Köşe Yazıları

Bahçeli 11 Eylülde Bursa’daydı

Bahçeli 11 Eylülde Bursa’daydı

Devlet Bahçeli, Sivas’tan sonra ikinci mitingini 11 Eylülde Bursa’da gerçekleştirdi.

Bu seneki 11 Eylül tarihi, Yunan ordusunun Bursa’dan kovulmasının 100. Yılına rastlamıştı.

Bu zafer, 3. Kolordu komutanı Şükrü Naili Paşaya nasip olmuştu.

11 Eylül tarihini bilinçli olarak seçen Devlet Bahçeli miting heyecanı ile Kurtuluş Savaşı coşkusunu harmanlamıştı.

Birkaç yakın il tarafından da desteklenen mitinge, Yoğun ilgi gösterilmişti.

Gökdere meydanındaki yoğun kalabalıktan memnun kalan Bahçeli “Cesaretiniz varsa, Sivas’tan sonra gelin de Bursa’ya bakın.” Diyerek muhalefete gönderme yaptı.

Ayrıca, sistemli bir şekilde tahrik ve taciz peşinde olan Yunanistan’ı da uyardı.

“Damarımıza basmaktan vazgeç.” Çağrısında bulundu.

Millet ittifakının adayını “6+1 formatlı masa değil, dış güçler belirleyecek.” Dedi.

Bir bakıma seçmenlerin büyük çoğunluğunun görüşünüde paylaşmış oldu.

Önümüzdeki seçimlerde, Millet İttifakını dış güçlerle birlikte her platformda göreceğiz.

Amerika Başkanı Biden’in, Türkiye’deki muhalefete çok güçlü destek vereceğini, ekranlarda kendi ağzından duymuştuk.

Ayrıca Amerika, Almanya ve İngiltere’nin Ankara Büyükelçilerinin, hem millet ittifakı ile hem de Belediye başkanları ile iç içe yaşadığını görüyoruz.

Cumhur İttifakı ise, Ak parti ve (MHP) den ibarettir.

Büyük Birlik partisinden de, güvenilir bir destek vardır.

Cumhur ittifakına sempatik bakan Rusya, Çin ve Macaristan’ın seçim sonuçlarını merakla beklediklerini hissediyoruz.

Günün Sözü

“,Mutlu olmak istiyorsan,

Kendini başkalarıyla karşılaştırmayacaksın.”

-James F. Cooper

Enerji Krizleri ve Bir Anı

Enerji Krizleri ve Bir Anı

(1970)’li yılların başlarında, çok etkili bir petrol krizi yaşamıştık.

Arap – İsrail savaşı, bu krizi tetiklemişti.

O yıllarda Suudi Arabistan Amerika’nın avcunun içinde değildi.

Arapların ağırlıklı olduğu OPEC, petrol üretiminin kısılmasına karar vermişti.

Varili (1,4) dolar olan petrolün fiyatı 12 dolara fırlamıştı.

Ayrıca, batı ülkelerine petrol taşıyan tankerlere de ambargo konmuştu.

Petrol olmayınca üretim de olmuyordu.

İşte, bu sebeple durgunluk yani “resesyon” başlamıştı.

Bizim Kıbrıs Barış Harekatımız da, bu sıkıntılı yıllara rastlamıştı.

Petrol krizinin üstüne bir de uluslar arası ambargo baskısı yaşanmıştı.

Dövizimiz yoktu.

Yedek parçasızlıktan dolayı bir çok kritik fabrikamız, üretim yapamaz hale gelmişti.

Fuel-oil yokluğu ve düzensiz elektrik kesintileri nedeniyle, kalorifer ve asansörler çalışmıyordu.

Kamu kurumlarındaki odalarımızda palto ile görev yapmıştık.

Yabancı heyetlerle, lüks lambası altında toplantı yapmıştık.

Şimdi Ukrayna – Rusya savaşı ile başlayan, yeni ve çok kapsamlı bir enerji krizi ile karşı karşıyayız.

Yaşadığımız bu kriz, bizi de ve özellikle Avrupa’yı çok sıkıntıya sokacaktır.

(1970)’li yıllarda, çok lüks bir yaşam tarzı içerisinde değildik.

Tam bir tarım ülkesiydik.

Sebze ve meyvemiz halkımız için yeterliydi.

