Köşe Yazıları

 Son Okuduğum Kitap Üst Akıl

 Son Okuduğum Kitap Üst Akıl

 

Görsel ve yazılı basın pek çoğumuza kitap okumayı unutturdu.

En son okuduğum kitap, 2018 Ocak ayında İsmail Tokalak tarafından basılan “Üst Akıl Denilen Acımasız Düzen” isimli kitap oldu.Kitabın kapağında İsrail armalı bir el resmi vardı.

Bu elin her bir parmağında Google,Dolar ,Petrol ve Uçak sembolleri asılmıştı.

Kitabı karıştırdıkça Amerika’nın Li Hanqzhi isimli Çin’li bir “FETÖ”sü olduğunu gördük.

Ayrıca Mossad ve CIA kontrolünde kesnizami isimli bir tarikatında Irak’ta faaliyette bulunduğunu öğrendik.

Sayfalar ilerledikçe Üst Akıl’ın sadece üç-beş zengin aileden ibaret olmadığını ortada küresel bir sistem olduğunu anladık.

Dönem dönemm devreye Dünya Bankasının, Dünya Ticaret örgütünün ve hatta Dünya Sağlık Örgütünün girdiğini okuduk.

Ayrıca büyük basın kuruluşlarının uluslararası düşünce kuruluşlarının ve batılı finans kurumlarınında bu üst aklın tetikçileri olduklarını öğrendik.

Tabi bu küresel gücün merkezinde Amerikan Merkez Bankası olduğunuda anladık.

En önemlisi ise bu küresel sistemin silahlı tetikçisinin Nato olduğunu öğrendik.

Krizli bölgelere demokrasi getireceğim diye girip Mısır’da olduğu gibi General yerleştiren bu sistemi artık bilmeyenimiz kalmamıştır.

Artık bu küresel kriz sisteminin yaptığı aldı operasyonlarını da yemiyoruz.

Zaten 21 Aralık 2017’de Birleşmiş Milletlerde yapılan Kudüs Oylamasında Amerika ve İsrail’in yalnız kaldığınada tanık olmuştuk.

Bu sistemin nasıl işlediğini ve amaçlarını bilemez isek ülkemizede partimizede faydalı olamayız.

Eski Cumhuriyet Halk Partisi bu küresel oyunların farkındaydı.

Bu günkü Yeni Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin İnönü’nün Johson’un mektubuna verdiği tepkiyi, Ecevit’i haşhaş yasağına karşı çektiği resti 30 yaşlarındaki Deniz Baykal’ın Ataş Rafinerisi konusundaki duruşunu hatırlamasını öneriyoruz.

 

 

Günün Sözü

Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir.

“Thomas Alva Edison”



