Köşe Yazıları

Sistemde Denetim Eksikliği Var

Sistemde Denetim Eksikliği Var

Küresel boyutta bir yeniden yapılanma içindeyiz.

Bu yenide yapılanmayı en ciddi biçimde hisseden ülkelerden biri de biziz.

Bu yapılanmayı geçmişteki koalisyon biçimindeki hükümetlerle aşamazdık.

Geçmişte bir de baş etmekle zorlandığımız bürokrasi vardı.

Rahmetli Özal, Genelkurmay başkanına Irak’ın kuzeyine harekat yapalım demişti.

Genelkurmay başkanı emri yerine getirmemiş ve istifa etmişti.

Geçmişteki ekonomi yönetimleri de sııyı görünce IMF’yi çağırırlardı.

Yani ülkeyi hükümetler değil bürokrasi yönetirdi.

Bende böyle bir düzen içinde 1980-1990 yılları arasında daire başkanlığı yapmıştı.

Geçmişte bir hazine bürokratı olan Ekrem Pakdemirli pek çok bürokrattan daha güçlüydü.

Artık Erdoğan liderliğindeki Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bürokratların eski ağırlığı kalmamıştır.

Ayrıca iç ve dış konularda alınacak kararlarda geçmişte olduğu gibi AB tedirginliği, Amerika korkusu,  IMF çekingenliği en alt düzeye indirilmiştir.

Haddini aşan devlet başkanı veya yetkilisine de gereken cevap verilmektedir.

Kopenag kriterlerini, Malta anlaşmalarını ve Amerika’nın yıllık raporları, eskisi kadar ürkütücü ve bağlayıcı değildir.

İşte bütün bu gelişmeler Erdoğan liderliğindeki yeni hükümet sistemi sayesindedir.

Artık tek tek koalisyon liderlerini ikna etmek ve uzlaşmak için ter dökmek geçmişte kalmıştır.

En zorlu kararlar bile çok çabuk alınmakta ve çok hızlı bir şekilde uygulamaya sokulmaktadır.

Her olay canlı yayında ve halkımızın gözleri önünde cereyan etmektedir.

Altı  veya yedi ortaklı bir hükümet sistemi bu günkü şartlarda yaşanan olaylarla baş edemez.

İçte ve dışta çözüm bekleyen acil konuları çözemez.

Peki bu sistem iyi ve hoştur ama hiç eksiği yokmudur.

Vardır, denetim eksikliği vardır.

Çok önemli konularda muhalefetin gensoru vermesine hak tanınmalıdır.

En yararlı bir hükümet sisteminde bile denetim mekanızması yoksa önemli bir eksiklik var demekdir.

 

Günün sözü,

En büyük hata,

Hata diye bir şey tanımamakdır.

“T.Ceyle”

 

MERAKIMDAN SORUYORUM!

MERAKIMDAN SORUYORUM!

Bitti bitiyor!

Sona geldik,

Tünelin ucu gözüktü!

Rakamlar düştü…

Bu ve bunun gibi söylemlere artık hiç birimiz inanmıyoruz elbette!

Çünkü virüs tüm bu demeçlere inat, hatta onları yalanlarcasına son sürat devam ediyor. Bu, artık ikiyle ikinin dört ettiği kadar kesin.

Halk bunun farkında ( En azından bir parça  düşünme melekesi olanlar farkında!)

Ve ara ara geriye çekilip şöyle bir yakın çevre etrafıma baktığımda, insanların psikolojik olarak çöküntüde olduğunu görmek beni üzüyor açıkçası. Zaman ilerledikçe psikolojisi bozulanlar diyarına eklenenlerin sayısı artıyor .

Şundan adım gibi eminim ki, korona bir gün bitse bile bu insanlar asla eskisi gibi olmayacak, olamayacak.

En iyi tanıdığımızı sandığımız kişiler bile koronadan önce ve koronadan sonra olarak ikiye ayrılacak psikoloji dünyasında.

Mamafih, benim bahsetmek istediğim konu işin bu boyutu değil.

