Köşe Yazıları

İslam Birliğinde Umut Yok, Türk Birliğinde Işık Var

İslam Birliğinde Umut Yok, Türk Birliğinde Işık Var

Türk Dili konuşan 6 ülke ile birlikte demokrasi ve özgürlükler adasında toplandık.

Aslında 54 ülkeden oluşan İslam Birliğinin dayanışmadan uzak kof bir beraberlik olduğunu anladık.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin bir İslam kardeşi gibi değil, Türkiye düşmanı gibi davrandıklarını gördük.

İşte bu sebeplerle şimdilik 6 ülkeden oluşsa da Türk devletleri teşkilatına çok önem vermeliyiz.

Bu teşkilat küresel düzen içinde, henüz en üst devrede teknolojik ve finansal güce sahip değildir.

Ama samimiyet ve birliktelik hevesi yüzünden en üst seviyede görülmektedir.

Bu birlik ve beraberliğe sıkı sıkı sarılmalıyız.

Çünkü özellikle İslam ülkelerinin paralarının kulu haline geldiklerini görüyoruz.

Küresel güç odaklarının kölesi haline geldiklerini anlıyoruz.

Ve bu küresel güç odaklarının kurdukları komplolara alet olduklarını biliyoruz.

İslam dinini koruma konusundaki hassasiyetimize birazda, paraya kul olmuş bu İslam ülkelerini ortak etmeliyiz.

Ve İslam dinine sahip çıkma konusundaki samimiyetlerini test etmeliyiz.

İşte bu sebeplerle Türk kökenli devletlere sarılmalıyız.

Merkel görevden ayrıldıktan sonra Avrupa Birliği lokomotifi olmayan vagonlar topluluğuna dönüşmüştür.

Amerika ve dolar itibar kaybetmeye devam etmektedir.

O zaman hedefimiz bölgesel güç haline gelmek olmalıdır.

Savunmaıs ve enerjisi olmayan Avrupa Birliği sıradan bir birlik haline gelecektir.

YPG-PKK ve Fetö örgütüne destek veren Amerika, Avrupa birliği ve zengin Arap ülkelerinden Türkiye’ye fayda gelmez.

Hedefimiz komşumuz Rusya ile Enerji ve Turizm olmak üzere her konuda stratejik ortaklığı güçlendirmek olmalıdır.

Ayrıca yeni dünya düzeni ile yeni tanışan 6 Türk kökenli devlete de sahip çıkmak olmalıdır.

 

Günün sözü;

Hoşlanmadığına sabretmedikçe,

Hoşlandığını ele geçiremezsin.

“Hz.İsa”

HUZUR SAATİM…

HUZUR SAATİM…

 

Yoğun günlerin tam ortasındayım. Dört nala koşuyorum…Sanki hayatta birşeyleri ıskalamışım da onları yakalamak istercesine… Ya da sanki bu yaşa kadar hiç yaşamamışım gibi!

 

Kollarımı kavuşturup arkama yaslanmak ve birazcık mola almak ne mümkün! Hele ki vakit akşamı bulduğunda, günün son kahvesiyle birlikte üzerime temelli düşüyor yorgunluğun gölgesi…

 

Ama huzurluyum…Huzurlu ve mutlu bir yorgunluk benimki. Şikayetçi olmamı gerektirmeyen tatlı bir yorgunluk. Gün akşama değdiğinde sevdiğim bir rehavet yaşıyorum bu aralar… Çok seviyorum bu duyguyu, çook…

 

Bana göre yaşadığımın kanıtı! Adrenalin ve heyecan yüklü, yapıcı ve üretken bir günün ardından gelen müthiş bir keyif benimki…

 

Hayata muzip bir şekilde göz kırptığım günler…Hatta mevsimin kış saatine geçiş yapmak üzere olduğuna bile aldırmıyorum! Grimsi gökyüzünün hakim olacağı kış günlerine bile şimdiden umutla, heyecanla bakıyor ve nadiren göreceğimi bildiğim kış güneşini bile şimdiden yaz güneşiymiş gibi karşılamaya hazır hissediyorum kendimi.

 

İşte böyle bir huzur benimki! Eşsiz…Sanki dünyada bir ben varmışım da koskoca dünyayı istediğim gibi istediğim zaman arşınlıyormuşum gibi…

 

Ne gündemin puslu haberlerine takılıyorum ne de şu zaman diliminde yaşadığım gerçeğine!

