Beki ve Ekibi Kapalı Pazar Yerinde Çalışmalarda Bulundu










Bursa Valisi Yakup Canbolat, madde kullanımı ve ticaretinin önlenmesi için önemli çalışmaların yapıldığını, uyuşturucu ile mücadelede toplumun tüm kesimlerine görev düştüğünü açıkladı
Bursa’da uyuşturucu madde kullanımı ve ticaretinin önlenmesi konusunda ciddi çalışmalar yapıldığını belirten Vali Yakup Canbolat, 2021 yılında polis bölgesinde 8 bin 323 olayda 9 bin 158 kişinin yakalandığını ve 615 kilogram uyuşturucu ele geçirildiğini açıkladı. Planlı operasyonlar, motosikletli sokak narkotik timleri ve En İyi Narkotik Polisi; Anne Projesi ile başarı elde edildiği öğrenildi. Jandarma bölgesinde de bir yılda 533 olayda 818 şüpheli yakalanırken; bunlardan 37’si tutuklandı. Bursa’nın dünyanın en huzurlu ve güvenli şehirleri arasında ilk 100’e girdiğini kaydeden Vali Yakup Canbolat, “Toplumsal farkındalığı arttırmamız gerekiyor. Herkes daha fazla sorumlu davranmalı. Vatandaşımız dedikodulara, şehir efsanelerine inanmamalı. Gördüğü ve bildiği ciddi konuları güvenlik güçleriyle paylaşmalı. Birilerinin dediği gibi “yandık bittik” noktasında değiliz” ifadelerini kullandı.
Bursa’da uyuşturucu ile mücadele konusunda 2021 yılında polis bölgesinde 8 bin 323 olayda 9 bin 158 kişi yakalandı. 7 bin 550 içici ve 1600 satıcı şahıs hakkında işlem yapılırken, 822 kişi tutuklandı. Aralarında rekor sayılabilecek 20 kilogram metamfetamin ve 58 kilo bonzainin de bulunduğu toplam 615 kilogram uyuşturucu ele geçirildi.
Jandarma bölgesinde de 2021 yılında 35 bin 374 olay meydana gelirken, bunun yüzde 96’sı aydınlatıldı. Uyuşturucu kullanımının ve ticaretinin önlenmesi konusunda jandarma sorumluluk sahasında 533 olayda 818 şüpheli yakalandı. Bunlardan 37’si tutuklandı.
Bursa Valisi Yakup Canbolat, Bursa Emniyet Müdürü Tacettin Aslan, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Recep Yalçınkaya, Sahil Güvenlik ve Güney Marmara Grup Komutanı Yarbay Umut Yavaş ile birlikte Çekirge Polis Evinde basın temsilcileri ile bir araya geldi.
Uyuşturucu ile mücadele konusunda herkese görev düştüğünü ifade eden Vali Yakup Canbolat, “Toplumsal farkındalığı arttırmamız gerekiyor. Genel itibariyle bakıldığında Bursa en güvenli ve huzurlu şehirler arasında dünya sıralamasına giriyor. Bu durum bizim için sevindirici. Bursa göç şehri olmasına rağmen, göçün getirdiği avantajlara sahip. Birlikte yaşama kültürü oluşmuş. İnsanların birbirine tahammülü; saygısı avantaj oldu. Suç ve suçluyla mücadele olmalı, etkin tedbir alınmalı. Daha ötesine ihtiyacımız var. Toplumun da bu işi devlete havale etmemesi gerekiyor. Esnafın, sanayicinin bu konuda pencere açması gerekiyor. Uyuşturucu kullanan bir kişi bundan kurtulmuş, tedavi olmuş. Ama sanayici, esnaf ona iş vermek istemiyor. O kişi, “Hayatımı kazanayım; normal adam olayım” diyor. İş bulamadığı için oraya sürüklenenler var” diye konuştu.
Şehir efsanesi ve dedikoduların ciddi manada yayıldığını ancak güvenlik güçlerinin elindeki rakamların ve sahadaki çalışmalar bunu teyit etmediğini anlatan Vali Yakup Canbolat, “Uyuşturucu ile mücadelede birilerinin dediği gibi “yandık, bittik” noktasında değiliz. Toplumsal farkındalığı arttırmamız gerekiyor. Okulun karşısındaki bakkal tek tek sigara satıyorsa; alkol satıyorsa vatandaşın ihbar etmesi lazım. Hep şunu bekliyoruz. Devlet görsün gereğini yapsın. Ancak toplum faydasına olan konularda ihbar etmeli. İhbar suçlunun suç işleme eğilimini azaltıyor. Geçtiğimiz günlerde bizzat şahit oldum. Bir tekel bayi, yaşı 18’den küçük lise öğrencisi kızlara alkolü yüksek içki satmış. Kzı çocuklarını duvarın dibinde yatarken gördüm. Liseye giden çocuklara tekel bayisi içki veremez. Şimdi cezai işlem yapıyoruz. Toplumsal farkındalık derken bunu kast ediyorum. Vatandaşlar gördüğünü anında ihbar etmeli. Ben görmeden önce belki de onlarca kişi bu duruma tanıklık etti” ifadelerini kullandı.








