Gemlik Haber

Sınav Kaygısı: Başarısızlık Değil, Değer Kaybetme Korkusu Olabilir

Sınav Kaygısı: Başarısızlık Değil, Değer Kaybetme Korkusu Olabilir

Uzm. Kl. Psk. Büşra Kırca | Klinik Psikolog

Sınav yaklaştıkça çocukların gözlerinde görünmeyen bir gerilim belirir.
Bazıları ders masasının başında dakikalarca aynı sayfaya bakar,
bazıları “çalışsam da olmuyor” diyerek kitaplarını kapatır.
Ama çoğu zaman mesele, ders çalışamamak değil; kaygının bedene yerleşmesidir.

Sınav Kaygısının Fiziksel Belirtileri: “Beden, Sınava Aylar Önce Girer”

Kaygı, zihinde başlar ama bedende yaşanır.
Sınav kaygısı yaşayan çocuklarda en sık gözlenen belirtiler:

  • Kalp çarpıntısı, terleme, mide bulantısı, karın ağrısı
  • Uykuya dalamama, sabahları yorgun kalkma
  • El titremesi, nefesin hızlanması
  • Sınav öncesi tuvalet ihtiyacının artması veya iştahsızlık

Bu belirtiler, beynin “tehlike var” alarmını gereğinden fazla çalıştırmasından kaynaklanır.
Beden aslında bir savaş ya da kaç tepkisi içindedir.
Yani çocuk sınav salonuna değil, bir “tehlike alanına” giriyormuş gibi hisseder.
Bu durumda dikkat dağılır, bilgiye erişim azalır, öğrenilenler unutulur.

Sonuç: Başarı düşer.
Ve ne yazık ki bu düşüş, çocuğun “yetersizim” inancını pekiştirir.

Sınav Kaygısının Duygusal Belirtileri: “Ya Yine Başaramazsam?”

Sınav kaygısının duygusal yüzü, genellikle görünmezdir.
Çocuklarda şu iç konuşmalar sık görülür:

“Herkes benden iyi.”
“Yapamazsam rezil olurum.”
“Ailem benimle gurur duymayacak.”

Bu düşünceler zamanla “ben zaten yapamayan biriyim” inancına dönüşür.
Yani kaygı yalnızca sınavla ilgili değildir; benlik saygısını derinden sarsar.
Bir çocuk defalarca başarısızlık hissi yaşadığında, “başarısızlık korkusu” değil,
“değersizlik duygusu” gelişir.

Ve işte o noktada, kaygı artık sadece bir duygu değil;
kişiliğin içine sinmiş bir kimlik algısına dönüşür.

Sınav Kaygısının Bilişsel Etkileri: “Zihin Kapanır, Bilgi Ulaşılmaz Olur”

Kaygı düzeyi yükseldiğinde beyinde prefrontal korteks — yani karar verme ve hatırlama merkezi — adeta “donar.”
Çocuk bildiğini hatırlayamaz, sorulara yanlış odaklanır, zamanı yönetemez.
Bu nörobiyolojik durum, zihinsel kapasitenin geçici olarak azalmasıdır.
Yani başarısızlık, çoğu zaman “bilgisizlikten” değil, yoğun kaygının yarattığı bilişsel blokajdan kaynaklanır.

Sınav Kaygısı İle Başa Çıkmak: Kaygıyı Değil, Değersizlik Duygusunu Anlamak

Sınav kaygısı, sadece bir stres tepkisi değildir.
Altında, “yetersiz olursam sevilmem” inancı yatar.
Bu nedenle çözüm, yalnızca çalışma stratejilerinde değil,
çocuğun duygusal güveninin onarılmasındadır.

Bir çocuk kendini değerli hissettiğinde, hata yapmaktan korkmaz.
Korkmadığında, daha rahat öğrenir.
Ve öğrenmenin keyfi geri geldiğinde, başarı da kendiliğinden artar.

Ebeveynlerin bu süreçteki en kıymetli görevi,
başarıya değil, çocuğun özdeğerine yatırım yapmaktır.”

Psikolojik Sağlamlık: Sınav Sürecinde Çocuğu Koruyan Görünmeyen Kalkan

Bu süreçte çocukları koruyan en güçlü faktörlerden biri psikolojik sağlamlıktır.
Yani düşse de kalkabilme, zorlanınca yeniden deneme, umudunu koruma becerisi…
Bu beceri yalnızca bireysel değil, akran etkileşimiyle de güçlenir.

Sınava hazırlanan çocukların yaşıtlarıyla duygu paylaşımı yapabildiği,
stresle baş etme ve özgüveni destekleyen güvenli ortamlar,
bu dönemin görünmeyen koruyucu kalkanıdır.

Uzm. Kl. Psk. Büşra Kırca, çocuk ve ergenlerle sınav kaygısı, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlık alanlarında çalışmaktadır.
Bursa/Nilüfer’ deki ofisinde, sınav kaygısının altında yatan duygusal nedenleri ele alan bireysel ve grup temelli programlar yürütmektedir.
📍 www.psikolojimerkezibursa.com

📞 0531 662 3087

Karsak Deresi’nde Kirliliğe Karşı Ortak Çözüm

Karsak Deresi’nde Kirliliğe Karşı Ortak Çözüm

Gemlik Körfezi’ne yoğun kirlilik taşıyan ve ilçe içinde hem çevresel hem de estetik açıdan ciddi sorunlar yaratan Karsak Deresi ile ilgili çözüm arayışları hız kazandı. Sorunun kalıcı biçimde çözülebilmesi için düzenlenen toplantıda, bilim insanları ve ilgili kurum temsilcileri bir araya geldi.
Toplantıya Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Belediye Başkan Yardımcısı Zülküf Zor, Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Çakmakçı, BUSKİ Kanalizasyon Daire Başkanı Hüseyin Kaygısız, BUSKİ Kanal Proje Şube Müdürü Nuray Yeşil ile Gemlik Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü yetkilileri katıldı.
Prof. Dr. Mehmet Çakmakçı, dere üzerindeki kirletici yükün azaltılması için teknik öneriler sundu. Çakmakçı, “Bazı noktalarda kirleticileri tutmak için tersib bentleri yapılabilir, ancak bu yöntem çözünmüş maddeleri engellemez. Deniz suyu verilmesi canlılığı artırabilir fakat dereyi tuzlu suya dönüştürür. Güzergah incelenerek farklı çözüm yolları üretilebilir. Ayrıca, tortuların temizlenmesi için arazi çalışmalarına ihtiyaç var.” dedi.
Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren ise Karsak Deresi’nin geçmişte doğal yaşam açısından zengin bir kaynak olduğunu vurguladı:
“Gemlik Körfezi müsilajla büyük zarar gördü. Karsak Deresi’nde eskiden balık tutardık, şimdi ise sanayi atıkları nedeniyle canlı kalmadı. Karsak ve Çarşı derelerini nasıl kurtarabiliriz diye çalışıyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey de bu konuda olumlu görüş bildirdi. Uzmanların görüşlerini önemsiyoruz. Dereyi her hafta düzenli olarak temizliyoruz.
Toplantının ardından heyet, Karsak Deresi’nin Orhangazi güzergahı, Gemlik Çağlayan mevkii ve Körfez’e döküldüğü alanlarda incelemelerde bulundu. Uzmanlar, yapılan gözlemler sonucunda hazırlayacakları raporla deredeki kirliliğin azaltılmasına yönelik somut adımların belirlenmesi için çalışmalara başlayacak.

