Köşe Yazıları

TARİH TÜRKÜN DİLİYLE BAŞLAR ve ŞİİRİM

TARİH TÜRKÜN DİLİYLE BAŞLAR ve ŞİİRİM

Dünyanın var oluşuyla Türkün tarihiyle Türkçemizle vücut bularak, Türkiye Cumhuriyetine uzanan ve Türk dört bin yıllık tarihiyle diliyle, konuşmasıyla dünyaya yön vermiş, medeniyet, kültür, millet, vatan, bayrak güzel Türkçemizin ta kendisi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türkün dünyada ki son kalesidir.

*

Çarpık zihniyetler millet kimliğine aitse, O zaman tarihini ve dilini bilmesi, değilse, yurttaşlık bağına saygılı olması, eline fırsat geçtiğinde kalkıp fitne bir ağızla nefret salgılaması yapılmamalıdır. İyi ya sana bu devlet, milletini temsil için en tepede vekillik vermiş, kalkıp devletin asil kurucularına ve güzel diline hakaret et diye ülkenin değerlerine saldırma hakkını vermemiştir.

*

Vatansız, Bayraksız, milletsiz, olunursa dinde olmaz, an itibariyle ülkemizde binlerce sıkıntılar olması ve bu Türkün, TÜRKÇE DİLİ sıkıntıların giderilmesinde senin elini kolunu mu bağladı, kalkmışın Türkçenin engelliğinden bahsedersin “Sn. Milletin Vekil Mahir ÜNAL” Hatırlatması olsun oku, Güzel Türkçemiz bilim ve aydınlık dili fitnelere malzeme olacak fırtınalarına gerek yoktur. “GÜZELDİR TÜRKÇEM, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.”

 

TARİHİNİ BİLSEYDİN HEPSİNİN TORUNUYUM DERDİN

Neden, Hun torunuyum diyemezsin,

Birde Göktürk demeden geçersin.

Uygur Türkü benim neslimden,

Bunların ben torunuyum diyemezsin.

*

Avar, Hazar türkün neslinden,

Sadece Osmanlı torunu dersin,

İlk Türk devleti Hundan,

Mesele sadece hükümdar dersen,

Uygur hükümdarlığı bak kralından.

*

Sadece Osmanlı torunu olunmaz,

Neden Teoman Hanı diyemez,

Türk’ün devlet tarihi bilemez,

Neden hepsi bizim diyemezsin.

*

Maksatlı Osmanlı torunu diyenlere,

Avrupa’da Türk devleti bilmeyenlere,

Balamir Kağanı tanımadan gecenler,

Neden dilin Türkçeye bilenirsin.

*

Mesele tarihi okumayan zatlar,

Göktürk devletini yok sayarlar,

Avar, Hazar, Türkünü görmeyenler,

Saltanat tutkunu senaryo yazarsın.

*

Tarihte, Türk’ün devletleri çoktur,

Belki adını bile bilmediğindendir,

Bakın harfler, Arapça değildir,

Türkün, dilini yoksul mu dersin.

*

Amaç inkârcı, olarak görenler,

Geri kalmışlığa veren diyenler,

Tarihe nefret fitne sokanlar,

Ecdadına ihanetin bedeline bakarsın.

*

Oğuzlar, Türğişler, Karlukları gör,

Karahanlı, Kıpçak, Gazneliyi gör,

İhtişamlı nesline barkta gör,

Hepsini torunuyum neden diyemezsin.

*

Memluk, Türk devletini bilmezsin

Takke, cübbe, sakal söylersin,

Tarihinde övülecek çoktur devletin,

Sözde Osmanlı torunuyum dersin.

*

Türk tarihini okumaktan korkarsın,

Hun Türkün haberinden yoksun,

Gök Türkünden bilgin azken,

Yapmacık, Osmanlı torunuyum dersin.

*

Bak cesaret timsali Mete-handan,

İhaneti unutmaz alan, Atilla’dan,

Destanı yazan Bilge kağandan,

Bilseydin hepsinin torunuyum derdin.

*

Al gücü Alper Tunga’dan,

Tarihte yiğitler umudu Kürşat’tan,

Doğru İnancı Tuğrul, Alparslan’dan,

Bilseydin hepsinin torunuyum derdin.

