Örnek vatandaşlar ödüllendirildi






Gemlikli Uzman Klinik Psikolog Sena Girgin Bulut İstiklal caddesi üzerinde ofisini açarak, danışan kabulüne başladı.
Gemlik’te uzun süredir özel bir tıp merkezinde görev yapan ve danışanlarının büyük takdirini toplayan Girgin gazetemize yaptığı açıklamada, “İlk ve ortaokul dönemini Özel Bursa Kültür Koleji’nde okudum. Lise döneminde Özel Bursa Final Anadolu Lisesi’nden mezun oldum. 2012 yılında Haliç Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazandım. Mevcut durumda İstanbul Gelişim Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programında tez aşamasındayım.
Öğrenim suresi içerisinde İngiltere’de İngilizce dil eğitimi programı kapsamında gerek dil gerek mesleki anlamda kurslara katıldım. Öğrenim suresi içerisinde aynı zamanda birçok anaokulu ve rehabilitasyon merkezlerinde Balıklı Rum Hastanesinde stajyer olarak bulundum.
Yüksek Lisans eğitim sürecinde Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, Aile-Çift Terapisi Eğitimi, Aile-Çift ve Bireysel Psikoterapi Süpervizyon Eğitimi, MMPİ(Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri), Scl-90-r (Psikoloji Belirti Tarama Listesi), Çocuk Değerlendirme Ölçekleri, Oyun Terapisi eğitimlerini tamamladım.
Mevcut durumda bir buçuk senedir görev aldığım Öze Gemlik Atakent Tıp Merkezinden ayrılarak, severek okuduğum, mesleki ve kişisel gelişimim adına çok emek verdiğim ve emek vermeye devam edecek olduğum mesleğim adına hizmetimi artık kendi ofisimde; Uzman Klinik Psikolog Sena Girgin Bulut Danışmanlık Merkezinde vermeye başladım”dedi.
Bursaspor Manisaspor maçı başlarken puan cetveline bir göz attım.
Ard arda üç maçı kazandığımız takdirde play off hattına yaklaşıyorduk.
Ard arda üç maçı kaybettiğimiz takdirde puan cetvelinin en dibine iniyorduk.
Çünkü düşme hattının en üstündeki Denizlispor ile aramızda sadece 2 puan bulunuyordu.
Play off grubunun en altındaki Samsun spor ile ise aramızda sadece 5 puan bulunuyordu.
Manisaspor da bizim gibi sezona çok kötü başlamıştı.
İlk 9 maçta sadece 1 puan alan Manisspor son 3 maçta 7 puan alarak çıkışa geçmişti.
Bizde Denizli sporu deplasmanda yenerek yeni bir çıkışa ilk adımı atmıştık.
Maç biletlerini 5 liraya indirerek 15 bin taraftarı da maça getirmiştik.
Ama arzu ettiğimiz galibiyete ulaşamadık.
İlk yarıda bir topumuz direkten döndü.
Aşırtma vuruşla çok önemli bir pozisyonu kaçırdık.
İkinci yarıda tam istediğimiz zamanda golü de bulduk.
Ama galibiyeti koruyamadık.
Manisaspor yediği golden sonra oyuncusunu da değiştirerek oyuna ortak olduğunu göstermişti.
Biz taze kan alma konusunda çok geç kaldık.
Beraberlik golünü yedikten sonra yaptığımız değişiklikler hiç bir işe yaramadı.
Son 10 dakika ve uzatmalarda yoğun baskı uyguladık.
Ama maçı lehimize çevirmeyi beceremedik.
Bu sezon puan cetvelinde farklı bir durum görüyoruz.
Geçen senenin iddialı takımlarından Tuzlaspor, Samsunspor, Altınordu ve hatta Menemen spor da büyük düşüş görüyoruz.
Eyüp spor’u ise süpriz takım olarak izliyoruz.
Günün sözü;
Planınız bir yıl içinse, prinç ekin.
10 yıl içinse ağaç dikin.