 

Sadece AN’ ı yaşıyorum…Beni mutlu eden düşüncelerimin refakat ettiği anları yaşıyorum. Gerisini – berisini, olanı – biteni, gideni – kalanı…Hiçbir şeyi düşünmüyorum.

 

AN’ la birlikte beni gülümseten her ne varsa bir de bunu düşünüyorum, kahvemden aldığım her yudumla birlikte…Ve bir daha gülümsüyorum.

Huzurla…

 

Böyle zamanlarımda beni gerçekliğe döndüren hiçbir telefonun gelmesini istemiyorum mesela…Hiçbir mesajın veya hiçbir mailin.

 

Huzur anlarıma gölge düşürecek en ufak bir hayati ses istemiyorum yanı başımda.

 

Hele ki sevimsiz ve çekilmez insanların hayaline bile tahammül edemiyorum hayal dünyamda.

 

Huzurun bekçisi oluyorum, akşamın dar vaktinde…Huzurumun efendisi oluyorum her akşamın son yarım saatinde. Elimde kahvem, yüzümde tebessüm, başımda kavak yelleri, zihnimde ise hakimi olduğum benlik dünyamın melodisinin tınısı…

 

Her nerede olursanız olun, her kim olursanız olun kendiniz için bir iyilik yapın ve size özel huzur saati yaratarak yaşayın.

 

Esen kalın.

KOCAELİSPOR’A MAĞLUP OLDUK

KOCAELİSPOR’A MAĞLUP OLDUK

Bursaspor bu sezon birinci lige yükselen Kocaelispor’a ( 2-1) yenildi.

Oyuna daha ısınamadan yediğimiz golde, kale önündeki adam paylaşımında, büyük hatamız vardı.

Rakibin en golcü oyuncusu Dino’da bu hatayı affetmedi ve fotoğraf çektirir gibi, bir kafa golü attı.

Golden sonra, toparlandık.

Ama gereksiz bir revöşata denemesi yüzünden, kırmızı kart gördük ve yaklaşık 70 dakika, 10 kişi oynamak zorunda kaldık. Sarı kart cezası belki ama, kırmızı kart cezası çok ağır oldu.

Hakem kırmızı kart tercihi ile, tarafsız olmadığını göstermiş oldu.

Birinci lige bu sene çıkan Kocaelispor’u bir “play-off” adayı olarak gördük.

Ama taraftarlarının maç öncesi ve maç sırasındaki davranışlarını beğenmedik.

Kocaelispor’lu taraftarların, maça geliş sırasında pet şişe atmalarını ve otobüs lastiklerini tekmelemelerini, hoş karşılamadık.

Seyirci ve pandemi kısıtlamaları kalktıktan sonra, benzer olayların yaşanmasından, çekiniyoruz.

Kocaelispor maçında, İsmail Yüksek’in kırmızı kart cezalısı olması orta sahamızın gücünü düşürmüştü.

İkinci bölgedeki hâkimiyetlerimizi, kaybettik.

Kocaelispor maçında, iki kırmızı kart gördük.

Bu konuda teknik yönetimin, futbolcularla görüşüp, gereklı tedbirleri almasını, bekliyoruz.

Şimdi milli maç dönemine girdik.

20 Kasım Cumartesi günü, Bursa’da İstanbulspor ile oynayacağız. Milli maç arasında, sakatlar iyileşecek ve yorgunlar dinlenmiş olacaktır.

İstanbulspor maçında hırslı ve mücadeleci bir Bursaspor, görmek istiyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

Güzel bir gülüş karanlık bir eve giren güneş ışığına benzer.

“Tolstoy”

10 KASIMI, 29 EKİMLE BİRLİKTE DÜŞÜNELİM

10 KASIMI, 29 EKİMLE BİRLİKTE DÜŞÜNELİM

Atatürk’ü 10 Kasımlarda anarken, Cumhuriyet idaresi ile birlikte, anmalıyız.

Cumhuriyet’i ilan ettiğimizde, bir çok Avrupa ülkesi ve Orta Doğu ülkeleri, krallıklarla idare ediliyordu.

Bir çoğunda da, diktatörlükler vardı.

Ayrıca Cumhuriyet için “Benim en önemli eserim” dediğinide hatırlamalıyız.