*

Duruşu kararlı, Fatih Sultandan,

Azimle ruh mücadelesi Atatürk’ten,

Türkün tarihini yazan ecdadından,

Bilseydin hepsinin torunuyum derdin.

Y.T. 21.04.2020

Şair- Yazar- Karlının Dadaşı

Mehmet KANTAR.

Savaş Doların Çöküşünü Önledi

Savaş Doların Çöküşünü Önledi

24 Şubat tarihinde patlayan Ukrayna savaşı, doların çöküşünü durdurdu.

Savaş başlamadan önce NATO’nun beyin ölümü konuşuluyordu. Avrupa ordusu kurulması gündeme gelmişti.

Çin ile Avrupa birliği ticareti tavan yapmıştı. Hele Çin ile Almanya ticareti, Çin’i zengin etmişti.

Avrupa Birliğinde kendini süper güç gibi hissetmeye başlamıştı.

Avrupa Birliği de kendisini kendini, süper güç gibi hissetmeye başladı.

Ve en önemlisi, Dünyada bulunan merkez bankalarındaki dolar rezervinin oranı, (%73) den, (%59) a inmişti.

Amerikalı ekonomistler bile, karamsal makaleler yazmaya başlamıştı.

Ukrayna savaşı başlayınca ordusu ve enerjisi olmayan, Avrupa Birliği ekonomisi, çökmeye başladı.

Lider konumdaki Almanya ise, en çok zarar gören ülkelerden biri, oldu.

Avrupa birliğine gazı kesen Rusya, çok zenginleşti ama bir taraftan da itibarsızlaştırıldı.

İşte çok yönlü bu olaylar, Amerika ve NATO’ya, yeniden zirveye çıkardı.

Savaş nedeniyle Rusya’ya ve Ruble ’ye yaygın biçimde ambargo konulunca, dünya ticareti yine dolara, mahkûm oldu.

Savaş öncesi, çökmenin eşiğine kadar gelen dolar, Ukrayna savaşı ile paçayı kurtardı.

Savaşın en kötü kaderini, harabeye dönen Ukrayna yaşadı.

Savaşın en büyük ekonomik krizini ise, Avrupa Birliği Lideri konumunda ki Almanya yaşadı. Amerika ise, NATO’yu dağılmaktan kurtardı.

Ukrayna savaşı nedeniyle, silah stoklarını eritti ve Amerikan dolarını küme düşmekten kurtardı.

—Günün Sözü—-

Sır senin esirindir, söylediğin zaman sen onun esirin olursun.

“Hz. Ali”

 

             KİTAPLARLA     YAŞAMAK

                                 KİTAPLARLA     YAŞAMAK

Merhabalar…

Bu hafta ki yazımda anlam ve önemi bakımından kitaplara yer vermek istedim. Bildiğiniz gibi bu hafta Gemlik kitap fuarı haftası. Gemlik Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Uğur Sertarslan a bu güzel organizasyonu düzenlediği için sonsuz teşekkürler.

Birçoğumuz sevsede sevmesede okul çağlarında olsa bile kitap okumuştur. Kitaplar,bakış açısına göre hayatımızda rol oynar. Bazılarımız kitapları sadece okul çağında okul hayatını sürdürebilmek adına gereç olarak kullanmış; bazılarımız ise kişiliğini geliştirmek,entellektûel konularda bilgi edinmek için kitap okumayı seçmişlerdir.

Ama öyle bir kesim var ki ! ruhunu doyurmak,orada ki karakterlere bürünerek,o hikayeyi bizzat yaşıyormuşçasına tıpkı güzel bir film izler gibi kitapları adeta izlemişlerdir. Ben buna kendi tabirimle ” kitapların içine girmek diyorum.” Bende iyi bir okuyucuyumdur kitabın içine girdimmi adeta bambaşka bir evrende okuduğum hikayeyi birebir yaşıyorum. Halk dilinde bunlara kitap kurdu denir. Öyle ki kitaplara zarar gelecek diye ödleri kopar,asla takas yapmazlar,kitaplarını kıskanırlar . Nerede fuar var? Hangi kitap yeni çıkmış? Hangisi dizi,film olmuş hepsini bilirler. Okuyana da okumayana da saygım sonsuz fakat okumanın iyi olduğunu savunurum.

