Köşe Yazıları

Enflasyonu Nasıl Düşürürüz

Enflasyonu Nasıl Düşürürüz

Enflasyonla mücadelede sadece ekonomik tedbirler yetmez.

Toplumsal ve siyasal ortamda, huzur ve istikrar şarttır.

Enflasyon bir bakıma, vücudumuzdaki tansiyona benzer.

Yememizi içmemizi ayarlayamaz isek, tansiyonumuzda ki dengeler bozulur.

Piyasa fiyatlarını kontrol edemez isek ekonomik değerlerimiz  olumsuzlaşır.

Bu günkü şartları değerlendirebilmemiz için, geçen yıl kayda geçen rakamlara da, bakmamız gerekecektir.

2018 yılındaki, aylık değerlere bir bakalım.

Nisan/2018: 1,87

Mayıs/2018: 1,62

Haziran/2018: 2,61

Temmuz/2018: 0,55

Ağustos/2018: 2,30

Eylül/2018: 6,30

Ekim/2018: 2,67

Kasım/2018: -1,44

Tabloya baktığımızda, geçen yılın Eylül ayının enflasyonunun kalbine sapladığını, görüyoruz.

Ağustos ve Ekim aylarında da, yüksek rakamlar olduğunu, not ediyoruz.

Elimizdeki bu istatistiklerle, 2019 yılı enflasyonu, tek haneli rakamla kapatmamız imkansız hale gelmiştir.

Kısacası, iyimser olmak için Ağustos rakamlarını görmemiz gerekecektir.

Peki ekonomi yönetiminden, ne gibi hamleler beklemeliyiz.

Öncelikle, tarım ürünlerinin üretimini, desteklemeliyiz.

Ayrıca, tarım ürünlerinin dağıtımını, disiplin altına almalıyız. Yaşadığımız döneme uygun, hal yasası çıkarmalıyız.

İkinci hamle ise enerji sektörüne olmalıdır.

Özel araçlara uygulanacak fiyatların  reel sektöre uygulanacak fiyatların ve tarım kesimine uygulanacak fiyatların, yeniden tesbit edilebilmesi şarttır.

Tüpraş ve benzeri kurumların, kamu disiplini altında olması gerekir.

Günün Sözü:

Hiçbir miras, doğruluk kadar zengin değildir.”Shaskespeare”

 

İbrahim Orhan’a Konuk Olduk

İbrahim Orhan’a Konuk Olduk

Geçtiğimiz Pazar günü, Bursa Erkek Lisesinin 136 yılını kutladık.

Bizde, cumartesi günü (5-A Fen) sınıfı olarak, İbrahim Orhan’a konuk olduk. Orhan Holdingin, otomotiv sanayi, Tarım, ve Süt ürünleri ve Sigortacılık üzerine ve hizmet yaptığını biliyorduk.

Ama Holdingin Bursa merkezli olarak, Amerika, Fransa , Meksika, Rusya, Romanya, Slovakya, İngiltere, Çin ve Macaristan ile, irtibatlı çalıştığında, öğrendik.

Toplantı yerimiz, Yenişehir yakınlarında, Tarım Orhan Tesisleri olarak, planlanmıştı.

2500 Dönümlük çiftliği , yüzün üzerindeki ineği, onlarca mandayı  ve pek çok ördek ve kazları görünce çok şaşırdık.

Çiflik alanına, ayaklarımıza “galoş” takarak girdik.

O çok farklı ortam hepimizi çok şaşırttı.

Ve, o kadar büyük çiftliği gezerken, yorgunluğumuzu bile hissetmedik.

Yediğimiz ve içtiğimiz her şeyin, çiftlik   imalatı olduğunu öğrendik.

Ve 105 numaralı sınıf arkadaşlarımız İbrahim Orhan ile, iftihar ettik.

Kazandığını Tarım sektörünü yatırdığı için, ayrıca tebrik ettik.

Bu sene,(60) yıllara plaket verileceği için, geçmiş yıllara göre, biraz daha kalabalıktık.

Bakalım bu toplantımızda kimler vardı.

İbrahim Orhan , Seçkin Onur, Ünal Besler, Mesut Özbatır, Oryal Kahraman , Fahri köprülü, Servet Sertçeoğlu, Deniz Arda, Mehmet Özdeğirmenci, Kenan Alpacar, Bekir Koyuncular , Mehmet Haşal , Adnan Tohumcu, Nurettin Büyük Yanbolu, İzzet Tümay, Oktay Beken, ve Ferruh Uygur.

