Köşe Yazıları

19 Mayıs 1919’da ilk adım

19 Mayıs 1919’da ilk adım

Genç Türkiye Cumhuriyet’inin kurulması için, İlk adım 19 Mayıs 1919 tarihinde, Samsun’da atılmıştır.

Bu tarihi adım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e nasip olmuştur.

Ardından bu kurtuluş projesinin gerçekleşmesi için, Anadolu’ya geçilmiştir.

Atatürk Samsun, Erzurum ve Sivas’ta yapmış olduğu toplantılarda,

Anadolu halkının, Kurtuluş savaşına hazır olduğuna inanmıştır.

Anadolu hattında bu güveni boşa çıkarmamıştır.

Ve Urfa’da Maraş’ta Antep’te Erzurum’da  , destanlar yazmıştır.

Maraş’a “Kahraman”,

Urfa’ya “Şanlı”

Antep’e “gazi”

Unvanlarının verilmesi bu sebeptendir.

Çocuğun annesiz kalabilir ama vatansız kalmasın diyen Nene Hatun, Sadece İnönü ve Sakarya savaşlarından ibaret olmadığını öğrenmeliyiz.

19 Mayıs sadece gençlik ve spor bayramı değildir.

Bağımsız Türkiye projesi için, İlk adımın atıldığı gündür.

Anadolu halkının uyandığı ve kendi gücünün farkına vardığı  gündür.

Atatürk,23 Nisan’ı çocuklara, 19 Mayıs’ı gençlere armağan etmiştir.

Genç Cumhuriyet’imizde, Türk halkına emanet edilmiştir.

Atatürk’ün bu hedefinin, Genç Cumhuriyet’imizin onuncu yılında,

Başarı ile gerçekleştirdiğini görmüştük.

Ama yaşadığımız bu dönemde Birlik ve beraberliğimizin Zannedildiği görüyoruz.

Her konuda kutuplaştığımıza,tanık oluyoruz.

Bize emanet edilen vatanımızı korumamız için, Gereken özeni göstermediğimizi hissediyoruz.

Kurtuluş savaşı ruhunu,yeniden yakalamalıyız.

Günün Sözü

Gerçek çizmelerini giyerken

Yalan bütün dünyayı dolaşır.

“Spurgeon”

 

 

 

 

UZAKTAN SEYREDENLERE SELAM OLSUN!

UZAKTAN SEYREDENLERE SELAM OLSUN!

Yarım asırlık ömrümde çok insan tanıdım.

Kimi gözümün içine baka baka yalan söyledi,
Kimi kendini kurnaz sanarak uyanıklık yaptığını düşündü.
Kimisi kendini zeki zannederek beni ayakta uyuttuğu yanılgısına düştü,
Kiminin içi başka dışı başka oldu!
Kimi ise şeytani örtüsüne büründüğü rol ile iyilik meleği imişçesine davrandı,
Kimi masum ve şirin görüntüsünün altındaki yılanlığının ardına saklandı!

Hayatımdan gelip geçen ve hatta bazılarının halen var olarak, beni sadece uzaktan izlemelerine izin verdiğim insanların hepsinin de tek bir ortak noktası var; ruhları ve niyetleri temizlenemeyecek kadar kötü, çirkin ve kirliler…

Sahte, yapmacık, sinsi ve içten pazarlıklılar…

Perdenin önünde oldukları insanla, perdenin ardındaki insanın başkalığı bu tip insanlara karşı daima gardımı alarak yaşamama sebep oldu.

Kime, neyi, ne kadar yutturduklarını gördükçe bu tarz insanlara karşı olan nefretim daha da arttı.

Nefreti yüreğime yakıştırmazken, insan silüetinde dolaşan ve belden aşağı vurma metoduyla kalleşçe yaşayan bu insanlara karşı olan nefretime gem vuramamak da benim zayıflığım olmalı!