“Doğayı ve Köy Yaşamını Koruyacağız”

“Doğayı ve Köy Yaşamını Koruyacağız”

Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, vatandaşlarla doğrudan iletişim kurmak, mahallelerin ihtiyaçlarını yerinde görmek ve çözüm üretmek amacıyla yürüttüğü “Başkan Mahallede” programlarına kırsal mahallelerden Fevziye’de devam etti.
Programa, Belediye Başkan Yardımcıları, Fevziye Muhtarı Mehmet Kayan, Gemlik Muhtarlar Derneği Başkanı ve Hamidiyeköy Muhtarı Ayhan Gündoğdu, CHP Gemlik İlçe Başkanı Servet Pehlivan, belediye meclis üyeleri, daire müdürleri ve çok sayıda mahalle sakini katıldı.
Programda konuşan CHP Gemlik İlçe Başkanı Servet Pehlivan şunları söyledi:
“Bursa Çimento Fabrikası’nın Fevziye sınırları içinde maden ocağı kurma girişimi, yalnızca birkaç dönüm toprak meselesi değildir. Bu mesele, yaşam hakkımıza ve gelecek nesillerin nefes alacağı doğaya sahip çıkma meselesidir. Bu toprakların sesi, Gemlik’in vicdanı, ortak değeri olan doğamıza, geleceğimize ve yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için ne gerekiyorsa yapacağımızdan şüpheniz olmasın. Bu planlar, ormanlarımızın, tarım alanlarımızın, su kaynaklarımızın yok edilmesi anlamına geliyor. İktidar, rant uğruna dağları, ormanları, gölleri birer birer sermayeye teslim ediyor. Tuz Gölü kurudu, göllerimiz yok oldu, barajlarımızda su kalmadı. Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Fevziye’de, Hamidiye’de, Şükriye’de, Fındıcak’ta doğayı talan etmek isteyen hiçbir şirkete izin vermeyeceğiz!”
Ardından söz alan Başkan Deviren, Fevziye Mahallesi sınırlarında açılması planlanan maden ocağı girişiminin çevre ve yaşam kalitesi açısından ciddi tehditler taşıdığını vurguladı.
“Burada binlerce ton dinamitin patlatılması, doğaya, canlılara ve insan yaşamına büyük zarar verir. Bu nedenle, Fevziye’nin orman dokusuna ve ekosistemine zarar verecek hiçbir faaliyete izin vermemiz mümkün değil.”
Deviren, köylerin yaşanabilirliğini artırmanın önemine de dikkat çekti:
“Köylerimizin boşalmasını önlemeliyiz. Köy yaşamını cazip hale getirir, üretimi teşvik edersek hem yerel kalkınmaya hem ülke ekonomisine katkı sağlarız. Enflasyonla mücadelenin iki yolu vardır: Kamu tasarrufu ve üretim. Biz yerelde üretimi güçlendirmek zorundayız.”
Kırsal bölgelerdeki altyapı ihtiyaçlarına da değinen Başkan Deviren, yol, su ve elektrik konularının köylüler için en temel gereksinimler olduğunu belirtti.
“Bu ihtiyaçlar karşılandığında üretim artar, ulaşım kolaylaşır, yaşam kalitesi yükselir. Bursa Büyükşehir Belediyemizle bu konularda yakın iş birliği içindeyiz. Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve ekibine kırsal alanlara gösterdikleri duyarlılıktan ötürü teşekkür ediyorum.”
Başkan Deviren, konuşmasını birlik ve dayanışma çağrısıyla tamamladı:
“Yüzümüz birbirine dönük, dayanışma içinde olmalıyız. Birlikte hareket ettiğimiz sürece hem köylerimiz hem Gemlik’imiz daha güçlü olacak.”

AK Parti Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Taşar: “Gemlik İçin Çalıştık, Gemlik İçin Başardık”

AK Parti Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Taşar: “Gemlik İçin Çalıştık, Gemlik İçin Başardık”

AK Parti Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Taşar, Gemlik’te hayata geçirilen dev kentsel dönüşüm ve rezerv alanı projesine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Taşar, göreve geldiklerinde verdikleri sözleri tek tek yerine getirdiklerini belirterek, “Gemlik için çalıştık, Gemlik için başardık” dedi.
AK Parti Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Taşar: “Gemlik İçin Çalıştık, Gemlik İçin Başardık”
AK Parti Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Taşar: “Gemlik İçin Çalıştık, Gemlik İçin Başardık”
Başkan Taşar açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Göreve geldiğimizde hemşehrilerimize söz verdik; ‘Gemlik için çok çalışacağız’ dedik.
Bugün hamdolsun, o sözleri bir bir yerine getirmenin gururunu yaşıyoruz.”
Taşar, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Gemlik için tarihe geçen özel bir adım atıldığını hatırlatarak şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü desteğiyle, rezerv alanında 3.000 konutluk dev bir projenin teminatını aldık. Bu, sadece bir kentsel dönüşüm değil; Gemlik’in geleceğini güvenle inşa etme adımıdır.”
AK Parti’nin eser ve hizmet siyasetinin Gemlik’te somut bir örneğini hayata geçirdiklerini vurgulayan Taşar, şunları kaydetti:
“Depreme dayanıklı, modern ve yaşanabilir bir Gemlik için atılan bu adım; partimizin millete hizmet anlayışının en güzel yansımasıdır. Bursa ölçeğinde aslan payını Gemlik’e kazandırmak için gece gündüz demeden çalıştık.”
Başkan Taşar açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Bu büyük sürecin öncüsü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, desteklerinden dolayı İl Başkanımız Sayın Davut Gürkan’a, Bölge Milletvekilimiz Sayın Emel Gözükara Durmaz’a ve Bursa Valimiz Sayın Erol Ayyıldız’a teşekkür ediyorum.
AK Parti olarak söz verdik, yapıyoruz. Gemlik için, Türkiye Yüzyılı için durmadan çalışmaya devam edeceğiz.”