Yani ben dahil 18 kişi olmuştuk. Bu rakam, son birkaç senenin en yüksek rakamı olmuştu.

Büyük bir çim bahçenin, tam ortasına yeleştirilen  masa, eski anılarımızı yeniden anlatmamıza vesile oldu sohbet sırasında, yeni anılarda öğrendik.

Otomotiv sanayicisi olarak  ünlenen İbrahim Orhan, neden acaba tarım sektöründe de yatırım yapmıştır.

Yenişehirliler, çocukları  doğunca, bilinçli olarak, bazı yerlere gömerlermiş.

Ailesi İbrahim’in göbek bağını, evlerinin ahırına gömmüşler.

Belki de çiflikte gördüklerimizin, “gömülen göbek bağı” ile, bir bağı vardır.

Ne dersiniz?

Biz, 1957 yılı (5-A) Fen Öğrencileri olarak, amatör bir sivil toplumuna, dönüştük.

Yarım asrı aşan bir süreden beri birbirimizi hiç bırakmadık.

Bu beraberliğimizi, sevgi ve ilgi ile besledik.

Gelecek sene yeniden buluşmak dileğiyle, tüm sınıf arkadaşlarıma,sağlık ve huzur diliyorum.

Günün Sözü:

Vicdan en iyi dindir.”Victor Hugo”

 

1 Mayıs Bayram Olsun

1 Mayıs Bayram Olsun

(1960) lı yılların sonları ve (1970) li yıllar, emeklilerin ve sendikaların altın yıllarıydı.

Kimya sektöründe çalışan emekliler, Petrol-iş üyesi idiler.

Bende bir dönem Petrol-İş üyesi idim.

Petrol-İş Sendikası, (DİSK) kadar katı ve ideolojik bir yapıda değildi.

Ama Teksif gibi yumuşak başlı ve teslimiyetçi bir görüntüde de değildi.

Aslında, 1 Mayıs 1977 de 37 emekçinin ölümü ile sonuçlanan provakasyon da, sadece emekçiler değil, onların sendika hakları da, katledilmiştir.

Nitekim, 12 Eylül 1980 darbesinden, en çok zarar gören emekçiler ve sendikalar, olmuştu.

Bir süredir, 1 Mayıs mitinglerinin, Taksim meydanında yapılıp yapılmayacağını, tartışmıştık. Çok şükür birkaç yıldan beri, bu gerginliği aşmış görünüyoruz.

Artık sendikacılıkta, öncelikler değişmiştir.

Ana öncelik sendikalı emekçinin iş güvenliği, olmalıdır.

Son yıllarda dikkat çeken bir husus var.

Belediyelerin parti değiştirmesi ile,  bağlı oldukları sendikaların da, değiştirildiğini, duyuyoruz.

Aslında, Belediyelerde sendika seçiminde Belediye Üst yönetiminin demokrat davranmasını bekliyoruz.

Belediye yönetimleri, emekçilere baskı kurmaktan ve sendikalara rehin kalmaktan, uzak durmalıdır. Emek , Sendika ve Belediye ilişkilerini, siyasete ve ideolojiye bulaştırmaktan kaçınmalıyız.

Tekrar söylüyoruz, artık emekçilerimizin birinci önceliği, iş güvenliği olmuştur.

Günün Sözü: Biri sana kötülük ederse, unut ama, sen birine kötülük edersen, unutma “Halil Cibran”

 

Babür Balcı Resim Sergisi

Babür Balcı Resim Sergisi

Ressam Babür Balcı, Gemlik’te doğdu.

Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden, mezun oldu.

Kav orman, Seka ve Sunipek fabrikalarında görev yaptı.

1997 yılında emekli olduktan sonra, amatör olarak resim yapmaya başladı.

Bir süre sonra, iki kez Gemlik’te bir kez As Merkez de, bir kez Tayyare  Kültür Merkezinde,bir kezde Anatolium’da kişisel sergisini açtı.

Onbir  kezde, Karma sergiler içinde, yerini aldı.

Babür Balcı Resim Sergisi

Bizde,24 Nisan günü, Tayyare Kültür Merkezinde açmış olduğu kişisel sergisinde, kendisiyle  tanişma fırsatı bulduk.