Bana göre Atatürk’ün Türk halkına bıraktığı en önemli miras, “Bİrleştiricilik Unsuru” olmuştur. Bu birleştiricilik özelliğini, bağımsızlık savaşımızın ilk günlerinde, Samsun’da , Amasya’da, Sivas’ta ve Erzurum’da görmüştük.

Bu özelliğini bu günlerde daha çarpıcı örneklerle görüyoruz.

Siyasetin, en keskin biçimde kutuplaştığı bu dönemde, Atatürk sevgisi ve saygısı etrafında birleşmeseydik, belkide paramparça olmuştuk.

Geçmişte kamu görevi yaptığım dönemde, farklı kültür, inanç ve etnik gruplardan, gelen kişilerdik.

Ama, hepimiz onu sevmiştik ve minnet duymuştuk. Onun değerini yıpratmaktan kaçınmıştık.

Hiç birimiz birbirimize karşı, onu daha çok sevdiğimizi gösterme gayretinde, olmamıştık.

Atatürk hepimizin ortak değeri olmuştu. Hepimizin birleştiği bir odak noktası olmuştu. Atatürk’ü anmak, belli grupların değil, hepimizin ortak sorumluluğundaydı.

İşte her 10 Kasımda onu anarken, Türk halkı için yaptıklarını hatırlamalıyız. Minnet duygularımızı ve dualarımızı iletmeliyiz.

Gerek siyasi çıkar amacıyla, gerek birbirimize karşı güç gösterisinde bulunmak amacıyla, Atatürk ismini kullanmaktan kaçınmalıyız.

Tüm Türkiye işgal altında iken, Samsun’dan yola çıkıp, o bölgenin en kritik şehirlerinde bağımsızlık toplantıları düzenlemek, her baba yiğidin cesaret edeceği bir hamle değildir.

Sadece bu hamleyi düşünmek bile, Atatürk’ün nasıl bir lider olduğunu göstermektedir.

GÜNÜN SÖZÜ

Haksızlıklar karşısında eğilmeyin. Çünkü hakkınızla birlikte onurunuzuda,  kaybedersiniz.

“Hz. Ali”

ÜSTÜNÜZE SAĞLIK!

ÜSTÜNÜZE SAĞLIK!

 

Klavyenin başına oturduğumda şeffaf, adil ve tarafsız olarak bu konuyu ele alacağıma dair söz verdim kendime.

 

Zira pandeminin halen hüküm sürdüğü şu günlerde özellikle sağlık çalışanlarına haksızlık etmeyi hiç istemem.

 

Ancak…

 

Halk olarak sanki bir parça mağdur oluyor ve şikayetlerimizi dile getirecek mercii bulamıyoruz!

 

Şikayet ve mercii demişken, kimi kime şikayet edeceğimiz de ayrı konu!

 

Konunun özüne yek vücut dalış yapmam gerekirse;

Pandeminin başlangıcından itibaren sağlık sektöründeki işleyiş  temelli arap saçına döndü!

 

Pandemi öncesi var olan randevu sistemi sanki yeterince sorun yaşatmıyormuş gibi, pandemi dönemiyle birlikte bu sorun ayyuka çıktı! Ne mümkün randevu alabilmek! Ne mümkün randevu hattını düşürebilmek!

 

İster gece 00.00′ dan sonra arayın, ister sabahın 05.00′ inde arayın sonuç hiç değişmiyor. Randevusuz gittiğinizde de hastanelerde bir Allah’ın kulu yüzünüze bakmıyor! Verdikleri cevap ise hep aynı oluyor; “Randevu al da gel”. Buna karşılık siz her ne kadar randevu hattını düşürmediğinizi deseniz de, kimse oralı olmuyor. Bu durumda şayet paranız varsa çaresizce özel hastanelerin yolunu tutuyorsunuz. Peki ya paranız yoksa!…

 

Yaşanan bu sinir bozucu duruma karşılık düne kadar, sağlık ocakları nispeten kurtarıcı oluyordu! Ki aile hekimleri ve sağlık ocağında görev yapan sağlık çalışanları halkı eli boş göndermeme ve mağduriyet yaşatmama gayretindeydiler. Düne kadar diyorum zira, dün dünde kaldı cancağızım!

 

Aynı sinir bozucu sistemin sağlık ocaklarına da getirilmesi halk için artık sağlık ocaklarını da ulaşılmaz kıldı!

 

Sağlık ocağı çalışanları bomboş otursalar dahi -ki buna şahit olmuşluğum vardır- hastanın randevusu yoksa kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.

