Biyolojik çeşitlilik iklimimiz, şifamız, gıdamız ve mirasımızdır










Bodrum, Marmaris, Fethiye, Alaçatı, Çeşme ve daha birçok popüler tatil yerine gitmek istemeyebilirsiniz. Daha düşük bir bütçeyle Türkiye’nin farklı bir şehrini gezip görmek gibi bir amacınız olabilir. Bu noktada, size Ankara’yı tavsiye ediyoruz. Bilhassa tarih meraklılarının bir numaralı adresi olan Ankara; yıl içerisinde çok sayıda ziyaretçiyi ağırlıyor. Siz de Ankara’da en az birkaç gün kalacaksanız gitmeden evvel Ankara otel rezervasyonu yaptırmalısınız.
Ankara; herkesin bildiği gibi Türkiye’nin başkenti! Bu yüzden, yılın neredeyse her döneminde çok sayıda kişiyi ağırlıyor. Bilhassa iş toplantıları için bu şehre gelenlerin sayısı bir hayli fazla! Ankara otel seçenekleri sayesinde dışarıdan gelen konukların en iyi şekilde ağırlanması mümkün olur. Takdir edersiniz ki, Ankara’daki otellerin daha farklı özellikleri bulunuyor. Bu tür oteller; iyi bir yaz tatili için uygun nitelikler taşımaz. Bir başka deyişle, deniz, kum ve güneş üçlüsü vaat eden Ege ve Akdeniz Bölgesi’ndeki oteller ile benzer nitelikte değildir. Gelin, en iyi Ankara otel seçeneklerine yakından bakalım!
Dünya Kupa’sı heyecanını ilk kez 1954, Dünya Kupa’sı elemelerinde yaşamıştım. İspanya ile oynadığımız eleme maçını kulaklarımızı eskitip radyolara dayayarak, dinlemiştik.
Maç Fenerbahçe’li Canavar Burhan’ın attığı gol ile beraber bitmişti. Kural gereği kura çekimi yapılmış, bir İspanyol çocuğunun çektiği kurayı, biz kazanarak 1954 Dünya Kupa’sına katılma hakkı kazanmıştık.
Almanya o dönemim en güçlü takımı olan Puskas’lı, Koçis’li ve Czibor’lu Macaristan’ı yenerek, Dünya Kupasını kazanmıştık.
Bizde eleme maçlarında, Kore’yi (7-0) yenmiştik. Yıllar sonra, Kore ile bu kez Güney Kore olarak, yeniden karşı karşıya geldik. Bu defa, Güney Kore’yi evinde eleyerek, çeyrek finallere yükseldik ve dünya üçüncüsü olmaya hak kazandık.
Bu şampiyonada, Teknik Direktörümüz Şenol Güneş’ti. Futbolcularımız, hem performansları ile hem de saç şekilleri ile dikkat çekiyorlardı.
Hasan Şaş, Brezilya’ya attığı gol ile ve ustura traşı ile kupaya renk katmıştı. İlhan Mansız, şampiyonanın en sempatik ismi olmuştu. Attığı kritik gol ve at kuyruğu saçı ile Güney Kore seyircisinin çok ilgisini, çekmişti.
Ümit Davala, Viking saçı ile hepimizi şaşırtmıştı. Çeyrek final kapısını açan golü ile hepimizi sevince boğmuştu. Artık 50 yılda bir değil, her 4 yılda bir Dünya kupası fotoğraflarında yer almak istiyoruz.
Süper Lig’de uygulanan, 4 yerli ve yabancı futbolcu kuralının, Türk futboluna da, Türk Milli Takımına da zarar verdiğini düşünüyoruz.
— Günün Sözü—
Namuslu kişiler, ne aydınlıktan ne de karanlıktan korkarlar.
“T. Fuller”







Gerçekten hasta mıyız yoksa hastalık hastası mıyız?
Hastalıklarımızı benimsediğimiz ve sevdiğimiz için mi onlarla bir türlü vedalaşamıyoruz? Yoksa hastalıklarımızın esiri olduğumuz için mi hasta konumunda olmayı seviyoruz?
