Köşe Yazıları

Bu Seçimler Neden Önemli

Bu Seçimler Neden Önemli

Geçen yıl,14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler, çok çekişmeli geçmişti.

Yorgun seçmen kitlesinin, yerel seçimlerde yeteri kadar heyecan duymadığını görüyoruz.

Zaten bu seçimlere “İstanbul Seçimleri” desek yanlış sayılmaz.

Muhalefetin de, iktidarında, İstanbul seçimlerine odaklandığını görüyoruz.

Küresel sermaye de İstanbul seçimlerinden başka bir şey düşünmüyor.

Küresel güçle Türkiye’yi başka İstanbul’u başka gözlerle görüyorlar.

Çünkü, İstanbul muhalefet tarafından kazanılırsa, yeni bir yol haritasının gündeme geleciğini biliyorlar.

İmamoğlu’na, Cumhurbaşkanlığı yolunun açılacağına inanıyorlar.

Görünen o ki bu yerel seçimlerin sonuçları gelecek 10 yılın siyasi yol haritasını da belirleyecektir.

Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimden ayrılmasına ve siyasetten kopmasına karşı çıkıyor.

Çünkü Erdoğan’sız bir Cumhur ittifakının bağımsızlık mücadelesi vermekle zorlanacağını çok iyi biliyor.

Her seçim kendi çapında önemlidir.

Ama bu seçimlere sadece yerel seçimler diye bakmak yetmez.

Bu seçim sonuçları, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’ye yapılacak son hamlelerin önünü açacaktır.

 

Günün Sözü;

İçteki kiri su değil,

Ancak gözyaşı temizler.

“MEVLANA”

 

Acının baskül yok, özleminde tarifi…

Acının baskül yok, özleminde tarifi…

 

-” Beni ne zaman yazacaksın?”

-“Sen öyle hemen yazılıp geçiştirilecek biri değilsin ki sana layık bir yazı olmalı”

Yazmayı çok seven ben yazamadım.

Oysa yazdıklarımı okumayı çok severdin…

Onunla İstanbul’da Yıldırım Mayruk defilesinde  tanıştık.

En ön sırada izlediğim defilede beğendiğim kıyafetleri ve mankenleri fotoğraflamak istiyor ama cep telefonumun azizliği nedeniyle Bir türlü istediğim görüntüleri alamıyordum.

O ise hemen yanında oturan eskimeyen mankenlerden….

Sohbet ediyor podyumun en önünden fotoğrafları alıyor herkes ona öncelik veriyor tüm basın tüm medya “Ağbi bizimkiler iyi çıkmıyor, senden rica etsem birkaç poz” diye yanına geliyor herkese gülümseyen yüzüyle “tabii ki veririm” diyor çevresini saran manken kalabalığın içinde tüm pozitif tavırları ile herkesi mutlu ediyordu.

Bense halâ bitmez bir azimle görüntü almaya çalışıyor ama beceremiyordum.

Defile bitti hiç olmazsa bir iki poz kendimizi çekmiş olalım deyip yanına gitmiş  “Affedersiniz, rica etsem ben birkaç poz fotoğraf isteyebilir miyim?” diye telefonumu uzatmıştım.

Gülümsedi, gülümsedim. Elimden telefonu aldı bir poz çekti baktı “Olmaz’ dedi, “benim makinemle çekeceğim.”

“Peki” dedim. Benim Gönül Yazar’ın Yıldırım Mayruk’un ve sevgili arkadaşım Ersin Faikzade’nin birlikte olduğu birkaç poz fotoğrafımızı çekti. Teşekkür ettim. Durdum…

“Fotoğrafları sizden nasıl alabilirim “dedim.

“Bana telefon numaranızı ya da mail adresinizi verirseniz bir iki gün içinde size göndermiş olurum” diye yanıtladı.

Canımmm hiç tanımadığım bir erkeğe telefon numarası verilir mi tabii ki vermedim.

Bir kağıda karaladığım mail adresimi uzattım. Aldı..

2-3 gün sonra e-postamda hiç tanımadığım bir isimden gelen mesajı define de çektiği fotoğrafları Bir de ne zaman çektiğini anlayamadım gözlerimin değişik açılardan çekilmiş görüntüleri ile karşılaştım. Altına iliştirilmiş bir telefon numarası ile. Aradım, teşekkür ettim.

Kısacık ama içten bir sohbet ettik.

Moda fotoğrafçısı olduğunu öğrendim, gazetecilik yaptığını. “Ne zaman isterseniz haberlerinizi yapabilirim” dedi.

Böyle başladı bizim abi-kardeş, dost-sırdaş hikayemiz. Yıllar içinde birbirimizin her sırrını bilen iki dost olduk. Bana “yaz” dedi. “Mesajlaşmalarından güçlü bir yazım dilin olduğu belli mutlaka yazmalısın” ilk kitabımı kaleme alma sebebimdir.

2 aylık hummalı bir çalışmanın ardından pandemi girdi, bu sıralar ise gazetedeki köşe yazarlığım başladı. Kitap bir süre bekleyebilirdi.

Oysa önsözünü bile hazırladığım bir kitapta ona teşekkür ediyordum.

Kitap bir süre daha bekledi. Ardından bitmek bilmeyen pandemi günlerinde televizyon programı yapmaya başladım.

Aman ne keyifliydi, basın kimliği sahibiydim ve kimseler dışarı çıkamazken benim özgürce çıkabilme şansım vardı. Kitap bekledi. Nasıl olsa ön sözünde ondan bahsetmiştim kitap bitince ona ithaf edecektim. Bekleyebilirdi yazılacak son iki konu.

