Köşe Yazıları

“SİYASİ PARTİLERDE HEDEF KİTLE İLK DEFA OY KULLANACAK GENÇLER ve ŞİİRİM”

“SİYASİ PARTİLERDE HEDEF KİTLE İLK DEFA OY KULLANACAK GENÇLER ve ŞİİRİM”

Türk siyasetinin alışılmış söylemleri devam ederek biat taktiği bağlamında olması ve gelişen dünya gerçeklerine bir plan içinde bakış acıları yetersizliğinin devamıdır.
İktidar söylemi AKP 20 yaşında olan gençler bizim iktidarımızın gençleri ve o gençleri umudu biz olacağız diyor.
CHP helal-aşacağız özgür olacağız birlikte yöneteceğiz sözleri ve bize gelin’ diyor.
İyi Parti biz yeni partiyiz farklıyız ve gurup toplantılarında kürsüden gençleri konuşturuyor.
Sadet Partisi video çekimleri ve benzeri aktiviteler sunarak bize oyunuzu verin derler.
Diğer partilerin söylem benzerlikleri aynı çok farklılıkları yok.
*
HDP Denilen PKK uzantısı ülke partisi olamadı ve bu ülkenin birinci derece yurttaşı olan Kürt genç kardeşlerimizi halan Emperyalizmin güdümüne sokarak, bölücü siyaset yaparak alet etmeye çalışması ve Türk vatanın bölünmesi için uşaklık yapıyor.
*
Fakat tüm bu siyasi partilerden farklı ses çıkaran ülke gündemine oturan dış ve iç konularda çözüm ve tehlikeleri gören Zafer Partisi Genel Başkanı, Prof. Dr Sayın Ümit Özdağ çıkışları ülke kamuoyunda özellikle gençler bazında dikkat çekerek katılım ve taraf oluşturuyor.
*
Tüm bu cabalar önümüzdeki seçimlerin sonucunu gençler belirleyecek ve 7 buçuk milyona yakın genç ilk kez oy kullanacak.
Gelişen dünyada hızlı değişimleri görmemezlikten gelen ülkenin iktidarı ve muhalefeti çağın değişimindeki algılar, araçlar, davranışlar, bilgi teknolojilerine göz yumarak gecen yılların siyaset anlayışlarını devam ettirirler ve Liderliklerinin koltuklarını sağlama alma mantığıyla devam ederler. Bu mantık (Z ) kuşağı gençlerinden ne kadar haberdarlar ve isteklerinden, kaygılarından haberdarlar mı? Çözüm somut planları ne bilmek isterler.
*
Bu gençliği, bu siyaset anlayışı veya kendi kafalarında çizdikleri profile göre mi yönlendirmek istiyorlar veya kendi yararına, devlet ve millet yararına kazanılmış bireyler olmasında ülke geleceğine faydalı gençlik olmaları için hedef kitle olmaları için değer verirler. Düne ve bugüne bakınca, soruların cevabı maalesef olumsuz ve dünden bugüne ülkemiz siyaseti gençleri hep araç olarak kullanmış, kendilerine kalkan yapmış hatta bazen tehdit olarak bile görmüştür.
*