Halkı gitmeye mecbur bırakılan adres ise yine aynı ; özel hastaneler!

 

Ey sağlık çalışanları!

Pandemi döneminde yorulduğunuzu biliyoruz. Vaat edildiği gibi haklarınızı alamadığınızı da biliyoruz. Ama bunun suçlusu veya sorumlusu bizler değiliz. Bu kaosu yaratan halk değil!

 

Sizler alamadığınız veya kısıtlanan her hakkınız için bileti bizlere kesiyorsunuz! Haklarınız konusunda muhatabınız halk değil, bizzat hükümettir.

 

Sorunlarınızı sizleri mutsuz eden yasaları çıkaranlarla çözün, halkı cezalandırırcasına “Bugün git yarın gel, randevunu al öyle gel” diyerek değil.

 

Sağlık ocaklarına, “Randevusuz hasta bakmak veya ilaç yazmak zorunda değilsiniz” keyfiyetini veren sayın yetkililer! Siz değil miydiniz pandemi başlangıcı itibarıyla 65 yaş üstü raporlu hastalara “Hastanelere gitmeyin, rapor süreniz dolduğunda bağlı olduğunuz aile hekimlerine veya sağlık ocaklarına giderek reçetenizi yazdırın” diyen!

 

Sorarım size, yürürlükte olmayan bir uygulama için bunu söylemiş olmanın ne anlamı var?

Hayat zaten yeterince zorken, hele ki İstanbul gibi bir metropolde sağlık ile ilgili işleri zorlaştırmanın ne anlamı var?

 

Elbette bütün bunları işkembe-i kübradan atmıyorum. 65 yaş üstü ve raporlu hasta olan anne ve babamın çilesini görüyor ve her seferinde, yaşamda kalmaları için kullanmak zorunda oldukları ilaçları ücret karşılığında satın aldıkları için biliyorum.

 

Çünkü randevu alabilmek imkansız!

Çünkü bu konumdaki hastaların özel hastanelere gitseler dahi kendi doktorları dışında bu ilaçları yazdırabilmeleri imkansız!

 

Sağlık sektöründeki işleyişi hastalar, yani halk için zorlu bir parkura dönüştürenler için söyleyecek çok sözüm olsa da susmayı tercih ediyorum. Zira bu sektör içindekiler nedeniyle hayatının en zorlu mücadelesini vermiş ve bunu fiziki acılar çekerek ödemiş biriyim ben.

 

Bu arada yazımın detaylarını bütün sağlık ocakları üzerine alınıp hemen şaha kalkmasın! Zira duyduğum ve öğrendiğim kadarıyla her sağlık ocağı randevu zorunluluğu istemiyor. Böyle bir zorunluluğu şart koşmayan sağlık ocaklarını ve çalışanlarını yürekten kutluyorum.

 

Hâsılı; bu keşmekeşi yaşamamak için siz siz olun hastalanmamak adına elinizden ne geliyorsa onu yapın.

 

Üstünüze sağlık olsun!

 

Esen kalın.

BURSASPOR’DAN HIZLI KONTRA ATAK FUTBOLU

BURSASPOR’DAN HIZLI KONTRA ATAK FUTBOLU

Bursaspor, oynadığı temaslı ve agresif futbolun meyvelerini toplamaya başladı.

Ayrıca duran toplardan, gole ulaşmayı da beceriyorlar.

İşte bu özelliklere, kontra atak futbolunu da ekleyince, Boluspor, Balıkesirspor ve Ceyhanspor maçlarını, peş peşe kazandılar.

Özcan Hoca defansın ortasındaki aksaklığa çare buldu.

Bu bölgedeki top kayıpları, gollere sebep olunca, Emirhan’ ı  kulübeye çekti.

Emirhan ise defansın solunda daha başarılı oldu. Ceyhan spor maçında, bu duruma tanık olduk.

Ayrıca Ceyhanspor maçında, defansın ortasında Taha’yı da gördük.

Taha akıllı ve cesur futboluyla, ilk on bire hazır olduğunu gösterdi. Geçen sene, henüz sezon başında, talihsiz bir sakatlık geçiren Vefa Temel, Ceyhanspor maçında, bende ilk on bir için adayım dedi.

Bu sene Bursaspor’ da daha geniş bir kadro yapısı görüyoruz .

Ve ” play- off ” umudumuz, günden güne artıyor.