Dünya Kupası Fransa’nın

Dünya Kupası Fransa’nın

Dünya Kupası final maçının, başlangıcından beri ilk favorisi Fransa idi.Ama final maçını oynayacak ikinci takım her hafta değişti.
Başlangıçta Almanya demiştik, Almanya grubten bile çıkamadı.
Bir ara İspanya, Portekiz veya Brezilya finallere gider mi dedik fakat hiçbirinin yarı finallere ulaşamadığını gördük.
Portekiz’den akıllarda kalan tek güzellik, Quaresma’nın trivela ile yaptığı gol vuruşu oldu.
Maçlar devam ederken 10 yıl beraber oynayan Belçika dikkatimizi çekiyordu.
Ayrıca soğuk oynayan ama üstün fizik kondisyonlu ingiliz takımıda kendini göstermeye başlamıştı.
Bu arada Hırvatistan’da dikkatleri çekmeyi başarmıştı.
Tekniği yüksek ama kondisyonu düşük Hırvatistan ise üç eleme maçınıda uzatmalar ve penaltılar sonucu kazanmıştı.
Fransa ise final maçına daha diri bir biçimde ulaşmıştı.
Yenik duruma düşen Hırvatistan ikinci yarının başlarında, tüm gücünü kullandı ama Pogba’nın attığı üçüncü golden sonra, Hırvatistan’ın çöktüğünü gördük.
Eğer son 15 dk içinde Mbappe biraz daha dikkatli olsaydı belkide bu dünya kupasının, gol kralı bile olabilirdi.Tüm dünya Yugoslavya’nın futbol ekolünü, zaten biliyordu.
Bugünkü Hırvatistan’da, bu ekolü yeniden dünyaya hatırlattı.
Rusya’daki maçları izlerken, Kore’de dünya üçüncüsüolduğumuz maçları hatırladık ve Avrupa üçüncüsü olurken, Hırvatistan’ı yendiğimiz uzatmalı maçı hatırladık.
Ülkelerin futbol hayatında, yakaladıkları bir nesil vardır.
10 yıl bir arada oynayan bir nesil hem kendilerine hem de ülkelerine çok güzel anılar bırakır.
Bu tezimizin en güzel örneğini Belçika takımında gördük.
Bir kaç yıl önce Belçika takımı podyumlara çıkacak deniliyordu ve o Belçika Rusya’da üçüncü oldu.
Şimdi herkes iki yıl sonra yapılacak Avrupa Futbol şampiyonasında, belçika’nın konumunu tartışıyor.
İnşallah böyle bir nesil Türk futboluna da nasip olur.

Günün Sözü
Bir önyargıyı yok etmek atomu parçalamaktan daha zordur.

“Albert Einstein”



Yeni Sistem ve Refik Yılmaz

Yeni Sistem ve Refik Yılmaz

Yeni sistemle ilgili olarak, her kesimde görevli kişilerin görüşlerini okuyoruz.Bursa Büyük Şehir Belediyesi Başkanının ve Gemlik Belediye Başkanının, görüşlerini öğrendik. Büyükşehir Belediye Başkanı Aktaş’tan Yıldırım metrosu için Ankara’dan destek beklediğini anladık.Aslında, su indirimi ve ulaşım indirimi konusunda, sempati toplayan Aktaş’ın metronun terminal hattı konusuna sıkı sarıldığını zannetmiyoruz.Ak partinin metal yorgunluk döneminde İnegöl’den getirdiği İl Başkanı projesinin Bursa’ya oturmadığını,düşünüyoruz.Aslında sakin, iyi niyetli ve pozitif görüntü veren bu ikili yerine, daha canlı daha takipçi ve Ankara’ya daha yakın bir ekibin Ak Partiye daha yararlı olacağını düşünüyoruz.Gemlik Belediyesi Başkanı Refik Yılmaz’ın üç ayda tamamlanan halı sahanın izni için 6 ay bekledik şeklindeki açıklamaları ilgi çekti.Bizde bir uzmanın “büyük bir yatırım için 600 imza gerekiyor.” Şeklindeki açıklamasını, hatırladık.Yeni sistemin “karmaşık bürokratik” engelleri ortadan kaldırmayı amaçladığını anlıyoruz.Bu sisteme takipçi ve projesi olan bürokratların uyabileceğini biliyoruz.Gemlik Belediye Başkanı Refik Yılmaz’ın üretken ve takipçi kişiliği ile yeni dönemde daha üst derecede sorumluluk alabileceğini düşünüyoruz.Ak Partinin, Bursa Büyük Şehir Belediyesi ve Merkez Belediyelerde, eski güçlerinde olmadıklarını hissediyoruz.Seçimlerden Önce Bursa Büyük Şehir Belediye Başkanlığı adaylığı için Hakan Çavuşoğlu’nun uygun olacağını yazmıştık.Bugün için projelerdeki başarısı ve takipçi özelliği ile, Gemlik Belediye Başkanı Refik Yılmaz’ı öneriyoruz.Ayrıca bu seçimlerin Büyükşehir adaylığı açısından Mustafa Bozbey için de son şans olacağını düşünüyoruz.

