Konteyner kentteki çocuklara bilim merkezi morali






Hiçbir şey yapmak gelmiyor yüreğimizden.Sanki her birimizin içi çekilmiş gibi!
Bakışlarımız donuk ve fersiz.İki kelam etmeye bile ne isteğimiz var ne de hevesimiz. Gündelik yapmak zorunda olduğumuz işimiz gücümüz dışında ve hayat içinde var olmak adına yaptığımız sorumluluklarımız dışında elimiz birşeye değmiyor.Harap ve bitap bir haldeyiz. Giyinip süslenmeyi bir yana bırakın, yiyip içerken bile halen kendimizi suçlu gibi hissediyoruz.
Hele psikolojilerimiz tamamen alt üst olmuş durumda. Darmadağın!
Çaresizlik,korku, endişe,kendini güvende hissetmeme hali…Hepsi var bilinçaltlarımızda.
Huzursusuz.Dahası; ruhsusuz.
Bütün bunları kötümser ya da karamsar olduğum için yazıyor değilim.Ya da umutsuz olduğum için yazmıyorum.Veyahut okurun iç dünyasını daha da baymak, yormak için yazmıyorum.
Ama olan bu.Gerçek bu. Şimdiki hayat gerçeğimiz bu. Pek tabii, “Dünya yansa eski hasır umrumda değil” diyecek kadar gamsız ve kaygısız olanlar bu grubun dışında. Onlar zaten her dem bencil her dem duyarsız.
Ben onların haricindeki insan gibi insanlar için yazıyorum bunları. Duyguları olan, başka canlıların acısıyla da üzülüp dökülen insanlar adına yazıyorum bu satırları. İnsan gibi insanların sesi olarak yazıyorum.
Depremin saramadığımız ve belki de uzunca bir süre daha saramayacağımız yaraları için yazıyorum. Uzaktakinin yakındakinin, tanıdığın tanımadığın tasası, üzüntüsü, kederi haline gelmiş deprem yaraları için yazıyorum.
Ve bunca şeye rağmen hâlâ daha anlayamadığım çirkin siyasi oyunlara devam edenlere ve koltuklarını kaptırmamak adına depremi dillerine dolayanlara ise kızarak yazıyorum satırlarımı.
Mesele bir sene içinde şehirleri yeniden inşa etmek değil efendim! Mesele, bu depremin ve depremden sonra oluşan hazin durumların bizlerde yarattığı ciddi travmalar. Bu travmalar varken üzerimizde, deprem öncesinde alınmayan önlemleri söylemeye bile gerek duymadan yazıyorum her bir cümlemi.
Hasılı; yaşadığımız acının yanında bir de halen rant ve koltuk peşinde olanların yaptığı açıklamalar ile yüreğim bir kez daha burkularak, “Allah bu milletin akıl ve ruh sağlığını korusun” demekten başka çare bulamayarak acıma bir acı daha ekliyorum.
Esen kalın.




















6 Şubat’ta Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde yaşadığımız iki yıkıcı depremden sonra, artçı depremler durmak bilmedi.
Bölge halkı için, adeta yaşamın bir parçası haline geldi.
20 Şubat’ta bu defa, Hatay’da yeni bir yıkıcı depremle karşılaştık.
Hatay’ın Defne ilçesinde meydana gelen bu deprem, hepimizi yeniden korkuttu.
Zemine 17 kilometre uzaklıktaki bu deprem, çok sarsıcı oldu.
Başta bölge halkı olmak üzere, hepimiz yeniden endişeye kapıldık.
Böyle gergin bir ortamda, halkımızdan ve yabancı ülkelerden gelen yardımcılar büyük bir teselli kaynağı olmuştur.
88 ülkeden yardım gelmiştir.
76 Ülkeden gelen 11 bin 302 araştırma ve kurtarma elemanı çalışmalara katılmıştır.
Enkaz altından birçok vatandaşımızı kurtarmıştır.
Ayrıca, tüm televizyonlarımızın ortak yayınları sonucu, 116 milyar liralık yardım toplanmıştır.
Belediyelerimiz ve halkımız halen nakdi ve ayni yardımlar yapmaya devam etmektedir.
Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğunu; her bölgemizin fay hatları ile dolu olduğunu çok iyi biliyoruz.
1999 Marmara, 2003 Bingöl, 2011 Kütahya, 2011 Van, 2020 Elazığ ve 2020 İzmir depremlerini unutamayız.
Dünyanın en ayrıntılı deprem yönetmeliğini de yapsak, bu yönetmeliği uygulayacak olan bizim insanlarımızdır.
Fırsatçılık ve rantçılık konusunda, dinimize de aykırı bir düzenin içine girdik.
Bu özelliğimiz ramazan ayları ile başladı. Korona ve savaş döneminde, tavan yaptı.
Eğer vicdanlı insanlar yetiştiremez isek, yıkımlar her alanda sürecektir.
GÜNÜN SÖZÜ;
Dev gibi eser bırakmak için, Karınca gibi çalışmak lazım.
“N. F. Kısakürek”