Dikkatimi çeken başkaca bir boyut ve işin bu kısmı yaşadığımız pandeminin neden ve niçin yine bu derece hortladığının göstergesi bence.

Alın size birebir hayatın içinden kesitler;

-İşe gidip gelmek için bir taksiyle anlaştım. Kaç aydır onunla gidip geliyorum ama artık gücüm yetmiyor buna. Mecburen toplu taşıma araçlarına geçiş yaptım ve çok korkuyorum. Çünkü insanlar maskesiz ve toplu taşımalar kıyamet gibi insan dolu!

– Bir süre işe kendi aracımla gidip geldim ancak yakıt maliyetine hatırı sayılır bir bütçe ayırmam gerektiği için toplu taşıma araçlarını kullanmaya başladım yine. Korkuyorum! Ve korktuğum için sabah ve akşam mesai saati öncesi ve sonrasında birer saat erken ve geç çıkıyorum, toplu taşımalar daha az kalabalık olur düşüncesiyle .

-Haftanın iki günü çocuklarımı okula götürüyorum. Bizim bir aracımız var. Eşimin iş yeri oldukça uzak. Dolayısıyla arabayı o alıyordu işe gidip gelmek için ancak şimdi iki gün ben almak zorunda kalıyorum çocukları okula getirip götürmek için. Çünkü çocuklarımı toplu taşıma araçlarına bindirmek istemiyorum. Korkuyorum.

-Ben Anadolu yakasında oturuyorum. İş yerim Avrupa yakasında. Sağolsun şirket pandemi ortaya çıktığında personeli belli buluşma noktalarından alacak şekilde servis imkânı sağladı. Böylece toplu taşımalardaki riskten kurtulduk ancak servisi kaçırdığımızda ki kaçıranlarımız oluyor, toplu taşımalara binmekten korkuyoruz. Çünkü çok kalabalık ve insanların bazıları hâlâ maske takmıyor . Üstelik mesafe diye bir şey yok!

Bunlar benim yakın çevremdeki insanların telefon sohbetlerimizde anlattığı başlıca sıkıntılar…İnanın hiç biri şikayet niteliğinde değil, tamamen insani duygularla anlatılmış, dostane yapılan sohbetlerin arasında geçenler.

İnsanlar korkuyor!

Bendenize gelirsek;

Hâlâ yirmi kilometrelik yol mesafesinde, hususi aracımda, tek başıma ilerlerken, neden “maske kontrolü” için çevrildiğimizi anlamaya çalışıyorum!

Yine, yine ve yine “maske kontrolü” için durduruluyoruz…

Toplu taşıma araçları tıklım tıklım ve maskesiz insan doluyken,

Sokaklar, caddeler maskesiz insanla yağmur gibi olmuşken ve mesafenin “M” si yokken,

Semt pazarları ana-baba günüyken ( hiç kimsede maske yok) ve denetim yokken,

Neden, niye, niçin ben ve benim gibi hususi araç içindekiler, kısa mesafelerde bile,  “maske kontrolü ” için durduruluyoruz, tekrar ve tekrar?

Sadece MERAKIMDAN SORUYORUM!

Esen kalın.

 

Okul Öncesi Dönemde iştahsızlık

Okul Öncesi Dönemde iştahsızlık

Çocuklar her dönemde aynı büyüme hızını göstermediği gibi ‘okul öncesi dönem’ olarak adlandırdığımız 1-5 yaş arası dönemde de kişisel imyitazlara ve gelişim hızına göre iştahı değişim gösterecektir. Gelişimi normal olan çocuklarda 15-18. aylar arası iştah en düşük seviyededir. Bu yaş aralığındaki çocukların yiyeceği geri çevirmesi ve aileye duyduğu tepkiyi yemeği reddederek göstermesi en önemli kozudur.

