Köşe Yazıları

“HER YIL 24 NİSAN ERMENİ YALANLARI VE ŞİİR’İM”

“HER YIL 24 NİSAN ERMENİ YALANLARI VE ŞİİR’İM”

Ermeni Diasporası her yıl 24 Nisan 1915 olayları adlandırmayla dünyada soy kırım yalanı propagandası yalanını yapalar. Türkiyeyi ve Türk Milletini sözde soykırımı! Kabule zorlayıcı çeşitli oyunlar oynarlar. Bu yalanları başta Ermenistan ve ABD,AB sözde soy kırım konusu iftiraları atarak, doğru olmayan doğru gibi yutturmaya çalışırlar.

*

Birinci Dünya savaşı ( 1914 –1918) de Doğu Anadolu savaş alanı olması nedeniyle, o bölgede olan Ermenileri güvenli bölgelere göç ettirilmesine mi ! soykırımı derler, bu vahşi emperyalistler. Savaşın sürdüğü 1915 yılında, İstanbul da  , bazı ,Ermeni elebaşı olanların evlerinde bazı kiliselerde bir orduyu donatacak silah ve patlayıcıların bulunmasıyla hukuken gerekilen cezalar uygulanmasına mı! Bu emperyalistler soy kırım yapıldı derler. Doğu Anadolu’da, Ermeni çeteleri tarafından yüz binlerce Müslüman Türkü kadın çocuk katliamını yapanları tarih önünde temize çıkarmak için mi!  Soy kırım yapıldı derler.

*

ABD, O yıllarda görevli uzman heyet gönderir, araştırılır ve rapor isimlendirilen “General Harbord Raporu denir” Türkiye’nin elindeki önemli bir belgedir. Türklerin Ermenilere karşı herhangi bir şekilde soykırım hazırlığında bulunmadıklarını açıklamıştır. Türkiye’ye geri dönen Ermenilerin hayatlarının tehlikede olduğunu düşündürecek hiçbir olayla karşılaş­madıklarını belirlemiştir. Buna benzer birçok tarihçi belgelerle doğruları yazarak dünyaya ilan etmeleri, hala her yıl 24 Nisan gelmeden soy kırım suçlamaları yapılmasında ısrarla devam ediliyor.

*

Bu konuda başta ülkemi yöneten siyasi iktidar dünyaya doğruları anlatma konusunda sürekli eldeki ve dış ülkelerdeki tarihi belgelerle tarihçi aydınlarla, Dünyan ülkelerin halklarına değişik konferanslarla video ve fotoğraflarla, anlatılması en doğru olanıdır. Tarihe baksınlar, Türk milleti hiçbir dönem ırkçı olmamış ve yüzlerce örneği vardır. Irkçılık sözde soy kırım diye iftira, yalanları yapan ülkeler tarihlerinde çokça vardır. Türk’ü anlamamak için tarihe bakmak gerekir. Haksız saldırılar ve adi iftiralar önünde Türk’ün vakur kalışı ve duruşudur. Bu soylu davranış o adi iftiralara ne açık bir cevap oluşudur. Eğer Türkleri tanımış olsaydınız, Türklere hayran olurdunuz ey emperyalistler.

ZALİMLE HAİNLE BARIŞMA EVLADIM

Dinle babanı yolundan şaşma,

İlgisiz işlere karışma yavrum.

Özünden vazgeçme haddini aşma,

Makamı olanlarla yarışma evladım.

*

Boş sözü kendine değdirme,

Cahilin laflarını dert edinme,

Dürüstsen işinde yemezsin sille,

Bedava olana karışma yavrum.

*

Helalden kazanan hakkına sığın,

Rızıkları verende hanene yazan,

Sabreyle sende azma yolundan,

Boyundan aşana bulaşma evladım.

*

Saygıda sevgide kusuru yapma,

Öksüzün yetimin derdinden anla,

Vatanınla ekmeğine hor bakma,

Hırsızla arsızla dalaşma yavrum.

*

Mevkili makamlara gel sende,

Zorluklarda tek başına kalanda,

Bulanık sulardan geçişte solma,

Çukurlu işlere karışma evladım.