Bu genç nesil her konuyu sorguluyor. Bu gençlik parti ideoloji saplantısı, taraftarı olmak yerine ortak paydalar arayan ve parti, ideolojileri, sosyal yapıyı, kişiler üzerinden inançlar üzerinden kısacası her şeyi sorgulayabilen bir noktaya gelmesi konusunda ve özellikle ‘Y’ ve ‘Z’ kuşağı gençliği, siyaset, ekonomi, milli ve manevi değerler gibi bütün başlıklarda hayata, bugüne, yarına bakışı farklı değerlerden bakarak tartışarak, geleceğini yorumluyor.
*
Bu gençliğin başta istekleri ülkeyi dürüst yönetim insanca yaşayan bir toplum diyor. Milli ve üreten istikrarlı bir ekonomi ve adaletli paylaşım diyor. Güçlü devlet tok karın, dik, baş ve yarınlara güvenle bakmak diyor. Bu gençlik, mesleklerine uygun işlerde çalışmak, işsiz olma endişesi olmadan insanca yaşamak diyor, Başta ülkeyi yöneten iktidar ve siyasilerin kendilerini anlamadığını ve sorunlarına çözüm getirmek için yeterince çaba göstermediğini düşünüyor, yarınlara umutla bakamadığı endişeleri hissini görüyor.
*
Üniversite mezunu gençlerin ve 18-24 yaş gençlerin ortalama gelecekten kaygısı ve güvensizliğini görerek, yurt dışına gitmek çalışmak isteyenler oluyor. Bu gençler değer verilerek ciddiye alınmak ve söz sahibi olmak istiyor. Muhatap olunmasını istiyorlar ve boş laflar istemiyorlar.
*
Bu gençlik bu ülkenin en önemli değerleri ; Ey siyasi liderler gençliğe değer vermezseniz ülkenin geleceğini karartırsınız ve bu ülke geleceğini heba etmeyin ve gençler sizleri ayrım yapmadan vatan sevdalısı değer veren gerçek manada liyakatli bilge siyasi lider etrafında birleşin ve muhatap olun ve siyasete sizler yön verin ve sizlerin gelecekte zafer ışığını parlatın ve sağlık, esenlikler dileğimdir.
ALDIĞIN NEFES GELECEĞE UMUDUN OLSUN
Bak kendine savrulma rüzgâra yele,
Gönülde güzellik daima umudun olsun.
Bahçede kokusu başka güzel güllerde,
Gören gözlere benzer umudun olsun.
*
Emin olasın kendin yolunda yürürsen,
Sevgi, saygıyla beslen geleceğin dolsun,
Sende anlamlı tebessüm güzel gülüşün,
Yüreğinde sevgi manası umudun olsun.
*
Mevsimler içinde ayları günü zamanı,
Çeşmeden akan suyun berrak akanı,
Bak kendine kalsın sende güzelliği,
Sevgin duygu köprüsü umudun olsun.
*
Karanlıkta kalma solmasın gül yüzün,
İçinde sevda varlığına değmesin hüzün,
Geçenin yıldızları ayından alasın ışığın,
Bedende üşüyen hayaller umudun olsun,
*
Sıcak çölde kalırsan yağmurun olasın,
Çağlayan çaylar gibi bereketi saçsın,
Düşlerinde gül yüzlü hayali görünsün,
Aldığın nefes geleceğe umudun olsun.
Y.T: 06.07.2017