Lakin, bu minvaldeki karakterlerin MIR MIR, -sözüm ona- sakin, şirin ve akıllı uslu görüntüleri altındaki niyetlerini sezince nefret duymamak ve onlardan uzak durmamak pek mümkün olmuyor!

Uzak demişken, bu tip insanların bazılarıyla bir sebeple bağlantınızı asla koparamayacak durumdaysanız, onlara karşı alınacak en doğru önlem onları yaşam alanınızdan, sizden, çevrenizden uzak tutmaktır. Yani aranıza mesafe koymaktır!

“Mesafeli olmanın en iyi yani budur; kararlarını sorgulayamazlar, düşüncelerini yargılayamazlar ve sen izin vermedikçe hayatına dahil olamazlar” alıntısındaki gibi, sizi hak etmeyen insanların hayatınızda var olmalarına izin vermeyin. Bırakın, sizi durdukları, layık oldukları mevkiiden izlesinler…

William James’ in de bunu teyit edercesine söylediği gibi, “Bir insana verilecek en korkunç ceza, onun varlığını kabul etmemektedir”. Zira bazılarıyla kaliteli iletişim kurabilmenin tek yolu, onlarla araya mesafe koymaktan geçer. Bu sözün altına imza atan Azra Kohen’ e katılmamak mümkün değil.

-Miş, – Mış gibi yaparak yaşayan ama asla duygu ve düşüncelerinde dürüst olmadığından emin olduğunuz insanlara karşı alınacak en güzel tedbir budur. Ruhları ve karakterleri örümcek bağlamış bu insanların sizi uzaktan seyretmelerine müsaade edin. Edin ki, kirli niyetleri, kurum bağlamış sahte sözcükleri ve ikiyüzlü tavırlarına bu vesileyle belki bir parça olumlu katkı sağlamış olur ve aynı zamanda onlara karşı kendinizi korumuş olursunuz.

Hayatınızın sizi gerçekten seven ve size değer veren insanlarla çevrilmesi dileğimle,

Esen kalın.

Ligde kalma mücadelemiz sürüyor

Ligde kalma mücadelemiz sürüyor

Manisaspor deplasmanından galibiyetle dönen Bursaspor,Ardından Ümraniye sporu’da yenince

Tüm şehir halkı olarak umutlandık.

Ayrıca ,puan cetvelinde yakınımızda bulunan,Kocaelispor ve Altınordu’da puan kaybedince

Bu haftanın en kazançlı takımı haline geldik.

Şimdi Kocaelispor ile aynı puandayız.

Altınordu ise, bizden bir puan daha yukarıda bulunuyor.

Böyle kritik durumlarda, averaj durumu bile, Önemli hale geliyor.

Biz , bu iki takımdan everaj olarak daha iyi durumdayız.

Ayrıca Denizlispor’a yenilen Menemen spor, Küme düştü dersek yanlış olmaz.

Biz bu Pazar günü, Deplasmanda Samsun spor ile oynayacağız.

Samsun spor’ un, “Play-Off” hattına girmek istediğini biliyoruz.

Biz ,ise ligde kalmak için, Samsun spor maçını mutlaka kazanmalıyız.

Bu Pazar gününün bir önemli maçıda, Eyüp spor ile Kocaelispor arasında oynanacaktır.

“Play- Off” hattının sonunda yer alan.

Eyüps por,yerini korumaya amaçlayacaktır.

Kocaelispor ise, Eyüp spor’u  yenerek ,ligde kalmayı hedeflemektedir.

Küme düşme hattının bir “tık”üstünde yer alan Bolu spor ise, Ankaragücü deplasmanına gidecektir.

Bolu spor, ligin son haftasında ise, Evinde kritik konumda olan Altınordu ile maç yapacaktır.

Ard arda, iki kritik maç kaybedecek bir Bursaspor’da tehlikeli bölgeye inebilir.

Biz ligin son haftasında, biraz daha rahatız.

Küme düşmüş olan menemen spor ile oynayacağız.

Eğer Ümraniye spor maçında, Son saniyeye kadar sergileyeceğimiz mücadeleyi, Samsun’da da sürdürürsek, galibiyetle dönebiliriz.