*

Gönlünde sofran açıkta olsun,

Açlar gariban sofranda dolsun,

Bahçe bağından sadaka veresin,

Sefille mazlumla uğraşma yavrum.

*

Allah’a kul olduğun bilinsin,

Kötüler semtine uğramaz olsun,

Hakikat adaleti dağıt görünsün,

Zalimle hainle barışma evladım.

Y.T : 21.03.2021

16-26 Nisan Bayram Haftası

16-26 Nisan Bayram Haftası

16 Nisan ile 26 Nisan arasındaki hafta Türkiye tarihi için çok önemli bir haftadır.

Çocuklara armağan edilişi ise sadece kutlamalar ve şenlikler yapmak için planlanmıştır.

Kayıtsız şartsız bir egemenliği içeren bu sistemin yeni nesillere tabandan yerleştirilmesi amaçlanmıştır.

23 Nisan 1920 yılında açılan bu gerçek halk meclisinde farklı illerden ve farklı kültürlerden gelen üyeler yer almıştır.

Bu meclis İnönü ve Sakarya savaşlarının  emrini vermiştir.

Lozan kararını ve İstiklal Marşımızı onaylamıştır.

Aslında ilk meclis bu günlerde arayıpta bulamadığımı bir meclistir.

İlk meclis bu günlerde özlemini çektiğimiz bir meclistir.

Bu günkü meclis oturumlarımızda hükümetlere karşı olmak ile devlete destek olma noktasında henüz olgunlaşamadığımızı görüyoruz.

Dolar operasyonları ile ekonomimizi çökertmek isteyen ve teröristleri silah ile besleyip bölücülüğü destekleyen Amerika ile aynı safta duran siyasetçilerimizi görünce üzülüyoruz.

Halbuki ilk meclisimiz düşman karşısında ortak tavır almayı becerebilmişti.

Geriye dönüp baktığımızda geçmişteki düşmanlarımızla bugünlerde bize düşmanca davrananlar arasında fark olmadığını görüyoruz.

Geçmişte en kötü ekonomik ve siyasal şartlarda biz bu düşmanların hakkından gelmiştik.

En etkili silahımız ise birliğimiz ve beraberliğimiz idi.

Ama malesef bu günlerde aynı konumda değiliz.

Siyasi hırsımız ve vatan millet sevgimizin önüne geçmiştir.

Ülkenin düzene girmesi için yabancı ülkelere ve yabancı kuruluşlara yapılan çağrıları duyunca üzülüyoruz ve ilk meclisimizi hatırlıyoruz.

 

Günün sözü;

Açıkça gösterilen nefret,

İntikam fırsatını yok eder.

“seneca”

KRONİK YORGUNLUK

KRONİK YORGUNLUK

Toplumda oldukça yaygın görülen bir semptom olan yorgunluk en genel haliyle halsiz hissetme, enerji ve mod düşüklüğü, aktiviteden kaçınma, isteksizlik ve performansın azalması olarak tanımlanabilir. Tek başına ayrı bir hastalık ya da problem olarak tanımlanmasa da, yorgunluk hissi bir semptom olarak pek çok hastalığın belirtisi olabiliyor. Yorgunluk denildiğinde akla ilk gelen şey fiziksel yorgunluk olsa da, yapılan araştırmalar, yorgunluğun fiziksel olduğu kadar zihinsel belirtilerinin ve nedenlerinin olduğunu gösteriyor.
Pandemi dolayısı ile zor günler geçirdiğimiz bir dönemdeyiz. Yeni normale adapte olmaya çalışırken şartların sürekli olarak değişmesi ve kısıtlamaların devam etmesi, uzun zamandır belirlediğimiz hedeflerimiz için adım atmamızı hayli zorlaştırdı. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığımız, bir şeyleri tamamlayıp rahat bir nefes alacağımız anın hayaliyle yaşadığımız, üst üste biriken sorumluluklarımızı yerine getirmek için ekstra çaba sarf ettiğimiz yaşamlarımıza eklenen yeni normalin yeni kuralları, finansal zorluklar, bizlerin yükünü iki katına çıkardı. Sosyal medya aracılığıyla maruz kaldığımız bilgi kirliliği, ekonomik belirsizliğin yaşam kalitemizde ve alım gücümüzde yarattığı zorluklara rağmen katlanarak çoğalan tüketim çılgınlığı, seçeneklerin sınırsızlığı, telefonlarımıza durmadan yağan bildirimler, gelişmeleri kaçırma korkusuyla diğer insanlarla sürekli iletişimde kalma ihtiyacı gibi pek çok neden kronik bir yorgunluk, tükenmişlik, enerjisizlik haliyle kendini gösterebiliyor.

