Aynı Hayatı Yaşamıyoruz: Sosyal Medyada Görülen Hayat ile Gerçek Hayat Arasındaki Psikolojik Mesafe
Son yıllarda insanların en sık dile getirdiği duygulardan biri şu:
“Her şey herkes için ilerliyor gibi… Bir tek ben yerimde sayıyorum.”
Aslında burada yapılan kıyas, gerçek insanlarla değil; ekranda görülen hayatlarla. Günümüzde sosyal medya, bize insanların yaşamlarını değil, özenle seçilmiş anlarını gösteriyor. Sorun ise tam burada başlıyor: Zihnimiz bu seçilmiş anları bütün bir hayatın gerçeği gibi algılıyor.
Sabah uyanır uyanmaz başka insanların mutlu anlarına bakarak güne başlamak artık oldukça sıradan bir alışkanlık. Tatiller, sürprizler, romantik ilişkiler, başarı hikâyeleri, kusursuz görünen bedenler… Beyin gördüğü görüntüler arasında bir sıralama yapmaya başlıyor ve fark edilmeden içsel bir karşılaştırma oluşuyor:
“Ben neden böyle hissetmiyorum?”
“Benim hayatım neden bu kadar heyecanlı değil?”
“Ben neden hâlâ istediğim yerde değilim?”
Oysa burada yaşanan şey çoğu zaman başarısızlık değil, algının yanıltılmasıdır.
Çünkü sosyal medya mutluluğu gösterir, ama belirsizliği göstermez.
Kutlamayı gösterir, ama emek verilen zor günleri göstermez.
Sonucu gösterir, ama sürecin iniş çıkışlarını saklar.
İnsan zihni eksik bilgiyi çoğu zaman kendi aleyhine tamamlar. Başkalarının en parlak anlarını kendi en yorgun günümüzle kıyasladığımızda ortaya çıkan duygu genellikle yetersizlik hissidir. Bu his zamanla kişinin kendi hayatından aldığı tatmini azaltır; çünkü dikkat, sahip olunanlara değil eksik olduğu düşünülenlere yönelir.
Özellikle gençlerde ve genç yetişkinlerde kimlik algısı giderek dış geri bildirimlere bağlanmaya başladı. Beğenilmek, görünür olmak ve onay almak; içsel değerin yerine geçmeye başladığında kişi fark etmeden kendi merkezinden uzaklaşır. O noktadan sonra hayat yaşanmaz, adeta dışarıdan izlenir.
Asıl yorucu olan ise sosyal medyanın mutsuzluk üretmesi değil; sürekli daha iyi bir hayatın mümkün olduğu hissini canlı tutmasıdır. İnsan bulunduğu anla bağ kurmak yerine, henüz ulaşamadığı bir versiyonun peşinde koşmaya başlar. Bu da içsel bir yetişememe duygusu yaratır.
Oysa ruhsal iyi oluş, kusursuz bir hayatın sonucu değildir. Çoğu zaman gerçeklik ile kurulan samimi temasın ürünüdür. Gerçek ilişkiler filtresizdir; bazen sıradan, bazen zorlayıcı ama daima gerçektir.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir:
Başkalarının hayatını izlemek için mi yaşıyoruz, yoksa kendi hayatımızı hissetmek için mi?
Çünkü insan, kıyasladığında değil; kendi deneyimiyle temas kurduğunda güçlenir.
📍 Klinik Psikolog Büşra Kırca
Çocuk, Ergen ve Aile Danışmanı | Bursa
http://www.psikolojimerkezibursa.com | 📞 0531 662 3087
Gemlik Gündem Gazetesi Gemlik Yerel Haber Sitesi, Gemlikte Günlük ve Son Dakika Gemlik Haberleri