Artık kendi göbeğimizi kendimiz kesecek noktadayız.

Günün Sözü

Yaş da aşk gibidir,saklanamaz.

“Thomes Dekker”

 

ZAMANLA YARIŞMAK!

ZAMANLA YARIŞMAK!

 

 

1 Nisan

23 Nisan

Hıdırellez

Bayram…

 

Şu bir ayı biraz geçkin dönemde tarihsel olarak üzerine birşeyler karalamak istediğim ama bir türlü yazamadığım tarihler ve günlerdir bunlar.

 

Zaman mı bizi kovalıyor yoksa biz mi onu yakalamakta gecikiyoruz bilmiyorum ama zamanın süratle avuçlarımızın arasından, hemen yanıbaşımızdan koştura koştura geçtiği kesin.

 

Yeni bir haftanın başlamasıyla bitmesinin bir olduğu günlerden geçiyorum…

 

Son birkaç aydır her ne kadar programlı yaşarsam yaşayayım, ne kadar plan yaparsam yapayım bu günün işinin yarına devrettiği bir dönem bu dönem benim için.

 

Sanki herşeyi hızlandırılmış bir şekilde yaşıyor, bazı şeyleri ise bir gözüm görüp diğeri görmüyor! Bende mi bir tuhaflık var, yoksa yaptığım gündelik planlarda mı diye meraklanıp sorduğum bir kaç eş dost da aynı dertten muzdarip olunca, zamanın bizi kovaladığına kanaat getirdim.

 

AN’ ı yakalayıp AN’ da kalmayı seven biri olarak ve hatta sırf bu konuya dair yakın geçmişte bu köşede yazı döşenmiş biri olarak, koşan zaman diliminin içinde AN’ ı bile yakalamanın mümkün olmadığını fark ettiğim bahar günlerindeyim…

 

Haldır huldur koşturmacayla geçen haftaların ardından gelecek olan ve sere serpe dinlenebileceğimi umduğum sıcak yaz günlerini şimdiden iple çekiyorum.

 

Ve tabii ki gelecek zamanın getireceği güzel günleri de hasretle bekliyorum.

 

Esen kalın.

RAMAZAN BAYRAMI VE ŞİİRİM

RAMAZAN BAYRAMI VE ŞİİRİM

Baktık, gördük, yaşadık ve Recep, Şaban derken, Ramazan geldi geçti bayrama kavuştuk. Sağ olana bunun gibi daha nice bayramlar gelir geçer. Ama asıl marifet böyle günleri gönül uyanıklığıyla geçirerek gafletle dalmadan geçirmek ve gafletle geçen bayramların ve Ramazanların kula bir faydası yoktur.
*
Bir ağacı düşünelim, köküyle, dalıyla, budağıyla, meyvesiyle yaprağıyla ağaç olur. Bir Müslümanda her konuda donanımlı olmalıdır. Bazı Müslümanlar kendi zevkinden, kendi keyfinden başka bir şey düşünmez, milletinin ve memleketinin uğrunda bir fedakarlıkta bulunmaz; fenalıklara, menfalara, gelince en önde; iyiliğe gelince hiçbir şeyi yok.
*
Ramazan’ı Ramazan bilen, bayramı bayram bilen, vatanı bir bütün bilen hizmetiyle Allah’a kul olan, dürüst olan, kurtuluşa erendir. Böyle bir Müslüman hayrını şerrini bilir, Allah her tuttuğuna kolaylık verir. Ramazan Bayramı ülkemizde birlik tüm insanlık, alemine huzur getirmesini, hayırlara vesile olmasını, Rabbimden dileğimdir.
KALMADI ESKİ BAYRAM GÜNLERİN
Neşesi yok geçmiş unutulmuş,
Sevdası tükenmiş azı kalmış,
Dostlar meclisten kaçar olmuş,
Neşesi gitmiş bayram günlerin.
*
Zengin zaten evinde durmaz,
Kapılar kapalı misafir görmez,
Tatil diyerek hatır sorulmaz,
Gariptir şimdiki bayram günlerin,
*
Çoğunluk çalar ayrı telde,
Saygı kalmamış altta, üstte,
Yaşlının boynu bükük halde,
Sevgisiz kalmış bayram günlerin.
*
Ülkemde yörelerin her köşesinde,
Kalmamış içten sohbet muhabbete,
İkramlar kalkmış gitmiş lezzetinde,
Bayramlar olmuş tatil günlerden.
*
Yeter diyerek kelamı bitirdim,
Bu tespit doğru kırılmayalım,
Yazdım şiiri okunsun hatırlayalım,
Kalmadı eski bayram günleri.
Tarih: 22.08. 2018