Ya da belki hastalıklarımızdan nemalandığımız, yani bastırılmış, gizli kalmış içsel duygularımızı hasta imiş hissi uyandırarak sevdiklerimizden ilgi görmek duygusuyla mı hasta olduğumuzu söylüyoruz?
Nicedir bunun araştırması içindeydim.Kesin bir sonuca ulaşmak için ve hiçbir detayı gözden kaçırmamak adına, her şekilde ve yılların birikimi sonunda konuyla ilgili ulaştığım sonuçları sevgili okurlarımla da paylaşmayı boynuma borç biliyorum.
Gerçek şu ki, hasta olduğunu zanneden, savunan ve işin en acısı da buna kendini inandıran insanların çoğunluğunun gerçek bir hastalıkları yok!
Yaşını almış, hatta toplum arasında yaşlı diye tabir ettiğimiz 60 yaş ve sonrasının yaşa ve yıpranmışlıklarına bağlı olan fiziksel durumlarındaki rahatsızlıkları hariç pek çoğu hasta değil!
Aslında bu konu uzun uzadıya ve hatta yaş gruplarına göre, kişiliklere ve onların yaşam tarzlarına, dahası doğduğu bölge ve bölge koşullarına göre ayrı ayrı ele alınması gereken derin bir konu. Zira ülkemiz insanı hastalık hastası olma konusunda pek çok ülkeye göre lider konumunda!
Bu durum suni ya da inandığı hastalıklardan beslenen ülke insanımız için içler acısı! Çok üzücü.
Pek çok insan hastalığı ürettiğinin ve bir süre sonra hastalıklarını sevdiklerinin farkında bile değiller! Onlara sahip çıktıklarının, onlara sımsıkıya sarıldıklarının, günlük hayatlarının içinde konu hasta ve hastalıklar olduğunda kendilerini nasıl ajite ettiklerinin farkında değiller.
3-5 kadının bir araya gelmesiyle, sanki konuşacak başka bir konu yokmuş gibi hastalıklarını anlatmalarının yarışı içine girdiklerini görmek onlar adına son derece üzücü.
Cinsiyet ayırmamın sebebi, bu konuyu hayatlarının odak noktası ve gündelik sohbet konusu yapanların %95′ inin hemcinslerimden oluşması.
Seviyoruz efendim! Biz kadınlar gerçekte var olan hastalıklarımızı da seviyoruz, kendimizi sürekli dinleyerek hastalıklar türetmeyi de seviyoruz.
Reel fiziksel hastalığı olan kişilere sözüm yok ama ahhh o hastalık hastaları yok mu? İşte böylelerine ne deseniz ne yapsanız nafiledir! Çünkü onlar henüz sözde hastalıklarından ayrılmaya hazır değildirler!
Çünkü onlar, ya yaşadıkları hayat içinde mutsuzdurlar ya geçmişe yönelik ciddi travmaları vardır ya yalnız bir hayat sürüyorlardır ya kimi çoluğundan çocuğundan yeterli ilgi ve sevgiyi görmüyordur ya da hiçbir meşgaleleri olmayıp zamanlarını ve günlerini bomboş geçirenler grubundan olanlardır. Bu ve buna benzer durumlarda sığındıkları tek şey ise sözde olan vücut ağrıları, kendilerinde var olduğunu zannettikleri çeşitli hastalıklar veyahut gerçekten bir hastalıkları varsa bile onları besleyip büyüterek kendilerine yaşam arkadaşı olarak seçmeleridir esas sorun.
Ülkemizde özellikle belli bir yaş grubuna ulaşmış konuyla ilgili kadınlarımızın her hafta hatta bazen haftada iki üç kez hastane kapılarını aşındırdıklarını bilirim. O testi, bu tahlili yaptırmak, şu sonucu almak derdi ile veya oram buram ağrıyor, vücudumun şurasında şöyle bir şey çıktı sanki! derdi ile, çok halsizim kesin bir hastalığım var derdi ile, hastanelerin o servisi senin, bu servisi benim diyerek sanki hastane içinde servisler arası turistik seyahate çıkanları bilirim.