MEMLEKET NERE HEMŞE‘H’RİM?

MEMLEKET NERE HEMŞE‘H’RİM?

Ömer Faruk Demirok Yazdı… 

Kısa yazmak ve az cümle ile çok şeyler ifade etmek elbette çok kıymetli. Maharet ister. Bende böyle yazmayı seviyorum. Böyle yazılar da kaleme alıyorum. Ama uzun ve detaylı yazmak, söylenmedik pek bir şey bırakmamak, hicvetmek ve betimleme yapmak da hoşuma gidiyor. Eğer uzun yazı okumayı sevmiyorsanız, yazı okudukça bitmek tükenmek bitmediği için afakanlar basanlardansanız, baştan uyarayım sizi. Bu yazı işte o yazılardan.

Gemlik Belediyesi ile Gemlik Kent Konseyi’nin bu sene ortaklaşa düzenlediği “Gemlik 10. Hemşehri Dernekleri Festivali” sona erdi.

Her ne kadar gündelik hayatta biz “hemşeri” diye telaffuz etsek de aslında doğru yazımı “hemşehri” olan bu kelimeyi, Türk Dil Kurumu “memleketli” olarak açıklıyor. Dilimize pelesenk olmuş ve artık bir hitap şekline dönmüş bir kelime bu. “Nerelisin hemşehrim” diyerek başlanan samimi sohbetlerde, sıcak bir bağ kurulmasına imkan veren, anahtar konumunda, sihirli bir kelime.

Türkçeye Farsçadan geçmiş. Farsçada “hamşahrî” deniliyor. “Ham” / “aynı” “şahr” / “şehir” anlamına geliyor. Yani “aynı şehirli…”

Festival ise Fransızca bir kelime. O da dilimize başka bir lisandan girmiş ve yerleşmiş. Yine Türk Dil Kurumu’na göre; “Dönemi, yapıldığı çevre, katılanların sayısı veya niteliği programla belirtilen ve özel önemi olan sanat gösterisi. / Bir bölgenin en ünlü ürünü için yapılan gösteri.” şeklinde anlamdırılıyor.

Gemlik’te yıllardır “Hemşehri Dernekleri Festivali” düzenleniyor. Pandeminin olduğu yıllarda ara verildi sadece. Yapıldığı senelerde ne kadar amacına hizmet ettiği tartışılır. Ama geçtiğimiz sene festival, kamuoyunca bilindik kötü görüntülere sahne oldu maalesef.

Ne yalan söyleyeyim, bu sene organizasyonun geçen sene gerçekleştirilenden farklı olacağı yönünde bir intiba oluşmuştu bende. Gemlik Gazeteciler Cemiyeti’ne festival ile ilgili bir görüşme talebi gelince de ümitlendim doğrusu.

Malum bu sene etkinliğe Gemlik Kent Konseyi de dahil olarak, festivalin organizatörlüğünü belediye ile birlikte üstlenmişti. Bu seneki organizasyon, geçen seneki hayal kırıklığının ardından, kent konseyinin bir nevi vitrin çalışması, bu konuda da rüştünü ispat imkanı olacaktı. Çünkü kısa süre önce girişimci kadınlar adına kapsamı daha küçük ama güzel bir etkinlik organize etmişlerdi.

Gemlik Kent Konseyi Başkanı Sedat Akkuş ve festivale katılım sağlayacak derneklerin temsilcilerinden oluşan komisyon ile cemiyet merkezimizde bir araya geldik. Ziyaret, festivalin ortak bir akılla nasıl daha iyi organize edilebileceği ve bu konuda Gemlik’in tüm kesimlerinin konuya paydaşlık yaparak, katkı sunabilmesi noktasında kıymetliydi.

Komisyon adına sunumu Gemlik Giresunlular Derneği Başkanı Halil Ataş yaptı. Daha önce komisyon olarak kendi aralarında toplanmışlardı. Esnaf odası ile de görüştüklerini ve tekrar görüşeceklerini de aktardı. Bu nedenle toplantıya hazırlıklı gelmişlerdi. Ataş’ın önündeki ajandada çok sayıda not vardı. Ataş entelektüel birikimi olan bir isim. Hitabeti oldukça iyi. Daha önceki başkanlık döneminde derneğine bir kültür evi kazandırarak, başarılı bir performans ortaya koymuştu. Ardından başka derneklere de kültür evi sahibi olabilmenin önünü açmıştı böylelikle.

Ataş, bize uzun uzun festival ile ilgili ortak hayalleri aktardı. Bu seneki organizasyonun aurasının bambaşka olacağını hissettirdi. Çünkü sihirli kelimler kullanıyordu.

Daha önceki hatalardan ders alma.

Gemlik’e yakışır bir organizasyon.

Ortak akılla hareket etme.

Tüm görüşlerin değerlendirilmesi.

Dernekler arası kültürel paylaşım.

Folklorik esintiler.

Halkın katılımı.

Yöresel tatlar.

El sanatı örnekleri.

Birleştiricilik, bütünleştiricilik, kaynaştırıcılık…

Elbette bunlar kulağa çok hoş geliyordu.

Kemal Sunal’ın başrol oyunculuğunu yaptığı “Kibar Feyzo” isimli filminde başkarakter Feyzo, üçüncü defa köyden kovulup yine şehre gitmek zorunda kalır. 80 ihtilalinin hemen öncesi yıllarda, siyasi çalkantıların olduğu döneme denk gelen zaman diliminde köyden şehre gelmiştir. Filmin bir sahnesinde, siyasi içerikli duvar yazılarını okur dikkat ve heyecanla.

Grev…

Ekmek…

Özgürlük…

Filmde Feyzo okuduklarından nasıl etkilendiyse, biz de adeta o ruh haliyle dinledik Halil Ataş başkanı.

Başkan değişimden de bahsetti sunumunda.

Değişim!

Hele değişim…

Değişim önemliydi.