Bekledim, bekledi.

Her gazete yazımı bekledi, her birini bir çırpıda okudu. Takdir etti, eleştirdi ama hep omuz verdi. Yaşam koçluğu ve NLP  eğitimleri aldım, tamamladım. Sayfalarımı yönetti, afişlerimi hazırladı, haberlerimi yaptı. Kitap bekledi, bekledik.

Bursa’ya 90’lar dev kadrosu ile konsere geldi.

“İki kişilik biletin seni bekliyor, gelirsen görüşürüz “dedi. Yolculuktaydım, yetiştim.

Adıma ayrılmış iki kişilik biletimi gişeden aldım, protokolde ayrılmış yerime geçtim yanımda gelen konuğumla.

Kısa bir süre sonra yanıma geldi oturdu. Onun sayesinde sanat dünyası ile tanıştım; bir sürü ünlü ile röportaj yapma şansı yakaladım.

Türkiye’nin güçlü güftecilerinden Nilhan Karagül’le onun sayesinde tanıştım, halâ da çok güzel giden bir arkadaşlık içinde görüşürüz.

Potanın sultanlarının kraliçesi, sevdiğim çılgın kadın Banu Karadağlı onun bana hediyesidir. Deli dolu Banu’m her koşulda destek vermek için yanımdadır.

Türk tiyatrosunun son yıllardaki en başarılı oyuncularından Ebru Çömlekçi onun sayesinde tanıdığım güzel insanlardan biridir. Doğuştan celebral palsi olan Yağız’a destek olmak için annesi Esin’le yola çıkan ve beni de projenin bir yerine dahil eden engelli bir çocuk ve annesi için yaşamın farklı yönlerini görmemi sağlayan o karavan yolculuğunun 24 saatine eşlik etmeme sebep olanımdır. Esin halâ İstanbul seyahatlerimin ev sahibidir. Minicik minicik çakıl taşlarından yaptığı şahane tablolarla kategorisindeki ender isimlerden biridir Ayfer Yelken.

Yüreği kocaman kadın nezaket ve zarafet örneğidir. Bursa’da ki ilk STK başkanlığım döneminde haberlerimi yapan sıcacık dosttur Nedret Hotun. Ulusal basına haberlerimi basandır Funda Akosman. Film setinden tiyatroya güzellik yarışmalarından galalara kadar koşturma sebebimdir bu dev adam bunca yüreği güzel kadınla bir araya gelme sıcak samimi dostluklar kurma nedenimdir.

2022’de tekrar başlayan siyasi yaşamımda beni motive edenimdir.

“Nazo sen Belediye Başkanı ol, yıllar içinde çok iyi işler yaptın, röportajların çok okundu her yerde oldun güzel şeyler yazdın, vizyonun çok gelişti artık bir kadın siyasetçi olarak hizmet vermen gerekiyor belediye başkanlığına hazırlan “diyenimdir.

Tüm bu koşuşturmalar içerisinde şehirden şehire haberden habere koşturan BEN’i doğru işler yapmak için yönlendirenimdir.

En son geçen Kasım ayında gittiğim İstanbul’da hastane odasında kitabı bitiremedim ama sana söz Belediye başkanlığı ve kitap aynı zamanda olacak dediğimde ilk imza günü İstanbul’da ayarlayalım diye plan yapanımdır.

Dün öğlen Şişli Merkez Camii’nde tabutu başında hakim olamadığım gözyaşlarımda hala tamamlayamadığım o kitabın acısı vardı içimde.

-Beni ne zaman yazacaksın?

-Sen öyle hemen yazılıp geçiştirilecek birisi değilsin ki sana layık bir yazı olmalı.

Onun sayesinde tanımış olduğum Nedret Esin Ebru Funda Ayfer tabutu başında birbirimize sarılarak birbirimize dayanmış ağlıyoruz.

Her birimizin içinde onunla ilgili bir kitap oluşturacak kadar birikmiş anılara sığınarak.

Kitap bekledi, tabutu başında bekledim, zaman durdu.

Sen için ne bir köşe yazısı yazabildim, ne o kitabı tamamlayabildim. Yaşam denilen serüvende limandan limana koştururken tabutun başında yapamadıklarıma ağladım.

Dün seni uğurlarken yeni beni ağırladım.

Köşeyi döndüğümde sevdiklerimi hep orada bulacağımı sandım.

Öğrendim…

Kitap bekliyordu ama hayat beklemiyordu.

Mekanın cennet olsun Yaşar Şenyüz.. Toprak incitmesin seni.

Acının baskül yok, özleminde tarifi…

Seçim Öncesi Partiler

Seçim Öncesi Partiler

Bu seçimlerde,(CHP) ortaklık ilişkilerinde daha şeffaf davranıyor.

Özgür Özel’de İmamoğlu’da DEM parti ile yürütülen işbirliğini açıklamaktan çekinmiyorlar.

Mustafa Bozbey’de, Bursa’da benzer bir politika izliyor.

(CHP) Afyonkarahisar milletvekili Burcu KÖKSAL’ın DEM partiye karşı mesafeli söylemleri,(CHP) ve DEM parti arasındaki işbirliğine zarar vermiyor.

Kısacası; Ne ihracattaki artış, ne ihracattaki azalma, ne de turizimden elde edilen yüksek gelir, seçmeni tatmin etmiyor.

Denetimlerdeki yetersizlik ve çok yüksek fiyat artışları seçmenin tercihini etkiliyor.

Bu seçimlerde Yeniden Refah partisinin, AK partiye sıkıntı vereceğini göreceğiz.

Bir önceki seçimlerden sonra iyi partiyi konuşmuştuk.