Fiziksel Boyutta Yorgunluk

Gün içinde enerjik olmanın ve yorgun hissetmemenin en önemli formüllerinden birinin yeterli uyku, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yaparak bedenimizi dinç tutmaktır. Gündüz saatlerinde bedenimizin ihtiyaç duyduğu besin öğelerini almak ve üretkenliğimize katkı sağlayacak alışkanlıkları sürdürmek, akşam ve gece zamanlarında ise metabolizmayı dinlendirme ve rahatlatma moduna geçirerek enerji depolamasını ve yenilenmesini sağlamak yorgun hissetmemenin en önemli gerekliliklerinden.

Zihinsel Boyutta Yorgunluk

Günümüzde seçeneklerin fazla olması da, zihnimizin karar verme yorgunluğu yaşamasına sebep olabiliyor. Eskiden ne bulursa onu yiyen insanoğlu, artık yemek yiyebilmek için menüde yer alan yüzlerce seçenekten birini seçmek, karnını doyurmak için zihinsel olarak ekstra bir çaba sarf etmek durumunda. Satın aldığımız küçücük bir iğneden evlenmek istediğimiz kişiye kadar hayatımızın her anında karar vermek ‘zorundayız’. Sadece karar vermek bile başlı başına bir zihinsel yorgunluk sebebiyken buna stres, korku ve endişe gibi durumların da eklenmesiyle zihinsel yorgunluğumuz katlanarak çoğalıyor.

Nasıl Başa Çıkabiliriz?

  1. Bilinçsiz teknoloji kullanımını azaltmak: Günümüzden her 10 kişiden 8’i uyumadan önce akıllı cihazları ile vakit geçiriyor. Uyumadan önce ekranın yaydığı yapay ışığa maruz kalmak, bedende uyanık olmaya dair fizyolojik tepkiler yaratarak uyku moduna geçilmesini zorlaştırıyor. Doğal ya da yapay tüm ışık kaynakları beyne uyanık ve tetikte olma sinyalleri gönderiyor. Tablet, akıllı telefon, bilgisayar ekranı, televizyon gibi yapay ışık kaynakları da tıpkı gün ışığı gibi bedene uyanık kalması gerektiği mesajı vererek uykuya geçişi zorlaştırabiliyor. Böylece gün içinde yorgun hissediyoruz.
  2. Hayatın akışı ile uyum içinde olmak ve gerçekçi beklentilere sahip olmak: Özellikle iş hayatında fark edilebilmek, yükselebilmek ve yaşamımızı iyi şartlarda idame ettirebilmek amacı ile hayli enerji ve çaba harcıyoruz. Bu süreçte beklentilerimizin ve koyduğumu hedeflerin elimizde olayan sebeplerden dolayı sekteye uğraması motivasyonumuzu düşürdüğü gibi zihinsel olarak da tükenmişlik hissi yaratıyor.
  3. Stres ile doğru şekilde baş etme becerileri geliştirmek: Yorgunluğun ve tükenmişliğin en önemli sebeplerinden biri yoğun stres olduğu için, stresle baş etmenin etkili ve sağlıklı yollarını bilmiyor olmak daha fazla yorgunluk ve tükenmişlik hissini beraberinde getiriyor Kişinin yoğun stresle baş etmek için kısa sürede rahatlamasına yardımcı olan alkol ve sigara gibi maddelere karşı bağımlılık geliştirmesi, kafeinle yorgunluğunu bastırmaya çalışması, sağlıksız ve dengesiz bir beslenme düzeni geliştirmesi, zihnini dağıtmak için çok fazla dizi ve film izlemesi ya da ekran önünde zaman geçirmesi uyku düzeniyle de yakından ilişkili olduğu için enerji düşüklüğüne ve yorgunluğa sebep olabiliyor. (uplifers)

 

 

 

                 

Avrupa Birliği Çaptan Düştü

Avrupa Birliği Çaptan Düştü

Avrupa Birliğinde üye sayısı arttı ama küresel alanda bekleneni veremedi Zaman içinde hantallaştı. Birlik içinde güç savaşı başladı.