DEVLET KURUMLARINDA VE ÖZEL SEKTÖR ÜST YÖNETİMLERİN UYGULADIĞI ZAMAN MODASI MOBBİNG: (ŞİİRİM.)

DEVLET KURUMLARINDA VE ÖZEL SEKTÖR ÜST YÖNETİMLERİN UYGULADIĞI ZAMAN MODASI MOBBİNG: (ŞİİRİM.)

Mobbing net tarifine bakalım: Bir iş yerinde kendileri gibi olmayan, çalışan kişiye veya kişilere karşı aynı iş yerinde bulunan bir veya birden çok kişi tarafından uygulanan yıldırma yöntemidir.
*
Misalleri psikolojik baskı, taciz, şiddet, düşmanca tutum, özel yaşamının eleştirme, çalışma ortamının diğer çalışma arkadaşlarından ayrı tutulması, izole edilmesi, arkasından kötü konuşmalar, dini ve siyasi, görüşlerinden dolayı dışlanması, gülünç durumlara düşürülüp dalga konusu edilmesi, yürüyüş tarzı, sesi, hareketleri taklit edilerek alay konusu yapılması, cinsel imalarda bulunulması, sözlerine sürekli sorgulama meselesi yapılması vs. Net manada işyerinde yıldırılarak şahsın psikolojisini sorun haline getirilerek kendiliğinden istifa etmesini veya dengesiz diye iş akdinin feshi oluşturma yolarıdır.
*
Bugünlerde başta devlet kamu kurumlarında (Hasta hanelerde) Özel sektörde, üst düzey yöneticilerin yandaşlarıyla dolaylı uygulandığı görülmektedir. Bu konuya ilişkin yasal düzenlemeler var? İş Kanunu ve Borçlar Kanunu’nda da bulunmaktadır. (TCK m. 84, intihara yönlendirme suçu) TCK m.( 86-87, kasten yaralama suçu) (TCK m. 96 Eziyet sucu) Fakat uygulamada maalesef yoktur.
*
Mobbing mağdurunun üzerine çok gidilmesi ve psikolojik çöküntüye uğratılması neticesinde, intihara kadar, gitmesi, gerek psikolojik gerek fiziksel bütünlüğünü bozma noktasına erişirse kasten yaralama yapma durumuyla insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarla gerçekleşmesiyle insanı egolar hırsına insanlık dışı yollara iterek harcanması yapanlar için önemli suçtur.
*
Acilen ilgili kurumlar tarafından araştırılsın, millet ve insan onuru adına önlemler alınsın. Çalışan her kademe arasında alttakiler ve üstekiler ayrımı yapılmasın ve çalışanlara dürüstçe görev paylaşımları yapılıp uygulanırsa iş güveni verimli hale dönüşür. Mutlu yarınlar, huzurlu çalışmalar, bol kazançlar dileklerdir.
ZALİM DÜNYADAN
Lezzeti kalmadı yaşanan hayatın,
Yüzlerde sahte dostluklar bitkin,
Yoksullar yerde varlıklı yüksekten
Yaşam çekilmiyor zalim dünyada.
*
Gündüzü başka karanlık geceler,
Binerler sırtına dost görünürler,
Umutlarım çalınır ziyan edenler,
Zorluğa dayanılmıyor zalim dünyada.
*
Bakarım yüzlerde birikmiş keder,
Bedenler çökmüş oluşmuşsa heder,
Yaşanılan hayat ölümden beter,
Bedeli ödetir zalim dünyada.
*
Yaşlandım giderim kalmadı takat,
Yakamı bırakmaz fırtınalı hayat
Yaşamak bıktırır eylerse sakat,
Yaşlılık çekilmiyor zalim dünyada.
*
Der Mehmet kurtuluş mahşerde,
Başlayan yolculuk vakti gelince,
Ettiğini geçerler yazılır defterine,
Sonsuzluk kurtuluştur zalim dünyadan.
Y.T : 09.05.2022

Önce İnsanlık Sonra Siyaset

Önce İnsanlık Sonra Siyaset

Ünlü bir düşünür “İnsanlığı tanımak, insanları teker teker tanımaktan daha kolaydır” demiş.

Çok doğru söylemiş gerçekten insanoğlunun kainatta keşfedemediği bir şey kalmadı.

Ama hala kendini keşfedemedi.

Belki beden olarak keşfetti.

Ama ruh olarak keşfedemedi.

Beynimizi ve kalbimizi yenileyebiliyoruz.

Ama içindeki düşünce merkezini bulamıyoruz.

Merhamet duygularını göremiyoruz.

Kalbimizdeki kin ve nefret duygularını kontrol edemiyoruz.

Birbirimizi bir türlü sevemiyoruz.

Birbirimize bir türlü güvenemiyoruz.

Yanı başımızda yaşanan savaştan ders çıkaramıyoruz.

Her sene bu aylarda ortaya çıkan orman yangınları sadece ağaçları ve hayvanları değil hepimizin ciğerlerini de yakıyor.

Ormanları korumak sadece görevli personelin değil tüm halkımızın da görevidir.

Bu bilince erişmeliyiz.

En hayati konularda bile yardımlaşmayı seçmiyoruz.

Kamplaşmayı tercih ediyoruz.

Gergin ortamı daha fazla germekten kaçınmıyoruz.

Rüzgarın da etkisiyle yangın tırmanırken birbirimizi suçlamaktan geri kalmıyoruz.

Her konuyu siyasallaştırıyoruz.

Her olayı seçim malzemesi yapmaktan geri kalmıyoruz.

