Köşe Yazıları

HAYATA DÖNME VAKTİ!

HAYATA DÖNME VAKTİ!

Bir süredir kafamı kuma gömmüş yaşıyorken, hafifçecik başımı kaldırıp şöyle bir etrafa bakmak istedim bu hafta.

Bakmaz olaydım!

Cinnet haberleri kol gezer olmuş cennet vatanımda…
Meğer benim kendimi bile isteye dünyadan bi’ haber ettiğim haftalarda yurdum insanının çıldırma seviyesi en üstlere çıkmış.

Hangi habere baksam vahşet ve/veya cinnet… Hem de hepsi de eften püften sebeplerden doğan kavgalar, koparılan kıyametler, ölenler ve öldürülenler…

İnanılır gibi değil!

Gerçi konu gasp, hırsızlık, bir canlının canını almak veya almaya teşebbüs etmek vs. olunca altında akılcı bir sebep aramak yersiz ve saçma olsa da yine de söz konusu olay ve ölümlere, işlenen cinayetlere bakınca, gelinen noktada cehalette sınır tanımadığımızı anlamak zor olmasa gerek.

Psikolojik olarak toplumca yerlerde süründüğümüz ise gün gibi ortada! Hani neredeyse dışarıda bir yerlerde ağzı dolu dolu gülmeye bile korkar hale geldiğimiz ise tespitlidir.

Hoşgörünün timsali olan Türk halkının geldiği hali görünce üzülmemek elde değil.

“Vah vahhh”, “Yazık…”, “Tüh tühh” gibi söylemlerin içine dalmadan, toplum üyelerini bu denli agresif hale getiren sebeplerin ne olduğunu düşündüm kendimce.

Ve şu sonuçlara ulaştım;

Kısıtlanmışlık duygusu,
Sen-ben ayrımları,
Geleceğe dair umutsuzluk,
Günü kurtarma telaşının verdiği bıkkınlık,
Güvensizlik,
Hiçlik duygusu,
Var olma mücadelesi,
Ayakta kalabilmenin çetin savaşı,
Ve elbette hepsinden önemlisi olarak, para para para…
Daha doğrusu parasızlık!

Ekonomik kaygılar ve geçim derdi listenin ön sıralarındaki duygulara tavan yaptıran ve milletin bir kısmını cinnetin eşiğine getirirken, büyük bir kısmının da ruhsal ve psikolojik olarak bitmelerine sebep olan en önemli unsur.

Düzelir miyiz?
Yani önceki zamanda olduğu gibi hoşgörü ve gülümsemeler içinde yaşayan bir toplum haline gelir miyiz yeniden?

Bence “zor.”

Ekonomik kaygı ve korkular bitmediği sürece ve eğitim seviyemiz yükselmediği sürece bence zor, çok zor!

Ama yine de umutsuz olmamak adına diyorum ki;

“Belki…Bir ihtimal! Günün birinde!”

Esen kalın.

Küresel Sermaye Ve Altılı Masa

Küresel Sermaye Ve Altılı Masa

Küresel sermaye küresel çapta bir sivil toplum örgütü haline gelmiştir.

Sosyal medyayı kullanmakta çok uzmanlar.

Kutuplaşmaya elverişli ülkeleri seçmekte çok ustalar.

Açık toplum ve demokrat toplum sloganları ile hedef seçtikleri ülkelere giriyorlar.

Çok paraları var bölecekleri ülkeler de ki yandaşlarına bol para harcamaktan çekinmiyorlar.

Pilot ülke olarak Sovyet Rusya’dan ayrılan Ukrayna’yı seçtiler.

Ukrayna’yı bir anda eski Sovyet yanlıları ve demokrasiyanlıları diye ikiye bölmeyi başardılar.

Ukrayna’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında.

Kutuplaştırdıkları halkı birbirlerine düşürmeye çalıştılar.

Sonunda Ukrayna’yı Rusya’dan kopardılar ve Rusya ile savaşa girmeye zorladılar.

Küresel sermaye her yaptığı operasyonu sonuçsuz bırakır.

O bölgeyi kanayan bir yara haline getirir.

Afganistan ve özellikle Kuzey Suriye örnekleri ortadadır.

