MEMLEKET NERE HEMŞE‘H’RİM?
Ömer Faruk Demirok Yazdı…
Kısa yazmak ve az cümle ile çok şeyler ifade etmek elbette çok kıymetli. Maharet ister. Bende böyle yazmayı seviyorum. Böyle yazılar da kaleme alıyorum. Ama uzun ve detaylı yazmak, söylenmedik pek bir şey bırakmamak, hicvetmek ve betimleme yapmak da hoşuma gidiyor. Eğer uzun yazı okumayı sevmiyorsanız, yazı okudukça bitmek tükenmek bitmediği için afakanlar basanlardansanız, baştan uyarayım sizi. Bu yazı işte o yazılardan.
Gemlik Belediyesi ile Gemlik Kent Konseyi’nin bu sene ortaklaşa düzenlediği “Gemlik 10. Hemşehri Dernekleri Festivali” sona erdi.
Her ne kadar gündelik hayatta biz “hemşeri” diye telaffuz etsek de aslında doğru yazımı “hemşehri” olan bu kelimeyi, Türk Dil Kurumu “memleketli” olarak açıklıyor. Dilimize pelesenk olmuş ve artık bir hitap şekline dönmüş bir kelime bu. “Nerelisin hemşehrim” diyerek başlanan samimi sohbetlerde, sıcak bir bağ kurulmasına imkan veren, anahtar konumunda, sihirli bir kelime.
Türkçeye Farsçadan geçmiş. Farsçada “hamşahrî” deniliyor. “Ham” / “aynı” “şahr” / “şehir” anlamına geliyor. Yani “aynı şehirli…”
Festival ise Fransızca bir kelime. O da dilimize başka bir lisandan girmiş ve yerleşmiş. Yine Türk Dil Kurumu’na göre; “Dönemi, yapıldığı çevre, katılanların sayısı veya niteliği programla belirtilen ve özel önemi olan sanat gösterisi. / Bir bölgenin en ünlü ürünü için yapılan gösteri.” şeklinde anlamdırılıyor.
Gemlik’te yıllardır “Hemşehri Dernekleri Festivali” düzenleniyor. Pandeminin olduğu yıllarda ara verildi sadece. Yapıldığı senelerde ne kadar amacına hizmet ettiği tartışılır. Ama geçtiğimiz sene festival, kamuoyunca bilindik kötü görüntülere sahne oldu maalesef.
Ne yalan söyleyeyim, bu sene organizasyonun geçen sene gerçekleştirilenden farklı olacağı yönünde bir intiba oluşmuştu bende. Gemlik Gazeteciler Cemiyeti’ne festival ile ilgili bir görüşme talebi gelince de ümitlendim doğrusu.
Malum bu sene etkinliğe Gemlik Kent Konseyi de dahil olarak, festivalin organizatörlüğünü belediye ile birlikte üstlenmişti. Bu seneki organizasyon, geçen seneki hayal kırıklığının ardından, kent konseyinin bir nevi vitrin çalışması, bu konuda da rüştünü ispat imkanı olacaktı. Çünkü kısa süre önce girişimci kadınlar adına kapsamı daha küçük ama güzel bir etkinlik organize etmişlerdi.
Gemlik Kent Konseyi Başkanı Sedat Akkuş ve festivale katılım sağlayacak derneklerin temsilcilerinden oluşan komisyon ile cemiyet merkezimizde bir araya geldik. Ziyaret, festivalin ortak bir akılla nasıl daha iyi organize edilebileceği ve bu konuda Gemlik’in tüm kesimlerinin konuya paydaşlık yaparak, katkı sunabilmesi noktasında kıymetliydi.
Komisyon adına sunumu Gemlik Giresunlular Derneği Başkanı Halil Ataş yaptı. Daha önce komisyon olarak kendi aralarında toplanmışlardı. Esnaf odası ile de görüştüklerini ve tekrar görüşeceklerini de aktardı. Bu nedenle toplantıya hazırlıklı gelmişlerdi. Ataş’ın önündeki ajandada çok sayıda not vardı. Ataş entelektüel birikimi olan bir isim. Hitabeti oldukça iyi. Daha önceki başkanlık döneminde derneğine bir kültür evi kazandırarak, başarılı bir performans ortaya koymuştu. Ardından başka derneklere de kültür evi sahibi olabilmenin önünü açmıştı böylelikle.
