Köşe Yazıları

Bana bir masal anlat baba, içinde yalan olmasın!

Bana bir masal anlat baba, içinde yalan olmasın!

 

Bu haftaki köşe yazımı bir tekerlemeyle açmak istedim. Hepimizin bildiği bir tekerleme;

-Komşu komşu, hu! Oğlun geldi mi?

-Geldi.

-Ne getirdi?

-İncik boncuk…

-Kime kime?

-Sana bana…

-Başka kime?

-Kara kediye!

-Kara kedi nerde?

-Ağaca çıktı.

-Ağaç nerde?

-Balta kesti.

-Balta nerde?

-Suya düştü.

-Su nerde?

-İnek içti..

-İnek nerde?

-Dağa kaçtı.

-Dağ nerde?

-Yandı, bitti, kül oldu…

 

Geldi gelecek, 3 milyon adet geldi, yok değil 1.5 milyon adet geldi, hatta o da değil 750 binin eli kulağında vs. vs.

 

A firmasından, yok B firmasından, o da olmadı; zaten kendimiz üretiyoruz!

 

Z ülkesinden, o değildi sahi, neydi yaaa?  X ülkesinden geliyordu, gelecekti, geldiydi! Falan filan…

 

Farkındaysanız ben hiçbir şey demiyor ve hatta yazıya peynir kırığı kadar yorum bile katmıyorum!

 

Dahası, hani dünya genelinde birkaç ay öncesinde söylenenler vardı ya ( bakınız, 2020′ nin kış aylarında yapılan söylemler); “Aşı bulunsa bile test aşamaları, onaylanması, demlenmesi, mayası, seri üretime geçilmesi nereden baksanız iki seneyi bulur” gibilerinden…

 

Noldu? İki sene sonrası için gün verenler iki ayda mı buldu? Bu da yetmedi de milyon milyon seri üretimlere mi geçildi? Hangi ara?

Bunu da bir yana bırakın, sevkiyatları bile yapılan aşıların ne ara sevkiyatlarında sıkıntı yaşanmaya başlandı? Hadi bunu da boş veriyorum! Aşıyı bulduğunuz, ürettiğiniz, günlük hayata geçirdiğiniz, sevk ettiğiniz doğru da yine, hangi ara? sorusuyla başlayacağım şu cümlem için kusuruma bakmayın!

Bütün bunları yaptınız iyi, hoş, güzel; “3 dolara mı! , 5 dolara!, 33 dolara mı satalım?” derdine ne ara düştünüz?

 

Yoksa sizler ve bizler başka bir zaman aralığında mı yaşıyoruz? Sizlerin zaman dilimi ve akreple yelkovanınız bizimkilerden daha mı hızlı çalışıyor ki siz bütün bunları yaparken biz hâlâ aynı gündemin içindeyiz?

 

Benim anladığım şu;

Dünya gündeminde pandemi dönemine ait yeni bir masal daha yazıldı!

 

Eyvah Eyvah filminde Ata Demirer’in şiveyle söylediği gibi;

“Masallar…Masallar…Masallar…”

 

Bizde ise aşı meselesi başta yazdığım tekerleme misali;

-İnek nerde?

-Dağa kaçtı.

-Dağ nerde?

– Yandı, bitti, kül oldu!

 

NOKTA

 

Esen kalın.

20 Ocak’tan Sonra Yeni Amerika

20 Ocak’tan Sonra Yeni Amerika

Ocak ayları ülkemiz için gergin aylar olmuştur.

Rahmetli Abdi İpekçi, Uğur Mumcu suikastlarını ocak aylarında yaşamıştık.

Ekonomimizin dini de bir 24 Ocak günü değişmişti.

Dövizin, petrolün, gübrenin ve tekel ürünlerinin fiyatlarını belirleyen devlet, bu yetkisini serbest piyasa ekonomisine devretmişti.

Ankara’da görev yaptığımız dönemde, 1975 yılı ocak ayını da unutamamıştık.

1974 Kıbrıs barıuş harekatı nedeniyle Amerikanın liderliği altında bir ambargo yaşıyorduk.

Mazotsuz, elektriksiz, çok ağır bir kış geçirmiştik.

2020 Ocak ayında ise, ülkemizde resmi olarak ilan edilmiş, bir korona vakası yoktu.

Ama Çin’de yaşanan korona salgınını merak ve korku ile izliyorduk.

Bu yılın Ocak ayına ise Amerika da yaşanan kongre baskını damgasını vurmuştur.

Eski başkan Trump’ın yenilgiyi hazmedemediğini gördük.

Kasım ayı başından beri taraftarlarını kışkırtan Trump kongre baskınının  sorumlusu olmuştur.

Baskın sonucunda 5 kişi ölmüş ve ve kongre binasının kritik bölümleri tahrip edilmiştir.

Dünya’nın en gelişmiş ülkesinin demokrasi anlayışı yönünden ve güvenlik tedbirleri açısından Fos çıktığını gördük.

Artık tek süpergüç olma hevesinden vazgeçeceklerini göreceğiz.

Avrupa Birliği ile birlikte ve bazı arap ülkelerini de içine alan geniş tabanlı bir ittifak içinde olacaklarına tanık olacağız.