 

 

Günün Sözü

 

– Yirmi yaşında istek, otuz yaşında zeka.

Kırk yaşında akıl önemlidir.

“Franklin”



Yeni Kabine ve CHP Tüzüğü

Yeni Kabine ve CHP Tüzüğü

Cumhurbaşkanının, hem meclisten hemde dışarıdan seçtiği yeni kabineyi, inceledik.Geçen dönem başarılı bulduğumuz Abdülhamit Gül,MevlütnÇavuşoğlu ve Süleyman Soylu’nun yeniden görev aldığını gördük.Hazine ve Maliye Bakanlığı için, Mehmet Şimşek tahmin ediyorduk, ama Berat Albayrak’ın tayin edildiğini gördük.Ama yeni sistemi incelediğimizde, Berat Albayrak’ın yanlız olmadığını Cumhurbaşkanına bağlı “Ekonomi Politikaları Kurulunun” ve “Finans ofisininde” devrede olacaklarını anladık.Milli Eğitim Bakanının eğitim camiasından geldiğini ve hatta bir dönem “Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı” yaptığını öğrendik.Turizm Bakanının, özel Turizm sektöründe görev aldığını, sağlık bakanının ise hem devlete bağlı sağlık sektöründe hemde özel sağlık kesiminde sorumluluklar aldığını gördük.Hulusi Akar’ın ise en üst rütbede hizmet verdiğini Türk Silahlı Kuvvetlerden geldiğini, hepimiz biliyoruz.Cumhurbaşkanı yardımcısının ise eski başbakanlık müsteşarı olduğunu ve çok iyi ingilizce bildiğini öğrendik.Bu arada 16 üyeli kabinenin 4 adet ofis tarafından takip altında tutulduğunu da anlamış olduk.Muhalefet anlayışını tebrik etmeye,alkışlamamaya ve ayağa kalkmamaya endeskleyen CHP üst yönetiminin fanatik seçmenini gerginliklerle beslendiğine tanık oluyoruz.Ayrıca kendisi %30’un üzerinde partisi %22 civarında oy alan Muharrem İnce’nin Genel Bşkanlığının çok kolay olmadığını tespit ettik.CHP’de Genel Başkan adayı olmak için 15 gün içinde 634 imza toplamak gerekiyor, yani delegeler toplamının yarısından fazla, imza toplamak lazım.Bugüniçin Muharrem İnce’den başka hiç kimse bu imzaları toplayamaz.Tabi her fırsatta herkes içindemokrasi isteyen CHP yönetiminin kendi delegeleri için, ne kadar demokrat davrandığınada bakmamız lazım.Seçimlerde barajın sıfır olmasını isteyen CHP yönetiminin, önce kendi tüzüklerini gözden geçirmelerini tavsiye ediyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ
Gerçek arkadaşlık, sağlık gibidir.
Değeri ancak yok olunca anlaşılır.
“GOLTİ”



Yeni Sistem ve CHP’nin Durumu

Yeni Sistem ve CHP’nin Durumu

Ekonomi de, bürokraside ve özellikle dış politikada, çağdaş ve hızlı kararlar almak zorunda olduğumuz, bir döneme girdik.2000’li yılların başında, ülkemizi yöneten üçlü koalisyonda, Bahçeli,Ecevit ve Mesut Yılmaz’ın karar almak için ne kadar zor bir araya geldiklerini, hatırlamaktayız.Bu bakımdan, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine destek veriyoruz.Bir taraftan yoğun bürokrasiden kurtulduğumuza sevinirken, yeni bir bürokratik bataklığa düşmektende korkuyoruz.Kamu görevi yaparken, Azot Sanayi T.A.Ş. olan adımızın “Gübre Sanayi A.Ş.” ye dönüştürülmesisırasında, ummadığımız sıkıntıları yaşadığımızı, hatırlıyoruz.Ama sistemin üç ara döneminden sonra devreye gireceğini öğrenince, biraz rahatladık.Öncelikle ilk “yüz günlük” bir deneme dönemi geçireceğiz.Daha sonra ikinci bir “yüz günlük” dönem daha yaşayacağız.Ardından gelecek “6 ay” içindede sistemin oturmasını bekleyeceğiz.Her ne kadar, Bakanlar Kurulu (26) bakandan (16) bakana düşürüyorsa da gelecekte karmaşa yaşamamak için yetki ve sorumluluk tariflerininde, çok açık yapılmasını öneriyoruz.