Ataş, bize uzun uzun festival ile ilgili ortak hayalleri aktardı. Bu seneki organizasyonun aurasının bambaşka olacağını hissettirdi. Çünkü sihirli kelimler kullanıyordu.
Daha önceki hatalardan ders alma.
Gemlik’e yakışır bir organizasyon.
Ortak akılla hareket etme.
Tüm görüşlerin değerlendirilmesi.
Dernekler arası kültürel paylaşım.
Folklorik esintiler.
Halkın katılımı.
Yöresel tatlar.
El sanatı örnekleri.
Birleştiricilik, bütünleştiricilik, kaynaştırıcılık…
Elbette bunlar kulağa çok hoş geliyordu.
Kemal Sunal’ın başrol oyunculuğunu yaptığı “Kibar Feyzo” isimli filminde başkarakter Feyzo, üçüncü defa köyden kovulup yine şehre gitmek zorunda kalır. 80 ihtilalinin hemen öncesi yıllarda, siyasi çalkantıların olduğu döneme denk gelen zaman diliminde köyden şehre gelmiştir. Filmin bir sahnesinde, siyasi içerikli duvar yazılarını okur dikkat ve heyecanla.
Grev…
Ekmek…
Özgürlük…
Filmde Feyzo okuduklarından nasıl etkilendiyse, biz de adeta o ruh haliyle dinledik Halil Ataş başkanı.
Başkan değişimden de bahsetti sunumunda.
Değişim!
Hele değişim…
Değişim önemliydi.
Örneğin geçen seneki organizasyona, temsil ettiği Gemlik Giresunlular Derneği iştirak etmemiş, hatta halef dernek başkanı katılmadıkları festival afişlerinin, kendi hemşehrilerinin yoğun ikamet ettiği bölgelere asılmasına tepki göstererek, afişleri toplayarak yırtmış ve bunu da sosyal medyada paylaşmıştı. Ama bu sene aynı derneğin başkanı, kendi derneği dahil, festivale katılım gösteren derneklerin ortak hazırlık komisyonunun sözcüsü olarak karşımızda bilgi verir pozisyondaydı. Demek ki bir şeyler değişmişti. Değiştiği ortaydı. Değişmeliydi de… Gemlik’in en çok üyeye sahip hemşehri derneğinin böyle bir organizasyonda yer almaması düşünülemezdi zaten.
Görüşmede sıra bize geldi. Bizlerden geçen sene gerçekleştirilen festival ile ilgili izlenim ve görüşlerimizi sordular. Tüm yönetim kurulu üyelerimiz bu konuda paylaşımlar yaptılar, fikirlerini belirttiler. Konuşulanları tekrar etmeme adına fikir beyan etme noktasında çok da istekli olmasam da Kent Konseyi Başkanı Sedat Akkuş’un da ısrarı ile ben de müstakil görüşlerimi aktardım.
Önce cemiyet hayatının meşakkatli olduğunu hatırlattım. İyi niyetle başlayan dernekçilik çalışmalarının zamanla motivasyonunu kaybedip, etkisiz tabela derneklerine dönüştüğünü söyledim. Çoğu derneğin okey salonuna evrildiğini belirttim. İşin mali yükünün başkan ya da yönetim kurulu üyelerinin üzerine yıkıldığını kabul ettim. Çoğu derneğin üyeleri için bırakın kültürel etkinlik düzenlemeyi, üye kartı bile veremediklerinden bahsettim. Kurumların sadece bu işin delisi kişilerin emekleri ile ayakta tutulabildiğini ifade ettim. Tüm derneklerin maddi açıdan yetersizlik nedeniyle, çok da faaliyet yapacak durumda olmadıklarını anlattım.
Burada şu tespitleri de yapmak lazım.