Şimdi ise sanayileşmede sınıf atladık ama buğdayda, gübrede ve yağda her an yokluk yaşayabiliriz.

Enerji de ise, bu gün olduğu gibi geçmişte de yeterli değildik.

Kısacası bugün yaşadığımız kriz, (1970)’li yıllardan daha ağır olacaktır.

Günün Sözü

İçteki kiri su değil,

Ancak gözyaşı temizler.  -Mevlana

Seçimlerde Dış Ortaklarımızı Belirleyeceğiz

Seçimlerde Dış Ortaklarımızı Belirleyeceğiz

Bir süreden beri, siyaset alanında ve toplumsal kesimde düzenlenen tehlikeli provokasyonların gerginliğini yaşıyoruz.

Çünkü önümüzdeki seçim şu veya bu ittifakın kazanacağı sıradan bir seçim değildir.

Partiyi veya ittifakı değil, gelecek yüzyıldaki yol haritamızı seçeceğiz.

Aslında, içerideki taraflarda dışarıdaki taraflarda aşağı yukarı bellidir.

Millet İttifakı, sadece altılı masadan ibaret değildir.

Arkasında Türkiye’deki muhalefeti destekleyeceğini açıkça söyleyen Amerika vardır.

Ve Avrupa Birliğinin Lideri, Almanya vardır.

Ankara’daki  Almanya Büyükelçiliği, altılı masanın aldığı kararları en erken duyan bir elçiliktir.

Cumhur İttifakı ise, 15 Temmuz akşamı hem (AB)’den, hem de Amerika’dan umudu kesmiştir.

Cumhur İttifakının yeni rotası, Rusya ile beraberliktir.

Dış politikada her alanda, her ülke ile beraberlik düşünülemez.

Rusya ile, Kuzey Suriye, Libya ve hatta Ukrayna konusunda farklı görüşlerimiz olsa da Rusya bizim enerji ortağımızdır. ??

Gübre ve tahıl ortağımızdır. ??

Amerika ile Almanya’ya, P,K,K ve Fetö’ye destek olmalarından dolayı, güvenimiz kaybolmuştur.

Yunanistan’a üs kuran ve bize doğru kışkırtan Amerika ve NATO’yu ise, artık dost ve müttefik olarak kabul edemiyoruz.

Yaşadığımız askeri darbelerdeki ayak izlerinden dolayı Amerika’yı artık çok iyi tanıyoruz.

Şimdi ise, dost bildiğimiz Almanya’yı yeni yüzüyle görüyoruz.

Almanya son yıllarda, (P,K,K) ve Fetö örgütünün üssü haline gelmiştir.

Önümüzdeki seçimlerde, yeni yüzyıl için yeni ortaklarımızı seçeceğiz.

Artık, taraflar belli olmuştur.

Millet İttifakı, Avrupa Birliği ve Amerika ile birliktedir.

Cumhur İttifakı ise, komşumuz Rusya ile stratejik ortak olmuştur.

İngiltere, Çin, Hindistan ve İran İle stratejik olmasa bile, çok yönlü ticari ilişki içindedir.

Sözün kısacası içimizde oluşan ittifakları değil, dışarıdaki ortaklarımızı seçeceğiz.

Günün Sözü

Kitaplık kurmak,

İbadethane yapmak kadar kutsaldır.

-Victor Hugo

Provokasyonlardan Uzak Durmalıyız

Provokasyonlardan Uzak Durmalıyız

Seçim tarihi yaklaştıkça, siyasi ortam gerilmeye başladı.

Sosyal alanda, farklı nitelikte provokasyonlar görmeye başladık.

Siyaset ağırlıklı televizyon programlarında, gerginliğe tanık oluyoruz.

Siyasi sohbetlerde tahrik, şiddet ve kavgalar görüyoruz.

Köylerde ve kentlerde her türlü teknolojiyi yaşamımızın içine katmayı başardık.

Ama insan ilişkilerinde ve diyalog konusunda, çağdaş çizgiye ulaşmayı başaramadık.

Davranışlarımızdaki sertlikten ve kabalıktan bir türlü kurtulamadık.

Karşılıklı bir siyasi tartışmaya girsek, bir anda üslubumuz bozuluyor.

Ses tonumuz değişiyor.

