Devam Eden Bursa Depremleri ve İçimizdeki Görünmeyen Artçılar
Depremler sadece zemini sarsmaz.
Bazen en güçlü hareket, insanın içinde olur.
Son günlerde Bursa’da yaşanan ve zaman zaman devam eden depremler, birçok kişi için fiziksel olarak büyük hasarlara yol açmamış olabilir. Ancak klinik pratikte sıkça gördüğümüz bir gerçek var: Bir olayın travmatik olup olmadığını belirleyen şey, çoğu zaman objektif büyüklüğü değil; kişinin iç dünyasında yarattığı etkidir.
Bazı insanlar için bu depremler, yalnızca kısa süreli bir korku anlamına gelirken; bazıları için geçmişte yaşanmış başka sarsıntıları, kayıpları, çaresizlik duygularını ve kontrol kaybı deneyimlerini yeniden canlandırabiliyor.
Travma literatürü bize şunu söyler: Beyin, tehlike algıladığında zamanı doğrusal biçimde işlemez. Yani bugün yaşanan bir deprem, aslında zihinde “şu an”dan çok daha fazlasını temsil edebilir. Daha önce yaşanmış bir afet, çocuklukta hissedilmiş bir güvensizlik, korunamamış olma hali, bugünün deneyimine sızabilir.
Bu nedenle bazı kişiler son günlerde:
- Daha çabuk irkildiklerini
- Sürekli tetikte hissettiklerini
- Uykularının bölündüğünü
- Zihnin “ya yine olursa?” düşüncesine takıldığını
- Bedensel gerginlik yaşadıklarını
fark edebilirler.
Bu belirtiler çoğu zaman “zayıflık” ya da “dayanıksızlık” değil; sinir sisteminin hayatta kalma amaçlı verdiği tepkilerdir. Beynin alarm sistemi (amigdala) tehlike algısını sürdürürken, mantıklı düşünen sistem (prefrontal korteks) bir süre geri planda kalabilir. Bu da kişiye, güvende olsa bile güvende değilmiş gibi hissettirebilir.
Burada önemli bir noktaya özellikle dikkat çekmek isterim:
İçimizdeki sarsıntının şiddeti ne kadar fazlaysa, baş etmek de o kadar zor hissedilir.
Bu yüzden kişinin kendine “Bu kadar etkilenmemeliydim.” demesi, süreci kolaylaştırmaz. Aksine, yaşananı küçümsemek, duyguyla temas etmeyi zorlaştırır. Oysa daha iyileştirici olan cümle şudur:
“Ben bu durumdan etkilendim ve bu anlaşılır.”
Deprem sonrası süreçte kendimizi desteklemek için küçük ama etkili adımlar mümkündür:
- Nefesi bilinçli şekilde yavaşlatmak
- Ayağın yere temasını, bedenin bulunduğu alanı fark etmek
- Maruz kalınan haber akışını sınırlamak
- Duyguları bastırmak yerine isimlendirmek
Bu adımlar, sinir sistemine “şu anda hayattayım ve görece güvendeyim” mesajını iletir.
Çocuklar açısından ise ayrı bir parantez açmak gerekir. Çocuklar güvende olduklarını en çok söylenen kelimelerden değil, yetişkinin bedenindeki sakinlikten öğrenirler. Uzun açıklamalardan çok, tutarlı rutinler, sakin bir ses tonu ve “yanındayım” mesajı düzenleyicidir.
Elbette bazı kişilerde bu tepkiler günler içinde azalırken, bazılarında kalıcılaşabilir. Eğer korku hali geçmiyor, günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyor, kaçınma davranışları artıyorsa; bu noktada profesyonel destek almak oldukça koruyucudur. Erken dönemde alınan destek, travmanın yerleşmesini önleyebilir.
Son olarak şunu hatırlatmak isterim:
Deprem geçti diye, herkesin iç dünyasında da her şeyin geçmiş olması gerekmez.
Bazı sarsıntılar zamana değil, şefkate ve paylaşıma ihtiyaç duyar.
📍 Klinik Psikolog Büşra Kırca
Çocuk, Ergen ve Aile Danışmanı | Bursa
http://www.psikolojimerkezibursa.com | 📞 0531 662 3087
Gemlik Gündem Gazetesi Gemlik Yerel Haber Sitesi, Gemlikte Günlük ve Son Dakika Gemlik Haberleri