Bir bakanlar kurulu olacak, ayrıca Cumhurbaşkanlığına bağlı 9 kurul ve 4 ofis daha olacak, işte bu yeni sistemde bu bölümün tıkır tıkır çalışmasını bekliyoruz.Yoksa bürokrasiden kurtulmayı beklerden, yeni bürokrasi duvarı ile, karşı karşıya kalabiliriz.Yeni sistemde Anayasa Mahkemesinin rolünü de merak etmekteyiz.Yeni Sistemde, Ak Parti ve  (MHP)’nin oylarının Anayasayı değiştirecek düzeyde olmadığını, görüyoruz.Sistem işledikçe  Anayasa değişikliğinin  meclisten geçmek zorunda olduğunu ve tek adamın böyle bir yetkiye sahip olmadığını , yaşayarak öğreneceğiz.Siyaseti, tebrik etmemek ve ayağa kalkmamak gibi düzeysiz bir ortama düşüren (CHP) den toplum olarak şikayetciyiz.16 yıldan beri (CHP) yi yenen bir Genel Başkana, diktatör diyen, ama 8 seçimde yenilmesine rağmen, kendi Genel Başkanını görevden atmayan (CHP) den, şikayetciyiz.Değişim istiyoruz sloganı atmasına rağmen değişimin önünü tıkayan, bir (CHP) üst yönetiminden şikayetciyiz.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Ben kalpleri kırarak değil kazanarak hükmetmek isterim

“M.KEMAL ATATÜRK”



İNSAN

                                    ***  İNSAN ***

Kainatın en şerefli ve faziletli varlığı insan iki şeyden yaratılmıştır. Bir ruh tarafı bir de beden tarafı. Ruh asıldır, beden ona tabidir.ruh gidince bedendeki bütün sermayeyi, görmeyi, işitmeyi, koklamayı, konuşmayı alıp gider. Yani ruh gidince beden elektriği kesilmiş robot gibi kalır.

O zaman bedenimizdeki görme, işitme, tutma kuvveti nereden geliyor ? Aslımız olan ruhumuzdan. Ruh da Mevlanın (cc) sıfatlarından geliyor.  İnsanın aslı ruhdur. Ruh hakkında çok bir bilgiye sahip değiliz. Bedenimizin kilosunu, boyunu, kaç beden elbise giydiğini söyleyebiliriz ama ruhumuz hakkında bu kadar çok konuşamayız. Sadece ruhumuzun varlığını bedenimizden hissederiz.

Ruh asıldır. Mesela ; bir insanın bedeni delik deşik olsaama nabzı çalışsa bu adamı gömmek katilliktir.çünkü asıl olan ruh duruyor da ondan. Ama beden sapa sağlam olsa ruh çıksa bu adamı gömeriz.çünkü asıl olan ruh yoktur.  Ruh insandan iki türlü ayrılır.

  • Uyuyunca ruh gider,

Adam 30 cm yatakta yatarken bir kalkıyor kan ter içinde. Korkmuş “beni aslan kovaladı” diyor. Halbuki beden yatakta kovalanan ruh ama beden ile ilişkisi de var. Uyurken ruhu bizzat Mevla (c.c.) aldığı için acı hissetmiyor. Neden ? Kullarına acıdığı için.