Bu seçimlerden sonra galiba Yeniden Refah Partisini konuşacağız.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Barışı korumanın en iyi yolu

Savaşa hazır olmaktır.

“Washington”

DURUŞUMUZ YAŞAMIMIZI ETKİLİYOR

DURUŞUMUZ YAŞAMIMIZI ETKİLİYOR

        

Postür kavramı, çeşitli aktiviteler sırasında baş, gövde, kollar ve bacaklar gibi vücut kısımlarının yerçekimi hattı ile ilişkilerini tanımlayan pozisyonları ve  birbirleriyle uyumu ile düzgün dizilimidir. Yani duruşumuzu temsil etmektedir.

Günlük yaşantımızda çoğu zaman dikkat etmediğimiz postürümüzün (duruş) aslında bizim psikososyal durumumuzu, aktivitelerimizi, sağlığımızı ve hatta başarımızı ne kadar çok etkileyen bir faktör olduğunu bilseydik, duruşumuzu daha çok önemseyip daha dik, daha doğru bir postürde durmaya daha sağlıklı bir görünüme sahip olmaya özen gösterirdik. Hayat akışında çoğu zaman gözden kaçırdığımız bu durum aslında yaşamımız boyunca bizler için büyük önem arz etmektedir.

Anatomik olarak systema musculoskeletalis (kas iskelet sistemi) duruşumuzda başlı başına görev yapmaktadır. Kas aktivasyonu, ligamentum articularis (eklem bağları) ile de vücut stabilitesi sağlanmaktadır. Düzgün duruşun sağlanabilmesi için de kemik, kas, eklem ve bağların birbirleri ile koordineli bir şekilde çalışması gerekmektedir. Optimal duruşu meydana getiren dengeyi sağlayan postür, mekanik antigrativiteyi de sağlamaktadır. Doğru bir postürde omurgaya binen yük azalır, aktivitelerimizi daha az enerji harcayarak yapmamız sağlanır. Bu da vücudumuz için avantaj olan minimum çaba ile maximum yeterlilik demektir.

Bizler için çoğu zaman asemptomatik olan yanlış bir postür alışkanlık haline geldiğinde uzun dönemde birçok kas iskelet problemine yol açabilmekte, asimetrilerin olduğu bir postüral dizilimde yaşam kalitesi de olumsuz etkilenmektedir.

Vücut kısımlarının anterior, posterior ve lateral planda (ön, arka ve yan hatta) hayali çizgi etrafında ya da bir çekül hattı ile karşılaştırılması ile saptanan ideal postürün bozukluklarından en sık rastlananları arasında ise columna vertebralis’in (omurga) lateral eğriliği olan skolyoz, öne doğru dorsal eğriliği olan kifoz, ayak longitudinal arkının azalması olarak ifade edilen pes planus sayılabilmektedir. Başlangıçta asemptomatik olmakla birlikte zamanla kendini ağrı gibi belirtilerle gösteren bu anomaliler ileri derecelerde cerrahi müdahale gerektirmekte olup, kişiyi hemen hemen tüm aktivitelerinde etkilemektedir.

Bundan dolayı doğru bir postürde durmayı göz ardı etmeyip, semptomları yaşamadan duruşumuza dikkat edip günlük yaşam aktivitelerimizde yanlış postürü değil, doğru postürü alışkanlık haline getirip bunun bilincinde olmaya özen göstermek bizler için her zaman iyi olacaktır…

 

 

 

 

Bu Defa Seçmen Ekonomiye Kitlendi

Bu Defa Seçmen Ekonomiye Kitlendi

 

31 Mart yerel seçimlerde son düzlüğe girdik ama seçmen yerel projelerden ziyade genel ekonomiye kitlendi.

Şubat ay enflasyonunun %4,53 çıkması seçmenin moralini bozdu

.İhracatta kırılan rekorlar seçmenin ilgisini çekmiyor.

Kısacası,fırsatçılar tarafından kuşatılan seçmen ekonomiden başka bir şey düşünmüyor.

Seçmen, maaş zamanından çok piyasanın denetlenmesini istiyor.

Denetim konusunda mevcut yönetimi çok yetersiz buluyor.

Bakanlığın cezalandırılmış sistemini çok hatalı buluyor.

Kesildiği söylenen cezaların tahsil edildiğine inanmıyor.

Hangi firmaya hangi suçtan dolayı ceza kesildiğinin ilan edilmesini istiyor.

Suçların tekrarlanması halinde kısa süreli kapatma cezası uygulanmasını istiyor.

Sebze, meyve, tahıl ve bazı gıda maddelerinin ihracatının durdurulmasını istiyor.

Gıda maddelerindeki ihtacatın, marketlerin işine yaradığını biliyor.

Seçmen, ihracat yüzünden iç piyasada mal azalınca fırsatcıların eline düşüyor.

İşte bu sebepler nedeniyle belediye seçimleri genel seçimler havasına dönüşmüştür.

Bu ortamda, çarşı başı ve hanlar projeleri seçmenin ilgisini çekmez.

Seçmenin yaşamını kolaylaştıran ve ucuzlaştıran projeler sunmak gerekir.

Kentsel dönüşüm veya yerinde dönüşüm konusunda gerçekci projeler üretmek gerekir.

Bu defa seçmen ekonomiye kilitlenmiştir.

Yönetim,hesabını buna göre yapmalıdır.

 

Günün sözü;

Tanrı dolu ellere değil,

Temiz ellere bakar.