Sınıflarımız farklı olsa  da,  aynı dönemde Bursa Erkek Lisesinde öğrenci olduğumuzu öğrendik.

(1950)li yılların ortalarında yaptığımız, çekişmeli lise maçlarını, hatırladık.

Okul takımında, iki Erol vardı o yıllarda hepimizin lakapları vardı.

Öğrencileri ayırt etmek için bana doktor Erol, öbür Erol’a da, kolyoz Erol ismini takmışlardı.

Rahmetli Nezih Dimili’nin  adıda ,”Afi”idi .

İleri yaşlarda yaşamımızı sürdürürken, eğitim hayatımızdan ve çalışma hayatımızdan kazandıklarımızın, yeteri olmadığını görüyoruz.

Emeklilik döneminde de, ruhumuzu okşayacak, yeni üretim kanalları bulmamız gerektiğini anlıyoruz.

Resim yapmak, müzikle uğraşmak ve bir şeyler yazmak gibi….

Çünkü ruhumuzun dinlenmesi ve daha lezzetli bir yaşam sürdürmek için, bir yeteneğinizi keşfetmemiz gerektiğini, anlıyoruz.

Keşfettiğimiz bu yeteneğimize, çok profesyonelce sarılmamıza da, gerek yoktur.

Ama yakaladığımız bu güzel meşguliyeti, ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde yürütmek şarttır.

Ressam Babür Balcı, resim yeteneğini, istikrarlı çalışmalar ile daha geliştirmiştir ve işi kişisel sergi açmak noktasına kadar, taşımıştır.

Bizim insanlarımız, “saklı bahçeler “ gibidir.

Tırmaladıkça “çoban ressamlar “ bile, çıkmıştır.

Bu vesile ile,  Babür Balcı’yı kutlarız, yeni sergiler bekleriz.

Günün Sözü: Bütün Sanatlar Allah vergisidir.”Waldis”

 

İmamoğlu’nu Tebrik Eden Büyükelçi

İmamoğlu’nu Tebrik Eden Büyükelçi

Geçtiğimiz  yerel seçimlerde, gerçek rakipler Ak parti ve (CHP) değildi. Sanki seçimler, Amerika ile Rusya ve Çin arasında geçiyordu.

Kılıçtaroğlu, Amerika’dan ve Avrupa Birliğinden yana görünüyordu. Amerika, geçen Ağustosta yaptığı Dolar saldırısı ile, hem (CHP)’yi  hem de Kılıçtaroğlu’nu kurtarmıştı. Kılçtaroğlu’nun seçim döneminde, attığı “Mutfakta yangın var” sloganı, işte bu Dolar saldırısının, ürünüydü. Avrupa ise, (YPG) konusunda, Kılıctaroğlu ile, benzer görüşteydi.

Avrupa’nın özgürlük savaşçısı dediği (YPG)’ye Kılıçtaroğlu ‘da “onlar saldırmaz” demişti.

Erdoğan ise, Amerika ve Avrupa’nın ikiyüzlü davranışlarından bezmiş, yönünü Rusya’ya ve hatta Çin’e yönelmişti.

Aslında bizim seçimlerde, esas yarışın ittifaklar, işte bu ittifaklardı.

İstanbul’da ve sahillerde alınan sonuçlardan, Amerika’da (AB) de memnundu.

Ama Çin Büyükelçisi de İmamoğlu’nu tebrik etmişti.

İşte bu tebrik, çok önemliydi bize göre Çin devleti, seçimlerin tekrar edilmesini, sakıncalı görüyordu.

Ortak olmak istediği, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın provakatif eylemlerle yıpratılmasını, istemiyordu.

Çünkü Amerika’nın, Türkiye’den kolay kolay vazgeçmeyeceğin, çok iyi biliyordu.

Türkiye’deki her darbenin, kurucusu ve destekleyicisi olan Amerika, kendisini Türkiye’de destekleyen, siyasetçilerin, bürokratların bulunduğunun farkındaydı.

Rusya ve Çin ise, kaos yaşamayan, diri ve güçlü bir Türkiye, görmek istiyordu.

Çünkü, Türkiye’nin bölgede sağladığı, büyük siyasi ve toplumsal ağırlık, Rusya’nın da Çin’in de lehine olacaktı.

Ayrıca Türkiye’nin Çin’e ve özellikle Rusya’ya yaklaşması, Amerika’nın Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki tüm planlarının, çöpe atılması demekti.