Korona salgını ve yakınımızda yaşanan savaş hepimizi bencilleştirdi.

İnsanlar arasındaki yardımlaşmayı kaldırdı.

Bencilliğimiz kemikleştikçe hepimiz gaddarlaştık.

Toplum olarak kutuplaştık.

Ve hepimiz bir ölçüde kendi alanımızda çıkarcı ve fırsatçı bir birey olduk.

Ülkenin en önemli konularında bile birbirimize düşüyoruz.

Çare bulmak ve destek olmak yerine birbirimizin açığını aramaya çalışıyoruz.

Günün Sözü

“Affedebilirim ama unutmam demek.

Affedemeyeceğim demenin başka bir şeklidir.”

H.S Becker

 

 

Yaşadığımız Ortamdan Tespitler

Yaşadığımız Ortamdan Tespitler

Turizm mevsiminin tam ortasındayız.

Alışveriş korona salgını dönemine göre çok haraketli.

Enerji faturaları ve tezgahlarda ki fiyatlar çok yukarılarda.

Yönetim pahalılığı dengelemek için her kesime beklenenden daha yüksek oranda ücret zammı yaptı.

Ama buna rağmen insanlar tatmin olmadı.

Adaletsiz gelir dağılımı çoğunluğu ezip geçiyor.

Siyasi kesimde de durum iç açıcı değil iktidar ve muhalefet arasındaki kutuplaşma tüm Anadolu’ya da yansımış durumda.

Bürokrasi ise tarihindeki en sıkışık dönemi yaşıyor.

Bir taraftan iktidarın sıkı kontrolü altında görev yapıyor.

Diğer taraftan muhalefetin tehditleri altında kalıyor.

Böyle bir ortamda yanı başımız da Ukrayna ve Rusya savaşını yaşıyoruz.

Bu karambol da savaşı uzatmak ve yaygınlaştırmak isteyenlere de tanık oluyoruz.

Nato genel sekreteri hem barış toplantıları yapıyor.

Hem de savaşın yıllar boyu süreceğini söylüyor.

Bizde durumdan vazife çıkardık.

Savunma sanayisinde önemli hamleler yaptık.

Ama Kuzey Suriye’de, Doğu Akdeniz’de ve Ege Denizinde huzur içinde değiliz.

Nato da dahil tüm ortaklarımıza karşı güvenimizi kaybettik.

Toplum olarak çok yorulduk.

İç ve dış siyasette kronikleşmiş sorunlarımız var.

Yakın gelecekte yüzümüzü güldürecek emareler göremiyoruz.

Tek umudumuz Karadeniz de keşfettiğimiz doğalgaz stoklarında.

2023 yılında devreye girmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Doğalgaz üretiminin başlaması halkımıza moral verecek ve ekonomik yönden bütçemize katkı sağlayacaktır.

Toplumsal alanda sosyal alanda ve özellikle ticari ortamda insanımızın kimyası bozuldu.

Çok çıkarcı ve çok fırsatçı bir çizgi içindeyiz.

Sistem bozulursa düzeltilir.

Ama insan bozulursa düzeltilmesi çok zordur.

Günün sözü

“Herşeyin yok olduğu anda bile ümit vardır.”

Thales

 

 

 

 

Erdoğan Ve Erbakan Arasında Benzerlikler

Erdoğan Ve Erbakan Arasında Benzerlikler

1970li yıllarda çok büyük bir petrol krizi yaşamıştık.

Bu kriz müzik alanına bile yansımıştı.

Ajda Pekkan “Aman Petrol” isimli şarkıyla Eurovisiyon yarışmasına katılmıştı.

Bu kriz sonunda petrol fiyatları artmıştı ve döviz fiyatları fırlamıştı .

O dönemde döviz fiyatları devlet tarafından ayarlanıyordu.

Yükselen fiyatlar nedeniyle dar gelirliler ezilmeye başlamıştı.

1970li yıllar koalisyon hükümetlerinin devrede olduğu yıllardı.