İngiltere bu gelişmeleri iyi analiz etti ve birlikten ayrılmaya karar verdi.

Almanya ekonomisi zayıf ülkelere cömert davrandı.

Ama zaman içinde küresel alanda çaptan düştü.

Amerikanın Deutche Bank ve Wolswagenin parasal olarak cezalandırılmasına tepki veremedi.

İtalya ise futbol dışında her alanda geriledi.

İspanya ise küresel alanda küme düştü.

Uluslararası alanda tek sesi çıkan AB üyesi ülke Fransa oldu.

Fransa da her attığı konuda karşısında Türkiye’yi buldu.

Biz şu dönemde AB üyesi olsaydık bu gün bölgesel alanda yakaladığımız etkinliği yakalayamazdık. Rusya ile ve lideri Putin ile bu derece yakınlaşamazdık.

Karadenizde Doğu Akdenizde ve Libyada bu günlerde yaptığımız hamleleri yapamazdık.

Azerbaycana askeri ve manevi desteğimizi veremezdik.

Avrupa Birliğinin kriterleri ve telkinleri dışına çıkamazdık.

Öğretmeni, hemşireyi, teknisyeni ve sivilleri katleden bir örgüte ” özgürlük savaşçıları” diyen AVrupa Birliği ile bir arada olamazdık.

Türk ve İslam düşmanı ırkçı Avrupalı üyelerle aynı ortaklıkta yapamazdık.

Kıbrıs’In birleşik devlete dönüşmesi konusunda yapılacak baskıları kaldıramazdık.

Özgürlük ve demokrasi ambalajına sarılmış birlik kriterleri ile Yugoslavya benzeri bir parçalanma sürecine itilirdik.

Bazı ekonomik ve siyasi çevreler bu tespitlerimizi abartılı görebilir.

Ama Yugoslavyada yaşananlar ortadadır.

 

Günün Sözü

Çok dinle, az konuş

Bigs

 

NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK?

NEDEN İSYAN NOKTASINA GELDİK?

 

Sizler için başlığı tam da bu olan, hatta içeriği başlığından daha kıymetli olan bir köşe yazısı yazmak niyetindeydim bu hafta.

 

Hem de ne içerik!

Zehir zemberek ama yüzde yüz doğru tespitleriyle birlikte neden halk olarak isyan noktasına geldiğimize dair bir yazı olacaktı. Şayet, son anda yazmaktan vazgeçmeseydim!

 

…Ama haftaya söz…Bu köşede, bu satırlarda boylu boyunca uzanmış bir yazı metni bulacaksınız; bir Tıbbi Mikrobiyoloji Doktorunun merceğine takılarak, Korona virüs ve toplum olarak pandeminin bizi neden bu hale getirdiğine dair… Üstelik bu doktor ABD’ de yaşıyor olmasına rağmen, bizlerden biri olan ve aynı zamanda NOBEL TIP ÖDÜLÜ adayı bir doktor.

 

Gururumu daha da okşayan şey, bu kadar mühim bir ödüle aday gösterilen doktorun kadın olması! Bunu ayrımcılık yapmak için söylemiş değilim. Sadece, bir kadın olarak bizden de güçlü, öncü ve başarılı kadınların çıkabileceği örneğinin bana verdiği mutlulukla söylüyorum.

Merakınızı daha da arttırayım; doktorumuz zehir gibi bir kadın! Bilgi, donanım ve zeka olarak beni kendine hayran bıraktı.  Üstelik, taa Houston’ larda yaşıyor olmasına rağmen, kullandığı mükemmel Türkçesi  örnek olacak türden!