Hemşehri dernekleri, siyaset kurumu tarafından bir oy deposu olarak görülür. Gücendirilmez, üzülmez, eldeki imkanlar nispetinde destek verilir. Derneklerde bu ilgiye kayıtsız kalmazlar. Üye sayıları, faallikleri ve etkinlikleri ile övünür, gövde gösterisi yapar, pazarlık güçleri nispetince bu işten nemalanmaya çalışırlar. Seçim propagandalarının vazgeçilmez adresidir hemşehri derneği lokalleri. Bu kazan kazan türünden bir ilişkidir. Belediyeler de bu konuda taşın altına elini koyar. Güçleri oranında derneklere omuz çıkar, destek olurlar. Gemlik’te de bu böyle olmuştur.
Ancak şimdi ekstrem bir durum var. Gemlik Belediyesi mali açıdan eskiden olduğu gibi bol keseden dağıtacak durumda değil. Bu nedenle geçen sene bir gastro-hemşehri karışımı tarzında bir organizasyon marifetiyle, hemşehri derneklerine kaynak aktarıldı.
Ancak seçilen yöntem, kamuoyu tarafından önceki örnekleri çokça eleştirilen bir panayır organizasyonu olunca, büyük tepki aldı. Çünkü gastro festival ismi ile önce Küçükkumla’da ardından Gemlik 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda yapılan organizasyonlar gündemi çok meşgul etmiş, esnaf odası ile belediyeyi karşı karşıya getirmiş, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren bunun bir hata olduğunu kabul etmiş, böyle olacağını tahmin etmediğini söylemiş, bir daha tekrarlanmayacağı sözünü vermiş ama buna karşın organizasyonlar hem tekrarlanmış hem de süreleri uzatılmıştı.
Toplantıda söz aldığım esnada, kamuoyunca çok eleştirilen bir önceki hemşehri dernekleri festivalinden izlenimlerimi aktardım.
Önceki hemşehri dernekleri festivali, bu isim altında bir Hindistan sokak lezzetleri festivalini aratmayacak görüntülere sahne olmuştu.
Ortamda hijyenden bahsetmek kesinlikle mümkün değildi.
Ürünler kalitesiz ve takip edilebilirlikten uzaktı.
Hiçbirinde etiket, ödeme sonrası çoğunda fiş-fatura yoktu.
“Zeytinin başkenti Gemlik” nutuklarının atıldığı kentin göbeğinde, başka kentlerin zeytin ve zeytinyağı yine başka kentlerin esnafı tarafından satılıyordu.
Ortamda zabıta görevlisi yoktu.
Denetim olduğuna inanmak ise zaten çok da gerçekçi bir yaklaşım olmazdı.
Organizasyonda en son tüy ise güvenlik güçleri tarafından sarı torbaya konmuş bir teröriste ithafen, resmi olmayan bir dilde yazılmış, bölücü örgütün marşı niteliğindeki bir şarkının, alanı dolduranlara bangır bangır dinletilmesiyle dikildi.
Bu durum gerginliğe sebep oldu. Gemlik Ülkü Ocakları’na mensup gençler, bu olayın tekrarlanmaması için alanda devriye attıklarına dair sosyal medya paylaşımları yaptılar. Çok şükür bu olay büyümeden kapandı.
Ancak ne bu olayın ne de yaşanan diğer aksaklıkların sorumluğunu çıkıp da üstüne alan kimse de olmadı. Her şey, Burak Kut’un şarkısındaki gibi “yaşandı bitti saygısızca…”
Peki, tüm bu gelişmeler kamuoyuna yansırken, festivale adını veren dernekler neredeydi?
Onların çadırdan hallice gölgelikleri, etiketsiz satılan sucuk tezgahlarının arkasında, gözlerden uzak bir noktada konumlandırılmıştı.
Aydınlatmanın yetersiz ve hatta neredeyse hiç olmadığı bir alanda, çadırlarda sadece beyaz plastik masa ve sandalyelerin yer aldığı, dernek afiş, bayrak ve flamalarının çok az sayıda dernekte hazır olduğu bir görüntü vardı ortada.
Yine Gemlik’teki birçok şeyde ortaya konulan tarzda “miş” gibi yapılmıştı.
Dernek temsilcileri öylece bekleşiyorlardı. Satılan ürünlerden elde edilen gelirden, paylarına düşeni almak için orada olmalılardı.