Ard Arda İki Bayram Kutluyoruz

Ard Arda İki Bayram Kutluyoruz

2022 yılında, 1 mayıs emek bayramını ve Ramazan Bayramını, Ard arda kutlayacağız.

Mesafe mecburiyeti ve kalabalık ortam riski nedeniyle Geçmiş bayramlarımızı eksik ve tatsız ve heyecansız   kutlamıştık.

Artık ard arda yaşayacağımız bu iki bayramın Tadını çıkaracağız.

Ama bu bayramlarda da, Huzur içinde değiliz.

Çok yakınımızda çok kanlı bir savaş var.

Ukrayna’dan göç eden milyonlarca kadın, Ve çocuk var.

Bu savaşın daha da uzaması ve yaygınlaşması ihtimali var.

Bu bakımdan da bu bayramda rahat değiliz.

Korono salgını bütün dünyayı etkilemişti.

Ama Ukrayna ve Rusya savaşına komşuyuz.

Karadeniz kıyılarımızın karşısında yaşanan bu savaştan En az zararla sıyrılmak zorundaytız.

Rusya’dan enerji gübre buğday ve yağ İthal ediyoruz.

Ukrayna’dan da buğday ve yağ alıyoruz.

Savaş nedeniyle lojistik aksamalar.

Ekonomimizi zorluyor.

Bu durumu fırsata çeviren çıkarcılardan da Nefret ediyoruz.

Böyle riskli bir ortamın İç siyasete bulaştırılmasını, Sakıncalı buluyoruz.

İşte bu iki bayramlı tatilde Bu konuları tartışacağız.

Yaşadıklarımızdan ders çıkarmalıyız.

Yüz yılda bir yaşanan pandemiye biz tanık olduk.

Yine yüz yılda bir yaşanılan.

Büyük bir savaşa komşuluk ediyoruz.

Yaşadıklarımızdan derse çıkarmalıyız.

Böyle bir coğrafya da yaşamanın.

Avantajlarını da  Risklerini de hiç unutmayalım.

Ve kutuplaşmaktan uzak duralım.

Günün Sözü

Mutluluğu tatmanın tek yolu,onu paylaşmaktır

“lord Byron”

Son Yedi Takım Arasında Savaşlar

Son Yedi Takım Arasında Savaşlar

Bursaspor Denizlispor’u yenerek, Kümede kalma şansını bir sonraki haftaya taşıdı.

Küme düşme hattında sondan ikinciyiz.

Yine küme düşme hattında olan, Ama bizim üzerimizde iki takım daha var.

Kocaelispor ve Menemenspor’un, Bir maçları eksik olmasına rağmen, Bursaspor’dan ikişer puan üsteler.

Küme düşme hattının hemen üzerinde de, Keçiörengücü ve Bursaspor var.

Bursaspor bütün maçlarını kazansa bile, Bu karmaşık ve zor denklemden kurtulamaz.

Çünkü sondan yedi takım arasında, Büyük bir savaş görüyoruz.

Son oynadığımız Denizlispor maçında, İyi mücadele ettik.

Ama yarım düzineye yakın, goller kaçırdık.

Amatör kümelerde bile, Kaçırılması mümkün olmayan golleri kaçırdık.