Kitap okuyan insan heryerde gördüğü tabela,levha,plaka, gazete,dergi ne varsa okur algıları açık olur. Ben uyku sorunu olan bazı arkadaşlarıma yatarken kitap okumalarını tavsiye ettim işe yaradı. Bilgilerin kalıcı olmasına yaradığı gibi hafızayı da güçlendiriyor. Hatta komik gelecek belki ama anlatmadan edemeyeceğim! Bazı gençler tanıdım okumadıkları halde kitapla geziyor,kitap alıyor, otobüste kafede hep kitap ellerinde. Sebebini de şu şekilde açıklıyorlar: Entellektûel görünmek, kızların dikkatini çekmek içinmiş.

Günümüzde kitap okumak biraz azaldı fakat ,internet üzerinden kitap okuyanların sayısı hiçte az değil. Artık kitaplar gittiğimiz her yerde elimizin altında olabiliyor. Yeni nesil daha çok sanal kitap tercih etsede biz önce ki kuşaklar normal kitabın kokusunu sevdiğimiz için bizi pek sarmaz onlar. Tatilde,evde,yolda olmazsa olmazımızdır,bir odamız mutlaka kütüphanedir girince tüm stresimiz gider. Kendi dünyamızdan çıkıp başka hayatlara yolculuklar yapmaya, hayatlara dokunmaya meyyilliyiz. Zamanla okumak yetmez yazmaya da başlarız. Her iyi bir okuyucu aynı zamanda iyide bir yazar olabilir bu benim görüşüm.

Bu kadar kitaplardan konuştuktan sonra hepinizi 21-30 ekim arasında birçok okur ve yazarın buluşacağı Gemlik kitap limanına bekliyorum. Kitaplarla kalın…

 

Amerikan Dostluğuna Güven Olmaz

Amerikan Dostluğuna Güven Olmaz

 

Amerika’nın hangi ülke ile dost, hangi ülke ile düşman olduğunu anlamak için, büyük fotoğrafta bakmak lazım. Mesela, Rusya ile Ukrayna’yı birbirlerine kışkırttı. Başlangıçta küçük ama sonuçları büyük olacak, bir savaş başlattı. Enerji fiyatlarının artması sonucu Rusya’yı zengin etti. Ama Rusya’ya işgalci damgasını vurmaktan da kaçınamadı.

Çin’in kömüre dayalı kalkınmasını ve dünya ticaretine hâkim olmasını, kıskandı. Karbon enerjisi dünyayı kirletiyor diyerek, Çin’in bu başarısını, kötülemeye çalıştı. Yeşil enerjisi sloganıyla, hem Çin’i hem de Rusya’yı tedirgin etti.

Amerika, Çin’i ticaret alanında büyüttüğü ve Avrupa ordusu kurma arzusunda olduğu için Almanya’ya kızgındı. Ukrayna ile Rusya savaşını fırsat bildi. Doğalgaz konusunda, Rusya’ya bağımlı olan Almanya ekonomisinin çökmesini sağladı.

Kısacası, Amerika ile ilişkilerde, sizin dost veya ortak olmanız, size bir ayrıcalık sağlamaz.  Bu ilişkinin devam etmesi için, hep itaat etmeniz lazımdır. Hep, Amerikan çıkarlarını korumanız lazımdır. Bu iki şarta uymazsanız, hep düşmanca davranışlarla, karşı karşıya kalırsınız.

Bizim Amerika ile F-16, F-35 ve S-400 krizlerini, hatırlayalım. Ortak olmamıza ve bedelini ödememize rağmen, F-35 uçaklarını, bize teslim etmedi. Rusya’dan aldığımız korunma amaçlı S-400 konusunda, kriz çıkardı.

P.K.K ve YP6 oluşumlarına on binlerce TIR yüklü silahları, bedava verdi. Çünkü kurmak istediği Kürt unsuruna, karşı çıktık. Amerika ile yaklaşık 70 yıldan beri, NATO müttefikiyiz. Ama bu güne kadar, hep ortak muamelesi yerine,  hasım muamelesi gördük. Sabotajlar ve patlamalar, savaşı yeni bir boyuta getirdi.