  • Ölünce de ruh ayrılıyor ;

Ölürken kulun ruhunu melekler alır ve ameline göre muamele olunur. Ama imanı ve amelleri sağlam bir müslüman ruhunu tereyağından kıl çeker gibi rahat bir şekilde teslim eder. Bunun Kur’anı Kerim ‘deki misali Yusuf (a.s.) kıssasındadır.

Yusuf (a.s.) gören kadınlar ellerini kestiler Yusuf (a.s.) güzelliğinden dolayı ama acı hissetmediler. Ya cennette gideceği yeri gören ruhunu teslim ederken acı hisseder mi?

Bedenin cüzleri hava, su, toprak, ateştir. Beden gıdasını bunlardan alıyor. Taha suresi 55. Ayette ;

“sizi topraktan yarattık, tekrar o toprağa iade edeceğiz”

Ruh ise neden yaratıldı?

“Ruhun maddesi arşın nurundandır. Topraktan yaratılan beden vatanındadır. Ruh ise garibdir. Çünkü vatanından uzakadır. Öyleyse vatanından uzak, mahzun ve garib olan ruha merhamet et”

Ruh arş üstünden geldi. Ruhun gıdasıda geldiği yerdendir. İşte Kur’an da Levh-i Mahfuzdan geldi. Kur’anın kendi de gıda O’nun buyurdukları da gıda. Namaz, oruç, zekat, zikir  v.s. hepsi ruhun gıdasıdır.

Din-i Mübin-i İslam mükemmel bir dindir. Hem ruha tealluk eden işler vadır hem de bedenimize tealluk eden işler vardır.

“Muhakkak iman edip ameli salih işleyenler” Beyyine-7

İmanın altı tane şartı ruha tealluk eder. Allah’a iman, meleklere iman, kitaplara iman, peygamberlere iman, ahiret gününe iman. Öldükten sonra dirilmeye iman. Bunlar ruha tealluk eden işlerdir. Beden ile alakalı Bir şey yoktur bunlarda.

İslamın beş şartı olan amel ise bedene-kalıba tealluk eden işlerdir. Kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, hepsi beden ile yapılan işlerdir.

Kelime-i şahadet kalpteki imanın kalıba yansımasıdır. Yani depodaki mazotun ibrede gözükmesi gibi. Kalıpda şekil olsa, kalpte iman olmasa münafıklık olur.

Beden 3 gün gıdasını almasa komaya girer. Doktora götürürler. Aynen beden gibi ruhun da gıdasıverilmeye verilmeye komaya girer  ama “bana gıda verin” diyemez. Onu da manevi doktorlara götürmak lazımdır. Ruhun manevi doktoru onu serumla, iğneyle yavaş yavaş ayağa kaldıracak. Mesela hergün sabah namazına kalkan insan bir sefer kalkmasa kalp sıkılır, daralır. Ne oldu ruh sabah namazı gıdasını alamadı da ondan.

Rabbim (c.c.) bedenimizin gıdasını düşündüğümüz gibi ruhumuzun da gıdasını düşünüp verenlerden eylesin (amin)

Selam ve dua ile… Fi emanillah (Allah’a emanet)…



DİKDATÖR DEDİĞİN NASIL OLUR

DİKDATÖR DEDİĞİN NASIL OLUR

 

Cumhuriyet Halk Partisi son 15 yıldan beri toplumu kucaklayamadı.

Proje üretemedi ve sadece nefret hakaret politikalarına,sığındı.

Tek adamla başladı ve işi diktatörlüğe kadar taşıdı.

Ak parti ile değil, Erdoğan ile yarıştı.Diktatör nasıl olu,önce mısır’daki “Sisi” ye bakılması gerekirdi.General Sisi nasıl Cumhurbaşkanı seçildi ?

Mısıre seçmenin %30’u  saçime katıldı ve bu %30’un  %99u Sisi’yi Cumhurbaşkanı seçti.