Eğer çocuğun yeme alışkanlığı bir sağlık problemi oluşturmuyor ve büyüme gelişmesi normalse, çocuk ihtiyacı kadar yiyorsa bir sorun teşkil etmemektedir. Okul öncesi dönemi çocuklar kendini önemsemekte ve kendi seçeneklerini gösterebilmek için alınganlık, lüzumsuz sinirlilik, darılma gibi hareketler sergilemektedirler. Yine bu çocuklarda renk, koku, sıcaklık, tat ve yemeğin görüntüsü mühim olmakta ve karışık tatlardan hoşlanmamaktadırlar. Sırf seviyor diye aynı yiyeceklerin sürekli pişirilmesi, o yemeğe karşı isteksizlik ve besinlere karşı farklı bahaneler oluşturmasına sebep olabilmektedir. Yiyeceğin çocuklara farklı şekillerde sunulması ve yemeği ne kadar tükettiğini bilmek önemlidir. Eğer çocuklar acıkmadan yemek yediriliyorsa ve peşinden koşularak beslenmeye çalışılıyorsa çocukta bir reaksiyon olarak iştahsızlık gelişecektir.

Çocuğun yeterince yediğinden emin olmak adına yemeğini bitirmesi için hızlı davranmak, sofra kuralları için çok erken zamanlarda ısrarcı olmak, yemek kırıntıları veya artık bırakma gibi durumlarda fazla tepki göstermek ve başka çocuklarla karşılaştırma yapmak çocuğun sinirli olmasına ve ayıplanmaktan korkmasına yol açabilmektedir.

İştahsızlığı Oluşturan Durumlar Nelerdir?

Sürekli süt veya meyve suyu tüketmek çocukların iştahının kesilmesine yol açmaktadır. Çoğu çocuk bir şeyler içmeyi yemek yemeye tercih eder ve midesini sıvıyla doldurmuş olur. İçeceklerin yemekten sonra veya yemekten bir saat önce tüketilmesi bu duruma engel olabilir. İçecekleri şişeden tüketmek yerine fincan veya bardakta tüketmek daha az tüketmesine yardımcı olacaktır. Fazla süt tüketimi ise doygunluk hissi vereceğinden günde en fazla 500 mL süt tüketilmelidir.

İştahsızlığa sebep olan bir diğer sebep ise küçük çocukların öğünler arasında atıştırma ihtiyacı duymasıdır. Abur cubur tüketimi ana öğünlerde yemek yemesini engellemektedir. Ana öğünlerde enerji, protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineral gereksinmelerinin tümü karşılandığı sürece hiçbir sağlıklı çocuk açlık hissetmeyecektir.  Bu durumda ebeveynler çocuğa karşı koordine bir şekilde yaklaşmalıdır, yemeği tanıtarak sevmesini sağlamak, yemek vaktinde mutlu bir ortam hazırlamak, arkadaşlarıyla birlikte yemek yemesi çocuğun iştahsızlık probleminin önüne geçmede yardımcı olacaktır.

Seçim Takvimi Nasıl oluşacak

Seçim Takvimi Nasıl oluşacak

Erken seçim olup olmayacağını nasıl hissederiz.

Eğer iktidar partisi siyasi partiler yasasında ve seçim sisteminde bazı değişikliklerden söz ettiyse ufukta bir seçim var diyebiliriz.

Ama seçim sisteminde ve barajında bir değişiklikten bahsediliyorsa bu karar ancak bir yıl sonra uygulamaya girecektir.

Yani yeni baraj oranı 2021 başında kanunlaşırsa bu yenilik ancak bir yıl sonra yürürlüğe girecek demektir.

O zaman 2021 yılında erken seçim yapılmayacak demektir.

Halen yaşadığımız ekonomik ve sınır güvenliği sorunları da bu zor dönemi 2023 haziran ayına kadar götüremez.

O zaman erken seçim için en gerçekçi yıl 2022 yılı olacaktır.

2022 yılının Haziranında veya kasımında olması ise neye bağlıdır.

2021 yılında siyasette ve yargı alanında varılacak kararlara bağlıdır.

HDP önünde bekleyen annelerin teslim olan çocuklarının ifadeleri hem HDP’nin kaderini, hem de millet ittifakının geleceğini etkileyecektir.