“Syrus”

Vaziyet alın! Ortalık fena karışacak…

Vaziyet alın! Ortalık fena karışacak…

 

Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası’nda 16 ay önce gerçekleştirilen seçimlerde bayrağı devralan yeni oda yönetimi, ilçe basın kuruluşu temsilcileri ile bir araya geldi. Başkan Hasan Hamaloğlu, Meclis Başkanı Mehmet Anar, Yönetim kurulu başkanvekili Fatih Ayvaz ve Genel Sekreter Emre Gemicioğlu’nun da hazır bulunduğu toplantıda gazetecilere, gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgiler verildi.

Oldukça titiz hazırlanmış sunumda; GTSO’nun yeni yönetiminin kısa sürede imza attığı çok sayıda başarılı çalışmanın detayları sunuldu. Elbette burada bu çalışmaların hepsine yer vermek imkansız. Keşke verebilsek. Bu yazıda sizlere ancak edindiğim önemli bazı bilgiler ile kanaatlerimi aktaracağım.

Yıllarca oda çalışmalarını takip etmiş bir gazeteci olarak şunu söylemek yerinde olur düşüncesindeyim. Yeni oda yönetimi, önceki hizmet ve emeklerin hakkını teslim ederek ama ortaya yeni bir vizyon koyarak işe koyulmuş.

Üye ziyaretlerine büyük önem atfedilmiş. Çok sayıda sektörel fuara, ilçemizden işin duayenleri ile birlikte katılım sağlanmış. Üniversiteler ziyaret edilmiş. Oda, borsa ve serbest bölge ziyaretleri yapılmış. Oda üyelerine yönelik son derece önemli, çok sayıda eğitim programı düzenlenmiş. Gençlere ve eğitime büyük emek harcanmış. Gençler için girişimcilik alanında önlerini açma yönünde destek vererek, proje yürütmelerine imkan sağlanmış. İlçemizdeki okulların tamamındaki öğrencilerden, içlerinde Tekno-Fest’in de yer aldığı bilimsel proje yarışmalarına katılanlara maddi destek verilmek suretiyle arka çıkılmış. Uluslararası yarışmalarda dereceye giren projelere sponsor olunmuş. Başarılı çok sayıda projenin hayata geçmesine vesile olunmuş. TÜBİTAK ile ortak çalışma gerçekleştirilmiş. Bir proje anaokulu çalışması yapılmış. Pozitif ayrımcılık yaparak çoğunluğu kız öğrencilerden oluşan yaklaşık 300 üniversite öğrencisi gence, ayda bin lira gibi bir eğitim bursu desteğinde bulunulmuş. İlçemizde fen lisesinin açılması için lobi faaliyetinde bulunulmuş. Liste uzayıp gidiyor.

Burada sayamadığım daha birçok başarılı çalışma sayesinde; çok kısa süredir görevde olunmasına karşın, TOBB yönetimi ile de çok sıcak, samimi ve sıkı ilişkiler kurulmuş. Bunda TOGG fabrikasının ilçemizde kurulu bulunmasının da etkisi büyük elbette.

Başkan Hasan Hamaloğlu toplantıda; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde, Gemlik olarak vizyon ve projeksiyonları sayesinde söz sahibi olduklarını söylerken “Ülkemizde 365 adet oda ve borsa var. Biz bir ilçe odası olarak segment atlayarak, artık il odaları ile boy ölçüşür hale geliyoruz” ifadelerini kullandı.

Başkan Hamaloğlu’nu dinlerken; “Peki ama bu çok hamasi ve ütopik bir söylem değil mi acaba?” diye kendime sormadım da değil aslında.

Ancak GTSO olarak start verdikleri Yeşil Gıda Organize Sanayi Bölgesi çalışmasının detaylarını dinledikçe, “Dur bakalım, galiba haklılık payları var!” demekten de kendimi alamadım.

Yeni dünya düzeninde, uluslararası ticarette oyunun kuralı malum artık değişiyor. Yeşil Mutabakat ve Karbon Ayak İzi gibi terimleri artık daha sık duyacağımız bir döneme girdik. Çevreci ve sürdürülebilir projelerle üretim yapan firmaların, global piyasada tutunabileceği yeni bir çağı yaşıyoruz. Üstelik büyük pazarlara sahip gelişmiş ülkeler, bu kıstaslara uymayan firmalara, uluslararası ticarette artık yaptırım uygulayıp, ekstra vergi yükü gibi zorunluluklara tabi tutmak suretiyle, oyun dışı bırakmaya hazırlanıyor.

İşte tam da burada Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni yönetimi, ortama Yeşil Gıda Organize Sanayi Bölgesi projesi ile iddialı bir giriş yapmaya hazırlanıyor.

Şimdi hayal edin… Bir gıda sanayi bölgesi. Tabelasında Gemlik yazıyor. Binlerce dönüm arazi üzerinde kurulu. 200’den fazla gıda işletmesini içinde barındırıyor. İşletmelerde çoğu kadın 8 bin çalışana istihdam sağlanıyor. Üstelik yeşil bir sanayi bölgesi. Gıda zaten temiz bir sanayi sektörü. Ancak buna karşın bu sanayi bölgesi, enerjisinin bir kısmını işletmelerin çatılarındaki güneş panellerinden karşılarken, bir kısmını da rüzgar enerjisi santrallerinden temin ediyor. Üstelik ihtiyaç fazlasını da satarak gelir elde ediyor. Yağmur sularını bile kullanıma kazandıran sitemlere sahip. Geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik projelerinin etkin kullanıldığı modern bir tesis. Uluslararası ticarette, içinde yer aldığı firmalara avantaj sağlayacak, yeni pazarlar elde etmesine imkan sağlayacak çevreci bir proje. Üstelik sadece bir sanayi bölgesi de değil. Kadın çalışanların çocukları için ihtiyaç duyulacak kreşler, sağlık kuruluşları, yeme içme mekanlarının yer aldığı doğa ile iç içe ormanlık alanda yeşile komşu sosyal donatı alanları… Bir yaşam alanı aynı zamanda. İlaveten burada çalışan iş gücü için gerekli servis, yeme-içme gereksinimleri için ihtiyaç duyulacak personel ve diğer yardımcı iş kolları da hesaba katıldığında 10 bin kişinin ekmek kapısı olacak bir yerden bahsediyoruz.