Bu koalisyonların en renkli partisi “anahtar” simgeli Milli Selamet Partisiydi.

En dikkat çekici lider ise bu partinin lideri olan merhum Erbakan hocaydı.

Kıbrıs Barış Harekatındaki cesareti ve toplu sözleşmelerdeki cömert tavrı ile döneme damgasını vurmuştu.

Kamu Kurumundaki işçiler Erbakan sayesinde %150 oranında çok yüksek zam almışlardı.

O dönemde mesai yapan ve hafta sonu çalışan işçiler en üst amirlerden fazla aylık alıyorlardı.

Bu kadar yüksek toplu sözleşme zamları asker ve sivil bürokrasiyi rahatsız etmişti.

Evren Paşa bile bu rahatsızlığını dile getirmişti.

Petrol krizinden kısa zaman sonra Kıbrıs Harekatımız nedeniyle bir de amborga ile cezalandırılmıştır.

Ama Rahmetli Erbakan bu iki krize rağmen toplu sözleşmeler yoluyla işçilere yüksek zam vermekten kaçınmamıştır.

Ayrıca yatırım hamlelerinden de vazgeçmedi.

Sanayi ve Teknoloji Balkanlığı Erbakan’a bağlıydı.

O dönemde 11 gübre fabrikasının temelini atmıştır.

Rahmetli Erbakan’ın bu hamleleri içerideki ve dışarıdaki ekonomik çevreler tarafından çok eleştirilmişti.

Günümüzde uygulananlara baktığımızda Rahmetli Erbakan ile Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın uygulamalarının örtüştüğünü görüyoruz.

Erdoğan’da

-Faizleri yükseltmiyor.

-Kritik yatırımlardan vazgeçmiyor.

-Çalışana ve emekliye yüksek zam vermekten çekinmiyor.

-Ege’de , Doğu Akdeniz’de ve Kuzey Suriye’de risk almaktan korkmuyor .

Ne dersiniz değerli okurlar?

Günün sözü

“Düşüncelerde hastalıklar gibi bulaşır.”

Andre MAUROİS

 

“TÜRKÇE ÇOK ZOR!”

“TÜRKÇE ÇOK ZOR!”

 

Bunu ben demiyorum. Evet,cümle sonundaki ünlem bana ait ama cümlenin kendisi bana ait değil.

 

Türkçenin zor olduğunu düşünüp söyleyenler haftasonu TYT (Temel Yetenek Sınavı)’ na giren genç üniversite adayları.

 

Türkçe zormuş. Öyle diyorlar. Ve elbette sınavdan çıktıkları an, vakit kaybetmeksizin bu düşüncelerini paylaştıkları mecra ise sosyal medya oldu!!!

 

Paragrafımın sonuna bu kez bir değil, tam 3 ünlem koydum! Tabii ki bunun bir sebebi var. Zira genç nesilin ana dilimiz olan Türkçeyi zor bulmalarının kökeninde aslında tam da bu yatmaktadır. Yani birebir, sözsel iletişim kurmak yerine ruhumuza virüs gibi yayılan sosyal medya iletişim ve konuşma dilinin hakim olması.

 

Bu şartlarda Türkçe elbette zor gelecektir yeni nesilin evlatlarına. Çünkü gerçek Türkçe ve Türk dili sosyal mecrada yazıldığı gibi konuşulmuyor!

 

Emojilerle, yersiz kısaltmalarla, yarım yamalak ve hatta yanlış ya da eksik yazılan cümleler veyahut yerinde kullanılmayan kelimelerle ifade edilmiyor Türkçe.

 

 

Oysa dilimiz kendine has ve öğrenilmesi en kolay olan dil iken, Türkçeyi katleden sosyal alanlara gönlünü kaptırmış olan genç beyinlerin Türkçeyi zor bulmaları garipsenmemeli.

 

Kitap okuyarak kelime hazinelerini geliştirmeyi istemek ve gerçek hayatta gerçek iletişimler kurmak yerine vakitlerinin ve sosyal ilişkilerinin çoğunluğunu sosyal mecralarda harcayan evlatların Türkçeyi zor bulmaları kadar doğal bir durum olamaz.