 

Gelelim, onunla ve demeçleriyle ilgili yazıyı neden pas geçtiğime…

 

Etrafıma şöyle bir baktım. Kendi çapımda haftanın bitimine doğru sosyal bir bilanço çıkardım! Kimlerin halet-i ruhiyesi ne alemde, çoğunluk haftayı hangi psikolojik etkilerle geçirmiş , nasıl bir hafta yaşamışız diye.

 

Çıkardığım bilançoya göre ise elimde kalan, bir yığın umutsuzca söylenmiş sözler, çaresizlik hisleri içinde olan bir toplum, yıkık dökük ve geleceğe güvensiz bakan ruhlar, yaşama karşı isteksizlik, ekonomik yüklerin verdiği bıkkınlık ve pandemi yılgınlığı….

 

Hal böyle olunca ben de yazımın rotasını değiştiriverdim ister istemez. Çünkü Tıbbi Mikrobiyoloji Doktorunun verdiği demeçte tam da bunlardan ve pandemiden bahsediliyordu, hem de uzun uzadıya…

 

Bu sebepten zaten daralmış olan ruhlarınıza bir de ben ekleme yapmak istemedim açıkçası.

 

Kıssadan hisse diyerek bu haftaki köşe yazımı Nazım Hikmet ile kapatmak istiyorum. Olur ya, belki minik bir kulple de olsa “umut” ekmiş olurum yüreklere, üstadın aracılığıyla;

 

“İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar,

Güneşli günler göreceğiz…

Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,

Işıklı maviliklere süreceğiz…”

Nazım Hikmet Ran

 

Esen kalın.

“MHP SEVDALILARI RAHATSIZ VE ŞİİR’İM”

“MHP SEVDALILARI RAHATSIZ VE ŞİİR’İM”

MHP Üç hilal sevdalısı ve Başbuğun partisi düşüncesine bağlı dava insanları yönetim kadroları, İl ve İlçe yönetimlerinde görev almış teşkilat mensupları ,Cumhur ittifakın gidişatından rahatsız, eski milletvekilleri rahatsızlıklar idealist düşünce içinde olan ülkücülerin tespitleri bu gidişattan rahatsızdır.

*

İktidarın bal kaymağını AKP’liler yiyor, MHP tabanı ve birçok yönetimi bundan rahatsız, Sarayın kadrolarından birçok maaş alanlardan rahatsız,  kamu ve özel şirket yönetimlerine ballı maaşlarla atananlardan, MHP tabanı rahatsız. Birçok dev yatırımlar ihalesi AKP’nin yandaşı müteahhitlere verilmesinden MHP tabanı rahatsız, benzeri birçok konulardan rahatsızdır.

*

Andımız, T.C. rumuzu kaldırılıyor, milliyetçilik ayaklar altına alınıyor, MHP tabanı rahatsız. İşe alınmalarda AKP’lilere kapılar sonuna kadar açık, MHP’liler düşük maaşlı işlerde taşeron şirketlerde tesadüfen iş bulabiliyor, MHP tabanı rahatsız. Pandamı kredileri AKP’li esnaf, tüccar, sanayiciye dağıtıldı, MHP tabanı rahatsız. MHP nin birçok yetkililerin bu gibi konulardan rahatsızlıkları seslendirilmeleri, haklı sebeplerden dolayı en doğal haklarıdır.

*

MHP aşığı, yönetimleri, taraftarları, üyesi veya üye olmayan tabanı yıllarını bu partiyi iktidara taşımak için oyunu veren, MHP’liler soruyorlar. Bu kayıtsız şartsız destek, neyin nesi, kabak tadı vermeye başladı.  AKP çöküşünün sebeplerinde bunca hatalarında ülkenin % 65 insanın darlıkta, sıkıntıda, birçok sebeplerden dolayı MHP neden onunla birlikte düşüşü olsun?  Bu yönetimin ortağı MHP

değil neden göz göre göre oy kaybetsin? AKP başarılı olursa kendi oylarını artırdım diyerek algılar yaparak devam edecek, MHP’nin oyları artmasın diye AKP teşkilatları içinde faaliyetler yapılan sebepler varken neden hala bu ortaklığı devam ettirir. MHP Ya iktidar ortağı olsun, yanlış, gidişata dur diye bilsin veya bu destekten vazgeçsin, muhalefet yapsın doğru olan bu değil midir.