Sonrasında ise eve varışlarında,aldıkları tahlil sonuçlarını ve övündükleri! sayfa sayfa reçeteleri ellerine alıp komşu komşu gezdiklerini de bilirim. O da olmadı, telefona sarılıp Ayşe’ ye, Zehra’ ya…Nuriye’ ye Düriye’ ye kimi zaman kendilerini acındıra acındıra anlattıklarını sonra da derin bir ohhh çekerek “buna da şükür bu da geçer elbet”, “Madem Rabbim verdi, buna da katlanırım!” gibilerinden yaptıkları sözüm ona hastalıkları için bir de merhamet ve şefkat dolu sözler aradıklarını veya “Vahh vah yazık sana” cümlesini duymak istediklerini de bilirim.
Ah hele bir de doktor kapısını aşındırdıkları o gün yanılıp da doktor; “Birşeyin yok teyze hanımcım” desin. Ve bunu diyen doktora teyze hanım ya da bilmem kim ablanın ısrarla “Nasıl hiçbirşeyciğim yok?Bana vereceğiniz bir ilaç da mı yok?” söylemlerinin arşa çıkması bu gibi kişilerin hastalıklarının esiri olduklarının göstergesidir.
Onlar için yapılacak çok fazla birşey yoktur; onları içinde bulundukları mental yapıya getiren geçmiş ya da şimdiki yaşamları ile ilgili psikolojik çalışmalardan başka! (Travmaları, kaygı, korku, endişe, takıntı ve saplantıları, mutsuzlukları ve streslerine sebep olan yaşanmış üzüntüleri, çaresizlikleri… vs.)
Haftada bir iki gün gidilen veya on gün hadi bilemedim onbeş günde bir gidilip yaptırılan tahliller, kan sayımları, hormonlar, tetkikler, ıvırlar zıvırlar…Ve her gidişte bir türlü birbirini milim olarak da olsa tutmayan test sonucu rakamları ve nihayetinde bunların akabinde o ablamıza ya da teyzemize konuşulacak bir sürü konunun çıkması! Ve aynı kısır döngü!
Ah be hanım ablalar, ah be güzel teyzeler buyurun benden size minik bir çalışma; üstelik denemesi bedava ve kuruya kuruya hastaneye gideceğiniz yolu tepmenize gerek bırakmayacak bir test.
Evde, oturduğunuz yerde, kendi kendinize yapabileceğiniz basit ve kolay bir uygulama; 6 saat boyunca kalp ritminizi ve tansiyonunuzu, her saat başı evdeki cihazınız ile ölçün. Sonuçları not edin. Bakın bakalım 6 sonucun altısı da birbiri ile tıpatıp örtüşüyor mu?
Örtüşmüyor değil mi?
Çünkü o altı saat içinde ama hareket yoğunluğunuzun farklılığından ama yediklerinizin türü, içeriği veya ölçüsünden ama belki de o altı saatin herhangi bir diliminde aldığınız, gördüğünüz, yaşadığınız bir mutluluk ya da üzüntü haberi ile duyduğunuz heyecanının yansımasından dolayı altısı da birbirini tutmayacaktır.
Yani diyeceğim o ki, kendi ürettiğiniz veya zannettiğiniz sözüm ona hastalıklarınız yüzünden zaten yeterince yoğun olan hastaneleri bir de siz meşgul etmeyin!
İnsanoğlu müthiş yaradılışlı bir mekanizmadır. Bazı minik halleriniz oluyorsa da onarması için Allah’ın bizlere bahşettiği olağanüstü güçlü olan beden makinalarınıza bir parça da olsa güvenmeyi öğrenin. Aaa, elbette ki bunu yapmak istiyorsanız!
Bir diğer konu ise, yaşını epeyce almış olan bazı hanım abla ya da teyzelerimizin ısrarla ve inatla yaşlandıklarını red ederek, metabolizma gereği olan gerçek hastalıklarının %100 geçmesi beklentisi içinde olmaları! Bu modeller için de yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Siz istediğiniz kadar söyleyin; “Muhterem teyzeciğim, değerli hanım ablacığım senin yaşın kemale ermiş, bundan böyle yapabileceğin en doğru şey mümkün olduğunca sağlıklı ve kaliteli yaşamaya özen göstermendir” deyin, yine de nafile! Bir de üstüne böyle dediğiniz için siz suçlu olursunuz! O veya onlar ise kendilerinin kandırıldıklarını düşünürler de esas suçlunun sizi bir türlü duymak ve anlamak istemeyen kulaklarının ve beyinlerinin olduğunu düşünmezler!