Yarattıkları yeni düşman olan Çin ile yeni bir tip savaşa girecekler.

Geçmişte enerji kaynakları ve ortadoğu ön plandaydı.

Şimdi ise, tarım alanlarının ve suyun ön plana çıktığını göreceğiz.

Tüm dünyada ve özellikle Asya kıtasında, Çin devletini yormak için tüm senaryolar hayata geçirilecektir.

Artık yeni silahlar virüsler ve aşılar olacaktır.

 

Günün Sözü;

Cisimleri gördüğün gibi değil,

Düşündüğün gibi boyarım.

“Pablo Picasso”

EVSİZ DOSTSUZ KIŞ ORTASINDA SOKAKTA YAŞAYANLAR VE ŞİİR’İM

EVSİZ DOSTSUZ KIŞ ORTASINDA SOKAKTA YAŞAYANLAR VE ŞİİR’İM

Sokakta yaşayan bazen çıplak ayakları, soğukta beton üstünde yata yata bitik ciğerler, ağrı içinde olan böbrekler, kanı yürümez tıkanmış damarlar, yaralar içinde irinli iyileşmeyen, yaralar bir başına sokaklarda yaşarlar. Vücutlarda birçok hastalıklar, uyurken, yürürken, size verilmiş bir yemeği yerken, bazen geçmiş hayatlarını düşünürler.

 

Acaba bir gün yeniden bir evim olacak-mı düşünürler. Ya da kim olduğunuzu, neden böyle bir hayat yaşadığını, neden bu hale düştüğünü halini anlık nelerin olacağı bilmezken, bakarsın bir deli tarafından, bir kötü tarafından, başka bir başka sokakta yaşayan tarafından dövülerek öldürülebilir kaygısı olsa da yine de sokaklarda yaşarlar .

 

Sokak yaşamı bir battaniye bile olsa, sadece bir yastığı, ya da kalın bir kartonunuz, bir şişe suyunuz, veya bağımlı olduğunuz madde, bir lokma ekmekle yemek ol masada yine de sizden daha yoksul biri tarafından hedef seçilebilir soyulabilirsiniz. Uyurken, baygınken, şuursuzken, sesinizi kimselere duyuramadan. Başınıza gelenlerin hesabını kimselerden soramadan. Bir köşede kötü muameleye uğrayabilirler.

 

Sokakta yaşam eğer çöpleri karıştıracak gücünüz varsa, size yiyecek verecek herhangi biri karşınıza çıkmadıysa. Birilerinden yemek isteyecek ya da dilenecek gücünüz kalmadıysa. İnsanlara yaklaşacak cesaretiniz kırıldıysa. Açlıktan ya da susuzluktan ölebilirsiniz veya ebedi uykuya dalarak bir daha uyanamazsınız. Sokakta yaşam devlet ve toplumun çoğunluk kesiminden unutularak fark edilmeyenler olması sığındığı bir köşede soğuktan donarak ölebilirler.

 

Sokakta yaşamak dayana bildiği kadar yaşar ve başınıza her şey ama her şey gelebilir. Toplum gözünde bir hayalet gibi görünürler yanlarından görmeden geçip giderler. Varlıkları olmamış gibi gerçek değilmiş görürler. Devlet, bir suç işlemediğiniz sürece sizinle ilgilenmez, kale alınmazsınız, umursanmazsınız. Çöpte yemek aramanız ya da ıslak kaldırımlarda kartonlar üzerinde uyumanız. Çocuk, kadın, yaşlı ya da sakat olmanız, bağırsan çağırsan da bir köşede ağlasan da kimsenin dikkatinde olamazsınız.

 

Sokakta kışın öldürücü soğuklarında dükkânların havalandırma borularının sıcağına sığınmaları, virane yerlerde ateş yakarak ısınmaları hatta bazen o yerlerde yangınların çıktığında hiçbir şey değiştirmez, yine ıssız sokaklardasınız. Kendi tercihiyle bu sokaklarda değiller sebepler delirterek, hastalananlar, işsiz kaldıkları, çevreleri tarafından dışlandıkları, madde bağımlısı oldukları, yoksullaştıkları, topluma ayak uyduramadıkları, farklı oldukları, tutunamadıkları, tutunacak bir dal bulamadıkları için sokaklarda olanalar. Bakarsın bir camı avlusunda, bir çatı altında uyurken, kendilerini sokakta bulurlar. Ve geri dönüşü olmayan bir yolda önce kendisini sonra canını kaybeden sokaklarda onca insanlar sokaklarda ölürler.

 

Sokaklarda yaşayanlar için sistem onları ne kadar yok sayarsa saysın, varlar. Siyasetçiler seçim zamanı sokaklarda kimlikli yaşayanlar için kısa zaman içinde oy uğruna varlıklarından geçicide olsa haber dar olurlar ve sonra unutulur giderler. Sadece birkaç hayırseverin insafına bağlı varlıklarıyla, sokaktaki hayata dayanabildikleri kadar yaşama tutulurlar. Sonra bir gün açlıktan ya da donarak ölmekte ya da öldürülürler. İsimsiz mezarlara defin edilerek tıpkı, İstanbul Kadı Köyde donarak haberi alınan ve ölen sokak insanı gibi bu korkunç dünyada; İnsan gibi yaşamayı öğrenmeden, kimliği belirsiz bir şekilde sokağa düşen insanları düşünerek tedbir ve devletin bireyine güven içinde sahip çıkması evsiz, dostsuz ve kış ortasında ölmeden güven içinde yaşamaları verimli birey olmalarında devlet baba olmalı tarif ederler.