Bu durumu hatırlattım ve komisyon üyelerine ve sordum. “Siz bunu kendinize yakıştırdınız mı?” Bu durumun tasvip edilemeyeceği hususunda sanırım hepimiz mutabıktık.
Toplantıda yapılan sunumla çizilen resim, tüm bu yaşananlar ve bizim eleştirilerimizin kendilerince de kabul edildiği ve daha iyisinin yapılacağı noktasındaydı.
Ancak, etkinlik tarihini sorduğumda aşağı yukarı bir ay kadar bir zaman sonrası için plan yaptıklarını öğrendim. Daha önce görev aldığım sivil toplum kuruluşlarında edindiğim organizasyon tecrübelerim, bu anlatılanların hazırlıklarının bir ayda tamamlanmasının mümkün olmadığını söylüyordu bana. Anlattıkları konsepte göre bu hazırlığın bu sürede gerçekleştirilemeyeceğini kendilerine ifade ettim. Bazı komisyon üyelerinin bir önceki panayır fikrine sıcak baktıklarını düşündüren ifadelerini de duyunca şu uyarıyı da yapma gereği duydum.
Komisyon olarak bu toplantıları ve görüş alışverişlerini, herkesi dinler gibi yapıp ardından kendi bildiğinizi okuduktan sonra, “Biz sizi ziyaret edip, bilgi verdik” diyerek tepkileri savuşturma adına, bir desinler ziyareti olarak yapıyorsanız, bizim yaşanacaklara tepkisiz kalmamızı beklemeyin diye de ekledim.
Gemlik Gazeteciler Cemiyeti yöneticileri olarak elbette bizim fikirlerimiz bir tespit ve tavsiye niteliğindeydi. Oldukça uzayan toplantıyı sonlandırdık. Romancı, öykü yazarı ve gazeteci Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikayeleri” eserinde, “Hemşehrileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi.” dediği gibi bizim de sabahlayacak halimiz yoktu. Hatıra fotoğraf için pozumuzu verdik ve dağıldık.
Derken, festival tarihi geldi çattı. Duyuru görselleri yayınlanmaya başladı. Belediye basın bürosundan gelen tanıtım görsellerinde “Gemlik 10. Hemşehri Dernekleri Festivali” yazıyordu. Ancak şehrin sokaklarına asılan pankartlardaki ifade başkaydı ve burada “10. Gemlik Hemşeri Buluşması Kültür ve Yöresel Ürünler Festivali” ifadeleri yer alıyordu. Bunu yönetim kurulu üyemiz Hurşit Topal’ın yaptığı ilk haberden öğrendik.
Bahsettiğim bu çalışmaların, farklı ellerden çıktığı çok aşikardı. Üstelik festivalin ana teması “Hemşehri” kelimesi de pankartta yanlış yazılmıştı. Buradaki görsellerle ön planda olan daha çok bal, peynir ve baharat gibi ürünlerken, festival Gemlik’te yapıldığı için ayıp olmasın diye zeytin ve zeytinyağına da yer verilmişti. Belediye’nin görsellerinde niçin yöresel ürünler ifadesinin yer almadığını, benim de sonradan anladığım gibi sizde yazının sonunda anlayacaksınız.
Pankartlarda kullanılan fotoğraflara bakınca kafamızın içinde yine Hint ezgileri çalmaya başlamıştı. Perşembe’nin gelişi galiba çarşambadan belli olmaya başlamıştı.