Yüz yıl için ise insanları eğitin…
“Huong Che”







Artık neredeyse kanıksadık ve kabul ettik! Hatta bu tarz haberleri duyduğumuzda ne içerler ne de şaha kalkar olduk!
Ülkede bazı davranışlar etik olmaktan çok öte, o kadar ayağa düştü ki, sanırım o düşüşlerle beraber insanlığımız ve doğru-yanlış ayrımımız da yerlere yapıştı! Hiç olmadığı kadar hem de…
Ahlâk, edep, bel altı yaşamak, düşünmek ve davranmak doğalımız oldu. Artık bu tür haberleri yadırgamıyor, itiraz etmiyor, sorgulamıyoruz bile.
Sessiz bir kabulleniş hakim üzerimizde. Tıpkı uslu çocuklar gibiyiz her birimiz; gıkımızı çıkartmadan olan biteni seyrediyor ve bize sunulanla yetiniyoruz. Ya da layık görülen hayatlarımızın içinde sinik ve silik bir şekilde yaşıyoruz.
Bunca şeyi niçin ve neden yazdığıma gelirsem;
Bu ülkede B sınıfı ehliyet sahibi olabilmenin yaşı 18. Kanun böyle… Yani, bir otomobil kullanabilmek için vakt-i zamanında uzmanlar tarafından yapılmış olan bedensel, zihinsel ve toplumsal yeterlilik yaşı 18 olarak belirlenmiş. Böylece uzmanların verileri ışığında ehliyet sahibi olmak için gerekli yaşın 18 olduğuna kanaat getirilerek yasalaştırılmış.
Hal böyleyken, 14-15 yaşlarındaki kız çocuklarının ırzına geçip, bir şikayet hasıl olup iş adliye koridorlarına kadar gittiğinde “Rızan var mıydı kızım?” diye sorarak, karşılığında aldığınız “Evet” cevabı ile bir hayatı söndürmüş oluyorsunuz. Çünkü ne o küçücük bedenler yaptığı işin farkında ne de kendisine ne yapıldığının farkında!
“Evet, rızam vardı” demesi ise tamamen ya aile bireylerinin zorbalığından ya da ırzına geçen kişinin tehditinden kaynaklıdır.
Zira 14-15 yaşında bir çocuğun ne akli melekeleri böyle önemli bir kararı verecek kadar gelişmiştir ne de beden yapısı bunu kaldıracak kadar güçlenmiştir. O, anatomik olarak da hukuken de hâlâ bir çocuktur.
Onun gelecekteki hayatını etkileyecek olan ve sözüm ona! kendi şuuru ve iradesiyle verdiği kararların bile geçerli sayılmaması ve dikkate alınmaması gerekmekteyken, sorulan bir soru ve karşılığında alınan “Evet” cevabıyla hayatının kararması karar vericilerin aldığı en büyük veballerden biridir!
Nitekim küçük kız çocuklarına baskı ile yaptırılan evliliklerin sonuçlarını bugün televizyon ekranlarındaki realite şovlarda, her birinin yaşı henüz 20′ lerine yeni değmiş, 2-3 çocuk sahibi olmuş, yediği dayaktan, gördüğü eziyetten ve yaşadığı sıkıntılı hayattan dolayı 40′ lı yaşlarını andıran fizikleriyle çare arar halde izlemek veya gazetelerden haberlerini okumak kaçınılmaz hale geldi.
Bu şekilde dosya kapatarak bir çocuğun hayatını karartabiliyorsunuz da bir otomobilin direksiyonunu 18 yaşından önceki bireylere güvenle teslim etmeyi uygun görmüyorsunuz!
Hasılı; çelişkiler ülkesindeki gelişmelere sessiz kalan halkımıza da diyecek söz bulamıyorum!
13-14-15 yaşındaki kız evlatlarımızın henüz çocuk olduklarını idrak edebileceğimiz yetişkinler ülkesinin hayalini kurarak, herkesi kendi vicdanıyla baş başa bırakıyorum.
Esen kalın.