Örneğin geçen seneki organizasyona, temsil ettiği Gemlik Giresunlular Derneği iştirak etmemiş, hatta halef dernek başkanı katılmadıkları festival afişlerinin, kendi hemşehrilerinin yoğun ikamet ettiği bölgelere asılmasına tepki göstererek, afişleri toplayarak yırtmış ve bunu da sosyal medyada paylaşmıştı. Ama bu sene aynı derneğin başkanı, kendi derneği dahil, festivale katılım gösteren derneklerin ortak hazırlık komisyonunun sözcüsü olarak karşımızda bilgi verir pozisyondaydı. Demek ki bir şeyler değişmişti. Değiştiği ortaydı. Değişmeliydi de… Gemlik’in en çok üyeye sahip hemşehri derneğinin böyle bir organizasyonda yer almaması düşünülemezdi zaten.

Görüşmede sıra bize geldi. Bizlerden geçen sene gerçekleştirilen festival ile ilgili izlenim ve görüşlerimizi sordular. Tüm yönetim kurulu üyelerimiz bu konuda paylaşımlar yaptılar, fikirlerini belirttiler. Konuşulanları tekrar etmeme adına fikir beyan etme noktasında çok da istekli olmasam da Kent Konseyi Başkanı Sedat Akkuş’un da ısrarı ile ben de müstakil görüşlerimi aktardım.

Önce cemiyet hayatının meşakkatli olduğunu hatırlattım. İyi niyetle başlayan dernekçilik çalışmalarının zamanla motivasyonunu kaybedip, etkisiz tabela derneklerine dönüştüğünü söyledim. Çoğu derneğin okey salonuna evrildiğini belirttim. İşin mali yükünün başkan ya da yönetim kurulu üyelerinin üzerine yıkıldığını kabul ettim. Çoğu derneğin üyeleri için bırakın kültürel etkinlik düzenlemeyi, üye kartı bile veremediklerinden bahsettim. Kurumların sadece bu işin delisi kişilerin emekleri ile ayakta tutulabildiğini ifade ettim. Tüm derneklerin maddi açıdan yetersizlik nedeniyle, çok da faaliyet yapacak durumda olmadıklarını anlattım.

Burada şu tespitleri de yapmak lazım.

Hemşehri dernekleri, siyaset kurumu tarafından bir oy deposu olarak görülür. Gücendirilmez, üzülmez, eldeki imkanlar nispetinde destek verilir. Derneklerde bu ilgiye kayıtsız kalmazlar. Üye sayıları, faallikleri ve etkinlikleri ile övünür, gövde gösterisi yapar, pazarlık güçleri nispetince bu işten nemalanmaya çalışırlar. Seçim propagandalarının vazgeçilmez adresidir hemşehri derneği lokalleri. Bu kazan kazan türünden bir ilişkidir. Belediyeler de bu konuda taşın altına elini koyar. Güçleri oranında derneklere omuz çıkar, destek olurlar. Gemlik’te de bu böyle olmuştur.

Ancak şimdi ekstrem bir durum var. Gemlik Belediyesi mali açıdan eskiden olduğu gibi bol keseden dağıtacak durumda değil. Bu nedenle geçen sene bir gastro-hemşehri karışımı tarzında bir organizasyon marifetiyle, hemşehri derneklerine kaynak aktarıldı.

Ancak seçilen yöntem, kamuoyu tarafından önceki örnekleri çokça eleştirilen bir panayır organizasyonu olunca, büyük tepki aldı. Çünkü gastro festival ismi ile önce Küçükkumla’da ardından Gemlik 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda yapılan organizasyonlar gündemi çok meşgul etmiş, esnaf odası ile belediyeyi karşı karşıya getirmiş, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren bunun bir hata olduğunu kabul etmiş, böyle olacağını tahmin etmediğini söylemiş, bir daha tekrarlanmayacağı sözünü vermiş ama buna karşın organizasyonlar hem tekrarlanmış hem de süreleri uzatılmıştı.

Toplantıda söz aldığım esnada, kamuoyunca çok eleştirilen bir önceki hemşehri dernekleri festivalinden izlenimlerimi aktardım.

Önceki hemşehri dernekleri festivali, bu isim altında bir Hindistan sokak lezzetleri festivalini aratmayacak görüntülere sahne olmuştu.

Ortamda hijyenden bahsetmek kesinlikle mümkün değildi.

Ürünler kalitesiz ve takip edilebilirlikten uzaktı.

Hiçbirinde etiket, ödeme sonrası çoğunda fiş-fatura yoktu.

“Zeytinin başkenti Gemlik” nutuklarının atıldığı kentin göbeğinde, başka kentlerin zeytin ve zeytinyağı yine başka kentlerin esnafı tarafından satılıyordu.

Ortamda zabıta görevlisi yoktu.

Denetim olduğuna inanmak ise zaten çok da gerçekçi bir yaklaşım olmazdı.

Organizasyonda en son tüy ise güvenlik güçleri tarafından sarı torbaya konmuş bir teröriste ithafen, resmi olmayan bir dilde yazılmış, bölücü örgütün marşı niteliğindeki bir şarkının, alanı dolduranlara bangır bangır dinletilmesiyle dikildi.

Bu durum gerginliğe sebep oldu. Gemlik Ülkü Ocakları’na mensup gençler, bu olayın tekrarlanmaması için alanda devriye attıklarına dair sosyal medya paylaşımları yaptılar. Çok şükür bu olay büyümeden kapandı.

Ancak ne bu olayın ne de yaşanan diğer aksaklıkların sorumluğunu çıkıp da üstüne alan kimse de olmadı. Her şey, Burak Kut’un şarkısındaki gibi “yaşandı bitti saygısızca…”

Peki, tüm bu gelişmeler kamuoyuna yansırken, festivale adını veren dernekler neredeydi?

Onların çadırdan hallice gölgelikleri, etiketsiz satılan sucuk tezgahlarının arkasında, gözlerden uzak bir noktada konumlandırılmıştı.

Aydınlatmanın yetersiz ve hatta neredeyse hiç olmadığı bir alanda, çadırlarda sadece beyaz plastik masa ve sandalyelerin yer aldığı, dernek afiş, bayrak ve flamalarının çok az sayıda dernekte hazır olduğu bir görüntü vardı ortada.

Yine Gemlik’teki birçok şeyde ortaya konulan tarzda “miş” gibi yapılmıştı.

Dernek temsilcileri öylece bekleşiyorlardı. Satılan ürünlerden elde edilen gelirden, paylarına düşeni almak için orada olmalılardı.

Bu durumu hatırlattım ve komisyon üyelerine ve sordum. “Siz bunu kendinize yakıştırdınız mı?” Bu durumun tasvip edilemeyeceği hususunda sanırım hepimiz mutabıktık.