Cemiyet yönetimimizden arkadaşlarla topluca festival alanına gittik. Alana girişte oluşturulan koridora girince şok olduk. Neden diyeceksiniz çünkü hayvan dışkısı kokusu tokat gibi yüzümüze çarptı. Ortamı şöyle tarif edeyim. Dar bir alan, her iki yönde de muazzam bir insan kalabalığı var. İnsanların hemen arasında yetişkin develer tur atıyorlar. Gezi parkuru vatandaşların alana giriş noktasında. Ayrı bir alan tahsis edilmemiş. Yanımızdan geçen bir deveye Aman! deyip dikkat ederken, arkamızdan geldiğini fark ettiğimiz diğer deveden sakınmak için adımlarımızı hızlandırıyoruz. Bir başka deveye yaslanan boyacı merdivenine çıkan çocuk, deveye binme telaşında. Deveci ve ebeveynleri çocuğu yukarı itmeye çalışıyorlar. Yanımda yer alan cemiyet yöneticimiz Gencay Yılmaz, bana eliyle devenin kuyruğunu çeken bir başka çocuğu gösteriyor gülerek. “Yok Deve!” dediğinizi duyar gibiyim. Devenin bu çocuğu ya da etrafında gezinen kalabalıktan birine çifte atarak yaralaması an meselesi. Ama deve sahipleri develerin ağızlarına vatandaşı ısırmasın diye ağızlıklar takmış. Bu konuda önlemler had safhada maşallah. Sizin anlayacağınız tam çıldırmalık bir ortam.
Devamında arkadaşlarla alana giriş yaptık. Bu sene tercih edilen alan festivale uygun değil. Alan küçük. Bu nedenle stantlar arası mesafe dar kalmış ve kalabalık insan topluluğu için yetersiz. Geçen seneye nazaran bu sene dernekler çadırdan kurtulmuş, alanın etrafında ahşap görünümlü stantlarda, daha görünür hale getirilmişler. Ama bildik görüntüler yine bütün çirkinliği ile öylece ortada duruyor.
Daha dakika bir, gol bir. Elinde pişmiş küçük sucuk parçaları olan bir satıcı bağırarak önümü kesiyor, kürdana geçirdiği tadım numunesini bana uzatıyor. Elde eldiven yok tabi. Kibarca reddediyorum. Açıkta pişirilen içi pirinç dolu kuzu bağırsakları salçalı suda fokurduyor. Çıkan kabarcıklar filmlerdeki cadı kazanlarını anımsatıyor. Kebap yanında verilecek doğranmış salata dağlarının yanında mangal yelleniyor. Ortam korku filmi platosu gibi sisler içinde. Her ürün açıkta satılıyor. Camekan hak getire. Ürün satılan stantlara gelen vatandaş, ürünleri eliyle kontrol edip yerine bırakıyor, elinin beğendiğini seçmece alıyor. Peynirler üzerinde bir koruma olmadan açıkta duruyor. Hiçbir tedbir yok. Soğuk hava zincirine imkan verecek dolap falan mı? Duymamış olalım! Ne gerek var? Zabıta denetimlerinin olmazsa olmaz konusu etiket yok. Gerçi ortada zabıta da yok. Elde edilmiş gelirin kutsal olması için gerekli vergilendirmenin şartı ve mali açıdan zorunlu fiş yok, fatura yok…
Festivale katılan firmaların stantlarında yer alan personeller için “Gıda ürünü elleçledikleri için kanunen gerekli hijyen eğitimi belgesine sahipler midir acaba?” diye soruyorum kendi kendime. Ya da organizatörler tarafından bu belge onlardan istenmiş midir diye düşünüyorum. Gıdadan insana geçen tonla hastalık var sonuçta. Sonra gülüyorum. Hadi canım diyorum… Şansını zorlama!
Bu arada az sayıda derneğin, festivalin genel tablosu içinde cılız da kalsa, kültürel objelerle ve yöresel kıyafetli üyeleriyle stantlarını şenlendirme gayretlerini de takdire şayan bulduğumu söyleyeyim.
Kermeslerin ve hayır çarşılarının müdavimiyimdir. Buralardan ev yapımı ürünleri almayı severim. Hem hayra destek olmuş hem de sevdiğim lezzetleri tatmış olurum. Bu seneki yüksek beklenti ile aç gittiğim festival alanında tek bir şey bile almaya cesaret edemeden ayrıldım. Arkadaşlardan da aralarında aç olanlar olunca, alandan hayal kırıklığı ile ayrılıp yine topluca restoranın yolunu tuttuk.