Aslında seçim,bir tiyatro gibiydi.Adayı bulanda,seçimi kazanan da Amerikaydı.

Şimdi Türkiye’de yapılan referandumlara, seçimlere ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, bir bakalım.

Türkiye’de yapılan seçimlerde ve referandum larda, katılım hiç bir zaman %50’nin altına düşmedi.

2015 yılından önce, Cemaat medyası ve Doğan medya grubu, her seçimde Ak parti ve Erdoğan’a karşıydı

.Kılıçtaroğlu göreve kasetle gelmişti.

Seçmen bu durumu, çok iyi bilse bile Erdoğan nefreti yüzünden hiçbir şeyi görmez hale gelmişti.

Nefret,hakaret,yalan ve itibarsızlaştırma ile sürekli pompalanan (CHP) seçmenin, psikolojisi bozuldu.

İktidarı sandıkta aramaktan ziyade,sokak eylemlerinde çare aramaya başladılar.

15 Temmuz gecesi, başarısız darbe girişimi konuşulurken; Selin Sayek Böke’nin  cümlelerinde “Gezi parkı” özlemini hissetmiştik.

Şimdi %30  seçmenin %99 oyu ile seçilen “Sisi” yi bırakalım.

Girdiği tüm seçimlerde kaybetmesine rağmen (CHP)  Genel Başkanlığını bırakmayan Kılıçtaroğlu’na bakalım.

Erdoğan halkın oylarına,Kılıçtaroğlu ise delegelerin oyarına güveniyor.Hangisi diktatöre benziyor sevgili okurlar ?

 

Günün Sözü

Biri sana kötülük ederse unut.

Ama sen birine kötülük edersen unutma.

“Halil CİBRAN”



Dünya Kupasında “Ne Var Ne Yok”

 Dünya Kupasında “Ne Var Ne Yok”

 

Rusya’da oynanan Dünya Kupası maçlarını, ilgi ile izliyoruz.Eleme maçlarında bizim gibi elenen İtalya’yı ve Hollanda’yıda göremedik.Daha ilk turda elenen geçmiş yılların şampiyonu Almanya’ya da şaşırdık.Tabi çeyrek finallere bile kalamayan,Arjantin’in durumuna üzüldük.Dünyanın en ünlü fıtbolcularına ev sahipliği yapan İspanya ise,bu kupada barınamadı.Hırvatistan’ın ise her yıl üstüne koyarak yükseldiğini gördükçe onları Avrupa kupasında elediğimiz günleri hatırlıyoruz.Ne kadar büyük bir iş yaptığımızı düşünüyoruz.Arda’lı Nihat’lı ve Semih’li kadromuzu ,her an arıyoruz.Rusya’daki dünya kupası maçlarında , elenenler evine döndü ve geriye sekiz takım kaldı.Şimdi Cuma günü Uruguay-Fransa ve Brezilya-Belçika maçlarını izleyeceğiz.Cumartesi günü ise, İsveç-İngiltere ile Rusya’da,Hırvatistan ile oynayacaktır.

Bu maçların içinde en zor  olanın Uruguay-Fransa maçı olacağını düşünüyoruz.Muslera’nın takımı olan Uruguay’da Suarez’ide izleyeceğiz.Fransa’yı ise son yılların en iyi Fransız milli takımı olarak görüyoruz.Sadece teknik olarak değil fizik kondisyonu olarak da dikkat çekiyor.Aslında, ben Uruguay-Fransa maçının bir final maçı olarak oynanmasını isterdim.Ama ne yazık ki ikisinden biri yarı finalleri göremeden elenecektir.İsveç için ve hatta Belçika için, finali düşünmüyorum.Fizik gücü yüksek olan ama, soğuk futbol oynayan bir İngiltere’yi kura şansı ile finalde görürsek şaşırmayız.