Oysa gerçek tam olarak budur. Bir gerçek size söylendiği halde siz hâlâ buna inanmak istemiyor veya duymazdan geliyorsanız bu sizin probleminizdir, bunu size defalarca açıklamaktan helak olmuş kişinin problemi değildir.
Haaa, bir de hastalık hastası kişilerden örnek üzerine gidenler var! Onlarda da gerçek olan şudur ki; aslen onların da fiziksel değil psikolojik olarak tedaviye ihtiyaçları vardır!
Bu satırları okuyan sevgili okurlarım için durumu kısaca özetleyeyim;
“-Şu artist de tak diye anında gittiydi! Hah işte benimki de tam onun hastalığından!” (Öldü anlamında)
“-Teyzemin kızında da vardı bu meret, ister misin şimdi bende de olsun!”
“-Bizim komşu da geçen sene bundan sebep ruhunu teslim ettiydi, bende de var aynısı”
“-Anamgilin sülale boylu boyunca bu hastalıktan muzdarip, bende de olmayacak değil ya!”
Gibi gibi gibi…
Teyzeler, ablalar… Örneklemeyin! Başkalarının hastalıklarını rol modeliniz olarak almayın!
Hasılı; yaşamın içinde elbette hasta da olacağız, hastalıklarımız da olacak. Ama bunu sevmeyin, istemeyin! Yani hasta olmayı, hastalanmayı, bundan kendinize pay çıkarmayı,duygu sömürüsü yapmayı, ilgi ve sevgi eksiğinizi bunlarla kapatmaya çalışmayı, çaresizlik ve kimsesizliklerinizi bunlarla telafi etmeyi, yokluklarınızı, yoksunluklarınızı bütün bunlarla örtbas etmeyi sevmeyin, istemeyin!
Kendinize karşı dürüst olun! Esas sorununuzu veya sorunlarınızı bulun. Şayet bunu kendi iradenizle yapmakta başarılı olamıyorsanız profesyonel yardım alın.Bu yardımı almak ne ayıptır ne de günah! Hatta kendinize verebileceğiniz en güzel hediyedir, mental durumunuzu kabul ederek, kendinizi bu yönde iyileştirme isteğiniz ve çabalarınız.
Ve 2 yıl boyunca yaptığım bir araştırmanın sonucunu daha paylaşmadan bugünkü satırlarıma son vermem mümkün değil; bu tespiti yapabilmek adına 2 yıl süresince belli aralıklarla gittiğim hastane koridorlarında gözlemdiğim şudur ki; ülkemin can bacılarının, vatandaş kardeşlerimin, ülkemin güzel ablalarının ve teyzelerinin bazılarının hayatlarına renk getirdiği düşüncesi ile hastanelere gittiklerini ve orada saatlerce sıra beklemeyi bile göze aldıklarını biliyor muydunuz? Veyahut kocası ile kavga ettikten sonra hastayım bahanesiyle hastaneye gelerek vakit geçirdiklerini ya da henüz 20-25 yaşlarında 4-5 çocuk sahibi olmuş genç kadınlarımızın aynı evde yaşadıkları kaynana dırdırından kaçmak ve biraz kafalarını dinlemek için hastaneye gittiklerini biliyor muydunuz?
Hayatında hiçbir aksiyonun olmadığı gerekçesiyle örgüsünü alıp hastane koridorunda saatlerce sözüm ona sırasını bekleyen ama yanına gelip giden herkesle de sohbet etme gayretinde olan puskun hayat sahipleri insanların olduğunu biliyor musunuz?
Bunları okumak şaka gibi mi geldi size?
Gelmesin efendim! İnanın fazlası var, eksiği yok tespitlerimin!
Hepsi de birebir yaşanmışlıklarımın neticesinde, yurdum insanlarının bizzat kendilerinden duyduklarımdır.
Dahası var!