Alınacak bir parti kapatma kararı HDP seçmenini farklı tercihlere yöneltecektir.

Kılıçdaroğlu’nun yoğunluk gösterdiği HDP ilgisinin yerini DEVA partisi alacaktır.

Babacan’ın eğitimde resmi dil Türkçe olsada anadilde eğitime de imkan verilmeli açıklaması siyasi alanda çok dikkat çekecek bir açıklamadır.

Bu açıklamanın arkasında dış dostların olduğunu tahmin ediyoruz.

HDP’den boşalacak alana, sadece CHP’nin değil, Babacan’ın da girmek istediğini düşünüyoruz.

Önümüzdeki günlerde dış dostların desteği ve Kılıçtaroğlu’nun yoğun ilgisi ile DEVA partisinin ve genel başkanı Babacan’ın vitrine çıkarılma projesine tanık olacağız.

Eğer DEVA partisi yurt çapında ilgi görürse Babacan’ın da Cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşulabilecektir.

Seçmen Suriye sorununun ve libya birlikteliğini öğrendikçe Davutoğlu’nun Gelecek partisi buhar olacaktır.

Mahkeme karalarının siyasete egemen olacağı ve sınır çatışmalarının toplumu etkileyeceği bir 2021 yılı yaşayacağız.

Günün sözü;

Sanatçıya iki yüz yetmez.

“lamartin”

 

1975 Ağustosunda Maraş Ziyareti

1975 Ağustosunda Maraş Ziyareti

1974 Ağustos harekatından önce Lefke’nin gemi konağı konağı bölgesinden pirit madeni ithal ediyorduk.

Kıbrıs Barış harekatı olunca pirit sevkiyatı durmuştu.

1975 yılı Ağustos ayı öncesinde şirketimize tayin edilen emekli Albay Saim Sancar o dönem görevde bulunan Genelkurmay başkanı Semih Sancar’ın ağabeyi idi.

Pirit madeni gelmediği için sülfirik asit tesislerimizin durduğu Semih Sancar’a anlatıldı.

Saim Sancar genelkurmaydan gerekli izinleri alarak üç kişilik heyetin bir resmi araçla Kıbrıs’a ulaşmasını sağladı.

Gece feribotla Magosaya geçtik ve Girne’de ki küçük Dame oteline yerleştik.

Bu otel ordu evi görevi yapıyordu.

Önce protokol ziyaretlerini yaptık ve geliş nedenimizi anlattık.

İlk ziyaretimizi barış kuvvetleri komuıtanı Vahit Gözeri’ye yapmıştık.

Sonra Kıbrıs federe devleti başkanı Rauf Denktaş ve Meclis başkanı Osman Örek’in misafiri olduk.

Protokol ziyaretlerini tamamladıktan sonra pirit stok sahasının bulunduğu gemi konağına gittik.

İskele sahasında serili piritten 10 bin ton almaya karar verdik.

O gün o marta ili komutanı Fevzi Paşaya misafir olduk, ardından Girne’ye döndük.

Ve Türk lirası olarak ödenmek kaydı ile 10 bin ton pirit anlaşması yaptık.

Son olarak Magosa’ya ve Maraş bölgesine giderek o bölgenin komutanı Kemal Yamak paşanın misafiri olduk.

Geceyi Maraş bölgesinde ordu evi gibi kullanılan Sand Beach otelinde geçirdik.

Birçok otel ve dükkan kapalı olsa da Maraş bölgesinin muhteşem bir turizm merkezi olduğunu gördük.

Daha sonra Omarta ilinin Güzelyurt ismini aldığını ve gemi barınağı iskelesinin de İskele ilçesi olduğunu öğrendik.

Misafir olarak kaldığımız ordu evlerinin aliminyum pencere ve kapı  doğramalarına ve pratik kullanımlarına hayran kalmıştık.

1974 ve 1975 yılalrında geniş çaplı bir ambargo altındaydık.

Yedek parça ve akaryakıt bile bulamıyorduk.