Savaşın bu çirkin boyutunda, savaşı uzatmak ve yaymak isteyenlerin, ayak izlerine rastlıyoruz. Türkiye, uluslararası Doğalgaz merkezi olarak müjdesi ile Amasra maden kazası, aynı güne denk geldi.

Bu stratejik coğrafyada, her ihtimali düşünmeliyiz.

—-Günün Sözü—-

İnsan insanın kurdudur.

“Platus”

Başkanlık mı? – Parlamenter Sistem mi?

Başkanlık mı? – Parlamenter Sistem mi?

Hangisi daha uygun?

 

Yıllar boyunca, parlamenter sistemini denedik. Birkaç dönem tek başına iktidar olan hükümetlere, sahip olduk. Ama genelde, çok ortaklı koalisyon hükümetleriyle, yönetildik. Muhafazakâr ve sosyal demokratların kurduğu ortaklıkları, denedik.

Kıbrıs harekâtı sonrasında, bu koalisyonun iki liderini, birbirine düşürdük. Çok ortaklı, milliyetçi partilerin yer aldığı hükümetler kurduk. Yedi milletvekili olan bir partiyi bile, bu koalisyonlara ortak yaptık.

Bu döneme, şiddetini arttıran sağ ve sol arasındaki kavgayı, durduramadık. Sokaklarda yükselen sosyal tansiyonu, bir türlü düşüremedik. Zorda kaldık azınlık hükümetleri bile, kurduk. Azınlık hükümeti kurmak için motellerde milletvekilli transferleri bile, yaptık.

Sonuçta, hiçbir koalisyon hükümetinin istikrarlı ve uzun ömürlü olmadığına, tanık olduk. Güçsüz hükümet dönemlerinde, güçlenen bürokrasinin, belini kıramadık. Bu tecrübelerden sonra, dağınık siyasi ortamdan bıktık, usandık.

İşte bu sebepler yüzünden, yıllar boyu biriken ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlarımızı çözemedik. Dönem dönem siyasal hayatımızda, tıkanmalar yaşadık. Bazen askeri hükümetlerde, bazen ara rejim hükümetleri ile baş başa kaldık.

Siyasetteki bu tıkanmayı ve dağınıklığı önlemek için, barajlı, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini, devreye soktuk. Bu sitemin dış politikada ve güvenlik konularında hızlı kararlar aldığını gördük. Ama ekonomik denetimler konusunda yetersiz bulduk.

Olgun yaştaki seçmen, iki sitemi de gördü ve denedi. 2023 seçimlerinde vereceği kararı bekliyoruz.

 

—Günün sözü—

Tanrının değirmeni ağır ama iyi öğütür.

“G. Herbert”

 

 

BEDAVA CAN!

BEDAVA CAN!

Herşey pahalı bu ülkede. Sağlık pahalı, eğitim pahalı, gıdalar pahalı, tekstil ürünleri pahalı, teknoloji pahalı, benzin-mazot pahalı, doğalgaz, elektrik,su…Onlar da pahalı. Kısacası bu ülkede hayat çok pahalı.

Ucuz olan tek birşey var; aslında en paha biçilmez değerde olması gerekirken tek birşey sudan ucuz!
Hatta bedava!

İnsan canı, insan hayatı, insan…

Bartın’ daki maden ocağı patlaması ile bunu yeniden ve birkez daha hatırlıyoruz; üzülerek ve ah vah ederek…

Hayır efendim, vefat eden emekçilerimizin kaderi değildi bu şekilde ölmek. Alın yazıları da değildi!
Mukadderat, falan filan hiç değildi.
Ve hatta vakitleri tamam olduğu için de öbür dünyaya intikal etmiş falan da değiller!

Onca insanın ölümü bildiğiniz düpedüz, göz göre göre cinayettir aslında!

Bunun dışında yapılan herhangi bir tespite, söyleme, bakış açısına, fikre ne doğru ne de gerçekçi denebilir.

Yaşanan bu ölümler bile bile ladestir! Kimse kimseyi kandırmasın!

Bu ülke yıllardır belli aralıklarla aynı sahneye tanıklık ediyor maden ocaklarında. Yine yine ve yine…

Baştan aşağı ihmal sebebiyle oluşan ölümlerdir bunlar. Yani ne kader ne alın yazısı ne de “vadeleri dolmuş” cümlesinin hafifliği!