Hırvatistan, Rusya’dan çok daha iyi ama dünya kupalarında ev sahibi olmanın,büyük avantajları olduğunu biliyoruz.Başlangıçta bir coğumuz Almanya,İspanya,Portekiz ve Arjantin demişti.Ama çok iyi biliyoruz ki, maçlar ve kupalar oynanmadan kazanılmıyor.Bu arada, soyunma odalarını stadyumları temizleyen Japonların,insanlık kupasını aldığını da, söyleyelim.

 

Günün Sözü

İyi ve muhteşem arasındaki fark sadece biraz daha gayrettir.

“Clerence”



24 Haziran Akşamı Neler Oldu

24 Haziran Akşamı Neler Oldu

24 Haziran akşamı, sandıklardan çıkan oy sayılarını izlerken, birden bire Bülent Tezcan’ın Anadolu Ajansı ve (YSK)yı suçlayan açıklamalarını, duyduk.

Şayet ilk etapta, Muharrem İnce ve (CHP) ye çıkan oylar daha yüksek olsaydı, nasıl bir durumla karşılaşacaktık.

Belki de, sevinç amaçlı ve kaos destekli bir sokak hareketine, tanık olacaktık. Bu sokak hareketi, bir de oylar çalınmaya başlandı, sloganı ile desteklenseydi, kimse sandıktan çıkacak sonuçlara, inanmayacaktı.

Aradaki büyük fark ortaya çıkmadan, Muharrem İnce’de bu plana alet olsaydı belki de, gezi parkı benzeri bir kaos planı ile yeniden tanışacaktık.

Seçimden hemen sonra, Muharrem İnce’nin gazeteci Ayşe Arman’a verdiği ropörtajı okuduktan sonra, bir kaos tezgahının kenarından, nasıl döndüğümüzü, anlıyoruz.

Ayşe Arman’ın sorularını, bakın Muharrem İnce nasıl cevaplıyor. ‘’Bana diyorlar ki, insanları sokağa niçin davet etmedin. Etmem için ortada belgelenmiş bir hırsızlık olması lazım. Var mı, yok. Islak imzalı tutanaklar tutuluyor mu tutuluyor’’

Muharrem İnce Y.S.K ile ilgili iddiaları da, şu şekilde cevaplıyor. ‘’Y.S.K’nın vicdana ve hukuka aykırı bir kararı var mı? Yok. E, niye davet edeceğim sokağa milleti’’ diyor.

Muharrem İnce’nin bu açıklamalarına baktığımız da, MİT tırları dosyasından tutuklu olan Berberoğlu’nun, kendi partisi tarafından, nasıl bir tezgaha kurban edildiğinden, ders çıkardığını, daha iyi anlıyoruz.

(CHP) deki bu gelişmelerin, İyi Parti ve Saadet Partisi tarafından da ilgi ile izlendiğine, inanıyoruz. Gün geçtikçe, (CHP) nin, ‘’Millet İttifakındaki’’ ortaklarından kopacağına ve dışarıdan ortak olan (HDP) ile daha yakın bir işbirliği içine gireceğine, tanık olacağız.

Zaten yerel seçimlerde, hiçbir partinin ortak arayışı içinde olacağını, sanmıyoruz. Cumhur İttifakının meclis beraberliğini zedelememek için, bazı illerde birbirlerine destek vereceğini, düşünüyoruz.

Özellikle, bu büyük illerde ve büyükşehirlerde, bu ikili birlikteliğe, tanık olacağız.

 

GÜNÜN SÖZÜ

İnsanları tanışırken değil.

Tartışırken tanışırız.

Çünkü öfke, saklanan kişiliği,

Ortaya çıkarır.