Tam da bu noktada GTSO Meclis Başkanı Mehmet Anar söze giriyor. Daha önce adı bile Gemlik konulamayan serbest bölge projesinde, GTSO’nun hiçbir maddi kazancının olmadığına işaret ediyor. Yeşil Gıda Organize Sanayi Bölgesi’nde ise bunun yaşanmasına müsaade etmeyeceklerini ifade ederek; “Buradaki tüm yapım işlerinde GTSO’nun önderliğinde projeler yürütülecek. Her bir harcamada %1 oranında GTSO’ya kaynak aktarılacak. Bu sayede odamız, 500 milyon lira civarında bir kaynağa sahip olmuş olacak.” şeklinde bilgi veriyor.

Mevcut mali tabloyla yeni GTSO yönetiminin yaptıklarını göz önüne aldığınızda, bu büyüklükteki bir bütçeye sahip olunduğunda neler yapılabileceğini siz düşünün artık.

Proje çok iyi de peki buna müşteri var mı? Hamaloğlu, firmaların sırada olduğunu söylüyor ve ekliyor; “O kadar çok talep var ki şu an istesek bu bölgeyi doldurabiliriz. Ama biz önceliği Gemlik’e, Orhangazi’ye, İznik’e ve Yenişehir’e vermek, böylelikle pozitif ayrımcılık yapmak istiyoruz.”

Peki bu vizyon proje kamu tarafından rağbet görmüş mü? Hamaloğlu buna da çok net ifadelerle cevap veriyor. “Öncelikle Gemlik Kaymakamımız Hasan Göç bizim için büyük bir şans. Çünkü kendisi daha önce görev yaptığı iki yerde bu tip çalışmalar yürütmüş. Konuya çok hakim ve projenin önünü açıyor. Proje vitrine çıktığı günden bu yana öncelikle Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi bürokratları başta olmak üzere, ilgili tüm bakanlıklar nezdinde de büyük ilgi ile karşılandı. Çünkü bu proje alanında ülkemizde bir ilk. Heyetler halinde defalarca görüşmeler gerçekleştirildi. Bize siz yürüyün, biz arkanızdayız mesajı verildi. Hatta enerji ile ilgili yatırımlar için Türkiye’nin önde gelen şirketleri bile bizimle irtibata geçti”

Tabi gazetecinin işi sorulmayanı sormak. Başkana soruyorum; “TOGG fabrikasında tam kapasiteye geçildiğinde 5 bin kişi. SİRO batarya fabrikası devreye girdiğinde bir 5 bin kişi daha. Yeşil Gıda Organize Sanayi Bölgesi hayata geçtiğinde ise bir 10 bin kişi daha. Gemlik buna hazır mı? Bu nüfusu barındırabilir mi? Konutu ile sosyal hayatı ile okulu ve hastanesi ile bu kalabalığı göğüsleyebilir mi?

“O bizim sorunumuz değil, yerel yönetimin sorunu” diye cevaplıyor Hamaloğlu bu soruyu.

Hoppala…

Hatta serbest bölgedeki firmalarında dahil olduğu bölge sanayi kuruluşlarında, şu an 20 bin olarak açıkladığı toplam çalışan sayısı içerisinde, Gemlik ikametli çalışan sayısının 3’te bir oranında olduğunu, kendilerinin bunun Gemlik lehine artırılması için lobi faaliyetinde bulunduklarını söyleyerek bir kez daha şaşırtıyor bizleri.

Evet. Başta bana da çok egoist bir yaklaşım gibi geldi.

Ama galiba toplantının anlaşılması gereken ana fikri bu cevap ile ortaya çıkmıştı.

Verilmek istenen mesajı anlamak için iş insanı gibi düşünmek gerekiyor sanırım.

İş dünyasının siyaset peşinden koştuğu dönemin kapandığına işaret ediyor bu ifade aslında.

Hamaloğlu toplantının sonuna doğru şu mesajları veriyordu; “127 yıllık tarihimizle övünen bir odayız. Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşunda 7 üyemiz yer alıyor. Ama burnumuzun dibindeki İstanbul Sanayi Odası’nı 127 yıl sonra ilk defa bizim yönetimimiz giderek ziyaret etti. Bizim yönetim anlayışımız çok farklı. Biz patronlar kulübünden ziyade memleket sevdalısı bir ekip olarak görüyoruz kendimizi. Projemiz çok. İnancımız ve kararlılığımız da. Önümüzdeki süreçte hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Macun tüpten çıktı artık. Bu ideallerin geri dönüşü yok. Bu ilçede artık birilerinin bir şey yapması lazım.”