VAY HALİNE İNKAR EDENİN

Dilediğinde rahmet kapılarını açar

Vay haline bunu anlamayanların;

Bu dünyaya sevgisini verir

Vay haline gören anlayamayanların!

*

Bakın gökte olan gündüzüne

Birde görün o gecesine

İnsana verilen akıl niye

Vay haline nimetini anlamayanların!

*

Yiyin için şükür bilin

Sığın rabbine kulluk edin

Gecede örtünün gündüzde çalışın

Vay haline inkâr edenlerin!

*

Yaratıldık bir damla sudan

Ölçü tam oldu karargâhından

Dokuz ay bekler bedeninden

Vay haline bunu göremeyenlerin!

*

Yeryüzü senin geçici sığınağın

Akıl sende varlığına bakarsın

Kulum dedi kulluğunu yaparsın

Vay haline bunu anlamayanın!

*

O gökyüzü açıldığı vakit

O yeryüzü düzlendiği vakit

O mahşeri kurulduğu vakit

Vay haline inkâr edenlerin!

Y.T:13.09.2019

“KADININ DEĞERİ SİYASET İSTİSMARI VE ŞİİR’İM”

“KADININ DEĞERİ SİYASET İSTİSMARI VE ŞİİR’İM”

Siyaset cinsiyet ayrımı ve ayrımcılık yapmadan çare bulma, çözüm üretme ve ülkesi için öncelikli, orta vadeli uzun vadeli plan ve proje yarışı ile daha iyi hizmet etme merciidir.

 

Peki, ülkemizin siyasi, ekonomik, sosyal, milli ve manevi değerler noktasında geldiği nokta ortada. Nerede hizmet? Nerede sosyal adalet? can, mal güvenliği nerede?

 

İşte ailelerde kadın cinayetleri. Tablo çok vahim. Aile ve kadının sadece ismi kaldı. Değeri kaybedildi, asaleti zedelendi. Bir kesim kadını ötelerken diğer kesimde özgürlük adı altında kadını vahşi sisteme köle etme gayretinde. Vitrin mankeni gibi sözler.

 

Kadınlarımız ve dar gelirli, emekli sadece seçim dönemlerinde ve siyasi polemiklerle sözde vaatlerle gelerek ve seçimler biter siyasetçiler tarafından unutulurlar. Bu istismarın en başında ise kadın istihdamı başlığı yer alıyor. Hemen her siyasi anlayış seçim meydanlarında, söylemlerinde, kadın istihdamını arttırmaktan, kadınları iş hayatına ve siyasete daha çok entegre etmekten, bahsederler, sonuçlar belli yıllarca değişeni yok?

 

Başta 19 yıla yakın, bu ülkeyi yöneten mevcut iktidara sorayım; Bu mu kadına verdiğiniz değer? Çalışan kadına verilen değer bu-mu  ? Kadın hakları dediğiniz şey kadınları iş hayatına dahil edip, çalıştırmak mı? Bir başka sorun çalışan kadın hakları ne kadar güvence altında sosyal hak değerleri nedir? Bugün vahşi düzende kadını tanımayan, kadının toplum ve devlet için önemini anlamayan kişi ve anlayışlar bu sorulara direk cevap veremez hatta bu soruları dillendirenlere çok kızan kesimlerde vardır .

 

Bugün kadınların iş hayatındaki istihdam oranı % 32’ler civarında ve evlerde olan kadınlar hiçbir sosyal haklarda güvencesi yok! Ev kadınlarında üretime katkıda olması için evden iş imkanlarını geliştirilmesi ev kadınlarında “SGK” devletin imkanlarıyla olmalıdır.

 

Bugün ülkemizdeki kadınlarımızın % 80’inden fazlası hür iradesiyle çalışmıyor. Ekonomik imkansızlıklarından dolayı çalışmak zorunda mecburiyetten çalışıyor.  Kadınlarımızın büyük bir bölümü istedikleri işte değil mecbur bırakılan işlerde, merdiven altı atölyelerde, sağlıksız ortamlarda çalıştırılmaktadır. Bir başka gerçek ise çalıştırılan kadınlarımızın yine çok büyük bir bölümü sosyal hak ve güvencelerden mahrumdur. Ücret noktasında da erkeklerden daha az ücretlerle çalıştırılmaktadırlar.

 

Bu tip ortamlarda çalışmak zorunda bırakılan kadınlarımızın çoğu ya okul bitirmemiş ya da ilkokul ve ortaokul mezunu kadınlardır. Bu sorunlara hala çözüm getirememiş siyasiler ve sözde kadın hakları dernekleri meydanlarda ‘kadınlara istihdam ve kadın hakları’ söylemleriyle kadın provokatörlüğü, kadın istismarı yapmaktadırlar.