Takım oyununu bir türlü beceremedik.

Adam paylaşması ve yardımlaşmayı sağlayamadık.

Bu kadar kaçan golden sonra, Son dakikada Denizlispor’dan Beraberlik golunü yiyecektik.

Çünkü oyun sistemimizi oturtmadık.

Topla oynamayı seviyoruz.

Ama bal yapmayan, arılar gibiyiz.

Bir önceki hafta, Gençlerbirliği ile berabere kaldık.

Maç istatistiklerinde, Bursaspor’un top ile oynama oranı %71 idi.

Ama istatistik, galibiyeti getiremedi.

Belki kalan maçlarımızda, İyi sonuçlar alabiliriz.

Ama bu durum Kümede kalmamız için yetmeyecektir.

Kocaeli, Menemen , Keçiörengücü Ve bursaspor’un aldığı sonuçlar da, Bizim kaderimizi etkileyecektir.

Velhasıl işimiz çok zordur.

Günün Sözü

Acınmaktansa, kıskanılmak daha iyidir.

“Heredot”

GEMLİK SORUNLARI BİLİNİYOR ÇÖZÜM OLMUYOR ve ŞİİRİM

GEMLİK SORUNLARI BİLİNİYOR ÇÖZÜM OLMUYOR ve ŞİİRİM

Yıllarca güzel İlçemiz Gemlik’le ilgili sorunları tüm kurumların yetkilileri yerelde ve genelde toplantılar yaparak konuşuluyor. Sorunlar çözümü konusunda hepsi hallolacak denilse de, çözümler askıda kalıyor. Gemlik halkı soruyor? Acil yapılması gereken sorunlar yapıldı bizler mi göremedik. “Elbette hayır” Gemlik geldiği konumu itibariyle uluslararası aktif, işlek bir serbest bölgeye sahip ve Togg fabrikasının faaliyete geçmesiyle hala bu sorunlar yumağı çözülmemesi kimliğine garip değil midir?
*
Çözümsüzlük kimlerden kaynaklanıyorsa ilgili tüm kurumların yetkilileri, Gemlik kamuoyuna anlatmalı ve Planlar mı yok; Bütçeler yetersiz veya şundan, bundan diyerek engeller yapılmak isteniyor. Bursa Büyük Şehir Belediyesi veya iktidar veya devletin ilgili kurumların yönetimleri veya Gemlik Belediyesi mi; Engelliyor ve sorunlar nerede düğümlendiği anlatılsın ve bu olumsuzluklar arka planlarda farklı boyutlarıyla kimse, kimseyi suçlamasını yapmasın, Gemlik halkı yanlışlıkları bilme hakkına sahip ve seçerek hizmet için görev veren olduğundandır.
*
Gemlik ve temel sorunları
Birincisi trafik: İlçenin kent merkezinde yıllarca değişmeyen, geliştirilmeyen ana caddelere bağlanan yolların yetersizliği, bu caddelerin darlığı. Birde araçların park edilmesi ve park alanları yetersizliği tam bir sorun haline dönüşürken, yeterli çözüm var mı ”Hayır”
*
Bursa’dan gelen yol güzergahının sanayiye giriş çıkış yolunun tehlikesi acilken; çare yok.
*
Serbest bölgeye giriş çıkış yolların yapılmasında alanda sorun olmadığı halde çözüm maalesef aynı tas, aynı hamam içinde beklemeler.
*
Gemlik garajına dönüş köprü ve ilçeye girişin sorun yaşanırken, acilen çözümler beklerken sorun çözüldü mü; Kocaman hayır.
*
Hisar mahallesine giriş çıkış tek olması şimdiden sorun ve iki girişli ve ikide çıkışlı olması nüfus zamanla daha çoğalacak ara yollarında yeterli duruma getirildi mi, Hayır.
*
Manastır da, ara sokak sorunları veya Kumlaya giden yol sorunu, Kurşunluya giden, yol sorunu veya birçok alanlarda park, trafik, altyapı sorunları çözüldü mü; Elbette hayır.
*
Marmara’da zeytin başkenti deniliyor ve Gemlik ekonomisine katma değeri yüksek olan çevreye güzellik katan, kalitede, lezzete farklı olan, yağı şifa sayılan her yıl zeytin ağaç yerlerine beton binalar dikiliyor. Neden zeytine dayalı bir ekonominin geliştirilmesi bakımından araştırma, geliştirme ve farklı çeşit ürün elde edilmeyerek doğanın dengesini bozarlar. Gemlik’te zeytinin tarihiyle ilgili tarihi zeytinciler, Esnaf çarşısı var mı, yok?
*
Gemlik doğası, denizini akan dereleri hala neden yeterli temiz değil de zamanla kirleniyor ve İki dere kenarları güzel görüntüde yürüyüş alanları olması iyi olmaz mı. Marmara Denizine kıyı Gemlik’te balık bol mu; Balık hali var mı? Kocaman hayır.