Bu kararlılığa Gemlik Kamuoyu, Maraş merkezli deprem sürecinde şahit olmuştu. GTSO önderliğinde Gemlik, bölgede bugün bile hala alkışlanan en etkin yardım çalışmasını yürüten şehirlerin başında gelmişti. Bölgede 100’den fazla konteyner ile bir Gemlik Konteyner Kenti üstelik ilk olma vasfıyla kurulmuştu. Tabi iş insanı bakış açısı ile. Altyapısı ve sosyal alanları ile. Aşevi ile birlikte. Konteynerlerin içinde mutfağı, banyosu ve tuvaleti olacak şekilde ve eşyalı vaziyette. Üstelik ihtiyaç bittiğinde geri alınacak şekilde AFAD ile sözleşme yaprak teslim edilmişlerdi. Peki, bu konteynerler şimdi nerede biliyor musunuz? İçinde oturan depremzedeler evlerine kavuşunca, İskenderun’da askeri birlik içinde GTSO’ya tahsis edilen bir alanda bekliyorlar. Peki ne için? Halkımızın Askeri Hara olarak bildiği, Gemlik Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda yine GTSO’ya tahsis edilen alana nakil için bekliyorlar. Burada da yine İskenderun’da olduğu gibi profesyonel bir biçimde yapılacak olan tüm alt yapı çalışmaları bittiğinde, konteynerler buraya nakledilecek. Allah göstermesin, bir afet durumunda Gemlik’e gelen arama kurtarma ve yardım ekipleri burada konuşlanacaklar. Burası ihtiyaç duyulan kriz merkezi görevini üstlenecek. 10 milyon liradan fazla bir yatırım, Gemlik adına İskenderun’da görevini ifa ettikten sonra şimdi Gemlik’in hizmetine sunuluyor. Hem de başta GTSO başkan vekili  Fatih Ayvaz ve Gemlikli nakliye firmalarının sunduğu bila ücret taşıma hizmeti ile ilçemize getirilerek.

Bu çalışma bugün yerel seçimlerde aday olan bazı siyasi parti başkan adaylarının seçim vaatleri arasındaydı. GTSO burada da bir vizyon ortaya koyarak adeta ders verir nitelikte bir öngörüyü sergiliyor. Resmen icat çıkarıyor. Eski köye yeni adet getiriyor.

GTSO’nun yeni yönetimi, oyunun kurallarını değiştiriyor. Genç ve adeta dünya karması gibi bir kadro, kartları yeniden dağıtıyor.

Vaziyet alın. Ortalık fena karışacak.

Sokaklarda Meydanlarda Seçim Mücadelesi

Sokaklarda Meydanlarda Seçim Mücadelesi

31 Mart seçim sürecinde raylı sistem projelerinin ve kentsel dönüşüm uygulamalarının ön plana çıktığını görüyoruz.

Bu yüzden Bursa Büyükşehir Belediyesinin çarşı başı ve hanlar projeleri beklenen ilgiyi göremedi.

Seçmen maliyeti düşük ve yaşamını kolaylaştıran projelere önem veriyor.

Sokaklarda ve meydanlarda kıyasıya bir seçim mücadelesine tanık oluyoruz.

Büyük, küçük her partinin kendine uygun bir slogan bulduğunu görüyoruz.

Millet Partisi, “Muhteşem Türkiye” sloganını seçmiş.

Yeniden Refah Partisi “Yeniden Bismillah” sloganı ile eskiyi hatırlatmış.

Geçen seçimlerde Osmangazi’yi kaybeden (CHP)’li Erkan Aydın “Bu defa Osmangazi” demiş.

CHP Büyükşehir adayı Mustafa Bozbey. “Bozbey geliyor” sloganını seçmiş.

Ak Parti ise her ortamda “Gerçek Belediyecilik” sloganını kullanıyor.

İyi Parti ise “İyi olacak” diyerek ismine atıfta bulunmuş.

Bu seçim sonuçlarında ekonomik şartlar çok etkili olacak.

Gerek ülke bazında, gerekse şehir bazında, denetim konusunda yoğun şikayetler vardır.

Ayrıca, emekli aylıklarında, ard arda iki kez yapılan yetersiz düzeltmeler yönetimi yıpratmıştır.

Ak Parti en zor döneminde, Bursa Büyükşehir Belediyesini kazanmıştı.

Ama bu defa Büyükşehir’i de, Osmangazi’yi de  kazanmak o kadar kolay olmayacaktır.

Günü Sözü:

Düşmanınızın dahi, İnsan olduğunu unutmayınız.

“Hacı Bektaş Veli”

Zengin ülkenin fakir çocuklarıyız biz..

Zengin ülkenin fakir çocuklarıyız biz..

Malumunuz son iki aydır seçim çalışmalarım nedeniyle yazamıyorum, oysa öyle güzel an’lar anılar birikiyor ki içimde gün yüzüne çıkmayı bekleyen bir hazine misali.

Dün mahalle ziyaretlerinde Kurşunlu vardı.

Gençliğimin ilk uzun süre açık kamp anılarını Kurşunlu’da yaşadım ben.

Anne babası maliyeci bir çocuk olarak babamın isteği olan dağ kampçılığından sıkılan annem o kısacık yaz tatillerinde artık bir deniz turizmi yaşamak istemiş olmalı ki babam o yıllarda karayollarına ait işletmeciliği olan kamptan bir baraka kiralamış, her sabah gün doğumu ile yola çıkıp Defterdarlık’taki görevinin başına gitmiş, her akşam sabahtan annemin eline verdiği istediklerini almış olarak kampa dönmüş, zaman içinde kalp komşuluğumuzdan dostluğa dönüşen ilişkilerde keyifli masalar kurulmuş, sıcak samimi sohbetler usul usul mırıldanılan şarkılar eşliğinde yemekler yenilmiş, biz gençler bu onlardan faydalanıp izin koparmış o zamanlar belki de tek nitelikli işletme olan Papağan’a kadar yürüyüp dondurma almış, aceleci ve çabuk adımlarla o gençliğin ilk yürek çarptıran heyecanlarıyla kampa dönmüş olurduk.