Sadece kazanmaya odaklı, kontrolsüz ve gelişigüzel işletilen maden ocaklarının yerin bilmem kaç metre altında ter dökenleri için oynadığı acı, sinsi ve vurdumduymaz bir oyundur bu!

Bu, ne doğal bir afet ne bir iş kazası ne de kaderin bir cilvesidir.

Hiçbiri değil.

Bu, bildiğiniz gerekli ve yeterli önlemlerin alınmaması ve adamsendeciliğin getirdiği ölümler dizinidir.

Başkaca söyleyeceklerim mi? Elbette var…Hem de bir dünya! Ama kime, kimlere…?

Neye yarar?

Bu durumda söyleyecek başka sözüm yok; ölenlere rahmet okumak ve yakınlarına sabır dilemekten başka.

İnsan canının değer bulduğu geleceğe olan inancınızı korumamız dileğimle,

Esen kalın.

BARTIN’DA KARA GÜN VE ŞİİRİM

BARTIN’DA KARA GÜN VE ŞİİRİM

Ülkemin kara kömür diyarı, Bartın’da yüreğimiz 42 emekçinin emeği ile, alın teriyle can yakan kaza ve yaşadığımız kayıplar, ateş düşen ocaklar, babasız kalan evlatlar, yitirilen umutlar, sönen ocaklar oldu. Bu gelişen, olayla ilgili bir hususta kendi görüşüm olarak, dünyada gelişmiş teknoloji çağında kadere bağlayarak olayın gelişimini, Emekçi, çalışan, gariban, Türk evlatlarının şehitlerine haksızlıktır. Bende bir Müslüman olarak kadere elbette inanır, iman ederim fakat böyle değildir. Allah’ın ezeli ilmini insanoğlunun kendi iradesiyle yapacakları şeyleri bilmesi önemi, tedbiri ve sonrası olan taktiridir, “ KADER”.

*

Tedbir konusunda birçok konusu belirsiz, liyakatsizlik, vurdum, duymazlık, denetimsiz ve aç gözlülük ahengiyle yapılan iş gücüne ve sonra buna alın yazısı demek ve suçu kadere yüklemek son derece yanlış kabul edilmez bir yaklaşımdır. Bartın’daki bu madenin denetlenme raporlarında yapılması istenenler kayıtlanmış denildiği halde acaba önlem alınmış mıdır? Alınmışsa umarım ihmal ve eksiklik boyutu şeffaf bir şekilde ortaya konulur ve milletimizle paylaşılır. Tüm emekçi şehit kardeşlerime, Allah’tan rahmet ve Yarılara şifalar, yakınlarına sabırlar dileyerek, Türk Milleti olarak başımız sağ olsun ve Rabbim bir daha böyle kara gün göstermesi. Milli Devlet, birlikte güçlü millet, tok karın, dik baş, gülen yüzlerle, esenlikler dilerim.

BARTIN’DA YÜREK YAKANLARIN YÜZ KARASI

Yüzler kara değil kömür karası

Helal kazançlı emeğin ekmek parası

Ateşi düştü 42 Ocaktadır, yarası

Batından yüreğimizi yakan yüz karası.

*

Kara haberi duyuldu ülkemin semalarından

Öncelik tedbir deseler hepsi meçhulden

Beylerin araç konvoyları diziyle gelen

Bartın’da yürekleri yakanların yüz karası.

*

Mahşere döndü almadı kömürü sokakları

Kuyu altında ölüm yukarda acıları

İsyan etsek mi yada yutsak mı olanları

Bartın da yürekleri yaktı sebepler karası.

*

Ay, yıldızları sönmüş ufukta gecesi

Yas bulutları sarmış kömürün karası

Milyonların yüreğini sardı ateş yarası

Ateş Bartın de, düştü ihmalin yüz karası.

*

Der Mehmet keşke tedbir alınsaydı

O zaman taktir, böyle, denilseydi

Bu kara bahtlara yakılmazdı ağıtı

Bartın da yürek yakanların yüz karası.