Toplantıda yapılan sunumla çizilen resim, tüm bu yaşananlar ve bizim eleştirilerimizin kendilerince de kabul edildiği ve daha iyisinin yapılacağı noktasındaydı.

Ancak, etkinlik tarihini sorduğumda aşağı yukarı bir ay kadar bir zaman sonrası için plan yaptıklarını öğrendim. Daha önce görev aldığım sivil toplum kuruluşlarında edindiğim organizasyon tecrübelerim, bu anlatılanların hazırlıklarının bir ayda tamamlanmasının mümkün olmadığını söylüyordu bana. Anlattıkları konsepte göre bu hazırlığın bu sürede gerçekleştirilemeyeceğini kendilerine ifade ettim. Bazı komisyon üyelerinin bir önceki panayır fikrine sıcak baktıklarını düşündüren ifadelerini de duyunca şu uyarıyı da yapma gereği duydum.

Komisyon olarak bu toplantıları ve görüş alışverişlerini, herkesi dinler gibi yapıp ardından kendi bildiğinizi okuduktan sonra, “Biz sizi ziyaret edip, bilgi verdik” diyerek tepkileri savuşturma adına, bir desinler ziyareti olarak yapıyorsanız, bizim yaşanacaklara tepkisiz kalmamızı beklemeyin diye de ekledim.

Gemlik Gazeteciler Cemiyeti yöneticileri olarak elbette bizim fikirlerimiz bir tespit ve tavsiye niteliğindeydi. Oldukça uzayan toplantıyı sonlandırdık. Romancı, öykü yazarı ve gazeteci Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikayeleri” eserinde, “Hemşehrileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi.” dediği gibi bizim de sabahlayacak halimiz yoktu. Hatıra fotoğraf için pozumuzu verdik ve dağıldık.

Derken, festival tarihi geldi çattı. Duyuru görselleri yayınlanmaya başladı. Belediye basın bürosundan gelen tanıtım görsellerinde “Gemlik 10. Hemşehri Dernekleri Festivali” yazıyordu. Ancak şehrin sokaklarına asılan pankartlardaki ifade başkaydı ve burada “10. Gemlik Hemşeri Buluşması Kültür ve Yöresel Ürünler Festivali” ifadeleri yer alıyordu. Bunu yönetim kurulu üyemiz Hurşit Topal’ın yaptığı ilk haberden öğrendik.

Bahsettiğim bu çalışmaların, farklı ellerden çıktığı çok aşikardı. Üstelik festivalin ana teması “Hemşehri” kelimesi de pankartta yanlış yazılmıştı. Buradaki görsellerle ön planda olan daha çok bal, peynir ve baharat gibi ürünlerken, festival Gemlik’te yapıldığı için ayıp olmasın diye zeytin ve zeytinyağına da yer verilmişti. Belediye’nin görsellerinde niçin yöresel ürünler ifadesinin yer almadığını, benim de sonradan anladığım gibi sizde yazının sonunda anlayacaksınız.

Pankartlarda kullanılan fotoğraflara bakınca kafamızın içinde yine Hint ezgileri çalmaya başlamıştı. Perşembe’nin gelişi galiba çarşambadan belli olmaya başlamıştı.

Cemiyet yönetimimizden arkadaşlarla topluca festival alanına gittik. Alana girişte oluşturulan koridora girince şok olduk. Neden diyeceksiniz çünkü hayvan dışkısı kokusu tokat gibi yüzümüze çarptı. Ortamı şöyle tarif edeyim. Dar bir alan, her iki yönde de muazzam bir insan kalabalığı var. İnsanların hemen arasında yetişkin develer tur atıyorlar. Gezi parkuru vatandaşların alana giriş noktasında. Ayrı bir alan tahsis edilmemiş. Yanımızdan geçen bir deveye Aman! deyip dikkat ederken, arkamızdan geldiğini fark ettiğimiz diğer deveden sakınmak için adımlarımızı hızlandırıyoruz. Bir başka deveye yaslanan boyacı merdivenine çıkan çocuk, deveye binme telaşında. Deveci ve ebeveynleri çocuğu yukarı itmeye çalışıyorlar. Yanımda yer alan cemiyet yöneticimiz Gencay Yılmaz, bana eliyle devenin kuyruğunu çeken bir başka çocuğu gösteriyor gülerek. “Yok Deve!” dediğinizi duyar gibiyim. Devenin bu çocuğu ya da etrafında gezinen kalabalıktan birine çifte atarak yaralaması an meselesi. Ama deve sahipleri develerin ağızlarına vatandaşı ısırmasın diye ağızlıklar takmış. Bu konuda önlemler had safhada maşallah. Sizin anlayacağınız tam çıldırmalık bir ortam.

Devamında arkadaşlarla alana giriş yaptık. Bu sene tercih edilen alan festivale uygun değil. Alan küçük. Bu nedenle stantlar arası mesafe dar kalmış ve kalabalık insan topluluğu için yetersiz. Geçen seneye nazaran bu sene dernekler çadırdan kurtulmuş, alanın etrafında ahşap görünümlü stantlarda, daha görünür hale getirilmişler. Ama bildik görüntüler yine bütün çirkinliği ile öylece ortada duruyor.

Daha dakika bir, gol bir. Elinde pişmiş küçük sucuk parçaları olan bir satıcı bağırarak önümü kesiyor, kürdana geçirdiği tadım numunesini bana uzatıyor. Elde eldiven yok tabi. Kibarca reddediyorum. Açıkta pişirilen içi pirinç dolu kuzu bağırsakları salçalı suda fokurduyor. Çıkan kabarcıklar filmlerdeki cadı kazanlarını anımsatıyor. Kebap yanında verilecek doğranmış salata dağlarının yanında mangal yelleniyor. Ortam korku filmi platosu gibi sisler içinde. Her ürün açıkta satılıyor. Camekan hak getire. Ürün satılan stantlara gelen vatandaş, ürünleri eliyle kontrol edip yerine bırakıyor, elinin beğendiğini seçmece alıyor. Peynirler üzerinde bir koruma olmadan açıkta duruyor. Hiçbir tedbir yok. Soğuk hava zincirine imkan verecek dolap falan mı? Duymamış olalım! Ne gerek var? Zabıta denetimlerinin olmazsa olmaz konusu etiket yok. Gerçi ortada zabıta da yok. Elde edilmiş gelirin kutsal olması için gerekli vergilendirmenin şartı ve mali açıdan zorunlu fiş yok, fatura yok…

Festivale katılan firmaların stantlarında yer alan personeller için “Gıda ürünü elleçledikleri için kanunen gerekli hijyen eğitimi belgesine sahipler midir acaba?” diye soruyorum kendi kendime. Ya da organizatörler tarafından bu belge onlardan istenmiş midir diye düşünüyorum. Gıdadan insana geçen tonla hastalık var sonuçta. Sonra gülüyorum. Hadi canım diyorum… Şansını zorlama!