Ümraniyespor lider durumda olsada, bu sezonun en diri ve kaliteli takımı olarak, Ankaragücü’ nü gördük. Sezon başında hızla parlayan Eyüpsporu dikkatle izliyoruz.

Geçen sezonun flaş takımı Tuzlaspor, bu sezon eski gücünde değil.

Altınordu, Samsunspor ve özellikle İstanbulspor, büyük hayal kırıklığı yaşatıyorlar.

Bu sezon çok formda bir Bandırma spor izliyoruz ve şampiyonlukta adı geçebilecek bir Kocaelispor görüyoruz.

Geçen senenin kök söktüren Keçiören gücü ise puan cetvelinin son sırasında yer alıyor.

Menemenspor ise, geçen sene olduğu gibi, ortalarda geziniyor.

Bursaspor’un başarmaya çalıştığı agresif ve temaslı futbol, hızlı kontroataklarla sonuca ulaşacaktır.

GÜNÜN SÖZÜ

Okumasını bilirsen her insanın bir kitap olduğunu göreceksin.

” Channing “

BURSASPOR’DAN HIZLI KONTRO ATAK FUTBOLU

BURSASPOR’DAN HIZLI KONTRO ATAK FUTBOLU

Bursaspor, oynadığı temaslı ve agresif futbolun meyvelerini toplamaya başladı.

Ayrıca duran toplardan, gole ulaşmayıda beceriyorlar.

İşte bu özelliklere, kontraatak futbolunuda ekleyince, Boluspor, Balıkesirspor ve Ceyhanspor maçlarını, peş peşe kazandılar.

Özcan Hoca defansın ortasındaki aksaklığa çare buldu.

Bu bölgedeki top kayıpları, gollere sebep olunca, Emirhan’ ı  kulübeye çekti.

Emirhan ise defansın solunda daha başarılı oldu. Ceyhan spor maçında, bu duruma tanık olduk.

Ayrıca Ceyhanspor maçında, defansın ortasında Taha’yı da gördük.

Taha akıllı ve cesur futboluyla, ilk on bire hazır olduğunu gösterdi. Geçen sene, henüz sezon başında, talihsiz bir sakatlık geçiren Vefa Temel, Ceyhanspor maçında, bende ilk on bir için adayım dedi.

Bu sene Bursaspor’ da daha geniş bir kadro yapısı görüyoruz .

Ve ” play- off ” umudumuz, günden güne artıyor.

Ümraniyespor lider durumda olsada, bu sezonun en diri ve kaliteli takımı olarak, Ankaragücü’ nü gördük. Sezon başında hızla parlayan Eyüpsporu dikkatle izliyoruz.

Geçen sezonun flaş takımı Tuzlaspor, bu sezon eski gücünde değil.

Altınordu, Samsunspor ve özellikle İstanbulspor, büyük hayal kırıklığı yaşatıyorlar.

Bu sezon çok formda bir Bandırma spor izliyoruz ve şampiyonlukta adı geçebilecek bir Kocaelispor görüyoruz.

Geçen senenin kök söktüren Keçiören gücü ise puan cetvelinin son sırasında yer alıyor.

Menemenspor ise, geçen sene olduğu gibi, ortalarda geziniyor.

Bursaspor’un başarmaya çalıştığı agresif ve temaslı futbol, hızlı kontroataklarla sonuca ulaşacaktır.

GÜNÜN SÖZÜ

Okumasını bilirsen her insanın bir kitap olduğunu göreceksin.

” Channing “

98 YIL ADINA UMUTLUYUM…

98 YIL ADINA UMUTLUYUM…

 

Bugün coşkuluyum.

Bugün her günden çok daha mutluyum.

Bugün daha gururlu, sevinçli ve hepsinden önemlisi bugün gelecek adına umutluyum.

 

Klasik bir Cumhuriyet Bayramı yazısı yazmaktan çok öte bugünkü hislerim…

Çünkü 2021′ in 29 Ekim’ inde yazmaktan çok umutla yaşıyorum bu günü.

 

Nedeni ise basit!