Y.T: 16.10.2022

Şair – Yazar- Karlı Dadaşı

Göç ve Gurbet…

Göç ve Gurbet…

Merhabalar sevgili arkadaşlar…

Bu hafta ilk defa sizlerleyim, ilk yazımda  memleket meselelerine yer vermek istedim. Seçtiğim Konu  “Memleketimizin, güzel vatanımın güzel insanlarının kanayan yarası” Gurbetçilik  ve göçetmek ve yurt dışına duyulan özenti konularına değinmek istiyorum .

Yıllardır Türk milleti olarak göç etmediğimiz ülke Türklerin olmadığı ülke kalmamıştır. Ayrıca fazlasıyla göçmen Kabul ettiğimizi herkes bilir. 1922- 1938 yılları arasında Yunanistandan 384.000 kişi zorunlu olarak göç etmiştir akabinde 1950-1952,1968-1979 yılları arasında ve 1989 da 100 binlerce Bulgaristan Türkü göç etmeye zorlanmıştır. Bunu Yugoslavya, Makedonya, Romanya, Kırgızistan, Kazakistan göçleri takip etmektedir. 1988 yılında Irak’ın Kuzeyinde yaşanan halepçe katliamından sonra 51000 ıraklı sığınmacı  yasal olarak göç etmiştir 467000’i  kaçarak ülkemize yerleşmiştir, Bosna Hersek ten 20000, kosovadan 17.000 ve son olarak da suriyeden 4 milyon suriyeli sığınmacı ülkemize göç etmiştir. Toplamda 1922 den günümüze 6,5 milyondan fazla göç gerçekleşmiştir.

Hani derler ya espirisini yaparak,dalga geçerek “avrupa bizi kıskanıyor “diye, fakat bilmezler ki uzaktan davulun sesi hoş gelir. Gerçekten de avrupa ibiza kıskanıyor. Çünkü; kimsenin himayesinde değiliz, kimsenin filini konuşmuyoruz, kimsenin bayrağına hizmet etmiyoruz kendi dilimiz ve bayrağımız var, milli bayramlarımız değerlerimiz var. Tabi ki ülke olarak ekonomik sıkıntılar yaşıyor olabiliriz, enflasyon canavarı gibi bir durumla uğraşıyor olabiliriz fakat bu kesinlikle ülkeyi terketmeye gerekçe olmamalıdır. Bazı arkadaşlar gurbete çıkmak için bahane olarak ülkemizi kötüleme eğiliminde Ben buna karşıyım. Ben de göçmenim hatta yakın zamanda yurt dışında 4ay kaldım üstelik çalıştım da. İnanın bana yaşam standartları bizim gibi değil, paranız olsa bile istediğiniz zaman istediğiniz yere gidemiyorsunuz,saat 18:00 oldu mu heryer kapalı, restaurantlar self servis ve tabağınızı çatalınızı kendiniz topluyorsunuz, çöpünüzü atıyorsunuz kimse size hizmet etmiyor sosyal hayat kısıtlı burada ki gibi heryer de park, bahçe, bank yok .  Adım başı market, eczane, kafe yok bu liste uzarda uzar.

Yurtdışında Türkleri sadece çalışkan oldukları için istiyorlar kimse size Kucak açmıyor yani iki sohbete, güzel bir yemeğe, sosyal yaşantıya bir ezan sesine hasret kalıyorsunuz. Bazı bölücü düşünceli şahıslar bu ülkede sınıf ayrımı var diyor ya kesinlikle katılmıyorum yeterince demokratik olduğunu düşünüyorum. Biz burada yabancılara kucak açıyoruz, yardım ediyoruz, dışlamıyoruz v.s. Onlar ise bize satış yapmak istemiyor yabancıyız diye. Irkçılık diz boyu, kölelik sisteminde çalışmak ve dayatma, aşılması mümkün olmayan kurallar diz boyu. Ben bu düşünceyi savunuyorum yaşayıp gördüğüm bizzat şahit olduğum için.

Herkes istediği gibi düşünüp istediği gibi yaşama hakkına sahip,hatta istediğiniz ülkeye de gidip yaşayabilirsiniz bunda sıkıntı yok. Sadece vatana,millete çamur atmadan yapın bunu çünkü dönüp dolaşıp geleceğiniz yer burası bunu bilin.

Saygılarımla.