Demokrasi ve özgürlükleri konuşurken bile, birbirimizi incitiyoruz.

Siyasi çizgimize uyanı vatansever, karşı olanı hain olarak görüyoruz.

Kavga etmeden konuşmayı ve tartışmayı beceremiyoruz.

Uygar olmanın ölçüsü beton ve çelik değildir.

Otoyollar yapmakla, büyük havaalanı ve millet bahçesi inşa etmekle uygar olduk diyemeyiz.

Kısacası sabırla ve hoşgörü ile birbirimizi anlamayı becerebilmeliyiz.

Yalandan, itibarsız tartışmadan ve nefret dilinden uzak durmalıyız.

Öncelikle, siyasetteki üslubumuza dikkat etmeliyiz.

Çünkü, liderlerin sert üslubunun, dalga dalga halk katına indiğine tanık oluyoruz.

Birbirimizi dinlemeyi, karşılıklı eleştirilere tahammül etmeyi başarmalıyız.

Eğer bunu becerebilirsek, çağdaş toplum olma konusunda mesafe aldık demektir.

Ama son günlerde her alanda gördüğümüz provokasyonlar toplumumuzu üzmekte ve germektedir.

Günün Sözü

“Dünyada hiçbir şey,

İnsanı kin besleme duygusu kadar,

Yıpratamaz”  Friedrich Nietzsche

AYNADAKİ BEN…

AYNADAKİ BEN…

Sanki kocaman bir yük taşıyormuşum gibi omuzlarımda!
Koskocaman…

Artık beni zorlayan bir yük bu.

Yorgunluk,bıkkınlık ve sürekli uyku hali veren…Üstelik zihnime getirdiği karmaşıklık da cabası! Belki de bu yüklerin aylar süren varlığıdır sadece omuzlarımın değil, ruhumun da çökmesinin sebebi.

Son günlerde her sabah aynaya bakıyorum; yüzüme…Mimiklerime, gözlerime…Hepsi de zebil ziyanlar; yorgun,fersiz, uykusuz…Umutsuz demeye dilim varmıyor! Ya da keyifsiz ve mutsuz demeye… Yakıştıramıyorum kendime bunları.

Bir gün,
İki gün…
Üç ve dördüncü günlerde de bir umuttur bakıyorum her sabah aynı aynaya. Ama nafile!

Aynı gözlerde hep aynı bakış,hep aynı donukluk…
Daha önce gözlerimde hiç görmediğim aynı üzgünlükle neden olduğunu bilmediğim durgunluk…Parlamıyor bile gözlerimin içi!

Eskiden olduğu gibi ışıldamıyor bir türlü…

Aynı aynada her sabah arıyorum kendimi; yeniden, bir kez daha arıyorum…Bulamıyorum, göremiyorum eski beni! Bu aralar aynadaki aksimi beğenemiyorum bir türlü. Ya da yeni beni, olduğum şimdiki beni beğenmiyorum.

Yorgun bakan yeşil gözlerimi beğenmiyorum. Gözlerimin altına çöreklenip kalmış olan mor halkaları da beğenmiyorum.

Arıyorum eski BEN’İ…İçimdeki çocuğun koşup oynadığı, zıpladığı, küçük, minik,ucuz ve basit şeylere güldüğü, gülebildiği eski BEN’ i özlüyorum…

Yüklerini denize bırakmış, hafif ve özgür ruhlu kendimi özlüyorum. Sararmış, beti benzi atmış, ne olacağı belirsiz endişelerle dolu olan yüz ifademden çok uzakta kalan al yanaklarımın her sabah aynadaki halini görmeyi özlüyorum.

Bir süredir kendimi arıyorum aynalarda…Eski yüz ifademdeki mutlu beni, renkli beni, gülümseyen ve tasasız beni…

Daha hayatıma dün girmiş olan insanların bana verdiği yorgunlukların ve sorumlulukların olmadığı beni arıyorum. Ve her nedense onların benden beklediği sınırsız hoşgörü ve her şekilde kabul görme isteklerinin yormadığı beni arıyorum.

Telaşlardan uzak beni…

Aynada kendimi arıyorum; yüksüz, endişesiz, özgür ve de mutlu…

Esen kalın.

Kasımda Erken Seçim Olur Mu?

Kasımda Erken Seçim Olur Mu?