Maraş bölgesinin tek başına bir pazarlık konusu olacak kadar muhteşem bir turizm bölgesine olduğuna bizzet tanık olmuştuk.

46 yıl sonra Maraş’ın sahillerinin bir bölümünün bile halka açılmasının ne kadar ses getirdiğine hep birlikte tanık olduk.

Çok kısa bir zaman sonra Maraş’ın tümünün halka açılmasını bekliyoruz.

Günün sözü:

Aşk ile nefret,

Bizim elimizde değildir.

“Çeheo”

 

 

İKİ SENE DAHA MI?

İKİ SENE DAHA MI?

Mart ayından beri bir ülkeden diğerine gitmeyi bırakın, bir şehirden başka bir şehire gitmişliğim yok.

Hatta yazıya başlarken çıtayı yüksek tuttuğumu fark ederek söylemimi değiştiriyorum; ne ülkesi ne başka bir şehri!

Bir AVM’ ne gitmişliğim bile yok. Şöyle doyasıya ellerime, avuçlarımın arasına alarak, dokunarak ve ürünü hissederek satın alma duygumu bile kaybetmiş olabilirim geçen aylar boyunca.

Oysa özellikle biz kadınlar için ne büyük bir zevktir o! Bir tekstil ürününü elinle avkalayarak satın almak!

Durup düşününce, sekiz ay boyunca açık havada olmak kaydıyla ( bahçeli, teraslı veya sahil kenarlı), hijyeninden emin olduğum ve kişi sayısındaki teması göz önünde bulundurarak servis sunan üç restoranın dışında bir yerde yemişliğim içmişliğim yok.

Eş dostla toplanarak, buluşup da hayattan keyifli bir gün çalmışlığım yok. Bahçeli olan yazlığımda uzak ara oturup konuştuğumuz dostlar hariç. Hatta yazlığın nimeti bol atmosferinden dolayı ” ziyarete gelmek istiyoruz” diyen eşin dostun pek çoğuna “kabul edemem sizi” diye rest çekmişliğim çok! Sırf, kendilerinin hijyen kurallarına uygun olarak yaşamadıkları düşüncesine kapıldığım için.

Açıkçası, yaşadığımız şu dönemin lüzumsuz darılma ve kırılmacalara pay bırakmaması gerektiği düşüncesi ile oldu bu red edişlerim. Ne de olsa beni tanıyan eş dost şimdiye kadar tanımış bilmiştir diye düşünüyorum. Bu zamana kadar tanımamışlarsa da şimdiden sonra tanımak için zaten uğraşmasınlar! “Ve retlerimin altında başkaca neden aramasınlar”.

Bunların dışında, etkinlik,imza günleri, okur buluşmaları, söyleşiler, konferanslar vs hepsi hak getire zaten!

Diyeceğim o ki;

Nüfusun pek nadir kısmı benim gibi özenli davranarak pandemi sürecini atlatmaya çalışsa da son yapılan “pandemili hayatın normale dönmesinin artı iki seneyi bulacağı ve bu bitse bile başka bir virüsün baş gösterebileceği” söylemleri epey canımı sıktı son günlerde.

Bu zaman dilimi nasıl, ne şekilde geçer bilemiyorum ama zaman zaman sabırsızlanmıyor ve eski rutin yaşamlarımıza her geçen gün daha çok özlem duymuyor değiliz.

Yakın gelecekte pandeminin “p’sini” bile duymayacağımız aydınlık günler yaşanması dileğimle,

Esen kalın.

 

Limonlu su yağ yakımını sağlar mı?

Limonlu su yağ yakımını sağlar mı?

Öncelikle metabolizmayı hızlandırdığı ve mideyi uzun süre sonra terk ettiği için tokluk sağlaması açısından ilk işimiz sabah kalkınca öncelikle su içmek olmalıdır.

Limon birçok vitamin, mineral ve fiyokimyasal denilen bileşikleri bol miktarda içerir ve asit içeriği yüksek bir meyvedir. C vitamini açısından da oldukça zengindir.