Açıklık ve demokrasi vaat ettiği toplumların sorunlarını çözmez.

Ortalıkta bırakır.

Tam itaati kabul ettirinceye kadar her türlü baskıya baş vurur.

Açık ve demokrasi toplum vakfı aradığı kutuplaşmış ortamı Mısır’da bulmuştur.

Tahrir meydanında bir iç savaş tehlikesi yaşandı.

Müslüman kardeşler iktidarı yıkıldı ve Mısır’ın başına General Sisi getirildi.

Aynı senaryo ile Tanus’un başına da emekli bir anayasa yargıcını getirdiler.

Açık toplumun lideri para babası Soros Macaristan doğumludur.

Ama Macaristan halkına diz çöktüremedi.

Küresel sermayenin yeni hedefinde Türkiye bulunmaktadır.

Açık ve Demokrasi toplum vakfı bizim millet ittifakı ile yakın ilişki içindedir.

Halen cezaevinde  bulunan Osman Kavola bir açık toplum vakfı lideridir.

Osman Kavalahem küresel sermaye hemde Millet ittifakı için önemli isimdir.

Altılı masa bir görüntüden ibarettir.

Vakti zamanı gelince karar isimler dışarıdan bildirilecektir.

 

40 ve 20 Yıllık Enflasyon Oranları

40 ve 20 Yıllık Enflasyon Oranları

Türkiye’nin 40 yıllık enflasyon rakamlarından önce 20 yıllık enflasyon rakamlarına bir bakalım.

Ak parti göreve başladığı 2002 yılında (%29,7) oranında bir enflasyon oranı ile karşılaşmıştık.

2003 yılında enflasyonu (%18,4) düze yine düşürdü 2004 yılında ise tek rakama yani (%9,3) düzeyine indirdi.

2005 yılında enflasyon (7,73) seviyesine kadar geriledi 2006 yılında (9,65) düzeyine yükseldi .

2007 yılında ise (%8,39) olarak ölçüldü.

2005 yılındaki genel kriz enflasyonu iki haneye yani %10,06 oranına yükseltildi.

2009 yılındaki rakam ise (%6,53) olarak gerçekleşti.

2010 yılında (%6,4) gibi mükemmel bir rakam görmüştük.

2011 yılında yeniden çift haneye çıktık.

(%10,45) oranını gördük.

2012 yılında (%6,16)

2013 yılında (%7,4)

2014 yılında (%8,17)

2015 yılında (%8,87)

2016 yılında (%8,53) oranlarını yaşadık.

15 temmuz darbesinden sonra 2017 enflasyonu (%11,92) düzeyine yükseldi.

2018 yılında yükselme devam etti ve enflasyon (%20,3) düzeyine kafar ulaştı.

2015 yılında yeniden (%11,84) düzeyine düştü.

2020 yılında ise (%14,5) olarak ölçüldü.

2021 yılında salgın hastalığın tırmandığı dönemde enflasyon (%36,?) oranına kadar çıktı.

2022 yılında salgın hastalığın yanına savaş ortamıda eklenince enflasyon (%79,60) oranına kadar tırmandı.

Kısacası Ak parti iktidarının enflasyon ile mücadelesi salgın hastalık ve savaş psikolojisi nedeniyle yaralanmış oldu.

Birde geçmiş te nasıl enflasyon rakamları görmüştük onları hatırlayalım.

Rahmetli Önal’ın uyguladığı 24 Ocak 1980 tarihli ekonomik kararlar sonucunda (%115,6) düzeyinde bir enflasyon oranı görmüştük.

1994 yılında ise Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer ile Başbakan Ecevit arasında yaşanan sert bir tartışma sonrasında (%125,50) oranında rekor bir enflasyon oranı ile karşılaşmıştık.

Kısacası 40 yıldan beri enflasyon ile birlikte yaşadık.

Yeterli petrolümüz doğal gazımız ve buğdayımız olmaz ise yaşamaya devam edeceğiz.

GÜNÜN SÖZÜ

Minnet ağır bir yüktür

Kimse yük taşımak istemez

?

Dolar Dünya’da Düşüyor Bizde Tırmanıyor,  Neden!

Dolar Dünya’da Düşüyor Bizde Tırmanıyor,  Neden!