Gemlik çevresinde bulunan fabrikaların ileri teknolojiyle arıtma sistemleri varsa neden deniz kirlenir? Küçük işletmelerin arıtma sistemleri varsa ne kadar sağlıklı ve karsak boğazından gelen dere suları neden kirli akar?
*
Gemlik genelinde alanlar. Neden korumasız, Gemlik’te yaşayan halkın çoğunluğu dar gelirli insanlar. Gideceği yakının da, tam kapasiteli bir mesire olan, kompleksi var mı? “Yok” Mevcut olanların durumu malum ve özellikle yaz sezonu çevrenin nasıl kirlendiğini tüm yetkililer bildikleri halde, Neden çözümler olmuyor veya yapılıyorsa, Gemlik halkı göremez olmuş.
*
Başta Bursa da önemle ihmal edilmiş, Tarih, kültür, kaplıca sağlık, doğa turizmin katma değeri yüksek olması ve hakkettiği yerde değil ve Gemlik içinde ihmal edilen sektörlerden biride turizm, Gemlik Belediyesinin geçmişinden bugüne, Gemlik yerel alanına göre turizmi geliştirme mastır planı var mı? Varsa hangi alanda veya çözüm oldu, maalesef hayır. Sade bir örnek: Ordu İlimiz coğrafi konumu, Gemlik kopyası, sahilde var olan teleferik en yüksek tepesinde yaptığı çok amaçlı kompleksi, ulaşımı şehre farklı katma değer kazanımı ve görüntü sağlamış; Gemlik’te uygulanıp faaliyete geçtiğinde, transit geçişler ve çevre İllerin ilgi alanı olmasını sağlar ve değer artırır.
*
Bursa Büyük Şehir Belediyesine bağlı ve sorumluluğu dâhilinde, İlçelerin birçok sorun olan konular var. Gemlik termal kaplıcaları alanı atıl durumda, Gemlik ile ilgili konu değil mi; Neden faaliyete geçirilmiyor? Faaliyete geçtiğinde, Gemlik halkı makul ücretlerle nasıl faydalanır. Orası da, acık değil dolu sorular. Aynı konu sahilde, Gemlik Belediyesine ait çay bahçelerinde bir emekli veya dar gelirli vatandaşın oturup bir bardak çay içemez durumdadır.
*
İki Hasta hane ve Hisar mahallesinde bulunan inşat bina atık durumda çevre görünüm bakımından kirliliği, ilgili kurumlar neden çözüme kavuşturmuyor. Toplantı masalarında mı çözüm yapılıyor.
*
Gemlik nüfusunun artmaya müsait yapısı olduğundan su ve alt yapısında olan sorunların ne kadarı çözüldü, orası da tam bilinmiyor,
*
Gemlik’te uyuşturucu ve benzer konularda başta gençlerimize yönelik tehlike % kaç giderildi, çözüm sadece toplantılarda mı; kalıyor.
*
Gemlik esnafı için genel anlamda bir esnaf çarşısı var mı? varsa nerede çözüm seçimler bitince rafta mı kalıyor.
*
Gemlik’te donanımlı sosyal tesisli gençliğine güvenli ürün maliyeti keseleri yakmadan, hizmet veren kütüphanesi veya çağdaş çok yönlü gençlik komplesi var mı?” Yok.”
*
Gemlik bir deprem bölgesi özellikle ova kısmında tehlike daha yüksek genelinde tedbirler var mı, çok fazla bilinmiyor.
*
Sonuç olarak sorunlar çok, fazla lafa gerek yok; kızarlar. İcraat gerek ve güzel, Gemlik sorunları yıllarca üst, üste birikmiş ve hep hallolacak, çözeceğiz denilmiş maalesef sorunlar çözümünde bu durma gelmiş ve inşallah bundan sonra tüm ilgililer. Yerelde ve genelde kurumlar duyarlı olarak, Senlik, benlik düşüncelerin, üstünde düşünerek acil olan çözümleri yaparlar ve Gemlik halkımız ilçesinde güvenli, övünçle konuşacak değeri olur. Doğduğun yer değil, Doyduğun yer yerindir. Sağlık, huzur esenlikler dilerim…
GEMLİK
Unutuldu senin o doğan güneşin,
Ay tependen kel tepeye seyrin,
Geçmişin o yeşilin, mavin denizin,
O günlerde duruşun güzeldi Gemlik.
*
Dağın ovan doldu beton bilinsin,
Sahilinden gelen o yosun kokun,
Martılar, balığı, zeytini, özündü senin,
Havan görüntün yok oldu Gemlik.
*
İçinde yaşayan bir dostun olsaydı,
Geçmişi geleceğe güzel görseydi,
Yok olmazdı aldığın sevdan nefesi
Bahtın karalı sen oldun Gemlik.
S.T: 03.04.2017
Şair- Yazar – Karlı Dadaşı

