Gemlik’te mesire alanına ulaşmak artık daha kolay






















Bir kaç ay önce, Fransa, Hollanda ve Norveç galibiyetlerinden sonra, büyük hedefleri konuşuyorduk.
Ama son beş maçtan sonra, büyük bir çöküşün içine girdik.
Milli takıma çağrılmak için can atan futbolcuları büyük bir bıkkınlık içinde görüyoruz.
Bir maçı kazanmak için, önce kazanmayı çok istemek lazım. Üst seviyede, mücadele etmek lazım, diri olmak lazım, çabuk olmak lazım.
Toplu defans ile toplu hücumu birlikte becermek lazım.
En önemlisi galip duruma geçtikten sonra, bu avantajlı pozisyonu korumak lazım.
Kazanma alışkanlığını sürekli hale getirmek lazım. Oynadığımız pek çok maçta, açık ara önde olduğumuz halde, bu maçları galip bitirmeyi beceremiyoruz.
Son Norveç maçında, golü erken bulduk. Maça çok hızlı başladık ve ilk dakikalarda rakibimizi abondane etmeyi başardık.Ama sonunu getiremedik.
Oyunun insiyatifini, Norveç takımına kaptırdık. Oyun planımız yanlıştı. Çok uzun boylu ve fiziği güçlü rakibimize karşı, sürekli havadan oynadık.
Bana göre, Katar’da oynanacak Dünya kupasına katılma şansını kaybettik.
Son üç maçımızı kazansak bile, rakiplerimizin puan kaybetmesini, beklemek zorunda kaldık.
Milli futbolcularımızın, isteksizlik tükenmişlik içinde olduğunu hissediyoruz.
Maçları ve puanları, hep …. yarılarda ve maçın sonlarında kaybediyoruz.
(4-2) kazandığımız hollanda maçı on dakika daha uzasaydı o maçta dahi, puan kaybedebilirdik.
Doksan dakika hep birlikte, hem hücum hem defans olarak, mücadele etmeyi becermemeliyiz.
Günün Sözü
Başarının dört şartı
bilmek, istemek, cesaret
etmek ve susmaktır.
“AXEL MUNTHE”



En samimi yüzleşmedir insanın kendisiyle yaptığı.
En dürüst olduğu. En hakiki…En içten, en yalın..Yansız, yönsüz, hilesiz!
En azından ben öyle olması gerektiğini düşünüyorum. Öyle ya, bir insan kendine bile açık ve dürüst olamayacaksa başka kime olur ki?
Hepimizin dışarıya karşı bir parça oynadığı, hayatların sanal hesaplarda ve gözler önünde yaşandığı şu devirde en azından kendimize karşı sade, düz ve yalın olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bunu yapabilmek içinse elbette ki egolarımıza pranga vurmayı öğrenmeliyiz. Malumunuz, yeryüzünde egosu tavan yapmış varlıklarız insanoğlu olarak. Hele ki bizim toplum! Ego konusunda lider olmaya aday! Hatta bazılarımız kendi dünyasında öylesine yoğun yaşıyor ki bu duyguyu, kendisiyle dürüstçe yüzleşmek şöyle dursun, gölgesine bile üstünlük sağlama ve şov yapma çabasında!
Buna rağmen ben insanın arada sırada da olsa kendisiyle yüzleşmesinden yanayım. Üstündeki ego pelerinini de bir yana bırakarak bunun yapılmasında fayda görüyorum.
Nedeni ise kişinin hayatın neresinde olduğunu net olarak görebilmesi, neleri başarıp nelerde yetersiz olduğunu anlayabilmesi için. Hatalarını, kusurlarını veya olumlu-olumsuz davranışlarının kendine eklediklerini veya kendinden eksilttiklerini görebilmesi için, sahip olduklarının veya olamadıklarının farkına varabilmesi için.
Kendi için, çevresi için ve toplum için ne kadar faydalı ya da faydasız bir insan olduğunu ölçebilmesi için.
Aslında bir nevi özeleştiri tadında olan ve benim ” yüzleşme” diye tabir ettiğim ve sadece kişiye özel bu mahkemenin kurulması gerektiği kanısındayım. Herkes ara ara şahsına münhasır olan bu mahkemeyi kurmalı ve kendini yargılamalı!
Zira insanın hayatın içinde geldiği nokta konusunda yine kendisine ayna olacak tek gerçeklik budur.
Yalansız, dolansız…
Sadece realitenin var olduğu bir öz hesaplaşma…
İrdeleme.
Bir insanın gerçekte taşıdığı ruhla ve sahip olduğu öz karakteriyle, takmış olduğu maskeler arasında sağlama yapma.
“Peki bunu sen yapıyor musun?” diyecek olursanız, saniye sektirmeden “Evet” cevabını veririm.
Evet, evet, evet…
Yapıyorum ve bunu yapabildiğim için, yani kendimle yüzleşme olgunluğunu gösterebildiğim için mutlu olduğumu söylemeliyim.
Sizlere de tavsiye ederim. Zira bir insanın kendini tanımasının, gidişatını görebilmesinin en verimli jimnastiğidir kendiyle yüzleşmek.
Esen kalın.