 

Amerika 1970’li yıllardan beri askeri ve siyasi gücünü kullanarak Dünya ticaretinin rotasını eline geçirdi.

Bu ekonomik gücün kaynağı petrol ve ürünlerinin Petro-Dolar olarak pazarlanmasındandı.

Bu yüzden Amerikan Doları dünyanın her yerinde geçerli hale gelmişti.

Amerika’nın bastığı ve tüm dünyaya ulaştırdığı Dolarların altın karşılığı yoktu.

Amerika Hazine Bakanlığı tahvilleri ile bu açığı kapatıyordu.

Güçlü Pentagon etkili ve baskıcı siyaset ile Doları dünyadaki bütün Milletlerin Merkez Bankalarına

10 yıl önce yapılan bir araştırmada dünyadaki Merkez Bankalarındaki dövizlerin %72’si Dolardı.

Bir yıl önceki  yapılan araştırmada ise dünyadaki Merkez Bankalarındaki Dolar oranı %59’a düşmüştür. Dolara olan talep düşünce Amerikan Hazinesi büyük panik yaşadı.

Çünkü Dolara olan talep %50’ler seviyesine düşerse Doların dünyadaki ekonomik gücü sorgulanacaktı. İşte tam bu noktada Pentagon devreye girdi ve bir anda hem Rusya hem Ukrayna kışkırtılarak Pentagon’un istediği ortam yaratıldı.

Bu senaryo gereğince hem AB ülkeleri hem de Baltık ülkeleri korkutuldu.

Kuf bir güç haline gelmiş Nato’ya taze kan verilmiş oldu.

Ardından Tayvan bahane edilerek Çin Devleti’ne sataşıldı.

Bütün bu hamleler son yıllarda çaptan düşen Dolar egemenliğini devam ettirmek içindir.

Peki  Dolar dünyada sorgulanırken neden bizde hep değer kazanmaktadır?

Bunun sebebi Türk kökenli ve yabancı kökenli finans spekülatörleridir.

Bu kesimler ekonomik , siyasi ve toplumsal krizleri çok yakından izlerler ve vakti zamanı geldikçe kendi çıkarları için kullanırlar.

Türk bankalarından yüksek miktarda (TL) kredi çekip yüksek miktarda döviz satın alarak dövizi tırmandırırlar.

Bizdeki Doları ekonomik şartlardan ziyade fırsatlar tırmandırmaktadır.

 

Günün Sözü

“Tecrübe yediğimiz kazıkların bileşkesidir.”

Konfüçyüs

 

Vicdan Yoksa Enflasyon Düşmez

Vicdan Yoksa Enflasyon Düşmez

Yıllık bazdaki temmuz ayı tüketici enflasyonu %79,30 olarak gerçekleşti.

Üretici temmuz ayı enflasyonu arasındaki makas, iyice açıldı.

Nerdeyse iki katına çıktı.

Bu tablodan toptancıların ve patronların henüz zam yapmaya doymadıklarını görüyoruz.

Geçmiş yıllarda yaz aylarında sebze ve meyvenin bollaşması nedeniyle enflasyon oranlarında önemli ölçüde düşmelere tanık olurduk.

Bazı Haziran ve Temmuz aylarında enflasyonun eksiye düştüğünü görmüştük.

Ama hala gözü doymayan fırsatçıları ve stokçuları durduramıyoruz.

Devletin kanunları ile ve dini telkinlerle bu fırsatçıların hızını kesemiyoruz.

Fırsatçı kesimin bir bölümünü her yıl ramazan aylarından tanıyorduk.

Yaklaşık 2,5 yıl süren salgın hastalık döneminde daha organize olarak piyasaya çıktıklarını gördük.

Şimdi ise çevremizdeki savaşlar nedeniyle yeni  hesaplar yaptıklarını hissediyoruz.

Bu fırsatçı kesimde vicdan yoktur.

Seçim tarihi yaklaştıkça bu fırsatçı ve stokçu kesimin daha acımasızlaştığını ve daha pervasızlaştığını hep birlikte göreceğiz.

Çünkü bu kesimin vicdani değerleri aşınmıştır.

Bu kesim fırsatçılığı ve haksız kazancı bir sistem haline getirmiştir.