 

Yurdumun her yerinde bayraklar dalganıyor bugün; caddeler, sokaklar, dükkan vitrinleri, mağaza girişleri, dağ bayır…En kuytuda kalmış evlerin pencerelerinden bile kırmızı – beyaz özgürlüğün simgesi salınıyor bugün. Hemen yanında ise Atatürk’ ümün derin mavi gözleri…

 

Bendeki gururu bir görseniz! Gözlerimdeki ışıltıyı, kalbimin atışını bir bilseniz, hissetseniz…

 

Her yer anlı şanlı marşlarla inliyor bugün… Kulağıma pelesenk olmuş kahramanlık türkülerini dinliyor ve dinledikçe de coşuyor kulaklarım bugün.

 

Bugün, tam da olması gerektiği gibi CUMHURİYET’ e, CUMHURİYET’ imize yakışır bir biçimde kutlanıyor.

 

Umutlarım, sevincim ve coşkum bununla da bitmiyor…

 

Vicdanı hür, seçimleri özgür ve kendinden emin çocuklarımız, gençlerimiz yüzümü ağartıyor bugün! Geleceğime umut katıyor…Yüreğime su serpiyor.

 

Cumhuriyet ne diye soruyorum gençliğe; “Aydınlık geleceğimiz” cevabını alıyorum. Bu kez; “Gelecek kimin elinde?” diye soruyorum. “Bizim elimizde” diyorlar. Bu kez daha derin bir “Ohhh” çekiyorum.

 

Ezbere dayalı değil, köhne fikirlerin prangalarında değil, ne istediğini bilen bir gençliğin elinde bu ülkenin geleceği.

 

Bunun  üzerine bir daha umutlanıyorum… Göğsüm kabarıyor, Türk gençliğinin parıldayan sözlerinin altında.

 

Hâsılı; bugün, gelecek 98 yılları emanet edeceğimiz çocukların ilerici fikirleriyle bende oluşan gurura tanık oluyor yeryüzü ve gökyüzü.

 

Gururlan Türkiye’ m…

Gururlan Türk halkı…

Gururlan Türkiye’ nin yeni nesli…

 

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.

 

Esen kalın.

Gemlik’te Cumhuriyet Bayramı’na yakışır kutlama

Gemlik’te Cumhuriyet Bayramı’na yakışır kutlama

Gemlik’te Cumhuriyet Bayramı coşkusu bir kez daha zirveye taşındı. İki gün süren kutlamaların finalinde Mabel Matiz sahne alırken on binlerce Gemlikli bayram sevincine ortak oldu.
Gemlik’te Cumhuriyet Bayramı bu yıl da dolu dolu programlar ve coşkuyla kutlandı. İstiklal Caddesi ve Cumhuriyet Mahallesi’nin merkezi noktalarına “Yaşasın Cumhuriyet” yazılı mahyalar asan Gemlik Belediyesi, kutlama programının gerçekleşeceği İskele Meydanı’na ise nostaljik Cumhuriyet Bayramı takı yerleştirdi. Ayrıca Gemlik Belediyesi tarafından hazırlanan yaklaşık 50 bin Atatürklü Türk bayrağı esnaf ve evlere dağıtıldı.
Kutlama programları Perşembe günü Atatürk anıtına çelenk sunma töreni ile başladı. İlçe protokolünün katıldığı törenin ardından CHP, İYİ Parti ve Atatürkçü Düşünce Derneği de anıt önüne çelenklerini sundular. Tarihi Atatürk heykelinin kaidesi Gemlik Belediyesi tarafından karanfil yapraklarından yapılmış Türk Bayrağı ile süslendi. Aynı akşam Cemil Meriç Kültür Merkezi’nde Gemlik Belediyesi Sanat ve Kültür Derneği, Tuğberk Çelikkol’un şefliğinde Atatürk’ün sevdiği şarkı ve türkülerden oluşan Cumhuriyet Konseri’ni gerçekleştirdi. Sosyal medyadan canlı olarak da yayınlanan konser, sevilen marşların hep bir ağızdan seslendirilmesi ile son buldu.
Binlerce kişi Cumhuriyet için yürüdü
Gemlik Belediyesi tarafından Zeytin Dalı Meydanı’nda kurulan oyun alanında çocuklar bayramın keyfini yaşarken Atatürk maketleri ile fotoğraf çekildiler. Kutlamalar Cumhuriyet Yürüyüşü ile devam etti. Eski Diş Hastanesi önünde toplanan binlerce kişi, meşaleler ile İstiklal Caddesi üzerinden İskele Meydanı’na yürüdü. Korteje Gemlik Kent Bandosu eşlik etti. İskele Meydanı’nda Gemlik Belediyesi tarafından organize edilen program ise izleyenlere coşkulu anlar yaşattı. Marşlarla açılan programda Gemlikli genç tiyatro sanatçılarından oluşan Gezgin Sanat, Nazım Hikmet’in “Kuvai Milliye Destanı” eserinden uyarladıkları gösteriyi sergiledi. Fırat Üste ve Adem Yıldırım’ın sahnelediği gösterinin sahne amirliğini ise Özen Çağla Akın üstlendi. Oyunun ardından Halk Dansları Ekibi zeybek gösterisi gerçekleştirdi. Gösteri, izleyicilerden büyük alkış aldı. Konser öncesi ise “Dj Echo” olarak tanınan Erkan Özayvaz, sevilen şarkılar ve marşlar ile bayram coşkusunu zirveye taşıdı. Son olarak sahneye gelen Mabel Matiz, yaklaşık iki saat boyunca en sevilen parçalarını seslendirdi. Alanı dolduran çoğunluğu gençler ve kadınlardan oluşan yaklaşık 20 bin kişi, şarkıları hep bir ağızdan söyledi.
“Gençler, siz her şeyin en iyisine layıksınız!”
Mabel Matiz’e çiçek ve hediyesini vermek üzere sahneye gelen Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan, alanı dolduran gençler tarafından alkışlarla karşılandı. Alanı dolduran on binlerce genç, Başkan Sertaslan’ın “Z Kuşağı burada mı” sorusuna alkış ve ıslıklarla cevap verdi. Konuşmasında birlik ve beraberlik vurgusu yapan Başkan Sertaslan “Gençler, sizler her şeyin en iyisine layıksınız. Hep birlikte aynı coşkuyla bayramlarımızı kutlamaya devam edeceğiz. Birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece hiç kimse bize zarar veremez. 29 Ekim’i takvimde bir günden ibaret görmeyelim. Cumhuriyetimizin değerini bilelim ve ilelebet koruyalım” dedi. Başkan Sertaslan Mabel Matiz’e zeytin ve zeytinyağının yanı sıra zeytin fidesi de hediye etti.