Amerikan Klinik Beslenme Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada yeterli miktarda C vitamini tüketen katılımcıların egzersiz esnasında daha fazla yağ yaktığından bahsedilmiştir. Bazı araştırmalarda ise yeterince C vitamini tüketenlerin daha düşük beden kütle indeksine sahip olduğu gösterilmiştir, ancak C vitamini tek başına zayıflatıcı etkiye sahip değildir, egzersiz esnasında yeterli miktarda C vitamini tüketenlerin yağ yakımı daha iyi olduğundan dolayı kiloları daha azdır. Limonlu su kişiden kişiye değişmekle beraber sindirimi kolaylaştırmaktadır. Ancak direkt olarak yağ yakımı sağlamamaktadır.

Reflü, gastrit gibi mide rahatsızlığı olanlar asit içeriğinden dolayı limonlu su tüketirken dikkatli olmalıdır. Ayrıca limonun tansiyon düşürücü etkisi olduğu için tansiyon problemi olanlar da limon tüketimine dikkat etmelidir.

İçtiğimiz suyun sıcaklığı nasıl olmalıdır?

Önemli olan su içmek olduğu için nasıl arzu edilirse o şekilde tüketmek en doğrusudur ancak bir çalışmada ılık ya da sıcağa yakın suyun mideyi terketme hızı 80 dakika iken, soğuk suyun 20 dakika olduğu gösterilmiştir. Yani suyu ılık olarak tüketmemiz daha fazla tokluk sağlayacaktır.

İşin özü sağlıklı kilo vermek için öncelikle günde 2-2,5 litre su içilirse daha uzun süre tokluk sağlayıp, metabolizmayı hızlandırıp kilo vermeye yardımcı olacaktır.

Dyt. Ayça Oral

KUŞATMA ALTINDA İÇ SİYASET

KUŞATMA ALTINDA İÇ SİYASET

Türkiye’ye Doğu Akdenizde,  Kuzey Suriyede ve Kafkaslarda uygulanmak istenen Kuşatma amacına ulaşamadı.

Her kuşatma öncesi bir süre beklemede kalan muhalefet sonunda devlet kararlarına sahip çıkmak noktasına geldi.

Aslında bu kuşatmalardan galip çıktık veya avantaj kaybettik demek için henüz erkendir.

Ama hükümetinde ve devlet güçlerinin olaylara anında müdahale etmesi ve tehdit ile şantajlar karşısında dik durması dikkatlerden kaçmadı.

Türkiye’ye yapılan bu üçlü kuşatma karşısında verilen mücadele Akparti’nin bütünlük içerisinde kalmasını sağladı.

Dış destekli Davutoğlu ve Babacan’ın partlerine ise büyüme fırsatı vermedi.

Bir bakıma Ak Parti’de ve Erdoğan adına krizler fırsata dönüştü.

Parçalanma Ak Parti’den beklenirken, kriz HDP ve İyi partiyi vurdu.

HDP’deki esas sıkıntı geçmişteki kobani olaylarından ziyade evlatlarına kavuşan annelerden geldi.

PKK kampından kaçıp annelerine kavuşan çocukların verdiği ifadeler HDP’nin siyasi ve hukuki pozisyonunu zora soktu.

Kamuoyu HDP’yi dağa militan gönderen bir siyasi parti olarak görmeye başladı.

Bu iddia kobani olaylarındaki suçlamaların  önüne geçti.

Şimdi HDP’nin kendi göreceği hukuki ve siyasi zarardan çok, ortaklarına vereceği siyasi zarar önemli hale geldi.

HDP’den gelen siyasi sarsıntıyı ilk gören İYİ Parti oldu.

Çok kısa bir süre önce İYİ Parti içinde yer alan Doğruyol ve CHP kökenli kadrolar gözden düşmeye başladı.

İyi parti de geri planda kalan ülkücü kökenliler Koray Aydın’ın yeniden Teşkilat başkanı olması ile güçlerini  gösterdi.

HDP krizinin artçı sarsıntılarını kısa zaman da CHP içinde de göreceğiz.