 

Keza dikkatinizi çekti mi bilmem ama gençlerle konuşmak, konuşabilmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Daha doğrusu düzgün konuşma yeteneklerini bile kaybetmeye başladıkları ve yaşamın içinde kullandıkları kelime sayısı 50′ yi 60′ ı geçmediği için onları anlayabilmek ve anlaşabilmek git gide daha da zor hâle geliyor.

 

Bu, onlar adına üzücü bir durum.

 

Yeni neslin kendi ana dillerine hakim olarak, doğru ve düzgün bir şekilde konuşabilmeleri için anne babalara ve eğitim sistemine çok iş düşüyor.

 

Dil deyip geçmeyin. Şayet bir ulusun vatandaşıysanız ve bir bayrak altında kimliğiniz varsa, o kimliğin üzerinde yazan bilgilere yakışır şekilde konuşabilmeli ve yazabilmelisiniz.

 

Türkçemizin dünyanın en zengin dillerinden biri olduğunu ve hatta konuşma dili ile birebir yazılabilen tek dil olduğunu gençlere nakşetmek ve nakletmek eğitim sistemine düşerken, sosyal medyadaki doğru – yanlış kavramlarını ve sosyal medyayı hangi koşullarda, hangi amaçlar doğrultusunda, niçin ve ne kadar kullanmamız gerektiği bilgisini çocuklarına aktarmak da ebeveynlere düşüyor.

 

Ana dilimiz olan Türkçe ve Türkçe öğretilerin zor olmadığını düşünen aydınlık nesilin var olması dileğimle,

 

Esen kalın.

 Babalar Günü Hakkında

 Babalar Günü Hakkında

Annelerimizin ve babalarımızın hakkını ödeyemeyiz.

Her ne kadar babalar gününü kutlasak da annelerimizden bahsetmeden edemeyiz.

Her ikisinde çok severiz ve minnet duyarız.

Bu duyguları en net ve temiz olarak engelli kardeşlerimizin davranışlarında izledik.

Engelli kardeşimiz annesini bir arkadaş gibi görmüş ki.

Hep yakınında olan anneyi bir dert ortağı ve çok yönlü bir bakıcı olarak tanımıştı.

Babamız ise onun için bir koruyucu ve kurtarıcıydı.

Hem çok sever hem de çok çekinirdi.

Anne ve babamız aynı mezarlıkta ama farklı mezarlara gömülürdü.

Kabristan ziyaretlerimizde annemizin mezarı başında daha fazla kaldığını gördük.

Mezarı yaptırdık ve mezar taşına her ikisinin ismini yazdırdık.

O bile annemizin aileyi toparlama gücünü farketmişti .

Gelelim babalar gününe…

Babamız ikinci dünya savaşı başında evlenmiş 7 çocuklu bir ailenin reisiydi.

Yaşam boyu maddi ve manevi kapasitesini zorlayarak bizlere bir şeyler vermeye çalışmıştır.

İnsan ilişkilerinde başarılıydı.

Hiçbir zaman şiddete başvurduğunu görmedik.

Küfürlü konuştuğunu duymadık.

Her ikisi de vefatları sırasında engelli kardeşimizi çok merak etmişti.

Bizde onların bize bıraktığı emanete sahip çıktık.

Aile bağlarının önemini anladık.

Bu bağların daha gelişmesi ve genişlemesi için çaba gösterdik.

Engelli kardeşimizin varlığı aile bağların gelişmesine katkı sağladı.

Bizi hem kendine hem de birbirimize yakınlaştırdı.

Bize sorumluluk duygularımızı ve vicdani görevlerimizi hatırlattı.

Bir nevi ailemizin odak noktası hatta reisi gibi oldu.

İşte bu yüzden babamızın ruhunun huzur içinde olduğunu hissediyoruz.

Günün Sözü

“Bir baba yüz öğretmene bedel”

George Herbert

 

 

 

 

Ege Denizinde Hazırlıklı ve Soğukkkanlı Olmalıyız

Ege Denizinde Hazırlıklı ve Soğukkkanlı Olmalıyız

 

Amerika, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de doğalgaz yatakları olduğunu öğrendi.