 

Güçlü devlet, güçlü birey olması için insan merkezli, bireyin her türlü sosyal ve ekonomik ihtiyaçları çerçevesinde, ‘güçlü devlet, güçlü birey’ mantığıyla milli ve sosyal üreten ekonomi modelini önemsemek, vahşi kapitalizmin insanı paranın esiri olmaktan kurtarmaktır.

 

Hz Peygamber Efendimizin veda Hutbesinde İnsan Hakları’ ve ‘İslam’da kadın hakları’ kadının asıl kimliği ve hürriyeti konusu anlatılmakta! kadının her şeyden önce bir anadır. Sabır, şefkat ve merhametle çocuğunu yetiştirir ve terbiye eder. Bir baba çocuğu yetiştirmede bu derece sabır ve merhamet gösteremez. Zira kadının yaradılışındaki hususiyet, onu yüce ve farklı yapan sır iç âleminde baskın olan merhamet, şefkat, anlayış ve sabır gibi vasıflardır.

 

Kadının bu vasıfları, aile ortamında anneliği yaşamasıyla beraber ortaya çıkar ve anne bu özellikleriyle toplumları, cemiyetleri, devletleri meydana getirecek, kâinata şekil verecek olan o varlığı, yani insanı yetiştirir. Kadınların, Allah’ın bir emaneti olduğunu bilmek ve emanete gerekli önemi göstermek zaten imanın gereğidir.

 

Kadınların haklarına riayet edilmesi. Bu hususta Allah’tan korkunuz. Zira siz onları Allah’tan emanet olarak almışsınızdır.” (Ebu Dâvud) Kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz. Çünkü siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların ırzlarını Allah’ın kelimesi (nikâh akdi) ile kendinize helâl kıldınız.” (İbn-i Mâce: 3074) Bu nedenle kadının değeri önemli ve değerine evrensel hukuk içinde eşit değerde sosyal adalet içinde ülkeyi yöneten siyasiler ayrımcılık yapmadan, güçlü devlet! Güçlü birey için planlı çalışarak değer verilmesidir.

 

FARKLI FARKLIDIR

Bahçelerde çiçekler ayrı olur kokusu

Renkleri yaprağı görüntü başka başkadır.

Ne güzel yaratmış tabiatın dokusu

Denizi ırmağı bir başka başkadır.

*

Ovasında bahçe ağacı mahsulü boldur

Dağlarında yeşili kayası gözesi çoktur

Ormanında tepesi gölleri kuşları vardır

Kaynağında akan suları farklı farklıdır.

*

Denize bakınca akılda söz bulamasın

İçinde yaşayan canlıya bakıp düşünesin

Bazı denizinde suları farkı görürsün

Rüzgârın dalgası ahengi farklı farklıdır.

*

Mehmet der söylenecek söz çoktur

Gündüz gecesini birbirine giydirir

Işığı karanlığı bir yerden yandırır

Âlemde görünen hepsi farklı farklıdır.

Y.T::22.01.2020

Miskin Öğrenciye Mektup

Miskin Öğrenciye Mektup

Sevgili öğrencim;

Sen bizim ümidimizsin. Gün gelecek bizler toprak olup gideceğiz. İşlerimiz, güçlerimiz ve ülkemiz sana emanet. Bu emaneti yüklenmeye hazır mısın?

Bilgisayar oyunlarından aldığın bilgilerle ülkemizi geliştirmeyi planlamıyorsun değil mi?

Elinden tablet, telefon düşmüyor. Sanki eline yapıştı. Gözün hep onlarda. Gözümüz arkada kalmaz değil mi?

Ders çalışmamak için onlarca neden yüzlerce bahane. Bilgisiz çobanlık bile yapılmıyor farkındasın değil mi?

Her konuda bir fikrin var her şeyi biliyorsun. Çok bilen çok yanılır dediğimde gülüp geçiyorsun hâlâ yanılıyorsun hâlâ hata yapıyorsun biliyorsun değil mi?

Bak evladım bak çocuğum bu sana ciddi bir uyarıdır. Zaman geçiyor sınavların yaklaşıyor. Sen böyle hayaller âleminde bilgiç bilgiç yaşarken aklı başında yine senin yaşında binlerce genç sabahın erken vaktinde, gündüzün ortasında ve gecenin sonunda ders çalışıyor. Bir amaçları bir hedefleri var. Seni sınavda geçecekler farkında mısın?

Seni biz zorlamayla çalıştırıyoruz. Sende isteksizce konuyu çalışırken detayları tabii ki göremiyorsun.

Bir çiçeğe sevgiyle ilgiyle bakan mı yoksa üstünkörü bakan mı onun güzelliğini anlar. Zorlamayla bakmayacaksın, ilgi duyacaksın. O karmakarışık zannettiğin formül hayatın ta kendisi farkında mısın?

Al bütün matematik formüllerini koy hayatın içine, al tüm fizik formüllerini koy hayatın içine, bak bakayım zerre kadar sapma var mı? Zerre kadar düzensizlik var mı? Milim milim, mikron mikron tutmuyor mu?

Sapma senin aklında, düzensizlik senin hayatında ne yapsak ne etsek bitmiyor. Bir türlü şu nefsine söz geçirip masa başına oturamadın. Ne var şu masada seni bu kadar korkutan. Oturup çalışanlar akılsız mı? Vakitleri mi değersiz? Sen vaktini nasıl değerlendiriyorsun?

Bak aslanım, bak prensesim, mademki insan olarak doğdun, nefis ve şeytan sen mezara girene kadar her daim düşmanındır. Bunu böyle bil. Kendini onların eline bırakırsan seni çalıştırmazlar. Nefsin yan gelip yatmanı göbek büyütmeni tavsiye eder sana. Şeytan ise kötülüğü tavsiye eder. Tüm kötülükler cahillik çıkışlıdır.

Kötülükler dünyayı kurtaran saçma sapan senaryolu filmlerle önlenmez. Önce kendini kötülükten kurtar. Tembellik en büyük gaflet ve büyük bir kötülüktür. Tembel kişi bilerek ya da bilmeyerek bir sürü kişiye zarar verir, kötülük yapar.

Önce kendine bir iyilik yap. Kır zincirlerini. Kalk çalışma masana geç, Kendine güzel bir çalışma programı yap. Hemen 2-3 saatlik aralıksız bir çalışma yap.

Yardıma ihtiyacın olursa annen, baban, öğretmenlerin ve Ömer Karaman öğretmenin daima yanında bir tık uzağında sana destek olmak istiyor. Haberin olsun.

Sana güveniyoruz. Haydi, başla…

 

Eğitimle ilgili soru veya sorunlarınız varsa iletişime geçiniz.

 

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com

Eğitime dair çok sayıda pratik çözüm için Ömer Karaman Youtube kanalımızı takip ediniz.

 

 

Gemlik Belediyesinin Sayıştay Raporu

Gemlik Belediyesinin Sayıştay Raporu

Belediyeler için iki önemli kamu kurumu vardır.

Birincisi her yıl belediyelerin faaliyet raporlarını inceleyen Sayıştay kurumudur.

Sayıştay her belediyenin bütçesini, yatırılımlarını ve harcamalarını denetler.

Personel ücretlerinin bütçeye göre önerilen oranları aşıp aşmadığına bakılır.

Genellikle inceledikleri faaliyet raporları daha önceki yıllara ait sonuçlanmış dosyalardır.

Bir aksaklık varsa, düzenledikleri raporlarda belirtilir.

Bu işlemler sayıştay kurumunun her yıl yaptığı rutin faaliyetlerdir.

İkinci kurum ise İçişleri bakanlığıdır.

Eğer adliyeye intikal etmesi gereken bir konu varsa, bu bakanlık devreye girer.

Yalova belediyesinde olduğu gibi bir usulsüzlük tesbit edildiyse zanlılar açığa alınır ve adliye süreci başlar.

Geçen yıl Mudanya belediyesinde sayıştay denetiminden olumlu rapor aldıklarını duyurmuştu.

Bizde Mudanya belediye başkanını ve çalışanlarını kutlamıştık.

Bir kaç gün önce Gemlik belediyesinin 2019 yılı faaliyet raporunun sayıştaydan tam not aldığını öğrendik.

Başkan Sertaslan ve Belediye çalışanlarını tebrik ediyoruz.

Korona döneminde halkın belediyelere karşı daha hoşgörülü ve yapıcı göründüğünü izliyoruz.

Anadolu halkı Ankara’da liderler arasındaki kutuplaştırıcı üsluptan rahatsızdır.

Bu gergin ortama rağmen salgın hastalık halkımızı birbirlerine daha da yakınlaştırmıştır.

Anadolu halkı, bölen değil, ekonomik ve sağlık ihtiyaçlarını karşılayan bir siyaset istiyor.

Hem iktidardan, hemde muhalefetten, kutuplaştırma değil çözüm bekliyor.

Günün sözü,

Düşmanlarınızı affedin,

Bu bir büyüklüktür.

Ama, onları unutmak,

Büyük bir aptallıktır.

“J.F.Kenedy”

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ HAKKINDA

ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ HAKKINDA

Konuya nereden ve nasıl başlayacağım bilemiyorum. Özgüveni olmayan öğrencilerim ve onların yaşadıkları aklıma geldikçe gözlerim doluyor. Kalemi kaldırıp yazmak bana çok zor geliyor. Kendine güvenmeyen bireyler, hayatın her alanında her yaşta çile çekiyorlar. Eğitim yaşantıları, iş yaşantıları, sosyal hayatı, başarısızlıklar ve bocalamalarla geçiyor.

Sevgili anneler babalar özgüveni düşük çocuklar sizin eseriniz. Öncelikle bunu iyi bilin. Yapılan araştırmalara göre özgüven eksikliğinin temel ve en büyük sebebi maalesef anne baba imiş. Çocuğunuza sinirle söylediğiniz bir kelime, bir cümle onun kendine olan güvenini sarsıyor. Sizin sinirinize hâkim olamayıp, sabredemeyip bir çırpıda cümlenizi düzeltmek için psikologlar belki yıllarca uğraşıyor ama tam düzelmiyor işte.

Özgüven ihtişamlı bir vazo gibidir. Kırıldığı zaman tekrar toparlamak çok zordur. Camları bir araya getirip yapıştırsanız bile eski ihtişamı kalmayabilir. Camları eritip yeniden imal etmelidir. Yani çocuğunuzun özgüveni kırıldı ise en baştan tekrar şekillendirmelidir. Bu da çok zor bir süreçtir. Çoğu anne baba bu sürece ne vakit ayırabilirler ne de sabır gösterebilirler.

Peki, bu vazoyu kırmamak için ne yapmalıyız? Çocuklarımızın özgüvenini nasıl koruyalım ve yükseltelim? Her daim çocuklarımıza gerçekten güvenmeli ve bunu hissettirmeliyiz. Çocuk anne babasının gerçekten mi yapmacıktan mı davrandığını bilir. Rol yaparak bunu gizleyemezsiniz.

Düşününki anneniz ya da babanız çok sıkıntıda ve size keyifli gözüküp bunu gizlemeye çalışıyorlar. Bu durumu anlamaz mısınız? Her ne kadar yüzleri gülse de içlerindeki sıkıntıyı hissetmez misiniz? Çocuklarımızda aynıdır. Bizim gerçek duygu ve düşüncelerimizi hemen anlarlar. Bu yüzden kendisine gerçekte güvenmediğiniz çocuğunuza boşuna yapmacıktan sana güveniyorum falan diye cümle kurmayın. Lafa gerek yok o bilir siz ona ne kadar güveniyorsunuz ve sizin ona güvendiğiniz kadar da onun kendine güveni gelir.

Bu yüzden çocuklarımızın iyi okulları kazanabilmeleri için, ileriki yıllarda başarıları ve mutluluğu için, kendilerine, vatana, millete faydalı olmaları için onlara güvenin ve bunu gerçekten inanarak yapın. Ona güvendiğinizi de tam ve net olarak hissettirin. Gerçekten de üşengeç, hiçbir şeyi düzgün yapamayan, kendisine zor güvenebileceğiniz bir çocuğunuz da olabilir. Ama sizin çocuğunuz olması sizin kanınızdan, canınızdan olması ona güvenmeniz için yeterli bir sebep değil mi? Çocuğunuza çok samimi bir şekilde sarılıp sana güveniyorum demeye ne dersiniz? Belki de bu ufak hareketinizle onun hayatında bambaşka sayfalar açmış olursunuz.

Bir sonraki özgüven yazımızda size özgüven eksikliğini giderici antrenmanlar vereceğim. Özgüveni yüksek bireyler yetiştirip ya da olup hayatta başarılı olmanız dileklerimle. Sağlıcakla kalın. Hoşça kalın.

 

 

 

Eğitimle ilgili soru veya sorunlarınız için lütfen mail atınız…

 

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com

 

 

İÇİM ŞİŞTİ!

İÇİM ŞİŞTİ!

Böyle deriz değil mi?

“İçim şişti!”…

Sürekli, ard arda gelen sıkıcı hatta kasvetli günlerin sonunda bunu deriz. Biz bırakın günleri, haftalara yaydık…O da yetmedi, aylara yaydık içimizin şişmiş hallerini.

Siz yine de başlığa ya da yazının girişine bakıp da içinizi şişirecek, bunalım dolu bir yazı yazacağımı sanmayın! Tam aksine, sizi temin ederim gülümseten bir yazı yazacağım.

Bozuk ekonomi, çarpık siyaset, vefatlar, kazalar, şiddet, seçim hüsranları, yok aşı bulundu bulunmadı konuşmaları, hemen sonrasında aşı geldi gelecek, oldu olacak söylemleri…

Falanlar filanlar!

Hasılı, hangi konuyu kaleme alayım desem kara kaplı defter misali her biri!

İnanın çabalıyorum! Sizlere birkez de olsa iç açıcı bir yazı yazmak için gayret ediyorum. Arıyorum, tarıyorum…Hangi iki satırı yazsam da okurları bir parça gülümsetsem diyorum.

Yok, yok, yok…

“Durup dururken fıkra yazacak da değilim ya!” derken, fıkralık bir haber düştü telefonuma!

Haber Kanada’ dan. Haberin konusu yine pandemi olsa da okurken bu kez gülümsetti beni!

Sizi daha fazla bekletmiyor ve haberin içeriğini yazıyorum;

Haberin kahramanları Kanada’da yaşayan bir karı koca.

“Kanada’ nın Sherbrooke kentinde yaşayan karı koca dünyaya nasıl haber olur ki?” demeyin ve alt satırları okuyun.

Malumunuz, Kanada da kısıtlamaların olduğu ülkeler arasında. Gerçi hangisi değil ki!

Sokağa çıkabilmek için tek yasal sebep ise, köpek gezdirmek. Aksi halde pandemiden dolayı millet ev hapsinde.

Ev hayatından sıkılan, bunalan bir kadın çareyi, dışarıya çıkabilmek için mevcut olan tek yasada buluyor ve kocasına tasma takarak, dışarıda gezintiye çıkıyor!

Yanlış okumadınız! Kadın, kocasına tasma takarak, sokakta geziyor ve üstelik yanlarına gelen polise de “Köpeğimi gezdiriyorum. Gayet doğal bu!” cevabını veriyor. Elbette Kanada polisi bunun olağandışı olduğu gerekçesiyle çifte 1.200′ er dolar ceza yazsa da durumdaki trajikomik hal beni gülümsetiyor. Hele bir de bu sahnenin resmini görünce! Kadın önden gidiyor, elinde tasmanın tutacı, eşi ise dört ayak üstünde ardından gidiyor.

Hep demişimdir; “insan zekası zor zamanlarda enteresan fikirler üreten makina gibidir ” diye. Tabii bununla birlikte aklıma bir sürü soru gelmedi desem yalan olur!

Mesela, bu olayın bizde yaşanma olasığı yüzde kaçtır? Veya Kanadalı eş, karısının bu isteğini hangi sebeple ve hangi şartlarda kabul etmiş olabilir? Ya da kadının akıl sağlığı için bir ölçüm yapıldı mı acaba? Dahası, pandemi sabrımızdan sonra, yavaş yavaş akıl sağlığımızı da tehdit etmeye başlamış olabilir mi? vs vs…

Eminim bu yaşanmışlığı okuduktan ve hatta o adamcağızın tasmalı bir şekilde, köpekler gibi dört ayak üstü vaziyette sokakta gezen resmini gözönüne getirdikten sonra sizin de aklınıza birçok soru takılacaktır.

Şahsen ben bu haberi gülümseyerek okumayı tercih ettim. Belki de gülümsemeye ihtiyacım olduğu içindir. Ancak aranızda kızarak okuyacaklar da olabilir.

Seçim sizin!

Esen kalın.

BUGÜNDEN YARINA SİYASI ÇEKİŞMELER VE ŞİİR’İM”

BUGÜNDEN YARINA SİYASI ÇEKİŞMELER VE ŞİİR’İM”

Bugünlerin mevcut siyasi iktidarı ve ana muhalefet arasında önemli ülke insanının sorunlar olan konulardan uzaklaşarak gündem değiştirerek algı modası düellosu yaparlar ve mevcut siyasi iktidar bu gündem algılarından çok hoşlanarak ana muhalefet partisini sürekli böyle olması için acılı tatlılı okşar ve hadi iyisiniz diyerek hep böyle devam edin der.

Mevcut iktidar SGK’yı geçmişte kim batırdı ortaya atar, Türkiye’yi 19 yılda kim batırdı sorulsa cevap alınmaz ana muhalefet partisi yetkilileri her kafadan değişik cevap yetiştirme iddiasına çalışırken tuzağa düşerler. İktidar mensupları günlerce televizyon kanallarında konu hakkında konuşurlar gerçek olan yanlış gidişatı saklar ve gündem dışı bırakarak ülke insanını algılarla gözler boyarlar.

 

O bahsi gecen zamanda 2 yıllık SSK müdürlüğü dönemi ile 19 yıllık mevcut iktidarın dönemini kıyaslanırsa ve SGK’nın bugün 427.9 milyar liralık açığı olduğundan bahsediyorlar. Bir defa “genel müdür dönemi” ile “siyasi iktidar dönemi” kıyaslanamaz. Bir genel müdür, istese bile SSK’yı veya bugünkü yapısıyla SGK’yı batıramaz. Bu işin sorumlusu dönemin siyasi iktidarı CHP dir. CHP sözcüleri bu gerçeği hiç düşünmeden şimdiyi konuşup dururlar, vatandaş ne yapsın? Kaldı ki 19 yıl içinde bırakın SGK’yı, Türkiye’nin bütün stratejik kuruluşları satılmış, suları ve ormanları yağmalanmış, Hazine’si boşaltılmış. Siz neyin hesabını yapıyorsunuz?

 

Günümüz dünyasında bundan böyle geleneksel kavram ve değerlerin yerini dijital değerler almış ve tüm dünyayı küreselci para efendileri dizayn ederken, öğretmenin yerini “internet öğretmenliği”, din adamının yerini “google imamı”, komşunun yerini “Facebook komşu ve benzerleri” Almaya başladı, sizler neden bahsedersiniz.

 

Siyasetçiler birbirlerini mahkemeye verme yarışında ülke sorunlarını unutarak, adalet sistemini düşünmeye vakit bulamıyor. Siyaseti toplumun sorunlarını, ihtiyaç değerlerini üzerinden yapamazlar milletin zamanını gereksiz konularla çalmış olurlar ve sorunlar yumağını büyüterek çözümsüz hale dönüştürmekten zevk alırlar. Bu gidişattan. Türk siyaseti çıkmalı ve parti genel başkanlarının her şeyden önce zehirli benlik liderlikten kendilerini kurtarmaları gerekir! Doğru söz tektir.

 

Bugün ülkem siyasetçilerinde, yandaşlık, kayırmacılık, her şey mubah zihniyet var oldukça ne terörle mücadele! Nede ekonomiyle ve benzer sorunlarla mücadele yapılmaz, ülkemizin bozulan huzurundan rahatsız olmayanlar oldukça ülkemizin rahata ermesi mümkün değildir.

 

Genelde insanlığa ve Türk insanına dijitalleşme yoluyla dayatılan sanal ve soyut bir hayat söz konusudur. Kimin neyi paylaşacağına, neyi öğreneceğini, neyi beğeneceğine ve neyi söyleyeceğine elektronik karar vermek olacağıdır. Ülkeyi yöneten ey iktidar ve ana muhalefet partisi ülke insani sizleri vekillik verdi çekişin demedi, millet için çalışın ülkeyi geliştirin dünyanın gidişatından haberdar olun, Türk halkına hizmette yarışın, milletinize doğrular üzerinden yön verin birliğine güç geleceği güven içinde kuşaktan kuşağa devamlılığını sağlayın diye iktidar ve muhalefet yaptı milleti kutuplaştırın diye göreve getirmedi, ülke insanı çok rahatsız haberiniz olsun bilesiniz. Tüm milletimize sağlık esenlikler dilerim.

 

GİTMİŞ ÜLKEMİN GÜZEL YAYLALARI

Dağlarda çekmiş çimen çiçeği

Artmış kara bulutu dumanın.

Güzel kalmamış geçmiş halleri

Doğada neşesi gitmiş yaylaların.

*

Gözeden çıkar kaynak suları

Akınca yöresinde o yeşilleri

Kurumuş gözyaşı ile cehresi

Boş kalmış güzel yayların.

*

Gariptir dağı tepeleri düzleri

Yoz kalmış tarlaları bağları

Tilki, çakal dolmuş gezmeleri

Bitmiş ülkemde güzel yaylaları.

*

Gölünde kalmadı çeken suları

Ötmez olmuş göç turnaları

Bilinmez yere varan göçleri

Solmuş ülkemin yayla gülleri.

*

Dereleri yok olmuş yerinde

Görünce düştüm derin derde

Tehlikeli gidiş birden gelince

Gitmiş güzel ülkemin yayları.

*

Mehmet der gezdim çevreyi

Adım adım attığım yaylaları

Bozulmuş her hali bozkırları

Gitmiş ülkemin güzel yaylaları.

Y.T: 19.08.2018

OKUL PUANININ LGS YE ETKİSİ KAÇ PUANDIR?

OKUL PUANININ LGS YE ETKİSİ KAÇ PUANDIR?

-0 (Sıfır) puandır.

Şaşırdınız mı? Şaka yapmıyorum gerçekten de sıfır puan etkiler. Bildiğiniz sıfır hani doğal sayılar sıfırdan başlar ya onun sıfırı işte. İnanmıyorsanız Google da ‘okul puanının Lgs ye etkisi’ diye yazın ve taratın. Göreceksiniz ki 8. sınıf okul puanı ya da ortaokul diploma puanının Lgs puanına hiçbir etkisi yoktur.

Lgs de kaliteli bir Anadolu ya da fen lisesini kazanmak istiyorsanız yani puanla öğrenci alan bir okula gitmeyi planlıyorsanız, okul puanı Lgs puanına etki etmez.

Fakat ben adrese dayalı olarak Lgs sınavından bağımsız evime yakın bir liseye yerleşmek istiyorum derseniz o zaman okul puanı önemli oluyor. Fakat burada da hem okulun kalitesi ve verdiği eğitim, hem de çoğu öğrencinin puanlarının yüksek olmasından dolayı yine diğerlerine nispeten daha iyi olan okullara kayıt yaptırmakta sıkıntı çıkmakta ve çoğu öğrenci nispeten iyi liselere kayıt yaptıramamaktadır.

Yani kısacası Lgs puanı hesaplanırken okul puanı dikkate alınmaz. Ama öğretmeniniz okul puanının çok etkili olduğunu vs. söylemiştir muhtemelen çünkü öğrenciler okul puanının etkisiz olduğunu öğrenince okul derslerine değil Lgs çalışmalarına ağırlık veriyor bu da öğretmenlerimizin hoşuna gitmiyor.

 

 

 

Neden bunları açıklama ihtiyacı hissettim? Geçenlerde Lgs ye hazırlık yaptığımız bir öğrencime beden eğitimi veya resim dersi gibi Lgs sınavında soru gelmeyen bir dersten öğretmeni 3-4 gününü alacak (daha doğrusu sınavdan çalacak) ödev vermiş ve eğer yapmazsan zayıf veririm okul puanın Lgs de düşük olur, sende iyi yerleri kazanamazsın tarzında tehdit etmiş.

Oldu mu şimdi? Bu kadar insafsızlık bu kadar düşüncesizlik olur mu? Sonrada öğretmene saygı azaldı diyorlar. Lgs sınavı Çocukların ergenlik çağında sadece bir defa girebilecekleri bir sınavdır. Ve öğrencinin tüm eğitim hayatını en yoğun şekilde bu sınav etkiler. Çünkü İyi bir lise iyi bir üniversite demektir. Hangi öğretmen ne hakla öğrenciyi Lgs ye çalışmaktan alıkoyabilir? Üstelik sınavda bile çıkmayacak bir şey için…

Anneler babalar sizlere sesleniyorum. Lütfen bu bilgiye göre çocuğunuzu yönlendirin. Lgs sınavına okul puanının 1 puan bile etkisi yoktur. Çocuklarınız online derslerden günlük programlarına kadar çalışmalarını buna göre ayarlasınlar.

Eğitimle ilgili soru veya sorunlarınız için lütfen mail atınız…

 

Matematik Öğretmeni & Eğitim Danışmanı

Ömer KARAMAN

İletişim= omerkaraman2003@hotmail.com