Mevcut yönetim, ücretlerde ne kadar üst düzeyde iyileştirme yaparsa yapsın, seçmeni mutlu edecek seviyeyi yakalayamadı.

Çünkü ekonominin kuvvetli ateşini alınan tedbirler bile söndüremedi.

Yapılan yüksek zamlar, aynı ay içinde eriyip gitti.

Yüksek ve sürekli zam yapanların iki amacı vardı.

Hem kısa vadede çok para kazanmayı amaçladılar, hem de kendilerini besleyen bu mevcut yönetimden artık kurtulmak için bu yolu seçtiler.

Yani, yapılan zamları ekonomik olduğu kadar siyasi de görebiliriz.

Bu bakımdan, mevcut yönetim için tek çıkış yolu, erken seçime gitmektir verile zamlar hem salgın, hem savaş, hem de kış şartlarında eriyip yok olmadan Kasım ayında seçimlere gitmek, mevcut yönetim için en akılcı karar olacaktır.

Altılı masada oyalanan muhabbet bu karardan hoşlanmayacaktır.

Aday belirleme konusu gündeme gelince, altılı masada sıkıntılar yaşanacaktır.

Mevcut yönetim ise, yeni bir dış politika atağına geçmiştir.

Suriye ile görüşmeler için, kapılar aralanmıştır.

İsrail ile yeni bir sayfa açılmıştır.

Tahıl koridoru açılması konusunda, diplomatik başarı sağlanmıştır.

Seçimlerin 2023 Haziran ayı yerine 2022 Kasım ayında yapılması, mevcut yönetim için şanstır.

Mevcut yönetimin artık iktidar olmaktan yorulmuş, bıkmış ve heyecanını kaybetmiş kadrolarından kurtulması şarttır.

Ayrıca millet ittifakı da şaşkın vaziyettedir.

Seçmen şuanda millet ittifakının sadece adayından değil, programından da, ne yapacağından da habersizdir.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem tarifi, ambalajı güzel ama içi boş bir kavramdır.

Bu seçimlerde, Türkiye’nin yeni yol haritasını belirleyeceğiz.

  1. Suriye’ de ve Yunanistan sınırında bize düşmanca davranan Avrupa Birliği ve NATO ile birlikte mi yürüyeceğiz.

Yoksa İngiltere, Hindistan, Rusya, Çin ve İran ile yeni ortaklıklar içinde mi olacağız .

İşte önümüzdeki seçimlerde buna karar vereceğiz.

 

Günün Sözü

Kıskan daha çok sever,

Ama kıskanç olmayan daha iyi sever.

Moliêre.

Ağustos Türk Milletine İyi Geliyor

Ağustos Türk Milletine İyi Geliyor

Ağustos ayları Türk toplumunun zafer aylarıdır.

Geçmişte kazandığımız Malazgirt savaşına Ağustos ayında rastlanmıştı.

26 ile 30 Ağustos arasındaki hafta, İstiklal savaşımızın zafer haftası olarak tarihe geçmiştir.

Kıbrıs barış harekatımız sırasında, Girne’den Lefke ve Magosa’ya yaptığımız ikinci hamlemizde Ağustos ayında gerçekleşmiştir.

Aslında geçmişte mücadele ettiğimiz düşmanlar bugün düşmanlık gösterenlerin aynı milletler topluluğu olduğunuz görüyoruz.

Bu saldırgan milletler topluluğu aynı zamanda ırkçıdır ve sömürücüdür.

Irkçılığın en beterini Bosna Hersek’te görmüştük.

Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Ege’deki yeni enerji kaynakları bu ırkçı ve sömürücü kesimin iştahını yeniden kabartmıştır.

Bu ırkçı ve sömürücü zihniyetin en etkili silahları, el attıkları ülkelerdeki işbirlikçileridir.

Demokrasi ve insan hakları kavramları ile bu iş birlikçileri etkilemeyi başarmışlardır.

Esas hedefleri büyük halk kesimini etkilemektir.

Halkımız bölme amaçlı bu projelere cesaret vermekten kaçınmıştır.

Bu ırkçı ve sömürücü zihniyet, geçmişte kullandıkları Yunanistan’ı yeniden kullanmayı amaçlamaktadır.

Bu zihniyet, kurdukları askeri üslerle Yunanistan’ı işgal etmiş durumdadır.