Onun için İstanbul seçimleri, sıradan bir yerel  seçimlerden, çok farklıydı.

 

Günün Sözü:

Cehennem dediğin yerde dal odun yoktur.Herkes ateşini kendi götürür ”Pir Sultan Abdal”

 

23 Nisan’ın Ardından

23 Nisan’ın Ardından

23 Nisan, sadece çocuk şenliklerinin yapıldığı bir bayram değildir.

23 Nisan 1920 tarihi, ilk ve gerçek bir halk meclisinin, açıldığı gündür.

Farklı şehirlerdeki, farklı kültür ve giyim tarzında olan ilk mebusların, Ankara’daki ilk buluşmasıdır.

İşte bu meclis, Mustafa Kemal Paşa’yı, başkan olarak seçmiştir.

Bu meclis, İnönü ve Sakarya Meydan savaşlarının, kararlarını vermiştir.

Ve bu meclis, Ağustos 1923 tarihinde, Lozan Antlaşmasını onaylamıştır.

Kısacası bu Meclis, bağımsızlık için toplanmış ve istiklal savaşımız için, tarihi kararlarını, vermiştir.

Çocuklara armağan edilişi ise, sadece şenlikler ve kutlamalar yapmak için, değildir.

Kayıtsız ve şartsız millet egemenliğini  içeren bu yeni sistemin , yeni nesillere tabandan yerleşmesi içindir.

İşte bu tarihi kararlar, farklı illerden Ankara’ya gelen, farklı kültürdeki üyeler tarafından alınmıştır.

Bu meclis, hem hepimize, hem de tüm dünyaya, yeni bir Türk devletinin doğduğunu, müjdelemiştir.

Bu meclis, bağımsız ve kalıcı Türk devletinin, temelini atmıştır.

Bu meclis, modern bir Türkiye’nin kurulduğunu, tüm dünyaya duyurmuştur.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu meclis, bu günlerde arayıp ta bulamadığımız bir meclistir.

İşte, birlik ve beraberliğin önemini kavramış olan o meclis, İngilizlerinde, Fransızları da ve Yunanlıları da geldikleri gibi, geldikleri yere göndermiştir.

Bu günlerde, birleşmemiz gereken bir gündeyiz.

Sınırlarımızdaki teröristleri silahla besleyen, dolar saldırıları ile halkımızı fakirleştiren, Amerika’ya karşı birlik olmalıyız.

Amerika’nın bu düşmanca tavırları nedeniyle, bozulan ekonomik ve toplumsal ortamı, bir siyasi rant olarak görmekten, kaçınmalıyız.

1920 yılında kurulan, ilk meclisin ilkelerini, hep hatırlamalıyız.

Günün Sözü: Görmek isteyenler kadar, kör yoktur.”Swift”

 

…BÜYÜK GÜNAHLAR…    

…BÜYÜK GÜNAHLAR…    

 

Haşr Suresinin 8. Ayetinde;

“Rasul Aleyhissellam size neyi, verdiyse onu alın, neden de yasakladıysa ondan da hemen kaçın” buyrulmaktadır.

Bu Ayetten anlaşıldığı üzerine kurtuluşun meydana gelebilmesi için iki şeyi yapmaktan ayrılık yoktur.

1-) Emirleri tutmak,

2-) Yasaklardan kaçmak.

Bu iki şeyin en muazzamı ise ver’a ve takva diye tabir edilen son cüzdür. Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve selllemin yanında bir adamın ibadetinden, başka bir adamın ise takvasından (haramlardan kaçmasından ) bahsedildi de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ;

“Takvaya (haramlardan kaçmaya) hiçbirşey denk olmaz” buyurdu. Başka bir hadis-i Şer,fte ise;

“Dininizin özü Ver’adır, takvadır, haramlardan kaçmaktır”