***Bir Hadis***

***Bir Hadis***

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor;

“Mümin için üç tane kale vardır”

Kale kendisine sığınılan, kendisinde saklanılan, düşmanın ulaşmasını engelleyen şeylerdir. İnsanoğlu her tehlike ve düşman istilası sırasında kalelere sığınır. Peygamberimiz sallalahu aleyhi ve sellem de ; “Mümin için üç tane kale vardır” buyurarak , müminin tehlike anında bu kalelere sığınmasıyla muhafaza olur, zararı daha az olur demek istemiştir. Mümin için manevi düşman olan nefis ve şeytandan korunmak için de bu kalelere sığınmak lazım. Çünkü Müslüman için çok değerli olan iman cevheri var. Nefis ve şeytan düşmanının çalmak, söndürmak istedikleri bu iman nurudur. Bu iman nurunun sönmemesi için bu kalelere bu zamanda eskiden olduğundan daha çok ihtiyacımız var.

Eskiden köylerde gaz lambaları vardı. Bu lambaların ateşinin sönmemesi için fitilin etrafına cam muhafaza takılır, cam koruyucu kırılmasın diye de camın kenarlarında camdan korkuluk olurdu. Bir lambanın yanmasını sağlamak için kaç tane koruyucu lazım. Ya iman meşalesinin yanabilmesi için bu koruyuculara ihtiyaç yok mudur? Tabiki  vardır.

Birinci Kale ; Zikrullah,

Allah’ı zikretmek, hatırlamak, dilden ve gönülden yad etmek. Allah’ı zikir etmek büyük iştir. Her ilmin kapısıdır desek yeri vardır. Hadis-i Şerif’de ;

“Eğer Sultan, Allah’ı zikretmekde kendisi için ne büyük dereceler olduğunu bilseydi elbette sultanlığı bırakırdı ve zikir ile meşgul olurdu. Eğer ticaretle uğraşan kişi Allah’ı zikir etmekte kendisi için ne fazilet olduğunu bilseydi elbette ticareti bırakırdı. Eğer bir kere ‘Subhanallah’ demenin kazandırdığı sevab yeryüzündeki insanlara taksim edilseydi elbette onlardan her birine dünyanın on misli büyüklükde mükefat isabet ederdi.”

     Ayet-i Kerime’de ;

“Elbette Allah’ın zikri çok büyüktür” Ankebut – 45

 Siz beni zikredin ben de sizi zikredeyim” Bakara – 152

Bizim aciz zikrimizle Mevlanın (c.c.) büyük zikrini kazanmış oluyoruz. Kulun Allah’ı (c.c.) zikretmesi nimet, Allah’ın (c.c.) kulu zikretmesi daha büyük nimet, bu iki nimetin kaybolmaması için şükür lazım. Topraktan yaratılan insan ile Rabbimiz (c.c.) arasında alaka zikir ile kuruluyor. Kul Rabbini zikrede zikrede alaka kuruluyor ve bu alaka büyüyor.

Hadis-i Şerif’de ;

“Rabbisini zikredenler ile  zikretmeyenlerin misali, ölü ile dirinin misali gibidir”

Rabbisini zikir eden diri, zikir etmeyen ölü gibidir.

İkinci Kale ; Kur’an-ı Kerim okumak,

Kim Rabbiyle konuşmak istiyorsa Kur’an-ı Kerim okusun, Muhakkak demirin paslndığı gibi şu kalpler de paslanır. Kalbin pasının cilası Kur’an-ı Kerim okumak ve ölümü düşünmektir.

Üçüncü Kale; Allah’ın Mescidleri,

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ;

“Mümin mescidde balığın suda rahat olduğu gibi rahat, münafık mescidde kafesteki kuş gibidir.”

Balık için su neyse mescid ve camii mümin için o makamdadır. Balık susuz kalınca ne olur ise, mümin de mescid ve camisiz kalınca o halde olur. Yeyüzünde Allah-u Te’ala’nın (c.c.) camiler, mescidler ve ilim yuvalarıdır. Camiye gelen kimseler Allah’ın (c.c.) misafirleridir.

 

Selam ve dua ile…

 

Fi emanillah (Allah’a emanet)…