Onlar da önümüzdeki haftaya oynatacağım kalemimden dökülenler olsun.
Velhasıl; gerçekten hasta olup şifa arayan herkese tez zamanda şifalar diler, hastalıklarından hasta olanlara da psikolojik yardım almalarını yahut kendileriyle yüzleşmelerini tavsiye ederim.
Esen kalın.
Burun ameliyatı genellikle burnunun şeklinden ve/veya işlevinden memnun olmayan hastalara yapılır.
Burun estetiği (rinoplasti), burnun şeklini veya boyutunu değiştirmek için yapılan bir operasyondur. Plastik cerrahlar veya uzman ağız çene cerrahları tarafından yapılabilir.
Normalde kıkırdağın ayarlanmasını veya yeniden şekillendirilmesini içerir ve burun estetiği burnun boyutunu, profilini ve genişliğini değiştirebilir. Burun ucu, burun deliklerinin şekli ve burnun dengesi veya burun simetrisi de değiştirilebilir.
Rinoplasti, burundaki yapısal anormallikler veya burun tıkanıklıklarının neden olduğu solunum güçlüğü çeken hastalara yardımcı olmak da dahil olmak üzere bir dizi durumu tedavi edebilir. Bunlara doğum kusurları veya kırık burun gibi yaralanmalar neden olabilir.
Burun ameliyatı genellikle burnunun şeklinden ve/veya işlevinden memnun olmayan hastalara yapılır. Görünümünü ve orantısını iyileştirebilir ve kişinin kendine olan güvenini arttırmada uzun bir yol kat edebilir.
Estetik cerrahi genellikle özel sağlık sigortası indirimleri için uygun olmadığından, burun estetiği ameliyatına devam etmeden önce burun estetiği fiyatları da düşünmelisiniz. Sigara içenler de komplikasyon riski altındadır, bu nedenle ameliyat olma konusunda ciddiyseniz, bırakmayı düşünmelisiniz.
Ameliyattan önce, cerrahınız sizinle fiziksel sağlığınız ve tıbbi geçmişiniz hakkında daha fazla bilgi edinmek de dahil olmak üzere bir dizi tıbbi konuyu tartışacaktır. Bunun nedeni, önceden var olan bazı koşulların operasyonun devam edip etmeyeceğini etkileyebilmesidir.
Hastalar normalde iyileşmeyi desteklemek için atel ve pansumanlara sahip olacak ve burnun içi özel gazlı bezle doldurulacaktır. Atel, iyileşme gerçekleşirken şişmeyi en aza indirmeye ve burnu yeni profilinde tutmaya yardımcı olacaktır. Hastalar, tampon gazlı bez çıkarılana kadar ağızlarından nefes almak zorunda kalacaklar.
İlk şişlik ameliyattan sonraki birkaç hafta içinde azalsa da burnunuzun nihai profiline alışması bir yılı bulabilir. Pansumanlar çıkarılır çıkarılmaz, hastalar daha kalıcı bir sonuca ulaştığı için burun şekillerinde ve görünümünde kademeli değişiklikler fark edebilir
Estetik cerrahi ‘açık’ veya ‘kapalı’ teknikleri içerebilir. ‘Açık’ bir teknik, burun delikleri içindeki kesilerden ve burun deliklerini ayıran dar doku şeridinden burun kemiklerine erişmeyi içerir. ‘Kapalı’ bir teknik, burun deliklerinin içine gizlenmiş kesiler yoluyla burun kemiklerine erişmeyi içerir. Kesiler yapıldıktan sonra cilt, alttaki kemik ve kıkırdaklardan kaldırılır. Burun estetiğinde burun içi tampon konulabilir.
Artık hastalara eskiden kullanılan tamponlar uygulanmamaktadır. Bunun yerine ya yeni nesil silikon tamponlar kullanılmakta ya da eğer eğriliğin sınırlı olduğu uygun olgular ise hiçbir şey yerleştirilmeden sadece dikiş atarak ameliyat bitirilmektedir.
Ameliyattan sonra en az 24 saat başınızı yüksekte tutmanız gerekecektir. Komplikasyonları gözlemlemek için bir gece hastanede kalmanız gerekir. Buna göre ne zaman taburcu olacağınıza cerrahınız karar verir.