KENDİMDEN KISA HİKAYE ÖMÜR, ÇİLE VE ŞİİRİM

KENDİMDEN KISA HİKAYE ÖMÜR, ÇİLE VE ŞİİRİM

Erzurum- Tortum- Karlı Köyünden çocuk yaşta, İstanbul’a uzanan çileli hayat yolu veya “gurbet” diyerek içimde bir ok gibi saplandığı hissi varlığını anılarımla hala yaşar gibiyim.  İnsanın doğup büyüdüğü, aile ocağının bulunduğu yerden uzak yerde olması 1972 yıllarda kendine yabancı bir şehirde çile içinde yaşam savaşı vererek hayata kalma mücadelesi veren sanırım sözlük anlamında gurbette çileliyi anlatmak en doğru ifadededir.

*

Ülkemizin yaşayan insanların yüzde altmış beşi bu yaşam içinde yaşıyor ve şartların getirdiği ülke gerçeğidir. Köylerin ya da daha doğru tabirle kırsalın, yerinde yerleşik olan nüfusunun en az beş katı kadarı kentlerde yerleşik durumdadır. İşte buradan yola çıkarak, gurbette çile sözcüğü daha bir anlam kazanmaktadır. Gurbette çilenin anlam kazanmış olduğu, birçok şiirler ve şarkı sözü ve makale vs. görmek mümkündür. Şahsımda yazdığım şiirlerimde, bir an kendimi içinde buldum diyebilirim.

*

Çileli gurbet yaşanmışlığın gerçeği, bazen her şey  yabancı, hayat öyle an olur ki acı içimde korkulu rüya gibi, çaldığın kapılar bazen kapalı ve yıllar geçer gider ve dersin, bu ne bitmez çileymiş, içimize bir ok gibi saplanmış, bu şehirde her şey, herkese yabancı olmuş diyerek bu hayatı bizim anımızda, acıları da acımız olmuş. Dertlenirsin, hayat mücadelesinden kimsenin sevmeye bile takati kalmamış, insanlar yabancı ve yapayalnız kalmışlar. Bakarsın çalacağın kapıların arkasında, buruk ve acılı hikâyeler karşımıza dikiliverir.

*

Çileli hayatın etkisi o kadar içimize işlemiş ki, doğduğumuz yerlere o kadar hasret kalmışız, bir şiirimde yazdığım, Yılar geçse de unutamam doğduğum köyümü, işin gerçeği çekilen çilelerin bitmeyişini düşünmek, vakti dolmadan ve nereye kadar uzanacağını bilmeden yaşamak bile ayrı bir çilede diyebilirim. Lafın özü, nereden bakarsak bakalım, ne yaparsak yapalım, nasıl yaşarsak yaşayalım, gurbet çilesi, bir özlemden başka bir şey değildir. Hiç düşündük mü acaba ömür dediğimiz nedir? En anlamlı tanımı vardır. “Ömür kundakla kefen arasına sıkışmış zamandır” olsa gerek.

*

Ömür Dediğimiz çekeceği düşünmüyorum. İnsan doğar ,büyür, anne ,baba olur ve yaşlanarak, bazen tatlı, bazen çileli yaşam öyküleri anlatılır. Bu anlatılanlar bir ömürsün çiçeklerden çevreye yayılan mis koku veya bal kadar değer taşır. Bu anlatılanlar kültürümüz, tarih, coğrafyamızın ana temelidir. Hepsi yaşanmış gerçek hikayelerimizdir. Ömürlerini yaşam hayatına ve ülkesine adamış, insanlar yorulmuşlar elden ayaktan düşünce Birçoğu hayatin yaşam içinde yakınlarını ve hayat arkadaşını kaybetmiş, çocukları yuvadan uçmuş, kanadı kırık kuşlar gibi çaresiz, yalnızdırlar. Gözleri görmez, kulakları duymaz, elleri ayakları tutmaz, Paraları, malları kadar bakılır, bittiğinde kaderleriyle baş başa bırakılarak. Kendilerince sözleri “Ah şu ömrüm ah derler.”