*

MHP ye gönülden bağlı tüm yetkili ,tecrübeli, değerli, milliyetçi, ülkücüler. Cumhur ittifak desteğinin MHP gibi köklü bir partinin yıpranmasına, yanlış gidişata dur denilmesi için gerekçeleriyle genel başkan, Devlet Bahçeliye giderek anlatılması, doğru olanda budur. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, bu isyanı neden duymuyor? Yakın bazı ballı şahsiyetler, Sayın Bahçeli’nin gerçekleri öğrenmesin ‘mi istemiyor ve kongre yapılıyor sonrası aynı ekip içinde bazıları yola devam ediyor.

*

İç bünyedeki akil insanların düşünceleri dinlenmiyor mu! Cumhur İttifakı gidişatı ülke kamuoyunda çokça konuşlan, ilgili MHP teşkilat yetkililerine sempatizan vatandaş tarafından, sorulan hep aynı bahsedilen konulardır. MHP geniş kadroları olan bir parti ve birliğini sağladığı an iktidara en hazır partidir. Tüm milliyetçi, ülkücü hareketin özlemi ve hayalleridir. Yeter ki ! Özlenen birlik oluşsun ve bilge yönetim kadrolarına göreve güvenle, doğrular içinde getirilsin, gerisi çalışmayla gelir. Tüm MHP üç hilale özünden sevenlere selam olsun ve çok özlenen birlik doğsun.

OLGUN HALLER GELSİN ARTIK

Boş lafları bırakalım,

Kem sözler bitsin artık.

Yalandan vaz geçelim,

Senlik benlik gitsin artık.

*

Hayallere neden dalalım,

Vakit’in değerini bilelim,

Yaşamak anlık anlayalım,

Öfkeyi nefreti atalım artık.

*

Kederler çileler çekilir,

Zamanı hüzünlü eder,

Tükenmek bilmez keder,

Nefret kinler bitsin artık.

*

Kaba olgun bilmeyenler,

Zayıfı ezerek geçenler,

Yüzleri hiç utanmazlar,

Zulümleri yok olsun artık.

*

Ateşte kurular yanar,

Fitneler yaşları deler,

Öfke gönülleri yıkar,

Karlı olan gelsin artık.

*

Son durağa Yaklaşmadan,

Eller ayaklar çekilmeden,

Gönüller yapmayı dilen,

Olgun haller gelsin artık.

  1. T : 24.03. 2021

Play Off Umudumuz Bitti

Play Off Umudumuz Bitti

Bursa’da oynadığımız Altay maçını kaybettikten sonra play off umudumuzun çok azaldığını yazmıştık.

Geçen hafta deplasmanda oynadığımız Ümraniye spora da yenilince play off umudumuz yok olmuştur.

Genç Bursasporun sempatik havası kayboldu.

Türkiye kupasında Göztepe’yi elerken, 4 gol birden atan Batuhan kör sessizliğe büründü.

Emirhan ile birlikte Trabzonspor’un takibine girdiğini duymaya başladık.

Görünen o ki, bu sene yıldızı parlayan genç Bursaspor transfer sezonunda darma dağın olacaktır.

Durmadan elektrikleri kesilen bir takımın gelecek vaad eden genç futbolcularını takımda tutmak zordur.

Ali Akman ile başlayan kopma sezonun bitiminde devam edecektir.

Vakıfköy’den yenileri gelir diyemeyiz.

Bu kadar üst yetenekli ve bu sayıda bir grubu her zaman yakalayamayız.

Yetenekli bu genç grubun beklentilerini karşılayamadık.

O zaman daha iyi imkanlarla bir başka kulübe giderlerse kızamayız.

Stadı ve kulüp binasını elektiriksiz bırakan futbolcularına ve kulüp çalışanlarına olan borçlarını ödeyemeyen Bursaspor’dan fazla bir şey bekleyemeyiz.

Eğer bu altın madenine Bursa Büyükşehir belediyesi veya önemli bir iş adamı sahip çıkmaz ise seneye birinci ligin sıradan bir takımı haline düşeriz.