Yaklaşık iki aydan beri yeni ekonomik modelimize kilitlendik kaldık.
Ama bu arada hem küresel, hemde bölgesel politikalarda önemli dalgalanmalara tanık oluyoruz.
Enerji konusunda Rusya ile önemli stratejik ortağız.
Ama Ukrayna ve Kırım krizlerinde farklı çizgilerde olduğumuzu gördük.
Daha dün Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de ortak harekata katılan Birleşik Arap Emirlikleri ile SWAP ekonomik anlaşmaları yaptık.
Her zaman Amerika, İsrail ve Yunanistan’ın çıkarlarını korur derdik.
Ama Amerika yüksek maliyetli dedi ve İsrail Yunanistan ortak gaz projesine destek vermedi.
Amerika nın her dönem Asya topraklarında gözü olduğunu ve Çin i markaja almak istediğini biliyorduk.
Başkan Biden’in yardımcılığına Hindistan asıllı bir bayan geldi.
Ve Hindistan’da Amerika’nın rotasına girmiş oldu.
Hindistan ile kavgalı olan Pakistan’tan da boş durmadı.
Çin ile ilişkilerini geliştirmeye başladı.
Dış politika bir satranç oyununa döndü.
Çatışmaları ve kurulan ortaklıkları gördükçe katı milliyetçiliğin ve koyu dindarlığın öneminin azaldığını anlıyoruz.
Bizde döneme uyduk, Mısırla, Suudi Arabistan ile ve hatta Ermenistan’la yeni sayfalar açtık.
Bölgesel politikalara ağırlık verdik.
Bosna hersek ilişkilerine yoğunlaşmıştık.
Sırbistan ve Makedonya’yı da ihmal etmedik.
Bu ülkelerin kendi aralarındaki sorunların çözümüne talip olduk.
Avrupa birliğinin bürokratik bir yapı altında hantallaştığını ve ülkelerin kişiliğini yok ettiğini anladık.
Bunu Romanya ve Bulgaristan örneğinde hissettik.
Bu karmaşık düzende yanlız kalmanın riskli olduğunu da anladık.
Ukrayna krizi konusunda Rusya, Çin ve İran’ın bir anda ortak tavır aldıklarını gördük.
Nato’ya güvenme konusunda endişelerimiz olsa da bu karmaşık dönemde Nato üyesi olarak yola devam etmek en doğru tercih olacaktır.
Ayrıca Nato üyeliğimiz Rusya ile ilişkilerimizi dengede tutacaktır.
Günün sözü,
Kitaplık kurmak,
İbadethane yapmak kadar kutsaldır.
“wictor huga”
Elimin erdiği, dilimin döndüğü ve sözcüklerimin yettiğince daima doğruları yazmaya gayret ettim. Bu köşeden sizlere seslenirken kişi kayırmadan, cinsiyet ayırmadan bunu yaptım bu güne kadar.
Kimin neye kızacağını ve tepki göstereceğini umursamadan doğruya doğru, yanlışa yanlış dedim.
Birilerine şirin gözükme çabası içerisine girmedim! Ya da birilerine yaranmak derdinde olmadım.Tıpkı az sonra döktüreceğim satırlarda olduğu gibi; dümdüz, yalın ve gerçek olanları yazdım. Hemcinslerim beğensin ya da beğenmesin!
Malumunuz, erkek egemen bir toplumda yaşadığımız hepimizce bilinen bir gerçek. Onlarca yıllık tarihimize rağmen bu işleyiş ve anlayışı bir türlü değiştiremedik. Hele son yıllarda erkek hegamonyasının tavan yaptığı, seviye atladığı, kadının git gide daha da yok sayıldığı bir dönemden geçtiğimiz ortada!
Buna rağmen…
Erkeklerin lehine olan, kocaman bir haksızlık ve sömürünün hüküm sürdüğü bir konuya dem vurmadan geçmek istemedim. Daha önceki dönemlerde de aynı hükümet tarafından masaya yatırılan ancak bir türlü yasalaştırılamayan nafaka konusunun bu ay tekrar görüşülmeye başlanması içime bir parça su serperek umutlarımı yeniden canlandırdı.