Ve bu bölgelerde karar verici olmanın yollarını aramaya başladı.

İlk adım olarak Karadeniz bölgesinden işe başlamaya karar verdi.

Ukrayna’da küresel sermayeden yana ve kendisine itaat edecek bir başkan buldu.

Savaşı ilk beş günde bitirebilecekken tecrübesiz Ukrayna başkanını vaadlerle oyaladı durdu.

Savaşın uzamasına ve Ukrayna’nın her tarafının yakılıp yıkılmasına çanak tuttu.

Bu arada hasmının Rusya olmadığını da açıkladı.

Amerika Nato kanalıyla başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa ülkelerini çökertmeyi amaçlamıştı.

Enerjide büyük oranda, buğdayı da Rusya’ya bağlı olan Avrupa birliğini aciz duruma düşürdü.

Avrupa ordusu kurmak isteyen Almanya ve Fransa’dan da intikam almış oldu.

Amerika’nın yeni hedefi Türkiye’dir.

Türkiye’de Erdoğan’ın yerine kendisine itaat edecek yeni bir yönetim görmek istiyor.

Aslında bu beklentisini hiç saklamadı.

Zaman zaman dile gtirdi.

Şimdi Yunanistan başkanını kışkırtmaya başladı.

Dedeağaç ve Girit başta olmak üzere Yunanistan’da 9 ayrı üs kurdu.

Kurduğu üslerle ve verdiği savunma desteğiyle Yunanistan’ı bir Amerikan eyaleti haline dönüştürdü.

Aslında uzun süreden beri Rusya ile Türkiye’nin stratejik ortaklığını bozmak için çabalıyordu.

Gerçi bu ortaklığı bozamadı.

Ama Rusya’yı kendi dertleri ile uğraşır hale düşürdü.

Amerika yeni projesiyle Egedeki adalar üzerinden bir sıcak çatışma yaşanmasını hedeflemektedir.

Bu arada Türkiye’deki muhalefeti kışkırtacak siyasi ve toplumsal tansiyonu yükseltmeye çalışacaktır.

Ayrıca başkan Erdoğan’ı yurt içindeki olaylarla yormaya uğraşacaktr.

Çünkü ülkemizde önemli oranda Amerika, Avrupa Birliği ve Nato yanlısı seçmen olduğunun farkındadır.

Türkiye’de ki büyük sermayenin de Nato’nun ve Avrupa birliğinin yanında olduğunu iyi bilmektedir.

Sözün kısası Ege denizinde uygulanmak istenecek bir Amerikan projesi için tedbirli olmalıyız.

Soğukkanlı ve hazırlıklı olmalıyız.

Günün sözü;

Kitaplık kurmak,

İbadethane yapmak kadar kutsaldır.

“Victor Hugo”

Vicdan Yoksa Denetim Yetmez

Vicdan Yoksa Denetim Yetmez

Yıllık bazda,2022 Mayıs ayı tüketici enflasyonu, (%73,50) ye yükseldi.

Yıllık bazda, 2022 Mayıs ayı üretici enflasyonu ise, %132,16 oldu.

Bu istatistiklerden, tüketici enflasyonu ile üretici enflasyonu arasındaki Makasın hala kapanmasını anlıyoruz.

Yani, üretici enflasyonunu yukarıya çekmeye devam etmektedir.

Bu hükümet yüzyılda bir yaşanan, İki felaketi ard arda yaşamaya devam ediyor.

Pandemi dönemin de hem bir çok vatandaşımızı kaybetmiştik.

Hem de bütçemiz bir hayli açılmıştı.

Daha kendimize gelemeden, Rusya ile Ukrayna savaşı patladı.

Savaş psikolojisi ve küreseel tedarik zincirlerindeki aksamalar, Ekonomimizdeki dengeleri alt üst etti.

Savaş gerginliği ve kıtlık korkusu, Halkımızın mala karşı talebini yükseltti.