Yeni amaçları ise, Türkiye ve Yunanistan’ı yeniden bir savaşa sokmaktır.

Biz, kazandığımız istiklal savaşımız ile bölünmekten hatta yok olmaktan kurtulmuştuk.

Son aylarda, sataşmalı hatta kışkırtıcı bir proje ile karşı karşıyayız.

İktidarda olsak, muhalefette olsak, birlik beraberlik içerisinde olmalıyız.

Böyle zamanlarda verilecek mücadele de siyasi hesaplar içerisinde olamayız.

 

Günün Sözü

İyi yontulmuş taşlar harca gerek kalmadan kendilerinden birleşirler.

MESELA…

MESELA…

Mesela birkaç konu hakkında fikrimi özgürce söyleyebilsem!

Mesela ekonominin gidişi kötü, çünkü yıllardır şu şu şu hatalar yapıldığı için diyebilsem!

Mesela benim ülkem de, tıpkı diğer bazı ülkeler gibi kolay, çabuk, basit girişli ve vatandaşlık haklarını hemen verir konumunda olmayan bir ülke olsa diyebilsem!
Mesela keşke bu konuda kendini ağırdan satan bir ülke olsak diyebilsem!

Mesela yeni yapılan ve aslında ülke ekonomisine katkı sağlayacağını umduğumuz ve bu sebeple yapan ve yaptıranlara müteşekkir olduğumuz 1915 Çanakkale köprüsünün günlük araç geçiş taahhütünün neden 45.000 olduğunu sorsam, sorabilsem ve bununla ilgili fikirlerimi söyleyebilsem!

Mesela pandemi sebebiyle hınca hınç dolu olan hastanelerin olduğu bir dönemden geçerken neden test zorunluluğunun kaldırıldığı hakkında birkaç lakırdı edebilsem!

Mesela hatırı sayılır oranda kadın cinayetleri devam ediyorken,neden halen bunun önüne geçmek için elle tutulur gözle görülür, somut ve ciddi bir yaptırım olmadığını sorsam, sorabilsem!

Mesela eğitim sistemiyle ilgili bazı fikirlerimi ulu orta söylesem, söyleyebilsem!

Ve mesela bir sanatçı sırf amacını aşan bir espri yaptığını kabul ettiği halde bile neden tutuklanıyor diye sorsam, sorabilsem!

Ve keşke, hiç kimseyi veya hiçbir kurumu rencide etmeden, hakaret etmeden, yanlı yönlü düşünmeden, sırf akıl sahibi bir insan olarak, altında üstünde bir sebep aramayacaklarını bilerek fikirlerimi kendimce söylebilsem…

Mesela yaradılışımda bana verilen zeka çerçevesinde en azından bazı konularda benim de düşüncelerimin olduğunu ve olabileceğini ve bunun son derece insani hakkım olduğu kanısıyla konuşsam, konuşabilsem!

Söyleyebilsem,
Sorabilsem,
Konuşabilsem,
Diyebilsem…

….
!!!

Esen kalın.

Diplomaside Türkiye’ye Övgüler Var

  Diplomaside Türkiye’ye Övgüler Var

Rusya ve Ukrayna  Savaşı’nın kazananları: Rusya, Türkiye ve Amerika oldu.

Kaybedenleri ise Avrupa Birliği ülkeleri ve özellikle Almanya oldu.

Türkiye’nin kazancı diplomatik hamlelerden geldi.

Savaşın başlangıcında çok kritik bir yer seçti.

İki taraftan da vazgeçmeyeceğini açıkça beyan etti.

Savaş devam ettiği sürece bu tavrını değiştirmedi.

Rusya’yı  anbargocu ülkeler gibi aşağılamadı ve suçlamadı.

En önemlisi Rusya’ya konulan ambargoya destek vermedi.

Yeri geldikçe Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygılıyız demekten de çekinmedi.

Bütün bunlara ilaveten barış görüşmeleri sırasında ve tahıl koridoru açılması  aşamasında hep baş rolde göründü.

Fransız La Figaro gazetesi, Türkiye’nin vazgeçilmez olduğunu Alman (RND) Medya Kurumu da Erdoğan’ın geleceği iyi gördüğünü yazdı.