Diplomat kökenli bazı CHP’li yöneticilerinin krizin büyümesine sebep olduğuna da tanık oluyoruz.

 

Günün sözü;

Kusurların en büyüğü,

İnsanların tüm kusurlarından habersiz olmasıdır.

“T.CRYLE”

MÜMİNİN YUMUŞAK HUYLULUĞU

MÜMİNİN YUMUŞAK HUYLULUĞU

Muhterem Müslümanlar!

Din-i mübîn-i İslam’da iman, ibadet ve güzel ahlak bir bütündür. Yüce dinimiz biz müminlere samimiyetle ibadete devam etmenin yanı sıra, güzel ahlak sahibi ve geçim ehli olmayı öğütler. Bilhassa ailemizle, komşularımızla, akraba ve arkadaşlarımızla iyi niyet, hakkaniyet ve merhamete dayalı ilişkiler kurmamızı ister. Muhatap olduğumuz herkesi Allah’ın yarattığı ve gözettiği bilinciyle saygılı ve nezaketli davranmamızı tavsiye eder.

Aziz Müminler!

Peygamber Efendimiz (s.a.s) insanlık için en güzel örnektir. O, bizlere erdemli bir kul olmanın ve insanlarla güzel geçinmenin yollarını bizzat yaşayarak öğretmiştir. Allah Resûlü (s.a.s), yumuşak huylu, zarif ve ince ruhlu bir insandı. Edep, hayâ ve tevazu sahibiydi. Çevresindekilere huzur ve güven verir, korku ve endişe yaymazdı. Ailesine ve ashabına karşı yüreği sevgi ve şefkat doluydu. İyi günde olduğu kadar, zor zamanda da sabırlı, hoşgörülü ve affediciydi. Cenâb-ı Hak, Peygamberimizin bu vasfını şöyle övmüştür: “Sen onlara Allah’ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz onlar etrafından dağılır giderlerdi.”[1]

 

Kıymetli Müslümanlar!

Sevgili Peygamberimizi rehber edinen müminler olarak, hasbi ve samimi davranmayı prensip edinelim. Vefalı ve fedakâr, temiz özlü ve doğru sözlü olmak için emek verelim. Unutmayalım ki, riyâkar, menfaatçi, kibirli ve ikiyüzlü kişi, Allah katında da insanlar arasında da sevgi ve değer göremez. İyi huylu bir müminin hayatında kötü söze, kaba davranışa, şiddet ve nefrete yer yoktur. Zira o, Peygamberimizin şu sözlerini daima hatırında tutar: “Mümin cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.”[2] “Kendisi cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse.” [3]

Değerli Müminler!

İçinde yaşadığımız bu aziz milletin ve bu müstesna toplumun değerini bilelim. Sevinci ve kederi, varlığı ve yokluğu paylaşalım. Hal ve hareketlerimizle birbirimize sükûnet, huzur ve muhabbet aşılayalım. Başta eşimiz ve çocuklarımız olmak üzere güler yüzümüzü, güzel sözümüzü, insaf ve anlayışımızı kimseden esirgemeyelim. Böylelikle hem kendimiz hem de çevremizdekiler için hayatı kolaylaştıralım.

Aziz Müslümanlar!

Hutbemin sonunda, işgal atındaki topraklarını kurtarma mücadelesinde şehit düşen Azerbaycanlı kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

[1] Âl-i İmrân, 3/159.

[2] İbn Hanbel, II, 400.

[3] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 45.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 

Günün Ayeti

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.

 

(Kâf, 50/16)

Günün Hadisi

Şeddâd b. Evs’ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Zavallı (ahmak) kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan (ve buna rağmen hâlâ) Allah’tan (iyilik) temenni edendir.”

 

(Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 25)

Günün Duası

Ey göklerin ve yerin yaratıcısı, gizliyi ve aşikârı bilen Allah’ım! Sen her şeyin sahibisin. Senden başka ilâh olmadığına melekler de şahitlik ederler. Biz nefislerimizin ve (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olan şeytanın şerrinden, onun bizi şirke düşürmesinden, kendimize ve herhangi bir Müslüman’a kötülük yapmaktan sana sığınırız.