İşte dün tam kampın civarında Kurşunlu beldesi su ürünleri r kooperatifi diye geçen mekanda soluklanıyoruz.

Başkanı yeni göreve gelmiş pırıl pırıl idealist bir genç, hayırlı olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Ardından her deniz yaz macerası olan çocuk gibi geçmişe dönüyorum.

O zamanlar olan balık bolluğu yanlış yönetimler sonucu elbirliği ile yok ettiğimiz su ürünlerimiz ilk kez tanıştığımız müsilaj (ki ekosistemi tehdit eden denizlerdeki canlılara  ve biyoçeşitliliğe olumsuz etkileri olan bir çevre felaketidir) çevre kirliliği üzerine sıkı bir sohbete giriyoruz Gemlik’in ilk Kadın Belediye Başkan adayı olmaz sıfatına sahip olan bendenizi   beynim daha çok dişil çalıştığı için kamp anılarına götürüyor. Sabah balıkçı teknelerinin kıyıya pat pat pat diye yanaştığı teknelerden babam hafta sonu günü ilk ışıklarıyla sahile yanaşan balıkçılara adeta koşar adım gider, henüz tekne içinde hareketli olan balıklardan bir tepsi dolusu alır, gün boyunca ve gece gelecek konutlar için leziz menüler hazırlayıp uzayıp giden sohbetlerle yerdik…

O zamanlar balık kur bazında  işlem görmediği için olsa gerek, tepsilerle alınan balık da balıkçılar için 1 kilo niteliğindeydi.

Hafifçe gülümserken yakalıyorum kendimi.

Masadakilerine anlatıyorum acil önlem alınması üzerine bir fikir birliği oluşturuyoruz.

Böyle giderse çocuklarımız ütopik bir canlı gibi anlatacaklar balığı.

31 yıldır  Kumla’da yazlığı olan bir kadın olarak 3 sene önce Çınaraltı Çay Bahçesinin önüne gelen tezgahta kırmızı Mercan görünce heyecanlanmış balıkçıdan “Eskiden çok çıkardı şimdi yok, dolayısıyla bilen ve isteyen de yok” sözlerini duyunca üzülmüş bütün kasayı balıkçının verdiği küçük bir meblağa satın almış siteye dönmüştüm.

Kalabalık bir siteyiz biz…

Komşularımı çok severim onlar da beni..

Almıştım da… Oldukça pullu olan bu balığı uzun zamandır yememiştim, dolayısıyla nasıl temizleneceğini de bilmiyordum üstelikte bir kasa!

Sağ olsun yardımıma Sevgi ve Cemile teyze yetişiyor, bir çırpıda hallediveriyorlar beni geçmiş anılarımla bırakıp.  “Şimdi pek çıkmıyor” diyor genç başkan çocukluğumun tüm güzellikleri gibi balık kültürümüzde yok oluyor.

Allah’tan belediye başkan adaylığımla birlikte çok güzel bir ekiple yola çıktım fikirlerime, isteklerimi hedeflerime,  yaşanmışlıklarıma çok büyük destekçiler.

Zaten projelerimize ayrıntılı bir biçimde yön veren düşünceler kaplıyor hepimizi.

Kalkmak üzereyken bir yer tarifinin içinde gençliğimin o günlerinde ben de yeri olmayan ama 2-3 sene önce hakkında bir yazı okuduğum Rahibeler Okulu ile ilgili yer bilgisi geliyor. “500 metre ileride” diyorlar…

Ekibimden ricam üzerine rotamızı öncelikle o yöne çeviriyorlar.

Birkaç dakika içinde denizle arasında yalnızca 5 metre olan bu kültür hazinesindeyiz.

Sözde alınmış güvenlik önlemleri olan tel örgü ile çevrili alana açık olan tel örgülü kapıdan giriyoruz.

Sizin içiniz sızlar mı bu tür mekanlara girdiğinizde bilmem, ama benim sızlıyor… o

Otlarla bürünmüş çitle çevrili alanda ayağımın altında bir yazı olduğunu fark ettiğimde burnumun direği sızlıyor…

Binlerce yıllık bir tarihin yaşanmışlığın üstüne basmak buruk bir hüzün veriyor. Sahip çıkamadığımız bir tarihsel mirasımız var bizim yürek sızlatan.

Siz hiç Yunanistan Akropol’e gittiniz mi?

Hani bütün dünyaya ışıltılı büyüleyici pazarladıkları o tarihsel alana. Ben gittim….

Efes’in 50’de biri etmeyecek kadar küçük antik kenti dünyanın en muhteşem, en görkemli, en büyük, hazinesi gibi tanıtan Yunanlılara hayran kaldım.

Benim ülkem baştan başa Akropol diye düşünmüştüm o an .

Ve Mevlana gelmişti aklıma ..

Kör için elmas da bir cam da / Sana bakan göz kör ise / Kendini camdan sanma… der bir beyitinde.

Tarih zengini körler ülkesiyiz biz ya da kralın çıplak olduğunu bilip görüp kral çıplak diyemeyecek kadar yalan yaşıyoruz.

1993 yılında ortaya çıkarılan 2015 yılında ise tüm protokol çalışmaları rövöle ve restitisyon projeleri hazırlanmasına rağmen hiçbir girişimde bulunulmayan Hagios Aberkios manastırı 1652 yılına kadar kullanılmış Bursa’nın en eski manastırlarından biri olma özelliğini koruyor.