Kazanan ülkelerden biri de Rusya oldu. Enerji ve doğalgaz fiyatlarının yükselmesi  Rusya’ya büyük kazanç sağladı.  Rus parası olan Rubleyi dünya ticaretine sokma fırsatı buldular.

Karadeniz’deki  çok stratejik limanları ele geçirdiler.

Ayrıca Avrupa Birliği’ne ve özellikle Almanya’ya enerjideki  gücünü gösterme fırsatını buldular.

Amerika Ukrayna’yı ve Rusya’yı önce kızıştırdı sonra kapıştırdı.

Savaşın en kazançlı ülkesi haline geldi. Stoktaki silahlarını kullanma fırsatı buldu.

Savunma sektörünü üretime geçirdi. Amerika ekonomisi nefes alma imkanı buldu.

(KOF) bir güç haline gelen NATO’YU Toparlama imkanı buldu.

Korku  üreterek NATO’ya yeni üyelerin katılmasına vesile oldular.

Savaşın en büyük kaybedeni yıkılan ve yakılan Ukrayna oldu.

Diğer kaybedenler ise Avrupa Ülkeleri ve özellikle Almanya oldu.

Yakın zamana kadar büyük prestije sahip olan Avrupa Birliği ülkeleri bir anda enerjisiz ve savunmasız kaldılar.

 

Günün Sözü

“ Bir olalım, İri olalım, Diri olalım.”

-Hacı Bektaşi Veli

 

 

 

 

Ak Parti Enflasyonla Mücadelede Başarılı Mı ?

Ak Parti Enflasyonla Mücadelede Başarılı Mı ?

Önce 1972 ile 2022 yılları arasındaki 50 yıllık enflasyon oranlarını inceledik.

Bu vesile ile yaşanmış koalisyon hükümetleri krizleri ile yüksek enflasyon arasındaki ilişkileri de görmüş olduk.

İki adet çok düşük enflasyon oranına rastladık.

Birincisi 2010 yılında (%6,4) olarak gerçekleşmişti.

İkincisi 2012 yılına aitti.

(%6,16) oranında gerçekleşmişti.

İki tane de rekor enflasyon oranına rastladık.

Birincisi Turgut Özal dönemine aitti.

Ekonominin dininin değiştiği 24 Ocak 1980 kararlarından sonra gerçekleşmişti.

Rekor sayılacak bu enflasyon (%115,60) oranındaydı.

İkinci enflasyon rekorunun 1994 yılına ait olduğunu gördük.

Bir toplantı sırasında Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer ile Başbakan Ecevit arasında yaşanan sert tartışma enflasyonu (%125,50) seviyesine fırlatmıştır.

Bu olay ekonomi tarihine “Fırlatılan Anayasa Kitapçığı“ olarak geçmişti.

Bu dönemde ekonomiyi düzeltmesi için Kemal Derviş getirilmişti.

Kemal Derviş’in görev alması kualisyonu sarsmıştı.

Ve Ecevit ile Bahçeli arasında soğukluğa sebep olmuştu.

Aslında (1990) lı yılların başları koalisyon tartışmaları ve ekonomik krizlerle iç içeydi.

Bu yıllarda enflasyon rakamları ise şöyleydi.

1990 yılında (%60,6)

1991 yılında (%71,1)

1992 yılında (%67,91)

1993 yılında (%71,4) rakamlarını görmüştük.

1994 yılında ise (%125,80) lik bir enflasyon oranı ile karşılaşmıştık.

Sonuçta enflasyonu düşürmek  için Dünya Bankasında Uzman getirmenin yeterli olmadığını gördük.

Düşündük taşındık kabahati güven vermeyen ve istikrarsız koalisyon hükümetlerinde bulduk.

Halkın desteğini arkasına alan akp 18 yıllık dönemde başarılı sayılabilecek enflasyon rakamları tutturmuştur.

Son iki yılında ise pandemi şartlarının ve savaş ortamının ekonomiye yansıyan olumsuz etkilerinden dolayı enflasyonu kontrol altına alamamıştır.

Bu arada döviz fiyatlarını dengeleyemeden yaptığı zamansız faiz indirimleri ile piyasaları ısıtmıştır.

Ücretleri yeni iyileştirilen dar gelirli kesimi endişelendirmiştir.

 

Günün Sözü

“İnsan ne kadar az düşünürse,

O kadar çok konuşur.”

MONTESQUE