Rinoplasti ameliyatından sonra hastalar ağrı, uyuşukluk, burun tıkanıklığı hissi ve özellikle göz çevresinde şişlik ve morluk bekleyebilirler. Bu birkaç gün içinde azalmalı ve morarma ilk bir veya iki hafta içinde azalmalıdır.
Burun estetiği fiyatları hakkında detaylı bilgi almak için uzman cerrahınızla görüşmeli ve ameliyat yöntemi ile süreç hakkında konuşmalısınız.
https://www.ozanbalik.com/burun-estetigi/ bilgi için hemen tıklayın.
Gemlik Belediyesi tarafından ilçenin Umurbey mahallesinde içerisinde laboratuvar barındıracak Kırsal Kalkınma Ofisi açılış için gün sayıyor.
Bina inşaatı bir süre önce tamamlanan Kırsal Kalkınma ofisinin laboratuvar ekipmanları da yerleştirilmeye başlandı. Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan devam eden çalışmaları yerinde incelerken, bu ofisin çiftçilere hayırlı olmasını diledi. Bilimsel tarımın önemine değinen Başkan Sertaslan, “Gemlik Belediyesi çiftçi belediye vizyonunu her geçen gün daha ileriye taşıyor” dedi.
“Tarımın reçetesi Gemlik Belediyesi’nden”
Tarımın en önemli kalkınma kalemlerinden biri olduğunu ifade eden Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Uğur Sertaslan, profesyonel tarımın önemine değindi. Dededen kalma yöntemlerin her zaman toprağın ihtiyacını karşılayamadığını belirten Başkan Sertaslan, “Çiftçilerimiz toprağının ihtiyacına göre değil, geleneksel yöntemlerle tarımsal faaliyetlerini sürdürüyor. Bu yöntemler hem zaman hem toprak verimliliği açısından olumsuz sonuçlar alınmasına neden oluyor. Umurbey’e kazandıracağımız bu laboratuvar çiftçilerimize bilimsel tarımın önünü açacak. Yapacağımız testlerle çiftçilerimize yol haritası oluşturarak topraktaki eksikliklere göre reçeteler oluşturulacak. Çiftçilerimize şimdiden hayırlı olsun” dedi.
“Bu laboratuvarı kuran ilk belediyeyiz”
Gemlik Belediyesi olarak Türkiye’deki belediyeler içerisinde laboratuvar kuran ilk Belediye olduğunu belirten Başkan Sertaslan, “Gemlik’te en az 25 bin kişi dolaylı ya da doğrudan zeytin ile ilgili faaliyetlerde bulunuyor. Biz Gemlik Belediyesi olarak ‘çiftçi belediye’ vizyonuyla yola çıktığımız günden bu yana çiftçilerimize destek olmaya devam ediyoruz. Arazi yollarımızda her yıl düzenli olarak tesfiye çalışması, sulama hattı, sulama havuzları ve fide dağıtımı gibi çok sayıda tarım projelerimiz ile çiftçimizin işlerini kolaylaştırıyoruz. Şimdi Umurbey’e kurduğumuz bu laboratuvar bölgede ilk olmasının yanı sıra Türkiye’de belediyeler tarafından kurulan ilk laboratuvar olmasıyla öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Kırsal Kalkınma Ofisini incelemesinin ardından Umurbey – Gemlik yolu kenarında zeytin toplayan çiftçileri mahsüllerini toplarken ziyaret eden Başkan Sertaslan, “Türkiye’nin en kaliteli sofralık zeytinlerini vatandaşların sofralarına ulaştırmak için çalışan çiftçilerimize kolaylıklar ve bol mahsuller diliyorum” dedi.
Bursa siyasetinin önde gelen isimleri arasında yer alan Devlet Eski Bakanlarından Faruk Çelik Gemlik Şoförler ve Otomobilciler odası başkanı Mehmet Cessur’u ziyaret etti.
Çelik odaya gelişinde Başkan Cessur ve yönetim kurulu üyeleri ile birlikte karşılanırken, çalışmalar hakkında bilgi verildi.
Oda başkanı Cessur Faruk Çelik’e günün anlamına hitaben hediye takdim etti