İnsanın melek üzerine fazileti de yasaklardan kaçmak sebebiyledir. İnsanın yükselmesi kurbiyeti yine yasaklardan kaçmak iledir. Çünkü melekler emirler meselesinde insanla ortaktırlar. Halbuki meleklerin yükselmesi düşünülemez, insan ise yükselmeye elverişlidir. Bu da özellikle yasaklardan kaçmak ile mümkün olur. Mesela, bir müstehabı yapacaksın ama bir mekruha bulaşacaksan müstehabı terk et mekruha bulaşma. Bugün toplumumuzda nice insanlar farzları yaparlar ama haramlada taviz verirler. Ramazan orucunu tutar ama sahura kadar kumar oynar. Oruçluyken bile yalan söyler. Oruç tutar ama açık saçık gezer. Hacca gider ama faizden kaçmaz. Banka kredisiyle hacca ve umreye gider. Namaz kılar ama gıybet, dedikodu, yalan, iftirada bulunur. Böyle olunca haramlardan kaçmak islamın en mühim meselelerinden ve dinin en şiddetli zaruriyetindendir. Peki insan haramlardan, büyük günahladan nasıl kaçacak. Başta haramları ve büyük günahları bilecek ki kaçabilsin. Bilmeden nasıl kaçacak? Kaçamaz.

Nisa Suresi 31. Ayet-i Kerime’de Rabbimiz (c.c.) ;

“Allah ve Rasulü tarafından kendisinden yasaklanmakta olduğumuz o kötü şeylerin büyüklerinden sakınırsanız, bizde sizden küçüklerini örteriz ve sizi cennet gibi pek şerefli bir mekana girdiririz” buyurmaktadır.

Ayet-i Kerime’den anlaşıldığı üzere büyük günahlardan sakındığımız sürece Mevlamız da küçüklerini örteceğini bildiriyor. Vesselam…

Selam ve dua ile….

 

Fi Emanillah….(Allah’a emanet)

 

İmamoğlu’ndan Cumhuriyetçi Muhafazakarlar  Görüntü

İmamoğlu’ndan Cumhuriyetçi Muhafazakarlar  Görüntü

İstanbul Belediyesi Başkanlık mazbatasını, (CHP) adayı Ekrem İmamoğlu aldı.

Her ne kadar yargı süreci devam ediyorsa da, bize göre artık, bu yarış  sonuçlandı.

Peki İstanbul Halkı neden İmamoğlu’nu tercih etti.

Çünkü İmamoğlu, Ak parti ile, (CHP)siyasi çizgisinin,tam ortalarında bir yerde, görüntü verdi.

Hem, Atatürk ve Cumhuriyet değerlerinin, yanında göründü.

Hem de, inanç ve gelenek konusunda, muhafazakar bir yanı olduğunu, özel örneklerle gösterdi.

Belki de, şimdiye kadar hiçbir (CHP)’li yöneticinin cesaret  edemediği, ortak bir duruşu göstermeyi becerdi.

Sandık kurallarındaki hesaplaşmalarda, kaymalar olmuştur. Ama esas kayma, kararsız ve küskün seçmenin tercihlerinde görünmüştür.

Ak parti üst yönetiminin tercihlerini yaparken inanç ve dava adamı olma konusunda, çok hassas olduklarını biliyoruz.

Ayrıca seçim konusunda bazı pratik yenilikler yaparak, seçmeni bir dolu oy pusulası ile oy kabinlerine sokmaktan, vazgeçmeliyiz.

Oy pusulalarını, Mümkün mertebe tek belgeye indirmeliyiz. Sandık kurallarında, denetim ve gözetim adaletini ve kalitesini sağlamalıyız.

Şeffaflığın, sadece cam sandığa oy atmak olmadığını, anlamalıyız.

Sonuç olarak, her iki ittifak içinde, ne bir zafer, nede bir hezimet olmuştur.

Seçmen, ülke genelinde cumhur ittifakına birincilik verse de, büyük metropoller de millet ittifakını tercih ederek, iki tarafa da gereken mesajları, vermiştir.

(CHP)ye sahillerde ve büyük şehirlerde hizmet etme şansı verirken, kuzey Suriye sınırındaki beka sorununa da önem verdiğimi göstermiştir.

Günün Sözü:

Çok yazan değil, güzel yazan yaşar.”Cenap Şahabettin”

 

Ak Partiye Yeni Sistem Yaramadı

Ak Partiye Yeni Sistem Yaramadı

Ak parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, (50+1)’lik yeni seçim sistemini, halkımızla tanıştırdı.

Ama bu yeni yapıyı , yerel seçim sistemine, entegre edemedi.

(50+1) demek, ne demektir?

Mümkün mertebe, geniş bir ortaklık demektir.

Küçük partilerden gelecek oylarla, seçimi kazanmak demektir.

En önemlisi, ortakların sandık başındaki görevlileri ile, sandık başındaki emniyeti sağlamak demektir.

