatandaşımızı kaybettik. Binlerce binamız yerle bir oldu.

Birçok devletten büyük olan deprem bölgesi, harabeye döndü.

Böyle büyük bir bölgede, birkaç gün içinde, mükemmel bir organizasyon yapılamazdı.

Depremin ilk günü, akaryakıt ve elektrik yokluğunu eleştirmek’ de haksızlık olmuştur.

Bu büyük deprem, hepimize çok acı bir ders verdi.

Kocaeli ve Sakarya depreminden ders alamadığımızı yüzümüze vurdu.

Artık tek çarenin kentsel dönüşüm olduğunu anladık.

Bursa’ da İstanbul gibi ilk sırada deprem riski taşıyan, bir şehirdir.

Altıparmak caddesinin ve Çarşamba caddesinin, böyle yıkıcı bir deprem sonrasında ne hale geleceğini düşünmek bile istemiyoruz.

Bu bağlamdan mevcut belediyemizin görevlerinin son yılında, kentsel dönüşümde önemli ve kalıcı adımlar atmasını, bekliyoruz.

Bursa, 1855 yılında tarihimizin en büyük depremlerinden birini, yaşamıştır.

Gemlik ve özellikle Orhangazi, Kuzey Anadolu Fay Hattının tam dibindedir.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin, Osmangazi, Nilüfer, Yıldırım, Gürsu ve Kestel ile ilgili dönüşüm çalışmalarını, bitirdiğini duyuyoruz.

Artık, depremin değil çürük binaların öldürdüğünü iyice anladık.

Mevcut belediye yönetiminin yaptığı, kentsel dönüşüm çalışmalarını, hayata yansıtmasını bekliyoruz. Çünkü sahaya yansıyan çalışmaları, hangi belediye iktidara gelirse gelsin, durduramaz ve engelleyemez.

GÜNÜN SÖZÜ:

Hiç kimse kaderini değiştiremez ve kaderinden kaçamaz.

“Goethe”