 

 

ltının karz/borç verilmesi caiz midir?

Altın, mislî mallardandır. Dolayısıyla altının, cumhuriyet altını gibi tane ile alınıp satılanlarının sayı ile; 22 ayar bilezik gibi tartı ile alınıp satılanlarının ise tartı ile borç (karz) verilmesi caizdir. Fakat geri ödenirken ne eksik ne fazla, alınanın tam olarak misli verilmelidir. Bunun yanında tarafların kabul etmesi halinde, alınan altın borcu, para olarak da ödenebilir.

 

Anketler ve Muharrem İnce

Anketler ve Muharrem İnce

Optimar araştırma şirketinin Eylül ayında yaptığı anket verilerine göre iki ittifakın oy oranları şöyle;

Cumhur ittifakı 50.9

Millet ittifakı 44.7

Ayrıca en beğenilen siyasetçi oyları da sorulmuş.

Erdoğan 30.8

İmamoğlu 9,8

M.Yavaş 9,8

Bu ankete göre İmamoğlu ile M.Yavaş’ın Ağustos ve Eylül aylarında şöyle bir gelişme olmuş.

İmamoğlu’nun Ağustos ayında 12 olan oyları Eylül ayında 9,8’e gerilemiş.

Mansur Yavaş’ın Ağustos ayında 8,6 olan oyları Eylül ayında 9,8’e yükselmiş.

Bu arada bir ara anahtar parti konumunda görülen İYİ Partinin Ağustos’ta 9,8 olan oylarının Eylül’de 9,3’e düştüğünü okuduk.

Şimdi biraz da Muharrem İnce’den söz edelim.

Önce Mevlana’nın bir sözünü hatırlayalım.

“Ey yiğit yazgıya bulma  bahane, yükleme kendi suçunu başkasına, suçunu gör, dön etrafında kendinin, kendindendir, gölgenden değil çektiklerin..

Hepimizin eğitim hayatımızdan , çalışma hayatımızdan, sosyal hayatımızdan ve hayat okulundan kazandığımız, tecrübelerimiz vardır.

Olgun çağa geldiğimizde, iki önemli kavramın vitrine çıktığını görürüz.

Birincisi yaşam yolunda zamanlamayı iyi kestirmektir.

Muharrem İnce, Memleket hareketinde çok geç hareket etmiştir.

Ayrıca bu hareket için salgın hastalık dönemini seçmiştir.

Yepyeni bir hareket için peşpeşe iki kötü zamanlamayı seçmek hareketi de liderini de yıpratır.

İkinci kavram ise yaşamdaki öncelikleri doğru saptamaktır.

Bugün için yeni CHP de ki en önemli sıkıntı hükümete karşı olmak ile devlete karşı olmanın karıştırılmasıdır.

Karşı tarafı itibarsızlaştırma parti politikası haline gelmiştir.

CHP milletvekili eski büyükelçi Ünal Çeviköz Azerbaycan -Ermenistan savaşı için bakın neler söyledi.

Gelen haberlere göre Türkiye’den  Azerbaycan’a silah yardımı yapıldığı söylentilere göre cihatçı gruplarında Azerbaycan’a gönderilidği söyleniyor dedi.

Bir büyükelçiye yakışmayan bu açıklama sadece hükümeti değil devleti de zora sokar.

CHP’nin aynı yerde saymasının ve köklü seçmeninden uzakta kalmasının sebebi budur.

Devleti kuran partiye devleti zora sokacak açıklamalar yapmakta yakışmaz.

Muharrem İnce devletçi yapıdaki CHP’li seçmenden kopmak istemiyorsa prostijli televizyonlarda iç ve dış politika yorumları yapmalıdır.

Bin günde Türkiye’yi gezmek hiç bir fayda getirmez.

Günüz sözü,

“Tecrübe, yediğimiz kazıkların bileşkesidir”

“konfiçyus”