İLAÇSIZ HAYAT!

İLAÇSIZ HAYAT!

“Gelecekteki ilaç, frekansların ilacı olacaktır” demiş Edgar Cayce.

İlaç mağduru bir insan olarak bu söze sımsıkı sarılmam boşuna değil! Ve hatta daha da ileriye giderek şunu söylemek istiyorum ki; ilaçların deforme ve hasta ettiği bedenimi yeniden sağlığına kavuşturan yöntemin bileşenler topluluğudur frekanslar.

Sağlıklı bir birey olarak yaşamda yeniden can bulmamın baş mimarıdır frekanslar… Onlara hayatımı borçluyum. Genel ismiyle “Kozmik Enerji” frekanslarından bahsediyorum. Ölmek üzereyken imdadıma yetişen frekansların gücünü ve tedavi edici özelliğini bundan yıllar önce yaşayan biri, Edgar Cayce adında bir Amerikalı yazar ve psişik söylemiş ve olağanüstü yetenekleri olan bu adam, döneminde pek çok hastanın şifalanmasına vesile olmuş, pek çok hastalığın da ilacını bularak insanlığa hediye etmiştir. Üstelik bütün bunları 1877-1945 yılları arasındaki kısacık ömrüne sığdırmıştır.

Her ne kadar Türkçe çevirilere göre kendisine “kâhin” dense de aslında o Allah’ın verdiği meziyetlerle donatılmış doğa üstü yetenekleri olan ve bunu da insanlık adına kullanan bir hayırseverdir.
Nitekim doktor sertifikası olmamasına rağmen sağlığa yaptığı katkı, tedavi ve buluşlarla döneminin tıp komitesi tarafından “doktor” unvanı verilmiş, geçmiş ve geleceği görebilen bir beyindir o.

Gelecekle ilgili yaptığı tespitlerin hepsi gerçekleşmiş olup, Cayce’ in görülerinin bir kısmı halen günümüz dünyasında da yaşanmaktadır.