Bu kesim her türlü ticari işlerde oluşturdukları tedarik zincirleri ile devleti yıldırmış vatandaşı ise soyup soğana çevirmiştir.

Tek hedefleri yeni yeni krizler yaratmaktır.

Bu toptancılar ve patronlar krizleri yaratırlar ve beslerler.

Üstelik ekonomik ortamdan en çok şikayetçi olanlarda bu kesimdir.

Ekonomi yönetiminin %144,61 üretici enflasyonunu iyi analiz etmesi gerekir.

Günün Sözü

Anlatamam derdimi dertsiz insan

Dert çekmeyen dert kıymetin biri

Aşık Veysel

 

VAMPİR Mİ?  KELEBEK Mİ?

VAMPİR Mİ?  KELEBEK Mİ?

“Ne güzel, bu yaz her yer kelebek dolu” dedim Şile’ deki yazlık verandamda otururken.

Sonraki günlerde iskelede, bir akşamüstü ağaçların hışırtısının altına sığınmış keyif yaparken orada da gördüm aynı cins kelebekleri.O zaman da gülümseyerek baktım onlara.

Üzerinden birkaç gün geçti…Bu kez vakit akşamüstü saatlerini epey geçmiş, yaz sofrası kurulmuş, aile efradı keyifle masadaki yerlerini almışken,aynı kelebekler toplaşıverdi masanın etrafına. Sadece yemek masası olsa iyi! İskeledeki masa üstü lambasını mesken tutmuşlar meğer!

Huzurla yemek yemek ne mümkün! Salatalara ve tabaktaki yemeklerimize anında ortak olmalarıyla birlikte tanıştığımız bu kelebeklerin insanlarla birlikte yaşamak konusunda ısrarcı olduklarını masa başındakiler olarak o gece anladık!

Düne kadar “Ayy ne güzeller” diyerek sevdiğim kelebekler bu kez çıtayı daha da yükselterek, açtığımız araba kapısından ve evin aralık kalan sinekliğinden içeriye öyle bir süratle dolmaya başladı ki, onlara olan sevgimin tek taraflı olduğunu anlar hale geldim! Zira neredeyse istilaya uğramış gibi hissetmeye başladım kendimi! Sanki biz insanoğlunun alanlarını bir bir işgal etmek ister gibi halleri vardı bu kelebeklerin.

İlerleyen günlerde, yeşille mavinin buluştuğu ve Karadeniz iklimine sahip olan güzel köyümdeki evde, açık havada otururken bacaklarımın ve kollarımın sözüm ona sivrisinekler tarafından ısırıldığında tanık oldum. “Bunda ne var ki?” demeniz doğal ancak bunca yıldır ben böyle bir sivrisinek ısırığı ne gördüm ne yaşadım!

Sivrisinek ısırığı değil, derinizde resmen oyuklar oluşuyor her ısırıkta…

Nihayetinde karşıma çıkan bir haberde anladım ki, meğer sempatiyle baktığım kelebekler kelebek değilmiş! Ülkemize Gürcistan’ dan giriş yapan istilacı bir böcek türüymüş. Bizlere bu ısırıkları yapan, oturduğumuz yerde huzur vermeyen, soframıza ısrarla ortak olan da onlarmış.

Tevekkeli şimdiye kadar gördüğüm kelebekler farklı renk ve ebatta iken bunların hepsinin de aynı renk ve neredeyse aynı ölçüde olmaları dikkatimi çekmişti.

Sonradan öğrendiğim kadarıyla sevilesi bulduğum kelebeklerin lakabının “Vampir Kelebekler” olarak nam saldığını, sadece bizim gibi Karadeniz iklime yakın oturan insanoğlunu değil, bitkileri de sömürdüklerini öğrendim.

Şu an için Şile, Beykoz ve Sarıyer taraflarında konuşlandıkları da tespit edilen bilgiler arasında.

Bahsi geçen yerleşim yerlerinde ikamet eden herkesin bu durumdan benim gibi muzdarip olduklarını ve rahatsızlık boyutunun aşıldığını öğrenince yalnız olmadığımı bilmek beni sevindirdi. Zira çokluğun çıkardığı ses, resmi kurumlar nazarında bir çözüm bulunmasına delalettir.