Eskişehir spor, Kocaelispor ve Sakarya spor örneklerini hep hatırlamalıyız.

Günün sözü,

Servetin geride bıraktığı mutlu günlerindir.

“anonim”

Polis Teşkilatı 176 Yaşında

Polis Teşkilatı 176 Yaşında

10 Nisan 1845 yılında kurulan polis teşkilatımızın 176.yaşını kutladık.

176 yıllık bir çınar olan bu dev teşkilatın, sorumlulukları her yıl daha artmış ve daha da şekillenmiştir.

İletişim ve teknoloji çağı polisimizi yeni suçlarla tanıştırmıştır.

Devlet düşmanlığı ve demokratik haklar arasındaki incecik çizgi, görev yapan teşkilat mensuplarını yormaktadır.

Koronavirüs tedbirlerini denetlemekte teşkilatın sorumluluğunu ve görev yükünü arttırmıştır.

Seyirci ile oynanan maçlarda çok  yorulan teşkilat mensupları, seyircisiz oynanan maçlar yüzünden biraz dinlenme fırsatı bulabilmiştir.

Çocukluğumuzdan hatırladığımız bekçi kadrolarının yeniden devreye girmesi, teşkilata destek olmuştur.

Polis teşkilatımız güvenlik konusunda ve toplumsal olaylarda baş rolde yer almaktadır.

Korona salgını bittikten sonra teşkilatın görev alanı daha da genişleyecektir.

Salgın hastalığının bireyler üzerinde bıraktığı izler bireysel ve toplumsal travmaları arttıracaktır.

Bireysel özgürlükler toplumsal olaylar ve demokratik haklar ölçüyü kaçırdığında teşkilatın görevi artacaktır.

Vatandaş olarak görevimiz, polis teşkilatımızın görevine destek olmaktır.

Halk olarak dolandırıcıların tuzağından ve sahte içki kullanımından uzak durmalıyız.

Stadyumlardaki holigan kavgalarından uzak kalmalıyız.

Teşkilatın zaten işi başından aşmıştır.

Teşkilata verilecek en büyük detsek kanunlara ve kurallara uymak olacaktır.

Kısacası polis teşkilatımızın çok zor ve çok hayati görevler yaptığının farkında olmalıyız.

Ve teşkilatı yıpratmaktan kaçınmalıyız.

 

Günün sözü;

Hayati insana bağışlanmamış,

Ödül verilmiştir.

“Syrus”

 

HER ŞEY NORMAL!

HER ŞEY NORMAL!

Bildiğiniz gibi, İstanbul’ da yaşayan bir vatandaşım ben.
Bunu özellikle neden belirttiğimi alt satırları okuyunca daha iyi anlayacağınızdan hiç şüphem yok.

Yazımı yazmaya niyet ettiğimde öncelikle bol köpüklü bir Türk kahvesi yaptım kendime ki satırlarımı daha bir keyifle yazayım istedim. Bu eylemi yaptığım esnada bir anda sulu kar indirdiğini fark ettim. Üstelik sabah uyandığımda gökyüzü pırıl pırıl parlıyorken… Kahvemden ilk yudumu henüz almıştım ki klavyemin tuşlarında bıraktığım, harflerin üzerindeki parmak izim kurumadan sulu kar yerini bir kez daha ayna gibi parlayan güneşe bıraktı!

İnanın, ben bu yazıyı bitirene kadar bu doğa olayı devir daim olarak sürdü gitti…

Ve her seferinde mutfak penceresinden baktığım pazar esnafı da tezgahlarını toplayıp açmaktan helak oldu.

Zaten normal şartlarda cumartesi günleri kurulan pazarın, pandemiden ötürü bazen cuma günleri bazense cumartesi günleri kurulması pazar esnafının akıllarını yeterince karıştırmışken, bir de hava durumunun beş dakikada bir olan geçişli halleri pazarcı dostları epey hırpaladı.

Diyeceksiniz ki: “Allah’ ın işine karışılmaz!” Elbette karışılmaz. Bu, istisnasız hepimizin kabulü olan bir gerçek.

Ama ya pandeminin pik yapmasının çok ötesinde olan günlerden geçerken hâlâ pandemi yokmuş gibi davrananlara ne demeli!