İster istemez zihnimden “Hadi bakalım, umarım bu kez yasalaşır” diyerek dilekte bulunmuşluğum bile oldu.
Nafaka konusu mevcut yasalarımızdaki varlığı ile tam bir sömürü sistemidir bence. Erkeği ömür boyu sömürme sistemi!
Kurban olanlar ise bu kez erkek milleti! Nasıl mı? İki kişinin hayatlarını mutlu olmak niyetiyle birleştirdikleri bu kutsal müessese, gün gelip de işler tersine dönüp yeni rotalar çizilmeye başlandığında tam bir kabus olabiliyor erkekler için!
Kadınların “evlenmek kadar ayrılmak da doğaldır” inanışını, “hayatını garanti altına alma” yöntemine dönüştürdükleri ve erkekler için tam bir handikap olan, geriye kalan hayatlarını büsbütün bloke eden nihai karar!
2-3 senelik evliliklerin bitiminde bile erkeğin ömür boyu ödeyeceği kocaman bir vebal! Hele bir de arada çocuk varsa! İşte o zaman erkek milletinin yandığının resmidir!
Garibim erkekler çaresizce ömür boyu ödeyecek o nafakayı! Çocuk kazık kadar olsa da bu kez eski eş tarafından yapılan sömürü sistemi başka şekilde devam edecek ve erkek yine de ödeyecek o nafakayı! Bundan kurtuluşları yok! Çünkü yasalar ayrılan eşlerde kadını bu şekilde koruma altına aldığını düşünüyor!
Nadiren de olsa birkaç onurlu kadın çıkıp da; “Hayat müşterek, çocuk senin çocuğunsa benim de çocuğum. Madem yollarımızı ayırıyoruz, o halde ben de bundan böyle başımın çaresine bakmalı ve sensiz ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmeliyim” diyor. Demesine diyor ancak bunu sadece pek az onurlu kadın yapıyor ve söylüyor. Geriye kalan çoğunluk mu? Onlar -hele bir de çocuk varsa- ayrıldığı eski eşini yan gelip yatarak nasıl daha çok sömürebileceğinin hesabını yapıyor.
Oh ne âlâ memleket!
Elin tutuyor, kolun tutuyor, kafan çalışıyor olsa bile oturduğun yerden, hayata gram katkı yapmadan yaşamak…
Her 8 Mart’ ta kadınlarımızın eline pankartları alarak “Kadınlara Eşitlik, Biz Eşitiz” diyerek attıkları nutuklar iş nafakaya geldiğinde toz olup uçuyor nedense!
Hani eşitlik! Madem eşitiz de peki o halde, elinize pankart alacak kadar savunucusu olduğunuz eşitlik ilkesini iş nafaka almaya geldiğinde niye yok sayıyorsunuz, o vakit geldiğinde niye mağduru oynuyorsunuz ey kadınlar! Yoksa çalışmak ve üretmek zorunuza mı gidiyor? Bu zorunuza gidiyor da artık sizden çıkmış birinin ömür boyu size bakacak olması ağırınıza gitmiyor mu? Sizinle aynı masayı, aynı yatağı ve aynı evi paylaşmayan birini ne hak ve gerekçeyle ömür boyu söğüşlüyorsunuz? Ve hatta o kişinin kuracak olan yaşamını da hangi hak ile zapturapt altına almaya kalkıyor ve sırf beleş ve daha rahat yaşamak düşüncesiyle başka biriyle gönül bağı kurmanıza rağmen, eski eşten koparacağınız nafakanın derdine, yeni ilişkinizde işi resmiyete niye dökmüyorsunuz?
Hangi onur, hangi vicdan size bu hakkı verir?
Sizden ayrılan, boşandığınız erkeklerin yakasından düşün artık! Yeni kuracakları hayatlara saygı göstermeyi öğrenin artık! Ve hatta mümkünse sizler de yeni hayatlar kurun; alacağınız nafakayı hesaba katmadan! Ortak olan çocuklarınızı bu uğurda piyade gibi kullanmadan!
Kendinize biraz saygınız olsun! Erkek egemen bir toplumda yaşamak istemiyorsanız, “Kadın ve Erkek Eşittir!” pankartlarını senenin bir gününde ellerinizde değil, yüreklerinizde taşıyın! Taşıyın ki bir adamla yollarınızı ayırdığınızda, sudan çıkmış balık gibi olup, üç kuruşluk nafakanın peşine düşmeyin!
Biz kadın milletine lazım olan akıl değil, bir parça onur!
Esen kalın.