Hatta bireysel stokçuluk alışkanlığına bile kapıldık.

Halkımızın mal ve hizmetlere olan bu yüksek talebi, Fiyatları bir anda uçurdu.

Tüm dünyada, enerji fiyatları bin kaç kat arttı.

Bu durum bizim elektrik ve doğalgaz faturalarınada yansıdı.

Şeker ve özellikle yağ gibi gıda maddelerinin temininde,Geçici sıkıntılar yaşandı.

Buğday,yağ ve özelikle enerji ihracatçısı olan bu iki ülkenin savaşı.

Sadece bizde değil, tüm Avrupa ülkesinde de, Endişeye sebep oldu.

Bu olumsuz konjektürde, Pandemi öncesi dönemdeki enflasyon oranlarını  Yakalamamız mümkün olamayacaktır.

Belki yaz aylarında, meyve sebze üretiminde Olabilecek bolluk gıda fiyatlarını bir miktar düşürebilir.

Serbest ekonomik piyasayı incelediğimizde, Patronlar ve toptancılar gibi esnaf kesiminde Enflasyonlu ortama uyum sağladığını görüyoruz.

Sadece devlet denetimi yetmez.

Vicdanlıda olmamız gerekir.

Günün Sözü

Hayat bir masala benzer,uzunluğu değil.

İyi olup olmadığı önemlidir” seneca”

Hayırsız Ortaklar Oyun Peşinde

Hayırsız Ortaklar Oyun Peşinde

Yaklaşık 70 yıl önce, Nato üyesi olmuştuk.

Kominizme karşı korunmak amacıyla, 10 bin kilometre uzaklıktaki ülkelerin kurduğu bu ortaklığa, katılmıştık.

Yani düşmanımız ilan edilen Sovyetler Birliği sınır komşumuz du.

Bizi koruyacak ortaklarımız ise, 10 bin kilometre uzaklıktaydı.

Ortaklığa girme aşamasında, Kore’ye gönderilmiştik.

Yüzlerce Subayımız şehit olunca, bizi kahraman ilan etmişlerdi.

Zamanla içli dışlı olduk.

Sonra yönetim tarzımıza karışmaya başladılar.

İtaat etmeyen yönetimlerimizi, Askeri darbelerle devirdiler.

Savunma sanayi üretimimiz,

Onların kontrölü altına girdi.

Ülkemizin, her bölgesine,üs kurdular.

Koruyorum diyerek her bölgemizi kontrol altına aldılar.

Bölücü terörle yaptığımız mücadelelerle, Terör örgütünün yanında yer aldılar.

Amerika , terör örgütlerine on binlerce tır silah ve mühimmat, yardımı yaptı.

Parasını ödediğimiz uçaklarımızı, bize teslim etmedi.

Almanya, Fransa ve Hollanda, Bölücü terör örgütlerinin, miting alanlarına döndü.

Komşumuz ve Nato ortağımız Yunanistan ise, Terör örgütü üyelerinin kaçış koridoru haline geldi.

Bir güvenlik ortaklığı olan Nato, Bizi koruyup kollayacağı yerde, Bizim düşmanlarımızla iş birliği yapar hale geldi.

Artık Avrupa Birliğine de Nato’ya da güvenimiz kalmamıştır.

Şimdi itaat ettiremedikleri, Macaristan’ı çökertmeye çalışıyorlar.

Hem (AB) hem de, Nato üyesi olan, Macaristan Rusya’ya enerji ve petrol ambargosu uygulamadığı için, Ortakları tarafından linç ediliyor.

Şimdi benzer bir oyun ile, Biz de karşılaşabiliriz.

Türkiye Rusya’dan, Doğalgaz, petrol, buğday, yağ, ve gübre almasın diyecekler.

Böyle oyunlara hazır olmalıyız.

Artık dostlarımızı ve düşmanlarımızı yeniden değerlendirmeliyiz.

Günün Sözü

Nasihat vermek kolay,

Örnek olmak zordur.

“Ruchfaucauld”