*

Hani bir söz vardır. Dünya etme bulma dünyası ve ne ekersek onu biçersin. Her canlı olduğu gibi kalmıyor. Biz de yaşlanacağız. Bizim çocuklarımız, bizim ne yaptıklarımızı bilmiyor, görmüyor mu sanıyoruz? Bir zamanlar yaşlılarımız, onlar bizim anamız babamızdı. Ulu bir çınar gibi onların gölgesinde barındık. Bizlere hayat tecrübelerini aktardılar, öğüt verdiler, bunalımdan çıkış yollarını gösterdiler, maddi manevi güç, cesaret, yaşama sevinci verdiler. Hiç bir şey olmasa hayır dualarını esirgemediler derler. Her ömür tükenecek, anlayana. Anlamayana diyecek laf yok ve sağlık, esenlik, saygı, sevgi, hoş görü içinde birlik gerek, kalıcı olan bu değerlerdir.

 

ÖMÜR EBEDİYETE GÖÇTÜĞÜN YERDİR

Doğarsın uyanırsın birde göçersin

Arasında geçen zamanı bilmezsin

Giydiğin kundak gibi kefenin

Ömür dediğin döğdüğün yerdir.

*

Bir anadan çıplak doğarsın

Etrafına toplanan sevinçli yakınların

Gün gelir yürüyerek emeklersin

Ömür dediğin yaşadığın yerdir.

*

Dünyada eziyet, çileliyi çekersin

Hayatı inişli, çıkışlı yürürsün

Bazen yaşlı, gençte göçersin

Ömür dediğin bittiği yerdir.

*

Azrail yakana yapışır gününde

Sarmalarlar on metrelik bezle

Ağlaşmalar yapılır fani bedenine

Ömür ebediyete göçtüğün yerdir.

*

Geldik ağladık, gittik ağlattık

İki beyaz arasında sıkışacaktık

Kabrin kazıldı kucağında toprak

Ömür ebediyete göçtüğün yerdir.

Y.T: 14.10.2022

Şair- Yazar- Karlı Dadaşı

Mehmet KANTAR.

Lojistik ve Stratejik Merkezlere Saldırılar

Lojistik ve Stratejik Merkezlere Saldırılar

 

Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş, iki tarafı da çökertti.  Bu arada Putin işgal ettiği 4 bölgede referanduma gidince, çoğumuz savaşın sahadan barış masasına doğru kayacağını, düşünmüştük.

Ama Kerç boğazındaki köprüye sabotaj yapılınca, durum değişti. Çünkü 19 kilometrelik bu köprü Rusya ile Kırım yarımadası arasında, bir can damarı gibiydi. 3.6 milyar dolara mal olmuştu.

Ve Putin tarafından, 2018 yılında açılmıştı. Köprüde patlatılan tır, savaşı sivil alanlara taşıdı. Putin tedarik zinciri görevi yapan bu köprünün patlatılmasına, misilleme yapmakta gecikmedi.

Başta Kiev olmak üzere, 13 Ukrayna şehrini, attığı füzelerle harabeye çevirdi. Hedefinde bu şehirlerin alt yapısı ve tedarik zincirleri vardı. Haberleşme merkezleri de, vurulan hedefler arasındaydı.

Bu sabotajlarla, savaşın uzamasını isteyen küresel güçler de, muradlarına ermiş oldular. Artık mücadele savaş alanlarından çıktı. Sivil alanlara kaydı. Küresel güçler, silah ve mühimmat göndermeye ve sabotaj ortamı yaratmaya, devam edeceklerdir.

Ukrayna başkanı, küresel güçlerin tuzağına düşmüştür. Küresel güçlerin projeleri tıkır tıkır işlemektedir. Köprünün bombalanmasına karşı, Putin’nin çok sert misilleme yapması, küresel güçleri memnun etmiştir.

Amaçları, Putin’i dünya kamuoyunda yıpratmaktadır. Harabeye dönen Ukrayna ise, tam olarak küresel güçlerin kontrolü altına, girmiştir. İncirlik üssünden kovduğumuz Amerika, Yunanistan sınırımızda, yeni 9 üs kurmuştur.

Amerika’nın amacı, Ege ve Kava denizini, kontrol altına almaktır. Ukrayna’ya gösterilen ilginin ve verilen desteğin, bir sebebi vardır.

—Günün Sözü—

Cömertlik fazla vermekten ziyade, yerinde ve zamanında vermek demektir.

“ La Bruyere”