Her ne kadar ailece, çözümü evi ilaçlatmakta bulsak da bunun geçici ve lokal bir çözüm olduğunu düşünüyorum.

Hâsılı; her kelebeğin kelebek olmadığını da bu yaşta öğrenmiş oldum!

Bakalım, hayat daha neler öğretecek?

Esen kalın.

     Amerika Dünya’yı Ele Geçirmek İstiyor

     Amerika Dünya’yı Ele Geçirmek İstiyor

Küresel sermaye, Amerika’nın önderliğinde, başta Karadeniz, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz olmak üzere tüm dünyada yeniden yapılanma konusunda kolları sıvadı.

Öncelikle kendisine itaat etmeyen liderleri hedef alıyor ve yeni keşfedilen enerji kaynaklarının başına çöküyor. İşe Karadeniz’den başladı.

Amerika Karadeniz’de yaşanılan Rusya-Ukrayna Savaşı ile bir taşla birkaç kuş vurmuş oldu.

Başlangıçta her iki ülkeyi de kışkırttı ve savaşa hazırladı. Ukrayna’yı büyük destek vaadiyle kandırdı. Aynı zamanda “Ukrayna Nato üyesi değildir.” diyerek Rusya’nın önünü açtı.

Aslında, amacı Nato’nun beyin ölümü gerçekleşti diyen Avrupa Birliği’nden öç almaktı.

Nitekim savunma gücü ve enerji imkanları olmayan Avrupa Birliği’nin “Kof” bir güç olduğunu cümle aleme göstermiş oldular.

Ayrıca Ukrayna –Rusya savaşı uzayabilir ve yayılabilir havasını yarattılar.

Bu korku ile Finlandiya ve İsveç’te Nato’nun kollarına kendilerini attılar.

Amerika Savaş alanında direkt olarak Rusya’ya karşılık vermedi ama Rusya’ya karşı dünya çapında bir anbargo uygulanmasının önderliğini yaptı.

Amerika önce Romanya’yı ardından Yunanistan’ı üs haline getirmişti.

Şimdi Ukrayna’yı da onların arasına katacak.

Amacı, Karadeniz, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına yakın olmaktır.

Şimdi Asya kıtasına el attı. Çin’i Asya kıtasındaki kendi komşuları ile markaja almak istiyor.

Singapur, Malezya, Güney Kore, Japonya ve özellikle Tayvan gezileri ile Çin’i tahrik etmeye başladı. Özellikle, Tayvan ziyaretindeki ısrarı ilişkileri gerginleştirdi.

Asya gezileri Başkan Biden yerine Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi tarafından gerçekleştiriyor.

Amaç küresel sermayeyi egemen kılmaktır.

 

Günün Sözü

Heykeltraş mermere ne ise öğretmende çocuğa odur.

ADDİSON

Bizdeki ve Batıdaki Koalisyonlar

Bizdeki ve Batıdaki Koalisyonlar

 

Çok ortaklı koalisyonlar, ilk bakışta çok demokrat ve çok katılımcı bir konum sergilerler. Masada altı ortaklı ve masa dışında da bir ortaklı Millet İttifakı şimdilik bu tarife uyuyor. Ama Millet İttifakı’nın konumu hakkında yorum yapmadan önce çok ortaklı Avrupa koalisyonlarına bir göz atalım.

Kısa bir süre önce, üç partiden destek gelmediği için İtalya Başbakanı istifa etmişti ve bu gelişme sonucunda meclis fes edildi.

İtalya’da yeniden seçime gidilecek. Hollanda’da da seçimlerden 299 gün sonra hükümet kurulabilmişti. İspanya’da ise hükümet kurulabilmesi için 246 gün harcanmıştı. İsrail 2019 yılından beri beşinci kez seçime gitmek zorunda kaldı. Bütün bu siyasi çalkantılar her partinin farklı bir ajandası olduğu için yaşanıyor.

Ortaklar çabuk uzlaşamıyordu. Hükümetler  karar almakta zorlanıyordu. Uygulamalar gecikiyor kamu hizmetleri aksıyordu. Ortaklar arasında krizler yaşanıyordu. Hükümetler istifa etmek zorunda kalıyordu. İtalya, hep çok ortaklı hükümetlerle yaşadı. Parlementer sistemin zaaflarını gidermek için çok uğraştı ama başaramadı. Fransa, artık başbakanlık makamının gereksiz olduğuna alıştı.