İçeri girdiğimde denize 5 metre olan bahçeye girmiş, kaya üzerinde çilingir sofrası kurmuş iki erkek ters ters bakıyor babalarının mekanlarına ayak basmışım gibi.

Yanımda medya danışmanım Ercan var; geliş kapısında da Dinçer ve Mustafa başkanım.

“Tinerci yatağı oldu” dedikleri için olsa gerek adım adım yanımdalar. Ercan’dan fotoğraf almasını rica ediyorum, kısa bir video çekiyoruz.

Felakete karşın IX yüzyıldan kalma bu yapının ayakta kalışı da ayrı bir mimarlık örneği olsa gerek.

Deprem değil yok eden, yerle bir eden, kontrolsüz ve direnişi olmayan yapılarımız!

Görmek isteyen için 500 metrelik 2 ziyaret arasında denizcilik, Su ürünleri, balıkçılık, tarih hazinesi, kültürel miras gibi geniş kapsamlı konularda nice deneğime sahip oturuyoruz.

Şimdi ellerindeki imkanlarla Gemlik’e büyük vaatlerde bulunan belediye başkan adayı arkadaşlarıma sesleniyorum; Benim 500 metre arasında sayfalarla yazabileceklerimi sizler belediye başkanlıklarınız sırasında görmediniz mi???

Ya da bakarken. “Elmas” olarak nitelendirmediniz mi??

Muharrem İnce’nin bir sözü aklıma geliyor aklıma.

Zengin ülkenin fakir çocuklarıyız biz!

Bakış açımızı değiştirmediğimiz, belediyeciliği rant kapısı gördüğümüz sürece…

Partililer Sahaya İndiler

Partililer Sahaya İndiler

Yerel seçimler yaklaşırken, tüm partililer sahadaki yerini almaya başladılar.

Ayrıca, dar alanda yeni ortaklıklar, kurulmaya başlandı.

İmamoğlu İstanbul ittifakı derken, Bozbey Bursa ittifakı için uğraşmaya başladılar.

Mustafa Bozbey önce Deva, Dem ve Gelecek Partilerini ziyaret etmişti.

Daha sonrada Demokrat Parti, Vatan Partisi ve Saadet Partisi yetkilileri ile görüştü.

Seçim öncesinde Mudanya’dan da ilginç haberler geliyor.

İyi Parti, Mudanya’dan eski (ANAP) lı Belediye Başkanı Erol Demirhisar’ı aday olarak gösterdi.

Mudanya’da, Ak Parti, (CHP) ve İyi Parti mücadelesine tanık olacağız.

Mustafa Kemal Paşa’da eski (ANAP) lı bakan Şükrü Erdem, (CHP) adayı olarak yarışa katıldı.

Burada da çetin bir yarışma izleyeceğiz.

Sedat Yalçın meşale gösterisi altında Yeniden Refah Adayı oldu.

Ak ;Parti Osmangazi Belediye Başkan Adayı Mustafa Dindar, Ak Partili 33 eski milletvekiline “vefa yemeği” verdi.

Partilerin “sokak çalışmaları da “ devam ediyor.

Yeniden Refah Partisi, Fomara meydanında bir “Tanıtım Çadırı” kurdu.

Mustafa Bozbey’in ve Erkan Aydın’ın seçim otobüsleri, Fomara meydanında dolanıyorlar.

Bu seçimlerde, eski ANAP ve eski Refah partili adaylara çok ilgi olduğunu gördük.

Kazasız, belasız ve adaletli bir seçim süreci diliyoruz.

Günün Sözü:

Bir olalım, iri olalım, diri olalım…

“Hacı Bektaş”

 

Gemlik Osmangazi Nilüfer Seçimi

Gemlik Osmangazi Nilüfer Seçimi

31 Mart seçimlerinde, Bursa’nın Osmangazi, Gemlik ve Nilüfer ilçelerinde, çok çekişmeli seçimlere tanık olacağız.

Osmangazi ilçesi, çok karmaşık bir nüfus yapısına sahiptir.

Bu ilçe halkının önceliği ekonomidir.

İdeoloji, kimlik ve inanç faktörü ikinci plandadır.

Birkaç yıl önce, boş duran dükkan ve dairelerin fiyatları milyonlara ulaşmıştır.

Bu kalabalık ilçenin seçim sonuçları, Büyükşehir Belediye Başkanını da etkileyecektir.

Dördüncü kez aday olan Mustafa DÜNDAR ile, ikinci kez aday olan Erkan AYDIN  arasında çekişmeli bir yarış içindeyiz.

İyi Partinin Büyükşehir adayı Selçuk TÜRKOĞLU, Osmangazi ilçesinden aday gösterilseydi, büyük bir sürpriz yaşayabilirdik.

İnegöl ve Yıldırımdan gelecek büyük destek, Alinur AKTAŞ’ın şansını arttıracaktır.

Yeniden Refah Partisinin, müstakil aday gösterme konusundaki hamlesini takdir ediyoruz.

Artık Büyükşehir pazarlıkları içerisinde görmek istemiyoruz.

İyi partinin başına gelenlerden ders almasını diliyoruz.

Nilüfer Belediyesinde,(CHP) için “çantada keklik” olmaktan çıkmıştır.

Gemlik’teki seçimler hep 100 metre yarışı gibi olmuştur.

Kazanan parti hep çok küçük oy farkı ile kazanmıştır.

31 Mart seçimlerinde de öyle olacaktır. Seçmen iç kavga yaşayan partiye oy vermez. Bu defa şans AK partiye gülecektir.

Günün Sözü

Eline, beline, diline sahip ol.                                                                                                                                                                       İncinsen bile incitme.

“Hacı Bektaş Veli”