Bu arada az sayıda derneğin, festivalin genel tablosu içinde cılız da kalsa, kültürel objelerle ve yöresel kıyafetli üyeleriyle stantlarını şenlendirme gayretlerini de takdire şayan bulduğumu söyleyeyim.

Kermeslerin ve hayır çarşılarının müdavimiyimdir. Buralardan ev yapımı ürünleri almayı severim. Hem hayra destek olmuş hem de sevdiğim lezzetleri tatmış olurum. Bu seneki yüksek beklenti ile aç gittiğim festival alanında tek bir şey bile almaya cesaret edemeden ayrıldım. Arkadaşlardan da aralarında aç olanlar olunca, alandan hayal kırıklığı ile ayrılıp yine topluca restoranın yolunu tuttuk.

Bu manzarayı görünce aklıma “Festival” kelimesinin lisanlarından dilimize geçtiği Fransızların otomobil markası Peugeot’un unutulmaz bir reklamı geldi. Reklamda “Hintli” bir genç, oldukça eski-harabe bir aracı duvarlara çarparak ve hatta üzerine fil oturtarak şekil veriyor, markanın 206 modeline benzetmeye çalışıyordu. Ardından sokaklarda arkadaşları ile birlikte hava atarak geziyordu. İşte bu reklamda olduğu gibi nasıl o hurda araçtan yeni bir 206 çıkmazsa, Hindistan sokak lezzetleri şenliğinden de bir hemşehri dernekleri festivali çıkaramazsınız. “Ne güzel organizasyon yaptık” diyerek, o Hintli genç gibi hava da atamazsınız.

Organizasyonun mimarları bu durumu kendilerine yakıştırabiliyor olabilirler ama ben asla bunu Gemlik’e de kurumsal temsiline de marka değerine de yakıştıramıyorum. Derneklerin çoğunun da bence tasvip ettiğine asla inanmadığım bu görüntülere, gelecek birkaç kuruş maddi destek nedeniyle mecbur bırakılmış olmalarını da içime sindiremiyorum.

Evet ortada bir emek var. Dünyanın en kutsal değeri emeğe saygısızlık asla yapmayacağım bir şey. Tarzım da değil. Ama sırf yaptık demek için bir organizasyon da yapılmamalı.

Peki neler yapılabilirdi?

Dernekler kendi yörelerinin gıda ürünlerini hem tanıtır hem de satabilirdi. Bu satışlardan çok ciddi gelir elde edilebilirdi. Bunu girişimci kadınların el emeği ürünlerini sundukları bir başka festivalde gördük. Bayanlar tek başlarına çok ciddi cirolar elde ettiler. Dernekler bireysel değil tüm üyeleri vasıtasıyla bunun çok daha iyisini başarabilirlerdi. Yine yöresel hediyelik ürünler satılabilirdi. Stantlar yöresel objelerle süslenir adeta o yöreye ait bir eve dönüştürülebilirdi. Memleketlerinin adı duyulmuş meşhur simalarını getirebilirlerdi. Yöresel oyunlar oynanabilirdi. En azından alanda kültürler arz-ı endam ederdi develer değil.

Eminim ülkemizin dört bir yanından gelmiş insanların yaşadığı Gemlik’te, içlerinden siyasetçiler, iş insanları, entelektüeller, eğitimciler, kanaat önderleri çıkarmış hemşehri dernekleri bu konuda çok sayıda güzel etkinlik planlayabilirlerdi.

Mesele kültürel kaynaşmanın sağlanabilmesiydi, o da bu sene yine olmadı. Bu hayal, kimi siyasi figürlerin de müdahil olduğu “Kim daha Gemlikli, kim değil” tartışmalarının gölgesinde kaldı.

Mikro milliyetçilik baş belası bir şeydir.

Ayrıştırır.

Ötekileştirir.

İçe kapatır.

 Soğutur.

Soyutlar.

Gruplaştırır.

Nefret ettirir.

Koparır.

Kente olan aidiyet duygusunu köreltir.

Hele hele birkaç köy halkı harici herkesin dışarıdan geldiği bir yerde kim neyin mikro milliyetçiliğini yapacak ki? Yapsa eline ne geçecek? Kendisinin bir süre daha önce geldiğini mi ispatlayacak?

Neticede, bu organizasyonda kelime anlamındaki gibi “aynı şehirli” olabildik mi?

Birbirimize “Merhaba hemşehrim” diyebildik mi?

Yoksa ayrı mı düştük?

Seneye bir arada olabilir miyiz?

Yoksa yine ayrı mı kalırız?

Birbirinden farklı ama bir kilim üzerinde buluşmuş motifler olabilir miyiz?

Bunu zaman gösterecek.

Son olarak, madem yine herkes kendi bildiğini okuyacaktı, niçin kapı kapı gezilip “mış” gibi yapıldı?

Hatada ısrar bir zorunluluk değil, artık bilinçli bir tercihtir.

Bu sene de Gemlik’e yakışmayan görüntülerin sorumluluğunu kim üzerine alacak?

Kalın Sağlıcakla.