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

Öncelikle halkımızın 29 Ekim Cumhuriyet bayramını kutluyorum.

Cumhuriyet yönetimi, egemenlik haklarını imtiyazlı bir sınıfın elinden almıştır ve bu egemenliği, kayıtsız ve şartsız olarak Türk milletinin emrine vermiştir.

Halkımız almış olduğu bu yetkiyi, seçimlerde vermiş olduğu oylarla, kullanmaktadır.

Artık bayrak ve emirlerin yerini, kanunlar ve kurumlar almıştır.

Egemenlik hakkını kullanmak sadece iç yönetimimizle sınırlı değildir. Nitekim, yargımızın bağımsızlığına müdahale etmek isteyen 10 yabancı büyük elçiyede, bu yetkimiz hatırlatılmıştır.

Genç Cumhuriyetimiz geçen 98 yıl içinde, insan hakları uygulamaları ile, güçlendirilmiştir.

Çağdaş demokrasiye ulaşmak için, önemli mesafeler alınmıştır.

Üstüne titrediğimiz genç Cumhuriyetimizi , riskli alanlardan uzak tutmalıyız.

Ve şayet odaklarının dini grupların etki alanlarına girmesine, mani olmalıyız.

Genç neslimize, Cumhuriyet ilanının, sadece bir bayramdan ibaret olmadığını, devlet sisteminin beton kolonlarını temsil ettiğini ısrarla anlatmalıyız.

Gençlerimize Cumhuriyetimizi otoriter davranışlardan ve islamcı uygulamalardan uzak tutmalarını önermeliyiz.

Yabancı odakların önermesini beklemeden, kanunlarımızı ve kurumlarımızı, insan haklarına önem veren konuma getirmeliyiz.

Geniş çapta ve her alanda, katılımcılığı desteklemeliyiz.

Ama ülke güvenliği ve bütünlüğü konusunda, çok titiz davranmalıyız.

Yargıtay kararlarına, müdaheleye kalkışan 10 Büyükelçinin, geri adım atması, genç Cumhuriyetimizin ne kadar saygın bir çizgiye geldiğini göstermektedir.

Genç Cumhuriyetimize, iktidar ve muhalefet olarak, hep birlikte destek vermeliyiz.

GÜNÜN SÖZÜ

Hiç kimse kaderini değiştiremez ve kaderinden kaçamaz.

“Goethe”