Çalışmaya mecbur olup hayatın içinde olan herkes pandeminin öldürücü gücünden korkarken, pazardaki tezgah üstü ürünleri elleyerek almanın, her birini sıvazlamanın ve pazar esnafının vatandaşa bunun için izin vermemesinden dolayı çıkan kavgalara ne demeli?

Pandeminin başlamasının üzerinden bir sene geçmişken ve en sağlam iradeye sahip olanlarımız bile beklemenin, içe kapanmanın yarattığı sabrın sınır noktasındayken, bazılarımız niye hâlâ ısrarla bir şeyleri dokunarak, tek tek elleyerek almakta ısrarcı olur, anlamış değilim!

İnanıyorum ki bu bir senelik süreçte hepimizin uzak ya da yakın tanıdıklarından en az bir kişiyi bu illete kurban etmişliği vardır! Mesela ben şu son bir sene içinde bir değil, kaç kişileri kaybettim Covid-19 uğruna…Bu yaşıma kadar hiç almadığım kadar ölüm haberi aldım, üst üste…

Peki hâlâ niye ısrar ediyoruz bazı alışkanlıklarımızı değiştirmemekte? Niye halen eski yaşamlarımızı sürdürmekte inat ediyoruz?

Hayat akışında hâlâ her şeyin normal olduğu düşüncesiyle sorumsuzca hareket ederek, sadece kendi canlarını değil, etrafındakilerin de canlarını tehlikeye atanlara sormak istiyorum; “Sizce yaşadığımız şu süreçte her şey normal mi? Şayet cevabınız -Evet- ise söyleyecek sözüm yok! -Hayır, tabii ki normal değil- diyorsanız o halde lütfen normal olmayan şartları benimseyerek, günün koşullarına ayak uydurup yaşayın ki bizim gibi evlerine tıkılıp kalanların da bu fedakarlığına değmiş olsun!

Bir an önce hayatlarımızın normalleşmesi dileğimle…

Esen kalın.

Genç Bursaspor Bu Kadar

Genç Bursaspor Bu Kadar

Bursa’da oynadığımız Altay maçı play off hedefimiz için çok önemliydi.

Aslında 9.dakikada Batuhan Kür’ün kaçırdığı gol felaketin habercisi oldu.

Nitekim 3 dakika sonra Altay öne geçti.

Altay maçında genç yetenekle ile tecrübeliler arasındaki farkıda gördük.

Genç Bursaspor yapılabileceklerin en iyisini yaptı.

Ama altyapıdan takıma yerleştirilen 25 oyuncu ile hedefe ulaşmak mümkün olmuyor.

Eskişehir sporda altyapıdan 23 oyuncu ile maratona başlamıştı.

Ama birinci ligin yıpratıcı ve acımasız temposunda yıkıldı gitti.

Sezonun bitmesine 6 hafta kala ikinci kümeye düşmesi kesinleşti.

28 maçta toplam 8 puan alan ve kalesinde 68 gol gören Eskişehir spor futbolseverlerin yüreklerini sızlattı.

Eğer bu sezon ilgi çeken genç Bursaspor bu sene dağılırsa, bizimde Eskişehirspor’dan farkımız kalmaz.

Geçmişte Türkiye’ye damgasını vuran Eskişehirspor Sakaryaspor ve Kocaelispor’dan ibret almalıyız.

Önümüzde bir Samsunspor örneği de var.

Bir holding takıma destek verdi.

Önce ikinci ligden birinci lige çıktı.

Şimdi de eski hocamız Ertuğrul Sağlam liderliğinde süper lige çıkmak üzereler.

Bursaspor ise yıllardır kendine sahip çıkacak bir holding bulamıyor.

Bursa belediyesi de, Bursalı işadamları da Bursaspor’dan kaçıyor.

Parasızlıktan stadın ve tesislerin elektrikleri kesiliyor.

İşte böyle bir ortamda, Genç Bursaspor playoff hedefinden bir adım daha uzaklaştı.

 

Günün sözü,

Nasihat vermek kolay,

Örnek olmak zordur.

Rechefavcaull