“Geleceğin ilaçları frekanslar olacaktır” tespiti de bunlardan en geçerli olanlarından biridir. Bunu bizzat deneyimlemiş biri olarak, kimyasal depolar haline gelerek, bedenin bir tarafını iyileştirirken diğer tarafını harabeye çeviren ilaçlardan birgün hepimizin, tüm dünya insanlarının kurtulacağına dair inancım sonsuz.

Sorun şu ki, kapitalist düzenin acımasız dişlileri buna izin verir mi, verse de ne kadar verir, işte bundan pek emin değilim! Zira dünya üzerindeki sağlık ve ilaç sektöründeki iştah açıcı parasal döngünün iplerini ellerinde tutanların pastayı başka bir yöntemle paylaşmak istemeyecekleri kanısındayım!

Yine de bu yöntemin, yani frekanslar kanalıyla şifalanma yönteminin bütün insanlığa açılması yönünde olan umudumu ölene kadar, asla yitirmeyeceğim.

Edgar Cayce demişken, onun hayata dair söylediği meşhur sözü ile bu haftaki köşe yazımı noktalamayı uygun görüyorum; “İnsanların mutlu olmaları için -basit- yaşamaları gerekir.”

Esen kalın.

Savaşın Senaryosu Nasıl Yazıldı

Savaşın Senaryosu Nasıl Yazıldı

Birkaç yıl önce, Rusya ve Ukrayna arasında bu kadar Şiddetli bir savaş yaşanacağı düşünemezdik.

Ama yeniden dizayn edilen dünya Düzeni içinde bazı sınırların değişebileceği Ve bazı ortaklıkların tartışılabileceği hissetmiştik.

Değişimin ilk adımı Avrupa Birliğin’den ayrılan İngiltere’den gelmiştir.

Ardından Nato’nun ortaklığı, Nato’yu tartışmaya başladılar.

Amerika’da Nato’ya destek vermeyen ortaklarını, Şikayet etmeye başladı.

İşte bu aşamada, Almanya ve özellikle Fransa “Nato’nun beyin ölümü gerçekleşti”.

Avrupa ordusu kurulsun deyince, Ortaklık gerginleşti.

Bütün bu gelişmeler, Amerika ve İngiltere’yi daha çok birbirlerine bağladı.

Artık Amerika ve İngiltere ikilisi, Fransa ve Almanya’ya karşı konumda yer almıştır.

Sözün kısası bu 4 ülkenin Tamamı Nato üyesiydi.

Ama şimdi birbirine hasım olmuştur.

Ayrınca Almanya ve Çin arasındaki Ticaret hacmi ve Amerika’yı kızdırıyordu.

İşte bu sebeple, Amerika ve İngiltere Nato’yu yeniden Diriltmeye ve genişletmeye mecbur olmuştur.

Nato’nun gücünü test etmek için, Bir savaşa ihtiyaç duyuldu.

Ukrayna yaşadığı turuncu devrim kalkışmasından beri, Batının ve Soroz’un takibindeydi.

Putin Ukrayna’nın Nato üyesi olmasını istemiyordu.

Ve Ukrayna’nın Durbass bölgesinde yerleşik ayrılıkçıları destekliyordu.

Ayrıca Omessa ve Manupol limanlarında da gözü vardı.

İki taraf içinde mükemmel bir savaş ortamı olmuştu.

Amerika ve İngiltere ikilisi, Putin’e defalarca hakaret ettiler ve kışkırttılar.

Ukrayna lideri ise, Senaryoyu yazan basın sözcüsü gibiydi.

Şimdilik Amerika ve İngiltere Bir taşla birkaç kuş birden vurdular.

Savunma gücü ve enerjisi olmayan Avrupa Birliği’ni Çaptan düşürdüler.

Putin’i savaşa ittiler ve dünya kamoyunda Yıpranmasını sağladılar.

Beyin ölümü gerçekleşti sanılan Nato’yu Yeniden dirilttiler.

Şimdi ise, savaşı satmanın ve yaygınlaştırmanın yollarını arıyorlardı.

Günün Sözü

Yumuşak olma ezilirsin.Sert olma kırılırsın”

“Victor Hugo”