BGC’den Bursa Emniyet Müdürü Gökce’ye ziyaret

BGC’den Bursa Emniyet Müdürü Gökce’ye ziyaret

Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı ve Yönetim Kurulu üyeleri, Bursa’ya yeni atanan Emniyet Müdürü Kadir Gökce’yi makamında ziyaret etti.
Ziyarette, Bursa Gazeteciler Cemiyeti’ne ve Bursa basınına ilişkin bilgi veren BGC Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı Nuri Kolaylı, Bursa’nın köklü basın kuruluşlarına sahip olduğunu, buna paralel olarak en güçlü yerel medyanın Bursa’da görev yaptığını söyledi.
Doğru, hızlı ve tarafsız habercilikte bilgiye zamanında ulaşmanın önem taşıdığını ifade eden BGC Başkanı Kolaylı, hem polisin, hem de gazetecilerin kamu adına görev yaptıklarını belirterek, “Öncelikle BGC yönetim kurlu olarak Bursa’daki yeni görevinizin hayırlı olmasını diliyoruz. Halkın haber alma özgürlüğü adına görev yapan basın mensubu arkadaşlarımız kaynağından doğru bilgi aldığında, kamuoyu doğru bilgilendiriliyor. Bu anlamda emniyet müdürlüğümüz ile basınımız arasında yıllardır süregelen doğru bilgiyi kaynağından alma anlamında işbirliği var. Bilgi akışının sağlıklı işlemesi açısından haberciler olarak bu iletişimin devam etmesini bekliyoruz” dedi.
Bursa Emniyet Müdürü Kadir Gökce’yi, BGC merkezi, Bursa Basın Müzesi, BGC Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi ve etkinlik salonlarının yer aldığı Basın Kültür Sarayı’na da davet eden BGC Başkanı Nuri Kolaylı, “Toplum yararına her konuda destekçiniz olacağız” dedi.
Ziyarette konuşan Bursa Emniyet Müdürü Kadir Gökce de, Polis Akademisi’nden 1992 yılında mezun olarak Komiser Yardımcısı rütbesiyle Konya’da göreve başladığını, o günden buyana da basın mensuplarıyla kamu adına iletişim içinde olduğunu ifade eti. Son olarak 2023 yılında atandığı Hatay İl Emniyet Müdürlüğü görevini sürdürürken de basın çalışanlarıyla iletişimi en üst seviyede sağlama gayreti içinde olduğunu söyleyen Bursa Emniyet Müdürü Kadir Gökce, “Bursa’yı tanıma sürecini hızla tamamladım diyebilirim. Asayiş açısında nüfusa oranla oldukça iyi durumdayız. Hedefimiz başta uyuşturucu olmak üzere suça karşı gerekli mücadeleyi sürdürerek, hukuk ve Anayasa çerçevesinde vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini en üst seviyede sağlamak olacak. Bu süreçte sizlerle de kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi anlamında işbirliği içinde olmaya özen göstereceğiz” dedi.
Ziyarete Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’nın yanı sıra Yönetim Kurulu Üyeleri Hakan Işıkkent, İbrahim Öge, Barış Yankı İçöz, Hasiye Yiğitbay, Ahmet Akhan, Necat Kırbulut, Enhar Güneş, Musa Öztürk, Hurşit Topal ile Genel Sekreter Sinan Tunç katıldı.

Postegro Nasıl Kullanılır? Instagram Gizli Hesap Görme Adımlarını Öğren

Postegro Nasıl Kullanılır? Instagram Gizli Hesap Görme Adımlarını Öğren

Postegro ile Gizli Hesap Görme Instagram Adımları

Postegro mantığı basittir: Ekstra kurulum yok, karmaşık ayar yok, üyelik zorunluluğu yok.

Tek yapmanız gereken tarayıcıdan https://my.phostegro.com erişmek ve kullanıcı adını girmek. Sistem bu kullanıcı adına ait herkese açık bilgileri analiz eder.

Bu şekilde instagram gizli hesap görme süreci herkes için anlaşılır ve ulaşılabilir olur.

Instagram Gizlilik Hesap Görme Sırasında Güvende Kalmak

En önemli konu güven. Hesabınıza giriş yapmanızı isteyen, şifre talep eden yöntemlerden uzak durmak akıllıcadır.

Postegro yaklaşımında şifre paylaşımı gerekmez. Bu da gizli instagram hesabı görme ihtiyacını karşılarken risk almamanızı sağlar.

Ayrıca takip etmeden önce profilin gerçekten doğru kişi olup olmadığını anlamanıza yardımcı olur.

 

Gizli Profilleri Bul ve Yanlış Takibi Engelle

Sosyal medyada bazen benzer isimli birçok hesap olabilir. Biri orijinaldir, diğerleri benzer görünümlü yeni açılmış hesaplardır.

Gizli profilleri bul yaklaşımı, bu karışıklığı azaltır. Böylece yanlış kişiyi ekleme ihtimaliniz düşer.

Bu da hem sosyal çevrenizi hem dijital itibarınızı daha temiz tutar.

Gizli Hesap Görüntüleme Neden Bu Kadar Popüler Oldu?

Çünkü hızlı. Çünkü pratik. Çünkü postegro ücretsiz. Ve çünkü kimse ekstra uygulama kurmak istemiyor.

instagram gizlilik hesap görme gibi bir ihtiyacı saniyeler içinde çözmek, kullanıcılar için ciddi zaman kazancı demek.

Bu yüzden Postegro uygulaması günlük kullanımın doğal bir parçası haline geldi.

 

Gemlik’te İki Vizyon Proje Gün Sayıyor

Gemlik’te İki Vizyon Proje Gün Sayıyor

Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Belediye Başkan Yardımcısı Yahya Emrecan Uzunkaya ile birlikte yapımı devam eden Kurtul Patili Canlar Merkezi ve yenileme çalışmaları süren Gemlik Kafe’de incelemelerde bulundu.
Başkan Deviren, , Kurtul Mahallesi’nde hayata geçirilen Patili Canlar Merkezi’nin ilk etabının tamamlandığını belirterek, “Altı dönümlük alanın üç dönümünde birinci etap çalışmalarını bitirdik. Kalan etapları da kısa süre içinde tamamlayarak can dostlarımız için modern ve güvenli bir yaşam alanı oluşturacağız” dedi.
Deviren, Gemliklilerin sıkça tercih ettiği Fayton Kafe’deki yenileme çalışmalarının da son aşamaya geldiğini vurgulayarak, “Gemlik Kafe’yi modern, estetik ve konforlu bir mekân haline getiriyoruz. Çok yakında Gemliklilerin hizmetine sunacağız. Hem sosyal yaşam alanlarını hem de hayvan dostu projeleri güçlendirmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

BURSA’NIN 2050 VİZYONU ORTAK AKILLA ŞEKİLLENİYOR

BURSA’NIN 2050 VİZYONU ORTAK AKILLA ŞEKİLLENİYOR


 BURSA’NIN ‘KENT ANAYASASI’ OLAN 1/100.000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLANI ÇALIŞMALARI, ‘PAYDAŞ ÇALIŞTAYI’ İLE DEVAM ETTİ
Büyükşehir Belediyesi, Bursa’nın ‘Kent Anayasası’ niteliğindeki 2050 hedefli 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nı şeffaf ve bilimsel bir zeminde toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla hazırlıyor.