Bu manzarayı görünce aklıma “Festival” kelimesinin lisanlarından dilimize geçtiği Fransızların otomobil markası Peugeot’un unutulmaz bir reklamı geldi. Reklamda “Hintli” bir genç, oldukça eski-harabe bir aracı duvarlara çarparak ve hatta üzerine fil oturtarak şekil veriyor, markanın 206 modeline benzetmeye çalışıyordu. Ardından sokaklarda arkadaşları ile birlikte hava atarak geziyordu. İşte bu reklamda olduğu gibi nasıl o hurda araçtan yeni bir 206 çıkmazsa, Hindistan sokak lezzetleri şenliğinden de bir hemşehri dernekleri festivali çıkaramazsınız. “Ne güzel organizasyon yaptık” diyerek, o Hintli genç gibi hava da atamazsınız.
Organizasyonun mimarları bu durumu kendilerine yakıştırabiliyor olabilirler ama ben asla bunu Gemlik’e de kurumsal temsiline de marka değerine de yakıştıramıyorum. Derneklerin çoğunun da bence tasvip ettiğine asla inanmadığım bu görüntülere, gelecek birkaç kuruş maddi destek nedeniyle mecbur bırakılmış olmalarını da içime sindiremiyorum.
Evet ortada bir emek var. Dünyanın en kutsal değeri emeğe saygısızlık asla yapmayacağım bir şey. Tarzım da değil. Ama sırf yaptık demek için bir organizasyon da yapılmamalı.
Peki neler yapılabilirdi?
Dernekler kendi yörelerinin gıda ürünlerini hem tanıtır hem de satabilirdi. Bu satışlardan çok ciddi gelir elde edilebilirdi. Bunu girişimci kadınların el emeği ürünlerini sundukları bir başka festivalde gördük. Bayanlar tek başlarına çok ciddi cirolar elde ettiler. Dernekler bireysel değil tüm üyeleri vasıtasıyla bunun çok daha iyisini başarabilirlerdi. Yine yöresel hediyelik ürünler satılabilirdi. Stantlar yöresel objelerle süslenir adeta o yöreye ait bir eve dönüştürülebilirdi. Memleketlerinin adı duyulmuş meşhur simalarını getirebilirlerdi. Yöresel oyunlar oynanabilirdi. En azından alanda kültürler arz-ı endam ederdi develer değil.
Eminim ülkemizin dört bir yanından gelmiş insanların yaşadığı Gemlik’te, içlerinden siyasetçiler, iş insanları, entelektüeller, eğitimciler, kanaat önderleri çıkarmış hemşehri dernekleri bu konuda çok sayıda güzel etkinlik planlayabilirlerdi.
Mesele kültürel kaynaşmanın sağlanabilmesiydi, o da bu sene yine olmadı. Bu hayal, kimi siyasi figürlerin de müdahil olduğu “Kim daha Gemlikli, kim değil” tartışmalarının gölgesinde kaldı.
Mikro milliyetçilik baş belası bir şeydir.
Ayrıştırır.
Ötekileştirir.
İçe kapatır.
Soğutur.
Soyutlar.
Gruplaştırır.
Nefret ettirir.
Koparır.
Kente olan aidiyet duygusunu köreltir.
Hele hele birkaç köy halkı harici herkesin dışarıdan geldiği bir yerde kim neyin mikro milliyetçiliğini yapacak ki? Yapsa eline ne geçecek? Kendisinin bir süre daha önce geldiğini mi ispatlayacak?
Neticede, bu organizasyonda kelime anlamındaki gibi “aynı şehirli” olabildik mi?
Birbirimize “Merhaba hemşehrim” diyebildik mi?
Yoksa ayrı mı düştük?
Seneye bir arada olabilir miyiz?
Yoksa yine ayrı mı kalırız?
Birbirinden farklı ama bir kilim üzerinde buluşmuş motifler olabilir miyiz?
Bunu zaman gösterecek.
Son olarak, madem yine herkes kendi bildiğini okuyacaktı, niçin kapı kapı gezilip “mış” gibi yapıldı?
Hatada ısrar bir zorunluluk değil, artık bilinçli bir tercihtir.
Bu sene de Gemlik’e yakışmayan görüntülerin sorumluluğunu kim üzerine alacak?
Kalın Sağlıcakla.
Gemlik Gündem Gazetesi Gemlik Yerel Haber Sitesi, Gemlikte Günlük ve Son Dakika Gemlik Haberleri

