Gemlikli gençler kadına şiddete dikkat çekti








Seçimlerde 50+1 uygulaması büyük partileri böldü.
Küçük partileri büyük partilerle pazarlık yapabilecek konuma getirdi.
Ayrıca büyük partiler içerisinde gizli kalmayı başarmış Amerikancıları küresel sermaye taraftarlarını ve Avrupa Birliği yanlılarını ortaya döktü.
Eski Akpartili ekonomi bakanı Ali Babacan’ın Davos toplantılarına gide gele küresel sermaye yanlısı olduğunu anladık.
Eski dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’da Avrupa birliğine yakın göründü.
Bir zamanlar Merkel’in en yakın dostuydu.
Ak Partili önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül giderek Akpartiden uzaklaştı, hatta Akpartiye hasım haline geldi.
Bülent Arınç’ta en kritik zamanlarda yaptığı çıkışlarda kurucusu olduğu Akpartiyi zor duruma soktu.
Bu kadar örnek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi partisinde ne kadar yalnız kaldığını göstermektedir.
Nitekim Akparti içinde yaşanan muhazafakar ve küresel sermaye çatışması kopmalara ve iki yeni parti kurulmasına sebep oldu.
CHP’de yaşanan laik ulusalcılar ve küresel sermaye çatışması sayın Baykal’a yapılan kaset operasyonuna kadar uzandı.
Artık yeni başkan Kılıçdaroğlu, Amerika’nın ve küresel sermayenin yeni dostu olmuştu.
Küresel sermayenin hedefindeki MHP’ye de kaset operasyonu yapıldı.
9 yöneticinin ayrılması ve Bahçeli’nin yalnız bırakılması sağlandı.
Ardından sayın Akşener İYİ Partiyi kurdu.
Bu arada CHP’li Selin Sayek Böke ve Meral Akşener’in Amerikan büyük elçisi ile birlikte çektirdikleri üçlü fotoğrafı hatırladık.
Aslında küresel sermayenin Akparti ve özellikle sayın Erdoğan’la olan mücadelesinin bitmediğini görüyoruz.
Şimdi Erdoğan’ı ekonomi ve yüksek döviz kurları ile vurmaya çalışıyorlar.
Amerika’daki demokrasi toplantısına da davet etmediler.
Kısacası dışarıda küresel sermaye, içeri de geniş tabanlı muhalefet sayın Erdoğan’ı 50+1’in altında bırakmak için birlikte çaba gösteriyorlar.
Günün sözü;
Köleliğin en kötüsü,
Kendi nefsine köle olmaktır.
“La Fontaine”














Öğretmenlerimiz salğın hastalığın çıkış yaptığı dönemde okullarından ve öğrencilerinden uzakta kalmışlardı.
Ama kontrollü eğitim başlayınca okullar, öğrenciler ve öğretmenler birbirlerine kavuştular.
Pandemiden kaynaklanan ekonomik sıkıntılar hepimizi vurduğu gibi öğretmenlerimizi de vurdu.
Devlet terörle mücadele de ek desteklerle güvenlik güçlerimize sahip çıktı.
Pandemi döneminde de sağlık çalışanlarımıza ilave ek destekler verdi.
Yaklaşık 2 yıl önce de öğretmenlerimize 3600 ek gösterge vaat etti.
Ama bir türlü uygulamaya sokmedi.
Öğretmenlerimize verdiğimiz değeri sadece süslü cümlelerle değil, ekonomik iyileştirmeler de de göstermeliyiz.
İstatiklere baktığımızda Amerikadaki öğretmenlerinde, komşumuz Yunanistandaki öğretmenlerin de dah uygun ekonomik koşullarla görev yaptıklarını görüyoruz.
Öğretmenlerimizin hepimizin üzerinde hakkı olduğunu unutmayalım.
Ünlü düşünür Mastow’un dediği şu tüm yaşamımızın eğitim öğretme ve öğrenme ile geçtiğini unutmayalım.
Öğretmenlerimize değer vermeliyiz.
İdeolojilerine göre değil, kariyerlerine göre değerlendirmeliyiz.
Onları sendikalaşma yolları ile bölmekten kaçınmalıyız.
Öğretemenlerimize sahip çıkm az isek öğrencilerimizin geleceğinden emin olamayız.
Onları geçim sıkıntısı altında görev yapmak zorunda bırakmayalım.
Ek göstgerge vaadimizi bir an önce yerine getirelim.
Onların kariyerleri için gerekli yayınları takip etmekten mahrum bırakmayalım.
Ucuz konut imkanları ile destekleyelim, imkan oldukça lojmanlara yerleştirelim.
Her fırsatta eli öpülesi diyoruz ama öğretmenlerimiz için cömert davranmıyoruz.
Kısacası öğretmenlerimizi metetmeyi bırakıp, maddi imkanlarla donatmalıyız.
Günün sözü;
Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.
“Hz.Ali”