Bursa Büyükşehir Belediyesi, 2050 vizyonlu ‘1/100.000’lik Çevre Düzeni Planı’ çalışmaları kapsamında toplumun tüm kesimleriyle buluşmaya devam ediyor. Bölgesel Muhtarlar Çalıştayları ve Hayalimizdeki Bursa’yı Konuşuyoruz toplantılarıyla 17 ilçede herkesin kente dair görüş ve düşüncelerini dinleyen Büyükşehir Belediyesi, Çevre Düzeni Planı çalışmalarını ‘Paydaş Çalıştayı’ ile sürdürüyor.

Yenilikçi proje fikirleri üretildi
Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’ndeki çalıştayın üçüncü toplantısına, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ergül Halisçelik’in yanı sıra Büyükşehir Belediyesi yöneticileri, merkezi yönetim, yerel yönetim, meslek odaları, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. İkinci toplantıda, Bursa’nın güçlü ve zayıf yönleri üzerine çıkarılan veriler sentezlenip stratejik öncelikler ortaya koyulmuştu. Üçüncü toplantıda ise Bursa’nın 2050 vizyonuna ulaşmasını sağlayacak yenilikçi proje fikirleri üretildi.

“Geleceğin ihtiyaçlarına çözüm olacak”
Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ergül Halisçelik, Çevre Düzeni Planı’nın başarıya ulaşması için şehrin tüm paydaşlarının projeyi sahiplenmeleri gerektiğini dile getirdi. Planlama süreçlerinin de ortak akıl anlayışı doğrultusunda yürütüldüğünü vurgulayan Halisçelik, “Her aşamada kapsayıcı ve katılımcı anlayışı ön planda tuttuk. Yoğunlaştığımız temalar üzerine yaptığımız toplantıları da farklı çalışma grupları üzerinden yorumladık. Bu sayede farklı bakış açıları geliştirilmesini amaçladık. Üçüncü çalıştayımızda, vizyonumuz çerçevesindeki hedef ve öncelikli projeler konuşuldu. Aşamalar tamamlandığında, gelecek nesillerin ihtiyaçlarına yönelik, yaşanabilir Bursa hedefimizi sağlam temellere oturtacak bir planı oluşturmuş olacağız” dedi.

Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı ve İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Nazlı Yazgan, Çevre Düzeni Planı’nın faaliyet misyonu ve gelecek hedeflerinden bahsetti. Çevre Düzeni Planı Proje Yürütücü Koordinatörü Fatih Terzi de çalışmaların başladığı günden bugüne kaydedilen ilerlemeyi aktardı, temel sentez çalışmaları ve bulgular hakkında bilgiler verdi. Konuşmaların ardından Doç. Dr. Halisçelik, çalıştay gruplarını gezerek tartışılan konular hakkında bilgi aldı.

Zarafetin Yeni Tanımı: Ador Gold ve Muhteşem Taşlı Küpeleri

Zarafetin Yeni Tanımı: Ador Gold ve Muhteşem Taşlı Küpeleri

İstanbul’un kalbinde, tarihi Nuruosmaniye’de üç kuşaktır parlayan bir mücevher markası: Ador Gold Gold. Cavit Koçak ve kızlarının tutkuyla sürdürdüğü bu kuyumculuk geleneği, Ador Gold çatısı altında yeniden hayat buluyor. Hem toptan hem de perakende olarak hizmet veren firma, 14, 18 ve 21 ayar altın koleksiyonları ile sadece Türkiye’de değil, dünyada da adından söz ettiriyor. Kalite ve müşteri memnuniyetini her zaman ön planda tutan Ador Gold, profesyonel tasarım ekibiyle hem yerel hem de küresel moda trendlerini titizlikle takip ediyor ve bu sayede her zevke hitap eden özgün tasarımlar yaratıyor. İşte bu özgün tasarımların en çarpıcı parçaları arasında ise taşlı küpe öne çıkıyor.

Ador Gold Taşlı Küpeler: Işıltınızı Taçlandırın

Bir aksesuarın en önemli işlevi, onu takan kişiye kendini özel hissettirmesidir. Ador Gold‘un tasarım felsefesinin merkezinde de bu anlayış yer alır. Özellikle taşlı küpe, bu felsefenin en göz alıcı yansımalarından biridir. Markanın, zarafet ve estetiği bir araya getirdiği koleksiyonlarında, taşlı küpe modelleri ayrı bir öneme sahiptir. Her biri, ışığı en doğru şekilde yansıtacak şekilde seçilmiş değerli ve yarı değerli taşlarla bezenmiş bu küpeler, sadece bir takı değil, bir kişisel ifade aracıdır. Günlük, şık bir ofis görünümünüzü tamamlayabileceğiniz minimalist tasarımlardan, gece özel bir davette tüm dikkatleri üzerinize çekecek cesur ve gösterişli modellere kadar geniş bir yelpazede sunulan taşlı küpe seçenekleri, Ador Gold’un yaratıcılığının ve işçilik kalitesinin bir kanıtıdır.

 

Ador Gold taşlı küpelerinde kullanılan her bir taş, titizlikle işlenmiş altın ile mükemmel bir uyum içindedir. 14, 18 ve 21 ayar seçenekleriyle, hem dayanıklılık hem de estetik kaygılar düşünülmüştür. Kullanılan taşların renkleri ve kesimleri, mevsim modası ve global trendler dikkate alınarak belirlenir, böylece siz sadece bir küpe değil, aynı zamanda zamansız bir stil parçası satın almış olursunuz. Markanın güçlü ihracat ağı sayesinde dünyanın dört bir yanına ulaşan bu tasarımlar, Türk kuyumculuk sektörünün iddiasını ve kalitesini temsil etmektedir.

 

Kolye, bileklik, yüzük ve tamamlayıcı set modelleriyle de sektöre farklı bir soluk getiren Ador Gold, mücevheri bir yatırım aracı olmanın ötesinde, bir sanat eseri ve bir kişisel ifade biçimi olarak görür. Bu anlayışla hazırlanan her koleksiyon, geçmişin birikimi ile geleceğin trendlerini harmanlayarak sizlere sunulur. Şıklığınızı ve tarzınızı en ince ayrıntısına kadar düşünen, sizin için özenle çalışan bir markayla işbirliği yapmanın ayrıcalığını yaşamak için koleksiyonlarını keşfetmeye davetlisiniz.

 

Siz de ışıltınızı özgün ve kaliteli tasarımlarla taçlandırmak istiyorsanız, Ador Gold‘un dünyasına adım atın. Üç kuşağın deneyimi, modern tasarım anlayışı ve sınırsız yaratıcılıkla şekillenen koleksiyonları incelemek ve kendi hikayenize uygun parçayı bulmak için https://www.adorgold.com resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz.