Köşe Yazıları

DEPREM SONRASI İÇ VE DIŞ POLİTİKAMIZ

DEPREM SONRASI İÇ VE DIŞ POLİTİKAMIZ

1999 yılında, yaşadığımız Gölcük depremine, “küçük kıyamet” gibiydi demiştik.

Gölcük depremine, Bursa’da yakalanmış ve yaklaşık 6 şiddetinde, hissetmiştik.

6 şiddetinde hissetmemize resmen, çok korkmuş ve dehşete kapılmıştık.

“Pazarcık ve Elbistan’da, 9 saat ara ile yine yaşanan iki deprem, “asrın felaketi” gibiydi.

En azından, son yüz yıl içinde, böyle bir örneğe rastlamamıştık.

Ayrıca, bu iki yıkıcı depremin, kış ayına rastlaması’ da bir başka şanssızlık olmuştur.

Depremi yaşayan 10 ilimizin, neredeyse tamamında, kış şartlarının çok sert geçtiğini biliyoruz.

Böyle olumsuz şartlarda, deprem bölgesinde koordinasyonu sağlamak, kolay olmayacaktır. Türkiye’nin her yöresinden ve çeşitli yabancı ülkelerden gelen yardımlar hem depremzedelere hem de Türk halkına, moral vermiştir.

Ayrıca depremden günler sonra, enkaz altından sağ olarak çıkarılan depremzedeler, hepimiz için birer teselli olmuştur.

Yaşadığımız bu acı olayın, dış politikamızı olumlu olarak etkileyeceğini düşünüyoruz.

Çok gerginlik yaşadığımız ülkelerle, tansiyonun düşeceğini umuyoruz.

Yunanistan ve Suriye ile yaşadığımız gerginlikleri, süper güçler el atmadan, kendi aramızda bitirmeliyiz.

Bu felaketin bizi ve birlik ve beraberlik ruhunda birleştireceğini ümit ediyoruz.

Günün Sözü:

Güneşin sana ulaşmasını istiyorsan, gölgeden çık.

( Konfüçyus )

Deprem Bölgesine Yardım Atağı

Deprem Bölgesine Yardım Atağı

Kahramanmaraş’ta meydana gelen 7,7  ve 7,6 şiddetindeki depremlerin merkez üsleri Pazarcık ve Elbistan’dı. Ama aat arda aynı gün içinde meydana gelen bu 2 deprem sadec merkez üslerini değil başkaca 9 ilimizi de yıktı geçti.

İki depremin sismik algıları, binaları iyi yönlü ve ileri geri salladı ve 10 ilimizdeki binlerce binayı yerle bir etti.

Bu deprem yüzyılın en büyük depremi olarak isimlendirildi ve 81 il ve yaklaşık 70 ülkeden arama tarama kurtarma ekipleri deprem bölgelerindeki yerlerini aldılar.

Bursa halkı da depremzedelere karşı duyarsız kalmadı. Deprem bölgesine yardım atağa başlatıldı.

BTSO  önderliğinde deprem bölgelerine 100 tır yardım malzemesi gönderildi.

Ayrıca Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Gemlik Belediyesi büyük katkılarda bulundular.

Bursa Büüykşehir Belediyesince deprem bölgelerine 105 araç ve 410 personel gönderildi.

Nurdağı ilçesinde de mobil mutfak kuruldu.

5 tır su Gaziantepe sevkedildi.

Gemlik Belediyesi ve Gemlik Ticaret ve Sanayi odası onlarca  kamyon malzeme ve İskenderun’da kurulacak çadır kentte mobil mutfak kurarak depremzedelere yardım sağladı.

Osmangazi Belediyesi toplam 8 tur yardım malzemesi gönderdi.

Besaş ilk günden beri toplamda 220 bin ekmek gönderdi.

Nilüfer Belediyesi toplam 80 tır yardım malzemesi ile 2 Ambülans ve 5 sağlıp personelini deprem bölgesine yolladı.

Kestel  Belediyesi de 27 kamyon ve 9 tır ile yardımda bulundu.

Bu yardımların mükemmel bir organizasyonla ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını bekliyoruz.

Günün Sözü

Yardımlar çiçek gibidir

Ne kadar taze ise insanları o kadar memnun eder

Chillon

 

KALEMİM ÜZGÜN, YÜREĞİM YORGUN

KALEMİM ÜZGÜN, YÜREĞİM YORGUN

 

Nasıl söylenir, ne söylenir bilmiyorum!

 

Neresinden tutup konuşmalı, ne demeli onu da bilmiyorum!

 

Aslında söylenecek o kadar çok söz var ki…Bunların kimi haykırış dolu kimi isyan kimi gözyaşı kimi yakarış, ama sanırım en çok da üzüntü ve hüznün hakim olduğu sözlerim var, sözlerimiz var…

 

Geleceği gün gibi belli olan depremde, kalemim buna dair birşeyler yazamayacak kadar üzgün! Risklerin varlığına, bilim insanlarının yıllarca bu tehlikeyi anlatabilmek adına yırtınmalarına, yapılan onca bilimsel istatistikleri ve bunlara dair somut verileri ortaya çarşaf çarşaf dökmeye yeltenemeyecek kadar üzgün kalemim.

 

İşin bu kısmını belki sonra yazarım diyerek diğer kısmına el süreyim diyorum. Bu kez de yüreğimin üzüntüsü bir köşe yazısı çıkaracak kadar yazmaya el vermiyor!

 

Kıyamet gününden bu yazımı yazdığım şu ana kadar yitirdiğimiz vatandaşlarımızın dışında deprem bölgelerinde yaşayan o kadar çok elim ve vahim duruma gözlerim tanıklık etti, kulaklarım işitti ki, her birine de durup durup pes dedim, yazıklar olsun dedim.

 

Bunu da detaylandırmadan geçiyor ve halen yaşadığımız büyük acının üzerine Türk ulusuna, milletimize, Türkiye Cumhuriyeti’ nin duyarlı, merhametli, yardımsever ve fedakar insanlarına gönül dolusu minnet duyuyorum.

 

Devlet, deprem faciasında ivedilikle ve yeterince gereğini yaptı mı yapmadı mı bilemem ama millet gereğini yaptı!

 

Kendi derdini unutup yaptı, yarın alamayacağı ekmeğin hesabını etmeden yaptı, çocuğunun okul parasını ödeyemeden yaptı, kimi ağacını kesti odun yaparak gönderdi, kimi ise tek geçim kaynağı olan bir büyük başını sattı da gönderdi… Gencimiz de yaşlımız da bütün imkanlarını seferber etti.

 

Karınca kararınca bu millet gücü oranında elinden geleni en hızlı şekilde yaptı.  Bu da yetmedi de millete, kimi kuş olup uçsam oralara dedi, kimi de dualarıyla eşlik etti yardım bekleyenlere, bir nefes daha fazla alma derdiyle çırpınan yüreklere…

 

Bu millet gereğini yaptı.

 

Depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum.

 

Geçmiş olsun Türkiye’m.

Zamlı Maaşları Fırsatçılar Erittiler

Zamlı Maaşları Fırsatçılar Erittiler

Yılbaşında memura, emekliye ve asgari ücretliye yapılan artışları bekleyen fırsatçılar anında vicdansız zamlarını yapmaktan çekinmediler.

Son iki aydan beri düşme eğilimindeki tüketici enflasyonunu da yeniden dirilttiler

Aralık ayında tüketici enflasyonu %1,18 düzeyindeydi.

Ocak ayı tüketici enflasyonu ise bu fırsatçılar yüzünden %6,65 a yükseldi.

Fırsatçılar enflasyondaki yükseliş alışkanlığının canlı kalması için her yolu deniyorlar.

Yönetimin denetim konusundaki yetersizliğinden yararlanıyorlar.

Aralık ayı tüketici enflasyonundaki sert düşüş vatandaşın mal ve hizmet alımını kısması nedeniyle olmuştur.

Ama Ocak ayında zamlı aylıklarını alan vatandaşlar yeniden alışverişe yönelince fırsatçılara gün doğdu. Yönetim ticari piyasaya hakim olamadı.

Caydırıcı önlemler alamadı.

Caydırıcı denetimler uygulanmadı.

Kesilen cezalar fırsatçıları caydıramadı.

Tam aksi oldu. Fırsatçılara kesilen cezalar yeniden tüketiciye yansıtıldı.

Sözün kısası yönetim köklü denetimde yetersiz kaldı.

Kasa fişindeki fiyat ile raftaki malın fiyatını kontrol etmeye çalıştı.

Ama bataklığı kurutamadı.

Malın stok durumunu malın giriş fiyatını, malın satış fiyatını ve yapılan zamların tercihlerini incelemek lazımdır.

Ticaret Bakanlığı kontroller yapmak yerine istatistikler ilan etmeyi tercih etti.

Kısacası mevcut yönetim seçimler yaklaştığı için büyük marketlere büyük toptancılara ve palazlanmış esnaf kesimine ağır cezalar vermekten çekindi.

Vatandaşı insafsız fırsatçıların eline bıraktı.

 

Günün Sözü

Aşk altın değildir, saklanmaz

Aşığın bütün sırları meydandadır

Mevlana

Genç Seçmen Kimi Seçecek

Genç Seçmen Kimi Seçecek

Kadir Has Üniversitesinde 18-24 yaş arası gençlerin siyasi görüşleri konusunda her yıl bir araştırma yapılıyormuş.

Profesör Mustafa AYDIN ve akademisyen arkadaşları bu yıl aşağıdaki sonuçları bulmuşlar.

Gençlerin;

%23 , 1 i Milliyetçi, % 20,8 i Muhafazakar, %17,1 i  Siyasal İslamcı, %11,5 i Kemalist,  %5,4 ü Sosyal Demokrat, %5,4 ü  Ulusalcı, % 5 ,4 ü Liberal, %3,1 i Sosyalist, % 2,3 ü Ülkücü , % 2,3 ü ise kendisin apolitik olarak tanımlıyor.

Bu tablodaki dağılımdan gençlerin tek bir siyasi görüşe yığılmadıklarını anlıyoruz

Bu duruma ülkemizde seçime odaklı kurulmuş 3 ittifaktan; ve cumhur ittifakı ne de millet ittifakı 18-24 yaş aralığındaki yaklaşık 6 milyonu bulan gençlerin oyunu çantada keklik göremez.

Milliyetçi, Muhafazakar, ülkücü ve ulusalcı gençlerin bir kısımı cumhur ittifakını tercih edeceklerdir. Sosyal Demokrat, sosyalist, liberal ve kemalist geçnlerin büyük kısmı da millet ittifakını tercih edeceklerdir.

Her iki ittifakta da yer alan siyasal islamcı partiler ( AK Parti, Deva, Gelecek, Saadet- Yeniden Refah – Hüda Par gibi)  nedeni ile %17 gibi kendisini siyasal islamcı diye tanımlayan geçnlerin tercihleri merakla takip edilmelidir.

Küresel güç odakları 14 Mayıs seçimlerinde millet ittifakının yanında olacaklarını açıklamaktan çekinmediler. Mevcut iktidarı finansal açıdan iç güvenlik bakımından ve diplomatik uygulamalarda zor durumda bıraktıklarını açıkça görüyoruz.

Bu seçimleri Cumhur İttifakı kazandığı taktirde AB ile ilişkilerimiz ile NATO ortaklığımız çok ciddi bir biçimde sorgulanacaktır.

Mevcut iktidar sadece ülke içinde değil ülke dışındaki ralipleri ile de yarışmaktadır.

Günün Sözü

Ayakta  ölmek

Dizüstü yaşamaktan daha iyidir

Roosvelt

 

 

Biz NATO’ya Ne İçin Girmiştik

Biz NATO’ya Ne İçin Girmiştik

Yaklaşık 7, yıl önce NATO üyesi olmuştuk.

O tarihlerde iki kutuplu bir dünya düzeni içindeydik.

Bir tarafta Sovyetler Birliği Liderliğinde “Doğu Bloğu” vardı, diğer tarafta ise Amerika Liderliğinde NATO teşkilatı yer almıştı.

Biz ise Sovyet sınırında çok stratejik bir coğrafyadaydık.

Sovyet işgali ihtimali canlı tutularak bizde sınır bekçisi olarak NATO teşkilatına almışlardı.

Bu kış kominizm gelecek Sovyet saldırısı olacak ve din elden gidecek sloganları ile Tüm Anadoluda yoğun bir Sovyet Rusya düşmanlığı işlenmişti.

Zaten, aradan uzun kışlar geçmiş ne kominizm gelmişti, ne de dinimiz elden gitmişti.

Sovyet Rusya’dan saldırılar gelmediği gibi, iki devlet arasında takas usulü ticcaret anlaşmalarını bile yapmıştı.

Biz Azot sanayi olarak Amonyak hammaddesini, Zirai Donatım ise kimyevi gübreyi, Sovyet Rusya’dan ithal etmiştik.

Yani bir NATO ortağı olarak düşman ilan ettiğimiz Sovyetler Birliği ile ticaret ortağı olmuştuk.

Ortak olduğumuz NATO ise başta Sinop ve İncirlik olmak üzere ülkemizin her yerine üs kurmuştu.

Artık kendi güvenliğimiz konusunda bile NATO’Ya bağımlı hale gelmiştik.

Son yıllarda ise Amerika Liderliğindeki NATO’nun ülke bütünlüğümüzde oynadığını gördük.

Sık sık askeri darbelere ve siyasi suikastlara maruz kaldık.

Şimdi ise, eski düşman Rusya ile stratejik enerji ve savunma ortağı olduk.

70 yıllık ortağımız NATO ile hasım haline geldik.

 

—Günün Sözü—

Hiçbir miras doğruluk kadar zengin değildir.

“W.Shakespeare”

Hayırsız Ortaklarımızın İhanetine Uğradık

Hayırsız Ortaklarımızın İhanetine Uğradık

Siyasi tarihimiz boyunca hep dost bildiklerimizin ihanetine uğradık.

Osmanlı devleti zamanında alınan deniz kuvvetlerinin kışkırtılması ile Karadeniz’de Sovyet limanlarını bombaladık. Almanya’dan dost kazığı yedik ve savaşın faturasını bizler ödedik.

Koskoca Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasına sebep olduk.

Yaklaşık 70 yıl önce, Sovyet tehlikesinden korunmak için NATO’ya girmiştik.

Sovyet Rusya’dan saldırı beklerken Amerika ve NATO’nun ihanetine uğradık.

Amerika’nın NATO’nun PKK’ya silah, mühimmat ve eğitim verdiğini gördük.

Terörün en azgın olduğu dönemde bizi korumak için kurulan patriot savunma sistemlerinin söküldüğüne tanık olduk.

Kore savaşında, bizi cephede kullanan ve Sovyet sınırımızda bize bekçilik yaptıran Amerika ile NATO artık bizimle bağını kopardı.

Kendi kararımızı kendimiz aldığımız her konuda ortaklarımızın ihanetine uğradık.

1974 yılında kendi kararımızla Kıbrıs’a bir çıkarma yaptık.

Başta Amerika ve diğer NATO ülkeleri olmak üzere çok yaygın bir ambargoya maruz bırakıldık.

40 yıldan beri Avrupa birliği kapısında bekletildik.

Avutulmak için, Gümrük Birliğine alındık.

Zaman içinde, Gümrük Birliğinin avantajlarından, yoksun bırakıldık.

Sözün kısası ortak saydığımız NATO’ nunda Avrupa Birliğinde bize hep ayrımcılık yaptığını gördük.

Her askeri darbede ortaklarımızın ayak izlerine rastladık.

Bölücü terör örgütlülerine destek vermelerinden usandık.

Artık hayırsız ortaklıklardan bize bir fayda gelmeyeceğini öğrendik.

Bölgesel bir güç olarak komşularımızla birlikte olmamız gerektiğini anladık.

 

—Günün Sözü—

Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır.

“Mevlana”

PORTUGA ve ZEZE’ den HAYAT GÖNDERMESİ!

PORTUGA ve ZEZE’ den HAYAT GÖNDERMESİ!

“-Neden hiç mutlu değilsin Zeze?

-Neden mutlu olmalıyım?

-Çünkü dünyaya bir kez geliyoruz.

-İyi ki bir defa geliyoruz Portuga!

-Neden?

-İkinci bir hayatı kaldıramazdım.”

 

Bu haftaki köşe yazımı ayırdığım konu bu!

 

Yooo, Brezilyalı yazar Jose Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı adlı dünyaca ünlü kitabı değil elbette!

 

Aynı adlı kitaptan yaptığım alıntı geçen haftaki bir haftalık Ege seyahatime denk düştüğü için girizgahı Zeze ve Portuga üzerinden yaptım, hepsi bu!

 

Hemen anlatayım;

 

Ben, mutsuz insanlar ülkesi olan İstanbul çocuğuyum! Teşbihte hata olmaz diyerek ülke ve çocuk kelimelerini aynı cümle içinde kullanmakta bir sakınca görmüyorum!

 

Gece gündüz robot misali koşturduğumuzdan mı, hayat şartlarının İstanbul metropolünde daha zor olmasından mı, yoksa insan ilişkilerinin mümkün mertebe minimuma indirilmiş olmasından dolayı mı bilemem ama İstanbul’ da yaşayan insanların genel profillerinin mutsuzluk ve hoşnutsuzluk üzerine kurulduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Mutsuz yüzlü insanlar ülkesidir megakent. Asık ve yorgun yüzler…Solgun benizler, içi geçmiş haller…Bir selama yatkın olmayan yabancılaşmalar, “Az insan çok huzur” dedirten mentalite yumağı…İstanbul köyünün insan profili bu şekilde. “İster istemez!” diye de dip notumu hemen eklemek isterim. Zira burada, bu şehirde yaşam diğer şehirlere göre fazla çetrefilli!

 

Peki ya Ege öyle mi?

Mavi vurmuş kıyılarına kurban olduğum Ege öyle mi?

 

Değil, hem de hiç değil.

 

Zeze ve Portuga arasında geçen diyalog İstanbul’ da zorlama ile yaşayan bireylere ne kadar uyuyorsa, Ege insanından da o kadar uzak işte!

Birinde hasbelkader dünyaya gelmişiz, mecburen bu deveyi güdeceğiz ruhu hakimken, diğerinde, yani Ege insanında “madem geldik bu hayata, hakkını vererek yaşayalım” gülümsemesi ve düşüncesi hakim.

 

Bu sebepten pek severim Ege tarafına yaptığım yolculukları. Kasvet yok, asık suratlar yok, gam yüklü gemiler yok! “Yaşa yaşa bitmiyor bu hayat!” gibilerinden ağıt yakan sözler yok. Koştur koştur sürekli bir yerlere yetiş derdi yok. Selamı kelamı bol…Hatır sormalar yol…

 

Daha ne olsun?

 

Hayatının büyük bir bölümünü İstanbul’ a vakfetmiş bir Egeli olarak, iki bölge insanları arasındaki farkları görmek, görebilmek benim için çok kolay.

 

Yarı İstanbullu olarak bu şehirde kendimi her zaman ağır bir işçiye benzetmişken, Ege’ nin huzur ve sükunet kokan atmosferini özlemiyor değilim. Ancak yine de Zeze ve Portuga kadar karamsar olmayı da İstanbul gibi zor fakat bir o kadar da büyülü bir şehrin hak etmediği düşüncesindeyim.

 

Neticede yaşaması ne kadar zor olsa da, İstanbul İstanbul’ dur. Başka İstanbul yok! derken kalbimi ve ruhumu bir kez daha Ege’ nin gülen yüzünde bırakarak bir seyahatimi daha sonlandırdım.

 

 

Esen kalın.

Hayırsız Ortaklara Cesaret Vermeyelim

Hayırsız Ortaklara Cesaret Vermeyelim

Ukrayna-Rusya savaşı çıkmadan önce, NATO için “beyin ölümü gerçekleşti” denilmişti.

Lakin savaşın başlaması ile NATO ve Amerika bir anda dünyaya hâkim oldular.

Avrupa’nın tamamını avuçlarının içine aldılar. Çin devletinde de kendi sınırlarında sataştılar.

Rusya’ya işgalci dediler ama perde arkasında, enerji ortağı oldular.

Bize de NATO toplantılarında dost göründüler ama Kuzey Suriye sınırında PKK ve YPG örgütleriyle iş birliği yaptılar.

Bizim, hem NATO içinde olup hem de Rusya ile stratejik ortaklık kurmamızı hiç hazmedemediler.

Teröristlere destek olan, İsveç’e vize vermediğimizi bildikleri halde, İsveç’e NATO’nun kapısını açtılar. 1950’li yıllarda bizi Kore’de savaşçı olarak kullandılar.

Sovyet sınırında da, NATO bekçiliği yaptırdılar.

Son yıllarda bizden vazgeçtiler, teröristler ile ortak oldular.

Biz de, hem NATO’yu hem Amerika’yı incirlikten kovduk.

Bu defa Yunanistan sınırımızda ve Girit’te 9 tane üs kurdular.

Bir bakıma Amerika ve NATO dostumuz olmaktan çıktılar.

Bir numaralı düşmanımız haline geldiler.

14 Mayıs’ta yapılacak seçimler de, Amerika’nın ve NATO’nun kendisine yakın siyasetçileri iktidar yapmak için, her yolu deneyeceklerini biliyoruz.

Türkiye 10bin kilometre uzaktaki ortaklıklardan yarar yerine zarar görmüştür.

Bu zarar Kuzey Suriye’de ve Ege’de hala devam etmektedir.

Bizim hayırsız ortaklıkları bırakıp, bölgesel güç olma zamanımız gelmiştir.

Yakın komşularımızla, başta enerji olmak üzere birçok konuda stratejik ortaklık yapmalıyız.

Kısacası 14 Mayıs seçimleri, yeni yol haritamıza karar verecektir.

 

—Günün Sözü—

Cehennem dediğin dal, odun yoktur. Herkes Ateşini kendi götürür.

“Pir Sultan Abdal”

 

Yaşadığımız İlginç Seçimler ve Bir Anı

Yaşadığımız İlginç Seçimler ve Bir Anı

14 Mayıs 1950 seçimlerinin yapıldığı tarihte, Bursa’da Namazgâh bayırının başında oturuyorduk.

Akşam saatlerinde, bir hareketlilik hissediyorduk ama o yaşımda ne olup bittiğini kestirememiştim.

Babamla birlikte önce Mahfel çay bahçesinin önüne inmiştik ve daha sonra Tayyare sinemasının önüne geçmiştik.

Tayyare sinemasının önü çok kalabalıktı.

Hoparlörden yapılan konuşmaları tam anlayamıyorduk.

Birkaç gün sonra seçime katılımın %53 olduğunu %57,6 oy oranı ile seçimi Demokrat partinin kazandığını öğrendik.

O günlerin deyişi ile “Halkçılar” seçimi kaybetmişti.

Babamın konuşmalarından, Halkçı Murat ve Halkçı Eyüp eniştelerimizin seçimi kaybettiklerini anlamıştık.

1960 ile 1980 yılları arasında çok ortaklı ve çok kısa ömürlü koalisyon hükümetlerine mecbur kalmıştık.

Ecevit’in transfer milletvekili ile kurduğu hükümet de, kısa zamanda yıkılmıştı.

1983 Kasımında seçimleri tek başına kazanan Anavatan Partisi, büyük heyecan yaratmıştı.

Turgut Özal, (%30,5) oy oranı ile çoğunluğunu da kazanmıştı.

1990’lı yıllar, yine kısa ömürlü ve istikrarsız koalisyonlarla, geçmişti.

Sol ve sağ kesimini aynı koalisyona sokmayı denemiş ama yine başarılı olamamıştık.

Bu dönemde dışarıdan gelen danışmanlar ve batan bankalarda görmüştük.

2002 yılında Sayın Erdoğan’ın kurduğu Ak Parti ile tanıştık.

Partiyi kuran Erdoğan, siyasi yasaklı olduğu için milletvekili olamamıştı ama Deniz Baykal’ın önderliğinde siyasi yasağı kalkmış ve milletvekili olmuştu.

Ardından 20 yıldan beri, en üst görevli olarak ülkeyi yönetiyor.

73 yıl sonra yeni bir 14 Mayıs seçim tarihi ile karşılaştık.

Bu seçim sadece bizdeki siyasi dengeleri değil, tüm dünyadaki ortaklıklılarda etkileyecektir.

Milliyetçi muhafazakâr kesim ile küreselci liberal kesim karşı karşıya gelecektir ve Türkiye’nin “yeni yol haritası” belirlenecektir.

—Günün Sözü—

Öldükten sonra yaşamak isterseniz ölmez bir eser bırakınız.

“Hz. Ali”