Peki, geçmiş yıllarda bizim kurduğumuz koalisyonlarda neler yaşandı? İlk hatırladığım koalisyon, (MSP-CHP) koalisyonuydu.

Rahmetli Ecevit, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıklarında çok hassastı. Rahmetli Erbakan ise Maliye Bakanlığı ve Yatırımcı Bakanlıkların peşindeydi. Savunma Bakanının ismi Genel Kurmaydan geliyordu. Rahmetli Türkeş’in öncelikleri ise (MİT) ve İstatistik Başkanlıklarıydı.

Mesut Yılmaz başkanlığındaki üçlü koalisyon toplanmakta zorluk çekiyordu. Erbakan ve Çiller arasındaki koalisyona zamanın Cumhurbaşkanı Demirel müdahale etmişti. Bir dönem Milliyetçi Cephe Koalisyonlarında Bakanlıkları , devlet kurumlarının ve devlet bankalarının paylaşımı çok gergin ve çok çetin geçmişti. Haziran 2023 seçimlerinden sonra benzer olaylar yaşanacak mı yaşanmayacak mı şimdilik bilmiyoruz.

Günün Sözü

“Düşüncelerde hastalıklar gibi bulaşıcıdırlar.”

-A.Maurius

YENİŞAKRAN

YENİŞAKRAN

 

Kuzey Ege’ nin şirin bir mahallesi.

“Bir mahalle olur da nasıl köşe yazısına konu olabilir?” diyebilirsiniz. “Ege’ de mahalleden bol ne var ki!” dediğinizi de duyar gibiyim.

 

Gel gelelim bu şirin mahalle alelade mahalleler gibi değil!

 

Hemen açıklayayım; Kuzey Ege’nin mavi sularına kıyılarını açmış, yelken sporunun bile yapılmaya başlandığı, az sayıda ama keyifli restoran ve kafelerinin denize nazır masa-sandalye ve dekorlarıyla süslenmiş şirin bir mahalle.

Mahallenin kıyı şeridi bir köprüyle ikiye bölünmüş gibi sanki. Köprünün hemen altına sığınıvermiş olan rengarenk balıkçı tekneleri ayrı bir güzellik katmış Yenişakran’ a. Bir tablonun içinde kalmışsınız da o tablonun içinden çıkmak istemezmişsiniz gibi…

 

Ben buranın sahil kesimiyle haşır neşir olmak istediğim için ana yolun böldüğü mahallenin yukarı kısmından bahsetmek istemiyorum yazımda. Zira beni büyüleyen kısım, halen azimle bakir kalmakta ısrarcı olan plajı ve o plaja atılmış olan şezlonglar…Sizi temin ederim buradaki hizmet kalitesinin Bodrum ve Çeşme gibi ün salmış yazlık bölgelerden gram eksiği yok. Üstelik fiyatlar Bodrum ve Çeşme’ nin tatil fiyatlarından çok daha makul.

 

Akşamın bir vakti çıktığınız sahil yürüyüşünde yol boyunca açılmış olan esnaf tezgahlarını da görünce, tıpkı benim gibi herkesin keyifleneceğinden eminim.

 

Yerli halkı güler yüzlü, sevecen ve misafirperver. Bu sıcaklık, bizler gibi İstanbul’ un kalabalık tozunu yutmuş ve adeta robotlaşmış olan, buz gibi insan ilişkilerinin arasında yaşayan büyük şehir insanları için bulunmaz bir nimet gibi geliyor insana.

 

Hemen ayak üstü kurulan sohbetler, “hadi bi’kahve içelim” e dönüşünce, dışı beni saran, içi ise buranın insanlarını yakan bir sohbet başlıyor ister istemez.