Oy kaydırmayı ve geçersiz oy katliamını, önlemek demektir.

Halbuki Ak parti, seçimin başlangıcında, sandık başındaki hakimiyetini, kaybetmiştir.

Kısacası Ak parti, aşırı güven ve henüz farkına varamadığı, kibrin kurbanı olmuştur. Tüm seçimler boyunca, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seyretmiş, koskoca yerel seçimi, Erdoğan’ın sırtına yüklemiştir.

(CHP)ise, geçmişte bir araya bile gelmeyeceğini, partilerle ortaklık yapıp, sağladığı küçük miktarlarla, Ak partiyi sarsmayı becermiştir.

(HDP)ile yaptığı gizli ittifak ile, büyük şehirlerde, Ak partiyi kendi getirdiği sistemin altında, bırakmıştır.

Ak parti Gemlik’te tercih ettiği adayla, metal yorgunluğun kişilerde değil, parti teşkilatında olduğunu, hissettirmiştir.

Aslında Ak parti yönetiminden, seçim sandıkları ile uğraşmak yerine, önce kendileriyle yüzleşmelerini bekleriz.

Ak parti ve (MHP) ortaklığı, yurt genelinde bu yerel seçimlerden, birinci çıkmıştır.

Bu seçimlerde, birkaç büyük şehir kaybı, Ak partinin harına olmuştur.

Belki bu kayıp, Ak partinin kendini toparlamasını sağlayacaktır.

Seçimsiz geçecek 4,5 yıl içinde, üst yönetimle bürokratik yapının daha uyumlu çalışması, Ak parti için, bir tamirat dönemi olacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ında, bu sonuçlardan, sandığın mesajını aldığını anlıyoruz.

Günün Sözü: Üç türlü yalan vardır. Basit yalan, kuyruklu yalan ve istatistikler.”Disraeli”

 

Süperligde  Ortalık Karıştı

Süperligde  Ortalık Karıştı

Bursaspor ‘un üç sezondan beri, küme düşme tehlikesi yaşadığını biliyoruz.

Elimizdeki istatistikleri inceleyince, tehlikenin bu sezon daha da büyüdüğünü, anlıyoruz.

Son üç sezonun 28. Hafta sonu puanlarına bakalım.

-Bir önceki sezonda, 28 maçta 35 puan toplamış.

-Geçen sezon is, 28 maçta 33 puan toplamış.

Yaşadığımız bu sezon ise, 28 maç ta 28 puan, toplamış durumundayız.

İlk hamle olarak, Samet hocanın anlayışlı davranışı ile, hızlı bir teknik direktör değişikliği, yaşadık.

Takımımıza, bu takım mücadele etmiyor, diyemeyiz.

Ama en alt sıralardaki bile var olan, golcü ayaklardan yoksunuz.

Alt yapı devrimi ile uğraşırken, bir iki  tane golcü ayak, transfer etmeyi ihmal ettik.

Trabzon spor’daki, iki tane Abdül Kadir gibi, altın çocuk bulamadık, nadiren  yakaladığımız  pozisyonları’ da, skora yansıtamadık.

Son iki haftadan beri, Göztepe’nin aldığı kötü sonuçlar nedeniyle, henüz cehennem çukuruna, düşmedik.

Ama bu hafta, düşecek ve kalacak takımların kimler olacağını, az da olsa, fark edeceğiz.

Bu aşamada, taraftarın takıma sahip çıkmasını, olumlu buluyoruz.

Bu hafta İstanbul da Kasımpaşa ile oynayacağımız maç, Bursaspor’un kader maçı olacaktır.

Bu sezon, ligin alt kısmı öyle gelişmelere gebe oldu‘ki şampiyonluğa giden maçlar, ikinci plana aldık.

Beşiktaş Başakşehir’i   yenerek, haftanın en karlı takımı oldu ve üst tarafı yeniden dizayn etti.

Galatasaray’da Fenerbahçe ile berabere kalınca, kağıtlar yeniden karılmiş oldu.

Başakşehir, açık ara önde olma özelliğini, kaybetti.

Ve  Beşiktaş’da, potaya girmiş oldu.

Sözün kısası hem alt sıralarda, hem de üst sıralarda   yarış yeniden başladı.

Günün Sözü: Köleliğin en kötüsü, kendi nefsine köle olmaktır.”La Foantine