 

Bu kıyı mahallesinin insanına dokununca bin ahh işitmek beni üzse de sohbetin sonunda; “Türkiye gerçeği!” demekten kendimi alamıyorum. Zira burada da ekonomik darboğaz milletin yakasına yapışmış durumda. Ev fiyatları almış başını gidiyor! Makul ölçülerde kiralık ev bulmak neredeyse imkansız. Bir anda 3-4 katına çıkan kiralık ve hatta satılık gayrimenkul fiyatları eski-yeni kiracı dinlemeksizin yaz ortasında kara kara düşündürür hale gelmiş buranın kiracılarını. Keza esnaf da aynı dertten muzdarip! Maliyetlerin katlanarak havalarda perenda attığı mamul fiyatlarına karşın, buraya gelen ziyaretçilerin ürünlere sadece bakıp bakıp elleri boş gitmeleri hepsinin canını sıkan esas konu.

 

Esnafın pek çoğunun ürünlerini geçen yazın fiyatları ile etiketlediklerini ama buna rağmen satışlarda geçen senelere göre hatırı sayılır bir düşüş olduğunu söylemeleri üzücü. Hasılı; esnaf burada da can çekişiyor!

 

Bu gidişatın sonunda ne olur, nasıl olur bilmiyorum ama gittiğim her yerde aynı tabloyla karşılaşmak doğa ananın muhteşem görselinin verdiği huzuru bile gölgeliyor!

 

Bu arada Yenişakran’ dan bahsetmişken, Yenişakran’ın Aliağa’ nın bir mahallesi olduğunu da söylemeliyim. Aliağa mı Yenişakran mı diye soracak olursanız da, tereddütsüz, %100 Yenişakran derim.

 

Yolunuz düşerse burayı pas geçmeyin! Keşfetmeye ve görülmeye layık bir sahil şeridi. Hele ki benim gibi sükuneti seven bir yaz tatili anlayışınız varsa Yenişakran tam sizlik.

 

Son olarak, yazımı okuyup da yol uğratmayı düşünenlere kısa bir dip not: bütün Ege kıyılarında olduğu gibi Yenişakran’ ın da poyraz rüzgarının meşhur olduğunu söylemeliyim.

 

Ege’ nin sert poyrazına inat, içinizdeki rüzgar daima meltem essin.

 

 

Esen kalın.

Umudumuz Bursaspor Altyapısında

Umudumuz Bursaspor Altyapısında

 

Bu sezon izleyeceğimiz  Bursaspor, profesyonel futbol liglerinde bir ilke imza atacak.

Kadrosunda yer alan futbolculardan 37 adedi alt yapıdan geliyor.

Bu sezon hedefi 1.lige dönmek ve genç yeteneklerimizi Türk futboluna katmak olacaktır.

Bursaspor’un kamp dönemi 2 Ağustos’ta Afyon’da başlayacak.

Kamp döneminde birkaç hazırlık maçı yapacağını öğrendik.

Genç Bursasporluları faulsüz ama temaslı futbola alıştırmalıyız. Temaslı futbol hem ülkemiz futbolunda hem de dünya futbolunda yeni bir tarz , yeni bir tercih olmuştur.

Hakemlerin de  VAR sisteminde faulsüz temaslı futbola geçit verdiğini görüyoruz.

Bu inceliği genç Bursaspor’a  iyi anlatmalıyız. İyi öğretmeliyiz.

Ayrıca, ikinci bölgede yapılacak birkaç hazırlık pasından sonra dikine futbolu tercih etmeliyiz.

Genç ve hızlı iki bek ile genç ve hızlın iki kanat oyuncusu her maçı lehimize çevirebilecektir.

Bu sistemi iyi beceren Antalyaspor’un maçlarını hatırlamalıyız.

Bu sezon Bursaspor ile birlikte 2.Ligde farklı bir grupta mücadele edecek olan İnegölspor’u da takip edeceğiz.

İnegölspor’un iddialı bir kadro ile ve yeni tesislerle sezonu açtığını gördük.

Bursa kamuoyu olarak iki takımı da merakla izleyeceğiz. Her ikisinin de başarılı bir sezon geçirmesini diliyoruz.

İnegölspor’a İnegöl Belediye Başkanının özel bir ilgi gösterdiğine yakından tanık oluyoruz.

Benzer bir ilgiyi de  Bursa Büyükşehir Belediye Başkanından da bekliyoruz.

Çünkü Bursaspor Bursa için bir markadır.

 

Günün Sözü

“Eğer yürüdüğünüz yolda bir engel  yoksa o yol sizi hiçbir yere götürmez.”

-B.Shaw